İŞVERENLERİN ÇALIŞANLARINA YENİDEN BECERİ KAZANDIRMA SÜRECİ

İŞVERENLERİN ÇALIŞANLARINA YENİDEN BECERİ KAZANDIRMA SÜRECİ

Son beş yılda küresel işgücü piyasasının en çok konuşulan kavramlarından biri “reskilling” oldu. Dünya Ekonomik Forumu’nun 20a25 İşlerin Geleceği Raporu’na göre, 2030’a kadar mevcut işlerin %44’ü otomasyon veya yapay zekâ nedeniyle ya tamamen ortadan kalkacak ya da ciddi biçimde dönüşecek. Bu, dünya genelinde 1 milyardan fazla çalışanın yeni becerilere ihtiyaç duyacağı anlamına geliyor. Türkiye’de ise TÜİK’in 2024 verilerine göre kayıtlı istihdamın %38’i orta-düşük teknoloji sektörlerinde yer alıyor ve dijital dönüşüm hızı küresel ortalamanın oldukça üzerinde seyrediyor. Peki bu hızlı değişim karşısında işverenler ne yapmalı? Cevap net: Çalışanlarına yeniden beceri kazandırma süreçlerine acilen ve kararlı bir şekilde yatırım yapmalılar.

1. Çalışan Kaybetmek mi, Dönüştürmek mi?

Bir yazılımcının 2025’te hâlâ sadece COBOL bilen biriyle çalışmak istememesi gibi, bir fabrikanın da 2030’da cobot’larla (iş birliğine dayalı robotlar) çalışmayı bilmeyen operatörle rekabet etmesi mümkün değil. McKinsey’nin 2024 tarihli araştırmasına göre, bir çalışanı işe almak ve yetiştirmek maliyeti, mevcut bir çalışanı yeniden becerilendirmenin ortalama 4-6 katı daha pahalı. Türkiye’de ise bu oran daha yüksek: İşe alım süreçlerinin uzunluğu, kıdem tazminatı yükü ve yetkin eleman bulma zorluğu nedeniyle mevcut personeli elde tutmak, yeni personel bulmaktan %60-70 daha ucuz.

Koç Holding’in 2022’de başlattığı “Dijital Yetkinlik Programı” bunun en güzel örneklerinden biri. 18 ayda 12.000 mavi ve beyaz yaka çalışanına veri okuryazarlığı, yapay zekâ araçları kullanımı ve agile proje yönetimi eğitimi verildi. Programın maliyeti 180 milyon TL olarak açıklandı ama şirket, 2024 sonunda bu yatırımın kendisine 1,2 milyar TL’lik verimlilik artışı olarak geri döndüğünü duyurdu. Yani her 1 TL’lik eğitim yatırımı 6,6 TL getiri sağladı.

2. Çalışan Sadakati ve Marka İmajı

Yeniden becerilendirme sadece maliyet meselesi değil, aynı zamanda bir sadakat ve yetenek çekme aracı. LinkedIn’in 2024 Çalışan Tercihleri Raporu’na göre Türkiye’de çalışanların %76’sı “kendini geliştirebileceği” bir şirkette daha uzun süre kalmaya razı. Aynı raporda, öğrenme-gelişme fırsatları sunan şirketlerin çalışan devir oranı %57 daha düşük çıkıyor.

Şişecam’ın 2023’te başlattığı “Glass Future Academy” projesi bu açıdan dikkat çekici. Cam üretiminde kullanılan yeni otomasyon sistemleri için 4.500 çalışana 18 aylık yoğun bir reskilling programı uygulandı. Program bitiminde çalışan memnuniyeti endeksi %34 artarken, şirketin “en iyi işveren” sıralamasındaki yeri 42 basamak yükseldi. Bugün Şişecam, genç mühendis ve teknisyen başvurularında ilk 5 tercih arasında yer alıyor.

3. Devlet Teşvikleri Kapıda

Türkiye’de reskilling yatırımları artık sadece gönüllülük esasına dayanmıyor. İŞKUR’un 2025’te hayata geçirdiği “Dijital Dönüşüm ve Yeniden Beceri Kazandırma Teşvik Programı” ile işverenlere çalışan başına 75.000 TL’ye varan eğitim hibesi veriliyor. Ayrıca KOSGEB’in “İleri Teknoloji Yetkinlik Merkezi” desteği ve Avrupa Birliği fonları da devrede. 2025 bütçesinde bu kaleme ayrılan kaynak 28 milyar TL’yi buluyor. Yani devlet, “çalışanını dönüştürene para vereceğim” diyor.

4. Yapmayanların Bedeli Ağır Olacak

2024’te iflas eden bir Türk tekstil devinin yönetim kurulu başkanı, basına şu cümleleri kurdu: “Biz dijital dönüşümü 5 yıl erteledik, müşterilerimiz ise ertelemedi.” Şirketin 1.200 çalışanından 900’ü işten çıkarıldı, kalan 300’ü ise artık Endüstri 4.0 becerileri olmayan bir fabrikada düşük katma değerli iş yapıyor. Bu hikâye ne ilk ne de son olacak.

Sonuç: 2026’ya Kadar Karar Verme Zamanı

2026 yılı, Türkiye’de birçok sektör için “dijital olgunluk” eşiği olacak. Otomotivde elektrikli araç dönüşümü, perakendede omnichannel zorunluluğu, finansta açık bankacılık ve yapay zekâ destekli kredi skorlaması, üretimde ise cobot ve predictive maintenance uygulamaları kaçınılmaz hale gelecek.

Bu dönüşümde iki tür şirket olacak:

Çalışanlarını bugünden dönüştürmeye başlayanlar,

Çalışanlarını kaybedip sonra sıfırdan eleman aramaya çalışanlar.

Birinci grup 2030’a lider olarak girecek. İkinci grup ise muhtemelen 2030’a ulaşamayacak.

İşverenlere düşen görev açık: Eğitim bütçesini artık “maliyet” değil “en stratejik yatırım” kalemi olarak görmek. Çünkü bugün harcanmayan her 1 milyon TL’lik eğitim bütçesi, yarın 5-10 milyon TL’lik yetkinlik açığı ve müşteri kaybı olarak geri dönecek.

Türkiye’nin 2023’te 85 milyar dolar olan ihracatını 2030’da 300 milyar dolara çıkarma hedefi varsa, bunun yolu mevcut 30 milyon çalışanımızı dönüştürmekten geçiyor. Dönüştürmek istemeyen şirketler, bu hedefin dışında kalacak. Bu kadar net.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

Zaferozcivan59@gmail.com

  • Benzer Haberler

    Ustalar.com sizleri Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul, fuarında sizleri bekliyor olacak !

    1978’den bu yana düzenlenen Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul, güçlü fuar portföyüyle yapı ve inşaat sektörüne dünya standartlarında etkinlikler sunuyor. Dünyayı Türkiye’de misafir ediyor Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul, Türkiye, Balkanlar, Kuzey Afrika, Orta Doğu, Rusya ve BDT`den yapı sektörlerinin temsilcilerini bir araya getiriyor. En son ürün yeniliklerini tanıtma ve keşfetme fırsatı sunan etkinlikler, iş geliştirme platformları olarak da hizmet vermektedir. Ayrıca fuar endüstri profesyonellerini desteklemek ve sektöre fayda sağlamak için zengin içerikli iş programlarına da ev sahipliği yapıyor. Bölgesel gücü arttırmayı hedefleyen nitelikli fuar içeriği İş Geliştirme Paltformu Etkinlikleri, Konuk Ülke, Konuk Bölge, Hedef Pazar projeleri, MasterClass Özel Fuar Turları, Yapı Tech Garage Start-Up Buluşmaları ve Altın Mıknatıs Stand Tasarım Ödülleri`ni kapsayan fuar içi etkinlikler inşaat ve yapı sektörünün kurumsal itibar araçları haline geldi. Fuar bu nitelikleriyle Türkiye`nin inşaat ve yapı sektöründe yükselen bir yıldız olmasına katkıda bulunuyor. Yapı Fuarı, yürüttüğü uluslararası işbirlikleriyle dünya genelindeki bilgi ve iş fırsatlarının bölgeye aktarılmasına aracılık ediyor. Online ücretsiz davetiye tıklayın >>

    SÜREÇ SERMAYESİ

    SÜREÇ SERMAYESİ Kurumsal başarıyı sadece maddi kaynaklar belirlemez. İnsan gücü, teknoloji ve finansal sermaye gibi klasik unsurların ötesinde, işletmelerin sürdürülebilir büyümesinde kritik rol oynayan bir kavram var: süreç sermayesi. Günümüzde şirketler, süreçlerini optimize ederek ve süreç temelli bilgi birikimini yöneterek rekabet avantajı elde edebiliyor. Süreç sermayesi, aslında bir işletmenin iş yapma biçiminden doğan, görünmeyen ama değer yaratan sermaye türü olarak tanımlanabilir. Süreç sermayesini daha iyi anlamak için öncelikle onu oluşturan temel unsurlara bakmak gerekiyor. Birincisi iş süreçlerinin yapısı. Şirketlerin üretimden hizmete kadar her adımda kullandığı sistematik yöntemler, süreç sermayesinin temel taşlarını oluşturur. Bu süreçlerin belgelenmesi, standartlaştırılması ve sürekli iyileştirilmesi, işletmeye hem hız hem de maliyet avantajı sağlar. Örneğin, bir otomotiv firmasının montaj hattındaki süreç iyileştirmeleri, sadece üretim hızını artırmakla kalmaz, aynı zamanda kaliteyi de yükseltir; bu da uzun vadede marka değerine doğrudan katkı sağlar. İkincisi, bilgi akışı ve deneyim yönetimi. Süreç sermayesi, çalışanların deneyimleri ve kurumsal hafızayla doğrudan ilişkilidir. Bir süreçte edinilen deneyimler ve elde edilen veriler, yeni süreç tasarımlarında kullanılabilir. Burada kritik nokta, bilginin kurum içinde etkin bir şekilde aktarılabilmesidir. Çoğu şirket, bilgi paylaşımını ihmal ettiği için süreç sermayesini tam anlamıyla kullanamaz. Örneğin, bir finans şirketinde kredi değerlendirme süreçlerinin standartlaştırılması ve bu süreçlerdeki tecrübelerin yeni çalışanlara aktarılması hem hata oranını düşürür hem de müşteri memnuniyetini artırır. Üçüncü unsur ise teknoloji ve otomasyon. Dijitalleşme, süreç sermayesinin değerini katlayan en önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. ERP (Kurumsal Kaynak Planlama) sistemleri, yapay zekâ destekli analizler ve otomasyon teknolojileri, süreçleri daha şeffaf ve ölçülebilir hâle getiriyor. Böylece şirketler, hangi süreçlerin değer yarattığını, hangi noktaların verimsiz olduğunu net bir şekilde görebiliyor. Örneğin, lojistik sektöründe kullanılan rota optimizasyon yazılımları hem yakıt maliyetlerini düşürür hem de teslimat sürelerini kısaltır; bu da süreç sermayesinin doğrudan ekonomik faydaya dönüşmesini sağlar. Ancak süreç sermayesi sadece şirket içi verimlilikle sınırlı değil. Müşteri ilişkilerinde de kritik rol oynuyor. İş süreçleri optimize edildikçe, müşterilere sunulan hizmet kalitesi artıyor, yanıt süreleri kısalıyor ve güven oluşuyor. Bu da şirketin pazar konumunu güçlendiriyor. Özellikle hizmet sektöründe, süreç sermayesi, müşteri memnuniyetini ve sadakatini artırmanın en etkili yollarından biri olarak görülüyor. Süreç sermayesinin yönetiminde dikkate alınması gereken bir diğer konu ise ölçümlenebilirlik. Birçok şirket süreçlerini iyileştirmek istese de hangi süreçlerin gerçekten değer yarattığını ve hangi yatırımların getirisi olduğunu net olarak ölçemiyor. Bu noktada süreç analitiği ve performans göstergeleri devreye giriyor. Örneğin, üretim hattında bir sürecin her aşamasına ait zaman ve maliyet verilerinin toplanması, darboğazların belirlenmesini sağlar ve süreç sermayesinin verimli kullanımı için rehber olur. Ekonomik krizler ve belirsizlik dönemlerinde süreç sermayesinin önemi daha da artıyor. Finansal kaynakların kısıtlı olduğu dönemlerde, verimli süreçler şirketlerin ayakta kalmasını sağlayan en önemli faktör haline geliyor. İyi tasarlanmış ve sürekli iyileştirilen süreçler, aynı kaynaklarla daha fazla değer yaratmayı mümkün kılıyor. Bu nedenle, süreç sermayesi sadece operasyonel bir konu değil, stratejik bir rekabet avantajı olarak değerlendirilmelidir. Sonuç olarak, süreç sermayesi, modern işletmelerin göz ardı edemeyeceği bir değer alanı olarak karşımıza çıkıyor. İnsan sermayesi ve teknolojik yatırımlar kadar, süreçlerin etkin yönetimi de şirketlerin uzun vadeli başarısında belirleyici oluyor. İşletmeler, süreçlerini belgeleyip standartlaştırarak, deneyimi kurumsal hafızaya dönüştürerek ve teknolojiyi doğru kullanarak süreç sermayesini güçlendirebilir. Bu da rekabetin yoğun olduğu günümüz pazarında ayakta kalabilmek için kritik bir strateji haline geliyor. Süreç sermayesinin farkında olan şirketler, sadece bugünü yönetmekle kalmıyor; aynı zamanda geleceğe yönelik sürdürülebilir bir değer…