2026 ŞUBAT AYI İNŞAAT VE MALİYET ENDEKSİ

2026 ŞUBAT AYI İNŞAAT VE MALİYET ENDEKSİ

2026 yılı şubat ayına ilişkin açıklanan İnşaat Maliyet Endeksi verileri, sektörde maliyet baskısının devam ettiğini açık biçimde ortaya koyuyor. Hem aylık hem de yıllık bazda kaydedilen artışlar, özellikle konut üretimi, altyapı yatırımları ve kamu projeleri üzerinde önemli etkiler yaratabilecek bir tabloya işaret ediyor. Veriler, maliyet artışlarının yalnızca geçici dalgalanmalardan ibaret olmadığını, aksine yapısal bir eğilime dönüştüğünü gösteriyor.

MALİYETLERDE GENEL GÖRÜNÜM: YILLIK %25’İ AŞAN ARTIŞ

Şubat 2026 itibarıyla inşaat maliyet endeksi bir önceki aya göre %1,51 oranında artarken, yıllık bazda artış %25,72’ye ulaştı. Bu oran, sektörün son yıllarda karşı karşıya kaldığı maliyet enflasyonunun halen güçlü bir şekilde devam ettiğini ortaya koyuyor.

Özellikle dikkat çeken nokta, maliyet bileşenleri arasındaki farklılaşma. Aylık bazda malzeme maliyetleri %2,33 artarken, işçilik maliyetleri sadece %0,20 yükseldi. Bu durum, kısa vadede maliyet artışlarının ana sürükleyicisinin malzeme fiyatları olduğunu net biçimde ortaya koyuyor.

Yıllık bazda ise tablo biraz daha dengeli ancak yine de dikkat çekici:

  • Malzeme endeksi: %23,73 artış
  • İşçilik endeksi: %29,12 artış

Bu veriler, uzun vadede işçilik maliyetlerinin de ciddi bir baskı unsuru haline geldiğini gösteriyor.

BİNA İNŞAATI: MALİYET ARTIŞI DEVAM EDİYOR, İŞÇİLİK GERİ ÇEKİLDİ

Bina inşaatı maliyet endeksi şubat ayında aylık %1,25 artarken, yıllık bazda %25,72 artış gösterdi. Ancak bu kalemde dikkat çeken önemli bir detay var: işçilik maliyetleri aylık bazda %0,04 oranında geriledi.

Buna karşılık:

Malzeme maliyetleri aylık %2,08 arttı

İşçilik maliyetleri yıllık %28,74 yükseldi

İşçilik maliyetlerindeki aylık düşüş, mevsimsel etkiler, iş gücü arzındaki geçici artış ya da projelerdeki yavaşlamayla açıklanabilir. Ancak yıllık bazdaki yüksek artış, sektörde kalıcı bir iş gücü maliyeti baskısının sürdüğünü ortaya koyuyor.

BİNA DIŞI YAPILAR: MALİYET ARTIŞI DAHA HIZLI

Bina dışı yapılar (altyapı projeleri, yollar, köprüler vb.) tarafında ise maliyet artışının daha hızlı olduğu görülüyor. Şubat ayında bu segmentte aylık artış %2,36 ile genel endeksin üzerinde gerçekleşti.

Alt kırılımlar:

  • Malzeme maliyetleri aylık %3,11 arttı
  • İşçilik maliyetleri aylık %1,03 arttı
  • Yıllık işçilik artışı %30,46 ile oldukça yüksek seviyede

Bu tablo, özellikle kamu altyapı yatırımlarının maliyet açısından daha büyük baskı altında olduğunu gösteriyor. Büyük ölçekli projelerde kullanılan çimento, demir-çelik ve enerji yoğun girdilerin fiyatlarındaki artış bu segmentte daha belirleyici oluyor.

MALİYET ARTIŞININ ARKA PLANI

İnşaat maliyetlerindeki bu yükselişi birkaç temel faktör üzerinden okumak mümkün:

1. Malzeme fiyatlarında küresel baskı:
Demir-çelik, çimento ve enerji maliyetleri hem küresel piyasalardaki dalgalanmalardan hem de döviz kuru etkisinden doğrudan etkileniyor.

2. İş gücü maliyetlerinde yapısal artış:
Nitelikli iş gücü arzındaki daralma, ücretleri yukarı çekerken bu durum özellikle uzun vadeli projelerde maliyetleri kalıcı olarak artırıyor.

3. Finansman maliyetleri ve enflasyon:
Yüksek faiz ortamı, inşaat firmalarının finansman giderlerini artırırken bu durum dolaylı olarak maliyetlere yansıyor.

KONUT FİYATLARI VE ARZ ÜZERİNDEKİ ETKİLER

İnşaat maliyetlerindeki artış, doğrudan konut fiyatlarına yansıma potansiyeline sahip. Müteahhitler artan maliyetleri satış fiyatlarına eklemek zorunda kalırken, bu durum konut erişilebilirliğini zorlaştırıyor.

Özellikle büyük şehirlerde:

  • Yeni konut arzı yavaşlayabilir
  • Proje başlama iştahı azalabilir
  • Kiralık konut piyasasında baskı artabilir

Bu gelişmeler, konut piyasasında hem fiyat hem de arz yönlü dengesizliklerin devam edebileceğine işaret ediyor.

SEKTÖR İÇİN RİSKLER VE BEKLENTİLER

Önümüzdeki dönemde inşaat sektörünü üç temel risk alanı bekliyor:

  • Maliyet enflasyonunun kalıcılığı
  • Talep tarafında daralma ihtimali
  • Finansmana erişim zorlukları

Buna karşın, kamu yatırımlarının sürmesi ve kentsel dönüşüm projelerinin hız kazanması, sektöre belirli ölçüde destek sağlayabilir.

SONUÇ: MALİYETLER YÜKSELİYOR, DENGE ARAYIŞI SÜRÜYOR

Şubat 2026 verileri, inşaat sektöründe maliyet baskısının halen güçlü olduğunu ve özellikle malzeme fiyatlarının belirleyici rol oynadığını açıkça ortaya koyuyor. Yıllık %25’in üzerindeki artış, sektörün sürdürülebilirliği açısından dikkatle izlenmesi gereken bir seviyeye işaret ediyor.

Kısa vadede maliyet artışlarının hız kesmesi zor görünse de orta vadede enflasyonun dengelenmesi, döviz kuru istikrarı ve arz-talep dengesinin yeniden kurulması sektörün yönünü belirleyecek temel unsurlar olacak.

Kaynak: TÜİK

ZAFER ÖZCİVANFormun Üstü

Ekonomist-Yazar

Zaferozcivan59@gmail.com

Formun Altı

  • Benzer Haberler

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ Ekonomi çoğu insanın gözünde karmaşık rakamlar, grafikler ve televizyonda konuşan uzmanlardan ibaret gibi görünür. Oysa ekonomi dediğimiz şey aslında her gün verdiğimiz kararların toplamıdır. Sabah pazara giderken ne alacağımıza karar vermek de ekonomidir, bir fabrikanın yatırım yapması da devletin vergi artırması da. Çünkü ekonomik karar alma süreçleri, “eldeki sınırlı kaynaklarla en doğru tercihi yapma çabasıdır.” Bugün milyonlarca insan aynı sorularla karşı karşıya kalıyor:“Bu ay kredi çekmeli miyim?”“Ev almak mantıklı mı?”“Dolar yükselir mi?”“İş değiştirmeli miyim?”“Çocuğun eğitimine mi yatırım yapayım yoksa borç mu kapatayım?” Aslında ekonomi tam da bu soruların içinde yaşıyor. HAYATIN TAM ORTASINDAKİ EKONOMİ Ekonomik karar alma süreçleri sadece bakanlıkların ya da büyük şirketlerin işi değildir. Bir ev hanımı markette ürün seçerken de ekonomik karar verir. Bir öğrenci harçlığını harcarken de. Bir esnaf dükkânını açıp açmamaya karar verirken de. Çünkü herkesin ortak sorunu aynıdır: Kaynak sınırlıdır ama ihtiyaçlar sınırsızdır. Örneğin bir aile düşünelim. Evin geliri belli. Elektrik faturası var, kira var, çocukların masrafı var, mutfak gideri var. Aynı anda her isteği karşılamak mümkün olmayınca öncelik sırası belirlenir. İşte ekonomik karar alma süreci tam olarak burada başlar. Bazı aileler tasarrufu seçer. Bazıları borçlanır. Bazıları harcamayı kısar. Bazıları ek iş arar. Her tercih başka bir sonucu beraberinde getirir. Ekonomi aslında tercihlerin bilimidir. İNSAN HER ZAMAN MANTIKLI KARAR VERİR Mİ? Kitaplarda insanlar çoğu zaman “rasyonel” yani mantıklı kabul edilir. Ama gerçek hayat pek öyle değildir. İnsan sadece cebiyle değil, duygularıyla da karar verir. Mesela markete “sadece ekmek alacağım” diye girip poşeti doldurarak çıkmak oldukça yaygındır. Çünkü reklamlar, kampanyalar ve psikolojik etkiler kararlarımızı değiştirir. Ekonomide buna “davranışsal ekonomi” denir. İnsan bazen korkuyla hareket eder. Bazen sürü psikolojisine kapılır. Bazen geleceği düşünmeden anlık karar verir. Özellikle kriz dönemlerinde bu durum daha belirgin hale gelir. Bir ülkede insanlar ekonomiye güvenmiyorsa dövize yönelir. Bankaya güvenmiyorsa parasını evde tutar. Fiyatlar sürekli artıyorsa insanlar ihtiyaçları olmasa bile alışveriş yapmaya başlar. Çünkü “yarın daha pahalı olur” düşüncesi davranışları değiştirir. Yani ekonomik kararlar sadece matematik değildir. Güven, beklenti ve psikoloji de işin içindedir. ŞİRKETLER NASIL KARAR ALIYOR? Ekonomik karar alma süreçlerinin önemli bir bölümü şirketlerde yaşanır. Bir fabrikanın yatırım yapıp yapmayacağı, yeni işçi alıp almayacağı ya da üretimi azaltıp azaltmayacağı ülke ekonomisini doğrudan etkiler. Şirketler karar verirken birçok unsura bakar: Örneğin faizlerin çok yükseldiği bir ortamda yatırım yapmak zorlaşır. Çünkü kredi maliyeti artar. Döviz kuru aşırı oynaksa ithalat yapan şirket önünü göremez. Elektrik fiyatları hızla yükselirse üretim maliyetleri artar. Bu nedenle şirketler sadece bugünü değil, geleceği de hesaplamaya çalışır. Fakat ekonomide geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu yüzden ekonomik kararların içinde her zaman risk vardır. DEVLETLERİN VERDİĞİ KARARLAR NEDEN ÖNEMLİ? Ekonomik karar alma süreçlerinin en büyük aktörlerinden biri devlettir. Çünkü devletin aldığı kararlar doğrudan halkın hayatını etkiler. Vergi artışı olduğunda fiyatlar değişir.Faiz indirildiğinde kredi piyasası hareketlenir.Asgari ücret yükseldiğinde milyonlarca kişinin geliri değişir.Akaryakıt zamları ulaşımdan gıdaya kadar her alanı etkiler. Devletler ekonomik karar alırken genellikle üç temel hedef arasında denge kurmaya çalışır: Ancak bu hedeflerin hepsini aynı anda yönetmek kolay değildir. Örneğin ekonomiyi canlandırmak için piyasaya fazla para verilirse enflasyon yükselebilir. Enflasyonu düşürmek için faiz artırılırsa bu kez yatırımlar yavaşlayabilir. Yani ekonomi çoğu zaman “zor tercihler” alanıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi bazen toplumun hoşuna gitmeyen kararlar almak zorunda kalabilir. Ama burada önemli olan şey, alınan kararların tutarlı, anlaşılır…

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor. MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti. Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor. 17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı. Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor? KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor. 17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu. Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor. Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor. DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü. Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu. YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor. Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla…