2025 TE KAYBEDENLER

2025’TE KAYBEDENLER

2025 yılı, küresel ve ulusal ölçekte belirsizliklerin kalıcılaştığı, ekonomik dengelerin yeniden şekillendiği ve “kazanamayanların” daha görünür hâle geldiği bir yıl olarak kayıtlara geçti. Enflasyonla mücadele, sıkı para politikaları, jeopolitik gerilimler ve teknolojik dönüşümün hızlanması; bazı kesimler için yeni fırsatlar yaratırken, geniş bir toplumsal kesimi de kaybedenler hanesine itti. Bu yılın asıl hikâyesi, büyüme rakamlarının ve bilanço kârlarının arkasında kalan sessiz kayıplarda gizliydi.

Sabit Gelirliler: Enflasyonun Sessiz Mağdurları

2025’in en net kaybeden gruplarının başında sabit gelirliler geldi. Enflasyonda yıl boyunca gözlenen kademeli düşüş eğilimine rağmen, fiyat seviyelerinin geldiği yüksek nokta kalıcı bir refah kaybına yol açtı. Maaş ve ücret artışları, çoğu zaman gerçekleşen enflasyonun gerisinde kalırken, satın alma gücündeki erime özellikle şehirli orta sınıfı derinden etkiledi.

Kira, gıda ve ulaştırma gibi zorunlu harcama kalemlerinde yaşanan artışlar, sabit gelirli kesimlerin harcama kompozisyonunu daralttı. Tatil, kültür, eğitim ve kişisel gelişim gibi kalemler hızla “ertelenebilir giderler” listesine taşındı. 2025, birçok hane için “idare etme yılı” olarak hafızalara kazındı.

Emekliler: Artan Yaşam Süresi, Azalan Refah

Emekliler açısından 2025, ekonomik baskının en yoğun hissedildiği yıllardan biri oldu. Yapılan maaş artışları nominal olarak yüksek görünse de sağlık harcamaları ve temel tüketim kalemlerindeki fiyat artışları bu artışları kısa sürede anlamsızlaştırdı. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan emekliler için barınma ve sağlık giderleri sürdürülebilir olmaktan çıktı.

Emekli maaşının “tek gelir” olduğu hanelerde tasarruf imkânı neredeyse tamamen ortadan kalktı. Birikimlerin hızla erimesi, yaşlı nüfusun ekonomik kırılganlığını daha da artırdı. 2025, sosyal güvenlik sisteminin sadece mali değil, sosyal boyutuyla da yeniden tartışılmasına neden olan bir yıl oldu.

Küçük Esnaf ve KOBİ’ler: Ayakta Kalma Mücadelesi

Sıkı para politikası ve yüksek finansman maliyetleri, küçük esnaf ve KOBİ’leri 2025’in kaybedenleri arasına taşıdı. Krediye erişim zorlaşırken, mevcut borçların çevrilmesi ciddi bir sorun hâline geldi. Talep cephesindeki zayıflama, özellikle iç pazara çalışan işletmelerin cirolarını baskıladı.

Artan işçilik maliyetleri, enerji fiyatları ve kira giderleri; ölçek avantajı olmayan işletmeleri rekabet dışına itti. Birçok küçük işletme faaliyetlerini askıya alırken, bazıları da kayıt dışına yönelmek zorunda kaldı. 2025, “kapanmadan devam edebilmek” kavramının iş dünyasında yaygınlaştığı bir yıl oldu.

Gençler: Umut ile Gerçek Arasında Sıkışan Kuşak

2025’in kaybedenleri arasında gençler özel bir yer tuttu. Eğitimli işsizliğin yüksek seyri, düşük başlangıç ücretleri ve artan yaşam maliyetleri; gençlerin gelecek beklentilerini zayıflattı. Özellikle yeni mezunlar için istihdama geçiş süresi uzadı, geçici ve güvencesiz işler daha yaygın hâle geldi.

Barınma krizi, gençler açısından en yakıcı sorunlardan biri olarak öne çıktı. Büyük şehirlerde kiraların ulaştığı seviyeler, gençlerin tek başına yaşamasını neredeyse imkânsız kıldı. 2025, gençler için “bekleme, erteleme ve uyum sağlama” yılı olarak özetlenebilir.

Tüketiciler: Harcarken Kaybedenler

Tüketici cephesinde 2025, harcama alışkanlıklarının köklü biçimde değiştiği bir yıl oldu. Reel gelirlerdeki baskı, tüketiciyi daha temkinli ve seçici hâle getirdi. İndirim marketlerinin yükselişi, markalı ürünlerden vazgeçiş ve dayanıklı tüketim mallarındaki talep daralması bu dönüşümün somut göstergeleri oldu.

Tüketici güveni yıl boyunca kırılgan seyretti. Harcama yapılırken “bugün mü, yarın mı?” sorusu her zamankinden daha belirleyici hâle geldi. Bu durum, iç talebe dayalı sektörlerde kalıcı bir durgunluk riskini beraberinde getirdi.

Borçlular: Faizin Gölgesinde Yaşamak

2025, borçlu kesimler için zor bir yıl olarak öne çıktı. Kredi kartı ve ihtiyaç kredisi borçları yüksek faiz ortamında hızla büyüdü. Borçlanma artık bir “rahatlama aracı” değil, başlı başına bir stres unsuru hâline geldi.

Gelir artışının borç yükünü telafi edememesi, özellikle alt ve orta gelir gruplarında finansal kırılganlığı artırdı. Borç yapılandırmaları yaygınlaştı ancak bu çözümler çoğu zaman sorunu ötelemekten öteye geçemedi.

Kaybedenler Yılı Ne Anlatıyor?

2025’in kaybedenleri tablosu, ekonomik büyümenin tek başına refahı garanti etmediğini bir kez daha gösterdi. Makro göstergelerdeki iyileşme sinyalleri, mikro düzeyde geniş kesimlere eşit biçimde yansımadı. Gelir dağılımındaki bozulma, fırsat eşitsizliği ve yaşam maliyetlerindeki kalıcı artış; bu yılın ortak paydası oldu.

Asıl risk ise kayıpların kalıcı hâle gelmesi. 2025’te kaybeden konumuna düşen kesimlerin, 2026 ve sonrasında da aynı döngü içinde kalması ihtimali giderek güçleniyor. Bu tablo, ekonomi politikalarının sadece enflasyon ve büyüme değil, toplumsal refah ve adalet ekseninde de yeniden düşünülmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Sonuç: Kazananlar Kadar Kaybedenler de Konuşulmalı

2025, kazananların manşetlere çıktığı; kaybedenlerin ise sessizce omuzlarında yük taşıdığı bir yıl oldu. Oysa sağlıklı bir ekonomi, yalnızca güçlü bilançolarla değil, geniş toplum kesimlerinin sürdürülebilir refahıyla ölçülür. 2025’in gerçek muhasebesi, tam da bu noktada yapılmalı.

Yeni yıla girerken asıl soru şudur: 2026, kaybedenlerin telafi yılı mı olacak, yoksa kayıpların derinleştiği bir dönemin başlangıcı mı? Bu sorunun yanıtı, alınacak ekonomik ve sosyal politikalarda saklıdır.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

Zaferozcivan59@gmail.com

  • Benzer Haberler

    Kırtasiye sektörü, yaz dönemini stratejik hazırlık ve dönüşüm süreciyle yönetiyor

    Okulların kapanmasıyla birlikte klasik kırtasiye ürünlerine yönelik talepte azalma yaşansa da sektör yaz aylarını hobi, sanat ve eğitici aktivite ürünleriyle dinamik bir biçimde geçiriyor. Süreç boyunca ürün çeşitliliği açısından bir daralmadan ziyade ürün grupları arasında bir ağırlık değişiminin yaşandığını ifade eden TÜKİD Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci, ebeveynlerin çocukları ekrandan uzak tutacak ve motor gelişimini destekleyici ürünlere yöneldiğine dikkat çekti. Okulların tatile girmesiyle birlikte kırtasiye sektöründe alışılagelmiş okul alışverişi yoğunluğu hafiflemiş olsa da sektördeki hareketlilik, yeni taleplerden dolayı devam ediyor. Kırtasiye raflarında yaz dönemi boyunca klasik defter ve okul çantalarının yerini ise çocukların gelişimini destekleyen eğitici oyunlar, boyama setleri ve hobi ürünleri alıyor. Diğer yandan sektör, yeni sezon hazırlıklarını da hummalı şekilde sürdürüyor. Okul ürünlerinin yerini hobi ve sanat alıyor. Yaz aylarının sektör açısından tamamen durgun bir dönem olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyen TÜKİD Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci, “Okulların kapanmasından sonra ürün çeşitliliği açısından bir daralmadan ziyade ürün grupları arasında bir ağırlık değişimi yaşanıyor. Klasik okul ürünlerinin raflardaki payı azalırken boya ürünleri, etkinlik kitapları, oyun hamurları, hobi setleri, çıkartmalar ve çocukların bireysel olarak vakit geçirebileceği ürünler ön plana çıkıyor. Genel görünüme bakıldığında yaz döneminde çocukları hem eğlendiren hem de gelişimlerine katkı sağlayan ürünlere talep artıyor. Özellikle aileler, çocukların tatil süresince tamamen eğitimden kopmamasını ancak bunu klasik bir ders çalışma düzeni içerisinde de hissetmemesini istiyor. Bu sebeple eğitici içeriklerin oyun ve eğlenceyle bir arada sunulduğu ürünler öne çıkıyor. Hedef kitlede de kısmi bir değişim yaşanıyor. Eğitim dönemi içerisinde alışveriş daha çok zorunlu ihtiyaçlar üzerinden şekillenirken yaz aylarında karar verici olarak ebeveynlerin rolü artıyor. Bunun yanında çocuklar da renk, karakter, tasarım ve ürünün sunduğu aktiviteye göre tercihlerini daha fazla belirliyor. Yaz döneminde yalnızca öğrenciler değil hobiyle ilgilenen yetişkinler, tatilde çocukları için etkinlik arayan aileler ve sanat ürünlerine ilgi duyan tüketiciler de önemli bir müşteri kitlesi oluşturuyor.” dedi. Ebeveynler, çocuklarını ekrandan uzaklaştıran ürünleri tercih ediyor Son yıllarda ailelerin çocukların dijital bağımlılığı konusundaki farkındalığının arttığına dikkat çeken Keresteci, sözlerine şöyle devam etti: “Ebeveynler, çocukların yaz tatilini yalnızca telefon, tablet veya televizyon karşısında geçirmesini istemiyor. Bu nedenle el becerilerini, hayal gücünü, dikkatini ve ince motor gelişimini destekleyen ürünlere yönelik talep her geçen yıl artıyor. Kesme, yapıştırma, boyama, şekillendirme, çizim yapma ve üç boyutlu tasarım oluşturma imkânı sunan ürünler, çocukların yalnızca zaman geçirmesini değil, aynı zamanda üretmesini de sağlıyor. Çocuk bir ürünün sonunda kendi yaptığı bir resmi, oyuncağı veya tasarımı gördüğünde hem özgüveni hem de ilgisi artıyor. Doğru yaş grubuna uygun, ilgi çekici ve nitelikli ürünler seçildiğinde ekran süresini ciddi ölçüde azaltabilecek güçlü bir alternatif oluşturuyor. Burada ailelerin de çocuklarla birlikte etkinliklere katılması önemli. Kırtasiye ürünleri çocuğa yalnızca bir uğraş değil, aileyle kaliteli zaman geçirme imkânı da sunuyor.” Lisanlı ürünlerde kırmızı çizgi “güvenilirlik” ve “nitelik” Satış dinamiklerinde lisanslı ürünlerin de önemli bir ağırlığa sahip olduğunu vurgulayan Keresteci: “Lisanslı ürünler özellikle çocuk ve genç tüketicilerin satın alma kararlarında önemli bir etkiye sahip. Sevilen çizgi film karakterleri, animasyon kahramanları, spor kulüpleri, dijital oyunlar ve sosyal medyada popüler hâle gelen figürler, ürünlerin tercih edilmesini doğrudan etkileyebiliyor. Yaz döneminde okul alışverişi azalmasına rağmen lisanslı ürünlere olan ilgi devam ediyor. Çünkü bu ürünler yalnızca eğitim amacıyla değil, kişisel kullanım, koleksiyon, hediye ve eğlence amacıyla da satın alınıyor. Kalem kutuları, matara ve suluklar, çıkartmalar, boyama setleri, çantalar ve küçük aksesuarlar yaz döneminde ilgi…

    290 milyar Euro değerindeki güzellik sektörünün dev buluşması BeautyEurasia’nın 21’inci yılı için hazırlıklar sürüyor  

    Avrasya coğrafyasının en kapsamlı uluslararası güzellik, kozmetik ve saç bakımı etkinliklerinden biri olan “BeautyEurasia: Uluslararası Kozmetik, Güzellik, Kuaför, Ambalaj, Hammadde, Hijyen ve Private Label Fuarı”, 2–4 Eylül 2026 tarihleri arasında 21’inci kez kapılarını açacak. ICA Events organizatörlüğünde İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek organizasyon, yerli ve yabancı sektör temsilcilerine yeni ticari iş birliği imkanları sunarken endüstrinin en güncel akımlarını tek bir çatı altında toplayacak. Geçtiğimiz yıl 114 farklı ülkeden 13 bin 314 profesyoneli ağırlayan fuar, bu dönemde de geniş kapsamı sayesinde yeni ortaklıkların kurulmasına aracılık edecek. Dünya genelinde ekonominin pek çok dalını kapsayan 50’den fazla organizasyona imza atan ICA Events, Avrasya’nın güzellik alanındaki en büyük zirvelerinden biri olan 21. BeautyEurasia: Uluslararası Kozmetik, Güzellik, Kuaför, Ambalaj, Hammadde, Hijyen ve Private Label Fuarı’nı 2–4 Eylül tarihleri arasında düzenleyecek. Mevcut büyüklüğünün yanı sıra katılımcılarına nitelikli ticari ağlar, hedef odaklı B2B görüşmeler ve yüksek ticari verimlilik de sağlayan fuar, İstanbul Fuar Merkezi’nde yarattığı küresel çeşitlilikle bu yıl da somut ticari çıktılar sağlayacak. Güzellik sektörünün Türkiye’deki hacmi 2025 yılında 217 milyar TL’ye ulaştı Güzellik endüstrisinin, kişiye özel teknolojik imkanlar ve artan sağlıklı yaşam bilinciyle beraber sürekli bir gelişim içerisinde olduğunu ifade eden BeautyEurasia: Uluslararası Kozmetik, Güzellik, Kuaför, Ambalaj, Hammadde, Hijyen ve Private Label Fuarı Direktörü Filiz Mehmedova, “Markalardan üreticilere ve tüketicilere kadar bir bütün teşkil eden güzellik sektörü hem yerel hem de küresel ölçekte gelişimini sürdürüyor. Bugün dünya çapında yaklaşık 290 milyar Euro’luk bir büyüklüğe erişen güzellik sektörü, 4,2 milyar civarında potansiyel kullanıcıya ulaşıyor. Diğer taraftan Türkiye piyasası da son dönemde endüstrinin en hızlı ivme kazanan bölgelerinden biri olarak dikkat çekiyor. 2025 yılı itibarıyla Türkiye’deki güzellik pazarının hacmi 217 milyar TL seviyesine çıkarken, dijital platformların etkisi sektörün genişlemesinde giderek daha kritik bir rol oynamaya başlıyor. 20 yılı aşkın bir tecrübeye sahip olan BeautyEurasia ise yalnızca fiziksel ölçeğiyle değil, sunduğu kaliteli iş bağlantıları, stratejik B2B buluşmaları ve ticari verimliliğiyle ön plana çıkıyor. Organizasyonumuzun küresel erişimi yerel pazar bilgisiyle harmanlayan yapısı, sektördeki etkili ortaklıkların tesis edilmesine olanak tanıyor.” açıklamasında bulundu. Standart kalıpların ötesinde bir fuar Fuarın geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen buluşmasında küresel etkisini bir kez daha kanıtladığını belirten Mehmedova, şu verileri paylaştı: “Dünya genelindeki ekonomik dalgalanmalara rağmen fuarımız geçtiğimiz yıl da başarılı bir grafik sergilemeyi başardı. Toplamda 114 ülkeden 13 bin 314 profesyonel isim fuarımızı ziyaret ederken, bu kitlenin 3 bin 406’sını yabancı konuklar oluşturdu. Bununla birlikte 180’i yurt dışından gelen toplam 302 katılımcının yer aldığı organizasyonda iş hacmi 305 milyon Euro’ya ulaşırken, katılımcı başına ortalama 1 milyon Euro’luk bir ticaret hacmi oluşturduk. Ayrıca BeautyEurasia, basit bir ürün sergileme alanının çok ötesinde, ölçülebilir ticari başarılar üreten bir platform olma niteliği taşıyor. Bu doğrultuda geçtiğimiz sene bin 486 sipariş ve ön protokole imza atılırken, katılımcı kurumlar ile uluslararası satın almacılar arasında doğrudan ticari köprüler kuruldu. Ek olarak fuar süresince 5 binden fazla B2B görüşme gerçekleştirildi. Bu sayede uzun vadeli ticari ortaklıkların kurulmasına çok değerli bir katkı sunulmuş oldu. Bu yıl da dünyanın dört bir yanından sektörün öncü isimlerini bir araya getirirken kalite odaklı vizyonumuzu koruyarak; Türkiye, Avrasya, Orta Doğu, Balkanlar ve BDT pazarlarına giriş yapmak isteyen profesyoneller için stratejik bir merkez olmaya devam edeceğiz.” ICA Events Hakkında Yapı, turizm, kozmetik, gıda, raylı sistemler ve lojistik sektörlerinde Türkiye’nin önde gelen fuarlarını düzenleyen ICA Türkiye gücünü, fuarcılık sektöründeki güçlü küresel ağını içinde yer aldığı…