BİR KURBAN BAYRAMININ ARDINDAN

BİR KURBAN BAYRAMININ ARDINDAN

Kurban Bayramı da geride kaldı. Kimi memleketine gitti, kimi ailesiyle bir araya geldi, kimi de bayramı evinde sakin bir şekilde geçirdi. Dört günlük bayram tatili boyunca yollar doldu, otobüs terminalleri hareketlendi, havaalanlarında yoğunluk yaşandı. Milyonlarca insan sevdikleriyle hasret giderirken, bayramın manevi atmosferi de ülkenin dört bir yanında hissedildi.

Ancak her bayram sonrasında olduğu gibi bu yıl da geriye sadece güzel anılar değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal değerlendirmeler de kaldı. Çünkü bayramlar artık yalnızca dini ve kültürel yönleriyle değil, ekonomik etkileriyle de konuşuluyor. Vatandaşın cebindeki para, alışveriş gücü, kurban kesebilme imkânı ve seyahat masrafları bayramın en çok konuşulan konuları arasında yer aldı.

2026 Kurban Bayramı öncesinde kurbanlık fiyatları birçok bölgede geçen yıla göre yükseldi. Yem maliyetleri, nakliye giderleri ve üretim maliyetlerindeki artışlar fiyatlara yansıdı. Bu nedenle bazı aileler büyükbaş veya küçükbaş kurban almak yerine hisseli kurban seçeneklerine yöneldi. Bazı vatandaşlar ise bağış yoluyla kurban ibadetini yerine getirmeyi tercih etti.

Bayram alışverişleri de ekonominin nabzını gösteren önemli göstergelerden biri oldu. Marketler, kasaplar, tatlıcılar ve giyim mağazaları bayram öncesinde yoğunluk yaşadı. Ancak birçok vatandaş harcamalarını daha dikkatli yapmak zorunda kaldı. Özellikle sabit gelirli kesimler, emekliler ve dar gelirli aileler bütçelerini zorlamadan bayramı geçirebilmenin hesabını yaptı.

Bununla birlikte bayramın sadece ekonomik boyutuna odaklanmak da eksik olur. Çünkü Kurban Bayramı, toplumun dayanışma ruhunu en güçlü şekilde ortaya koyduğu dönemlerden biridir. Yardımlaşma faaliyetleri bu yıl da dikkat çekti. Hayır kuruluşları, vakıflar ve gönüllü gruplar ihtiyaç sahibi ailelere ulaşmak için yoğun çaba gösterdi. Kesilen kurbanların etleri binlerce haneye dağıtıldı. Böylece bayramın paylaşma ve dayanışma anlamı bir kez daha hayat buldu.

Bayram ziyaretleri de toplumsal bağların güçlenmesine katkı sağladı. Yoğun iş temposu nedeniyle yıl boyunca görüşemeyen aile bireyleri aynı sofranın etrafında buluştu. Büyüklerin elleri öpüldü, çocuklar harçlıklarını aldı, eski kırgınlıkların bir kısmı unutuldu. Modern hayatın hızlı temposu içinde giderek azalan yüz yüze iletişim, bayram günlerinde yeniden canlandı.

Öte yandan bayram sonrasında ülkenin gündemi yeniden ekonomi, üretim ve geçim şartları etrafında şekillenmeye başladı. Vatandaşlar günlük hayatın gerçekleriyle yeniden karşı karşıya kaldı. Kira, gıda, eğitim ve enerji giderleri gibi temel harcama kalemleri birçok ailenin bütçesinde belirleyici olmaya devam ediyor. Bayramın getirdiği kısa süreli moral ortamı yerini yeniden ekonomik hesaplara bıraktı.

Uzmanlar ise bayram dönemlerinin ekonomik hareketlilik açısından önemli olduğunu belirtiyor. Ulaşım sektöründen turizme, perakende ticaretten gıda sektörüne kadar birçok alan bayramdan olumlu etkileniyor. Özellikle iç turizmde yaşanan hareketlilik bazı bölgelerde esnafın yüzünü güldürüyor. Bu nedenle bayramlar sadece kültürel değil aynı zamanda ekonomik canlılık yaratan dönemler olarak da değerlendiriliyor.

2026 Kurban Bayramı’nın ardından ortaya çıkan tabloya bakıldığında, vatandaşın hem geleneklerini yaşatmaya çalıştığı hem de ekonomik şartlara uyum sağlamaya çalıştığı görülüyor. İnsanlar bir yandan ibadetlerini yerine getirirken diğer yandan bütçelerini korumanın yollarını arıyor. Bu durum son yıllarda toplumun karşı karşıya kaldığı ekonomik gerçekliğin bir yansıması olarak dikkat çekiyor.

Yine de bayramın en önemli kazanımı insanların birbirine yakınlaşması oldu. Çünkü ekonomik şartlar ne olursa olsun, bayramlar toplumu bir arada tutan değerleri hatırlatıyor. Paylaşmanın, yardımlaşmanın ve birlik olmanın önemini yeniden gösteriyor. Bir sofrada buluşmanın, bir gönüle dokunmanın ve bir ihtiyaç sahibini sevindirmenin maddi karşılığı bulunmuyor.

Şimdi Kurban Bayramı geride kaldı. Ancak bayramın bıraktığı manevi izler, yapılan ziyaretler, edilen dualar ve paylaşılan lokmalar hafızalarda yaşamaya devam edecek. Türkiye, yeni ekonomik ve sosyal gündemlerle yoluna devam ederken, Kurban Bayramı’nın hatırlattığı dayanışma ruhuna her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyacak gibi görünüyor. Çünkü zor zamanların aşılmasında en büyük güç, toplumun birlik ve beraberlik içinde hareket edebilmesidir.

Bir Kurban Bayramı daha sona erdi. Geriye ise hem güzel hatıralar hem de geleceğe dair düşünceler kaldı. Bayramın bereketi ve dayanışma ruhunun yılın geri kalan günlerine de taşınması, toplumun en büyük temennilerinden biri olmaya devam ediyor.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

Zaferozcivan59@gmail.com

  • Benzer Haberler

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ Ekonomi çoğu insanın gözünde karmaşık rakamlar, grafikler ve televizyonda konuşan uzmanlardan ibaret gibi görünür. Oysa ekonomi dediğimiz şey aslında her gün verdiğimiz kararların toplamıdır. Sabah pazara giderken ne alacağımıza karar vermek de ekonomidir, bir fabrikanın yatırım yapması da devletin vergi artırması da. Çünkü ekonomik karar alma süreçleri, “eldeki sınırlı kaynaklarla en doğru tercihi yapma çabasıdır.” Bugün milyonlarca insan aynı sorularla karşı karşıya kalıyor:“Bu ay kredi çekmeli miyim?”“Ev almak mantıklı mı?”“Dolar yükselir mi?”“İş değiştirmeli miyim?”“Çocuğun eğitimine mi yatırım yapayım yoksa borç mu kapatayım?” Aslında ekonomi tam da bu soruların içinde yaşıyor. HAYATIN TAM ORTASINDAKİ EKONOMİ Ekonomik karar alma süreçleri sadece bakanlıkların ya da büyük şirketlerin işi değildir. Bir ev hanımı markette ürün seçerken de ekonomik karar verir. Bir öğrenci harçlığını harcarken de. Bir esnaf dükkânını açıp açmamaya karar verirken de. Çünkü herkesin ortak sorunu aynıdır: Kaynak sınırlıdır ama ihtiyaçlar sınırsızdır. Örneğin bir aile düşünelim. Evin geliri belli. Elektrik faturası var, kira var, çocukların masrafı var, mutfak gideri var. Aynı anda her isteği karşılamak mümkün olmayınca öncelik sırası belirlenir. İşte ekonomik karar alma süreci tam olarak burada başlar. Bazı aileler tasarrufu seçer. Bazıları borçlanır. Bazıları harcamayı kısar. Bazıları ek iş arar. Her tercih başka bir sonucu beraberinde getirir. Ekonomi aslında tercihlerin bilimidir. İNSAN HER ZAMAN MANTIKLI KARAR VERİR Mİ? Kitaplarda insanlar çoğu zaman “rasyonel” yani mantıklı kabul edilir. Ama gerçek hayat pek öyle değildir. İnsan sadece cebiyle değil, duygularıyla da karar verir. Mesela markete “sadece ekmek alacağım” diye girip poşeti doldurarak çıkmak oldukça yaygındır. Çünkü reklamlar, kampanyalar ve psikolojik etkiler kararlarımızı değiştirir. Ekonomide buna “davranışsal ekonomi” denir. İnsan bazen korkuyla hareket eder. Bazen sürü psikolojisine kapılır. Bazen geleceği düşünmeden anlık karar verir. Özellikle kriz dönemlerinde bu durum daha belirgin hale gelir. Bir ülkede insanlar ekonomiye güvenmiyorsa dövize yönelir. Bankaya güvenmiyorsa parasını evde tutar. Fiyatlar sürekli artıyorsa insanlar ihtiyaçları olmasa bile alışveriş yapmaya başlar. Çünkü “yarın daha pahalı olur” düşüncesi davranışları değiştirir. Yani ekonomik kararlar sadece matematik değildir. Güven, beklenti ve psikoloji de işin içindedir. ŞİRKETLER NASIL KARAR ALIYOR? Ekonomik karar alma süreçlerinin önemli bir bölümü şirketlerde yaşanır. Bir fabrikanın yatırım yapıp yapmayacağı, yeni işçi alıp almayacağı ya da üretimi azaltıp azaltmayacağı ülke ekonomisini doğrudan etkiler. Şirketler karar verirken birçok unsura bakar: Örneğin faizlerin çok yükseldiği bir ortamda yatırım yapmak zorlaşır. Çünkü kredi maliyeti artar. Döviz kuru aşırı oynaksa ithalat yapan şirket önünü göremez. Elektrik fiyatları hızla yükselirse üretim maliyetleri artar. Bu nedenle şirketler sadece bugünü değil, geleceği de hesaplamaya çalışır. Fakat ekonomide geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu yüzden ekonomik kararların içinde her zaman risk vardır. DEVLETLERİN VERDİĞİ KARARLAR NEDEN ÖNEMLİ? Ekonomik karar alma süreçlerinin en büyük aktörlerinden biri devlettir. Çünkü devletin aldığı kararlar doğrudan halkın hayatını etkiler. Vergi artışı olduğunda fiyatlar değişir.Faiz indirildiğinde kredi piyasası hareketlenir.Asgari ücret yükseldiğinde milyonlarca kişinin geliri değişir.Akaryakıt zamları ulaşımdan gıdaya kadar her alanı etkiler. Devletler ekonomik karar alırken genellikle üç temel hedef arasında denge kurmaya çalışır: Ancak bu hedeflerin hepsini aynı anda yönetmek kolay değildir. Örneğin ekonomiyi canlandırmak için piyasaya fazla para verilirse enflasyon yükselebilir. Enflasyonu düşürmek için faiz artırılırsa bu kez yatırımlar yavaşlayabilir. Yani ekonomi çoğu zaman “zor tercihler” alanıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi bazen toplumun hoşuna gitmeyen kararlar almak zorunda kalabilir. Ama burada önemli olan şey, alınan kararların tutarlı, anlaşılır…

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor. MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti. Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor. 17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı. Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor? KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor. 17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu. Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor. Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor. DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü. Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu. YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor. Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla…