2025 ARALIK AYI İNŞAAT ÜRETİM ENDEKSİ

2025 ARALIK AYI İNŞAAT ÜRETİM ENDEKSİ

İnşaat sektörü, Türkiye ekonomisinin hem büyüme dinamikleri hem de istihdam kapasitesi açısından en kritik alanlarından biri olmayı sürdürüyor. Konut talebinden altyapı yatırımlarına, kentsel dönüşümden özel sektör projelerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan sektör, 2025 yılının son ayında da canlılığını korudu. TÜİK tarafından yayımlanan İnşaat Üretim Endeksi verileri, yılın son çeyreğinde sektördeki toparlanmanın güçlendiğine işaret ediyor.

Aralık 2025 verileri hem yıllık hem de aylık bazda artışların sürdüğünü gösterirken, alt sektörler arasındaki farklılaşma da dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Bu görünüm, inşaat sektörünün sadece niceliksel değil, aynı zamanda yapısal bir dönüşüm sürecinde olduğunu da düşündürüyor.

YILLIK BAZDA GÜÇLÜ ARTIŞ: İNŞAAT ÜRETİMİ %7,5 YÜKSELDİ

Takvim etkisinden arındırılmış verilere göre, inşaat üretimi 2025 yılı aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına kıyasla %7,5 oranında arttı. Bu artış, yıl genelinde gözlenen dalgalı seyre rağmen sektörün yılı güçlü bir kapanışla tamamladığını ortaya koyuyor.

Yıllık bazda elde edilen bu performans, özellikle kamu yatırımlarının devam etmesi, konut talebinin görece canlı kalması ve deprem sonrası yeniden yapılaşma faaliyetlerinin etkisiyle açıklanabilir. Aynı zamanda, finansman koşullarındaki görece istikrarın da sektör üzerindeki baskıyı bir miktar azalttığı görülüyor.

BİNA İNŞAATI SEKTÖRÜ ÖNE ÇIKIYOR

Alt sektörler incelendiğinde, bina inşaatı sektörü endeksi yıllık bazda %8,4 artış kaydederek en güçlü performansı sergileyen alan oldu. Bu artış, konut projelerinin yanı sıra ticari yapı yatırımlarının da hız kazandığına işaret ediyor.

Özellikle büyük şehirlerde devam eden konut projeleri, kentsel dönüşüm uygulamaları ve kamu destekli sosyal konut hamleleri, bina inşaatı sektörünü yukarı taşıyan temel unsurlar arasında yer aldı. Buna karşın, artış oranının tek haneli seviyelerde kalması, sektörde hâlen temkinli bir yatırım anlayışının hâkim olduğunu da gösteriyor.

BİNA DIŞI YAPILAR VE ÖZEL İNŞAAT FAALİYETLERİ

Bina dışı yapıların inşaatı sektörü, Aralık 2025’te yıllık bazda %5,8 oranında artış gösterdi. Bu alt sektör; yol, köprü, tünel, enerji ve altyapı projelerini kapsaması nedeniyle genellikle kamu yatırımlarıyla yakından ilişkili bir yapı sergiliyor. Artışın devam etmesi, altyapı yatırımlarının yılın son çeyreğinde de sürdüğünü ortaya koyuyor.

Özel inşaat faaliyetleri sektörü ise yıllık bazda %5,5 artış kaydetti. Bu oran, diğer alt sektörlere kıyasla daha sınırlı bir yükselişe işaret etse de özel sektörün temkinli ancak tamamen durmayan bir yatırım yaklaşımı benimsediğini gösteriyor.

AYLIK BAZDA ILIMLI TOPARLANMA

Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış verilere göre, inşaat üretimi Aralık 2025’te bir önceki aya göre %1,0 arttı. Aylık bazda kaydedilen bu artış, yılın son ayında sektörde ivmenin korunduğunu ve ani bir yavaşlamanın yaşanmadığını ortaya koyuyor.

Bu gelişme, özellikle yıl sonu teslimatlarının hızlanması ve devam eden projelerin takvim baskısıyla öne çekilmesiyle ilişkilendirilebilir.

AYLIK DEĞİŞİMLERDE ALT SEKTÖRLERİN AYRIŞMASI

Aylık bazda alt sektörlere bakıldığında daha ayrıntılı bir tablo ortaya çıkıyor. Bina inşaatı sektörü endeksi, bir önceki aya göre %1,3 artarak aylık bazda da liderliğini sürdürdü. Bu durum, konut ve ticari yapı projelerinde sürekliliğin korunduğunu gösteriyor.

Bina dışı yapıların inşaatı sektörü ise %0,9 oranında artış kaydetti. Bu artış, altyapı projelerinde yıl sonuna rağmen belirgin bir duraksama yaşanmadığını ortaya koyuyor.

Buna karşılık, özel inşaat faaliyetleri sektörü aylık bazda %0,4 oranında geriledi. Bu düşüş, özel sektörün kısa vadede maliyetler ve finansman koşulları nedeniyle daha ihtiyatlı davrandığını düşündürüyor.

VERİLER NE ANLATIYOR?

Aralık 2025 İnşaat Üretim Endeksi verileri, sektörün yılı genel olarak olumlu bir görünümle kapattığını ortaya koyuyor. Yıllık bazda güçlü artış, inşaat sektörünün ekonomik büyümeye katkısının sürdüğünü gösterirken; aylık bazda daha sınırlı artışlar, 2026 yılına girerken temkinli bir seyrin devam edebileceğine işaret ediyor.

Alt sektörler arasındaki ayrışma ise oldukça önemli. Bina inşaatındaki güçlü performans, konut ihtiyacının ve kentsel dönüşümün hâlen belirleyici olduğunu gösterirken; özel inşaat faaliyetlerindeki aylık gerileme, maliyet baskılarının özel sektör üzerinde etkisini sürdürdüğünü düşündürüyor.

GENEL DEĞERLENDİRME VE BEKLENTİLER

Genel tabloya bakıldığında, inşaat sektörünün 2025 yılını dengeyi koruyan ancak temkinli bir büyüme çizgisiyle tamamladığı söylenebilir. Kamu yatırımlarının ve bina inşaatlarının sektörü ayakta tuttuğu, özel sektörün ise daha seçici davrandığı bir yapı öne çıkıyor.

2026 yılına girerken, finansman koşulları, konut talebinin seyri ve kamu altyapı yatırımlarının düzeyi, inşaat sektörünün yönünü belirleyecek temel faktörler olacak. Aralık 2025 verileri, sektörün tamamen ivme kaybetmediğini, ancak hızlı bir sıçramadan ziyade kontrollü bir büyüme döneminde olduğunu net biçimde ortaya koyuyor.

İsterseniz bir sonraki adımda bu verilerden hareketle 2026’ya ilişkin beklentiler, konut piyasasına olası etkiler ya da makroekonomik yansımalar başlığı altında ayrı bir analiz de hazırlayabilirim.

Kaynak: TÜİK

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

Zaferozcivan59@gmail.com

  • Benzer Haberler

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ Ekonomi çoğu insanın gözünde karmaşık rakamlar, grafikler ve televizyonda konuşan uzmanlardan ibaret gibi görünür. Oysa ekonomi dediğimiz şey aslında her gün verdiğimiz kararların toplamıdır. Sabah pazara giderken ne alacağımıza karar vermek de ekonomidir, bir fabrikanın yatırım yapması da devletin vergi artırması da. Çünkü ekonomik karar alma süreçleri, “eldeki sınırlı kaynaklarla en doğru tercihi yapma çabasıdır.” Bugün milyonlarca insan aynı sorularla karşı karşıya kalıyor:“Bu ay kredi çekmeli miyim?”“Ev almak mantıklı mı?”“Dolar yükselir mi?”“İş değiştirmeli miyim?”“Çocuğun eğitimine mi yatırım yapayım yoksa borç mu kapatayım?” Aslında ekonomi tam da bu soruların içinde yaşıyor. HAYATIN TAM ORTASINDAKİ EKONOMİ Ekonomik karar alma süreçleri sadece bakanlıkların ya da büyük şirketlerin işi değildir. Bir ev hanımı markette ürün seçerken de ekonomik karar verir. Bir öğrenci harçlığını harcarken de. Bir esnaf dükkânını açıp açmamaya karar verirken de. Çünkü herkesin ortak sorunu aynıdır: Kaynak sınırlıdır ama ihtiyaçlar sınırsızdır. Örneğin bir aile düşünelim. Evin geliri belli. Elektrik faturası var, kira var, çocukların masrafı var, mutfak gideri var. Aynı anda her isteği karşılamak mümkün olmayınca öncelik sırası belirlenir. İşte ekonomik karar alma süreci tam olarak burada başlar. Bazı aileler tasarrufu seçer. Bazıları borçlanır. Bazıları harcamayı kısar. Bazıları ek iş arar. Her tercih başka bir sonucu beraberinde getirir. Ekonomi aslında tercihlerin bilimidir. İNSAN HER ZAMAN MANTIKLI KARAR VERİR Mİ? Kitaplarda insanlar çoğu zaman “rasyonel” yani mantıklı kabul edilir. Ama gerçek hayat pek öyle değildir. İnsan sadece cebiyle değil, duygularıyla da karar verir. Mesela markete “sadece ekmek alacağım” diye girip poşeti doldurarak çıkmak oldukça yaygındır. Çünkü reklamlar, kampanyalar ve psikolojik etkiler kararlarımızı değiştirir. Ekonomide buna “davranışsal ekonomi” denir. İnsan bazen korkuyla hareket eder. Bazen sürü psikolojisine kapılır. Bazen geleceği düşünmeden anlık karar verir. Özellikle kriz dönemlerinde bu durum daha belirgin hale gelir. Bir ülkede insanlar ekonomiye güvenmiyorsa dövize yönelir. Bankaya güvenmiyorsa parasını evde tutar. Fiyatlar sürekli artıyorsa insanlar ihtiyaçları olmasa bile alışveriş yapmaya başlar. Çünkü “yarın daha pahalı olur” düşüncesi davranışları değiştirir. Yani ekonomik kararlar sadece matematik değildir. Güven, beklenti ve psikoloji de işin içindedir. ŞİRKETLER NASIL KARAR ALIYOR? Ekonomik karar alma süreçlerinin önemli bir bölümü şirketlerde yaşanır. Bir fabrikanın yatırım yapıp yapmayacağı, yeni işçi alıp almayacağı ya da üretimi azaltıp azaltmayacağı ülke ekonomisini doğrudan etkiler. Şirketler karar verirken birçok unsura bakar: Örneğin faizlerin çok yükseldiği bir ortamda yatırım yapmak zorlaşır. Çünkü kredi maliyeti artar. Döviz kuru aşırı oynaksa ithalat yapan şirket önünü göremez. Elektrik fiyatları hızla yükselirse üretim maliyetleri artar. Bu nedenle şirketler sadece bugünü değil, geleceği de hesaplamaya çalışır. Fakat ekonomide geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu yüzden ekonomik kararların içinde her zaman risk vardır. DEVLETLERİN VERDİĞİ KARARLAR NEDEN ÖNEMLİ? Ekonomik karar alma süreçlerinin en büyük aktörlerinden biri devlettir. Çünkü devletin aldığı kararlar doğrudan halkın hayatını etkiler. Vergi artışı olduğunda fiyatlar değişir.Faiz indirildiğinde kredi piyasası hareketlenir.Asgari ücret yükseldiğinde milyonlarca kişinin geliri değişir.Akaryakıt zamları ulaşımdan gıdaya kadar her alanı etkiler. Devletler ekonomik karar alırken genellikle üç temel hedef arasında denge kurmaya çalışır: Ancak bu hedeflerin hepsini aynı anda yönetmek kolay değildir. Örneğin ekonomiyi canlandırmak için piyasaya fazla para verilirse enflasyon yükselebilir. Enflasyonu düşürmek için faiz artırılırsa bu kez yatırımlar yavaşlayabilir. Yani ekonomi çoğu zaman “zor tercihler” alanıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi bazen toplumun hoşuna gitmeyen kararlar almak zorunda kalabilir. Ama burada önemli olan şey, alınan kararların tutarlı, anlaşılır…

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor. MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti. Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor. 17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı. Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor? KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor. 17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu. Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor. Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor. DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü. Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu. YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor. Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla…