Yapı Fuarı- Turkeybuild İstanbul %50 devlet desteği aldı.
17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde bu yıl 46’ncısı gerçekleşecek olan Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul Balkanlar, Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkeleri, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı kapsayan bölgedeki en büyük, dünyada ise beş büyük yapı fuarından biri olma özelliğini taşıyor.Fuar hem yerel hem de yabancı katılımcıları bir araya getiren önemli bir platform görevi görüyor. Ziyaretçilerini cezbeden fuar, yeni iş birliklerinin kurulmasında da büyük rol oynuyor. İtalya, Rusya, Avusturya, Almanya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden 319 katılımcıyı ağırlayacak olan fuar bu yıl %50 devlet teşviği ile destekleniyor. Bölgedeki en etkili iş platformu olmasının yanı sıra, Türk yapı sektörünün en uzun süredir düzenlenen fuarı olma niteliğini de taşıyan Turkeybuild İstanbul, 60’tan fazla ülkeden 400’ün üzerinde VIP satın almacıya da ev sahipliği yapacak. Fuara aynı zamanda bu sene 10.000’den fazla profesyonel alıcı bekleniyor. İKSD İş birliğiyle Yapı Fuarı-Turkeybuild İstanbul 2024’te Özel İskele-Kalıp Salonu! İKSD ve ICA Build Fuarcılık A.Ş. iş birliğiyle, bu yılki Yapı Fuarı-Turkeybuild İstanbul 2024 fuarında İskele Kalıp firmalarına özel bir salon oluşturuluyor.ICA Build Fuarcılık A.Ş. ve İKSD arasında yapılan bu iş birliği anlaşması ile fuara katılan firmaların daha fazla etkileşim yaratması amaçlanıyor. İskele-Kalıp Sanayicileri Derneği üye firmalarının da yer alacağı bu özel salon ile katılımcılar ürünlerini sergileme ve yeni iş bağlantıları kurma fırsatı bulacak. Yapı Fuarı Direktörü Banu Keskin, “46. yılı deviren Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul’a yabancı katılımcı, alıcı ve ziyaretçi ilgisinin katlanarak devam ettiğini özellikle belirtmek isterim. Stant satışlarının daha şimdiden %90’ı tamamlandı. Yoğun talebin devam etmesiyle birlikte bir salon daha açma imkânımız olabilir. Ekonominin canlılığını koruması, iş birliklerin sürdürülebilirliği için fuarlar kritik başarı faktörü. Bu durumu desteklemek adına oldukça verimli ve yol gösterici bir etkinlik programı hazırladık. Sektör önderleri tecrübeleriyle yeni fırsatları, sektörün gittiği yönü anlatırken, girişimcilerimiz yapı sektörünün geleceğine dair yeni iş modellerini, ürünlerini ve fikirlerini bizlere sunacak. Fuara katılımı teşvik etmek ve sektörümüzün daha da güçlenmesini sağlayan %50 devlet teşviği sektöre olan desteğin bir göstergesidir ve katılımcılara ekonomik açıdan önemli avantajlar sunmaktadır. Bu teşvik, sektörümüzün sürdürülebilir büyümesine katkıda bulunacak ve Türkiye’nin yapı alanındaki güçlü kaslarını daha da güçlendirecektir. Bu önemli teşviği değerlendirerek sektördeki yenilikçi projelere katkıda bulunmak isteyen tüm katılımcıları fuarımıza bekliyoruz. Sektörün girişimcilerle bir araya gelerek daha yenilikçi, çözüm odaklı ve verimli sonuçlar elde edebilmesi, Türkiye’nin yapı alanındaki güçlü kaslarının daha da güçlenmesi adına oldukça önemli.ICA Build Fuarcılık A.Ş. olarak inşaat sektöründeki deneyimimiz ve bilgi birikimimiz ile sektörün öncülerine bu yıl yeni fırsatlar sunmak istiyoruz. 46. yılına giren Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul’ da aynı zamanda İKSD ile yapmış olduğumuz iş birliğinin de diğer ilgili sektörler içinde örnek olacağı inancındayız. Sektöre değer katmaya ve birlikte daha başarılı projelere imza atmaya kararlıyız.” FUAR ZİYARETCİ OLMAK İÇİN TIKLAYIN :)) kaynak : ISTANBUL YAPI FUARI
TRUMP BİRÇOK KARARNAMEYİ İMZALAMAKLA GÖREVE BAŞLADI
Donald Trump, Amerika Birleşik Devletleri’nin 47. Başkanı olarak yemin ettikten sonra görevinin ilk gününde bir dizi kararname imzaladı. Beyaz Saray’da bir dönem daha görevde kalmak için suçlamalar, cezai iddianameler ve bir çift suikast girişiminin üstesinden gelen Donald Trump 20 Ocak günü 47. ABD Başkanı olarak yemin etti. Geleneksel olarak açık havada yapılan yemin töreni, alışılmışın dışında bir şekilde Washington’daki yoğun soğuk hava ve rüzgâr nedeniyle kapalı mekâna taşındı. Eski ABD Başkanı Joe Biden ve görevi devralan Başkan Trump Beyaz Saray’dan birlikte ayrılarak açılış etkinliklerine başlamak üzere ABD Kongre Binası’na doğru yola çıktılar. Her iki isim de siyasi geleneklere uygun olarak aynı aracı paylaştı. Kongre binasına vardıktan sonra Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance yemin ederek göreve başladı. Trump daha sonra 30 dakikadan fazla süren açılış konuşmasını yaptı. Etkinliğe aralarında dünya liderlerinin de bulunduğu yabancı devlet adamları da katıldı. İtalya Başbakanı Georgia Meloni, Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Çin Devlet Başkan Yardımcısı Han Zheng törende hazır bulundu. Törene çok sayıda milyarder, iş dünyası yöneticisi ve influencer da davet edildi. Tesla ve SpaceX’in patronu Elon Musk, Meta’nın sahibi Mark Zuckerberg, Amazon’un patronu Jeff Bezos, UFC’nin patronu Dana White ve LVMH’den Bernard Arnault katılımcılar arasındaydı. Başkan daha sonra açılış geçit törenine katıldı ve etkinliğe tanıklık etmek için ABD başkentinin sokaklarını dolduran destekçilerine el salladı ve görevdeki çok yoğun bir ilk gün olacağına söz verdiği Beyaz Saray’a doğru yola çıktı. Trump, Oval Ofis’e vardığında hiç vakit kaybetmedi ve “Amerika’nın altın çağı” olacağını belirttiği dönemi başlatmak için hızla çalışmaya başladı. İşte ilk günden itibaren yaptığı tüm değişiklikler: 6 Ocak Kongre baskınına katılanlara af Trump, 2024 başkanlık kampanyası sırasında defalarca söz verdiği gibi, 2020 ABD seçimlerinde Joe Biden’a yenilmesini kabul etmeyerek 6 Ocak 2021’de ABD Kongre binasını basan kişilere ilk günden af çıkardı. Pazartesi günü geç saatlerde ABD Başkanı, milletvekillerinin Biden’ın zaferini onaylamak üzere toplandığı sırada, Kongre’ye yönelik saldırılarda hüküm giymiş ya da cezai olarak suçlanmış yaklaşık 1500 kişiye tam af çıkardı. Cezaların hafifletilmesi aynı zamanda aşırı sağcı ‘Proud Boys’ ve ‘Oath Keepers’ gruplarının kışkırtıcı komplo kurmaktan hüküm giymiş ya da suçlanmış 14 üyesinin cezalarını da kapsıyor. Ekonomi ve TikTok Trump, Biden’ın eylemlerini yürürlükten kaldırarak ve kendi emirlerini ekleyerek her federal kurumu tüketici enflasyonuyla mücadele etmeye yönlendirmek olarak tanımladığı büyük ölçüde sembolik bir memorandum imzaladı. Trump, petrol ve doğal gaz üretimi üzerindeki düzenleyici yükleri hafifleterek tüketim mallarının maliyetlerini düşüreceğini vaat ediyor. Ticaret konusunda ABD Başkanı, 1 Şubat’tan itibaren Kanada ve Meksika’ya yüzde 25 gümrük vergisi uygulayacağını söyledi, ancak Çin’den ithalatı vergilendirme planlarını açıklamadı. Trump ayrıca, Kongre’nin Tik Tok yasağını 75 günlüğüne durdurmayı amaçlayan bir emir imzaladı. Trump bu dönemin, popüler sosyal medya platformunun Amerikalılara açık kalmasına izin verirken ulusal güvenlik çıkarlarını koruyacak bir anlaşmayla platform için ABD’li bir alıcı bulmak için bir pencere görevi göreceğini söylüyor. Önce Amerika İlk döneminde yaptıklarını tekrarlayan Trump, ABD’yi Dünya Sağlık Örgütü’nden (WHO) çıkaran bir kararname imzaladı. Ayrıca ABD’nin dış yardım harcamalarının kapsamlı bir şekilde gözden geçirilmesini emretti. Her iki hamle de dış ilişkilere yönelik izolasyonist ‘Önce Amerika’ yaklaşımına paralel olarak gerçekleşti. Trump ayrıca daha sembolik hamlelerle Meksika Körfezi’nin adını ‘Amerika Körfezi’ olarak değiştiren bir kararname imzalamayı planladı. Şu anda Denali olarak bilinen Kuzey Amerika’nın en yüksek dağı, eski adı olan McKinley Dağı’na geri dönecek. Eski Başkan Barack Obama tarafından yeniden…
Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : TRUMP UN KAZANMASIYLA ORTAYA ÇIKAN SONUÇLAR
Hala oy sayımının devam ettiği yerler olsa da Trump, ABD başkanlığını garantiledi. İşte, seçimlerden çıkarılacak beş önemli sonuç. Donald Trump, Pensilvanya ve Wisconsin gibi kilit öneme sahip eyaletleri kazanarak ABD’nin 47. başkanı seçildi. Anketler eski başkan ile Demokrat aday Kamala Harris’in haftalardır kıran kırana bir yarış içinde olduğunu gösteriyordu. Seçimlerin henüz sonuçlanmadığı eyaletler olsa da Trump çarşamba günü zaferi garantiledi. İşte bu çalkantılı seçimden çıkarılacak bazı sonuçlar: 1. Trump, Pensilvanya’da farkı açtı Trump, Georgia, Pennsylvania ve Wisconsin gibi önemli eyaletlerde rakibine kıyasla baskın performans gösterdi. Pensilvanya, Harris’in kampanyası için kazanılması gereken bir eyalet olarak görülüyordu ancak yarışın çekişmeli geçmesi de bekleniyordu. Mevcut Başkan Joe Biden 2020’de bu eyaleti sadece 81.000 oy farkla kazanmıştı. Eyalet daha önce 1992 ve 2012 yılları arasında Demokratları tercih etmişti. Cumhuriyetçi eğilimli kırsal ilçelerde Trump eyalette daha iyi performans gösterdi ve Biden’ın 2020’de az bir farkla kazandığı eyaletin kuzeydoğusundaki Erie County’yi alması muhtemel görünüyordu. Harris, Philadelphia ve Pittsburgh gibi sol eğilimli şehirlerde Biden’ın 2020 seçimlerine kıyasla daha düşük performans gösterdi. 2. Trump lehine demografik değişim seçim sonucunu etkiledi AP VoteCast’in 120.000’den fazla seçmenle yaptığı ankete göre, siyah ve Latin seçmenlerin Harris’i destekleme olasılıkları 2020 seçimlerinde Biden’a olan desteklerinden daha düşüktü. Trump, seçmenlerin yaklaşık yüzde 68’inin Latin kökenli olduğu Florida’daki Miami-Dade ilçesini kazandı. Bu bölge daha önce Demokratların kalesiydi. AP VoteCast anketinde ayrıca, Trump’ın genç seçmenler arasında 2020 seçimlerinde olduğundan daha iyi bir performans gösterdiği ortaya konuldu. ABD’deki Purdue Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan James McCann oylama öncesinde Euronews’e verdiği demeçte, “Daha fazla etnik ve ırksal farklılığın doğal olarak Demokratlara avantaj sağladığı yönündeki genel kanı vardı ve Demokratların medeni hakları desteklediği 1960’lardan kalan bir miras olarak bunun nasıl gerçekleştiğini görebilirsiniz,” dedi. McCann, “Şimdi gördüğümüz şey, bu eski bölünmelerde bazı değişikliklerin olabileceğidir,” diye konuştu ve anketlere göre, Trump’ın, önceki başkanlara kıyasla siyah erkek seçmenler arasında daha iyi performans gösterdiğini sözlerine ekledi. 3. Cumhuriyetçiler Senato’yu aldı ama Temsilciler Meclisi’ne hala belirsizlik hâkim Cumhuriyetçiler Montana, Batı Virginia ve Ohio’da üç sandalye kazanarak Senato’nun kontrolünü ele geçirdi. Genellikle Cumhuriyetçilere oy veren bir eyalet olan Virginia’da seçmenler, eski bir Demokrat ve bağımsız Joe Manchin’in koltuğunu oyladı. Eyaletin Cumhuriyetçi valisi Jim Justice, koltuğu Cumhuriyetçilerin lehine kazandı. Ohio Senatörü Demokrat Sherrod Brown da koltuğunu, Kolombiya’dan beş yaşında ABD’ye gelen ve daha önce galericilikle uğraşan Cumhuriyetçi Bernie Moreno’ya kaptırdı. Montana’da ise, Cumhuriyetçi Tim Sheehy, görevdeki Demokrat Senatör Jon Tester’ı yendi. Demokratların meclisi değiştirmek için sadece birkaç sandalyeye ihtiyaç duyduğu Temsilciler Meclisi’ni kimin kazanacağı henüz belirsizliğini koruyor. Cumhuriyetçiler 2022’de Temsilciler Meclisi’nin kontrolünü ele geçirmişti. Demokratlar Temsilciler Meclisi’ni kazanabilirse, kontrolün bölündüğü ya da hükümetin bölündüğü mevcut Kongre’ye benzer bir durum ortaya çıkacak. ABD siyasetinde alışılmadık bir durum olmasa da bu durum milletvekillerinin yasalar üzerinde daha sık uzlaşmaları gerekebileceği anlamına geliyor. 4. Trump’ın zaferi Avrupa’nın savunmasında yankılanabilir Analistler seçim öncesinde Euronews’e Trump’ın “Önce Amerika” söyleminin savunma, güvenlik ve Avrupa ülkeleriyle ticareti etkileyebileceğini söyledi. Trump şubat ayındaki bir mitingde Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyelerinin savunma harcamalarını artırmaması halinde onları korumayacağını söyledi: “Faturalarınızı ödemek zorundasınız.” Trump’ın seçimi kazanması üzerine NATO Genel Sekreteri Mark Rutte yorum yapmakta gecikmedi ve eski başkanı kutladığını belirtti. “Onun liderliği ittifakımızın güçlü kalmasında yine kilit rol oynayacaktır. NATO aracılığıyla güç yoluyla barışı ilerletmek için onunla yeniden çalışmayı dört gözle bekliyorum,” dedi. Bir başka endişe konusu da…
Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : ALMANYA EKONOMİSİ SIKINTIDA
Üretim sektöründeki sıkıntılar ve özellikle Çin kaynaklı küresel rekabet, yapısal sorunların nedeni olarak gösteriliyor. Almanya’da ekonomik sıkıntılar sürüyor ve ülke 2024 yılının kalan aylarında resesyon tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Ekonomi Bakanı Robert Habeck çarşamba günü, ekonominin bu yıl yüzde 0,2 oranında küçülmesinin beklendiğini açıkladı. Bu oran daha önceki yüzde 0,3’lük büyüme tahminlerinden düşük olmakla beraber üst üste ikinci kez küçülme yaşanacağına işaret ediyor. Bu kasvetli görünüm, Almanya’yı 2023’teki yüzde 0,3’lük düşüşün devamı olarak 2024’te daralması öngörülen tek G7 ekonomisi haline getiriyor. Gerilemede ülkenin üretim sektöründe karşılaşılan zorluklar ve başta Çin olmak üzere küresel rekabetin olumsuz etkileri de dahil uzun süredir devam eden yapısal zorluklara pay biçiliyor. 2025’te toparlanma umudu Yakın vadedeki kasvetli görünüme rağmen, Alman hükümeti ekonominin 2025 yılında büyüyeceğini ve gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) daha önceki yüzde 1’lik büyüme öngörüsüne kıyasla, biraz artışla yüzde 1,1 oranında gerçekleşeceğini düşünüyor. 2026 yılına gelindiğinde ise, özel tüketimdeki artış ve enflasyondaki istikrar sayesinde büyüme oranı yüzde 1,6’ya ulaşabilir. Ancak bu tahminler yapısal reformların başarılı bir şekilde uygulanmasına ve küresel ekonomik koşulların istikrara kavuşmasına bağlı. Habeck’e göre 49 tedbirden oluşan kapsamlı bir büyüme paketinin uygulanması büyük önem taşıyor. Bu tedbirler, yatırımların teşvik edilmesini, verimliliğin arttırılmasını ve uzun süredir devam eden yapısal sorunların üzerine giderek ekonomiyi canlandırmayı amaçlıyor. Habeck, bu planın başarıyla uygulanması halinde “ekonominin daha güçlü olacağını ve daha fazla insanın işine geri döneceğini” ancak bunun başarısının muhalefetin kontrolündeki Bundesrat da dahil olmak üzere parlamentonun her iki kanadının da desteğine bağlı olduğunu vurguladı. Öte yandan enflasyon oranlarında hükümet tahminleri revize edildi. Geçen yıl yüzde 5,9 olan enflasyonun 2024’te yüzde 2,2’ye düşmesi ve sonraki yıllarda daha da azalarak 2026’da yüzde 1,9’da istikrar kazanması bekleniyor. Fiyat artışları ve vergi indirimlerinin yanı sıra düşen enflasyon oranları, 2025 yılında mütevazı ekonomik büyümeyi sağlayabilecek özel tüketimi canlandırmada önemli bulunuyor. Ekonomik sıkıntılar, araştırma enstitüsü IFO’nun ülke ekonomisini “krizden çıkış yolu bulamadığı” şeklindeki çalışmalarıyla daha da görünür hale geldi. Enstitüye göre hem konjonktürel hem de yapısal faktörler Almanya’nın büyüme beklentileri üzerinde ağır bir yük oluşturuyor. IFO Müdür Yardımcısı Dr. Timo Wollmershäuser, “Diğer ülkelerde yükseliş hissedilirken, Alman ekonomisi can çekişiyor,” dedi. Bu durumu, karbon salınımının azaltılması, dijitalleşme, demografik değişimler ve enerji fiyat şoku ile Çin’in küresel ekonomideki değişen rolü gibi jeopolitik çalkantılar da dahil olmak üzere bir dizi faktöre bağlıyor. Almanya’nın sanayi altyapısı uzun bir süredir yaşanan ekonomik sıkıntılardan ötürü ciddi bir şekilde etkilendi. Bu da daralmanın geçici bir konjonktürel yavaşlamayı yansıtmaktan ziyade yapısal sorunlara dayandığını gösteriyor. Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) Eylül 2024’te 40,6’ya gerileyerek art arda 27. ayında da daralmış ve Myanmar’dan sonra küresel ölçekte en kötü ikinci değer olmuştu. Özellikle ihracat siparişlerindeki bu uzun soluklu düşüşün son yıllarda benzeri görülmedi. Hamburg Ticaret Bankası’nın baş ekonomisti Dr. Cyrus de la Rubia, “Çin şokunun” kilit bir faktör olduğunu vurgulayarak, otomotiv ve makine mühendisliği gibi sektörlerin artan rekabete uyum sağlamakta zorlandığını belirtti. Şirketlerin devredilmesi ve stratejik satışlar Bu zorlukların ortasında, Alman şirketleri fırtınayı atlatmak için giderek daha fazla yabancı yatırımcılara yöneliyor ya da satış için cazip hedefler haline geliyor. Almanya’nın ulusal demiryolu operatörü Deutsche Bahn, geçtiğimiz günlerde lojistik iştiraki Schenker’i Danimarkalı rakibi DSV’ye yaklaşık 14 milyar euro (524,9 milyar TL) karşılığında satmayı kabul etti. Bu nakit akışının, operasyonel verimsizlikler ve sık sık yaşanan gecikmelerle mücadele eden Deutsche Bahn’a büyük ölçüde finansal rahatlama…
Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : KASIM AYI YURT DIŞI ÜRETİCİ FİYAT ENDEKSİ
Enflasyonun birçok çeşidi mevcuttur ve tüm bu çeşitler TÜİK tarafından belirli dönemlerde kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Doğal olarak bizleri vatandaş olarak en çok ilgilendiren tüketici fiyat endeksi olduğundan diğer enflasyon çeşitlerine çoğunlukla ilgi göstermeyebiliriz ama hepimizin bilmesi gereken diğer endeksleri de unutmamamız gerekir. Bunlardan en önemlileri Yİ-ÜFE, TÜFE, YD-ÜFE sayılabilir. Yurt dışı üretici fiyat endeksi; belirli bir dönem içinde yurt dışına satılmak üzere üretimi yapılan ürünlerde yaşanan fiyat değişikliğidir. Yani ihracat için üretilen ürünlerde yaşanan fiyat hareketleri olarak tanımlanabilir. İhracat, bir ülkenin ekonomik anlamda büyümesi, gelişmesi için olmazsa olmaz faktörlerin başında gelir. İhracat yüksek rakamlara ulaşmış ise o ülkede üretim var demektir, işsizlik azalmakta demektir, devletin vergi gelirleri artıyor demektir, ülkeniz döviz rezervleri artıyor gibi birçok olumlu ekonomik gelişmeler oluyor demektir. Ülkemizde ihracat rakamları yüksek seviyededir ama ithalatımız maalesef ihracatın üstündedir. Bunun yegâne sebebi zorunlu olarak dışarıdan tedarik ettiğimiz akaryakıt, enerji, doğalgaz gibi temel tüketim ürünlerine yaptığımız döviz ödemeleridir. İhracatın gelişebilmesi için öncelikle üretim kaynaklarının doğru ve verimli şekilde kullanılması gerekir. Günümüzde yapılan üretimin ara mal ve hammaddesinin yaklaşık yüzde ellisi yırt dışından ithal yoluyla gelmektedir. Doğal olarak söz konusu aramalı ve hammaddeye döviz ödemek zorundayız. Kurlar yüksek olunca da ödediğimiz para da yüksek olacağından ödenen bedel üretim maliyetine yansıyacaktır ve bu da enflasyon demektir. Dolayısıyla ülke olarak ithal ikame ürünleri kendimiz üretmek zorundayız ve ayrıca katma değeri yüksek, teknolojik ürünlere önem vermek zorundayız. İhracat yapan işletmelerde döviz kurlarının yüksek olması ihracatın arttırılması yönünden olumlu sonuçlar verebilir. Örneğin günümüzde ihracat işletmelerinin dolar kurunun 40 TL olmasının istemeleri doğaldır. Çünkü ülkemizde hammadde, işçilik, ambalaj, nakliye gibi üretim araçlarının fiyatı sürekli olarak artmaktadır ve bu yüzden ihracatçılar aldıkları hammaddeye sürekli yükselen fiyatla tedarik bedeli ödemekte bu da üretim maliyetlerini yükseltmektedir. Ancak döviz kuru sabit kalınca gelirlerde olumlu bir fark oluşmamakta, bu sebeple kar oranları düşmekte hatta bazen zarar bile etmektedir. İhracatın arttırılarak ülkeye döviz girdisi sağlamak temel hedef olduğuna göre kur dengesini iyi ayarlamak zorundayız. Yoksa zarar eden veya kar elde etmeyen işletmelerin faaliyetlerini sürdürebilmesi mümkün değildir ve bu da ekonomi alanında çeşitli olumsuzluklara yol açacaktır. Sorunun çözümü ancak ve ancak enflasyonun kontrol atına alınmasıyla birlikte üretim maliyelerinin yükselmesini önlemek ve ihracatçıya özellikle ithal ikame ürün üreten işletmelere devlet desteğinin arttırılmasıyla mümkün olduğu aşikardır. Ülkelerin kalkınmasında, ekonomik güvenin sağlanmasında üretim faktörünün en verimli kullanılması tartışılmaz bir gerçektir. Ancak üretim yaparken sıradan ürünler değil, yükte hafif, pahada ağır, gelişen teknolojiye uygun ürünlere ağırlık verilmesi elzemdir. Ayrıca üretilen malın ara mal ve hammaddesinin de yerli olması önemlidir. Günümüzde ülkemizde üretimi yapılan malların aramalı ve hammaddesinin yaklaşık yüzde ellisi yurt dışından ithal yoluyla tedarik edilmektedir. Söz konusu aramalı ve hammaddelere ödenen para döviz olduğundan yüksek rakamlar ödenmekte bu da üretim maliyetini arttırdığından üretim maliyelerine doğal olarak yansımakta ve enflasyon olarak karşımıza çıkmaktadır. Yurt dışına satılmak üzere (ihracat için) üretilen ürünlerle yurt içinde üretilen ürünlerin üretim miktarları neden fark ediyor diye düşünen vatandaşlarımız olabilir. Bu farkın nedenlerini yaklaşık 45 yıl içinde bulunduğum kilit ve emniyet sistemlerinden örneklerle açıklamaya çalışayım. *Ürün ebatları: Ülkemizde kapı kilitlerinin eksen mesafesi (anahtar deliği ile kol demiri deliğinin arasındaki uzaklık) oda kilitlerinde 90 mm. Olmasına rağmen çeşitli ülkelerde değişim gösterebilir. Örneğin yakın doğu ülkelerinde bu ölçü 72 mm’dir. Bunun için pahalı bir maliyet olan kalıp bedeli ek bir maliyettir. *Ürün için kullanılan malzemenin özelliği:…
Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : AB KONSEYİ GENİŞLEME RAPORUNA GÖRE TÜRKİYE NİN DIŞ POLİTİKASI AB NİN ÖNCELİKLERİYE ÇELİŞİYOR
AB Konseyi, Rusya’ya yönelik yaptırımlarla ilgili Ortak Dış ve Güvenlik Politika (CFSP) pozisyonlarının ve kısıtlayıcı önlemlerin ‘son derece öncelikli’ olduğunu belirterek, Türkiye’nin dış politikasının ‘AB’nin öncelikleriyle çeliştiğine’ dikkat çekti. Avrupa Birliği Konseyi tarafından geçtiğimiz günlerde açıklanan genişleme sonuç bildirgesinde, Türkiye’nin katılım müzakerelerine ilişkin hala “fiilen durma noktasında” olduğu ve “hiçbir fasılın açılması ya da kapanmasının düşünülmediği” belirtildi. Yayınlanan 36 sayfalık raporda, Batı Balkanlar, Ukrayna ve Moldova’nın AB üyeliğine dair “tam ve kesin kararlığını bir kez daha teyit eder” ifadesine yer verirken, Türkiye’nin ise “aday ülke” olarak “birçok ortak çıkar alanında kilit ortak olmaya devam ettiği” belirtildi. Türkiye, özellikle Yunanistan ile ilişkilerin iyileştirilmesi ve ticaret ve ekonomi gibi ortak ilgi alanlarında AB ile üst düzey sektörel diyaloğun yeniden başlatılması konusunda birkaç iyi puan daha aldı. “2023 ortalarından bu yana daha geleneksel ve daha sıkı ekonomik politikalara yönelim” ve Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının kendi toprakları üzerinden delinmesini engellemek için alınan “somut önlemler” AB Konseyi tarafından memnuniyetle karşılandı. Ancak olumsuzluklar olumlulardan daha ağır basıyor. Türkiye’nin AB üyesi olan Güney Kıbrıs’la olan ilişkisi, Konseyin Ankara’yı Lefkoşa ile ilişkilerini normalleştirmeye ve uluslararası hukuka uygun olarak egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeye çağırdığı hassas noktalardan biri. Raporda “Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanlarında süregelen ve derin endişe yaratan durumun” da altı çizilirken, özellikle “yargı üzerindeki aşırı baskı, ifade özgürlüğüne yönelik birçok kısıtlama, medya özgürlüğü ve bilginin yayılması, demokratik yollarla seçilen belediye başkanlarının görevden alınması” gibi konuların “kaygıyla” takip edildiği vurgulandı. Türkiye’nin bloğun Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ile “çok düşük uyum oranı” olduğu yinelendi. Rusya’ya yönelik yaptırımlarla ilgili Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (CFSP) pozisyonlarının ve kısıtlayıcı önlemlerin “son derece öncelikli” olduğu belirtilerek, Türkiye’nin dış politikasının “AB’nin öncelikleriyle çeliştiğine” dikkat çekildi. AB’nin genişleme sonuç bildirgesi, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Ankara ziyaretinin hemen ardından açıklandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan von der Leyen ile yaptığı görüşmenin ardından iki taraf arasındaki ilişkilerin somut ve acil bir şekilde iyileştirilmesi çağrısında bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) arasında “her zamankinden daha güçlü ve kurumsallaşmış bir ilişkiye ihtiyaç” olduğunu vurguladı ve 2019’dan beri askıya alınan üst düzey siyasi diyaloğun yeniden başlatılması çağrısında bulundu. AB aday ülkelerinin karneleri 36 sayfalık raporda Gürcistan’a ayrılan diğer tüm paragraflar olumsuz. Konseyin ülkeyle ilgili olarak işaret ettiği tek olumlu gelişme, “orta düzeyde hazırlık ve işleyen bir piyasa ekonomisinin geliştirilmesinde sınırlı ilerleme” kaydedilen ekonomiyle ilgili. Ayrıca “sağlam mali ve parasal politikaların” uygulanmasından da övgüyle bahsediliyor. Gürcistan Başbakanı Irakli Kobakhidze’nin kasım ayı sonunda tek taraflı olarak AB üyelik müzakerelerinin 2028 yılına kadar askıya alındığını açıklamasının ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde, AB değerlerine ters düşen “yabancı ajan yasası” gibi hükümet tarafından alınan kararlara dair endişeler belirtiliyor. AB’nin “demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanlarında, ayrıca yargının işleyişi ve kurumsal bağımsızlık konularında geriye gidişten derin endişe duyduğu” vurgulanıyor. Gürcistan’ın genel olarak AB’nin dış politikasına uyum sağlayamaması ve Rusya ve Belarus’a karşı da dahil olmak üzere kısıtlayıcı tedbirler almaması da endişe duyulan konular arasında yer alıyor. Buna karşılık AB Konseyi Ukrayna konusunda çok daha iyimser. Raporda, ülkenin Rus işgaline karşı kendini savunurken geçtiğimiz yıl içinde kaydettiği “kayda değer reform ilerlemesine” dikkat çekiliyor. Hukukun üstünlüğü, yargı ve kamu yönetimi reformu, yargı yönetişim organları ve yolsuzlukla mücadele kurumlarının etkin işleyişi gibi alanlarda kaydedilen ilerlemenin altını çiziliyor. Ukrayna’nın bloğun dış politikası…
Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : ASGARİ ÜCRET YOKSULLUK SINIRI VE ALIM GÜCÜNÜN SON 5 YILLIK SEYRİ
DİSK-Ar’ın 2025 yılına yönelik hazırladığı Asgari Ücret Araştırması raporuna göre, 2024 yılında asgari ücretlinin alım gücündeki kaybı 54.712 TL olarak hesaplandı. 2019 yılında 2020 olarak belirlenen asgari ücret beş yılda yüzde 741 artarak 2024 Ocak’ta 17.002 TL’ye kadar çıktı. Ancak Euronews Türkçe’nin incelediği Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi (BİSAM) rakamlarına göre, asgari ücretteki artışa karşın yoksulluk sınırı aynı dönemde yüzde 975 yükseldi. 2019 Ocak ayında 6.745 TL olan yoksulluk sınırı Kasım 2024’te yüzde 975 artarak 72.524 TL’ye kadar çıktı. Aynı dönemde BİSAM’ın verilerine göre, dört kişilik bir ailenin gıda maliyetini temsil eden açlık sınırı da yüzde 971 artış göstererek 1.957 TL’den 20.967 TL’ye yükseldi. 2024 yılının sonlarına gelirken bir yandan yeni yılda asgari ücretin ne kadar olacağı tartışmaları devam ediyor. 2025 yılı için geçerli olacak asgari ücreti belirleme çalışmaları kapsamında Asgari Ücret Tespit Komisyonu 16 Aralık Pazartesi günü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ev sahipliğinde ikinci kez toplandı. İşçi, işveren ve hükümet temsilcilerinden oluşan komisyonda, işveren heyetini Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), işçi heyetini ise Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) temsil ediyor. Şu ana kadar müzakere masasının taraflarından asgari ücret için bir rakam telaffuz edilmezken, TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar pazartesi yapılan ikinci toplantı sonrasında, “Üçüncü görüşmenin ardından rakamın netleşeceğini düşünüyoruz,” dedi. Asgari Ücret Tespit Komisyonu üçüncü toplantısının net tarihi henüz bilinmezken görüşmenin önümüzdeki hafta gerçekleşmesi bekleniyor. 2024 Ocak ayından itibaren geçerli olan net asgari ücret 17.002 TL olarak belirlenmiş, 2024 Temmuz ayında ise yaklaşık 7 milyonu asgari ücretle çalışan olmak üzere kayıtlı 15 milyon ücretle çalışanı ilgilendiren asgari ücret, geçtiğimiz yıllarda yapılanın aksine ve beklentilere rağmen hükümetin “sıkı para politikaları” uygulamaları nedeniyle arttırılmamıştı. Türkiye’de asgari ücret komşuluğunda çalışma yüzde 48,9 DİSK-Ar’ın raporuna göre, asgari ücret civarında ücret alanlar da dahil edildiğinde (asgari ücretin altı ve yüzde 10 fazlasında yani asgari ücret komşuluğunda bulunanlar) 8,5 milyon işçi, asgari ücret civarı ve altında ücretle yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Başka bir deyişle 2023 yılı itibarıyla tüm özel sektör işçilerinin yüzde 48,9’u asgari ücret komşuluğunda ücretlerle çalışıyor. Raporda, ücretle çalışanların 7,5 milyonunun (yüzde 43,6) asgari ücret ve altında ücretle çalıştığı belirtiliyor. Asgari ücretin yüzde 5 fazlası ve altında çalışan tüm özel sektör emekçilerinin yüzde 47,8’ini (8,3 milyon) oluşturduğu ifade ediliyor. Türkiye’de 11,5 milyon işçinin (yüzde 66,1) asgari ücretin yüzde 20 fazlası ve altında ücret ile çalıştığının belirtildiği raporda, 14,5 milyon işçinin (yüzde 80,1) ise en fazla asgari ücretin yüzde 50 fazlası ücrete çalıştığı kaydediliyor. Avrupa İstatistik Ofisi’ne (Eurostat) göre Türkiye, Avrupa ülkeleri içinde en düşük asgari ücrete sahip beşinci ülke konumunda bulunuyor. Verilerini brüt asgari ücretler üzerinden hesaplayan Eurostat’a göre, Türkiye’den daha düşük asgari ücrete sahip ülkeler arasında dört ülke bulunuyor; Sırbistan (544 euro), Karadağ (532 euro), Bulgaristan (477 euro) ve Arnavutluk (398 euro). Türkiye’nin brüt asgari ücreti Eurostat’ın temmuz ayı raporunda 568 euro olarak belirtiliyor. Ancak aralık ayındaki 36 TL civarında olan euro kuruna göre, 20.002 TL brüt asgari ücret 544 euro, 17.002 TL net asgari ücret ise yaklaşık 462 euro. Asgari ücrette GSYH’nin baz alınması Kocaeli Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Profesörü ve DİSK-AR araştırmacısı Prof. Dr. Aziz Çelik Euronews Türkçe ’ye verdiği demeçte, “Ülkenin büyümesindeki paydan asgari ücrete bir şey eklenmiyor. Sadece enflasyonu baz alarak asgari ücretin artırılması doğru değil” ifadelerini kullandı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK-AR) 2025 yılına…
Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : 2023 SOSYAL KORUMA İSTATİSTİKLERİ
Yoksulluk, beslenme, giyinme, barınma, sağlık gibi temel ihtiyaçların karşılanması için yeterli gelire sahip olamama durumudur. Ülkemizde yoksulluk sayısı birkaç yıldan bu yana maalesef artış göstermektedir. Yoksulluğun önlenebilmesi; millî gelirin eşit şekilde dağılımı, maaş ve ücretlerin enflasyonun üzerinde seyretmesine bağlıdır. Bir ülkede gelir adaletsizliği olduğu müddetçe yoksul sayısının azalması mümkün değildir. Ülkemizde yoksul sayısı her geçen yıl artış göstermektedir. Zaten yapılan sosyal yardım sayısı bu tezi ispatlamaktadır. Yaklaşık dört milyon aile devlet desteği ile yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Dört milyon aile ise 16 milyon kişi demektir ve önemli bir rakamdır. Açlık ve yoksulluk sınırı hesaplamaları her ay çeşitli kurumlar tarafından yapılarak kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Fakat bu hesaplamaların neden yapıldığı nerede kullanıldığı belli değildir. Çünkü ülkemizde asgari ücret bile genellikle açlık sınırının altında kalıyor. Emekliler ise her dönem olduğu gibi yabana atılıyor. En düşük emekli maaşım alanlar veya daha düşük maaş alanlar yukarıdaki tabloya göre açlıkla mücadele ederek yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Asgari ücret, adı üstünde verilmesi gereken en düşük ücret demek olduğuna göre memurlara, asgari ücretlilere yüksek oranda zam verilerek emeklilere sadece çok az bir zam ile yetinmek hatta bazılarına hiç zam vermemek nasıl açıklanabilir. Hangi hesaba hangi mantığa uygundur bilen varsa açıklasın. Milli gelirden en az pay alan kesim en düşük gelire sahip %20 lik kesimdir ve bu oran sürekli benzerlik göstermektedir. İşte bu gelir adaletsizliği düzelmedikçe yoksul sayısı da artmaya devam edecektir. Emeklilik, bedeli peşin ödenmiş bir haktır ve hiçbir zaman açlığa terk edilecek bir kesim olmamalıdır. Yıllarca gece gündüz çalışarak devlete prim ödedikten sonra düştükleri durum hiçbir şekilde kabul edilemez. Verilen emekli ve asgari ücret zamları, birkaç yıldan bu yana yaşadığımız yüksek enflasyon döneminde maalesef daha ilk maaşlar alınmadan enflasyona yenik düşmekte, alım gücü her geçen gün azalmakta, hayat pahalılığı her geçen gün artmaktadır. Durum böyle olunca ülkemizdeki yoksul sayısı da giderek artmaktadır. Aşağıda TÜİK tarafından yayınlanan 2023 yılı sosyal koruma istatistiklerini okuyabilirsiniz. Sosyal korumaya 2 trilyon 693 milyar 497 milyon TL harcandı Sosyal koruma harcaması 2023 yılında bir önceki yıla göre %108,6 artış göstererek 2 trilyon 693 milyar 497 milyon TL oldu. Bu harcamanın %98,2’sini 2 trilyon 645 milyar 267 milyon TL ile sosyal koruma yardımları oluşturdu. Sosyal koruma yardımlarında ise en büyük harcama 1 trilyon 175 milyar 190 milyon TL ile emekli/yaşlılara yapılan harcamalar oldu. Bunu 809 milyar 343 milyon TL ile hastalık/sağlık bakımı harcamaları takip etti. GSYH’nin %10,1’ini sosyal koruma harcamaları oluşturdu Sosyal koruma harcamalarının gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki payı 2023 yılında %10,1 oldu. Sosyal koruma yardımlarının GSYH içindeki payı ise %10,0 olarak gerçekleşti. Risk/ihtiyaç grupları bazında bakıldığında, emekli/yaşlılara yapılan harcamaların %4,4 ile en büyük paya sahip olduğu görüldü. Bunu, %3,0 ile hastalık/sağlık bakımı harcamaları ve %1,0 ile dul/yetim harcamaları takip etti. Sosyal koruma yardımlarının %13,3’ü şartlı olarak verildi Şartlı yardımlar içinde en büyük payı %51,2 ile aile/çocuk yardımları oluşturdu. Bunu %17,7 ile engelli/malul yardımları ve %13,4 ile hastalık/sağlık bakımı yardımları takip etti. Sosyal koruma yardımlarının %63,0’ı nakdi olarak verildi Nakdi yardımlarda en büyük payı %70,1 ile emekli/yaşlılara yapılan yardımlar oluşturdu. Bunu %15,4 ile dul/yetim yardımları ve %5,4 ile aile/çocuk yardımları takip etti. Sosyal koruma gelirlerinin %39,6’sını devlet katkıları oluşturdu Sosyal koruma gelirlerinin %39,6’sını devlet katkıları, %29,7’sini işveren sosyal katkıları ve %23,9’unu koruma kapsamındaki bireyler tarafından yapılan sosyal katkılar oluşturdu. Sosyal koruma kapsamında maaş alan kişi…
AVRUPA BİRLİĞİ VE BEYİN GÖÇÜ İLE MÜCADELE
Euronews, Portekiz’e giderek buradaki beyin göçünün nedenlerini, sonuçlarını ve olası çözüm yollarını araştırdı. Beyin göçü, kalifiye işçilerin daha iyi ücretler ya da daha iyi yaşam ve çalışma koşulları arayışıyla ülkeyi terk etmesi olarak biliniyor. Böylesine yüksek eğitimli bir iş gücüne kucak açan yerler ise “beyin göçü” ile gelişim gösteriyor. Peki ya geride kalan bölgeler? Bu bölgeler “yetenek geliştirme tuzakları” olarak görülüyor. Buralarda nitelikli iş gücü küçülebiliyor ve üretkenlik azalabiliyor. Yüksek öğrenim oranları düşerken, bir yandan demografik değişiklikler de yaşanıyor. Bu durum yeni nesil gençleri göç etmeyi düşünmeye zorlayan bir kısır döngüye dönüşmesine neden oluyor. Avrupa Komisyonu’na göre bu durum AB nüfusunun neredeyse yüzde 30’unu oluşturan 82 bölgeyi etkiliyor. Portekiz, mevcut zorlukların ve araştırılan olası çözümlerin açık bir örneği olarak görülüyor. Portekizli gençlerin yüzde 30’unun yurt dışında yaşadığı belirtiliyor. Portekizli göçmenlerin yüzde 70’i ise 40 yaşın altında bulunuyor. Portekiz hükümeti vasıflı gençleri elinde tutmak için 18-35 yaş arası işçilerin vergilerini düşürmek üzere bir plan başlattı. Bu proje ile 400.000 kadar gence yardımcı olabileceği düşünülüyor. Ancak bu girişim Constança ve Joao isimli iki genci beyin göçü fikrinden caydırmış gözükmüyor. Hukuk mezunu olan bu iki genç, 14.000 kilometre uzaklıktaki Güneydoğu Asya’daki Doğu Timor’a taşınmak üzereler. 25 yaşında bir avukat olan Constança, orada bir hukuk firmasında Portekiz’dekinden çok daha iyi koşullara sahip yeni bir iş bulduğunu belirtiyor. Constança, “Konut ödeneğinden arabaya kadar daha fazla avantaj ve buraya kıyasla çok daha yüksek bir maaş var. Bu da orada, örneğin tek odalı bir dairede yaşamak isteseydik burada sahip olacağımdan daha fazla satın alma gücüne sahip olacağım anlamına geliyor,” diye açıklıyor. Pek çok genç Portekizli gibi Constança ve João da Portekiz’i bitmek bilmeyen bir işsizlik, düşük ücretler, yüksek vergiler, karşılanamaz konut fiyatları ve kötü çalışma koşulları ülkesi olarak görüyor. Ülkesini ne kadar sevdiğinden bahseden Joao ise, ‘Hayal kırıklığına uğramış hissetmenin ötesinde, bence bizim neslimiz sinirli hissediyor. Üzülüyorum, çünkü ülkemi gerçekten seviyorum. Ve benim için, bu koşullar olmasaydı, burada doğru koşulları bulabilseydim, (Portekiz’i) terk etmezdim,’ diyor. Bu durumu ele almak amacıyla Avrupa Birliği bölgeleri, üye devletler ve Avrupa Komisyonu’nun kendisi de “Yetenek Teşvik Mekanizması” adını verdikleri bir süreçte yer alıyor. Mekanizmanın etkileri, Alentejo bölgesindeki Évora’da inşa edilmekte olan hastane gibi şantiyelerde şimdiden görülebiliyor. Yaklaşık yarım milyon kişiye daha iyi sağlık hizmetleri sunmak için 200 milyon euro değerinde bir başlangıç yatırımı yapıldı. Aynı zamanda özellikle beyin göçünden etkilenen bir bölgede kalifiye sağlık çalışanlarını eğitmek ve elde tutmak için bu yatırım gerçekleştirildi. Bölgenin 2080 yılına kadar nüfusunun yüzde 30’unu kaybetmesi bekleniyor. Yetenek Arttırma Mekanizması bölge koordinatörü Tiago Pereira, “Önümüzdeki yılın sonunda (hastane) bittiğinde, umduğumuz gibi, burada sağlık profesyonellerimiz olacak ve insanlar bu bölgeye gelecek. Uzman teknisyenlerimiz ve eğitimimiz olacak. Bu mikro sektörde insanlar önümüzdeki iki ila üç yıl içinde etkili değişiklikler yapabilecekler,” diye belirtiyor. Bölgesel, ulusal ve Avrupalı yetkililer hastane ve eğitim merkezinin 2000’e kadar vasıflı istihdam oluşturacağını tahmin ediyor. Gazeteci adı • Julian GOMEZ (Yukarıdaki yazı Euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com
2023 KOBİLERİN GİRİŞİM İSTATİSTİKLERİ
Toplum içinde insanlar refah düzeyini arttırmak, ailelerine en çok gelir sağlamak için birtakım işlerle uğraşırlar. Önemli olan yapılacak olan işin en fazla gelir getireninin yanında en fazla haz vereni, en farklı olanı seçmektir. Ancak bu seçimi yaparken ailemizi ihmal etmemeli onlara da gereken zamanı ayırmamız gerekir. Yani iş ile aş paralel yürümelidir. İşte saydığımız amaçlara ulaşmak için karar vererek bir konuya odaklanılması ve odaklanılan bu konu ile ilgili olarak faaliyetlere başlanmasına GİRİŞİMCİLİK denir. Girişimcilik, gelişen teknoloji, insanların ihtiyaçlarının değişim göstermesi, kazanç şekli ve miktarına bağlı olarak değişim gösterir. Girişimlerin hepsi başarılı olacak diye bir kural yoktur ama bireyler veya gruplar, başarısız olmak için atılım yapmazlar. Yani her girişim kâr amaçlıdır. Ancak başarısızlıkla sonuçlanan girişimler de yok değildir. Başarılı bir girişim için yapılacak işin fizibilitesinin çok dikkatli, kantitatif olarak yapılması gerekir. Toplumda bazı girişimciler rakiplere göre karar vermektedir ve bu şekilde yapılan girişimler maalesef başarısızlıkla sonuçlanmaktadır. Örneğin A firması ürettiği 10 çeşit ürünü belirli fiyatlarla ve kendi belirlediği satış koşullarıyla satmakta ve sektörde çizgi ötesine geçmiş, marka olmuş bir yapıdadır. Ayrıca ürün kalitesi de oldukça yüksek seviyededir ve firma uzun yıllardan bu yana sektörün içindedir. Yeni kurulan ve girişim yapma hazırlığında olan B firması ise, A firmasının ürettiği ürünleri üreterek sektörde lider konumundaki A firmasının ürettiği ürünleri üreterek pazarda söz sahibi olmayı, rakip fiyatlarıyla ürünlerini satmayı, birebir aynı ürünleri üretmeyi esas almaktadır. Bu amaçla aynı ürün ve aynı pazarda faaliyet göstermeyi planlamaktadır. İşte rakiplere göre girişim yukarıdaki örnekte anlatmaya çalıştığım gibidir. Hâlbuki A firması sektöre yıllarını vermiş, Pazar elde etmek için çeşitli problemleri çözmüş, ürün kalitesini çok zor elde etmiş, ithal ürünlerle rekabet etmiş ve son tüketici tarafından da talep görmektedir. Firma bu duruma gelene kadar yıllarını vermiş, çeşitli uğraşılardan geçmiştir. B firmasının aynı başarıyı göstermesi kısa vadede olanaksızdır. En başta hatasız üretim olmayacağına göre, ürün kalitesini yakalaması çok zordur. İkinci olarak Türkiye’de tüketici alışkanlıkları kolay kolay değiştirilemez. Örnek olarak tras bıçağı ilk defa 1970 li yıllarda Jilet marka olarak çıkmıştı ve bugün hala son tüketici marketten isterken Jilet olarak istemektedir. İkinci bir örnek kâğıt mendil olarak verilebilir. Kâğıt mendil de ilk çıktığında sel pak olarak çıkmıştı. Markete gittiğinizde birçok marka kâğıt mendil görebilirsiniz ama bunların adı tüketici dilinde selpak tır. Örneklerde görüldüğü gibi tüketiciyi ikna etmek, son tüketiciden talep yaratmak çok zor ve aşamalı işlemlerdir. Bunun için çeşitli şekillerde tüketiciye ulaşacak şekilde, gerekirse bölgelere göre reklam ve tanıtımlar yapmanız, yazılı ve görsel reklamlar yapmanız da yetmeyebilir. Bir de bayinizin ve son tüketicinin rakipten çok fayda sağlayacağı koşullar uygulamalısınız. Rakiple aynı fiyatla ürün satmayı düşünmek ise sadece hayalden başka bir şey değildir. Yukarıda açıklamaya çalıştığım örnekler maalesef yaşadığım tecrübelerden alınmıştır ve ülkemizde bu tür örnekler çoğunluktadır. Günümüzde girişimcilik kavramına gelince; Özellikle Z kuşağı veya şimdiki gençlerin internet kullanarak kazanç elde etme peşinde oldukları bir gerçektir. Çünkü bugünkü gençler teknolojik değişimlere kolayca ayak uydurabiliyor ve teknolojiyi de çok iyi kullanabiliyorlar.1980 li yılların ikinci yarısında başlayan ve kullanımı çok hızlı şekilde yayılan ve sürekli teknolojik yeniliklere haiz olan internet kullanımı, artık kadın erkek, genç yaşlı, çocuk öğrenci toplumun tüm kesimlerde kullanılmıştır ve internet kullanımı günlük hayatımızın bir parçası haline gelmiştir. Bu süreç sonunda günümüzde e ticaret kavramı oldukça büyümüş, sadece ülkemiz içinde değil uluslararası düzeyde iş hacmi yaratmıştır. Öyle ki büro kirası, depo kirası,…
ÜLKEMİZDE VE OECD ÜLKELERİNDE DOKTOR SAYISI
Türkiye’den yurtdışına giden doktor sayısı artmaya devam ediyor. Türkiye hem OECD üyeleri arasında hem de Avrupa’da kişi başına doktor sayısının en düşük olduğu ülke konumunda. “Göğsümde bir kitle fark ettim. Bugün muayene oldum ve haliyle ultrason istendi. Taksim İlk Yardım’a yönlendirdiler. Verdikleri en erken tarih tam 2 ay sonrası. Meme kanserinde erken teşhis deyip verebilecek en uzak tarihe randevu verdiler! Kötü bir şeyse ve ilerlerse bunun hesabını kim verecek?” diyerek sosyal medyada isyanını dile getirdi Rabia Çetin. Çetin, diğer bazı hastanelerde ise bu randevunun bir yıl sonrasına verildiğini belirtiyor. Bu paylaşıma yanıt verenler sağlık hizmetlerinde randevu sorunun ne kadar yaygın olduğunu ortaya koyuyor. Ekonomik İş birliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) verilerine göre bu durum sürpriz değil. OECD’nin 38 üyesi ile Avrupa ülkeleri arasında kişi başına doktor sayısının en düşük olduğu ülke Türkiye. Türkiye’de kişi başına kaç doktor düşüyor? Türkiye’de bin kişiye 2,2 doktor düşerken OECD ortalaması 3,7. Kişi başına düşen hemşire sayısında da Türkiye sondan ikinci durumda. OECD’nin 2021 verilerine göre Türkiye’de bin kişiye 2,2 doktor düşüyor. OECD ortalaması ise 3,7 doktor. Kişi başına düşen doktor sayısında Türkiye OECD üyeleri arasında son sırada bulunuyor. Yunanistan bin kişiye düşen 6,3 doktor ile OECD üyeleri arasında en iyi durumda. Ardından Portekiz (5,6), Avusturya (5,4) ve Norveç (5,2) geliyor. Türkiye bu değer ile Avrupa’da kişi başına doktor sayısında en kötü ülke. Türkiye’den sonra en düşük oran 3 doktor ile Lüksemburg’da. Almanya’da kişi başına düşen doktor sayısı Almanya ve İspanya’da bin kişiye 4,5 doktor düşüyor. Buna göre Almanya’da kişi başına düşen doktor Türkiye’nin iki katından fazla oluyor. Birleşik Krallık ve Fransa’da ise bin kişiye 3,2 doktor düşüyor. Kişi başına düşen hemşire sayısı Kişi başına düşen hemşire sayısında da Türkiye oldukça gerilerde. 38 üye içinde Türkiye Kolombiya’nın ardından sondan ikinci sırada. Türkiye bin kişiye 2,8 hemşire düşerken OECD ortalaması 9,2. OECD ortalaması Türkiye’nin üç katından bile fazla. Kişi başına hemşire sayısında en iyi durumda olan ülke Finlandiya (18,9), İsviçre (18,4) ve Norveç (18,3). Almanya’da bin kişi başına 12 hemşire düşerken bu oran Fransa’da 9,7; Birleşik Krallık ’ta ise 8,7. Hemşire sayısının doktor sayısına oranı da sağlık hizmetlerinde kullanılan göstergelerden birisi. Türkiye’de hemşirelerin doktorlara oranı 1,3. OECD ortalaması ise 2,5. Kaynak: OECD (Yukarıdaki yazı euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com
KAYIT DIŞI İLE MÜCADELEDE YENİ DÖNEM
Hazine ve maliye bakanlığı, kayıt dışı ekonominin önüne geçmek, vergi kayıp ve kaçağını önlemek amacıyla bir dizi önlemler almaya devam ediyor ve en doğrusunu yaptığı da kesindir. Çünkü ülkemizde kayıt dışı ekonominin devlet gelirlerini olumsuz yönde etkilediği ve bunun sonunda da başta enflasyon olmak üzere ekonomiye çeşitli zararlar verdiği açıktır. Ülkemizde en büyük sorunlardan birisi olan gelir adaletsizliğinin önüne geçilmesi, vergide adaletin sağlanması için alınan önlemleri geç kalınmış da olsa alkışlamak gerekir. Bu konuda bakanımız Sn. Mehmet Şimşek yaygın ve yoğun denetimlerin sürekli hale getirileceğini önemle vurgulamaktadır. Öncelikle İBAN yoluyla yapılan ödemelerin veya tahsilatların denetim altına alınmasıyla birlikte bugüne kadar yapılan işlemlerde 1,5 milyar TL tutarında kayıt dışılık tespit edildi ve bu işlemi yapanlara ceza yağdı. Yapılan denetimlerde önemli sektörleri içinde bulunduran kesime 250 milyon TL ceza kesildiği belirtildi. Globalleşen dünyada ve ülkemizde bilişim teknolojilerinin kullanımının hızla büyüdüğü bir ortamda vergi kayıp ve kaçağının önlenmesi konusunda teknolojiden faydalanarak dijital ortamda denetimin son derece kolay olması gerekir. Çünkü her mükellefin faaliyetleri vergi daireleri tarafından görülmektedir. Vergi kaçırmak için İBAN yerine elden nakit alışverişi yapan mükellefler de denetim altına alındı ve fiş veya fatura düzenlemeyen mükellefler de kontrol altına alınacak. Yapılan denetimlerde fiş ve fatura düzenlemeyen alıcı ve satıcıya da ceza işlemi uygulanacak. Yani nihai tüketiciler de bu konuda sorumlu olacak. Bir başka düzenleme de artık 7 bin TL ve üzeri alışverişler elden nakitle değil; banka, PTT veya finansal kurum aracılığıyla yapılacak. Örneğin 15 bin TL tutarında bir alışveriş yapan bir tüketici vergi mükellefi olmasa dahi ödemesini finansal kuruluşlar aracılığıyla yapmak zorunda kalacak. Bu işleme uymayanlar nihai tüketici de dahil olmak üzere her tespit için alışveriş tutarının %10 u oranında ceza ödemek zorunda kalacak ve bu tutar 5000 TL’den düşük olmayacak. Yukarıda anlatmaya çalıştığım önlemlerin ekonomiye sağlayacağı olumlu etkileri olacağı kesindir. Ancak şimdiye kadar yapılan açıklamalarda kurumlar vergisi için cironun minimum %15 i matrah kabul edileceği belirtilmişti ama alınan kararlarda göremiyoruz ve neden kaldırıldığını da bilemiyoruz. Ayrıca büyük şirketlerden silinen vergi borçlarını da unutmamak gerekir. Tüm bu alınan önlemlerin genel sebebi devletin gelir kaynaklarını arttırmak olduğu gerçeğinden yola çıkarsak bundan bir süre önce açıklanan kamuda tasarruf önlemlerine de uymak gerekecektir. Ancak vatandaş olarak devlette yapılan tasarruf önlemlerini örnek almamız gerekirken bazı devler yetkililerinin birkaç araç kullanması, bir bakanlığın 24 milyon TL ye tuvalet yaptırması gibi örneklere bakıldığında tasarruf tedbirlerine uyulmadığı gerçeği ile karşılaşıyoruz. Bir başka konu da bazı dönemlerde devletin paraya olan ihtiyaçları göz önüne alınarak yapılan vergi aflarıdır. Durum böyle olunca özellikle enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde bazı mükelleflerin nasıl olsa af gelir düşüncesiyle vergilerini ödemedikleri olasılığıdır. Çıkarılan bu aflar, vergisini zamanında ve tam ödeyen mükellefleri de bir yerde cezalandırmaktır. Vergi, vatandaşlara hizmet etmek amacıyla her mükellefin kazancı oranında toplanan devletin en önemli gelir kaynağıdır. Bu anlamda incelediğimizde hepimiz vatandaşlık görevimizi yerine getirmek zorunda olduğumuz kesindir. Ülkemizde vergi gelirleri incelendiğinde ücretli kesimin ödedikleri vergi toplamı, mükelleflerin verdiği toplam vergiden daha fazla olduğu görülmektedir. Demek ki kurumlar veya şirketler vergilerini gerektiği şekilde ödememekte ve asıl vergi yükü çalışanların sırtındadır. Öncelikle bu konunun düzeltilmesi ve kamuoyunda konuşulduğu gibi vergiyi tabana değil tavana yaymak gerekir. ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com
2023 YAŞLI PROFİLİMİZ
Demografik yapımız incelendiğinde yaşlı nüfusumuzun arttığı ve beklenen yaşam sürelerinin doğal olarak azaldığını görebiliriz. Ülkemizde yaşlılarımızın bazıları sosyal yardım alarak hayatlarını idame ettirmeye, bazı şanslı yaşlılarımız ise devletin huzurevlerinde maddi gücü olanlar ise özel huzur evlerinde yaşam mücadelesi vermektedir. Genel olarak bakıldığında da doğal olarak sağlık sorunları yaşlandıkça ortaya çıktığından evde bakım hizmetleri de aslında yaşlılara bakım için hizmete girmiş durumdadır. Bu bağlamda bakıldığında örnek vermek gerekirse yaşlı bir diyaliz hastası bireyin diyaliz merkezine götürülüp getirilmesi, belediyeler tarafından ambulans vasıtasıyla ücretsiz olarak verilmektedir. Aşağıdaki TÜİK in yaşlı profili araştırması oldukça uzun bilgileri içerdiğinden fazla yorum yapmadan 2023 yaşlı profil araştırmasını aynen paylaşıyorum. Araştırma kapsamında 50 ve daha yukarı yaştaki 29 bin 785 kişi ile ilgili bilgi derlendi Türkiye Yaşlı Profili Araştırması, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü arasında 10 Mayıs 2023 tarihinde imzalanan protokol kapsamında yürütülmüştür. Araştırma ile Türkiye’de yaşlı nüfus ile ilgili politikaların geliştirilmesine temel teşkil etmek üzere somut verilerin elde edilmesi, mevcut verilerin bir araya getirilmesi ve yaşlı refahı göstergelerinin elde edilmesi amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında, içinde 50 ve daha yukarı yaşta en az bir fert bulunan 22 bin 640 örnek hane belirlenmiştir. Araştırmanın örneklem tasarımı, İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflaması (İBBS) 1. Düzeye göre 12 bölge bazında tahmin üretecek şekilde tasarlanmıştır. Seçilen hanelerde yaşayan 50 ve daha yukarı yaştaki kişilere demografik bilgiler, çalışma hayatı ve ekonomik durum, sağlık, bağımsız yaşam, bakım ve sosyal yardımlar, çevre, toplumsal hayata katılım, yaşam memnuniyeti, afet ve acil durumlar, yaşlı hakları ve ayrımcılık konularında sorular içeren anket uygulanmıştır. İleri yaşlarda olup anketi cevaplamayı kısıtlayan herhangi bir sağlık problemi ya da engeli olan kişiler için yerine cevap verebilecek nitelikteki (kişiyi tanıyan ve onunla ilgili bilgiye sahip hane halkı üyesi olan ya da olmayan) bir fertten bilgiler alınmıştır. Bu durumda, algı ya da görüş içeren sübjektif sorular sorulmamıştır. Araştırma sonuçlarından elde edilen temel bilgiler aşağıda verilmiştir. Kronik hastalığı olan 65+ yaştaki kişilerin oranı %78,7 oldu Hipertansiyon, diyabet, kalp hastalığı, kanser, böbrek yetmezliği, inme-felç, hepatit, astım vb. kronik (süreğen) hastalığı olan 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %78,7 oldu. Kronik hastalığı olan 65 ve daha yukarı yaştaki kişiler içinde kronik hastalığının günlük faaliyetlerini; ciddi ölçüde kısıtladığını belirtenlerin oranı %32,3, ciddi ölçüde kısıtlamadığını belirtenlerin oranı %55,2 ve kısıtlamadığını belirtenlerin oranı %12,5 oldu. Kronik hastalığı olan 65 ve daha yukarı yaştaki kişiler İBBS 1. Düzeye göre incelendiğinde, kronik hastalığı olan kişilerin oranının en fazla olduğu bölgenin %83,0 ile Doğu Karadeniz Bölgesi olduğu görüldü. Bu bölgede kronik hastalığının günlük faaliyetlerini ciddi ölçüde kısıtladığını belirtenlerin oranı ise %46,6 oldu. Kronik hastalığı olan kişilerin oranının en az olduğu bölgenin %74,9 ile Doğu Marmara Bölgesi olduğu görüldü. Bu bölgede kronik hastalığının günlük faaliyetlerini ciddi ölçüde kısıtladığını belirtenlerin oranı ise %30,2 oldu. Görmede çok zorlanan ya da hiç göremeyen 65+ yaştaki kişilerin oranı %10,1 oldu İşlevsel zorluk çeken (çok zorlanan ya da hiç yapamayan) 65 ve daha yukarı yaştaki kişiler incelendiğinde, görmede zorluk çeken kişilerin oranının %10,1, duymada zorluk çekenlerin oranının %10,6, konuşmada zorluk çekenlerin oranının ise %2,2 olduğu görüldü. Yürüme, merdiven çıkma veya inmede zorluk çekenlerin oranı %27,1, bir şeyler taşıma veya tutmada zorluk çekenlerin oranı %29,7, yaşıtlarına göre öğrenme, basit dört işlem yapma, hatırlama veya dikkatini toplamada zorluk çekenlerin oranı ise %13,8…
ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA KİŞİ BAŞINA MİLLİ GELİR
Son 10 senede kişi başına düşen milli gelir sıralamasında Türkiye geriledi. Kişi başına milli gelir 10 sene önce dünya ortalamasından 1500 dolar fazla iken 500 dolar geriye düştü. Dünyanın en büyük ekonomi sıralamasında da Türkiye irtifa kaybetti. Uluslararası Para Fonu, (IMF) her sene iki defa yayımladığı Dünya Ekonomik Görünümü raporunu açıkladı. Buna göre Türkiye, son 10 senede kişi başına düşen milli gelir sıralamasında geriledi. Türkiye’de kişi başına milli gelir 10 sene önce dünya ortalamasından 1500 dolar fazla iken 500 dolar geriye düştü. Dünyanın en büyük ekonomi sıralamasında da Türkiye irtifa kaybetti ancak hala en büyük 20 ekonomi arasında olmayı sürdürüyor. Türkiye’nin dünya ekonomisindeki yerine birkaç göstergeden bakmak mümkün. Bunlardan ilki kişi başına düşen milli gelir. IMF’nin Nisan 2024’te yayınladığı rapora göre 2023 yılında Türkiye’de kişi başına düşen Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) 12 bin 849 Amerikan doları oldu. Türkiye bu gelir ile dünyada 72. sırada yer aldı. 2013 yılında ise Türkiye’de kişi başına düşen GSYH 12 bin 489 dolar idi. Türkiye kişi başına milli gelir sıralamasında 2013 yılında 66. sırada idi. Bu durumda Türkiye son 10 senede 6 sıra geriledi. Dünya ortalamasının üstündeydi, geriye düştü Türkiye’nin verilerini dünya ortalaması ile karşılaştırmak da mümkün. Buna göre kişi başına milli gelir 2013’te dünya ortalamasının bin 554 dolar üzerinde iken 2023’te 510 dolar altına düştü Dünya ortalaması ile Türkiye’de kişi başına milli gelir daha geniş bir zaman diliminde karşılaştırıldığında şu sonuç ortaya çıkıyor: 2000’li yılların başında Türkiye dünya ortalamasının gerisinde. Ancak 2007 yılından itibaren Türkiye üstte çıkarken 2017 yılına kadar büyük ölçüde daha yüksek gelire sahip. 2017’den sonra ise durumun rengi değişiyor ve Türkiye hep dünya ortalamasının altında yer alıyor. Zaten Türkiye’nin son yıllarda gerilediği gösteren diğer veri ise Türkiye’nin dünya ekonomisinden aldığı pay. 2013 yılında dünya ekonomisinin yüzde 1,24’ünü Türkiye oluştururken bu oran 2023’te yüzde 1,06’ya düştü. Satın alma gücüne göre milli gelir ne durumda? Ekonomistler yöntem ve anlamını zaman zaman eleştirse de satın alma gücüne göre milli gelir de en çok başvurulan kıyaslamalardan birisi. Buna göre 2023 yılında satın alma gücüne göre kişi başına düşen milli gelir Türkiye’de 42 bin 64 dolar oldu. Sırası ise 52. 2013 yılında ise bu değer 22 bin 221 dolar idi. Türkiye’nin sıralaması ise 61 idi. Satın alma gücüne göre kişi başına milli gelir sıralamasında Türkiye son 10 yılda ilerleme gösterirken kişi başına milli gelir sıralamasında geriye gitti. GSYH cinsinden ülkelerin ekonomi büyüklüklerine bakıldığında ise Türkiye 2023 yılında dünyanın en büyük 18. Ekonomisi oldu. IMF’ye göre Türkiye’nim GSYH’si 1,11 trilyon dolar oldu. 2013 yılında ise Türkiye dünyanın en büyük 16. ekonomisi idi. (Yukarıdaki yazı euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com
ORTA DOĞU’DAKİ GERİLİMLER AVRUPA’DA BAŞKA BİR ENERJİ FİYAT ŞOKUNA YOL AÇAR MI?
Enerji analisti Dr. Yousef Alshammari petrol fiyatlarıyla ilgili görüşlerini Euronews ile paylaştı. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkez Bankası’nın (FED) faiz oranını yarım puan düşürme kararının ardından perşembe günü bir miktar fiyat desteği kazanmasına rağmen petrol fiyatları aşağı yönlü bir seyir sürdürüyor. Analistler ve ekonomistler, Orta Doğu’da arzı da etkileyebilecek artan gerilimleri takip ediyor. Bu haber yazıldığı sırada Brent ham petrolü yüzde 1,2 artışla varil başına 74 dolar (66 Euro) seviyesindeyken, ABD WTI yüzde 1,2 artışla varil başına 71 dolar (63 Euro) civarında işlem görüyordu. Bununla birlikte, her iki gösterge de üçüncü çeyrekte yaklaşık yüzde 13 düştü. Enerji analisti Dr. Yousef Alshammari, petrol piyasalarını etkileyen çeşitli faktörler olduğunu ancak Avrupa’nın Rusya-Ukrayna çatışmasının başlamasının ardından 2022’de yaşanan fiyat şokunu görmesinin pek olası olmadığını çünkü artık piyasada daha fazla tedarikçi olduğunu belirtti. Dr. Alshammari, yüksek enerji fiyatları ile boğuşmaya devam eden Avrupa’nın kendisini daha rekabetçi hale getirmek için neler yapması gerektiğine ilişkin düşüncelerini de paylaştı. Aşırı iddialı iklim hedefleri “Enerji sorunu Avrupa için yeni değil ancak gördüğümüz şey aşırı iddialı iklim hedefleri. Bunun Avrupa’da yatırımların nereye gideceğine yön verdiğine inanıyorum… Avrupa’nın öncelikle enerji dönüşümü için gerçekçi hedefler belirlemesi gerektiğini düşünüyorum,” diyen Alshammari, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ayrıca enerji güvenliğine de yatırım yapmamız gerekiyor- burada doğal gaz ve nükleer enerjiyi kastediyorum. Doğal gaz ve nükleer olmadan Avrupa’da enerji güvenliğinin istikrarsız olmaya devam edeceğine inanıyorum. İster Rusya’ya bağımlılık olsun ister petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar.” Dr. Alshammari ayrıca, üçüncü zorluğun üye ülkeler arasında birlik olduğunu ifade etti. Analistler yaşanan gelişmelerin daha geniş bölgesel çatışmalara yol açabileceği ihtimalini göz önünde bulundurarak, petrol fiyatlarının Orta Doğu’da tırmanan gerilimden etkilenmeye devam edeceği kanaatinde. Orta Doğu’da gerilim yüksek Geçtiğimiz yıl ekim ayında Hamas militanlarının İsrail’e düzenlediği sürpriz saldırı ve İsrail’in buna karşılık olarak Gazze’ye yönelik başlattığı saldırıların ardından Orta Doğu’da gerilim sürekli artıyor. İran’ın başkenti Tahran’da Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin ve Lübnan’da üst düzey Hizbullah yetkililerinin öldürülmesi ile tansiyon iyice yükselirken, İran, Tahran’daki suikastın karşılığı olacağını belirtmişti. Bu haftanın başlarında Lübnan’da 17 ve 18 Eylül’de Hizbullah’ın kullandığı telsiz ve çağrı cihazlarının patlatılması ile çatışmaların bölgesel bir savaşa dönüşeceğine dair endişeler iyice arttı. Lübnan’daki benzeri görülmemiş bu saldırılar, İran’ın Orta Doğu’daki en güçlü vekili olan Hizbullah’ı şaşkına çevirirken, İsrail’in 11 aydır Gazze’deki Filistinli Hamas militanlarına karşı sürdürdüğü savaşla aynı dönemde gerçekleşti. Lübnan’da Hizbullah üyelerinin kullandığı çağrı cihazlarının salı günü ülke genelinde neredeyse eş zamanlı olarak patladı. Çarşamba günü ise ülkenin başkenti Beyrut’un güneyindeki mahallelerinde Hizbullah militanlarının kullandığı el telsizlerinin patladığı bildirildi. Patlamalarda şu ana dek 32 kişi hayatını kaybederken, 3.250’yi aşkın kişi de yaralandı. Lübnan Hizbullah’ı patlamalardan İsrail’i sorumlu tuttu. Hizbullah yetkilisi patlamanın örgütün iletişim ağı içeresinde kullandığı çağrı cihazlarının hedef alındığı patlamanın bir İsrail “güvenlik operasyonunun” sonucu olduğunu iddia etti. İsrail ordusu ise suçlamalarla ilgili yorum yapmayı reddetti. Dün akşam saatlerinde de İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Hizbullah’ın altyapısını hedef almak ve yok etmek amacıyla Lübnan’ın güneyine yeni bir saldırı başlattı. (Yukarıdaki yazı EURONEWS sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com
YEMEK SİPARİŞİ VE OBEZİTE RİSKİ
İnternetten yiyecek satın alma şekliniz sosyal konumunuz ve obezite olasılığınızla bağlantılı olabilir mi? İngiltere’de yapılan yeni bir araştırma bunun mümkün olabileceğini gösteriyor. Yeni bir araştırma, internet üzerinden yemek siparişi verenlerin daha düşük gelir düzeyine sahip hanelerden geldiğini ve obezite risklerinin daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Uluslararası halk sağlığı dergisi BMJ Public Health’de yayınlanan İngiltere odaklı araştırma, yüksek gelirli hanelerin düşük gelirli hanelere kıyasla internetten yiyecek satın alma olasılığının daha yüksek olduğunu da gösterdi. Araştırmada, paket servis siparişi vermek için yemek dağıtım uygulamalarını kullananlarda obezite riskinin yüzde 84 daha yüksek olduğu belirlendi. Şubat 2019’da başkent Londra ve İngiltere’nin kuzeyindeki 1.500’den fazla haneden alınan COVID-19 salgını öncesi verilere dayanan çalışma, çevrimiçi gıda bulunabilirliğinin sosyal eşitsizliği ve beslenmeyi nasıl etkilediğini inceliyor. Genel olarak, araştırmacılar, katılımcıların yaklaşık yüzde 13’ünün yedi gün boyunca paket servis için sipariş uygulamalarını kullandığını ve katılımcıların yüzde 15’inin dört hafta boyunca çevrimiçi market siparişi verdiğini tespit etti. Yüzde üçten biraz fazlasının ise her iki hizmeti de kullandığı görüldü. Araştırmacılar, en yüksek kategorideki yönetici ve profesyonel işlerden en düşük kategorideki vasıfsız el işçileri, devlet emeklileri ve sosyal yardım alan işsizlere kadar dört kategoriye ayrılan mesleğe dayalı olarak hem geliri hem de sosyal sınıfı inceledi. Çevrimiçi market alışverişleri daha yüksek gelirle ilişkilendirilirken, bu alışverişler ile kişinin mesleği arasında bir ilişki saptanmadı. Meslek bazlı olarak daha düşük gelirli katılımcıların paket servis hizmetlerini kullanma ihtimalinin, daha üst düzey meslek sahiplerine göre iki kat daha fazla olduğu görüldü. Çalışmanın yazarları, “Bu çalışmada gıda alımlarının diyet kalitesi ölçülmedi ancak önceki araştırmalar paket servis uygulaması kullanımının daha düşük diyet kalitesiyle ilişkili olduğunu ve paket servislerden satın alınan gıdaların daha çok enerji veren ve besin açısından fakir olduğunu gösteriyor,” ifadelerini kullandı. COVID-19 sonrası daha fazla araştırmaya ihtiyaç var Leeds Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı ve Avrupa Obezite Çalışmaları Derneği eski başkanı Profesör Jason Halford, Euronews’e e-posta yoluyla yaptığı açıklamada, “Çevrimiçi market kullanımının daha yüksek gelirle ilişkili olması ilginç bir bulgu ve bir dizi faktöre işaret ediyor olabilir,” dedi. Bu, pazarlık yapma ihtiyacı duymamayı da içerebilir. Araştırmada yer almayan Halford, “Mesleki sosyal sınıf, obezite ve ‘fast food’ tüketimi arasındaki ilişki kendi başına şaşırtıcı olmasa da [bunu] evlere yapılan çevrimiçi gıda alışverişlerinde bu kadar net görmek ilginç,” diye ekledi. Bununla birlikte, bu sektörün pandemi sonrası geliştiğine dikkat çeken Halford, “Gelirle ilişkinin olmaması, daha çok [sipariş edilen] mutfak türlerine ve teslimatla ilgili ek maliyetlere işaret ediyor olabilir,” dedi. Çalışmada, bazı verilerin kendi beyanlarına dayanması ve hanelerin sosyal konumlarına göre eşit dağılmaması gibi çeşitli kıstaslar bulunuyor. Sonuçlar ayrıca çoğunlukla kentli hanelerden elde edilmiş olup daha geniş bir nüfusa genelleme yapmayı zorlaştırıyor. Euronews’e yapılan açıklamada, çalışmanın gözlemsel olması nedeniyle bulguları neyin yönlendirdiğini belirlemek zor olsa da “market alışverişi ağırlıklı olarak finansal kaynaklara bağlı olabilirken, paket servis satın alma kültür ve sosyal grupla bağlantılı olabilir,” denildi. Araştırmanın başyazarı ve Londra Hijyen ve Tropikal Tıp Okulu’nda (LSHTM) araştırma görevlisi olan Dr. Alexandra Kalbus, “İngiltere genelinde çevrimiçi gıda alışverişi seçeneklerinin çeşitlilik gösterdiği açık ve çevrimiçi gıda seçeneklerinin beslenme kalitesi açısından farklılık gösterdiğini biliyoruz,” diye ekledi. Kalbus, “Maliyet ve bulunabilirliğin, diğer sosyo-kültürel etkilere kıyasla internetten sipariş verme kararlarımızı nasıl etkilediğini hala bilmiyoruz. Çok sayıda işletmenin çevrimiçi yemek siparişi modellerine geçtiği ve [COVID-19] salgından bu yana bu modellerin değişip değişmediğini ya da nasıl değiştiğini belirlemek için daha fazla araştırmaya da…
AVRUPA SENDİKALAR KONFEDARASYONUNA GÖRE 7 AB ÜLKESİ ASGARİ ÜCRET KURALLARINA UYNUYOR
Avrupa Sendikalar Konfederasyonu, çalışanların makul bir maaş almalarını sağlamayı amaçlayan AB yasalarını uygulamakta üye devletlerin ayak sürüdüklerini açıkladı. Avrupa Sendikalar Konfederasyonu’nun (ETUC) yeni araştırmasına göre, yasama dönemine haftalar kala, yedi Avrupa Birliği (AB) ülkesi yeni asgari ücret belirlemeleri için yasal düzenleme yapmaya bile başlamadı. ETUC, önemli bir hayat pahalılığı krizinin ardından Haziran 2022’de kabul edilen yeni AB yasalarının yürürlüğe girmesi için ulusal mevzuata dahil edilmesi gerektiğini, ancak Fransa, İtalya, Portekiz, Kıbrıs, Estonya, Litvanya ve Malta’nın bunu yapmaya bile başlamadığını belirtti. ETUC Konfederal Sekreteri Tea Jarc yaptığı açıklamada, “Çalışan insanlar bu direktifin uygulanması için zaten iki yıl beklediler ve daha fazla bekletilmemeliler;” dedi. “Çoğu ulusal hükümet ayak sürümeyi bırakmalı ve nihayet bu vaatleri gerçeğe dönüştürmelidir,” diye ekledi. ETUC, yasal düzenlemenin yaklaşık 20 milyon işçiye fayda sağlayabileceğini söylüyor, ancak ortalama kazancın bir oranı olarak tanımlanan asgari ücretin sadece iki AB ülkesinde yeterince yüksek olduğuna inanıyor. Haziran 2022’de kanun yapıcılar ve hükümetler tarafından kabul edildiğinde, yeni AB kuralları, hayat pahalılığı konusunda önemli endişelerin yaşandığı bir dönemde “asgari ücretlilerin onurlu bir yaşam sürdürebilmelerini sağlamaya yardımcı olacaklarını” söyleyen Avrupa Komisyonu Üyesi Nicolas Schmit tarafından destek gördü. Toplu pazarlığın yaygın olduğu ancak asgari ücretin olmadığı Danimarka ve İsveç ile ekstra maliyetlerden korkan işletmelerin muhalefetiyle karşılaştı. AB’de brüt asgari ücretler, Bulgaristan’da aylık 477 Euro’dan (17.659 TL) Lüksemburg’da 2571 Euro’ya (95.182 TL) kadar büyük farklılıklar göstermektedir. Nihai kurallar ülkelerin asgari ücrete sahip olmalarını gerektirmiyor, ancak asgari ücrete sahip olanlar, satın alma gücüne atıfta bulunmak gibi sağlam bir belirleme ve güncelleme yöntemine sahip olduklarından emin olmalılar. Avrupa Komisyonu AB yasalarının uygulanmasından sorumludur ve gerekli tedbirleri almayan hükümetleri mahkemeye verebilir. Ancak bu normalde sadece son tarih olan 15 Kasım geçtikten sonra gerçekleşir. Almanya gibi bazı durumlarda hükümet, mevcut yasalar zaten Brüksel normlarına uygun olduğu için harekete geçmesine gerek olmadığını savunmuştur. Avrupa Komisyonu’ndan bir sözcü yorum talebine hemen yanıt vermedi. (Yukarıdaki yazı Euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com
İKİNCİ EL KIYAFET VE TASARRUF
Küresel olarak moda endüstrisi yılda 37 milyon olimpik yüzme havuzunu dolduracak kadar su kullanıyor. “Hızlı modanın” açgözlü bir endüstri olduğu herkesçe biliniyor: işçileri sömürüyor, doğal kaynakları yutuyor ve dünyaya çöp yığınları pompalıyor. Yeni bir çalışma, bunun yerine ikinci el alışveriş yaparak yapabileceğimiz iyiliği ölçüyor. Kâr amacı gütmeyen kuruluş Oxfam’a göre, sadece bir çift eski kot pantolon ve bir tişört satın almak, 20.000 şişe suya eşdeğer bir tasarruf sağlıyor. Kuruluşun bu son analizi, pamuklu bir tişörtün üretilmesi için 5.400 standart 500 ml’lik şişe suya eşdeğer su gerektiğini gösteriyor. Bu da İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) standartlarına göre bir günde 1.600 kişinin su içme ihtiyacını karşılamaya yetiyor. Bir kot pantolonun üretimi için ise 16.000 şişe su gerekiyor ki bu da 4.750 kişinin bir günlük su ihtiyacını karşılamaya yetecek bir miktar. Oxfam’ın perakende direktörü Lorna Fallon “Bu istatistiklerden açıkça görülüyor ki moda içinde boğuluyoruz,” dedi. “İklim değişikliği nedeniyle dünyanın tatlı su sıkıntısı çektiği göz önüne alındığında, gardıroplarımızı ikinci el alımlarla harmanlarsak, giysi üretiminin su yoğun maliyeti hayati ölçüde azaltılabilir.” Moda endüstrisi neden bu kadar çok su kullanıyor? Moda, doğal liflerin (özellikle pamuk) yetiştirilmesinden kumaşların boyanmasına ve giysilerin yıkanmasına kadar tedarik zinciri boyunca susuzluk çeken bir sektör. Oxfam, İngiltere kullanılan giysilerin toplam su ayak izinin yılda sekiz milyar metreküpe eşit olduğunu belirtiyor. Bu da tüm İngiltere nüfusunun iki yıllık su tüketimini karşılamaya yetiyor. Küresel olarak, moda endüstrisi tarafından yılda 93 milyar metreküp su kullanılıyor- ki bu miktar, 37 milyon olimpik yüzme havuzunu doldurmaya yetiyor. Bu muazzam miktara rağmen, şeffaflıkla ilgili büyük bir sorun da var. Kâr amacı gütmeyen Planet Tracker’ın yakın tarihli bir raporuna göre, moda markalarının büyük çoğunluğu (yüzde 90’ı) belgelerinde suyla ilgili riskleri açıklamıyor. İkinci El Eylül kampanyası Oxfam’ın İkinci El Eylül kampanyası, 2019 yılından bu yana insanları hayır kurumlarından alışveriş yaparak ve kıyafetlerini bağışlayarak kıyafetlerin ömrünü uzatmaya teşvik ediyor. Fallon, “Giysilerimizi yeniden dolaşıma sokarak- ikinci el satın alarak, giyerek ve bağışlayarak- yeni giysilere olan talebi azaltmaya yardımcı olabiliriz,” diye açıkladı. “Bu da gezegenimize verilen zararın azaltılmasına yardımcı olabilir.” İngiliz TV sunucusu ve aktris Cat Deeley bu yılki kampanyanın başını çekiyor ve kendisi söz konusu uygulamanın büyük bir savunucusu. “Dünyanın neresine gidersem gideyim, her zaman bir hayır kurumu bulurum ve en muhteşem, önceden kullanılmış parçaları bulmak için hazine avına çıkarım,” diyen Deeley, sözlerini şöyle sürdürdü: “İkinci el alışverişte, kimsede olmayan, tamamen benzersiz, kişiselleştirebileceğiniz ve paranın iyi bir amaca gittiğini ve bu kıyafetlere ikinci bir yaşam şansı verdiğinizi bilerek, giymekten gerçekten keyif alacağım bir şey bulmayı seviyorum.” Deeley’in sözleri ile “ikinci elin kesinlikle ikinci en iyi anlamına gelmediğini” kanıtlayan Oxfam, ikinci el online pazar yeri Vinted ile ortaklaşa olarak 12 Eylül’de Londra Moda Haftası’nda bazı güzel ikinci el parçalarla podyuma çıktı. (Yukarıdaki yazı Euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com
TÜRKİYE’DE KAYIT DIŞI ÇALIŞAN KADINLAR ERKEKLERDEN FAZLA
Kadınların kayıt dışı tarım istihdamındaki oranı yüzde 96,5 olarak hesaplanırken, erkeklerin bu alandaki oranı yüzde 76 oldu. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) sözleşmesiz, yasal korumasız veya sosyal güvencesiz çalışma olarak da bilinen “kayıt dışı çalışma” veri setine göre, Türkiye’de kadınlar erkeklere göre daha fazla kayıt dışı olarak istihdam ediliyor. Toplamda kayıt dışı çalışan kadınların oranı yüzde 34,4 olurken, erkeklerin genel kayıt dışı çalışma oranı ise 23,8 olarak kaydedildi. ILO veri setine göre, Türkiye’de yüzde 27,3 oranında kayıt dışı istihdam oranı bulunuyor. Tarım içi istihdamda yüzde 84,5 olduğu hesaplanan Türkiye’deki kayıt dışı çalışma oranı, tarım dışı istihdamda ise yüzde 17,3 olarak kaydedildi. Kadınların tarım içi istihdamdaki oranı yüzde 96,5 olarak hesaplanırken, erkeklerin bu alandaki oranı yüzde 76 oldu. Tarım dışı sektörlerde kadınların kayıt dışı çalışma oranı yüzde 20 olurken, erkeklerin ise kayıt dışılık oranı yüzde 16 olarak hesaplandı En yüksek kayıt dışı oranı tarımda yüzde 84,5 olarak görülürken, ikinci en yüksek oran hizmet sektöründe görüldü. Bu sektördeki kayıt dışı çalışma oranı yüzde 17,5 olarak kaydedilirken, onun ardından gelen sanayi alanında ise kayıt dışı istihdam oranı 16,9 olarak belirlendi. Türkiye’nin 2022’de yüzde 28 olan kayıt dışı oranının son bir yılda yüzde 0,7 düşüş kaydettiği görülüyor. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) 2004 verilerine bakıldığında ise Türkiye’nin son 20 yılda kayıt dışı istihdam oranının yüzde 50,14’ten yaklaşık 45 düştüğü hesaplanıyor. Bu verilere bakıldığında Türkiye’de 2004 yılında tarımda yüzde 89,9, tarım dışında yüzde 33,8, sanayi alanında 37,2, hizmet sektöründe 31,9 kayıt dışı istihdam olduğu görülüyor. Avrupa’da rakamlar nasıl? ILO’nun 2023 verilerinde küresel işgücünün yüzde 58’i kayıt dışı istihdamda yer alıyor. Tarım dışı sektörlerdeki kayıtsız çalışmada ise küresel rakam yüzde 50 olarak öne çıkıyor. ILO’nun veri setindeki 2023 rakamlarına göre ise Avrupa kıtasında en yüksek kayıt dışı istihdamda yüzde 52,7 ile Moldova başı çekiyor. Moldova’nın bu oranı 2022 yılında ise yüzde 56,4 olarak kayıtlara geçmişti. İkinci sırada Doğu Avrupa ülkesi olarak listelenen Bosna-Hersek ise 19.9 kayıt dışı oranıyla kıtadaki ikinci yüksek orana sahip ülke konumunda bulunuyor. Avrupa Birliği (AB) ülkeleri arasında ise 2022 yılında en yüksek kayıt dışı çalışma oranında Polonya yüzde 9,8 oranıyla başı çekerken, Portekiz yüzde 4,6 kayıt dışı oranıyla ile ikinci sırada yer alıyor. Onu ise Yunanistan yüzde 4,5 ile takip ediyor. 2021 verilerine göre ise Macaristan, bu döneme ait yüzde 17,8 kayıt dışı oranıyla ilk sırada yer alıyordu. (Yukarıdaki yazı Euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com
KASIM AYI İNŞAAT MALİYET ENDEKSİ
İnşaat maliyet fiyatları, kira ve konut fiyatları günümüzün en güncel konularından sadece biridir. Çünkü astronomik seviyelere gelen kira ücretler ve ev bulmakta zorlanan büyük kesim, inşaat maliyet endeksinden etkilenen ve geleceğe dönük plan ve program yapamayan vatandaşlarımızın en büyük problemi durumuna gelmiştir. İçinde bulunduğumuz ekonomik koşullarda konut sorunu giderek barınma sorunu yönüne doğru evirilmektedir. Maslow’un ihtiyaç teorisinde belirttiği gibi barınma insanların yaşamlarını sürdürebilmeleri için en temel ihtiyaçlarından biridir. Ülkemizde konut ve kiralık ev sorununun en büyük nedeni, geçtiğimiz yıl 6 şubatta yaşadığımız ve yüzyılın felaketi olarak adlandırılan (Allah tekrarını göstermesin) Kahramanmaraş merkezli 11 ilimizi etkileyen deprem felaketidir. Yüzbinlerce vatandaşımız evsiz kalmış, hükümet tarafından konteynerlere yerleştirilmiş, vatandaşlarımızdan bir kısmı başka şehirlere göç etmek zorunda kalmıştır. Böylesine büyük ve acı bir felaketin yaşanması doğal olarak ekonomiyi olumsuz şekilde etkilemiş hatta 2023 yılında 1,1 trilyon TL lik ek bütçe yapılmasına sebep olmuştur. Dolayısıyla konut ve kiralık ev sorununun en büyük sebebi yaşadığımız bu deprem felaketidir. Bunun dışında ülkemize gelen ve sayıları milyonlarca ifade edilen sığınmacılar,400.000 dolar karşılığı gayrimenkul alan yabancılara vatandaşlık verilmesi, yüksek enflasyon nedeniyle inşaat malzeme fiyatlarının artması, Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle ülkemize özellikle güney illerimize gelen yabancılar, geçen yıl Avrupa’da yaşanan gaz sıkıntısı nedeniyle ülkemizde ikamet etmeyi tercih eden Ruslar, Ukraynalılar, depremden sonra tüm Türkiye’de hız kazanan kentsel dönüşüm projeleri gibi sebeplerdir. Kentsel dönüşümden bahsetmişken hükûmet, İstanbul’a özel bir yapılaşma sürecinin başlayacağını, bu konuda çalışma yapıldığını ifade etmiştir. İstanbul’un olası bir depremde yaşayacağı olumsuzluklar aşikardır ama ülke genelinde önlem alınması gerekir. Bu konuda TOKİ’nin yarısı bizden kampanyası ödeme gücü olan vatandaşlarımız için bir fırsattır. Ancak yüksek seyreden enflasyon nedeniyle ödeme güçlüğü iyice artmıştır. Çünkü kalite, yapılacak inşaat süresi vd. yönünden en ideali TOKİ tarafından yapılmaktadır. Kiraların geçen yıl hükümet tarafından %25 artırım oranı ile sınırlandırılması da fiyatların yükselmesinde, ev sahiplerinin ketum davranmasında başka bir faktördür. Çünkü %25 günümüzde komik bir orandır ve bu oran en azından enflasyon verilerine göre belirlenseydi bu kadar istenmeyen olay belki yaşanmayabilirdi. Ancak temmuz ayından itibaren bu yanlış düzeltilmiş ve kira artışlarının 12 aylık ortalama enflasyon oranında hesaplanmasını karara bağlamıştır. Bir emekli yıllarca gece gündüz çalışarak bir ev almış ve kiraya vermiş ise doğal olarak rayiç bedeli isteyecektir. Emekli maaşı ile geçinmesi mümkün değildir. Ancak bu kural birkaç tane evi olan kimseler için geçerlidir. Ayrıca sadece İstanbul’da yaklaşık 800.000 tane boş dairenin bulunduğu yazılı ve görsel basında ifade edilmektedir. Öncelikle bunun çözümü aranmalıdır. Konumuza dönecek olursak inşaat maliyetleri yaşadığımız yüksek enflasyon nedeniyle artmasından dolayı konut fiyatları da yükselme eğilimindedir. Önümüzdeki süreçte maliye ve hazine bakanımız Sn. Mehmet Şimşek’in de belirttiği gibi enflasyon da normal seyredeceği gerçeği de baz alındığında dahi inşaat malzeme fiyatları da artacağından konut fiyatlarının da artacağını söylemek abartı olmaz. Çünkü konut sıkıntısı devam etmektedir ve arz ve talep kanununa göre konut arzının çoğalması gerekir. Yaşadığımız depremden önce hükümet 500000 konut projesini uygulamaya koymuştu ama deprem nedeniyle ertelenmek zorunda kaldı. Diğer taraftan nüfus artışı da konut sorununun diğer bir parçasıdır. Kooperatifçiliğin tekrar gündeme gelmesi konut sorununu kısmen de olsa çözecektir.1980 li yılları hatırlayalım. Merhum Turgut Özal döneminde yurdun dört bir yanında yaygınlaşan kooperatifler sayesinde tüm gelir gruplarından birçok vatandaşımız ev sahibi olmuştu o dönemde enflasyon bu kadar yüksek değildi ve nüfus bu kadar yoğun değildi ama günümüz koşullarına göre bir sistem geliştirilebilir. Kooperatifler kâr amacı gütmediğinden maliyet…

Ustalar.com sizleri Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul, fuarında sizleri bekliyor olacak !
SITE GLOBAL BAŞKANLIĞI’NA İLK KEZ BİR TÜRK SEÇİLDİ
Bakanlık harekete geçti: ‘İyileştiren Hastane’ tedavi süresini kısaltıyor
Sektörün buluşma noktası Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul 48. yılına hazırlanıyor
Çobantur Logistics, köklü mirasıyla geleceği adıyla yazıyor
482 Milyon Euro’luk Ticari Gücüyle Turizme Yön Veren EMITT, 2026’da Yeni Yerinde Kapılarını Açmaya Hazırlanıyor
Nelipide Gurme, Ordu Pidesi’ni İstanbulda buluşturuyor
Boltas, daha sürdürülebilir bir geleceğe “yeşil lojistik” ile adım atıyor
“Üretimin Süper Ligi” Taksim’de Buluştu
İnşaat alanında güçlü birliktelik ;
Entegre Tesis Yönetim Derneği Kuruluşunun 5. Yılını Sektör Toplantısıyla Kutladı
Chakra Hikâyenin Başladığı Yerde
Mplus Türkiye, yüzde 71 genç çalışan profiliyle müşteri deneyimini dönüştürüyor
AHLAKİ ASİMETRE
RİSKLERİN ÖNCELİKLENDİRİLMESİ
İNGİLTERE’DE YENİ VERGİ DÜZENLEMELERİ
TÜRKİYE’DE ENGELLİ HAKLARI
İNSAN EKONOMİ ÜRETİM
SERMAYENİN KALICILIĞI
İÇ TASARRUF ORANI
Avrasya’nın Kalbinde Lojistik Sektör Buluşması: logitrans 2025 BaşarıylaTamamlandı
İNSAN AKLININ YENİLİKÇİ GÜCÜ
GELİR TUZAĞI
ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU
DİJİTAL SERMAYE
ULUSAL YAPAY ZEKA TEKNOLOJİSİ
ELEKTRİKTE DESTEK UYGULAMASINDA YENİ DÖNEM
AB’DE KÜÇÜK KOLİ DÖNEMİ SONA ERİYOR
ÜCRET-FİYAT SARMALI
AVRUPA İSTATİSTİK SİSTEMİ
VERİYE DAYALI ANALİZ
YERLİ ÜRETİM KAPASİTESİNİN ARTIRLMASI
Geri Sayım Başladı: logitrans 2025, 19 Kasım’da Yenikapı’da Kapılarını Açıyor!
ETYD, Tesis Yönetiminde Kurumsal Standartları Yükseltiyor
DİJİTAL ALTYAPI YATIRIMLARI
Ekonominin Sesi : BÜYÜK SIFIRLAMA GİRİŞİMİ .
FİNANSAL REGÜLASYONLAR
BASEL KOMİTESİ
Şenpiliç, İTÜ’de Dijital Dönüşüm Yolculuğunu Gençlerle Paylaştı
UTİKAD’dan 200 Milyar Dolar Sektör Büyüklüğü Hedefiyle İki Stratejik Adım
TÜKİD, yurt dışı kaynaklı sahte ve güvensiz ürünlerle mücadeleye etkin destek veriyor
AVRUPA-AKDENİZ ORTAKLIĞI.
BÜYÜK SIFIRLAMA GİRİŞİMİ
ABD-Afrika ticaret anlaşması bitiyor: Türkiye için yeni fırsat
Bakan Şimşek rakamlarla açıkladı: İhracatçılara 53 milyar dolarlık finansman desteği!
TOKİ SON DAKİKA: 81 ile sosyal konut! İşte İstanbul dahil il il rakamlar
Yapay Zekâ Enerjiye Akıl Katıyor!
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GIDA VE TARIM ÖRGÜTÜ(FAO)
Mplus Türkiye, yapay zekâ ile müşteri deneyimi ve operasyonel verimliliğinde fark yaratıyor
CLOUD 34, SONBAHAR AKŞAMLARINA CANLI MÜZİKLE YENİ BİR RİTİM KATIYOR
Aktaşlar Lezzet Grubu, Anuga 2025’te geleneksel Türk lezzetlerini dünyaya tanıttı
ULUSLARARASI ENERJİ AJANSI
YENİLENEBİLİR ENERJİNİN YÜKSELİŞİ
Gayrimenkul Sektöründe Yeni Ufuklar: CCIM İstanbul’dan “Blue Friday” Etkinliği
EKONOMİDE ŞEFFAFLIK VE HESAP VERİLEBİLİRLİK
Gaziantep’te ‘Dijitalleşmede Yeni Fırsatlar’ Paneli: TÜYAFED ve Sektör Liderlerinden Önemli Mesajlar
TÜRKİYE – KAZAKİSTAN YATIRIMCILAR BULUŞMASI İVEDİK OSB VE TEKNOPARK ANKARA’DA GERÇEKLEŞECEK
ÇALIŞANLARDA İŞ TATMİNİ
%70 Teşvikli Suudi Arabistanda satış mağazası kiralama projesinde yerinizi ayırttın.
Artık yatırımlarınız USTALAR OF AI ile değer katıyor.
Ustalar e-katalogu hazırlandı.
Fuar standın ziyaretçi etkisi ;
5G’den ekonomiye 100 milyar dolarlık katkı bekleniyor: 1,5 milyon yeni istihdam sağlayacak
TDT ülkeleriyle 5 yılda 62,6 milyar dolarlık ticaret
Türkiye’nin otomobil tercihi değişiyor: Satılan her 10 araçtan 4’ü hibrit veya elektrikli
İstanbul’da kiralık sosyal konut projesinin detayları belli oldu! Şartları neler?
100 milyar dolarlık yol haritası
Aktaşlar Lezzet Grubu, Anuga 2025’te geleneksel Türk lezzetlerini dünyaya tanıtmaya hazırlanıyor
ÜRETİM FAKTÖRLERİNİN ANALİZİ
Feriye’de açık hava sineması ekim ayındaki gösterilecek La La Land filmiyle sona eriyor
EKONOMİDE SOSYAL MOBİLİTE
“Yapay Zekâ ve Otomasyon, Mühendisliğin Yeni Rotasını oluşturuyor!”
Geberit, suyun yönünü belirleyen en güncel teknolojileriyle ISK-SODEX’te sahne alacak
Türk markası Nishplas, Avrupa’ya açılıyor
NTB “Ticaret ve Networking Buluşması” Ankara Mamak’ta gerçekleşti
Dubai’de gayrimenkul projeleri şimdi daha da cazip ; 250.000 $ dan başlıyor.
Kazakistan Yatırım ve Ticaret Fırsatları Toplantısı İş Dünyasını Bir Araya Getirecek
AĞUSTOS 2025 TÜFE ORANLARI
BÜTÇE AÇIĞININ AZALTILMASI
Sırbistan-Azerbaycan Ticaret Misyonu: Yeni Ufuklar, Yeni Fırsatlar
TÜRKİYE’NİN EĞİTİM İHRACATI
Temmuz 2025 Kredi Kartı Kullanımı
EKONOMİDE TOPLUMSAL MUTABAKAT
AĞUSTOS 2025 AÇLIK VE YOKSULLUK SINIRI
PRIVEXPO’ nun Seçkin, Uluslararası Özel Markalı Ürünler ve Fason Üretim Endüstrisi İş Ağına Katılın!
LİBYA BİNGAZİ HÜKÜMETİ, HAFTER VE AKDENİZ BÖLGELERİ
EKONOMİDE TOPLUMSAL REFAH
KURAK YAZIN TARIM ÜRÜNLERİNE ETKİLERİ
Yapay Zekâ Destekli İnşaat Yönetimi: Projelerde Verimlilik, Karlılık ve Marka Gücü
Üretimde arkanızdaki güçlü destek ; Makineci TV sizlere kolaylık sağlıyor.
Bi’Navlun, Lojistikte Aklını kullanacak.
JoyTürk, yeni yaşını Zeynep Bastık ile kutladı!
Continental AllSeasonContact 2, Dört Mevsim Lastik Testinde Avrupa’nın Zirvesinde
ZAFER BAYRAMI COŞKUSU İSTANBUL CEVAHİR’DE
Lenovo, ilk çeyrekte gelirini %22 artırarak rekor seviyeye ulaştı
Türkiye’de Bir İlk: Muhafazakâr Cruise Gemisi ile Umre Seyahati Başlıyor
Planlı üretimin yıldızı Sözleşmeli Tarım hakkında herşey ;
EKONOMİDE DOT-COM BALONU
KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASININ EKONOMİ AÇISINDAN ÖNEMİ
BORSADA ALIM YAPARKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
BLOKZİNCİR Nedir ?
AKILLI TELEFONLARLA PAZAR FİYATLARININ YENİ YÜZÜ
ZENGEZUR KORİDORU
Simülasyon Tanımı ve İş Dünyasındaki Stratejik Önemi
SİBER GÜVENLİK
BULUT TEKNOLOJİSİ
Azerbaycan – Sırbistan İthalat-İhracat Ticaret Misyonu Başlıyor.
Piyasa ve Türleri
ULUSLARARASI KREDİ DERECELENDİRME KURULUŞLARININ ÖNEMİ VE ÜLKEMİZE VERDİĞİ NOTLAR
2025 Haziran Konut Satış İstatistikleri
TRUMP-PUTİN GÖRÜŞMESİ VE TÜRKİYE’YE OLASI ETKİLERİ
TÜRKİYE’DE YATIRIM ARAÇLARI
TÜRKİYE’DE İNŞAAT MALZEMESİ SANAYİSİ
TÜRKİYE’DE DEMİR ÇELİK SEKTÖRÜ
TRUMP’IN GÜMRÜK VERGİLERİNİN KÜRESEL TİCARET VE SERBEST BÖLGELERE OLASI ETKİLERİ
ABD HİNDİSTAN ARASINDA YENİ GÜMRÜK KRİZİ
ÜRKİYE’DE KİLİT VE EMNİYET SİSTEMLERİNDE 20 YILLIK DÖNÜŞÜM
Türkiye’de Hırdavat Piyasasının Dünü ve Bugünü Giriş ve Tarihsel Gelişim
Tether, Bit2Me’de azınlık hissesi alarak 30 milyon avroluk yatırım turuna liderlik etti
TEMMUZ 2025 VERİLERİYLE FİNANSAL YATIRIM ARAÇLARININ REEL GETİRİSİ
Range Rover, Defender ve Discovery Müşterilerine Özel Ayrıcalık Programı, Yeni Mobil Uygulamada
Şekib Avdagiç’ten turizm çağrısı: Bir haftada, 3 ayı kazanabiliriz



















































