6 ŞUBAT DEPREMLERİNİN TÜRKİYE EKONOMİSİ ÜZERİNDEKİ AĞIR FATURASI

6 ŞUBAT DEPREMLERİNİN TÜRKİYE EKONOMİSİ ÜZERİNDEKİ AĞIR FATURASI

6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli meydana gelen ve 11 ili doğrudan etkileyen depremler, Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük insani felaketlerden biri olmanın ötesinde, derin ve çok katmanlı bir ekonomik kırılmaya da yol açtı. On binlerce can kaybı, yüz binlerce yıkılan veya ağır hasar alan yapı ve milyonlarca insanın hayatının kökten değişmesi, ekonomik sonuçları yıllara yayılacak bir tabloyu beraberinde getirdi. Depremler, yalnızca bölgesel bir yıkım yaratmadı; üretimden istihdama, bütçe dengelerinden enflasyona, dış ticaretten gelir dağılımına kadar ülke ekonomisinin tamamında hissedilen kalıcı etkiler bıraktı.

ÜRETİM VE SANAYİDE BÜYÜK KESİNTİ

Depremin vurduğu bölge, Türkiye ekonomisi açısından kritik bir üretim ve sanayi havzasıydı. Kahramanmaraş, Gaziantep, Hatay, Adıyaman ve Malatya gibi iller; tekstil, gıda, metal, kimya ve tarıma dayalı sanayi kollarında önemli paylara sahipti. Depremlerle birlikte binlerce fabrika, atölye ve küçük işletme ya tamamen yıkıldı ya da uzun süre üretim dışı kaldı. Organize sanayi bölgelerinde yaşanan altyapı hasarları, elektrik, su ve doğal gaz kesintileri üretimin yeniden başlamasını aylarca geciktirdi.

Bu durum, sadece deprem bölgesindeki işletmeleri değil, Türkiye genelindeki tedarik zincirlerini de etkiledi. Birçok sektörde ara malı ve hammadde temininde yaşanan aksamalar, üretim maliyetlerini artırdı ve teslim sürelerini uzattı. Özellikle tekstil ve hazır giyim sektöründe yaşanan üretim kayıpları, ihracat performansını olumsuz etkilerken; gıda sanayisinde arz daralması, fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı yarattı.

İSTİHDAM VE GELİR KAYBI

Depremlerin en ağır ekonomik sonuçlarından biri, istihdam alanında yaşandı. Bölgedeki işletmelerin kapanması veya faaliyetlerini durdurması, yüz binlerce kişinin işini kaybetmesine neden oldu. Kayıtlı istihdamın yanı sıra, kayıt dışı çalışan geniş bir kesim de aniden gelirden mahrum kaldı. Tarım, küçük esnaf ve hizmet sektöründe çalışanlar için bu kayıp, çoğu zaman sosyal güvenlik ağlarının dışında gerçekleşti.

Zorunlu göç, iş gücü piyasasında yeni dengesizlikler yarattı. Deprem bölgesinden diğer illere göç eden nüfus, özellikle büyük şehirlerde konut ve iş piyasası üzerindeki baskıyı artırdı. Bu durum, bazı bölgelerde işsizlik oranlarının yükselmesine, bazı sektörlerde ise düşük ücretli ve güvencesiz istihdamın artmasına yol açtı. Gelir kaybı ve belirsizlik, hane halkı tüketimini baskılarken, iç talepte de dalgalanmalara neden oldu.

KAMU MALİYESİ ÜZERİNDEKİ YÜK

Depremler, kamu maliyesi açısından da tarihi bir yük oluşturdu. Arama-kurtarma, acil barınma, sağlık hizmetleri ve altyapı onarımları için yapılan harcamalar, bütçe üzerinde ani ve yüksek bir baskı yarattı. Geçici barınma alanları, konteyner kentler, nakdi yardımlar ve sosyal destek programları, kamu harcamalarının hızla artmasına neden oldu.

Orta ve uzun vadede ise asıl büyük yük, yeniden inşa sürecinde ortaya çıktı. Yıkılan konutların ve kamu binalarının yeniden yapılması, altyapının baştan sona yenilenmesi ve şehirlerin daha dayanıklı hale getirilmesi, yüz milyarlarca liralık bir kaynak ihtiyacını beraberinde getirdi. Bu harcamalar, bütçe açığını büyütürken, kamu borçlanma gereğini de artırdı. Deprem sonrası dönemde vergi gelirlerinde yaşanan düşüş, mali dengelerin toparlanmasını daha da zorlaştırdı.

ENFLASYON VE FİYAT İSTİKRARI

Depremlerin ekonomik etkileri, zaten yüksek seyreden enflasyon üzerinde ek baskı yarattı. Bölgedeki üretim kayıpları, özellikle gıda ve temel tüketim maddelerinde arz daralmasına yol açtı. Lojistik aksaklıklar ve artan nakliye maliyetleri, fiyatların ülke genelinde yükselmesine neden oldu. Konut arzındaki ani düşüş ise kira ve emlak fiyatlarında sert artışları tetikledi.

Yeniden inşa sürecinde artan çimento, demir ve diğer inşaat malzemelerine olan talep, bu kalemlerde fiyat artışlarını hızlandırdı. Bu durum hem kamu yatırımlarının maliyetini yükseltti hem de özel sektör projelerini daha pahalı hale getirdi. Enflasyonun bu şekilde beslenmesi, hane halkının alım gücünü daha da aşındırdı ve gelir dağılımındaki bozulmayı derinleştirdi.

DIŞ TİCARET VE BÖLGESEL REKABET GÜCÜ

Deprem bölgesi, Türkiye’nin ihracatında önemli paya sahipti. Liman altyapısında yaşanan hasarlar, özellikle İskenderun Limanı’nda ortaya çıkan aksaklıklar, dış ticaret akışını geçici olarak sekteye uğrattı. Bazı ihracatçı firmalar, siparişlerini zamanında teslim edemediği için pazar kaybı riskiyle karşı karşıya kaldı.

Uzun vadede ise bölgenin rekabet gücünün yeniden tesis edilmesi, sadece fiziksel yeniden inşayı değil, aynı zamanda üretim kapasitesinin modernizasyonunu ve iş gücünün yeniden kazanılmasını gerektiriyor. Aksi takdirde, deprem sonrası dönemde yaşanan üretim boşluğu, rakip ülkeler tarafından doldurulma riski taşıyor.

TOPLUMSAL MALİYETLER VE UZUN VADELİ ETKİLER

Depremlerin ekonomik sonuçları, rakamlarla ifade edilen kayıpların çok ötesine geçiyor. Eğitimden sağlığa, psikolojik iyilik halinden toplumsal dayanışmaya kadar birçok alanda ortaya çıkan hasar, uzun vadeli ekonomik performansı da etkiliyor. Eğitim hayatı kesintiye uğrayan çocuklar ve gençler, gelecekteki iş gücü niteliği açısından önemli bir risk oluşturuyor. Sağlık sorunları ve travmalar, iş gücü verimliliğini düşürüyor.

Bu tablo, depremin ekonomik sonuçlarının yalnızca bir “yeniden inşa” meselesi olmadığını gösteriyor. Asıl mesele, afetlere karşı dayanıklı bir ekonomik ve toplumsal yapı kurabilmek. Aksi halde, benzer felaketler her seferinde daha ağır ekonomik bedellerle karşılık bulmaya devam edecek.

SONUÇ YERİNE

6 Şubat 2023 depremleri, Türkiye’ye çok pahalı bir gerçeği bir kez daha hatırlattı: Afetlerin maliyeti, önlem almanın maliyetinden her zaman daha yüksektir. Bugün deprem bölgesinde yürütülen yeniden inşa çalışmaları, yalnızca kaybedilenleri telafi etmeyi değil, gelecekte benzer yıkımların önüne geçecek bir dönüşümü hedeflemek zorundadır. Aksi halde, bu büyük felaketin ekonomik faturası, yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin omuzlarında da ağır bir yük olarak kalmaya devam edecektir.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

Zaferozcivan59@gmail.com

  • Benzer Haberler

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ Ekonomi çoğu insanın gözünde karmaşık rakamlar, grafikler ve televizyonda konuşan uzmanlardan ibaret gibi görünür. Oysa ekonomi dediğimiz şey aslında her gün verdiğimiz kararların toplamıdır. Sabah pazara giderken ne alacağımıza karar vermek de ekonomidir, bir fabrikanın yatırım yapması da devletin vergi artırması da. Çünkü ekonomik karar alma süreçleri, “eldeki sınırlı kaynaklarla en doğru tercihi yapma çabasıdır.” Bugün milyonlarca insan aynı sorularla karşı karşıya kalıyor:“Bu ay kredi çekmeli miyim?”“Ev almak mantıklı mı?”“Dolar yükselir mi?”“İş değiştirmeli miyim?”“Çocuğun eğitimine mi yatırım yapayım yoksa borç mu kapatayım?” Aslında ekonomi tam da bu soruların içinde yaşıyor. HAYATIN TAM ORTASINDAKİ EKONOMİ Ekonomik karar alma süreçleri sadece bakanlıkların ya da büyük şirketlerin işi değildir. Bir ev hanımı markette ürün seçerken de ekonomik karar verir. Bir öğrenci harçlığını harcarken de. Bir esnaf dükkânını açıp açmamaya karar verirken de. Çünkü herkesin ortak sorunu aynıdır: Kaynak sınırlıdır ama ihtiyaçlar sınırsızdır. Örneğin bir aile düşünelim. Evin geliri belli. Elektrik faturası var, kira var, çocukların masrafı var, mutfak gideri var. Aynı anda her isteği karşılamak mümkün olmayınca öncelik sırası belirlenir. İşte ekonomik karar alma süreci tam olarak burada başlar. Bazı aileler tasarrufu seçer. Bazıları borçlanır. Bazıları harcamayı kısar. Bazıları ek iş arar. Her tercih başka bir sonucu beraberinde getirir. Ekonomi aslında tercihlerin bilimidir. İNSAN HER ZAMAN MANTIKLI KARAR VERİR Mİ? Kitaplarda insanlar çoğu zaman “rasyonel” yani mantıklı kabul edilir. Ama gerçek hayat pek öyle değildir. İnsan sadece cebiyle değil, duygularıyla da karar verir. Mesela markete “sadece ekmek alacağım” diye girip poşeti doldurarak çıkmak oldukça yaygındır. Çünkü reklamlar, kampanyalar ve psikolojik etkiler kararlarımızı değiştirir. Ekonomide buna “davranışsal ekonomi” denir. İnsan bazen korkuyla hareket eder. Bazen sürü psikolojisine kapılır. Bazen geleceği düşünmeden anlık karar verir. Özellikle kriz dönemlerinde bu durum daha belirgin hale gelir. Bir ülkede insanlar ekonomiye güvenmiyorsa dövize yönelir. Bankaya güvenmiyorsa parasını evde tutar. Fiyatlar sürekli artıyorsa insanlar ihtiyaçları olmasa bile alışveriş yapmaya başlar. Çünkü “yarın daha pahalı olur” düşüncesi davranışları değiştirir. Yani ekonomik kararlar sadece matematik değildir. Güven, beklenti ve psikoloji de işin içindedir. ŞİRKETLER NASIL KARAR ALIYOR? Ekonomik karar alma süreçlerinin önemli bir bölümü şirketlerde yaşanır. Bir fabrikanın yatırım yapıp yapmayacağı, yeni işçi alıp almayacağı ya da üretimi azaltıp azaltmayacağı ülke ekonomisini doğrudan etkiler. Şirketler karar verirken birçok unsura bakar: Örneğin faizlerin çok yükseldiği bir ortamda yatırım yapmak zorlaşır. Çünkü kredi maliyeti artar. Döviz kuru aşırı oynaksa ithalat yapan şirket önünü göremez. Elektrik fiyatları hızla yükselirse üretim maliyetleri artar. Bu nedenle şirketler sadece bugünü değil, geleceği de hesaplamaya çalışır. Fakat ekonomide geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu yüzden ekonomik kararların içinde her zaman risk vardır. DEVLETLERİN VERDİĞİ KARARLAR NEDEN ÖNEMLİ? Ekonomik karar alma süreçlerinin en büyük aktörlerinden biri devlettir. Çünkü devletin aldığı kararlar doğrudan halkın hayatını etkiler. Vergi artışı olduğunda fiyatlar değişir.Faiz indirildiğinde kredi piyasası hareketlenir.Asgari ücret yükseldiğinde milyonlarca kişinin geliri değişir.Akaryakıt zamları ulaşımdan gıdaya kadar her alanı etkiler. Devletler ekonomik karar alırken genellikle üç temel hedef arasında denge kurmaya çalışır: Ancak bu hedeflerin hepsini aynı anda yönetmek kolay değildir. Örneğin ekonomiyi canlandırmak için piyasaya fazla para verilirse enflasyon yükselebilir. Enflasyonu düşürmek için faiz artırılırsa bu kez yatırımlar yavaşlayabilir. Yani ekonomi çoğu zaman “zor tercihler” alanıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi bazen toplumun hoşuna gitmeyen kararlar almak zorunda kalabilir. Ama burada önemli olan şey, alınan kararların tutarlı, anlaşılır…

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor. MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti. Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor. 17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı. Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor? KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor. 17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu. Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor. Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor. DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü. Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu. YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor. Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla…