DSÖ’NÜN HANTAVİRÜS AÇIKLAMALARI VE KÜRESEL ENDİŞELER
Son günlerde dünya kamuoyunda yeniden gündeme gelen hantavirüs vakaları, özellikle sosyal medya üzerinden yayılan bilgi kirliliği nedeniyle dikkat çekici bir tartışma başlattı. Küresel salgın korkularının hâlâ taze olduğu bir dönemde, yeni bir virüs haberi toplumlarda doğal olarak kaygı yaratıyor. Ancak uzmanlar ve özellikle Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), mevcut hantavirüs gelişmelerinin COVID-19 benzeri küresel bir pandemiye dönüşeceği yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını vurguluyor.
DSÖ’nün yayımladığı son bilgi notlarına göre hantavirüsler, esas olarak kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan zoonotik virüsler grubunda yer alıyor. İnsanlara bulaş genellikle enfekte fare ve sıçanların idrarı, dışkısı veya salyasıyla temas sonucu gerçekleşiyor. Özellikle uzun süre kapalı kalmış alanların temizlenmesi sırasında havaya karışan partiküllerin solunması risk oluşturuyor.
Uzmanlara göre hantavirüs yeni bir virüs değil. İlk vakalar onlarca yıl önce tanımlandı ve özellikle Amerika kıtasında “Hantavirüs Kardiyopulmoner Sendromu” (HCPS), Avrupa ve Asya’da ise “Hemorajik Ateş ve Böbrek Sendromu” (HFRS) şeklinde görülebiliyor. DSÖ verilerine göre Amerika kıtasındaki bazı hantavirüs türlerinde ölüm oranı yüzde 50’ye kadar çıkabiliyor. Bu nedenle hastalık nadir görülse bile ciddi bir halk sağlığı tehdidi olarak değerlendiriliyor.
Son günlerde küresel gündemi hareketlendiren gelişme ise bir yolcu gemisinde görülen vakalar oldu. DSÖ’nün açıklamalarına göre MV Hondius adlı gemide sekiz vaka tespit edildi ve bunların üçü ölümle sonuçlandı. Vakaların önemli kısmının Andes virüsüyle bağlantılı olduğu bildirildi. Andes virüsü, hantavirüs ailesi içinde sınırlı insan-to-insan bulaş gösterebilen tek tür olarak biliniyor. Ancak DSÖ, bulaşmanın COVID-19 gibi kolay gerçekleşmediğinin altını özellikle çiziyor.
DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus tarafından yapılan açıklamada, olayın ciddi olduğu ancak küresel halk sağlığı riskinin düşük seviyede değerlendirildiği belirtildi. Örgüt, yakın temas olmadan yayılım riskinin oldukça sınırlı olduğunu ifade ederek kamuoyunun paniğe kapılmaması gerektiğini açıkladı.
Virüsün belirtileri çoğu zaman sıradan grip veya solunum yolu enfeksiyonlarıyla karıştırılabiliyor. Hastalık genellikle ateş, kas ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı ve halsizlikle başlıyor. Daha ağır vakalarda ise nefes darlığı, akciğerlerde sıvı birikmesi, düşük tansiyon ve organ yetmezliği görülebiliyor. DSÖ’ye göre erken teşhis kritik önem taşıyor çünkü spesifik bir antiviral tedavi veya onaylanmış bir aşı henüz bulunmuyor. Tedavi daha çok yoğun bakım desteği ve semptom yönetimine dayanıyor.
Küresel sağlık otoriteleri, özellikle kemirgen yoğunluğunun yüksek olduğu bölgelerde yaşayan insanları dikkatli olmaları konusunda uyarıyor. Depolar, ahırlar, kullanılmayan evler ve kapalı alanların temizliği sırasında maske kullanılması, alanın önceden havalandırılması ve kuru süpürme yapılmaması öneriliyor. Çünkü kuru süpürme sırasında virüs taşıyan partiküller havaya karışabiliyor.
DSÖ ayrıca “Tek Sağlık” yaklaşımının önemine dikkat çekiyor. Bu yaklaşım; insan sağlığı, hayvan sağlığı ve çevresel faktörlerin birlikte değerlendirilmesini esas alıyor. İklim değişikliği, kentleşme, orman alanlarının daralması ve doğal yaşamın bozulması gibi etkenlerin zoonotik hastalıkların yayılım riskini artırdığı belirtiliyor. Uzmanlara göre hantavirüs vakalarının gündeme gelmesi, yalnızca tek bir hastalığı değil, küresel sağlık sistemlerinin hazırlık kapasitesini de yeniden tartışmaya açtı.
Öte yandan sosyal medya platformlarında hantavirüsle ilgili çok sayıda yanlış bilgi dolaşıyor. Bazı paylaşımlarda virüsün “yeni bir pandemi” başlatacağı iddia edilirken, uzmanlar bu tür söylemlerin bilimsel temelden uzak olduğunu belirtiyor. Reddit ve çeşitli çevrim içi platformlarda yapılan tartışmalarda da toplumdaki kaygının önemli ölçüde COVID-19 deneyiminden kaynaklandığı görülüyor. Birçok kullanıcı, DSÖ’nün “risk düşük” açıklamalarına rağmen endişelerini dile getiriyor.
Bununla birlikte bilim insanları tamamen rehavete kapılmanın da doğru olmayacağını vurguluyor. Çünkü hantavirüs nadir görülse bile yüksek ölüm oranı nedeniyle dikkatle izlenmesi gereken bir enfeksiyon olarak kabul ediliyor. Özellikle Andes virüsünün sınırlı da olsa insandan insana bulaşabilmesi, sağlık otoritelerinin yakın takip yapmasına neden oluyor. DSÖ şu anda farklı ülkelerle koordinasyon içinde çalıştığını, laboratuvar kapasitesinin artırıldığını ve temaslı takibinin sürdürüldüğünü açıkladı. Ayrıca birçok ülkeye binlerce tanı kiti gönderildiği bildirildi.
Uzmanlara göre asıl önemli konu, küresel sağlık sistemlerinin yeni tehditlere karşı hazırlıklı olması. COVID-19 pandemisi sonrasında halk sağlığı altyapılarının güçlendirilmesi gerektiği sık sık vurgulansa da son gelişmeler bazı ülkelerde sağlık kurumlarının yeterli koordinasyon kapasitesine sahip olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme getirdi. Özellikle ABD’de bazı uzmanlar, sağlık sistemindeki personel eksiklikleri ve kurumsal zayıflıkların olası salgınlara müdahaleyi zorlaştırabileceğini ifade ediyor.
Bugün için uzmanların ortak görüşü net: Hantavirüs ciddiye alınmalı ancak paniğe neden olacak ölçüde bir tehdit olarak değerlendirilmemeli. DSÖ’nün açıklamaları da bu yönde. Virüsün yayılım biçimi COVID-19’dan oldukça farklı ve çok daha sınırlı. Ancak yine de halk sağlığı önlemleri, erken teşhis, hijyen kuralları ve doğru bilgilendirme büyük önem taşıyor.
Küresel sağlık sistemleri açısından hantavirüs tartışmaları bir kez daha şunu gösteriyor: Dünyada sağlık güvenliği artık yalnızca hastanelerle değil, çevre politikalarından bilimsel iş birliğine kadar çok geniş bir alanla bağlantılı hale gelmiş durumda.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar








