Türkiye’nin otomobil tercihi değişiyor: Satılan her 10 araçtan 4’ü hibrit veya elektrikli

Türkiye otomotiv pazarında büyük bir dönüşüm yaşanıyor. Yılın ilk 9 ayında benzinli ve dizel otomobil satışları gerilerken, elektrikli ve hibrit otomobillerin toplam satıştaki payı yüzde 44,7’ye ulaşarak 331 bin 955 adede yükseldi.

Türkiye’nin otomobil tercihi değişiyor: Satılan her 10 araçtan 4’ü hibrit veya elektrikli

Türkiye otomotiv pazarında büyük bir dönüşüm yaşanıyor. Yılın ilk 9 ayında benzinli ve dizel otomobil satışları gerilerken, elektrikli ve hibrit otomobillerin toplam satıştaki payı yüzde 44,7’ye ulaşarak 331 bin 955 adede yükseldi.

AA

Giriş: 03.10.2025 – 15:09

Güncelleme: 03.10.2025 – 15:11Takip EtGoogle NewsPaylaş

Türkiye'nin otomobil tercihi değişiyor: Satılan her 10 araçtan 4'ü hibrit veya elektrikli

Türkiye’de yılın 9 ayında benzinli ve dizel otomobil satışlarında düşüş sürerken, elektrikli ve hibrit otomobil satışları yüzde 44,7’lik pazar payıyla 331 bin 955’e yükseldi.

 Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) verilerinden derlenen bilgilere göre, otomobil satışları bu yıl ocak-eylülde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 9,98 artarak 742 bin 687, hafif ticari araç satışları da yüzde 5,92 yükselerek 184 bin 960 oldu.

Söz konusu dönemde Türkiye otomobil pazarında 345 bin 838 benzinli otomobil, 198 bin 174 hibrit otomobil satıldı. Dizel otomobil satış sayısı 58 bin 695, otogazlı otomobil satış sayısı ise 6 bin 199 oldu. Sadece elektrikle çalışan tam elektrikli otomobil satışları ise 132 bin 640 olarak kayıtlara geçti.

Benzinli bir jeneratörün bataryayı şarj ettiği ve sürüşün elektrik motoruyla sağlandığı “uzatılmış menzil” sistemlere sahip araçlar da dahil edildiğinde yılın 9 ayında elektrikli otomobil satış sayısı yüzde 18’lik pazar payıyla 133 bin 781’e yükseldi.

Bu arada, uzatılmış menzil otomobiller de Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu olarak “elektrikli” sınıfında yer alıyor.

BENZİN VE DİZEL OTOMOBİL SATIŞLARINDA DÜŞÜŞ DEVAM EDİYOR 
Yılın 9 ayında benzinli otomobil satışlarında yüzde 19,1, dizellerde ise yüzde 17,7 düşüş gerçekleşti. Bu dönemde otogazlı otomobil satışları yüzde 26,9, hibrit otomobil satışları yüzde 78,6 ve tam elektrikli otomobil satışları yüzde 133,9 arttı.

Dizel otomobil satışlarındaki azalışın ana nedeninin global üreticilerin dizel otomobil üretimini sonlandırma sürecinin devam etmesi, dolayısıyla pazara yeni dizel otomobil sunulmaması olduğu belirtiliyor.

TAM ELEKTRİKLİ OTOMOBİLLERİN PAZAR PAYI YÜZDE 17,8’E ÇIKTI 
Benzinli otomobillerin satışlarda geçen yılın ocak-eylül döneminde yüzde 63,3 olan payı, bu senenin aynı döneminde yüzde 46,6’ya geriledi. Söz konusu dönemde dizel otomobillerin payı yüzde 10,6’dan yüzde 7,9’a düşerken, otogazlı otomobillerin payı ise yüzde 0,8 oldu.

Aynı dönemde toplam satışlardan alınan pay, tam elektrikli otomobillerde yüzde 8,4’ten yüzde 17,8’e, hibritlerde yüzde 16,4’ten yüzde 26,7’ye yükseldi.

Otomobiller tam elektrikli, uzatılmış menzil elektrikli ve hibrit olarak ele alındığında toplam pazarın yüzde 44,7’sini oluşturduğu, içinde elektrikli motor bulunan araçlardan oluştuğu ve toplam satışlarının 331 bin 955’e ulaştığı görüldü. Böylelikle Türkiye’de satılan her 10 otomobilden 4’ü elektrikli ya da hibrit araçlardan oluştu.

Aynı dönemde hibrit araçlar içerisinde plug-in hibrit 35 bin 314’lük satışa ulaşarak yüzde 4,8 paya sahip oldu. Geçen yılın aynı dönemine göre artış yüzde 1135,6 olarak gerçekleşti.

Eylül ayında ise toplam 12 bin 706 “tam elektrikli” otomobil satıldı. Bu otomobillerin eylül ayındaki pazar payı yüzde 14,4 olarak hesaplandı. Aynı ayda 25 bin 808 hibrit otomobil satışı gerçekleştirilirken, bu araçların pazar payı yüzde 29,2 olarak kayıtlara geçti.

  • Benzer Haberler

    Ustalar.com sizleri Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul, fuarında sizleri bekliyor olacak !

    1978’den bu yana düzenlenen Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul, güçlü fuar portföyüyle yapı ve inşaat sektörüne dünya standartlarında etkinlikler sunuyor. Dünyayı Türkiye’de misafir ediyor Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul, Türkiye, Balkanlar, Kuzey Afrika, Orta Doğu, Rusya ve BDT`den yapı sektörlerinin temsilcilerini bir araya getiriyor. En son ürün yeniliklerini tanıtma ve keşfetme fırsatı sunan etkinlikler, iş geliştirme platformları olarak da hizmet vermektedir. Ayrıca fuar endüstri profesyonellerini desteklemek ve sektöre fayda sağlamak için zengin içerikli iş programlarına da ev sahipliği yapıyor. Bölgesel gücü arttırmayı hedefleyen nitelikli fuar içeriği İş Geliştirme Paltformu Etkinlikleri, Konuk Ülke, Konuk Bölge, Hedef Pazar projeleri, MasterClass Özel Fuar Turları, Yapı Tech Garage Start-Up Buluşmaları ve Altın Mıknatıs Stand Tasarım Ödülleri`ni kapsayan fuar içi etkinlikler inşaat ve yapı sektörünün kurumsal itibar araçları haline geldi. Fuar bu nitelikleriyle Türkiye`nin inşaat ve yapı sektöründe yükselen bir yıldız olmasına katkıda bulunuyor. Yapı Fuarı, yürüttüğü uluslararası işbirlikleriyle dünya genelindeki bilgi ve iş fırsatlarının bölgeye aktarılmasına aracılık ediyor. Online ücretsiz davetiye tıklayın >>

    SÜREÇ SERMAYESİ

    SÜREÇ SERMAYESİ Kurumsal başarıyı sadece maddi kaynaklar belirlemez. İnsan gücü, teknoloji ve finansal sermaye gibi klasik unsurların ötesinde, işletmelerin sürdürülebilir büyümesinde kritik rol oynayan bir kavram var: süreç sermayesi. Günümüzde şirketler, süreçlerini optimize ederek ve süreç temelli bilgi birikimini yöneterek rekabet avantajı elde edebiliyor. Süreç sermayesi, aslında bir işletmenin iş yapma biçiminden doğan, görünmeyen ama değer yaratan sermaye türü olarak tanımlanabilir. Süreç sermayesini daha iyi anlamak için öncelikle onu oluşturan temel unsurlara bakmak gerekiyor. Birincisi iş süreçlerinin yapısı. Şirketlerin üretimden hizmete kadar her adımda kullandığı sistematik yöntemler, süreç sermayesinin temel taşlarını oluşturur. Bu süreçlerin belgelenmesi, standartlaştırılması ve sürekli iyileştirilmesi, işletmeye hem hız hem de maliyet avantajı sağlar. Örneğin, bir otomotiv firmasının montaj hattındaki süreç iyileştirmeleri, sadece üretim hızını artırmakla kalmaz, aynı zamanda kaliteyi de yükseltir; bu da uzun vadede marka değerine doğrudan katkı sağlar. İkincisi, bilgi akışı ve deneyim yönetimi. Süreç sermayesi, çalışanların deneyimleri ve kurumsal hafızayla doğrudan ilişkilidir. Bir süreçte edinilen deneyimler ve elde edilen veriler, yeni süreç tasarımlarında kullanılabilir. Burada kritik nokta, bilginin kurum içinde etkin bir şekilde aktarılabilmesidir. Çoğu şirket, bilgi paylaşımını ihmal ettiği için süreç sermayesini tam anlamıyla kullanamaz. Örneğin, bir finans şirketinde kredi değerlendirme süreçlerinin standartlaştırılması ve bu süreçlerdeki tecrübelerin yeni çalışanlara aktarılması hem hata oranını düşürür hem de müşteri memnuniyetini artırır. Üçüncü unsur ise teknoloji ve otomasyon. Dijitalleşme, süreç sermayesinin değerini katlayan en önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. ERP (Kurumsal Kaynak Planlama) sistemleri, yapay zekâ destekli analizler ve otomasyon teknolojileri, süreçleri daha şeffaf ve ölçülebilir hâle getiriyor. Böylece şirketler, hangi süreçlerin değer yarattığını, hangi noktaların verimsiz olduğunu net bir şekilde görebiliyor. Örneğin, lojistik sektöründe kullanılan rota optimizasyon yazılımları hem yakıt maliyetlerini düşürür hem de teslimat sürelerini kısaltır; bu da süreç sermayesinin doğrudan ekonomik faydaya dönüşmesini sağlar. Ancak süreç sermayesi sadece şirket içi verimlilikle sınırlı değil. Müşteri ilişkilerinde de kritik rol oynuyor. İş süreçleri optimize edildikçe, müşterilere sunulan hizmet kalitesi artıyor, yanıt süreleri kısalıyor ve güven oluşuyor. Bu da şirketin pazar konumunu güçlendiriyor. Özellikle hizmet sektöründe, süreç sermayesi, müşteri memnuniyetini ve sadakatini artırmanın en etkili yollarından biri olarak görülüyor. Süreç sermayesinin yönetiminde dikkate alınması gereken bir diğer konu ise ölçümlenebilirlik. Birçok şirket süreçlerini iyileştirmek istese de hangi süreçlerin gerçekten değer yarattığını ve hangi yatırımların getirisi olduğunu net olarak ölçemiyor. Bu noktada süreç analitiği ve performans göstergeleri devreye giriyor. Örneğin, üretim hattında bir sürecin her aşamasına ait zaman ve maliyet verilerinin toplanması, darboğazların belirlenmesini sağlar ve süreç sermayesinin verimli kullanımı için rehber olur. Ekonomik krizler ve belirsizlik dönemlerinde süreç sermayesinin önemi daha da artıyor. Finansal kaynakların kısıtlı olduğu dönemlerde, verimli süreçler şirketlerin ayakta kalmasını sağlayan en önemli faktör haline geliyor. İyi tasarlanmış ve sürekli iyileştirilen süreçler, aynı kaynaklarla daha fazla değer yaratmayı mümkün kılıyor. Bu nedenle, süreç sermayesi sadece operasyonel bir konu değil, stratejik bir rekabet avantajı olarak değerlendirilmelidir. Sonuç olarak, süreç sermayesi, modern işletmelerin göz ardı edemeyeceği bir değer alanı olarak karşımıza çıkıyor. İnsan sermayesi ve teknolojik yatırımlar kadar, süreçlerin etkin yönetimi de şirketlerin uzun vadeli başarısında belirleyici oluyor. İşletmeler, süreçlerini belgeleyip standartlaştırarak, deneyimi kurumsal hafızaya dönüştürerek ve teknolojiyi doğru kullanarak süreç sermayesini güçlendirebilir. Bu da rekabetin yoğun olduğu günümüz pazarında ayakta kalabilmek için kritik bir strateji haline geliyor. Süreç sermayesinin farkında olan şirketler, sadece bugünü yönetmekle kalmıyor; aynı zamanda geleceğe yönelik sürdürülebilir bir değer…