2026 MART AYI KÜMES HAYVANCILIĞI ÜRETİMİ

2026 MART AYI KÜMES HAYVANCILIĞI ÜRETİMİ

Türkiye’de kümes hayvancılığı sektörü 2026 yılının mart ayında üretim artışını sürdürdü. Özellikle tavuk yumurtası üretimindeki güçlü yükseliş dikkat çekerken, tavuk eti üretimindeki artışın daha sınırlı kaldığı görüldü. Açıklanan veriler hem iç tüketimdeki canlılığın hem de sektörün üretim kapasitesindeki genişlemenin devam ettiğine işaret ediyor. Buna karşın yem maliyetleri, enerji giderleri ve ihracat pazarlarındaki belirsizlikler sektörün önündeki temel risk alanları olmayı sürdürüyor.

Mart 2026 dönemine ilişkin kümes hayvancılığı üretim verilerine göre tavuk eti üretimi geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,2 artarak 232 bin 63 tona ulaştı. Aynı dönemde kesilen tavuk sayısı yüzde 4,1 artışla 127 milyon 7 bin adet olurken, tavuk yumurtası üretimi ise yüzde 17,6 gibi dikkat çekici bir yükseliş göstererek 1 milyar 920 milyon 705 bin adede çıktı.

Yılın ilk çeyreğini kapsayan Ocak-Mart döneminde de sektör genel olarak büyüme eğilimini korudu. Üç aylık dönemde tavuk eti üretimi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,3 artarak 698 bin 650 ton seviyesine ulaştı. Kesilen tavuk sayısı yüzde 4,3 artarken, tavuk yumurtası üretimindeki yükseliş yüzde 16,8 oldu. Bu tablo, özellikle yumurta üretiminde kapasite kullanımının hızlandığını ortaya koyuyor.

YUMURTA ÜRETİMİNDE GÜÇLÜ SIÇRAMA

Veriler içinde en dikkat çekici gelişme yumurta üretimindeki hızlı yükseliş oldu. Mart ayında yıllık bazda yüzde 17,6 artan üretim, sektör açısından önemli bir büyüme performansı anlamına geliyor. Uzmanlara göre bu yükselişin arkasında birkaç temel neden bulunuyor.

İlk olarak iç piyasada yumurta tüketimi yüksek seyrediyor. Artan gıda fiyatları karşısında tüketiciler daha uygun maliyetli protein kaynaklarına yönelirken yumurta, fiyat-performans açısından öne çıkıyor. Özellikle kırmızı et fiyatlarının yüksek seyretmesi, hane halkı tüketim tercihlerinde yumurtanın payını artırıyor.

İkinci önemli unsur ise ihracat talebi. Orta Doğu başta olmak üzere yakın coğrafyadaki birçok ülkeye yapılan yumurta ihracatı sektörün üretim iştahını destekliyor. Bölgesel tedarik sorunları yaşayan ülkelerin Türkiye’den daha fazla ürün talep etmesi üretim hacmine doğrudan katkı sağlıyor.

Bunun yanında üreticilerin son dönemde modern tesis yatırımlarına hız vermesi de kapasite artışını destekleyen unsurlar arasında gösteriliyor. Teknoloji kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte verimlilik artarken, üretim kayıpları da azalıyor.

TAVUK ETİ ÜRETİMİNDE SINIRLI ARTIŞ

Tavuk eti üretiminde ise daha sınırlı bir büyüme yaşandı. Mart ayında yıllık bazda sadece yüzde 0,2 artış gerçekleşmesi, sektörün maliyet baskıları altında faaliyet gösterdiğini gösteriyor. Buna rağmen aylık bazda üretimde artış dikkat çekti. Şubat ayında 227 bin 793 ton olan tavuk eti üretimi mart ayında yüzde 1,9 yükselerek 232 bin 63 tona çıktı.

Sektör temsilcileri özellikle yem maliyetlerinin üretim üzerinde belirleyici olmaya devam ettiğini vurguluyor. Yem hammaddelerinde dışa bağımlılık, döviz kurundaki hareketlerin maliyetlere hızlı şekilde yansımasına neden oluyor. Mısır ve soya gibi temel girdilerdeki fiyat oynaklığı üreticilerin kâr marjlarını daraltıyor.

Enerji maliyetleri de sektör açısından önemli bir yük oluşturuyor. Kümeslerin ısıtılması, havalandırılması ve lojistik süreçlerdeki enerji ihtiyacı üretim giderlerini artırıyor. Bu nedenle üreticiler kapasite kullanımında daha temkinli hareket ediyor.

KESİLEN TAVUK SAYISINDA YÜKSELİŞ

Kesilen tavuk sayısındaki yüzde 4,1’lik artış ise sektörde üretim hareketliliğinin sürdüğünü gösteriyor. Ancak kesim sayısındaki yükselişin tavuk eti üretimine aynı oranda yansımaması, hayvan başına ortalama karkas ağırlığında değişim yaşandığına işaret ediyor olabilir.

Uzmanlar, üretim planlamasında ihracat taleplerinin yanı sıra iç piyasa fiyatlarının da belirleyici olduğunu ifade ediyor. Özellikle zincir marketlerin fiyat politikaları ve tüketici talebindeki değişimler üreticilerin arz kararlarını doğrudan etkiliyor.

BEYAZ ET SEKTÖRÜ STRATEJİK ÖNEMİNİ KORUYOR

Türkiye’de beyaz et sektörü, hayvansal protein ihtiyacının karşılanmasında stratejik bir konuma sahip bulunuyor. Tavuk eti, kırmızı ete göre daha erişilebilir fiyatlı olması nedeniyle geniş tüketici kitlesi tarafından tercih ediliyor. Bu durum sektörü hem ekonomik hem de sosyal açıdan önemli hale getiriyor.

Ayrıca sektör; yem sanayi, lojistik, ambalaj, veterinerlik hizmetleri ve perakende gibi birçok alanı da besleyen büyük bir ekonomik ekosistem oluşturuyor. Üretimde yaşanan artışlar, bağlantılı sektörlerde de hareketlilik yaratıyor.

Ancak sürdürülebilir büyüme için maliyet yönetimi kritik önem taşıyor. Üreticiler özellikle yem hammaddelerinde yerli üretimin artırılmasını ve enerji maliyetlerini azaltacak destek mekanizmalarının güçlendirilmesini talep ediyor.

ÜRETİM ARTIŞI FİYATLARA NASIL YANSIYACAK?

Üretimdeki yükselişin tüketici fiyatlarına etkisi ise merak konusu olmaya devam ediyor. Normal şartlarda arzın artması fiyatlar üzerinde dengeleyici etki oluşturabilir. Ancak maliyet baskılarının devam etmesi, üretim artışının fiyatlara tam anlamıyla yansımasını zorlaştırıyor.

Yumurta üretimindeki güçlü artışın kısa vadede piyasadaki arzı rahatlatabileceği değerlendiriliyor. Buna karşın yem ve enerji maliyetlerindeki yükseliş sürerse fiyatlarda kalıcı düşüş sağlanması kolay olmayabilir.

Önümüzdeki aylarda iç talebin seyri, ihracat pazarlarındaki gelişmeler ve tarımsal girdi maliyetleri kümes hayvancılığı sektörünün yönünü belirleyen temel faktörler olacak. Mevcut veriler ise sektörün üretim kapasitesini koruduğunu ve özellikle yumurta üretiminde güçlü büyüme eğilimini sürdürdüğünü gösteriyor.

Kaynak: TÜİK

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

Zaferozcivan59@gmail.com

Formun Altı

  • Benzer Haberler

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ Ekonomi çoğu insanın gözünde karmaşık rakamlar, grafikler ve televizyonda konuşan uzmanlardan ibaret gibi görünür. Oysa ekonomi dediğimiz şey aslında her gün verdiğimiz kararların toplamıdır. Sabah pazara giderken ne alacağımıza karar vermek de ekonomidir, bir fabrikanın yatırım yapması da devletin vergi artırması da. Çünkü ekonomik karar alma süreçleri, “eldeki sınırlı kaynaklarla en doğru tercihi yapma çabasıdır.” Bugün milyonlarca insan aynı sorularla karşı karşıya kalıyor:“Bu ay kredi çekmeli miyim?”“Ev almak mantıklı mı?”“Dolar yükselir mi?”“İş değiştirmeli miyim?”“Çocuğun eğitimine mi yatırım yapayım yoksa borç mu kapatayım?” Aslında ekonomi tam da bu soruların içinde yaşıyor. HAYATIN TAM ORTASINDAKİ EKONOMİ Ekonomik karar alma süreçleri sadece bakanlıkların ya da büyük şirketlerin işi değildir. Bir ev hanımı markette ürün seçerken de ekonomik karar verir. Bir öğrenci harçlığını harcarken de. Bir esnaf dükkânını açıp açmamaya karar verirken de. Çünkü herkesin ortak sorunu aynıdır: Kaynak sınırlıdır ama ihtiyaçlar sınırsızdır. Örneğin bir aile düşünelim. Evin geliri belli. Elektrik faturası var, kira var, çocukların masrafı var, mutfak gideri var. Aynı anda her isteği karşılamak mümkün olmayınca öncelik sırası belirlenir. İşte ekonomik karar alma süreci tam olarak burada başlar. Bazı aileler tasarrufu seçer. Bazıları borçlanır. Bazıları harcamayı kısar. Bazıları ek iş arar. Her tercih başka bir sonucu beraberinde getirir. Ekonomi aslında tercihlerin bilimidir. İNSAN HER ZAMAN MANTIKLI KARAR VERİR Mİ? Kitaplarda insanlar çoğu zaman “rasyonel” yani mantıklı kabul edilir. Ama gerçek hayat pek öyle değildir. İnsan sadece cebiyle değil, duygularıyla da karar verir. Mesela markete “sadece ekmek alacağım” diye girip poşeti doldurarak çıkmak oldukça yaygındır. Çünkü reklamlar, kampanyalar ve psikolojik etkiler kararlarımızı değiştirir. Ekonomide buna “davranışsal ekonomi” denir. İnsan bazen korkuyla hareket eder. Bazen sürü psikolojisine kapılır. Bazen geleceği düşünmeden anlık karar verir. Özellikle kriz dönemlerinde bu durum daha belirgin hale gelir. Bir ülkede insanlar ekonomiye güvenmiyorsa dövize yönelir. Bankaya güvenmiyorsa parasını evde tutar. Fiyatlar sürekli artıyorsa insanlar ihtiyaçları olmasa bile alışveriş yapmaya başlar. Çünkü “yarın daha pahalı olur” düşüncesi davranışları değiştirir. Yani ekonomik kararlar sadece matematik değildir. Güven, beklenti ve psikoloji de işin içindedir. ŞİRKETLER NASIL KARAR ALIYOR? Ekonomik karar alma süreçlerinin önemli bir bölümü şirketlerde yaşanır. Bir fabrikanın yatırım yapıp yapmayacağı, yeni işçi alıp almayacağı ya da üretimi azaltıp azaltmayacağı ülke ekonomisini doğrudan etkiler. Şirketler karar verirken birçok unsura bakar: Örneğin faizlerin çok yükseldiği bir ortamda yatırım yapmak zorlaşır. Çünkü kredi maliyeti artar. Döviz kuru aşırı oynaksa ithalat yapan şirket önünü göremez. Elektrik fiyatları hızla yükselirse üretim maliyetleri artar. Bu nedenle şirketler sadece bugünü değil, geleceği de hesaplamaya çalışır. Fakat ekonomide geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu yüzden ekonomik kararların içinde her zaman risk vardır. DEVLETLERİN VERDİĞİ KARARLAR NEDEN ÖNEMLİ? Ekonomik karar alma süreçlerinin en büyük aktörlerinden biri devlettir. Çünkü devletin aldığı kararlar doğrudan halkın hayatını etkiler. Vergi artışı olduğunda fiyatlar değişir.Faiz indirildiğinde kredi piyasası hareketlenir.Asgari ücret yükseldiğinde milyonlarca kişinin geliri değişir.Akaryakıt zamları ulaşımdan gıdaya kadar her alanı etkiler. Devletler ekonomik karar alırken genellikle üç temel hedef arasında denge kurmaya çalışır: Ancak bu hedeflerin hepsini aynı anda yönetmek kolay değildir. Örneğin ekonomiyi canlandırmak için piyasaya fazla para verilirse enflasyon yükselebilir. Enflasyonu düşürmek için faiz artırılırsa bu kez yatırımlar yavaşlayabilir. Yani ekonomi çoğu zaman “zor tercihler” alanıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi bazen toplumun hoşuna gitmeyen kararlar almak zorunda kalabilir. Ama burada önemli olan şey, alınan kararların tutarlı, anlaşılır…

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor. MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti. Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor. 17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı. Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor? KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor. 17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu. Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor. Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor. DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü. Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu. YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor. Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla…