AĞUSTOS 2025 TÜFE ORANLARI

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), 2025 yılı ağustos ayında bir önceki aya göre %2,04, bir önceki yılın aralık ayına göre %21,50, bir önceki yılın aynı ayına göre %32,95 ve on iki aylık ortalamalara göre %39,62 artış gösterdi.
Bu oranlar, enflasyonun resmî ölçümüne göre hâlâ yüksek seyrettiğini ancak geçtiğimiz yıllardaki zirvelere göre bir miktar gerilediğini ortaya koyuyor. Özellikle yıllık bazda %33’e yaklaşan artış, halkın alım gücünü doğrudan etkileyen bir tablo sunuyor.
TÜFE’nin yanı sıra bağımsız araştırma gruplarının verileri de enflasyonun halk nezdindeki algısının farklı olduğuna işaret ediyor. ENAGrup (ENAG), 2025 yılı ağustos ayında yıllık enflasyonu %65,49, aylık enflasyonu ise %3,23 olarak açıkladı. İstanbul Ticaret Odası (İTO) ise İstanbul için perakende fiyat endeksine göre enflasyonu yıllık %40,83 aylık ise %2,6 olarak hesapladı.
Böylece, aynı ay için üç farklı enflasyon oranı ortaya çıktı:
TÜİK TÜFE (resmî): %32,95
İstanbul enflasyonu (İTO): %40,80
ENAG enflasyonu: %65,49
Aradaki farklar, halkın “hissedilen enflasyon” ile resmî açıklamalar arasında neden mesafe olduğunu açık biçimde gösteriyor.
Halkın En Çok Kullandığı Harcama Kalemleri
TÜFE verileri içerisinde toplumun en fazla harcama yaptığı ana gruplar dikkat çekiyor. Ağustos 2025 itibarıyla bazı temel gruplardaki yıllık artışlar şöyle:
Gıda ve alkolsüz içecekler: %33,28
Konut (kira, elektrik, su, doğalgaz): %53,27
Sağlık: %36,59
Ulaştırma: %24,86
Eğitim: %60,91
Bu beş temel harcama kaleminin ortalaması alındığında, halkın gündelik yaşamında karşı karşıya kaldığı enflasyon oranı yaklaşık %41,78 seviyesinde gerçekleşiyor. Bu oran, TÜİK’in genel yıllık enflasyon oranı (%32,95) ile yakın ama özellikle konut kalemindeki %53’lük artış, toplumun en fazla hissedilen yükünü oluşturuyor. Kiralar ve enerji maliyetleri hane bütçesini zorlayan en önemli kalem olarak öne çıkıyor.
Yılbaşından Bu Yana ve 12 Aylık Ortalama Görünüm
Yılbaşından bu yana (Ocak–Ağustos 2025) TÜFE artışı: %21,50
Son 12 aylık ortalama artış (yıllıklandırılmış ortalama enflasyon): %39,62
Bu veriler, 2025 yılının ilk sekiz ayında fiyatların beşte bir oranında arttığını, yıllık ortalama bazda ise %40’a yakın bir enflasyonun kalıcı hale geldiğini gösteriyor. Yani tek bir ayın şoku değil, yapışkan bir fiyat artışıyla karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor.
Özellikle yılbaşından bu yana %21,5’lik artış, memur ve işçi maaşlarının ara dönemlerde yapılan zamlarına rağmen alım gücünü zayıflatıyor. Çünkü gelir artışları genellikle geriden geliyor ve fiyatlardaki hızla uyum sağlayamıyor.
Resmî TÜFE ile ENAG ve İstanbul Enflasyonu Arasındaki Fark
Farklı enflasyon göstergeleri arasında dikkat çekici bir uçurum bulunuyor:
TÜİK %33 yıllık artış açıklarken,
İstanbul %40,83 ile çok daha yüksek bir oranı işaret ediyor,
ENAG ise %65,49 “fiyatların son bir yılda ikiye katlandığını” ortaya koyuyor.
Bu farklılık, ölçüm yöntemlerinden, kapsama alanlarından ve ağırlıklandırmalardan kaynaklansa da vatandaşın pazarda, markette ya da kirada hissettiği fiyat artışlarının TÜİK’in açıkladığı oranların ötesinde olduğunu düşündürüyor.
Örneğin, İstanbul özelinde kira artışlarının %100’e yaklaşan seviyelere çıkması, markette temel ürünlerdeki çift haneli artışların sürmesi ve ulaştırma maliyetlerindeki dalgalanmalar, “hissedilen enflasyonu” resmî oranların üzerinde bir noktaya taşıyor.
Enflasyonun Toplumsal ve Ekonomik Etkileri
Konut Krizi Derinleşiyor
Konut kaleminde %53’ü aşan yıllık artış, barınma krizini daha görünür hale getiriyor. Özellikle büyükşehirlerde kira artışlarının kontrol altına alınamaması, dar gelirli hanelerin bütçelerini en çok zorlayan başlık. Enerji ve su gibi faturaların da yükselmesiyle birlikte konut harcamaları, hane gelirinin yarısına yaklaşıyor.
Gıda Harcamaları Temel Sorun
Gıda ve alkolsüz içeceklerdeki %33 artış, geniş kesimler için doğrudan yoksullaşma anlamına geliyor. Çünkü gıda harcamaları özellikle düşük ve orta gelir gruplarında bütçenin en büyük kısmını oluşturuyor. Bu kalemdeki her artış, gelir dağılımındaki eşitsizlikleri daha da keskinleştiriyor.
Ulaştırma ve Eğitimdeki Artışlar
Ulaştırmadaki %24,86’lık artış, akaryakıt fiyatları ve toplu taşıma zamlarıyla doğrudan bağlantılı. Eğitimde %60,91’lik artış ise okul masrafları, servis ücretleri ve kırtasiye fiyatlarındaki yükselişle ailelerin yükünü artırıyor.
Sağlık Harcamalarında Yükseliş
Sağlık kaleminde %36 yı aşan enflasyon, özel hastanelerde muayene ve ilaç fiyatlarının yükselmesiyle açıklanabilir. Bu durum, sosyal güvenlik sistemi üzerindeki baskıyı artırırken, halkın sağlık hizmetlerine erişimini zorlaştırıyor.
Halkın Algısı ve Resmî Veriler Arasındaki Mesafe
ENAG ve İstanbul verileri, halkın hissettiği fiyat artışlarını daha iyi yansıtıyor gibi görünüyor. Resmî veriler ile bağımsız ölçümler arasındaki büyük fark, toplumun istatistiklere olan güvenini de tartışmalı hale getiriyor.
Sonuç: Kalıcı Yüksek Enflasyon ve Güven Bunalımı
Ağustos 2025 enflasyon tablosu, Türkiye ekonomisinin yüksek enflasyon sarmalından çıkmakta zorlandığını gösteriyor. TÜİK’in açıkladığı %33 seviyesindeki enflasyon dahi, dünyadaki pek çok ülkenin katbekat üzerinde. ENAG’ın %65,49, İstanbul’un %40,83 seviyelerinde ölçtüğü enflasyon ise vatandaşın alım gücündeki kaybı daha sert bir şekilde yansıtıyor.
Yılbaşından bu yana %21,5, yıllık ortalama bazda %33’e yakın bir enflasyon, ekonomik dengeler üzerinde baskı yaratmaya devam ediyor. Özellikle gıda ve konut kalemlerindeki artışlar, toplumun geniş kesimlerinin hayat standartlarını aşağı çekiyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde fiyat istikrarı için sadece para politikası değil, aynı zamanda kira piyasası, gıda arzı, eğitim ve sağlık alanlarında da kapsamlı yapısal çözümler üretilmesi gerekiyor. Aksi takdirde, resmî oranlarla halkın hissettiği enflasyon arasındaki uçurum daha da derinleşecek.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
zaferozcivan@gmail.com

  • Benzer Haberler

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ Ekonomi çoğu insanın gözünde karmaşık rakamlar, grafikler ve televizyonda konuşan uzmanlardan ibaret gibi görünür. Oysa ekonomi dediğimiz şey aslında her gün verdiğimiz kararların toplamıdır. Sabah pazara giderken ne alacağımıza karar vermek de ekonomidir, bir fabrikanın yatırım yapması da devletin vergi artırması da. Çünkü ekonomik karar alma süreçleri, “eldeki sınırlı kaynaklarla en doğru tercihi yapma çabasıdır.” Bugün milyonlarca insan aynı sorularla karşı karşıya kalıyor:“Bu ay kredi çekmeli miyim?”“Ev almak mantıklı mı?”“Dolar yükselir mi?”“İş değiştirmeli miyim?”“Çocuğun eğitimine mi yatırım yapayım yoksa borç mu kapatayım?” Aslında ekonomi tam da bu soruların içinde yaşıyor. HAYATIN TAM ORTASINDAKİ EKONOMİ Ekonomik karar alma süreçleri sadece bakanlıkların ya da büyük şirketlerin işi değildir. Bir ev hanımı markette ürün seçerken de ekonomik karar verir. Bir öğrenci harçlığını harcarken de. Bir esnaf dükkânını açıp açmamaya karar verirken de. Çünkü herkesin ortak sorunu aynıdır: Kaynak sınırlıdır ama ihtiyaçlar sınırsızdır. Örneğin bir aile düşünelim. Evin geliri belli. Elektrik faturası var, kira var, çocukların masrafı var, mutfak gideri var. Aynı anda her isteği karşılamak mümkün olmayınca öncelik sırası belirlenir. İşte ekonomik karar alma süreci tam olarak burada başlar. Bazı aileler tasarrufu seçer. Bazıları borçlanır. Bazıları harcamayı kısar. Bazıları ek iş arar. Her tercih başka bir sonucu beraberinde getirir. Ekonomi aslında tercihlerin bilimidir. İNSAN HER ZAMAN MANTIKLI KARAR VERİR Mİ? Kitaplarda insanlar çoğu zaman “rasyonel” yani mantıklı kabul edilir. Ama gerçek hayat pek öyle değildir. İnsan sadece cebiyle değil, duygularıyla da karar verir. Mesela markete “sadece ekmek alacağım” diye girip poşeti doldurarak çıkmak oldukça yaygındır. Çünkü reklamlar, kampanyalar ve psikolojik etkiler kararlarımızı değiştirir. Ekonomide buna “davranışsal ekonomi” denir. İnsan bazen korkuyla hareket eder. Bazen sürü psikolojisine kapılır. Bazen geleceği düşünmeden anlık karar verir. Özellikle kriz dönemlerinde bu durum daha belirgin hale gelir. Bir ülkede insanlar ekonomiye güvenmiyorsa dövize yönelir. Bankaya güvenmiyorsa parasını evde tutar. Fiyatlar sürekli artıyorsa insanlar ihtiyaçları olmasa bile alışveriş yapmaya başlar. Çünkü “yarın daha pahalı olur” düşüncesi davranışları değiştirir. Yani ekonomik kararlar sadece matematik değildir. Güven, beklenti ve psikoloji de işin içindedir. ŞİRKETLER NASIL KARAR ALIYOR? Ekonomik karar alma süreçlerinin önemli bir bölümü şirketlerde yaşanır. Bir fabrikanın yatırım yapıp yapmayacağı, yeni işçi alıp almayacağı ya da üretimi azaltıp azaltmayacağı ülke ekonomisini doğrudan etkiler. Şirketler karar verirken birçok unsura bakar: Örneğin faizlerin çok yükseldiği bir ortamda yatırım yapmak zorlaşır. Çünkü kredi maliyeti artar. Döviz kuru aşırı oynaksa ithalat yapan şirket önünü göremez. Elektrik fiyatları hızla yükselirse üretim maliyetleri artar. Bu nedenle şirketler sadece bugünü değil, geleceği de hesaplamaya çalışır. Fakat ekonomide geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu yüzden ekonomik kararların içinde her zaman risk vardır. DEVLETLERİN VERDİĞİ KARARLAR NEDEN ÖNEMLİ? Ekonomik karar alma süreçlerinin en büyük aktörlerinden biri devlettir. Çünkü devletin aldığı kararlar doğrudan halkın hayatını etkiler. Vergi artışı olduğunda fiyatlar değişir.Faiz indirildiğinde kredi piyasası hareketlenir.Asgari ücret yükseldiğinde milyonlarca kişinin geliri değişir.Akaryakıt zamları ulaşımdan gıdaya kadar her alanı etkiler. Devletler ekonomik karar alırken genellikle üç temel hedef arasında denge kurmaya çalışır: Ancak bu hedeflerin hepsini aynı anda yönetmek kolay değildir. Örneğin ekonomiyi canlandırmak için piyasaya fazla para verilirse enflasyon yükselebilir. Enflasyonu düşürmek için faiz artırılırsa bu kez yatırımlar yavaşlayabilir. Yani ekonomi çoğu zaman “zor tercihler” alanıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi bazen toplumun hoşuna gitmeyen kararlar almak zorunda kalabilir. Ama burada önemli olan şey, alınan kararların tutarlı, anlaşılır…

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor. MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti. Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor. 17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı. Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor? KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor. 17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu. Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor. Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor. DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü. Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu. YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor. Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla…