AVRUPA’DA ISINMA SORUNU
Avrupa Birliği’nin Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında yaşadığı enerji şoku, yalnızca fiyatlarda değil, toplumsal refahın temel göstergelerinde de derin izler bıraktı. Enerji fiyatları 2022’den itibaren sert biçimde yükselirken, birçok AB ülkesinde haneler faturalarını ödeyemediği için evlerini yeterince ısıtamaz hale geldi. Eurostat verileri, Avrupa genelinde “enerji yoksulluğu” olarak tanımlanan bu durumun son üç yılda yeniden tırmanışa geçtiğini gösteriyor.
Enerji yoksulluğu: Artık yalnızca düşük gelirli ülkelerin sorunu değil
Enerji yoksulluğu uzun yıllar boyunca daha çok Doğu ve Güney Avrupa’da görülen bir ekonomik kırılganlık göstergesi olarak yorumlanıyordu. Ancak enerji krizinin maliyetleri, yüksek gelirli Kuzey ve Batı Avrupa ülkelerinde bile hissedilir hale geldi.
Avrupa genelinde yaklaşık 40 milyon kişi, yaşadığı haneyi yeterince ısıtamadığını beyan ediyor. Bu sayı, AB’de barınma sorunlarının artık yalnızca sosyal konut politikalarıyla sınırlı olmadığını; enerji güvenliği ve gelir dağılımıyla doğrudan bağlantılı bir yapısal meseleye dönüştüğünü ortaya koyuyor.
En kötü durum Bulgaristan, Litvanya ve Yunanistan’da
Enerji yoksulluğunun en derin hissedildiği ülkeler arasında ilk sıralar yıllardır değişmiyor:
Bulgaristan uzun süredir AB’nin en kırılgan ülkesi konumunda. Yüksek enerji faturaları, düşük maaş seviyeleri ve eski, yalıtımsız konut stokuyla birleşince hanelerin önemli bir bölümü kış aylarını soğuk geçirmeye mahkûm kalıyor.
Litvanya ve Letonya, Baltık bölgesindeki yüksek ısınma maliyetleri ve düşük satın alma gücü nedeniyle riskin yüksek olduğu diğer ülkeler.
Yunanistan ise ekonomik krizin uzun vadeli etkileri ve konut piyasasındaki yapısal sorunlar nedeniyle hâlâ Avrupa ortalamasının üzerinde bir enerji yoksulluğu oranına sahip.
Bu ülkelerde oranlar, AB ortalamasının iki hatta üç katına çıkabiliyor. Yalıtımın zayıf olması, yeşil dönüşüm yatırımlarının yavaş ilerlemesi ve tüketicilerin enerji sağlayıcıları arasında rekabetin düşük olması bu tabloyu güçlendiriyor.
Kriz sonrasında toparlanma hâlâ zayıf
2022’deki enerji şokunun ardından hükümetler büyük destek paketleri açıklasa da fiyatlardaki gerileme sınırlı kaldı. Uzmanlara göre enerji maliyetleri artık “yeni normal” seviyelerine yerleşmiş durumda. Bu nedenle, kriz sırasında geçici olarak artan enerji yoksulluğu, giderek kalıcı bir sosyal risk niteliği kazanıyor.
Isınma giderlerinin gelir içindeki payı yükselirken, dar gelirli haneler önceliklerini değiştiriyor:
Bazıları yalnızca bir veya iki odayı ısıtıyor.
Bazıları ise faturaları ödeyebilmek için gıda harcamalarını azaltmak zorunda kalıyor.
Özellikle yaşlı nüfus, sağlık sorunlarını tetikleyen düşük sıcaklıktaki konutlarda yaşamaya mahkûm oluyor.
Hangi ülkelerde iyileşme var?
Bütün Avrupa tek bir tablo sunmuyor. Finlandiya, İsveç ve Hollanda gibi enerji verimliliği yüksek, sosyal koruma mekanizmaları güçlü ülkelerde enerji yoksulluğu oranları düşük kalmaya devam ediyor. Bu ülkelerde hükümetler sağlam bir sosyal devlet geleneği ve erken dönemde başlamış modern izolasyon politikaları sayesinde krizi daha sınırlı hissettirdi.
Yapısal bir sorun: Avrupa’nın eski konut stoğu
Uzmanlar Avrupa’daki enerji yoksulluğunun temel nedeninin yalnızca fiyatlar olmadığını vurguluyor. En büyük sorun, kıtanın büyük kısmında hala kullanılan eski ve verimsiz konut stoğu.
Birçok ülkede binaların üçte biri 50 yaşından eski.
Isı yalıtımı, çift cam, modern ısıtma sistemleri gibi teknolojiler yaygın değil.
Avrupa Yeşil Mutabakatıyla öngörülen bina renovasyonları ise henüz istenen hızda ilerlemiyor.
Bu nedenle enerji fiyatları düşse bile, konutların ısıtma ihtiyacı yüksek kaldığı için faturalar hâlâ ağır bir yük.
Sonuç: Avrupa’nın görünmeyen sosyal krizi
Enerji yoksulluğu bugün Avrupa’nın en sessiz ama en yaygın sosyal krizlerinden biri. Savaşın tetiklediği enerji şoku, gelir eşitsizlikleri ve konut verimliliği eksikliği birleştiğinde milyonlarca insan kış aylarını 15 dereceyi geçmeyen odalarda geçiriyor. Bu durum sadece sosyal adaletsizliği değil, aynı zamanda halk sağlığı, ekonomik üretkenlik ve uzun vadeli iklim politikaları açısından da ciddi riskler taşıyor.
Avrupa, enerji yoksulluğunu azaltabilmek için önümüzdeki yıllarda daha kapsamlı konut renovasyon programları, sürdürülebilir enerji politikaları ve doğrudan gelir desteklerini bir arada kullanmak zorunda kalacak. Aksi halde kıtanın önemli bir bölümü için “soğuk evlerde yaşam” kalıcı bir gerçekliğe dönüşebilir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar









