BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR
Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor.
Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor.
MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ
Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti.
Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor.
17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı.
Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor?
KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ
Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi.
Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor.
17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu.
Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor.
Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor.
DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR
Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü.
Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir.
Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu.
YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR
Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor.
Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla mücadeleye katkı sağlayabiliyor.
Diğer tarafta ise kredi maliyetlerini yükseltiyor. Ev almak isteyen vatandaş daha yüksek konut kredisi maliyetiyle karşılaşıyor. İşini büyütmek isteyen esnaf ve şirket daha pahalı finansman kullanıyor. İhtiyaç kredisi kullanan vatandaşın aylık taksit yükü artıyor.
Dolayısıyla faiz politikasının sonucu yalnızca “faiz yükseldi veya düştü” şeklinde değerlendirilmemeli. Asıl mesele, bunun vatandaşın cebine, işletmelerin finansman maliyetine ve ekonomik büyümeye nasıl yansıdığıdır.
BANKALARDA PARA VAR, ÖNEMLİ OLAN KREDİYE DÖNÜŞMESİ
Türkiye ekonomisinin önündeki temel meselelerden biri, bankacılık sisteminde biriken kaynakların üretime ne ölçüde aktarıldığıdır.
Mevduatların artması tek başına yeterli değildir. Bu kaynakların bir bölümünün işletmelere yatırım ve üretim kredisi olarak ulaşması, istihdam yaratması ve ekonomik faaliyeti desteklemesi gerekir.
Özellikle küçük esnaf, KOBİ’ler, üreticiler ve ihracatçılar açısından kredi maliyetleri büyük önem taşıyor. Çünkü yüksek finansman maliyeti üretim maliyetlerini artırabiliyor. Bu da zamanla mal ve hizmet fiyatlarına yansıyabiliyor.
Dolayısıyla bankacılık sisteminin sağlıklı çalışması için hem tasarruf sahibinin korunması hem de üreticinin uygun maliyetli finansmana ulaşabilmesi gerekiyor.
VATANDAŞ AÇISINDAN RAKAMLAR NE SÖYLÜYOR?
31 Temmuz haftası verilerini vatandaşın açısından değerlendirdiğimizde birkaç önemli sonuç ortaya çıkıyor.
Birincisi, bankacılık sistemindeki mevduat büyüklüğü çok yüksek seviyelerde bulunuyor. İkincisi, TL mevduatın yanında döviz mevduatı da önemli bir büyüklüğe sahip. Üçüncüsü, toplam kredi hacmi 26 trilyon liranın üzerinde seyrediyor. Dördüncüsü ise tüketici kredileri ve özellikle bireysel kredi kartları vatandaşın finansmanında önemli bir yer tutuyor.
Bütün bunlar bize şunu söylüyor: Türkiye’de para ve kredi piyasası hâlâ çok büyük bir ekonomik güç taşıyor. Ancak bu gücün ekonomiye nasıl yönlendirildiği en az toplam rakamlar kadar önemli.
ASIL HEDEF: TASARRUFU ÜRETİME, KREDİYİ YATIRIMA DÖNÜŞTÜRMEK
Ekonominin sağlıklı büyümesi için yalnızca bankalarda çok para bulunması yetmez. Önemli olan, tasarrufların üretken alanlara yönelmesidir.
Vatandaş parasını bankaya yatıracak, banka bu kaynağı değerlendirecek, işletme yatırım yapacak, üretim artacak, yeni istihdam oluşacak ve ortaya çıkan gelir yeniden ekonomiye dönecek. Sağlıklı ekonomik döngü budur.
Bunun tersine, kredi ağırlıklı olarak tüketim için kullanılır ve borçlar sürekli yeni borçlarla çevrilirse kısa vadede harcamalar artabilir ancak uzun vadede hane halkının borç yükü ağırlaşabilir.
Bu nedenle 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin Para ve Banka İstatistikleri sadece bankaların bilançosunu değil, Türkiye ekonomisinin geleceğine ilişkin önemli sinyalleri de içeriyor.
Önümüzdeki dönemde dikkat edilmesi gereken temel konu; mevduatların nasıl değişeceği, vatandaşın TL ile döviz arasındaki tercihi, kredi hacminin hangi alanlarda büyüyeceği ve özellikle bireysel borçların nasıl seyredeceği olacak.
Kısacası rakamlar büyük. Fakat asıl mesele bu büyük rakamların vatandaşın hayatına nasıl yansıdığı. Bankalarda trilyonlarca lira bulunması elbette önemli; daha önemlisi ise bu paranın üretime, yatırıma, istihdama ve refaha ne kadar katkı sağladığıdır.
Kaynak: TCMB
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar













