Son Dakika Haberler
EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİBANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYORİŞGÜCÜ ARZININ BOLLUĞU VE PAZARLIK GÜCÜNÜN ZAYIFLIĞIÇOCUKLARIMIZ NEDEN GÜVENLİK BİRİMLERİNİN KAPISINA GELİYOR?KREDİ KARTI VE İHTİYAÇ KREDİSİ ALARMIKırtasiye sektörü, yaz dönemini stratejik hazırlık ve dönüşüm süreciyle yönetiyorYAŞAM STANDARDI FARKIMETODOLOJİK DİSİPLİNFRANSA’DAKİ ORMAN YANGINLARININ EKONOMİYE ETKİSİDAHA UZUN YAŞIYORUZ AMA DAHA SAĞLIKLI YAŞAYABİLİYOR MUYUZ?GÜVEN ENDEKSLERİ EKONOMİNİN NABZINI TUTUYORDAVRANIŞSAL TEPKİLERE, BEKLENTİLERE VE AĞ ETKİLERİNE ODAKLANMAK“ERKEN VE SERT” YAKLAŞIMIZ Kuşağının dinleme alışkanlıkları dijital ses platformlarının geleceğini şekillendiriyorGazeteci ve İletişim Uzmanı Cansel Oruç’un İlk Kitabı Çıktı: “Başarmaktan Korkma” Okuyucuyla Buluştu!290 milyar Euro değerindeki güzellik sektörünün dev buluşması BeautyEurasia’nın 21’inci yılı için hazırlıklar sürüyor  Yazın dinleyici derinliği artarak ses tüketimi şekil değiştiriyor, dinleme oranları yüzde 54’e kadar yükseliyor !TÜKİD heyetinden Ticaret Bakanlığı’na ziyaretMplus Türkiye müşteri deneyimini gelir, marj ve güven odağında yeniden tanımladıKarnaval’dan geçmişe davet eden yeni podcast serisi: Ayşegül Aldinç ile O ZamanYapay zekâ çağında müşteri deneyimine yön verecek liderleri MDYD ve Koç Üniversitesi yetiştirecekTemizlikte İstanbul’da profesyonel firma olarak Emir TemizlikZİHNİMİZİN ALIM GÜCÜNÜ NASIL KORUYACAĞIZ?AVRUPA’NIN SERVET HARİTASIÜNİVERSİTE DİPLOMASI YETİYOR MU?DEPOZİTOLU ÜRÜNLERİN İADE KOŞULLARI NETLEŞTİYURT İÇİ TURİZM HAREKETLENDİ, HARCAMALAR 102 MİLYAR LİRAYI AŞTIDijital Çağın Yapı sektörünün  Buluşma Noktası: Ustalar.comÖNCELİKLENDİRME VE UYGULAMA KAPASİTESİDÜNYA KUPASININ EKONOMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRMESİYATIRIM BANKALARININ DOLAR TAHMİNLERİEMEKLİLİK SİSTEMİNDE DEĞİŞİKLİK ÇALIŞMALARIUSK’NIN SÜT FİYATLARINI SERBEST BIRAKMASIÇİN EKONOMİSİNDE SON ÜÇ YILDA EN DÜŞÜK BÜYÜMENATO ZİRVESİNDEN SONRA TÜRKİYE’NİN ZOR DENGESİKAYSERİ, SIFIR ATIK HEDEFİYLE GELECEĞE YÜRÜYORDOĞAL TEKELİN DEVLET TARAFINDAN İŞLETİLMESİHÜRMÜZ BOĞAZI KAPATILDIRAPORLAMA STANDARTLARIYUNANİSTAN BAŞBAKANINDAN F35 HAKKINDA ILIMLI AÇIKLAMAKADINLARIN ÜCRETSİZ EMEĞİTÜRKİYE İÇİN FRONTIER RİSKİEURO BÖLGESİ’NDEN İKİ KAT HIZLI BÜYÜMESİ BEKLENEN BEŞ AVRUPA EKONOMİSİ TÜRKİYE İÇİN NE ANLAMA GELİYOR?AVRUPA’DA ÜCRETLERDE CİNSİYET FARKINATO ZİRVESİ NEDEN TÜRKİYE’DE YAPILIYORKALKINMAYI YÖNLENDİREN STRATEJİK ENSTRÜMANLARAVRUPA’DA GENÇLERİN ZENGİN OLDUĞU ÜLKELERİSTANBUL’UN ENFLASYONU YAVAŞLIYOR AMA HAYAT PAHALILIĞI HALA VATANDAŞIN GÜNDEMİNDEHİZMET SEKTÖRÜNDE MALİYETLER YÜKSELİYORBİREYSEL ÖDEME GÜCÜGİZLİ VERGİ İŞLEMİTEKNOLOJİ TRANSFER OFİSLERİİSRAİL VE LÜBNAN ARASINDA TARİHİ İMZAFİNANSAL BULAŞMATEMMUZ AYINDA ANKARA’DA YAPILACAK NATO ZİRVESİÜCRET-FİYAT SARMALIEMEKLİLİĞİN YENİDEN DİNLENME VE GÜVEN DÖNEMİ HALİNE GELMESİGELİRLERİN DALGALI HALE GELMESİEKONOMİK DÖNÜŞÜMÜ HIZLANDIRACAK STRATEJİK ALANLARA ÖNCELİK VERİLMESİELON MUSK’UN İŞ İMPARATORLUĞUSABİT GİDERLERİN GELİR İÇİNDEKİ PAYI HIZLA ARTIYORAB’DE OKULU BIRAKANLARIN SAYISIANLIK BİLGİYE DAYALI KARAR ALMAPERAKENDE CANLI, TOPTAN TİCARET ZORLANIYOREKONOMİK BÜYÜMENİN TALEP AYAĞIWorldFood İstanbul, gıda sektörünün geleceğini 34 yıllık tecrübesiyle İFM’de buluşturmaya hazırlanıyor!ABD-İRAN ANLAŞMASI DÜNYADA YENİ BİR DÖNEMİN KAPISINI MI ARALIYORTAVUK VE YUMURTA ÜRETİMİNDE SON DURUMKAÇIRMA KORKUSUİŞÇİNİN VERGİ VE ENFLASYON KAYBIEKONOMİ KOORDİNASYON KURULUNDAN ÖNEMLİ AÇIKLAMALARAVRUPA ÜLKELERİNDE EN YÜKSEK KONUT FİYATLARIALINMIŞ AMA ÇALIŞMAYAN YA DA KISITLI KULLANILAN SİSTEMLERİN GERÇEKLİĞİBEYİN DOLAŞIMIİŞ GÜVENCESİNİN YETERSİZLİĞİENFLASYONUN GENİŞ TABANA YAYILMASI VE BEKLENTİLERE YERLEŞMESİGIDA VE SU İSRAFISON 2,5 AYDA BORSADAN ÇIKIŞLARHÜRMÜZ BOĞAZI’NDA SON DURUMDİJİTAL PAZARLARDA OYUN ALANINI DAHA ADİL HALE GETİRMEKHAKİM DURUMUN KÖTÜYE KULLANILMASIBİR KURBAN BAYRAMININ ARDINDANALMANYA’DA 5 BİN SÜPER ZENGİNİN SERVET GÜCÜALGORİTMİK ORTAK ANLAŞMAÇEVRE REGÜLASYONLARITARIMDA GİRDİ BAĞIMLILIĞIÜLKELERİN MİSİLLEME ÖNLEMLERİPARADAN PARA KAZANAN KESİM İLE EMEĞİYLE GEÇİNEN KESİM ARASINDAKİ MAKASKAMU DESTEKLİ RİSK SERMAYESİ FONLARIÇALIŞTIKÇA CEZALANDIRMA ALGISINET GELİR ODAKLI POLİTİKARUMELİ’DEN İSTİKLAL YOLUNA GÖNÜL KÖPRÜSÜ: BAYRAMPAŞALI ÇOCUKLARIN ELLERİNDEN GAZZE’YE ANLAMLI DESTEKALGORİTMİK YÖNETİMREKABETÇİ PARALELLİK2026 İLK ÇEYREK İŞGÜCÜ VERİLERİALARM YORGUNLUĞU2026 MART AYI SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ ÜRETİMİ2026 MART AYI İNŞAAT MALİYET ENDEKSİ2026 MART AYI KÜMES HAYVANCILIĞI ÜRETİMİTÜRKİYE’DE EV GENÇLERİKSTK Genel Başkanı Nevzat Duyar’ın mesajı2025 AİLE İSTATİSTİKLERİ2026 MART AYI TİCARET HACİM ENDEKSİBÜYÜMENİN NİTELİĞİNİ DEĞİŞTİRMEKBİLİNMEZLİĞİN BİLİNÇLİ OLARAK ÜRETİLMESİ DSÖ’NÜN HANTAVİRÜS AÇIKLAMALARI VE KÜRESEL ENDİŞELER10 EYLÜL 2025’TE AÇIKLANAN ORTA VADELİ PROGRAMDA HEDEFLER, RİSKLER VE GERÇEKLEŞME İHTİMALİOKULLARDA ARA TATİLLERDE YENİ DÖNEMEKONOMİK ZARARLARIN HALKTAN KARŞILANMASIBANKACILIK SEKTÖRÜNE YÖNELİK DESTEKLERSAĞLIKTA ÖNLEYİCİ, KAPSAYICI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR VİZYONİLETİŞİM VE GÜVEN YÖNETİMİ2026 İLK ÇEYREK TURİZM VERİLERİ2026 NİSAN AYI EKONOMİK GÜVEN ENDEKSİDAHA DOĞRU, DAHA ANLAMLI VE DAHA SÜRDÜRÜLEBİLİR İŞLER ÜRETMEK6 ŞUBAT DEPREMLERİNİN TÜRKİYE EKONOMİSİ ÜZERİNDEKİ AĞIR FATURASIİŞ ARAMA MODELİNDE YENİ YÖNTEMİRAN SAVAŞIYLA SARSILAN PİYASALARDA GÜÇLÜ GERİ DÖNÜŞNİSAN 2026 SEKTÖREL GÜVEN ENDEKSLERİABD BÜYÜKELÇİSİ Tom Barrack’IN SÖZLERİ ÜZERİNDEN DİPLOMASİ, EKONOMİ VE GÜVEN MESAJLARI15 YAŞ ALTI ÇOCUKLARIN SOSYAL MEDYA KULLANIMININ YASAKLANMASIFİNANS VE TEKNOLOJİ SEKTÖRÜNDE YAPAY ZEKANIN ÇALIŞAN KADINLARA ETKİSİ2030 YILINDA AVRUPA’NIN EN ZENGİN ÜLKELERİHARCAMANIN NİTELİĞİTÜKETİCİLERİN %74’Ü ALIŞVERİŞ YOLCULUĞUNDA YAPAY ZEKÂDAN YARARLANIYOR!HİÇ RİSK ALMAMAK İLE HER RİSKİ GÖZE ALMAK ARASINDAKİ İNCE DENGE2026 MART AYI KONUT SATIŞ İSTATİSTİKLERİDeneyim mimarlığı, verimliliği ve müşteri sadakatini artıyor2026 ‘NIN EN ÇOK KAZANDIRAN PARA BİRİMLERİ2026 ŞUBAT AYI İNŞAAT ÜRETİM ENDEKSİ2026 ŞUBAT AYI KÜMES HAYVANCILIĞI ÜRETİMİ2026 ŞUBAT AYI CİRO ENDEKSLERİTÜRKİYE VE AVRUPA’DA ÖZEL OKUL FİYATLARITCMB’NİN 2025 YILI ZARARI2026 ŞUBAT AYI DIŞ TİCARET ENDEKSLERİ2026 ŞUBAT AYI İNŞAAT VE MALİYET ENDEKSİDÜNYANIN EN ZENGİN FUTBOL KULÜPLERİNİN GELİRLERİDAVRANIŞSAL KAMU POLİTİKALARININ YÜKSELİŞİGÖSTERİŞ METRİKLERİPARAYI ELDE TUTMAK YERİNE HARCAMANIN TERCİH EDİLMESİTÜRKİYE’DE RESMİ TATİLLER VE EKONOMİK MALİYETLERİHÜRMÜZ KRİZİNİN ETKİLEDİĞİ ÜLKE GEMİLERİFİKRİ İTHAL EDEN DEĞİL, İHRAÇ EDEN EKONOMİK YAPITÜRKİYE’DE SONDAJ ÇALIŞMALARI2026 ŞUBAT AYI HİZMET ÜRETİCİ FİYAT ENDEKSİ2026 MART AYI EKONOMİK GÜVEN ENDEKSİYEŞİL VE SÜRDÜRÜLEBİLİR TEKNOLOJİKÜRESEL SERMAYE VE ARTAN SERMAYE MOBİLİTESİ2025 BİTKİSEL ÜRÜN DENGE TABLOLARIDÜNYADA SAVAŞ DURUMUNDA OLAN ÜLKELERDİSK-AR RAPORUAKADEMİK PUANI DÜŞÜK ÖĞRENCİLERİN ÜNİVERSİTELERE YOĞUN BİÇİMDE YÖNLENDİRİLMESİ2026 MART AYI TÜKETİCİ GÜVEN ENDEKSİASEAN+3 ÇERÇEVE ANLAŞMASIUstalar.com sizleri Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul, fuarında sizleri bekliyor olacak !KATMANLI SAVUNMADOĞAL AFET TAHVİLLERİFED FAİZLERİ SABİT TUTTUSITE GLOBAL BAŞKANLIĞI’NA İLK KEZ BİR TÜRK SEÇİLDİREGÜLASYON ATLATMA MANEVRALARIORTAM, ÜRETİM VE BİRLİKTE ÖĞRENME ANLAYIŞISN. FATİH KARAHAN’DAN ENFLASYON AÇIKLAMALARIENERJİ DÖNÜŞÜMÜ VE YERLİ ENERJİ KAYNAKLARININ ÇEŞİTLENDİRİLMESİ2026 ŞUBAT AYI KONUT SATIŞ İSTATİSTİKLERİ2025 YILI TÜRKİYE’DE HANEHALKI TÜKETİM HARCAMALARI PANORAMASIKADIN HAKLARINDA ÖZBEKİSTAN KURALLARI BAŞTAN YAZDI2026 OCAK AYI CİRO ENDEKSLERİ2026 OCAK AYI İNŞAAT MALİYET ENDEKSİ2026 ŞUBAT AYI FİNANSAL YATIRIM ARAÇLARININ REEL GETİRİ ORANLARIBakanlık harekete geçti: ‘İyileştiren Hastane’ tedavi süresini kısaltıyorSektörün buluşma noktası Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul 48. yılına hazırlanıyorFİNANSAL ENSTRÜMAN BİLGİSİ VE ERİŞİM FARKISOSYAL DEVLETİN SÜRDÜRÜLEBİLİR KILINMASI2025 KADIN İSTATİSTİKLERİDÖVİZ MEVDUATLARINDA HIZLI ARTIŞKİRALARDA ŞUBAT 2026 ARTIŞLARI VE GELECEK TAHMİNLERİYAPAY KAR ÜRETİMİNİN GERÇEK ÇEVRESEL VE MALİ ETKİSİ NE KADAR BÜYÜK?BÖLGESEL KALKINMA PROJELERİNDE DESANTRALİZASYONYERİNDEN KALKINMATRUMP’IN “TARİHİN EN BÜYÜK EKONOMİSİ” İDDİASILORENZ EĞRİSİ2026 OCAK AYI DIŞ TİCARET VERİLERİREAKTİF YÖNETİMİN KALICILAŞMASI1938 TARİHLİ İSVEÇ SALTSJÖBADEN ANLAŞMASIEKONOMİNİN MADDİ ÜRETİMDEN BİLGİ TEMELLİ ÜRETİME KAYMASIDOĞALGAZ YÖNETİMİNDE SON YAPILAN DEĞİŞİKLİKLERSÜREÇ SERMAYESİORGANİZASYONEL SERMAYE2025 ARALIK AYI İNŞAAT ÜRETİM ENDEKSİKAYIPTAN KAÇINMA İLKESİZORUNLU HARCAMALAR KARŞISINDA DAR GELİRLİLERİLİŞKİSEL SERMAYEİMPULSİF KARARLARAB’DE EKONOMİK ROTA TARTIŞMASI2025 ARALIK AYI İNŞAAT MELİYET ENDEKSİ2025 HAYVANSAL ÜRETİM İSTATİSTİKLERİKAMU VE HANE HALKI TASARRUF DAVRANIŞLARITÜRKİYE NÜFUSU 86 MİLYONU AŞTIMİLYAR DOLARLIK ZAYIFLAMA PAZARIÇALIŞANLARDA MOTİVASYON UNSURUAB’DE YENİLENEBİLİR ENERJİ VE İSTİHDAM BOYUTUEPSTEIN DOSYASIE-TİCARET SİTELERİNİN KARAR TÜNELİ UYGULAMALARIRUS PETROLÜNÜ BIRAKAN HİNDİSTAN’A ABD’DEN VERGİ İNDİRİMİİŞVERENLERİN ÇALIŞANLARINA YENİDEN BECERİ KAZANDIRMA SÜRECİYAKIN ÜLKELERDEN TEDARİK POLİTİKASIOCAK 2026 EKONOMİ PANORAMASI2025 YILI 4. ÇEYREK TURİZM İSTATİSTİKLERİAVRUPA’DA UYGUN FİYATLI KONUT EKSİKLİĞİNDEN EN ÇOK ETKİLENENLERGAZ VE HİDROJEN KORİDORLARININ YENİDEN YAPILANDIRILMASIDÜNYANIN EN ZENGİN FUTBOL KULÜPLERİNİN GELİRLERİYENİ NESİL İSTİHDAM POLİTİKALARIİÇ EKONOMİK POPULİZM2026 OCAK AYI SEBZE MEYVE FİYATLARI2025 YILI TEMMUZ-EYLÜL DÖNEMİ TURİZM İSTATİSTİKLARİGAZZE BARIŞ KURULUYAPAY ZEKA VE UZUN ÖMÜR EKONOMİSİ2025 ARALIK AYI KONUT SATIŞ İSTATİSTİKLERİPARANIN BEKLEMESİDAHA ESNEK VE SÜRDÜRÜLEBİLİR ÜRETİM MODELİEMEKLİLER İÇİN İNTİBAK YASASIAB’DEN SINIR DIŞI EDİLEN TÜRKLERHANE HALKI GELİRİNİ DESTEKLEYEN POLİTİKALARÇobantur Logistics, köklü mirasıyla geleceği adıyla yazıyor482 Milyon Euro’luk Ticari Gücüyle Turizme Yön Veren EMITT, 2026’da Yeni Yerinde Kapılarını Açmaya Hazırlanıyor2025 KASIM AYI CARİ AÇIK BİLGİLERİENERJİ ARZ GÜVENLİĞİNİN YENİ ROTASIETİK TASARIM VE SORUMLU İNOVASYONİNSAN ODAKLI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR FİNANSREEL GELİR KAYBININ SÜREKLİLİK KAZANMASIKORUYUCU TOPRAK İŞLEME POLİTİKALARI2025 ARALIK AYI REEL GETİRİ ORANLARINelipide Gurme, Ordu Pidesi’ni İstanbulda buluşturuyorKÜLTÜREL EKONOMİNİNEKONOMİKLEŞMESİ2025 TE DIŞ TİVARET AÇIĞIENGELLİ VE ESKİ HÜKÜMLÜLERE HİBE DESTEKLERBoltas, daha sürdürülebilir bir geleceğe “yeşil lojistik” ile adım atıyor “Üretimin Süper Ligi” Taksim’de BuluştuENGELLİ VE ESKİ HÜKÜMLÜLERİN HİBE DESTEKLERİ2025 TE KAYBEDENLERÖZEK OKUL ÜCRETLERİNE TAVAN ZAM UYGULAMASIBULGARİSTAN EURO BÖLGESİNE KATILDI2025 YILI TÜRKİYE TARIM PANORAMASI2025 ARALIK AYI EKONOMİK GÜVEN ENDEKSİFİNANSAL KOŞULLAR GÖSTERGELERİRİSKİN ANLAŞILMASI VE YÖNETİMİ2025 BİTKİSEL ÜRETİM İSTATİSTİKLERİYENİ YIL ÖNCESİ SON FİYATLAMA REFLEKSİ2025 ARALIK AYI GÜVEN ENDEKSLERİNAKİT PARANIN GELECEĞİ2025 KASIM AYI İPA RAPORUAVRUPA’NIN EN ÇOK KAZANAN YÜZDE 10 UASGARİ ÜCRETLERİN DİĞER ÜCRETLERE ETKİSİGELİR ARTIŞLARI NEDEN HAYAT PAHALILIĞINA YETİŞEMİYOR?İnşaat alanında güçlü birliktelik ;2024 SOSYAL KORUMA HARCAMALARIKUANTUM BİLİŞİMGELECEĞİN GIDA GÜVENLİĞİ STRATEJİSİEKİM 2025 İNŞAAT ÜRETİM ENDEKSİEntegre Tesis Yönetim Derneği Kuruluşunun 5. Yılını Sektör Toplantısıyla Kutladı

Son Dakika

Bi’Navlun, Lojistikte Aklını kullanacak.

Bi’Navlun yaklaşık 2018 yılından beri üzerinde çalıştığı , Lojsitik sektöründe teknoloji kullarak müşterilerine hizmet vermeyi amaçlamaktadır. Son yılların en çok konuşulan ve geleceğe en çok etki edecek konu başlıklarından biri olan dijital dönüşüm, büyük veya küçük fark etmeksizin, her yapıda şirketin ciddiye alması gereken bir husus olmuştur. Bu bağlamda, artan müşteri beklentilerini ve ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurarak yeni teknolojilerin satışa sunulma ve benimsenme hızı her geçen gün artmaktadır. Müşteriler, tedarik şirketlerin kaliteli hizmet anlayışını ,artan ihtiyaçlaryla birlikte hassasiyetle ve uzmanlıkla özellikle şu kalemlerde  ele almalarını bekler. Lojistik noktasında dijitalleşme süreci bizlere neler kazandırır? Depo ve nakliye süreçleri genelinde işgücü maliyetlerinde düşüş sağlayan verimlilik iyileştirmeleri Müşteri memnuniyetini artırıcı uzun vadeli müşteri ilişkilerine yatırım ve yüksek kalitede hizmet sunma Dijitalleşme süreci, artarak müşterilerimiz ve nihayi tüketiciler için yeni fırsatlar, ve çalışanlarımız için yeni çalışma şekilleri sunmaktadır. Covid sonrası artan ürün talepleri ulaştırmakta bnüyük rol oynayan lojstik çözümlerinden yapay zeka ve Aklını kulanacak. Üretimden teslime olan süreci profesyonelce takip etmek, dış ticaret şartları uluslar arası prosedürleri etkileşimle üreticilere firmalara kolaylıklar sağlıyor. Günümüzde ürün üretmekten daha çok, teslimi daha titizlikle üzerinden çalışması ve müşteri memnuniyeti marka olma yolunda en büyük adımdır. Üretim, Ambalajlama, Zamanında güvenli lojistik, satışlarda devamlılık için en temel kuraldır . Üretimden sonra ürünlerin doğru uygulamabilri şekilde paketlenmesi , elleçlemenin titizle yapılması , teslimat koodinatların belirlenmesi bununla ilgili oluşan zamansal kayıplar, ürünler ile ilgili hasaları en minize etmek , yükün hızlı güvenli şekilde teslimi sağlanmaktadır. Sistemde ve personelde inavasyon ve çalışmada sürekli iyileşim presibiyle 3 yıl yaptığı araştırma değerlendirme sonrası, çalışmaya Eylül 2020 yılında çalışmaya başlayan Binavlun , gerek fiyat avantajı gerekse stratejik planları ile ihracatçıya lojsitiğin kolay yüzünü gösteriyor. Ürün satmak kadar, Teslimi ne kolay olduğu göstermektedir. Çözüm ortağı yurtiçi ve yrutdışı pazaryeri ile kazan kazan prensibiyle müşteri porföylerine ürünlerini satmakta ücretsiz destek olmaktadır. Kendine özel akademi ile Uluslararası Pazarlama , E-İhracat, Lojsitik yönetimi ile eğitimi görev edinmiştir. Hayatın her anı gerek yük sahibi gerekse teslim adresdeki teslimdeki muhatap kişilere anında en hızlı şekilde yükleri haklarında anlık bilgi vermektedir. Bilgi güvenliği kapsamında yük bilgileri ve koordinat bilgileri kesinlikle paylaşılmaktadır. Bu hassasiyetle personeller bilgilendirilmektir. Bununla ilgili yasal ve ahlaki kurallara uymaya özen göstermektedir. Lojistik sektörü ile ilgili gerek eğitim kurumları gerekse, duayenlerle webniarlar planlayıp, sektörün hizmet kalitesini arttırmaya yönelik çalışmalar planlanmaktadır.  Binavlun, Üretimden Teslima kadar tüm süreçleri profesyonel şekilde sizlere hizmete sunmaktadır. Yurtiçi ve Yurtdışı (Deniz, Hava, Kara ) taşımacılık, Ambalajlama ,Tedarik Yönetim Zinciri, Koli, Parsiyel Taşımacılığı , E-İhracat Gönderileri, Kontrat Lojistiği, Depolama, Proje Taşımacılığı alanında Lojsitik 4.0 standartın gerektiği tüm araçları uygulaması ile farkındalık oluşturmaktadır.. Web Adresi : WWW.BİNAVLUN.COM Teklif Hattı : 0 532 466 60 68

Şekib Avdagiç’ten turizm çağrısı: Bir haftada, 3 ayı kazanabiliriz

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç yazılı açıklama yaptı. İTO Başkanı Şekib Avdagiç, “Aylık 7.5 milyar dolar gelir elde ettiğimiz ve feda edemeyeceğimiz turizm sezonuna 20 gün kaldı. Turist rezervasyonlarının hızlanması için 5 bin vaka hedefine ulaşmamız şart” ifadesini kullandı. Avdagiç, yaptığı yazılı açıklamada, Kovid-19 tedbirleri kapsamında 29 Nisan’da başlayan ve bir haftalık süresi kalan tam kapanma sürecini değerlendirdi. Kalan 1 haftada 3 ayı kazanabiliriz “Tam kapanma sonrası açılmanın kıymetini bilmek zorundayız” ifadesini kullanan Avdagiç, “17 Mayıs’ta büyük fedakarlıklarla açılacağımızı unutmamalıyız. O yüzden de her birimiz salgına karşı tedbirlerimizi artırıp, 5 bin vaka hedefinin altına inmeliyiz. Kalan bir haftada, 3 ayı kazanabiliriz” değerlendirmesinde bulundu. 17 Mayıs’tan sonra tedbirlere uymazsak 50 bin vakayla baş başa kalabiliriz Avdagiç, 30 milyon turist hedefi için hep birlikte çalışılmasının önemine değinerek, şunları söyledi: “Şimdi ve 17 Mayıs’tan sonra eğer tedbirlere uymazsak, 40 bin, 50 bin vaka ile birlikte baş başa kalabiliriz. Bugün yaşadığımız zorlukların çok ötesinde sıkıntılarla karşılaşabiliriz. Dolayısıyla empati yapmamız ve bu sürecin en etkin şekilde aşılması için gayret göstermemiz gerekiyor.” Türkiye’ye kısıtlama koyanların eline koz vermeyelim Türkiye’nin salgını Avrupa ile eş zamanlı, hatta daha önde çözmesi gerektiğine dikkati çeken Avdagiç, “Türkiye’ye kısıtlama koyanların eline kozlar vermeyelim. Böylece hem ülkemize seyahat kısıtlaması olmaz, hem de işimiz için Avrupa’ya giderken 10 gün otelde kapalı kalmayız” açıklamasını yaptı. Türkiye’nin aşı hızının artmasıyla yaz aylarına rahat bir nefes alarak gireceğine inandığını aktaran Avdagiç, şunları kaydetti: “İstiyoruz ki 17 Mayıs’tan sonraki süreç, yazı hepimize kazandıracak bir süreç olsun. Çünkü hizmet sektörlerimiz için gözden çıkarılamayacak bir sezonun başındayız. Bu sebeple kısıtlamaları delmeyi ısrarla sürdürenleri, bu gayretlerinden vazgeçmeye bir kez daha çağırıyorum. Kimse ısrarla kısıtlamaları delmeye çalışmasın.”

Yapı fuarında USTALAR.COM büyük ilgi gördü.

Proje içerilik olarak tüm yapı sektöründeki bileşenlere avantajlar sunan USTALAR.COM, 47. İstanbul yapı fuarından ziyaretçilere projelerini tanıtma fırsatı oluşturdu. Hizmet, Mermer, Proje ve Tedarik Zincir Yönetimi ve E-İhracat alanında geliştirdiği yapay zeka ile destekleri ile tanıtımını yaptı. Alanında her yıl yapı sektöründeki tüm ilgili kişilerin takipçisi olduğu bu fuara bu yılda yurtiçi ve yurtdışı ziyaretçilere katılımcılar ürünlerini sergileme imkanına sahip oldu. Temelden çatıya kadar tüm ürünleri burada üreticilerden sunum imkanına sahip oldular , satınalma konusunda bilgi edindiler. USTALAR.COM olarak , her yıl olduğu gibi bu yılda, tedarikçiler için geliştirdiği projeler ve inoraktif ürünler ile ziyaretçilerin ilgi odağı oldu. fuar süresince mesleki partnerler ve yapı ürün tedarikçilerle misafir etme imkanı oldu. Yapı sektöründe en büyük zamanın sorunlarında tedarik zincir yönetimi ile ilgili teziyo ile proje ve yapı marketlere zamanında teslim ve fiyatlardaki avantaj ile yapı sektöründe destek olacağı gözüküyor. web : www.ustalar.com

Ürünlerinizi E-İhracat ile 190 ülkede satışını yapmak bu kadar kolay olmamıştı.

Türkiye’de e-ticaret sektörü son yıllarda hızla büyüyor ve bu büyüme e-ihracat yapan firmaları da etkiliyor. E-ihracat yapmak, ürünlerinizi dünya genelinde müşterilere sunmanın en hızlı yoludur ve bu işlem için farklı ödeme yöntemleri kullanılabilir. Türkiye’de hangi ödeme yöntemleri kullanılabilir? Türkiye’deki e-ihracat firmaları genellikle banka havalesi, kredi kartı, PayPal, sanal pos ve havale/EFT gibi ödeme yöntemlerini kullanır. Banka havalesi güvenli bir seçenek olsa da işlem süresi birkaç gün sürebilir. Kredi kartı ödemeleri hızlı ve pratiktir ancak işlem ücretleri yüksek olabilir. Sanal Pos, bankaların sağladığı bir ödeme sistemidir ve Türkiye’de yaygın olarak kullanılıyor. Havale ve EFT ise güvenli ve ucuz olmalarına rağmen işlem süresi diğer ödeme yöntemlerine göre daha uzundur. E-ihracat yapan firmalar, müşterilerine farklı ödeme yöntemleri sunarak uluslararası müşterilerin ödeme işlemlerini kolaylaştırmaya çalışmaktadır. Müşterilerin ödeme seçenekleri arttıkça, satın alma işlemlerinin tamamlanma olasılığı da artar. Bu nedenle, ödeme yöntemleri seçerken güvenilirliğinin yanı sıra müşteri talepleri de dikkate alınmalıdır. E-ticaret ve e-ihracat, Türkiye’de her geçen gün daha da yaygınlaşarak büyümeye devam ediyor. İnternet kullanımının artması ve dijitalleşmenin yaygınlaşması ile birlikte e-ticaret sektörü de hızla gelişiyor. E-ihracat yapmak ise, sadece Türkiye’deki müşterilere değil, dünya genelinde müşterilere ürünlerinizi sunmanızı sağlar. Ancak, farklı ülkelerdeki müşterilerin ödeme alışkanlıkları farklı olduğundan, ödeme yöntemlerinin çeşitlendirilmesi önemlidir. Türkiye’deki e-ihracat firmaları farklı ödeme yöntemleri sunarak müşteri memnuniyetini arttırabilir ve uluslararası müşterilerin ödeme işlemlerini kolaylaştırılabilir. E-ticaret ve e-ihracat sektörlerinin gelişimi devam ederken, ödeme yöntemleri konusunda da gelişmelerin yaşanması bekleniyor. İşte yeni başlayanlar için e-ihracat rehberi E-ihracat, internet aracılığıyla mal ve hizmetleri yurt dışına satma sürecidir. İlk adım, ihracat yapmak istediğiniz ülkeleri ve hedef kitlenizi belirlemektir. Ardından, bir e-ticaret sitesi oluşturarak, ürünlerinizi online olarak satmaya başlayabilirsiniz. E-ihracat yapmak için potansiyel pazarları belirlemek önemlidir. Türkiye’den en çok ihracat yapılan ülkeler arasında Almanya, İngiltere, İtalya, Fransa, ABD ve Rusya yer almaktadır. Ancak, hedeflenen ülkelere yönelik pazar araştırması yapmak ve uygun stratejiler belirlemek önemlidir. E-ihracat yapmak için bir e-ticaret sitesine ihtiyacınız var. Bu site, potansiyel müşterilerinize ürünlerinizi sergileyebilmenizi, ödeme işlemlerini gerçekleştirebilmelerini ve siparişlerini takip edebilmenizi sağlar. E-ihracat için farklı ödeme yöntemleri sunmak önemlidir. Müşterilerinize banka havalesi, kredi kartı, PayPal, sanal POS ve diğer yöntemlerle ödeme yapma seçenekleri sunabilirsiniz. E-ihracat yapmak için gerekli belgeler ülkeye göre değişebilir. Ancak, genellikle ihracat faturası, taşıma belgeleri, gümrük beyannamesi ve menşe şahadetnamesi gibi belgeler gereklidir. E-ihracat yaparken, lojistik süreçlerinizin düzgün çalışması için uygun hizmetleri seçmelisiniz. Kargo şirketleri, uluslararası nakliye şirketleri ve depolama hizmetleri gibi hizmetlerden yararlanabilirsiniz. E-ihracatta gümrük sorunlarına karşı hazırlıklı olmak önemlidir. Her ülkenin farklı gümrük yasaları ve vergi oranları vardır. Bu nedenle, gümrük vergileri, gümrük işlemleri, ithalat kısıtlamaları, taşıma maliyetleri, iade işlemleri, ürün uygunluğu gibi sorunlarla karşılabilirsiniz. Türkiye’de e-ihracat yapmak isteyen firmalar için hangi adımları takip etmeli? E-ihracata yeni başlayan girişimciler, belli başlı sorular sormakta. Özellikle sektörden habersiz, bilgi ve deneyimden uzak birçok firmanın bu sebeple iflas ettiği de gelen haber arasında. KAYNAK : WRODE -WORLDEF

İhracatcıya Teşvik – Hibe yağacak ..

İhracat destekleri, bir ülkenin dış ticaretini geliştirmek ve ihracatı teşvik etmek amacıyla sunduğu çeşitli avantajlar ve kolaylıklardır. Bu destekler, ihracat yapan firmaların rekabet güçlerini artırmak, uluslararası pazarlarda daha etkin bir şekilde yer alabilmelerini sağlamak ve ihracat hacimlerini artırmak amacıyla verilmektedir. Ülkemizde de İhracat destekleri, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından yürütülmekte olup, ihracatçı firmalara çeşitli destekler sağlanmaktadır. Bu destekler arasında; ihracata yönelik eğitim ve danışmanlık hizmetleri, pazar araştırması ve analizi desteği, dış ticaret fuarlarına katılım desteği, ihracatın finansmanı konusunda destekler, ihracatçı firmalara sağlanan vergi indirimleri ve teşvikler gibi birçok farklı avantaj bulunmaktadır.  İhracat destekleri, ihracat yapan firmaların uluslararası pazarda daha rekabetçi olmalarını sağlayarak ülke ekonomisine katkıda bulunmaktadır. Bu destekler sayesinde ihracatçı firmaların üretim kapasiteleri artmakta, yeni pazarlara erişim imkanı bulmaktadır. Ayrıca, ihracat destekleri sayesinde ihracatçı firmaların dış ticarette karşılaştıkları riskler en aza indirilerek daha güvenli bir şekilde ticaret yapmaları sağlanmaktadır. Türkiye’nin ekonomik büyümesine katkı sağlayan ve dış ticaret hacminin artmasına yardımcı olan ihracat destekleri, ihracat yapan firmaların uluslararası arenada daha güçlü konuma gelmelerini sağlayarak ülke ekonomisine olumlu katkılarda bulunmaktadır. Bu nedenle, ihracat yapmak isteyen firmaların bu desteklerden faydalanarak uluslararası pazarda daha etkin bir şekilde yer almaları önem arz etmektedir. Bu destekler sayesinde ihracatçı firmaların üretim kapasiteleri artmakta, yeni pazarlara erişim imkanı bulmaktadır. Ayrıca, ihracat destekleri sayesinde ihracatçı firmaların dış ticarette karşılaştıkları riskler en aza indirilerek daha güvenli bir şekilde ticaret yapmaları sağlanmaktadır. Türkiye’nin ekonomik büyümesine katkı sağlayan ve dış ticaret hacminin artmasına yardımcı olan ihracat destekleri, ihracat yapan firmaların uluslararası arenada daha güçlü konuma gelmelerini sağlayarak ülke ekonomisine olumlu katkılarda bulunmaktadır. Bu nedenle, ihracat yapmak isteyen firmaların bu desteklerden faydalanarak uluslararası pazarda daha etkin bir şekilde yer almaları önem arz etmektedir. İhracat desteklerinin artmasıyla birlikte ihracatçı firmalar, uluslararası alanda daha fazla rekabet gücü elde etmekte ve üretim faaliyetlerini genişleterek daha fazla iş gücü istihdam edebilmektedirler. Ayrıca, bu destekler sayesinde teknolojik yeniliklere yatırım yaparak ürün kalitelerini artırma imkanı bulmaktadırlar. Böylece, sadece ulusal pazarda değil, uluslararası pazarda da tercih edilen ve aranan bir konuma gelerek ihracat gelirlerini artırma potansiyelleri bulunmaktadır. Bu desteklerin etkin bir şekilde kullanılmasıyla ihracatçı firmalar, sürdürülebilir bir büyüme ve kalkınma sürecine katkı sağlamaktadırlar. Otomatik olarak, ihracat desteklerinin artmasıyla birlikte ihracatçı firmalar, uluslararası alanda daha fazla rekabet gücü elde etmekte ve üretim faaliyetlerini genişleterek daha fazla iş gücü istihdam edebilmektedirler. Bunun anlamı, devlet destekleri sayesinde ihracat yapan firmaların dış pazarda daha fazla tanınırlık kazanabilecekleri ve üretim kapasitelerini artırarak istihdamı artırabilecekleri anlamına gelmektedir. Ayrıca, bu teşvikler sayesinde firma sahipleri teknolojik yeniliklere yatırım yaparak ürün kalitelerini artırma fırsatı yakalayabilmektedirler. Bu da işletmelerin uluslararası pazarda tercih edilen markalar haline gelmesine ve ihracat gelirlerini artırmalarına olanak tanımaktadır. Sonuç olarak, devlet desteklerinden etkin bir şekilde faydalanarak ihracat yapan firmalar, sürdürülebilir bir büyüme ve kalkınma sürecine katkıda bulunmaktadırlar. Yurtdışı fuar katılım desteğiYeşil pasaport desteğiYurtdışı ofis desteğiYurtdışı şirket satınalma desteğiReklam tanıtım desteğiYurtdışı marka tescil desteğiPazar araştırma desteğiYurtiçi fuar katılım desteğiTest ve Analiz Raporları desteğiVergiisiz hammadde alım desteğiEximbank ihracat kredileriPersonel desteğiKüresel Tedarik Zinciri Yetkinlik DesteğiSanal Fuar Destekleri Geniş bilgi için : 0 532 466 60 68 – CEVDET AKIF USTA

EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ

EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ Ekonomi çoğu insanın gözünde karmaşık rakamlar, grafikler ve televizyonda konuşan uzmanlardan ibaret gibi görünür. Oysa ekonomi dediğimiz şey aslında her gün verdiğimiz kararların toplamıdır. Sabah pazara giderken ne alacağımıza karar vermek de ekonomidir, bir fabrikanın yatırım yapması da devletin vergi artırması da. Çünkü ekonomik karar alma süreçleri, “eldeki sınırlı kaynaklarla en doğru tercihi yapma çabasıdır.” Bugün milyonlarca insan aynı sorularla karşı karşıya kalıyor:“Bu ay kredi çekmeli miyim?”“Ev almak mantıklı mı?”“Dolar yükselir mi?”“İş değiştirmeli miyim?”“Çocuğun eğitimine mi yatırım yapayım yoksa borç mu kapatayım?” Aslında ekonomi tam da bu soruların içinde yaşıyor. HAYATIN TAM ORTASINDAKİ EKONOMİ Ekonomik karar alma süreçleri sadece bakanlıkların ya da büyük şirketlerin işi değildir. Bir ev hanımı markette ürün seçerken de ekonomik karar verir. Bir öğrenci harçlığını harcarken de. Bir esnaf dükkânını açıp açmamaya karar verirken de. Çünkü herkesin ortak sorunu aynıdır: Kaynak sınırlıdır ama ihtiyaçlar sınırsızdır. Örneğin bir aile düşünelim. Evin geliri belli. Elektrik faturası var, kira var, çocukların masrafı var, mutfak gideri var. Aynı anda her isteği karşılamak mümkün olmayınca öncelik sırası belirlenir. İşte ekonomik karar alma süreci tam olarak burada başlar. Bazı aileler tasarrufu seçer. Bazıları borçlanır. Bazıları harcamayı kısar. Bazıları ek iş arar. Her tercih başka bir sonucu beraberinde getirir. Ekonomi aslında tercihlerin bilimidir. İNSAN HER ZAMAN MANTIKLI KARAR VERİR Mİ? Kitaplarda insanlar çoğu zaman “rasyonel” yani mantıklı kabul edilir. Ama gerçek hayat pek öyle değildir. İnsan sadece cebiyle değil, duygularıyla da karar verir. Mesela markete “sadece ekmek alacağım” diye girip poşeti doldurarak çıkmak oldukça yaygındır. Çünkü reklamlar, kampanyalar ve psikolojik etkiler kararlarımızı değiştirir. Ekonomide buna “davranışsal ekonomi” denir. İnsan bazen korkuyla hareket eder. Bazen sürü psikolojisine kapılır. Bazen geleceği düşünmeden anlık karar verir. Özellikle kriz dönemlerinde bu durum daha belirgin hale gelir. Bir ülkede insanlar ekonomiye güvenmiyorsa dövize yönelir. Bankaya güvenmiyorsa parasını evde tutar. Fiyatlar sürekli artıyorsa insanlar ihtiyaçları olmasa bile alışveriş yapmaya başlar. Çünkü “yarın daha pahalı olur” düşüncesi davranışları değiştirir. Yani ekonomik kararlar sadece matematik değildir. Güven, beklenti ve psikoloji de işin içindedir. ŞİRKETLER NASIL KARAR ALIYOR? Ekonomik karar alma süreçlerinin önemli bir bölümü şirketlerde yaşanır. Bir fabrikanın yatırım yapıp yapmayacağı, yeni işçi alıp almayacağı ya da üretimi azaltıp azaltmayacağı ülke ekonomisini doğrudan etkiler. Şirketler karar verirken birçok unsura bakar: Örneğin faizlerin çok yükseldiği bir ortamda yatırım yapmak zorlaşır. Çünkü kredi maliyeti artar. Döviz kuru aşırı oynaksa ithalat yapan şirket önünü göremez. Elektrik fiyatları hızla yükselirse üretim maliyetleri artar. Bu nedenle şirketler sadece bugünü değil, geleceği de hesaplamaya çalışır. Fakat ekonomide geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu yüzden ekonomik kararların içinde her zaman risk vardır. DEVLETLERİN VERDİĞİ KARARLAR NEDEN ÖNEMLİ? Ekonomik karar alma süreçlerinin en büyük aktörlerinden biri devlettir. Çünkü devletin aldığı kararlar doğrudan halkın hayatını etkiler. Vergi artışı olduğunda fiyatlar değişir.Faiz indirildiğinde kredi piyasası hareketlenir.Asgari ücret yükseldiğinde milyonlarca kişinin geliri değişir.Akaryakıt zamları ulaşımdan gıdaya kadar her alanı etkiler. Devletler ekonomik karar alırken genellikle üç temel hedef arasında denge kurmaya çalışır: Ancak bu hedeflerin hepsini aynı anda yönetmek kolay değildir. Örneğin ekonomiyi canlandırmak için piyasaya fazla para verilirse enflasyon yükselebilir. Enflasyonu düşürmek için faiz artırılırsa bu kez yatırımlar yavaşlayabilir. Yani ekonomi çoğu zaman “zor tercihler” alanıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi bazen toplumun hoşuna gitmeyen kararlar almak zorunda kalabilir. Ama burada önemli olan şey, alınan kararların tutarlı, anlaşılır…

BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR

BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor. MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti. Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor. 17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı. Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor? KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor. 17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu. Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor. Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor. DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü. Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu. YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor. Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla…

İŞGÜCÜ ARZININ BOLLUĞU VE PAZARLIK GÜCÜNÜN ZAYIFLIĞI

İŞGÜCÜ ARZININ BOLLUĞU VE PAZARLIK GÜCÜNÜN ZAYIFLIĞI Ekonomide sık duyulan ama günlük hayatın içinde bazen fark edilmeyen bir gerçek vardır: Bir şey ne kadar bol olursa değeri de çoğu zaman o kadar azalır. Bu durum sadece pazarda satılan sebze meyve için geçerli değildir; işgücü piyasasında da benzer bir tablo ortaya çıkabilir. Eğer çalışmak isteyen insan sayısı, mevcut iş imkanlarından çok daha fazla olursa çalışanların pazarlık gücü zayıflamaya başlar. Bunun etkisini de en çok maaşlarda, çalışma koşullarında ve iş güvencesinde görürüz. Bugün birçok insan iş ararken benzer bir cümle kuruyor: “İş bulmak zor, bulunan işte de şartlar ağır.” İşverenler ise başka bir noktadan bakıyor: “Başvuru çok fazla, eleman bulmakta sorun yaşamıyoruz.” İşte iki tarafın bu durumu, işgücü arzının bolluğu meselesini ortaya çıkarıyor. İşgücü arzı basit bir ifadeyle çalışmak isteyen insanların toplamıdır. Bir ülkede nüfus artabilir, gençler mezun olabilir, kadınların işgücüne katılımı yükselebilir veya ekonomik sıkıntılar nedeniyle daha fazla insan gelir elde etmek için iş aramaya başlayabilir. Bütün bunlar işgücü arzını artırır. Ancak iş sayısı aynı hızla artmıyorsa dengeler değişmeye başlar. Bunu günlük hayattan basit bir örnekle düşünelim. Bir mahallede bir fırında çalışmak için 10 kişi başvuruyor olsun. İşverenin ihtiyacı ise yalnızca bir kişi. Böyle bir durumda işverenin seçeneği çok olur. Maaşı biraz düşük tutsa bile başvuranlardan biri işi kabul edecektir. Ancak aynı işe yalnızca iki kişi başvurmuş olsaydı işveren daha yüksek ücret önermek zorunda kalabilirdi. Aslında pazarlık gücü dediğimiz şey tam olarak burada ortaya çıkıyor. Bir çalışan iş değiştirmeyi düşündüğünde veya ücret artışı istediğinde karşı tarafın da onu kaybetmek istemesi gerekir. Eğer işveren “Sen olmazsan başka biri gelir” düşüncesine sahipse çalışanın eli zayıflar. Çünkü alternatif çoktur. İşgücü arzı fazlaysa insanlar çoğu zaman hak ettikleri koşulları istemekte bile çekingen davranabilir. Bu durumun en büyük etkisi ücretler üzerinde görülür. Çalışanlar genellikle şunu hisseder: Hayat pahalılaşıyor ama gelir aynı hızda artmıyor. Bunun nedenlerinden biri de işgücü piyasasındaki dengesizlik olabilir. Çok sayıda kişinin iş aradığı bir ortamda maaş artışları sınırlı kalabilir. İşverenler daha düşük ücretle çalışan bulabileceklerini düşündüklerinde ücret baskısı ortaya çıkabilir. Ancak burada önemli bir ayrıntı var. Sorun insanların çalışmak istemesi değildir. Sorun, ekonominin yeterince kaliteli ve verimli iş oluşturamamasıdır. Bir ülkede yüz binlerce genç üniversiteden mezun olabilir ama eğer ekonomide yüksek katma değerli sektörler gelişmiyorsa insanlar eğitimlerine uygun iş bulmakta zorlanabilir. Sonuçta mühendis başka işlere yönelir, öğretmen farklı alanlarda çalışır, üniversite mezunları asgari ücret seviyesinde iş aramaya başlar. Bu da piyasadaki rekabeti artırır. Bir başka sorun da kayıt dışı çalışma meselesidir. Bazı çalışanlar sosyal güvence olmadan, düşük ücretle veya uzun çalışma saatleriyle iş bulmak zorunda kalabiliyor. Çünkü “Hiç iş olmamasından iyidir” düşüncesi ağır basıyor. Bu durum zamanla genel ücret seviyelerini de etkileyebiliyor. Çünkü düşük maliyetle çalışan sistem yaygınlaştığında işverenlerin bir bölümü bunu standart hale getirebiliyor. Özellikle gençler arasında bu durum daha belirgin hissediliyor. Yeni mezun birçok kişi iş görüşmelerinde deneyim sorusuyla karşılaşıyor. Deneyim kazanmak için işe ihtiyaç duyuyorlar ama işe girmek için de deneyim gerekiyor. Böyle olunca bazı gençler düşük ücretlere razı olabiliyor. İşverenler açısından bu kısa vadede avantaj gibi görünse de uzun vadede başka sorunlar ortaya çıkabiliyor. Çünkü düşük ücret ve zayıf pazarlık gücü çalışan motivasyonunu da etkiler. İnsanlar kendilerini değerli hissetmediklerinde işlerine bağlılıkları azalabilir. Sürekli iş değiştirme eğilimi artabilir. Verimlilik düşebilir. Hatta bazı nitelikli çalışanlar başka ülkelere gitmeyi düşünebilir. Son yıllarda sıkça…

ÇOCUKLARIMIZ NEDEN GÜVENLİK BİRİMLERİNİN KAPISINA GELİYOR?

ÇOCUKLARIMIZ NEDEN GÜVENLİK BİRİMLERİNİN KAPISINA GELİYOR? Çocuk denildiğinde aklımıza önce okul, oyun, arkadaşlık, aile ve gelecek gelir. Ancak açıklanan 2025 yılı verileri, çocuklarımızın bir başka gerçekle daha karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı 2025 yılında 609 bin 959 oldu. İlk bakışta bu rakamın 2024 yılına göre yüzde 0,4 oranında azalmış olması olumlu bir gelişme gibi görülebilir. Ancak 610 bine yaklaşan olay sayısının kendisi bile üzerinde ciddi şekilde düşünmemiz gereken bir tabloyu ortaya koyuyor. Burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor: Bu rakam, “609 bin 959 farklı çocuk” anlamına gelmiyor. Güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısını ifade ediyor. Aynı çocuk birden fazla olaya karışmış veya farklı nedenlerle güvenlik birimlerine gelmiş olabilir. Dolayısıyla rakamı doğru okumak gerekiyor. Fakat rakamın niteliği ne olursa olsun, çocukların güvenlik birimleriyle bu kadar yoğun şekilde karşılaşması toplum olarak hepimize önemli bir sorumluluk yüklüyor. ÇOCUKLARIN YAKLAŞIK 268 BİNİ MAĞDUR 2025 yılında güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların 267 bin 794’ü mağdur olarak kayıtlara geçti. Yani toplam olayların yaklaşık yüzde 44’ü çocukların suçtan veya başka bir olaydan zarar gördüğü durumlarla ilgili. Bu rakamın içerisinde özellikle suç mağduru çocukların sayısı dikkat çekiyor. Mağdur olarak güvenlik birimlerine gelen çocukların yüzde 83,9’u suç mağduru oldu. Bu da 224 bin 579 çocuğun suç mağduru olarak kayıtlara geçtiğini gösteriyor. Burada artık mesele sadece güvenlik meselesi olmaktan çıkıyor. Bu aynı zamanda aile, eğitim, sosyal politika ve çocukların korunması meselesidir. Çünkü bir çocuk suç mağduru olduğunda yalnızca o gün yaşanan olaydan zarar görmüyor. Yaşadığı olayın psikolojik etkisi yıllarca devam edebiliyor. Çocuğun eğitim hayatı, arkadaş ilişkileri, ailesiyle ilişkisi ve geleceğe bakışı bu olaylardan etkilenebiliyor. SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLARDA İLK SIRADA YARALAMA VAR Verilerin bir diğer dikkat çekici bölümü ise suça sürüklenen çocuklarla ilgili. 2025 yılında 196 bin 308 çocuk, suça sürüklenme nedeniyle güvenlik birimlerine geldi veya getirildi. Bu çocuklara isnat edilen suçların başında yaralama geliyor. Suça sürüklenen çocukların yüzde 41,6’sı yaralama olayına karıştı. Bunu yüzde 14,7 ile hırsızlık, yüzde 9,7 ile uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak veya satın almak, yüzde 5,1 ile tehdit izledi. Bu rakamlar bize çok önemli bir şey söylüyor: Çocukların suça sürüklenmesini yalnızca “çocuk suç işledi” diyerek değerlendirmek yeterli değil. Çünkü “suça sürüklenen çocuk” ifadesi bile bize olayın arkasında daha geniş bir sosyal tablo olduğunu anlatıyor. Aile yapısı, ekonomik sıkıntılar, okuldan kopma, arkadaş çevresi, sosyal medya, şiddetin normalleşmesi, madde kullanımına erişim ve çocukların yeterli sosyal destek alamaması gibi birçok faktörün birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. 10 ÇOCUKTAN 4’ÜNDE YARALAMA OLAYI Rakamların diliyle konuşursak, suça sürüklenme nedeniyle güvenlik birimlerine gelen her 10 çocuktan yaklaşık 4’ünün yaralama olayıyla bağlantısı bulunuyor. Bu oldukça önemli bir gösterge. Çocukların birbirleriyle kavga etmesi, şiddetin günlük hayatın bir parçası haline gelmesi ve fiziksel şiddetin sorun çözme yöntemi olarak görülmesi, gelecekte daha büyük sosyal problemlere dönüşebilir. Bugün okul bahçesinde yaşanan bir kavga, yarın daha ağır bir suça dönüşebilir. Bu nedenle mesele yalnızca olay olduktan sonra güvenlik güçlerinin müdahalesi değildir. Asıl önemli olan, olay gerçekleşmeden önce önlem almaktır. 224 BİN 579 ÇOCUK SUÇ MAĞDURU Şimdi bir başka çarpıcı rakama bakalım. 2025 yılında güvenlik birimlerine suç mağduru olarak gelen veya getirilen çocukların sayısı 224 bin 579 oldu. Bu çocukların mağduriyet türlerine baktığımızda ilk sırada yine yaralama bulunuyor. Suç mağduru çocukların yüzde 59,2’si yaralama olaylarında mağdur oldu. İkinci…

KREDİ KARTI VE İHTİYAÇ KREDİSİ ALARMI

KREDİ KARTI VE İHTİYAÇ KREDİSİ ALARMI Türkiye ekonomisinde vatandaşın en önemli sorunlarından biri artık yalnızca gelirlerin yetersiz kalması değil, gelir ile gider arasındaki açığın borçla kapatılması haline geldi. Market alışverişinden kiraya, faturadan eğitime, sağlıktan ulaşıma kadar hemen her alanda yükselen yaşam maliyeti, milyonlarca vatandaşı bankaların kapısını çalmaya zorluyor. Temmuz 2026’ya geldiğimizde ortaya çıkan tablo da bunu açıkça gösteriyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) haftalık verilerine göre temmuz ayının ortasında tüketici kredileri ile bireysel kredi kartlarının toplam büyüklüğü 6,6 trilyon liranın üzerine çıktı. 10 Temmuz itibarıyla tüketici kredileri 3 trilyon 395,7 milyar lira, bireysel kredi kartı alacakları ise 3 trilyon 276,8 milyar lira seviyesindeydi. Bu rakamlar bize aslında çok önemli bir gerçeği söylüyor: Vatandaş artık sadece kazandığı parayla geçinmeye çalışmıyor; gelecekte kazanacağı parayı da bugünden harcıyor. Ve bu durumun en büyük riski, borcun zamanında ödenememesi. VATANDAŞIN BANKALARA BORCU 6,6 TRİLYON LİRAYI AŞTI BDDK’nın 10 Temmuz 2026 tarihli verilerine göre bankacılık sektöründe tüketici kredileri ve bireysel kredi kartlarının toplamı 6 trilyon 672,6 milyar liraya ulaştı. Bunun yaklaşık; Tüketici kredilerinin içinde en büyük pay ise ihtiyaç kredilerinde bulunuyor. İhtiyaç kredilerinin toplamı yaklaşık 2 trilyon 545,7 milyar lira. Konut kredileri yaklaşık 807,7 milyar lira, taşıt kredileri ise yaklaşık 42,4 milyar lira düzeyinde bulunuyor. Burada özellikle ihtiyaç kredilerindeki büyüklüğe dikkat etmek gerekiyor. Çünkü ihtiyaç kredisi genellikle vatandaşın yatırım yapmak için değil, günlük hayatındaki finansman açığını kapatmak için kullandığı kredi türü. Ev kirası, okul masrafı, sağlık harcaması, düğün, taşınma, beyaz eşya, otomobil tamiri, faturalar veya geçmiş borçların kapatılması… Yani ihtiyaç kredilerinin büyümesi, toplumun önemli bir bölümünün gelirinin yetmediği yerde bankadan destek almak zorunda kaldığını gösteren önemli bir işaret. KREDİ KARTLARI DA BAŞLI BAŞINA BÜYÜK BİR BORÇ KAPISI Vatandaşın bankalara olan borcunda ikinci büyük kalem kredi kartları. 10 Temmuz itibarıyla bireysel kredi kartı alacakları 3 trilyon 276,8 milyar lira seviyesinde bulunuyor. Bunun yaklaşık 1 trilyon 214,3 milyar lirası taksitli, 2 trilyon 62,5 milyar lirası ise taksitsiz borçlardan oluşuyor. Taksitsiz borcun 2 trilyon lirayı aşması ayrıca dikkat çekici. Çünkü kredi kartı vatandaş açısından kolay ulaşılabilen bir finansman aracı. Maaş yetmediğinde kart devreye giriyor. Ancak alışveriş bugün yapılıyor, ödeme gelecekte yapılıyor. Bu sistem kısa vadede rahatlatıcı görünse de uzun vadede ciddi bir borç yükü oluşturabiliyor. Özellikle kart borcunun tamamı ödenmediğinde faiz yükü devreye giriyor ve vatandaşın gelecek ayki geliri daha gelmeden bir bölümü geçmiş ayın borcuna ayrılmış oluyor. İşte ekonomik sıkışmanın en tehlikeli noktası da burada başlıyor. BORCU BORÇLA KAPATMA DÖNEMİ Vatandaşın karşı karşıya kaldığı tabloyu basit bir örnekle anlatalım. Bir ailenin aylık geliri 40 bin lira olsun. Kira, gıda, elektrik, su, doğalgaz, ulaşım ve diğer zorunlu giderler 35 bin liraya ulaşmışsa geriye yalnızca 5 bin lira kalıyor. Ancak çocuğun okul masrafı çıkıyor. Aracın tamiri gerekiyor. Buzdolabı bozuluyor. Sağlık harcaması ortaya çıkıyor. Bu durumda vatandaşın önünde üç seçenek bulunuyor: Ya harcamayı yapmayacak ya birikimini kullanacak ya da borçlanacak. Türkiye’de yüksek yaşam maliyetleri nedeniyle birçok aile üçüncü seçeneğe yöneliyor. Önce kredi kartı kullanılıyor. Yetmeyince ihtiyaç kredisi çekiliyor. Sonra başka bir kredi kartıyla eski kartın ödemesi yapılıyor. Bir süre sonra vatandaşın maaşı artık kendi ihtiyaçlarını karşılamak yerine eski borçların taksitlerini ödemeye başlıyor. İşte buna halk arasında “borç sarmalı” deniliyor. TAKİPTEKİ ALACAKLARDA DA YÜKSELİŞ VAR Borçların büyümesi kadar önemli bir başka gösterge de borçların ne kadarının zamanında ödenemediği. BDDK verilerine göre bankacılık…

Kırtasiye sektörü, yaz dönemini stratejik hazırlık ve dönüşüm süreciyle yönetiyor

Okulların kapanmasıyla birlikte klasik kırtasiye ürünlerine yönelik talepte azalma yaşansa da sektör yaz aylarını hobi, sanat ve eğitici aktivite ürünleriyle dinamik bir biçimde geçiriyor. Süreç boyunca ürün çeşitliliği açısından bir daralmadan ziyade ürün grupları arasında bir ağırlık değişiminin yaşandığını ifade eden TÜKİD Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci, ebeveynlerin çocukları ekrandan uzak tutacak ve motor gelişimini destekleyici ürünlere yöneldiğine dikkat çekti. Okulların tatile girmesiyle birlikte kırtasiye sektöründe alışılagelmiş okul alışverişi yoğunluğu hafiflemiş olsa da sektördeki hareketlilik, yeni taleplerden dolayı devam ediyor. Kırtasiye raflarında yaz dönemi boyunca klasik defter ve okul çantalarının yerini ise çocukların gelişimini destekleyen eğitici oyunlar, boyama setleri ve hobi ürünleri alıyor. Diğer yandan sektör, yeni sezon hazırlıklarını da hummalı şekilde sürdürüyor. Okul ürünlerinin yerini hobi ve sanat alıyor. Yaz aylarının sektör açısından tamamen durgun bir dönem olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyen TÜKİD Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci, “Okulların kapanmasından sonra ürün çeşitliliği açısından bir daralmadan ziyade ürün grupları arasında bir ağırlık değişimi yaşanıyor. Klasik okul ürünlerinin raflardaki payı azalırken boya ürünleri, etkinlik kitapları, oyun hamurları, hobi setleri, çıkartmalar ve çocukların bireysel olarak vakit geçirebileceği ürünler ön plana çıkıyor. Genel görünüme bakıldığında yaz döneminde çocukları hem eğlendiren hem de gelişimlerine katkı sağlayan ürünlere talep artıyor. Özellikle aileler, çocukların tatil süresince tamamen eğitimden kopmamasını ancak bunu klasik bir ders çalışma düzeni içerisinde de hissetmemesini istiyor. Bu sebeple eğitici içeriklerin oyun ve eğlenceyle bir arada sunulduğu ürünler öne çıkıyor. Hedef kitlede de kısmi bir değişim yaşanıyor. Eğitim dönemi içerisinde alışveriş daha çok zorunlu ihtiyaçlar üzerinden şekillenirken yaz aylarında karar verici olarak ebeveynlerin rolü artıyor. Bunun yanında çocuklar da renk, karakter, tasarım ve ürünün sunduğu aktiviteye göre tercihlerini daha fazla belirliyor. Yaz döneminde yalnızca öğrenciler değil hobiyle ilgilenen yetişkinler, tatilde çocukları için etkinlik arayan aileler ve sanat ürünlerine ilgi duyan tüketiciler de önemli bir müşteri kitlesi oluşturuyor.” dedi. Ebeveynler, çocuklarını ekrandan uzaklaştıran ürünleri tercih ediyor Son yıllarda ailelerin çocukların dijital bağımlılığı konusundaki farkındalığının arttığına dikkat çeken Keresteci, sözlerine şöyle devam etti: “Ebeveynler, çocukların yaz tatilini yalnızca telefon, tablet veya televizyon karşısında geçirmesini istemiyor. Bu nedenle el becerilerini, hayal gücünü, dikkatini ve ince motor gelişimini destekleyen ürünlere yönelik talep her geçen yıl artıyor. Kesme, yapıştırma, boyama, şekillendirme, çizim yapma ve üç boyutlu tasarım oluşturma imkânı sunan ürünler, çocukların yalnızca zaman geçirmesini değil, aynı zamanda üretmesini de sağlıyor. Çocuk bir ürünün sonunda kendi yaptığı bir resmi, oyuncağı veya tasarımı gördüğünde hem özgüveni hem de ilgisi artıyor. Doğru yaş grubuna uygun, ilgi çekici ve nitelikli ürünler seçildiğinde ekran süresini ciddi ölçüde azaltabilecek güçlü bir alternatif oluşturuyor. Burada ailelerin de çocuklarla birlikte etkinliklere katılması önemli. Kırtasiye ürünleri çocuğa yalnızca bir uğraş değil, aileyle kaliteli zaman geçirme imkânı da sunuyor.” Lisanlı ürünlerde kırmızı çizgi “güvenilirlik” ve “nitelik” Satış dinamiklerinde lisanslı ürünlerin de önemli bir ağırlığa sahip olduğunu vurgulayan Keresteci: “Lisanslı ürünler özellikle çocuk ve genç tüketicilerin satın alma kararlarında önemli bir etkiye sahip. Sevilen çizgi film karakterleri, animasyon kahramanları, spor kulüpleri, dijital oyunlar ve sosyal medyada popüler hâle gelen figürler, ürünlerin tercih edilmesini doğrudan etkileyebiliyor. Yaz döneminde okul alışverişi azalmasına rağmen lisanslı ürünlere olan ilgi devam ediyor. Çünkü bu ürünler yalnızca eğitim amacıyla değil, kişisel kullanım, koleksiyon, hediye ve eğlence amacıyla da satın alınıyor. Kalem kutuları, matara ve suluklar, çıkartmalar, boyama setleri, çantalar ve küçük aksesuarlar yaz döneminde ilgi…

YAŞAM STANDARDI FARKI

YAŞAM STANDARDI FARKI Sabah aynı saatte uyanıyorlar. Aynı sokaklardan geçiyorlar, aynı markete gidiyorlar, aynı televizyon haberlerini izliyorlar. Ancak günün sonunda yaşadıkları hayat birbirinden çok farklı olabiliyor. Çünkü insanların aynı ülkede, hatta aynı mahallede yaşamaları, aynı yaşam standardına sahip oldukları anlamına gelmiyor. “Yaşam standardı farkı” denildiğinde çoğu kişinin aklına yalnızca maaş gelir. Oysa mesele sadece cebimize giren para değildir. İnsanların nasıl bir evde yaşadığı, çocuklarının nasıl eğitim aldığı, sağlık hizmetine ne kadar kolay ulaşabildiği, ulaşım imkanları, sosyal hayatı ve geleceğe dair beklentileri de yaşam standardını belirleyen önemli unsurlardır. Bugün büyük şehirlerde bu farklar daha görünür hale geldi. Bir tarafta aylık gelirinin önemli kısmını kira ve temel ihtiyaçlara ayıran insanlar bulunuyor. Diğer tarafta ise daha rahat harcama yapabilen, tasarruf edebilen ve geleceğe yatırım planı kurabilen insanlar var. Bir örnek düşünelim. Aynı iş yerinde çalışan iki kişi olsun. Birinin kendi evi vardır, işe özel aracıyla gider, çocuklarını özel kurslara gönderebilir. Diğeri ise maaşının yarısını kiraya verir, toplu taşımada uzun saatler geçirir ve ay sonunu hesaplayarak yaşar. Kâğıt üzerinde her ikisi de çalışıyor olabilir. Fakat yaşam standardı açısından aralarında ciddi bir mesafe oluşur. Aslında yaşam standardı farkı sadece bugün ortaya çıkan bir durum değildir. İnsanlık tarihi boyunca toplumlarda gelir farklılıkları vardı. Fakat son yıllarda ekonomik şartların değişmesi, kentleşmenin hızlanması ve tüketim alışkanlıklarının farklılaşması bu farkı daha görünür hale getirdi. Eskiden insanlar yaşamlarını birbirleriyle daha sınırlı ölçüde karşılaştırıyordu. Şimdi ise sosyal medya aracılığıyla herkes başkalarının hayatına sürekli bakıyor. Bir kişinin yaptığı tatil, aldığı telefon, oturduğu ev ya da kullandığı araç anında binlerce insanın karşısına çıkıyor. Bu durum bazen insanların kendi hayatını daha olumsuz değerlendirmesine neden olabiliyor. Çünkü yaşam standardı ile yaşam memnuniyeti her zaman aynı şey değildir. Bir insan temel ihtiyaçlarını karşılıyor olabilir fakat sürekli başka hayatlarla kıyaslama yaptığı için kendisini eksik hissedebilir. Diğer tarafta çok yüksek gelire sahip olmayan biri, güçlü aile ilişkileri, sosyal çevresi ve güven duygusu sayesinde kendisini daha mutlu hissedebilir. Ancak ekonomik gerçekleri de görmezden gelmek mümkün değildir. Son yıllarda özellikle barınma maliyetleri birçok aile için büyük bir yük haline geldi. Eskiden insanlar gelirlerinin daha küçük kısmını kiraya ayırırken bugün bazı aileler maaşlarının çok büyük bölümünü konut giderlerine harcıyor. Gıda fiyatları, eğitim masrafları, ulaşım giderleri ve günlük ihtiyaçlar da bütçeyi zorlayabiliyor. Bu durumun en önemli sonuçlarından biri geleceğe ilişkin planların değişmesidir. Örneğin gençler geçmişte daha erken yaşta evlilik, ev sahibi olma ya da yatırım yapma düşüncesine sahip olabiliyordu. Günümüzde ise birçok kişi önce ekonomik güvenlik sağlamayı bekliyor. Çünkü insanlar yalnız bugünü değil yarını da düşünüyor. Bir başka önemli konu da çocukların imkanlarıdır. Yaşam standardı farkı yalnız bugünkü hayatı değil, gelecek nesilleri de etkiliyor. Daha iyi eğitim imkanına sahip olan çocuklar farklı fırsatlarla büyüyebiliyor. Teknolojiye erişim, yabancı dil eğitimi, sosyal faaliyetler ve kültürel etkinlikler bazı çocuklar için kolay ulaşılabilirken bazıları için zor olabiliyor. Bu da zamanla toplum içindeki farklılıkların daha da büyümesine yol açabiliyor. Uzmanlar uzun süredir yaşam standardı farklılıklarının sadece ekonomik büyüme ile çözülemeyeceğini söylüyor. Ekonominin büyümesi önemli olsa da bu büyümenin toplumun geniş kesimlerine nasıl yansıdığı da önem taşıyor. Bir ülkede kişi başına gelir artabilir. Büyük yatırımlar yapılabilir. Fabrikalar açılabilir. Ancak insanlar günlük hayatlarında bu iyileşmeyi hissetmiyorsa, yaşam standardı farkı devam edebilir. Sokakta yürürken bunu görmek aslında zor değildir. Bir tarafta lüks restoranlar dolup taşarken birkaç sokak ötede temel ihtiyaç hesabı…

METODOLOJİK DİSİPLİN

METODOLOJİK DİSİPLİN Hayatta bazı şeyler vardır ki ilk bakışta çok dikkat çekmez ama büyük sonuçların temelini oluşturur. Bir binanın dış cephesi güzel olabilir, pencereleri modern olabilir, boyası göz alıcı olabilir. Fakat temeli sağlam değilse o bina ilk sarsıntıda zarar görür. İşte metodolojik disiplin de buna benzer. Çok konuşulan bir kavram değildir ama sağlam işlerin arkasındaki görünmeyen güçlerden biridir. Peki metodolojik disiplin nedir? Basit bir dille anlatmak gerekirse; bir işi rastgele değil, belirli bir plan, düzen ve yöntem içinde yapmaktır. Yani “Nasıl olsa bir şekilde olur” anlayışı yerine, “Doğru yöntemle ilerlersem daha sağlam sonuç elde ederim” düşüncesini benimsemektir. Bugün insanlar günlük hayatın birçok alanında farkında olmadan metodolojik disiplin kullanıyor. Sabah işe giderken sürekli aynı güzergâhı seçmek, alışveriş listesi hazırlamak, bütçe planı yapmak ya da öğrencinin ders çalışma programı oluşturması bile bir çeşit yöntemli çalışma örneğidir. Ancak günümüzde hızlı yaşama alışkanlığı, bu düzenli çalışma anlayışını zaman zaman geri plana itiyor. İnsanlar hızlı sonuç almak istiyor. Hızlı öğrenmek, hızlı kazanmak, hızlı yükselmek isteniyor. Fakat hız ile sağlamlık her zaman aynı şey değildir. Bir çiftçiyi düşünelim. Toprağa tohum eken bir çiftçi önce toprağı hazırlar. Toprağı sürer, gübreler, zamanı geldiğinde tohumu eker, sulamasını yapar ve sabırla bekler. Çiftçi bugün tohumu ekip ertesi gün ürün toplamayı beklemez. Çünkü doğanın bir yöntemi vardır. Şimdi aynı çiftçinin acele ettiğini düşünelim. Toprağı hazırlamadan tohumu atsın, sulamayı düzensiz yapsın ve birkaç gün sonra ürün beklesin. Sonuç büyük ihtimalle hayal kırıklığı olacaktır. Hayatın pek çok alanı da aslında böyledir. Bir öğrenci sınava hazırlanırken son gece sabaha kadar çalışırsa kısa vadede bazı bilgileri ezberleyebilir. Ama düzenli ve sistemli çalışan bir öğrenci konuları daha iyi öğrenir. Çünkü bilgi üst üste eklenen tuğlalar gibi birikir. Ekonomide de durum farklı değildir. Bir ülke sadece kısa süreli çözümlerle ekonomik sorunlarını kalıcı biçimde çözemez. Sağlam veriler toplamak, doğru analiz yapmak, sonuçları değerlendirmek ve uzun vadeli plan oluşturmak gerekir. Plansız hareket edildiğinde kısa süreli rahatlamalar olabilir ama uzun vadede sorunlar yeniden ortaya çıkabilir. Bu nedenle gelişmiş ülkelerin büyük bölümü karar alırken ciddi araştırmalar yapıyor. Veriler toplanıyor, uzman görüşleri değerlendiriliyor ve sonuçlar dikkatle inceleniyor. Çünkü yöntem olmadan karar almak, karanlık bir odada yön bulmaya çalışmak gibidir. İş dünyasında da metodolojik disiplin büyük önem taşır. Bir işletme düşünelim. Eğer şirket sadece günlük kazançları düşünerek hareket ederse gelecekte sorun yaşayabilir. Ancak hedeflerini belirler, müşteri ihtiyaçlarını analiz eder, çalışanlarını eğitir ve düzenli planlar yaparsa daha güçlü bir yapı kurabilir. Başarılı şirketlerin çoğu dışarıdan bakıldığında şanslı gibi görünür. İnsanlar bazen şöyle der: “Adam tuttu yürüdü.” Ancak görünen kısmın arkasında genellikle yıllarca süren düzenli çalışma vardır. Başarı çoğu zaman şansın değil, sistemli emeğin sonucudur. Metodolojik disiplinin önemli bir yönü de insanı hatalardan korumasıdır. İnsan duygusal bir varlıktır. Bazen heyecanla karar verir, bazen öfkeyle hareket eder, bazen de korkularının etkisinde kalır. Bu durum yanlış sonuçlara yol açabilir. Örneğin bir kişi yatırım yaparken sadece çevresinden duyduğu sözlerle hareket edebilir. “Bu çok kazandırıyormuş.” “Herkes buna yatırım yapıyor.” “Kaçırma.” Bu tür cümleler insanı etkileyebilir. Ancak yöntemli davranan biri önce araştırır, riskleri değerlendirir, farklı kaynaklara bakar ve ardından karar verir. Çünkü metodolojik disiplin sadece bilgi toplamak değildir; bilgiyi doğru kullanma alışkanlığıdır. Bu kavram aile hayatında bile önemlidir. Çocuk yetiştirmede bile yöntem gerekir. Her gün farklı kurallar koymak, bir gün izin verip ertesi gün tamamen yasaklamak çocukta kafa karışıklığı oluşturabilir. Tutarlı…

FRANSA’DAKİ ORMAN YANGINLARININ EKONOMİYE ETKİSİ

FRANSA’DAKİ ORMAN YANGINLARININ EKONOMİYE ETKİSİ Yaz ayları geldiğinde sıcak havalar artık sadece tatili değil, aynı zamanda büyük bir tehlikeyi de akla getiriyor: orman yangınları. Son yıllarda dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Fransa da bu felaketle mücadele ediyor. Ancak yangınların etkisi yalnızca ağaçların yanmasıyla sınırlı kalmıyor. Son yaşanan büyük yangınlarda yaklaşık 40 bin işletmenin olumsuz etkilendiği belirtiliyor. Bu tablo bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Doğa zarar gördüğünde ekonomi de ağır yara alıyor. Bir orman yangını çıktığında ilk akla gelen kayıp, elbette binlerce hektarlık orman alanının yok olmasıdır. Oysa görünmeyen daha büyük bir kayıp daha vardır. O ormanların çevresinde yaşayan insanlar, çiftçiler, turizmciler, restoran sahipleri, oteller, küçük esnaf, nakliyeciler ve üreticiler de bu felaketin ekonomik yükünü taşımak zorunda kalıyor. Fransa gibi turizm gelirleri yüksek olan bir ülkede yaz aylarında çıkan büyük yangınlar, tatil bölgelerini doğrudan etkiliyor. Yangın nedeniyle yollar kapanıyor, bazı bölgeler boşaltılıyor, rezervasyonlar iptal ediliyor. Tatil için gelmeyi planlayan turistler başka ülkelere yöneliyor. Bunun sonucunda otellerde boş odalar artıyor, restoranlarda müşteri sayısı azalıyor, hediyelik eşya satan dükkânlar satış yapamıyor. Bir turistin gelmemesi yalnızca oteli etkilemiyor. Taksi şoförü de kazanamıyor, market de satış yapamıyor, yerel üreticinin ürünü rafta kalıyor. Zincirin bir halkası koptuğunda tüm ekonomi bundan etkileniyor. Yangınlardan zarar gören işletmeler sadece turizm sektöründe faaliyet göstermiyor. Tarım işletmeleri de büyük kayıplar yaşıyor. Bağlar, zeytinlikler, meyve bahçeleri ve hayvancılık yapılan alanlar yangınlardan zarar görüyor. Çiftçiler yıllarca emek vererek yetiştirdikleri ürünlerini birkaç saat içinde kaybedebiliyor. Üstelik zarar sadece o yılın hasadıyla sınırlı kalmıyor. Özellikle meyve ağaçlarının yeniden verim vermesi yıllar alabiliyor. Bu da çiftçinin gelir kaybının uzun süre devam etmesine neden oluyor. Sanayi ve lojistik sektörü de yangınlardan nasibini alıyor. Bazı fabrikalar üretime ara vermek zorunda kalıyor. Ulaşım yollarının kapanması nedeniyle ürünlerin teslimatı gecikiyor. Tedarik zinciri aksayınca yalnızca yangın bölgesi değil, ülkenin farklı şehirlerindeki işletmeler de etkileniyor. Ekonomide buna “zincirleme etki” deniliyor. Küçük gibi görünen bir aksama, kısa sürede çok daha büyük ekonomik sorunlara dönüşebiliyor. Fransa’da yangınlardan etkilenen yaklaşık 40 bin işletme arasında aile şirketleri önemli bir yer tutuyor. Bu işletmelerin çoğu büyük sermayeye sahip değil. Birkaç hafta iş yapamamaları bile mali dengelerini bozabiliyor. Kira, personel maaşı, vergi ve kredi ödemeleri devam ederken gelirlerin düşmesi, birçok işletmeyi zor durumda bırakıyor. Bazı işletmeler sigorta sayesinde zararlarının bir bölümünü karşılayabiliyor. Ancak her zararın sigorta kapsamında olmaması veya ödemelerin zaman alması, toparlanma sürecini uzatabiliyor. İklim değişikliği de bu felaketlerin daha sık yaşanmasının önemli nedenlerinden biri olarak gösteriliyor. Daha uzun süren sıcak hava dalgaları, kuraklık ve düşük nem oranı, orman yangınlarının daha kolay başlamasına ve daha hızlı yayılmasına yol açıyor. Eskiden birkaç gün süren yangınlar artık haftalarca devam edebiliyor. Bu durum hem söndürme çalışmalarını zorlaştırıyor hem de ekonomik kayıpları katlayarak artırıyor. Yangınlarla mücadele yalnızca itfaiyenin görevi değildir. Erken uyarı sistemleri, ormanların düzenli bakımı, bilinçli arazi kullanımı ve vatandaşların dikkatli davranması büyük önem taşıyor. Atılan küçük bir izmarit, kontrolsüz yakılan ateş veya ihmal edilen bir kıvılcım milyonlarca avroluk zarara dönüşebiliyor. Devletlerin de bu süreçte önemli sorumlulukları bulunuyor. Yangından etkilenen işletmelere düşük faizli kredi imkânı sağlanması, vergi ertelemeleri yapılması, sigorta sistemlerinin güçlendirilmesi ve hızlı destek paketlerinin hazırlanması ekonomik toparlanmayı hızlandırabiliyor. Aslında bu yaşananlar yalnızca Fransa’nın sorunu değil. Akdeniz iklim kuşağında bulunan Türkiye de benzer risklerle karşı karşıya. Son yıllarda ülkemizde yaşanan büyük orman yangınları, turizmden tarıma kadar birçok sektörü olumsuz etkiledi.…

DAHA UZUN YAŞIYORUZ AMA DAHA SAĞLIKLI YAŞAYABİLİYOR MUYUZ?

DAHA UZUN YAŞIYORUZ AMA DAHA SAĞLIKLI YAŞAYABİLİYOR MUYUZ? Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2023-2025 dönemine ait Hayat Tablolarını açıkladı. Rakamlar ilk bakışta oldukça sevindirici. Çünkü ülkemizde doğan bir bebeğin ortalama yaşam süresi 78,5 yıla yükseldi. Bir önceki dönemde bu rakam 78,1 yıldı. Belki dört aylık artış küçük gibi görünebilir ancak milyonlarca insanı kapsayan bir ülkede bu artış, sağlık hizmetlerinden beslenmeye, yaşam koşullarından tıbbi gelişmelere kadar birçok alanda olumlu ilerlemeler yaşandığını gösteriyor. Eskiden insanlar “Ömür kısa.” derdi. Günümüzde ise teknoloji, modern tıp ve sağlık hizmetlerinin gelişmesi sayesinde insanlar daha uzun yaşayabiliyor. Fakat asıl sorulması gereken soru şu: Sadece uzun yaşamak yeterli mi, yoksa sağlıklı yaşamak mı daha önemli? Açıklanan veriler, kadınların erkeklerden ortalama 5,2 yıl daha uzun yaşadığını ortaya koyuyor. Erkeklerde doğuşta beklenen yaşam süresi 75,9 yıl olurken kadınlarda bu süre 81,1 yıla ulaşıyor. Bu tablo yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Dünyanın birçok ülkesinde kadınların erkeklerden daha uzun yaşadığı görülüyor. Peki bunun nedeni ne olabilir? Uzmanlara göre erkeklerin daha ağır ve riskli işlerde çalışması, iş kazalarına daha fazla maruz kalması, sigara ve alkol kullanımının daha yaygın olması, düzenli sağlık kontrolüne gitme alışkanlığının daha düşük olması bu farkın oluşmasında etkili oluyor. Kadınlar ise sağlık kontrollerini daha düzenli yaptırıyor ve hastalıkların erken teşhis edilmesi sayesinde daha uzun yaşayabiliyor. Hayat tablolarında dikkat çeken bir başka ayrıntı ise yaş ilerledikçe kalan yaşam süresinin nasıl değiştiği oldu. Örneğin bugün 30 yaşında olan bir vatandaşın ortalama 50 yıl daha yaşaması bekleniyor. Yani 80 yaşına kadar yaşama ihtimali oldukça yüksek görülüyor. 50 yaşındaki bir vatandaşın ise ortalama 31 yıl daha yaşayacağı hesaplanıyor. Bu da 81 yaşına kadar yaşam beklentisi anlamına geliyor. Emeklilerin yakından ilgileneceği en önemli verilerden biri de 65 yaş grubuna ilişkin oldu. Türkiye’de bugün 65 yaşına gelen bir kişinin ortalama 18,4 yıl daha yaşaması bekleniyor. Erkeklerde bu süre 16,7 yıl, kadınlarda ise 20 yıl olarak hesaplandı. Bu tablo aynı zamanda sosyal güvenlik sistemi açısından da önemli bir mesaj veriyor. Çünkü insanlar daha uzun yaşadıkça emeklilik süresi uzuyor. Bu da emekli maaşları, sağlık harcamaları ve sosyal güvenlik bütçesi üzerinde daha büyük yük oluşturuyor. Önümüzdeki yıllarda yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte bakım hizmetleri, huzurevleri, evde sağlık hizmetleri ve yaşlı dostu şehirlerin önemi daha da artacak. Verilerin belki de en dikkat çekici bölümü eğitim ile yaşam süresi arasındaki ilişki oldu. Araştırma açık şekilde gösteriyor ki eğitim seviyesi yükseldikçe insanların yaşam süresi de uzuyor. Özellikle 30 yaşındaki bireyler incelendiğinde yükseköğrenim gören erkeklerin daha düşük eğitim seviyesindeki erkeklerden ortalama 5,1 yıl daha uzun yaşadığı görülüyor. Kadınlarda da benzer şekilde yüksek eğitim alanların yaklaşık 4,6 yıl daha uzun yaşadığı hesaplanıyor. Bu durum bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor. Eğitim yalnızca diploma almak değildir. Eğitim; sağlıklı beslenmeyi öğrenmek, zararlı alışkanlıklardan uzak durmak, hastalık belirtilerini erken fark etmek, düzenli sağlık kontrolü yaptırmak ve bilinçli yaşamayı da beraberinde getiriyor. Eğitimli bireyler sağlık hizmetlerinden daha etkin yararlanıyor, yaşam kalitesini artıran alışkanlıklar ediniyor ve bu durum doğal olarak ömürlerine de olumlu yansıyor. Ancak açıklanan rakamların belki de en düşündürücü kısmı “sağlıklı yaşam süresi” oldu. Türkiye’de doğan bir insanın ortalama yaşam süresi 78,5 yıl olmasına rağmen sağlıklı yaşam süresi sadece 58 yıl olarak hesaplandı. Yani ortalama bir vatandaş ömrünün yaklaşık son 20 yılını çeşitli sağlık sorunlarıyla geçirebiliyor. Daha ilginç olan ise erkeklerin sağlıklı yaşam süresinin kadınlardan daha uzun çıkması oldu. Erkeklerde sağlıklı yaşam…

GÜVEN ENDEKSLERİ EKONOMİNİN NABZINI TUTUYOR

GÜVEN ENDEKSLERİ EKONOMİNİN NABZINI TUTUYOR Ekonomide bazen öyle rakamlar açıklanır ki ilk bakışta karmaşık gibi görünür. Ancak bu rakamların arkasında aslında vatandaşın cebini, esnafın kasasını, sanayicinin yatırım planını ve müteahhidin geleceğe bakışını gösteren önemli ipuçları vardır. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Temmuz 2026 dönemine ait Hizmet, Perakende Ticaret ve İnşaat Güven Endeksleri de tam olarak bunu anlatıyor. Açıklanan veriler, ekonominin üç önemli sektörünün geleceğe nasıl baktığını ortaya koyuyor. Temmuz ayında hizmet sektöründe güven artarken, perakende ticaret sektöründe bir miktar gerileme yaşandı. İnşaat sektöründe ise uzun süredir devam eden temkinli hava yerini küçük de olsa iyimserliğe bırakmaya başladı. Bu tablo, ekonomide her sektörün aynı hızda ilerlemediğini, her birinin farklı dinamiklerle hareket ettiğini gösteriyor. En dikkat çekici gelişme hizmet sektöründe yaşandı. Güven endeksi yüzde 1,4 artarak 112 seviyesine yükseldi. Endeksin 100 puanın üzerinde olması, sektör temsilcilerinin geleceğe umutla baktığını gösteriyor. Oteller, restoranlar, kafeler, taşımacılık şirketleri, sağlık kuruluşları, eğitim kurumları ve birçok hizmet alanında faaliyet gösteren işletmeler önümüzdeki aylarda işlerin daha da hareketleneceğini düşünüyor. Özellikle gelecek üç aya ilişkin hizmet talebi beklentisinin yüzde 3,7 yükselmesi dikkat çekiyor. Bu durum işletmelerin müşteri sayısının artacağını, ekonomik hareketliliğin devam edeceğini düşündüğünü ortaya koyuyor. Yaz sezonunun etkisi, turizmdeki canlılık ve iç tüketimdeki hareketlilik de bu beklentiyi destekleyen unsurlar arasında yer alıyor. Ancak hizmet sektöründe her şey tamamen güllük gülistanlık değil. Son üç aylık dönemde hizmetlere olan talepte küçük de olsa bir gerileme yaşanması, işletmelerin halen maliyet baskısıyla mücadele ettiğini gösteriyor. Artan kira giderleri, enerji maliyetleri, personel ücretleri ve finansman maliyetleri sektörün önündeki en önemli engeller olmayı sürdürüyor. Perakende ticaret tarafında ise daha temkinli bir tablo dikkat çekiyor. Güven endeksi yüzde 1,6 düşerek 111 seviyesine geriledi. Her ne kadar endeks hâlâ 100 puanın üzerinde olsa da bu düşüş, esnafın ve mağaza sahiplerinin geleceğe ilişkin beklentilerinde bir miktar zayıflama olduğunu gösteriyor. Özellikle gelecek üç aya ilişkin satış beklentilerinin yüzde 3,8 gerilemesi önemli bir sinyal veriyor. Çünkü vatandaş artık harcamalarını daha dikkatli planlıyor. İhtiyaç dışındaki alışverişler erteleniyor, tüketiciler kampanya ve indirim dönemlerini beklemeyi tercih ediyor. Bu durum da perakende sektöründeki işletmeleri daha dikkatli hareket etmeye yönlendiriyor. Son dönemde kredi kartı harcamalarındaki yavaşlama, yüksek faiz oranları ve artan yaşam maliyetleri de perakende sektörünün geleceğe biraz daha temkinli bakmasına neden oluyor. Esnaf satış yapmaya devam ediyor ancak eski dönemlerdeki kadar hızlı büyüme beklemiyor. İnşaat sektörü ise uzun süredir ekonomik dalgalanmaların en fazla hissedildiği alanlardan biri olmayı sürdürüyor. Buna rağmen temmuz ayında güven endeksi yüzde 0,6 artarak 83,5 seviyesine yükseldi. Her ne kadar bu değer hâlâ 100 puanın altında bulunsa da son aylardaki yükseliş sektörde umutların tamamen kaybolmadığını gösteriyor. En dikkat çekici gelişme kayıtlı siparişlerde yaşandı. Sipariş düzeyi yüzde 3,9 artış gösterdi. Bu gelişme yeni projelerin yavaş yavaş gündeme geldiğine işaret ediyor. Özellikle kentsel dönüşüm projeleri, kamu yatırımları ve deprem bölgesindeki yeniden inşa çalışmaları sektöre hareket kazandırıyor. Buna karşılık gelecek üç aylık dönemde çalışan sayısı beklentisinin yüzde 2,3 gerilemesi dikkat çekiyor. Bu durum firmaların maliyetleri kontrol altında tutmaya çalıştığını gösteriyor. İşverenler yeni personel alımı konusunda halen temkinli davranıyor. Çünkü inşaat sektöründe finansman maliyetleri yüksek seviyesini koruyor. Aslında güven endeksleri ekonominin aynası gibidir. Bu veriler bugünü değil, geleceğe ilişkin beklentileri gösterir. İşletmeler önümüzdeki dönemde satışların artacağını düşünüyorsa yatırım yapar, yeni personel alır ve üretimini artırır. Tersine beklentiler zayıflarsa yatırımlar ertelenir, harcamalar azalır ve ekonomik hareketlilik yavaşlayabilir.…

DAVRANIŞSAL TEPKİLERE, BEKLENTİLERE VE AĞ ETKİLERİNE ODAKLANMAK

DAVRANIŞSAL TEPKİLERE, BEKLENTİLERE VE AĞ ETKİLERİNE ODAKLANMAK Ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Faiz oranları, döviz kurları, enflasyon verileri ya da büyüme rakamları elbette önemlidir. Ancak bugün artık biliyoruz ki ekonomiyi asıl yönlendiren unsurlardan biri insan davranışlarıdır. İnsanların korkuları, umutları, beklentileri, birbirlerinden etkilenme biçimleri ve toplumsal psikolojileri ekonomik kararların merkezinde yer almaktadır. İşte bu nedenle son yıllarda “davranışsal tepkiler”, “beklentiler” ve “ağ etkileri” kavramları ekonomi yönetiminden siyasete, pazarlamadan teknolojiye kadar birçok alanda daha fazla konuşulmaya başlanmıştır. Eskiden ekonomi teorileri insanları tamamen rasyonel bireyler olarak kabul ederdi. Yani herkesin en doğru kararı vereceği, tüm bilgileri analiz edeceği ve kendi çıkarını en mantıklı şekilde koruyacağı varsayılırdı. Fakat gerçek hayat bunun böyle olmadığını gösterdi. İnsanlar çoğu zaman korkuyla hareket ediyor, sürü psikolojisine kapılıyor, çevresindeki insanların davranışlarından etkileniyor ve bazen tamamen duygusal kararlar alabiliyor. Örneğin bir markette fiyatların hızla arttığını gören vatandaş, gelecekte daha da zam geleceğini düşünerek ihtiyacından fazla ürün satın alabiliyor. Bu davranış bireysel olarak anlaşılabilir görünse de toplumun büyük kısmı aynı anda bunu yaptığında piyasada yapay bir talep patlaması oluşuyor. Sonuçta raflar boşalıyor, fiyatlar daha da yükseliyor ve korku kendi kendini besleyen bir sürece dönüşüyor. İşte beklentilerin ekonomi üzerindeki etkisi tam olarak burada ortaya çıkıyor. Bir ekonomide insanlar geleceğe güven duyuyorsa harcama yapar, yatırım yapar, üretim artar. Ancak insanlar yarın daha kötü olacak diye düşünmeye başladığında davranışlar tamamen değişir. Vatandaş tasarrufa yönelir, şirketler yatırım kararlarını erteler, işverenler yeni çalışan almak istemez. Böylece ekonomik yavaşlama yalnızca ekonomik nedenlerle değil, psikolojik nedenlerle de büyümeye başlar. Bu durum yalnızca ekonomiyle sınırlı değildir. Toplumdaki davranışsal tepkiler siyasal süreçleri, sosyal ilişkileri ve hatta günlük hayatı bile şekillendirir. Sosyal medyada yayılan bir haberin birkaç saat içinde milyonlarca kişiye ulaşabilmesi, insanların birbirlerini hızla etkilemesi bunun en önemli örneklerinden biridir. Burada devreye “ağ etkisi” adı verilen kavram girer. Ağ etkisi en basit haliyle bir sistemin değerinin, onu kullanan insan sayısı arttıkça büyümesi anlamına gelir. Örneğin bir sosyal medya platformunu yalnızca birkaç kişi kullanıyorsa çok cazip görünmeyebilir. Ancak milyonlarca insan aynı platformdaysa herkes orada olmak ister. Çünkü insanlar birbirlerine ulaşmak, görünür olmak ve toplumsal akışın dışında kalmamak ister. Bugün dijital dünyadaki büyük şirketlerin büyümesinin temel nedenlerinden biri de budur. İnsanlar yalnızca ürünü değil, diğer insanların orada olmasını satın almaktadır. Bir uygulamayı değerli hale getiren şey çoğu zaman teknolojisi değil, kullanıcı kitlesidir. Benzer durum finans piyasalarında da görülür. İnsanlar bir yatırım aracının yükseleceğine inanıyorsa o ürüne yönelir. Talep arttıkça fiyat yükselir. Fiyat yükseldikçe daha fazla insan yatırım yapar. Böylece beklentiler gerçekliği şekillendirmeye başlar. Ancak bu süreç her zaman olumlu sonuç vermez. Çünkü ağ etkileri bazen toplumsal paniği de büyütebilir. Örneğin sosyal medyada yayılan yanlış bir ekonomik söylenti kısa sürede geniş kitlelere ulaşabilir. İnsanlar doğruluğunu araştırmadan harekete geçebilir. Bir bankanın batacağına dair söylenti çıkarsa insanlar aynı anda paralarını çekmeye çalışabilir. Bu durum sağlam bir bankayı bile zor durumda bırakabilir. Çünkü korku bulaşıcıdır. Davranışsal tepkilerin en önemli özelliklerinden biri de hızdır. İnsan psikolojisi çoğu zaman verilerden daha hızlı hareket eder. Ekonomik göstergeler düzelmeye başlamış olsa bile toplum hâlâ kötüye gidiş hissine sahipse toparlanma gecikebilir. Tam tersine, ekonomik riskler sürmesine rağmen toplumda güçlü bir iyimserlik oluşursa piyasalarda canlılık görülebilir. Bu nedenle modern ekonomi yönetimi artık yalnızca teknik kararlar almakla yetinmiyor. Aynı zamanda beklenti yönetimine de büyük önem veriyor. Merkez bankalarının yaptığı açıklamalar, hükümetlerin verdiği mesajlar, liderlerin…

“ERKEN VE SERT” YAKLAŞIMI

“ERKEN VE SERT” YAKLAŞIMI İnsanlık tarihi boyunca toplumlar krizlerle mücadele ederken iki temel yöntem arasında gidip geldi: Sorunları zamana yayarak çözmeye çalışmak ya da daha başlangıç aşamasında güçlü müdahalelerde bulunmak. Son yıllarda ise özellikle ekonomi, sağlık, güvenlik, iklim ve siyaset alanlarında giderek daha fazla öne çıkan bir anlayış dikkat çekiyor: “Erken ve sert” yaklaşımı. Bu yaklaşımın temel mantığı oldukça basit görünür. Bir sorun büyümeden önce hızlı hareket etmek, gerekiyorsa sert önlemler almak ve kısa vadeli maliyetleri göze alarak uzun vadeli daha büyük zararları önlemek. Ancak teoride kolay görünen bu yöntem, uygulamada hem siyasi hem ekonomik hem de toplumsal açıdan oldukça tartışmalı sonuçlar doğurabiliyor. Bugün merkez bankalarının faiz politikalarından salgın yönetimine, şirketlerin kriz stratejilerinden bireysel yaşam tercihlerine kadar birçok alanda “erken ve sert” yaklaşımının izlerini görmek mümkün hale geldi. Krizler Neden Erken Müdahale Gerektiriyor? Modern dünyanın en önemli sorunlarından biri, krizlerin artık çok hızlı büyümesi. Küreselleşme, dijitalleşme ve ekonomik entegrasyon nedeniyle küçük bir sorun kısa süre içinde devasa sonuçlara dönüşebiliyor. Bir bankadaki güven kaybı birkaç saat içinde finansal paniğe dönüşebiliyor. Sosyal medyada yayılan yanlış bilgi toplumsal gerilimi hızla artırabiliyor. Küçük görülen bir ekonomik kırılma, birkaç ay içinde enflasyon krizine dönüşebiliyor. Bu nedenle karar alıcılar artık “bekle ve gör” anlayışının çoğu zaman daha ağır maliyetler ürettiğini düşünüyor. Özellikle ekonomi yönetimlerinde bu fikir giderek daha fazla kabul görüyor. Merkez bankalarının faiz artırımlarında kullandığı “önden yüklemeli sıkılaşma” modeli bunun en belirgin örneklerinden biri. Enflasyon yükselmeye başladığında küçük ve yavaş adımlar yerine hızlı ve güçlü faiz artışları yapılması, birçok ekonomist tarafından daha etkili görülüyor. Çünkü geciken müdahalelerin daha sonra çok daha ağır ekonomik bedeller doğurduğu savunuluyor. Aslında bu yaklaşım sadece ekonomiyle sınırlı değil. Sağlık politikalarında da benzer bir anlayış güçlenmiş durumda. Bir salgın başladığında sert karantina önlemleri uygulamak, başlangıçta ekonomik zarar üretse bile daha büyük kayıpları önleyebiliyor. Aynı şekilde doğal afet risklerinde erken tahliye kararları, ilk aşamada abartılı görünse de uzun vadede hayat kurtarıyor. Sert Müdahalelerin Psikolojik Etkisi “Erken ve sert” yaklaşımının önemli boyutlarından biri de psikolojik etkisidir. Çünkü toplumlar çoğu zaman belirsizlikten, sert önlemlerden daha fazla korkuyor. Kararsızlık uzadığında insanlar güven duygusunu kaybetmeye başlıyor. Özellikle ekonomi yönetimlerinde geciken kararlar piyasalarda daha büyük panik yaratabiliyor. Bu nedenle bazı yöneticiler, güçlü ve net hamlelerin güven oluşturduğunu düşünüyor. Finans piyasalarında sık kullanılan “güven yönetimi” kavramı tam da burada önem kazanıyor. Çünkü piyasa aktörleri yalnızca alınan karara değil, karar vericilerin kararlılığına da bakıyor. Eğer sorun büyürken otoriteler zayıf veya yavaş tepki verirse, ekonomik beklentiler daha da bozulabiliyor. Benzer durum bireysel yaşamda da geçerli. İnsanlar çoğu zaman küçük problemleri erteledikçe daha büyük sorunlarla karşılaşıyor. Sağlık kontrollerinin geciktirilmesi, borçların zamana bırakılması veya iş yaşamındaki yapısal problemlerin ötelenmesi, sonunda daha sert sonuçlar doğurabiliyor. Bu nedenle “erken müdahale” kavramı artık yalnızca devlet politikalarında değil, kişisel yaşam stratejilerinde de önem kazanıyor. Ancak Her Sert Müdahale Doğru mudur? Burada kritik soru şudur: Her erken ve sert müdahale gerçekten doğru sonuç üretir mi? Bu sorunun cevabı her zaman “evet” değil. Çünkü sert müdahalelerin ciddi yan etkileri de vardır. Ekonomide ani faiz artışları büyümeyi yavaşlatabilir, işsizliği artırabilir ve şirketler üzerinde baskı oluşturabilir. Sağlık alanında aşırı sert önlemler toplumsal psikolojiyi bozabilir. Güvenlik politikalarında aşırı sert uygulamalar demokratik dengeleri zayıflatabilir. Dolayısıyla mesele yalnızca hızlı hareket etmek değil, aynı zamanda doğru zamanda doğru ölçekte hareket edebilmektir. Modern yönetim anlayışının en…

Z Kuşağının dinleme alışkanlıkları dijital ses platformlarının geleceğini şekillendiriyor

Dijital dünyanın içinde doğup büyüyen Z ve Alfa kuşaklarının medya alışkanlıkları, geleneksel yayıncılık anlayışında köklü değişimleri beraberinde getiriyor. Ekran yorgunluğundan (screen fatigue) uzaklaşmak isteyen gençler nesil için ses, sesli içerikleri günlük yaşamlarının vazgeçilmez bir parçası olarak görüyor. Genç kuşağın değişen dinleme alışkanlıklarını ve beklentilerini inceleyen Türkiye’nin en büyük dijital ses platformu Karnaval, geleceğin ses deneyimini şekillendiren trendleri yakından takip ediyor. Genç kuşak ders çalışırken, oyun oynarken, spor yaparken veya toplu taşımadayken sesli içerikleri günlük yaşamın doğal bir parçası olarak konumlandırıyor. Birden fazla aktiviteyi eş zamanlı yürüten gençler, odağını kaybetmeden yoğunluğundan uzaklaşma ihtiyacını ses aracılığıyla karşılıyor. Pasif bir dinleyici olmayı tercih etmeyen gençler, içeriğin zamanını, tarzını ve akışını kendi tercihlerine göre şekillendirmek istiyor. Bu değişim, doğrusal yayıncılıktan talep odaklı dinleme deneyimlerine geçişi hızlandırırken; podcast’ler de dijital dünyada aidiyet arayan gençler için ortak ilgi alanları etrafında buluşabilecekleri samimi topluluklar yaratıyor. Genç kuşağın değişen beklentilerini yakından takip eden Karnaval, teknoloji ve içerik gücünü bir araya getirerek kullanıcılarına kişiselleştirilmiş, esnek ve değer yaratan bir ses deneyimi sunuyor. “Genç kuşağın değişen dinleme alışkanlıklarına cevap veren bütünleşik bir ses deneyimi sunuyoruz” “Genç kuşak artık ‘Radyo mu, dijital mi?’ şeklinde düşünmüyor. Onlar için ses deneyimi tek bir ekosistem ve içerik ihtiyacına göre platform değiştiriyor” vurgusunu yapan Karnaval COO’su Ali Şahinbaş, “Gençler sanılanın aksine her zamankinden daha fazla ses tüketiyor. Ancak artık tek bir platforma bağlı kalmak yerine, ihtiyaçlarına göre farklı ses ekosistemleri arasında geçiş yapıyor. Edison Research’ün ‘2025 Gen Z Audio’ raporuna göre Z kuşağı, günlük ses tüketiminin yüzde 42’sini müzik streaming servislerinde, yüzde 20’sini YouTube’da, yüzde 16’sını da AM/FM radyo ve radyo streamlerinde gerçekleştiriyor. Bu tablo bize, geleneksel radyonun gençler için hâlâ önemli bir mecra olduğunu ancak artık dijital deneyimlerle birlikte var olduğunu gösteriyor. Genç dinleyiciler bugün yalnızca müzik değil; kişiselleştirilmiş içerik, canlı yayın heyecanı, podcast erişimi, topluluk hissi, etkileşim ve mobil deneyimi bir arada sunan hibrit platformlar talep ediyor. Kısacası gençler radyoyu terk etmiyor ancak radyodan beklentileri değişiyor. Bu doğrultuda geleceğin ses platformları geleneksel radyonun canlılık ve güven unsurunu, dijital dünyanın kişiselleştirme, erişilebilirlik ve etkileşim gücüyle birleştirebilen platformlar olacak. Karnaval olarak, bu dönüşümün Türkiye’deki öncü temsilcileri arasında yer alıyoruz. Bu doğrultuda, genç kuşağın değişen dinleme alışkanlıklarına cevap veren bütünleşik bir ses deneyimi sunuyoruz” dedi. “Gençler bir markanın ne sattığıyla değil, ‘neden var olduğuyla’ daha çok ilgileniyor” Genç kuşağın sahip olduğu gelişmiş reklam engelleyici (ad-blocker) reflekslerinin yayını kesen, agresif ve jenerik 30 saniyelik kuşak reklamlarının etkisini yitirmesine neden olduğuna değinen Şahinbaş, sözlerine şöyle devam etti: “Reklamlarda samimiyet arayan yeni jenerasyonu yakalamanın anahtarı hikâye anlatımında (Storytelling) saklı. Çünkü bugün gençler bir markanın ne sattığıyla değil, ‘neden var olduğuyla’ daha çok ilgileniyor. Bu da radyoları tek yönlü bir ses yayını olmaktan çıkarıp dijital medya platformuna dönüştürüyor. Dolayısıyla reklam verenler için de kurallar yeniden yazılıyor. Programatik ses ve doğal entegrasyon sayesinde dinleyicinin demografisine ve o an dinlediği türe göre özelleşen ses reklamları ile program içi doğal (native) içerik entegrasyonları marka körlüğünü aşıyor. Diğer yandan etkileşimli ve aksiyon odaklı kurgular ön plana çıkıyor. Karnaval App içerisinde uygulanan interaktif modeller sayesinde, reklamı duyan kullanıcıya anında bir quiz sunulabiliyor. Kullanıcı doğrudan markanın dünyasına temas ederek ödüllendiriliyor ve reklamla hem fiziken hem de duygusal bağ kuruyor.” Karnaval gençleri dinleme deneyiminin ötesine taşıyor Karnaval’ın mevcut stratejisi sayesinde genç kuşağın sadece kulaklarına değil, yaşam tarzlarına, sosyalleşme…

Gazeteci ve İletişim Uzmanı Cansel Oruç’un İlk Kitabı Çıktı: “Başarmaktan Korkma” Okuyucuyla Buluştu!

Gazeteci ve Kurumsal İletişim Uzmanı Cansel Oruç’un uzun yıllara yayılan mesleki deneyimlerinden ve yaşam yolculuğundan süzülen ilk kişisel gelişim kitabı “Başarmaktan Korkma”, A7 Yayınevi etiketiyle raflardaki yerini aldı. Gazeteci ve Kurumsal İletişim Uzmanı Cansel Oruç’un uzun yıllara yayılan mesleki deneyimlerinden ve yaşam yolculuğundan süzülen ilk kişisel gelişim kitabı “Başarmaktan Korkma”, A7 Yayınevi etiketiyle raflardaki yerini aldı. Beş yıllık titiz bir hazırlık sürecinin ürünü olan eser, özellikle yaz tatilinde kendine zaman ayırmak ve içsel bir yolculuğa çıkmak isteyenlerin başucu kitabı olmaya aday. Başarısızlık Bir Son Değil, Yeni Bir Başlangıçtır… Uzun yıllar gazetecilik yaptıktan sonra halkla ilişkiler alanına yönelen, PR ajanslarında uzmanlık görevleri üstlenen ve Bursa Halkla İlişkiler Derneği (BHİD) Başkanlığı yapan Cansel Oruç, edindiği tecrübeleri bu kitapta topladı. Yola yeni çıkanlara ve umudunu kaybedenlere yeni bir perspektif sunmayı amaçlayan Oruç, kitabında başarısızlığa yüklenen olumsuz anlamları sorguluyor. Doğru iletişimin başarı üzerindeki etkisini gözler önüne seren yazar, başarısızlığın hayatın sonu değil, aksine yeni başlangıçların ilk adımı olduğunu vurguluyor. Dev İsimlerin Desteklediği 5 Yıllık Emeğin Ürünü Kitabın hayatın her alanından insana dokunacağını belirten Cansel Oruç, hazırlık sürecine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “Yaklaşık 5 yılı bulan bu yolculukta, alanında ekol olmuş çok değerli isimler yanımda oldu. Halkla ilişkiler duayeni Betûl Mardin, usta tiyatrocu Haldun Dormen, ekonomist Prof. Dr. Emre Alkin, Atatürk araştırmacısı ve yazar İlknur Güntürkün Kalıpçı, Arzum Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kolbaşı ile Zarafet Akademi Kurucusu, Eğitimci-Yazar Gökhan Dumanlı’ya destekleri için sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Ayrıca bu süreçte harika bir iş birliği yürüttüğümüz A7 Yayınevi kurucusu Arzu Sandal ve tüm ekibe minnettarım. Kitabımız, başarısızlık önyargılarını kırarken; doğru iletişimin gücü, başarının cinsiyeti ve toplumsal cinsiyete duyarlı iletişim gibi kritik başlıkları masaya yatırıyor.” Yaz Tatilinin En Verimli Eşlikçisi Akıcı dili ve düşündüren anlatımıyla dikkat çeken “Başarmaktan Korkma”, okuyucuyu kendi hayatına dair yeni sorular sormaya davet ediyor. Hedef belirlemenin önemi, kendini tanıma rehberliği ve başarısızlıktan güç alma yöntemlerinin anlatıldığı kitap, okura “Ayağınıza takılan taşlar, aslında sadece dinlenme yerleridir” mesajını veriyor. “Başarmaktan Korkma”, tüm seçkin kitapçılarda ve online kitap satış platformlarında okurlarını bekliyor. Cansel Oruç Hakkında: İş hayatına gazeteci olarak başlayan Cansel Oruç, iletişimin gücünü keşfederek kurumsal iletişim ve PR alanına geçiş yapmıştır. Çeşitli kurum ve ajanslarda iletişim uzmanlığı yapmış, Bursa Halkla İlişkiler Derneği Başkanlığı görevini üstlenmiştir. Halen deneyimlerini paylaşmak adına iletişim eğitimleri vermeye ve yazmaya devam etmektedir.

290 milyar Euro değerindeki güzellik sektörünün dev buluşması BeautyEurasia’nın 21’inci yılı için hazırlıklar sürüyor  

Avrasya coğrafyasının en kapsamlı uluslararası güzellik, kozmetik ve saç bakımı etkinliklerinden biri olan “BeautyEurasia: Uluslararası Kozmetik, Güzellik, Kuaför, Ambalaj, Hammadde, Hijyen ve Private Label Fuarı”, 2–4 Eylül 2026 tarihleri arasında 21’inci kez kapılarını açacak. ICA Events organizatörlüğünde İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek organizasyon, yerli ve yabancı sektör temsilcilerine yeni ticari iş birliği imkanları sunarken endüstrinin en güncel akımlarını tek bir çatı altında toplayacak. Geçtiğimiz yıl 114 farklı ülkeden 13 bin 314 profesyoneli ağırlayan fuar, bu dönemde de geniş kapsamı sayesinde yeni ortaklıkların kurulmasına aracılık edecek. Dünya genelinde ekonominin pek çok dalını kapsayan 50’den fazla organizasyona imza atan ICA Events, Avrasya’nın güzellik alanındaki en büyük zirvelerinden biri olan 21. BeautyEurasia: Uluslararası Kozmetik, Güzellik, Kuaför, Ambalaj, Hammadde, Hijyen ve Private Label Fuarı’nı 2–4 Eylül tarihleri arasında düzenleyecek. Mevcut büyüklüğünün yanı sıra katılımcılarına nitelikli ticari ağlar, hedef odaklı B2B görüşmeler ve yüksek ticari verimlilik de sağlayan fuar, İstanbul Fuar Merkezi’nde yarattığı küresel çeşitlilikle bu yıl da somut ticari çıktılar sağlayacak. Güzellik sektörünün Türkiye’deki hacmi 2025 yılında 217 milyar TL’ye ulaştı Güzellik endüstrisinin, kişiye özel teknolojik imkanlar ve artan sağlıklı yaşam bilinciyle beraber sürekli bir gelişim içerisinde olduğunu ifade eden BeautyEurasia: Uluslararası Kozmetik, Güzellik, Kuaför, Ambalaj, Hammadde, Hijyen ve Private Label Fuarı Direktörü Filiz Mehmedova, “Markalardan üreticilere ve tüketicilere kadar bir bütün teşkil eden güzellik sektörü hem yerel hem de küresel ölçekte gelişimini sürdürüyor. Bugün dünya çapında yaklaşık 290 milyar Euro’luk bir büyüklüğe erişen güzellik sektörü, 4,2 milyar civarında potansiyel kullanıcıya ulaşıyor. Diğer taraftan Türkiye piyasası da son dönemde endüstrinin en hızlı ivme kazanan bölgelerinden biri olarak dikkat çekiyor. 2025 yılı itibarıyla Türkiye’deki güzellik pazarının hacmi 217 milyar TL seviyesine çıkarken, dijital platformların etkisi sektörün genişlemesinde giderek daha kritik bir rol oynamaya başlıyor. 20 yılı aşkın bir tecrübeye sahip olan BeautyEurasia ise yalnızca fiziksel ölçeğiyle değil, sunduğu kaliteli iş bağlantıları, stratejik B2B buluşmaları ve ticari verimliliğiyle ön plana çıkıyor. Organizasyonumuzun küresel erişimi yerel pazar bilgisiyle harmanlayan yapısı, sektördeki etkili ortaklıkların tesis edilmesine olanak tanıyor.” açıklamasında bulundu. Standart kalıpların ötesinde bir fuar Fuarın geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen buluşmasında küresel etkisini bir kez daha kanıtladığını belirten Mehmedova, şu verileri paylaştı: “Dünya genelindeki ekonomik dalgalanmalara rağmen fuarımız geçtiğimiz yıl da başarılı bir grafik sergilemeyi başardı. Toplamda 114 ülkeden 13 bin 314 profesyonel isim fuarımızı ziyaret ederken, bu kitlenin 3 bin 406’sını yabancı konuklar oluşturdu. Bununla birlikte 180’i yurt dışından gelen toplam 302 katılımcının yer aldığı organizasyonda iş hacmi 305 milyon Euro’ya ulaşırken, katılımcı başına ortalama 1 milyon Euro’luk bir ticaret hacmi oluşturduk. Ayrıca BeautyEurasia, basit bir ürün sergileme alanının çok ötesinde, ölçülebilir ticari başarılar üreten bir platform olma niteliği taşıyor. Bu doğrultuda geçtiğimiz sene bin 486 sipariş ve ön protokole imza atılırken, katılımcı kurumlar ile uluslararası satın almacılar arasında doğrudan ticari köprüler kuruldu. Ek olarak fuar süresince 5 binden fazla B2B görüşme gerçekleştirildi. Bu sayede uzun vadeli ticari ortaklıkların kurulmasına çok değerli bir katkı sunulmuş oldu. Bu yıl da dünyanın dört bir yanından sektörün öncü isimlerini bir araya getirirken kalite odaklı vizyonumuzu koruyarak; Türkiye, Avrasya, Orta Doğu, Balkanlar ve BDT pazarlarına giriş yapmak isteyen profesyoneller için stratejik bir merkez olmaya devam edeceğiz.” ICA Events Hakkında Yapı, turizm, kozmetik, gıda, raylı sistemler ve lojistik sektörlerinde Türkiye’nin önde gelen fuarlarını düzenleyen ICA Türkiye gücünü, fuarcılık sektöründeki güçlü küresel ağını içinde yer aldığı…

Yazın dinleyici derinliği artarak ses tüketimi şekil değiştiriyor, dinleme oranları yüzde 54’e kadar yükseliyor !

Türkiye’nin en çok dinlenen radyolarını bünyesinde barındıran dijital ses platformu Karnaval, uluslararası ses tüketimi araştırmalarından yola çıkarak markalar ve reklamverenler için yaz dönemi ses stratejilerini analiz etti. Veriler, yaz aylarında dijital ses tüketiminin azalmadığını; tam aksine ev dışına, mobil cihazlara kayarak “daha derin ve uzun süreli” bir hal aldığını ve dinlenme oranının yüzde 54’lere kadar yükseldiğini gösteriyor. Özellikle podcast tarafında 15-24 yaş arası genç kitlenin tüketimi yazın zirveye ulaşıyor. Türkiye’nin lider dijital ses platformu Karnaval, ses tüketimi analizini yayımladı. Yaz aylarında dijital ses tüketiminin arttığını ve hatta ev dışıyla mobil cihazlara kayarak “dinleme derinliği” kazandığını ortaya koyan veriler, dinleme sürelerinin de arttığını ortaya koyuyor. Canlı radyo yüzde 64’lük payla popülerliğini korurken özellikle 15-24 yaş arası genç kitlenin podcast tüketimi, yaz aylarında zirveye ulaşıyor. Canlı radyo hâlâ dinleme deneyiminin en popüler aracı Sesli içerik dinlemeye ayrılan sürenin büyük kısmını canlı radyonun domine ettiğini vurgulayan Karnaval CEO’su Burak Can, “Tüm yetişkinler için canlı radyo, sesli dinleme alışkanlıklarında baskın bir paya sahip. Dinleme saatlerinin yüzde 64’ü bu ses türüyle geçirilirken bunu yüzde 18 ile isteğe bağlı müzik akışı, yüzde 8 ile podcast’ler, yüzde 5 ile kişisel müzik koleksiyonu, yüzde 3 ile sesli kitaplar ve yüzde 2 ile tekrar dinlenen radyo yayınları izliyor. İster evde ister dışarıda olsun canlı radyo içerikleri, günlük işlerimizin çoğunda bize mükemmel bir eşlikçi oluyor. Dinleme süresinin yüzde 44’ü başkalarıyla birlikte vakit geçirirken gerçekleşiyor. Bu noktada dinleme saatlerinin yüzde 60’ı araba sürerken/seyahat ederken, dinlenirken veya çalışırken geçiyor.” dedi. Genç kuşak isteğe bağlı müzik dinliyor İsteğe bağlı müziğin günümüz dinleyicisinin her zaman ve her yerde yanında olan bir eşlikçi olduğunu ifade eden Can, şu bilgileri paylaştı: “Yetişkin dinleyici kitlesini göz önüne aldığımızda yüzde 38’lik bir kesimin isteğe bağlı müzik hizmetlerini kullandığını görüyoruz. İsteğe bağlı müzik hizmeti kullanıcılarının yüzde 75’i ise reklam içermeyen bir premium hizmet kullanıyor. Dinleme payının cihazlara göre dağılımında ise yüzde 66 ile akıllı telefon, yüzde 16 ile akıllı hoparlör, yüzde 13 ile bilgisayar yer alıyor. Bunun yanında müzik dinleme hâlâ çoğunlukla tek başına (yüzde 71) gerçekleşiyor ve dinleme yerleri arasında yüzde 46 ile ev yer alırken ev dışı dinlemenin payı yüzde 54 olarak konumlanıyor. Burada bir diğer dikkat çeken nokta da dinleyici kitlesinin yaşı. Dinleyici profili genellikle genç yetişkinlerden oluşuyor ve yüzde 50’si 35 yaşın altında, yüzde 25’i de 25 yaşın altında yer alıyor.” Haftalık podcast dinleme süresi ortalama dokuz saat Podcast dinleme alışkanlığının giderek daha popüler hale geldiğini belirten Can, “Haftalık podcast dinleme süresi kişi başına ortalama dokuz saate ulaşmış durumda. Özellikle podcast tarafında 15-24 yaş arası genç kitlenin tüketiminin yazın zirveye ulaştığını gözlemliyoruz. Podcast’ler yüzde 71 oranla akıllı telefonlardaki uygulamalar aracılığıyla dinlenirken bilgisayarlar yüzde 12, tabletler yüzde 4 ve akıllı hoparlörler yüzde 4 yer kaplıyor.” ifadelerini kullandı. Karnaval Hakkında Türkiye’nin en büyük dijital ses platformu olan Karnaval; Süper FM, Metro FM, JoyTürk, Virgin Radio Türkiye ve JoyFM gibi Türkiye’nin en çok dinlenen ulusal radyo frekanslarının yanı sıra, farklı müzik zevklerine hitap eden 30’a yakın dijital radyo ve 12 farklı konuda hazırlanmış podcast serileriyle dijital ses dünyasına yön vermektedir. Müzikten iletişime kadar sesin yaşamın farklı noktalarına dokunan halini geliştirdiği “Voice2Be” kavramı üzerinden yeniden tanımlayan grup, Triton Digital Webcast Metrics’e göre dünyanın en çok dinlenen dijital ses platformları arasında yer almaktadır. 2024 yılında gerçekleştirdiği teknoloji yatırımlarıyla “Karnaval’ı Başlat, Canlı…

TÜKİD heyetinden Ticaret Bakanlığı’na ziyaret

Türkiye genelinde kırtasiye sektörünü temsil eden ilk ve tek sivil toplum kuruluşu olan Tüm Kırtasiyeciler Derneği (TÜKİD), Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci ve beraberindeki heyetle T.C. Ticaret Bakan Yardımcıları Mustafa Tuzcu, Ö. Volkan Ağar, ve Sezai Uçarmak ve Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber’i ziyaret etti. İlgili daire başkanları ve genel müdürlerin de hazır bulunduğu ziyarette kırtasiye sektörünün genel durumunun yanı sıra kırtasiye ürünlerinde yüzde 10 ila 20 arasında yer alan KDV oranlarının kaldırılması, ürün güvenliğinde denetimlerin artırılması ve üretim için kullanılan ham maddelerin ithalatında gümrük süreçlerinin kolaylaştırılması gibi kritik başlıklar bakanlık makamına aktarıldı. Kırtasiye sektörünün çatı kuruluşu TÜKİD, Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci öncülüğünde T.C. Ticaret Bakanlığı’na bir dizi ziyaret gerçekleştirdi. Ticaret Bakan Yardımcıları Mustafa Tuzcu, Ö. Volkan Ağar ve Sezai Uçarmak ile Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber’e, ilgili daire başkanları ve genel müdürlerin katılımıyla gerçekleştirilen ziyaretlerde, kırtasiye sektörünün çözüm bekleyen yapısal sorunları ele alındı. Ayrıca sektör temsilcilerinin talep ve beklentileri, detaylı bilgi notları eşliğinde yetkililere aktarılırken, kamu ve sektör arasında güçlü bir diyalog zemini oluşturuldu. KDV oranlarından denetimlere sektörün talepleri konuşuldu Yapılan üst düzey temaslar sonrasında değerlendirme yapan TÜKİD Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci, “Geçtiğimiz ay sona eren eğitim öğretim döneminin ardından hem yılı değerlendirmek hem de sektörümüzün mevcut gündem maddelerini konuşmak amacıyla sayın bakan yardımcılarımıza yaptığımız ziyaretler son derece olumlu geçti. Kırtasiye sektörünün çatı kuruluşu olan derneğimiz tarafından, kaçak ve sahte ürünlerle mücadelenin, sektörümüzün desteğiyle sürdürülmesi, sektörümüzün rekabet gücünün artırılması, tüketici güvenliğinin sağlanması ve eğitim ürünlerine erişimin kolaylaştırılması amacıyla hazırlanan talep ve görüşlerimizi masaya yatırdığımız bu görüşmeler süresince birçok konuyu konuştuk. Bu kapsamda kırtasiye ürünlerinde KDV oranlarının yüzde 0’a (Sıfır) indirilmesi, kaçak, sahte ve güvensiz ürünlerle mücadele, marka koruma desteği, ürün veya ambalajı üzerinde üretici bilgilerinin yer alması, TAREKS ve ürün güvenliği denetim süreçleri, ithalat denetimleri, üretimde kullanılan ham maddelerin ithalatında gümrük süreçlerinin kolaylaştırılması gibi konulara dair istişare ettik. Gündem konularımızı çok yakından takip ettiklerini, çözüm için çaba sarf ettiklerini bilmek bizi son derece mutlu etti. Kendilerine tüm üye ve meslektaşlarımız adına şükranlarımızı sunuyorum.” dedi. TÜKİD Hakkında Tüm Kırtasiyeciler Derneği (TÜKİD), 1985 yılında sektörün öncü ve deneyimli isimlerinin girişimleriyle kurulmuştur. Türkiye genelinde kırtasiye sektörünü temsil eden ilk ve tek sivil toplum kuruluşu olan TÜKİD, kurulduğu günden bu yana sektörün gelişimine liderlik etmektedir. TÜKİD’in mesleki standartları dört temel değer üzerine inşa edilmiştir: Ticaret Ahlakı, Tüketici Güvenliği, Açık Fikirlilik ve Sektörün ve Perakendenin Geleceğini Planlama. Bugün TÜKİD; 500’e yakın üyesiyle, 500’ün üzerinde şirketi temsil etmektedir. Üye yapısı, sektörün tüm ürün gruplarını kapsamaktadır. TÜKİD üyeleri, sektörde çekirdekten yetişmiş deneyimli profesyoneller ile ikinci kuşak sermayedar temsilcilerinden meydana gelmektedir. Bu sayede dernek, köklü birikim ile geleceğe dönük vizyonu aynı çatı altında buluşturmaktadır. Ayrıntılı Bilgi ve İletişim İçin; Ahmet DoğanMedya Direktörü Adres: Meşrutiyet Caddesi No:100/1 Şişhane/Beyoğlu GSM: 0536 8928821

Mplus Türkiye müşteri deneyimini gelir, marj ve güven odağında yeniden tanımladı

Müşteri deneyimini gelir, marj ve güven odağında yeniden tanımlayan Mplus Türkiye, Experience Intelligence yaklaşımını iş modelinin merkezine yerleştirdi. Bu sayede müşteri deneyimini operasyonel bir süreç olmaktan çıkararak ölçülebilir iş sonuçlarının stratejik bir bileşeni haline getiren Mplus Türkiye, artık müşterileriyle kurduğu ilişkiyi daha akıllı, daha bağlantılı ve daha etkili bir yapıda gerçekleştiriyor. Kendi bünyesinde geliştirdiği yapay zekâ Graia’yı canlı operasyonlarına entegre eden marka, kurumların operasyonlarını daha stratejik yönetmesine ve daha isabetli kararlar almasına katkı sağlıyor. Müşteri deneyimi yönetiminde uzun yıllar operasyonel verimlilik ön planda tutulurken, bugün kurumlar için yeni bir dönem başlıyor. Mplus Türkiye, geliştirdiği “Experience Intelligence” yaklaşımıyla müşteri deneyimini artık doğrudan büyüme, kârlılık ve güvenle ilişkilendiriyor. Mplus Türkiye ve MENA CEO’su Banu Hızlı, yapay zekânın ölçeklenebilir gücünü insan uzmanlığının muhakeme, empati ve karar alma becerileriyle bir araya getiren bu yeni yaklaşımın, kurumların iş hedeflerine hizmet edecek şekilde tasarlandığını vurguladı. Hızlı, “Yapay zekâ hız ve hacim gerektiren süreçlerde devreye girerken; güven, empati ve karar alma becerisinin kritik olduğu anlarda insan uzmanlığı sürece yön veriyor. Yapay zekânın gerçek değeri, insanın yerine geçmekte değil, insan uzmanlığını daha güçlü hale getirmekte yatıyor. Experience Intelligence yaklaşımımızın temelinde de bu anlayış yer alıyor” dedi. İnsan ve yapay zekâ birlikte tasarlandı Müşteri deneyiminin uzun yıllar maliyet odaklı bir bakış açısıyla yönetildiğine dikkat çeken Hızlı, artık kurumların ihtiyacının müşteri deneyimini gelir, güven ve sürdürülebilir büyümeyle ilişkilendirebilen bir yaklaşım olduğunu belirtti. Mplus Türkiye, bu doğrultuda hayata geçirdiği Experience Intelligence modelini, yapay zekâ ve insanı birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcı unsurlar olarak konumlandırıyor. Böylece hızın gerektiği yerde yapay zekâdan, güvenin belirleyici olduğu yerde ise insan deneyiminden yararlanılıyor. Mplus, Experience Intelligence ile yeni nesil müşteri deneyimi sunuyor 2007 yılında Adriyatik bölgesinde kurulan ve bugün 19 ülkede 15 binden fazla çalışanıyla küresel ölçekte hizmet veren Mplus, müşteri deneyiminde yeni bir dönemi başlatıyor. Mplus Türkiye ve MENA CEO’su Banu Hızlı, 25 yıllık gerçek müşteri etkileşimlerinden beslenen operasyonel uzmanlıklarını, kendi Ar-Ge ekipleri tarafından geliştirilen yapay zekâ yetkinliği Graia ile birleştirerek Experience Intelligence yaklaşımını hayata geçirdiklerini ifade eden Mplus Türkiye ve MENA CEO’su Banu Hızlı, bu yaklaşımı “Kendimizi yeniden keşfetmedik, geleceği birlikte tasarladık” anlayışıyla tanımlıyor. Hızlı, Mplus’ın pazardaki birçok oyuncunun yaptığı gibi yapay zekâyı mevcut sistemlerin üzerine sonradan eklemek yerine, teknolojiyi operasyonel deneyimin doğal bir uzantısı olarak kurguladıklarının altını çiziyor. Önce operasyonel derinlik, sonra yapay zekâ Mplus, önce güçlü bir operasyonel derinlik ve saha deneyimi inşa etti; ardından yapay zekâyı bu yapının içine entegre ederek, sürekli öğrenen ve gelişen bir sistem oluşturdu. Bu sistemde hız ve ölçek gerektiren süreçlerde yapay zekâ devreye girerken; güven, empati ve muhakemenin kritik olduğu anlarda ise insan uzmanlığı belirleyici rol üstleniyor. Ortaya çıkan yapı, hibrit ya da katmanlı bir model olmanın ötesinde; insan ve yapay zekânın birlikte tasarlandığı, iş hedeflerine doğrudan hizmet eden bir sistem olarak öne çıkıyor. Mplus Türkiye Hakkında Mplus Türkiye, 2000 yılında CMC Türkiye adıyla İstanbul’da kuruldu. 2020 yılında Mplus Group bünyesine katılan şirket, bugün müşteri deneyimini gelir, marj ve güven odağında yeniden tanımlayan Experience Intelligence yaklaşımıyla kurumların sürdürülebilir büyüme hedeflerine katkı sağlıyor. Yapay zekânın ölçeklenebilir gücünü insan uzmanlığının muhakeme, empati ve karar alma becerileriyle buluşturan bu yaklaşımın temelinde, şirketin kendi Ar-Ge ekipleri tarafından geliştirilen yapay zekâ platformu Graia yer alıyor. Mplus Türkiye, Graia’nın gelişmiş yapay zekâ yetkinliklerini gerçek operasyon deneyimiyle bir araya getirerek müşteri deneyimini operasyonel bir süreç…

Karnaval’dan geçmişe davet eden yeni podcast serisi: Ayşegül Aldinç ile O Zaman

Türkiye’nin en büyük dijital ses platformu Karnaval, kullanıcılarıyla buluşturduğu yüzlerce podcast serisi arasına bir yenisini ekledi. Türkiye’nin en sevilen seslerinden Ayşegül Aldinç’in Joy FM’in keyifle dinlenen ismi Barış Selimoğlu ile mikrofon başına geçtiği “Ayşegül Aldinç ile O Zaman”, dinleyicisini “Bizim zamanımızda…” ile başlayan samimi hikayelere eşlik etmeye davet ediyor. Türkiye’de dijital sesin geleceğine yön veren Karnaval, dinleyicileriyle buluşturduğu podcast serilerini çeşitlendirmeyi sürdürüyor. 1981 Eurovision Şarkı Yarışması’nda Modern Folk Üçlüsü ile birlikte seslendirdiği “Dönme Dolap” isimli şarkıyla hafızalara kazınan ve bugüne dek birçok albüme imza atan Ayşegül Aldinç, geçmişin unutulmaz anılarını deneyimli radyocu Barış Selimoğlu ile mikrofon başına geçtiği “Ayşegül Aldinç ile O Zaman” podcast serisi sayesinde dinleyicisine ulaştırıyor. Dünden bugüne uzanan hatıralar Dinleyiciyle iki haftada bir buluşan podcast serisi, dün ve bugün arasında bir köprü kurarak nostalji yolculuğuna çıkarıyor. Samimi anlatımı ve neşeli tavrıyla “Burada her şeyi konuşacağız.” diyen Aldinç; unutamadığı hikayeleri, kişisel deneyimleri ve eski günlerin özlenen atmosferini kendine özgü üslubu ve zarafetiyle anlatıyor. Aldinç, podcastin hikayesini “Uzunca bir süredir Barış’la bunu yapalım diye konuşuyorduk. ‘Neye odaklanalım?’ evresine geldiğimizde, ‘Geçmişi ve geçmişte yaşananları unutturmamak lazım.’ noktasında buluştuk. ‘Geçmişini unutan toplumlar, geleceğini biraz zor bulur.’ diyerek, kendi yaşadıklarımız çerçevesinde ‘O zaman’ları referans alıp bugüne taşıyoruz ve günün getirdiklerini de katıyoruz sohbetlerimize.” şeklinde aktarıyor. Her bölümde farklı bir temayla eskiye dönük keyifli bir sohbetin kapısını aralayan ikili, bir nostalji yolculuğuna çıkarmanın yanı sıra toplumsal hafızayı da diri tutuyor. “Ayşegül Aldinç ile O Zaman” podcast serisi, bugüne kadar yayınlanan tüm bölümleriyle Karnaval’dan ücretsiz dinlenebiliyor. Ayşegül Aldinç ile O Zaman Karnaval Hakkında Türkiye’nin en büyük dijital ses platformu olan Karnaval; Süper FM, Metro FM, JoyTürk, Virgin Radio Türkiye ve JoyFM gibi Türkiye’nin en çok dinlenen ulusal radyo frekanslarının yanı sıra, farklı müzik zevklerine hitap eden 30’a yakın dijital radyo ve 12 farklı konuda hazırlanmış podcast serileriyle dijital ses dünyasına yön vermektedir. Müzikten iletişime kadar sesin yaşamın farklı noktalarına dokunan halini geliştirdiği “Voice2Be” kavramı üzerinden yeniden tanımlayan grup, Triton Digital Webcast Metrics’e göre dünyanın en çok dinlenen dijital ses platformları arasında yer almaktadır. 2024 yılında gerçekleştirdiği teknoloji yatırımlarıyla “Karnaval’ı Başlat, Canlı Kal” mottosu ile ses dünyasında yeni bir dönemin kapılarını aralayan grup, reklam verenlere, U.S. Media Ratings Council tarafından akredite edilen Webcast Metrics ölçümlemesi ile dijital erişim verileri sağlamaktadır. Dijital audio, display ve preroll video, native reklamlar ve müşterilerine özel podcast ve dijital radyo projeleri ile hedef kitleye uygun çok sayıda reklam modeli de sunmaktadır. Ayrıntılı Bilgi ve İletişim İçin; Ahmet DoğanMedya DirektörüAdres: Meşrutiyet Caddesi No:100/1 Şişhane/BeyoğluTel: 0212 255 00 12Gsm:0536 892 88 21http://www.brandworks.com.tr