KAYIT DIŞI İLE MÜCADELEDE YENİ DÖNEM

Hazine ve maliye bakanlığı, kayıt dışı ekonominin önüne geçmek, vergi kayıp ve kaçağını önlemek amacıyla bir dizi önlemler almaya devam ediyor ve en doğrusunu yaptığı da kesindir. Çünkü ülkemizde kayıt dışı ekonominin devlet gelirlerini olumsuz yönde etkilediği ve bunun sonunda da başta enflasyon olmak üzere ekonomiye çeşitli zararlar verdiği açıktır.

Ülkemizde en büyük sorunlardan birisi olan gelir adaletsizliğinin önüne geçilmesi, vergide adaletin sağlanması için alınan önlemleri geç kalınmış da olsa alkışlamak gerekir. Bu konuda bakanımız Sn. Mehmet Şimşek yaygın ve yoğun denetimlerin sürekli hale getirileceğini önemle vurgulamaktadır.

Öncelikle İBAN yoluyla yapılan ödemelerin veya tahsilatların denetim altına alınmasıyla birlikte bugüne kadar yapılan işlemlerde 1,5 milyar TL tutarında kayıt dışılık tespit edildi ve bu işlemi yapanlara ceza yağdı. Yapılan denetimlerde önemli sektörleri içinde bulunduran kesime 250 milyon TL ceza kesildiği belirtildi.

Globalleşen dünyada ve ülkemizde bilişim teknolojilerinin kullanımının hızla büyüdüğü bir ortamda vergi kayıp ve kaçağının önlenmesi konusunda teknolojiden faydalanarak dijital ortamda denetimin son derece kolay olması gerekir. Çünkü her mükellefin faaliyetleri vergi daireleri tarafından görülmektedir.

Vergi kaçırmak için İBAN yerine elden nakit alışverişi yapan mükellefler de denetim altına alındı ve fiş veya fatura düzenlemeyen mükellefler de kontrol altına alınacak. Yapılan denetimlerde fiş ve fatura düzenlemeyen alıcı ve satıcıya da ceza işlemi uygulanacak. Yani nihai tüketiciler de bu konuda sorumlu olacak.

Bir başka düzenleme de artık 7 bin TL ve üzeri alışverişler elden nakitle değil; banka, PTT veya finansal kurum aracılığıyla yapılacak. Örneğin 15 bin TL tutarında bir alışveriş yapan bir tüketici vergi mükellefi olmasa dahi ödemesini finansal kuruluşlar aracılığıyla yapmak zorunda kalacak. Bu işleme uymayanlar nihai tüketici de dahil olmak üzere her tespit için alışveriş tutarının %10 u oranında ceza ödemek zorunda kalacak ve bu tutar 5000 TL’den düşük olmayacak.

Yukarıda anlatmaya çalıştığım önlemlerin ekonomiye sağlayacağı olumlu etkileri olacağı kesindir. Ancak şimdiye kadar yapılan açıklamalarda kurumlar vergisi için cironun minimum %15 i matrah kabul edileceği belirtilmişti ama alınan kararlarda göremiyoruz ve neden kaldırıldığını da bilemiyoruz. Ayrıca büyük şirketlerden silinen vergi borçlarını da unutmamak gerekir.

Tüm bu alınan önlemlerin genel sebebi devletin gelir kaynaklarını arttırmak olduğu gerçeğinden yola çıkarsak bundan bir süre önce açıklanan kamuda tasarruf önlemlerine de uymak gerekecektir. Ancak vatandaş olarak devlette yapılan tasarruf önlemlerini örnek almamız gerekirken bazı devler yetkililerinin birkaç araç kullanması, bir bakanlığın 24 milyon TL ye tuvalet yaptırması gibi örneklere bakıldığında tasarruf tedbirlerine uyulmadığı gerçeği ile karşılaşıyoruz.

Bir başka konu da bazı dönemlerde devletin paraya olan ihtiyaçları göz önüne alınarak yapılan vergi aflarıdır. Durum böyle olunca özellikle enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde bazı mükelleflerin nasıl olsa af gelir düşüncesiyle vergilerini ödemedikleri olasılığıdır. Çıkarılan bu aflar, vergisini zamanında ve tam ödeyen mükellefleri de bir yerde cezalandırmaktır.

Vergi, vatandaşlara hizmet etmek amacıyla her mükellefin kazancı oranında toplanan devletin en önemli gelir kaynağıdır. Bu anlamda incelediğimizde hepimiz vatandaşlık görevimizi yerine getirmek zorunda olduğumuz kesindir.

Ülkemizde vergi gelirleri incelendiğinde ücretli kesimin ödedikleri vergi toplamı, mükelleflerin verdiği toplam vergiden daha fazla olduğu görülmektedir. Demek ki kurumlar veya şirketler vergilerini gerektiği şekilde ödememekte ve asıl vergi yükü çalışanların sırtındadır. Öncelikle bu konunun düzeltilmesi ve kamuoyunda konuşulduğu gibi vergiyi tabana değil tavana yaymak gerekir.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

zozcivan@hotmail.com

  • Benzer Haberler

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ Ekonomi çoğu insanın gözünde karmaşık rakamlar, grafikler ve televizyonda konuşan uzmanlardan ibaret gibi görünür. Oysa ekonomi dediğimiz şey aslında her gün verdiğimiz kararların toplamıdır. Sabah pazara giderken ne alacağımıza karar vermek de ekonomidir, bir fabrikanın yatırım yapması da devletin vergi artırması da. Çünkü ekonomik karar alma süreçleri, “eldeki sınırlı kaynaklarla en doğru tercihi yapma çabasıdır.” Bugün milyonlarca insan aynı sorularla karşı karşıya kalıyor:“Bu ay kredi çekmeli miyim?”“Ev almak mantıklı mı?”“Dolar yükselir mi?”“İş değiştirmeli miyim?”“Çocuğun eğitimine mi yatırım yapayım yoksa borç mu kapatayım?” Aslında ekonomi tam da bu soruların içinde yaşıyor. HAYATIN TAM ORTASINDAKİ EKONOMİ Ekonomik karar alma süreçleri sadece bakanlıkların ya da büyük şirketlerin işi değildir. Bir ev hanımı markette ürün seçerken de ekonomik karar verir. Bir öğrenci harçlığını harcarken de. Bir esnaf dükkânını açıp açmamaya karar verirken de. Çünkü herkesin ortak sorunu aynıdır: Kaynak sınırlıdır ama ihtiyaçlar sınırsızdır. Örneğin bir aile düşünelim. Evin geliri belli. Elektrik faturası var, kira var, çocukların masrafı var, mutfak gideri var. Aynı anda her isteği karşılamak mümkün olmayınca öncelik sırası belirlenir. İşte ekonomik karar alma süreci tam olarak burada başlar. Bazı aileler tasarrufu seçer. Bazıları borçlanır. Bazıları harcamayı kısar. Bazıları ek iş arar. Her tercih başka bir sonucu beraberinde getirir. Ekonomi aslında tercihlerin bilimidir. İNSAN HER ZAMAN MANTIKLI KARAR VERİR Mİ? Kitaplarda insanlar çoğu zaman “rasyonel” yani mantıklı kabul edilir. Ama gerçek hayat pek öyle değildir. İnsan sadece cebiyle değil, duygularıyla da karar verir. Mesela markete “sadece ekmek alacağım” diye girip poşeti doldurarak çıkmak oldukça yaygındır. Çünkü reklamlar, kampanyalar ve psikolojik etkiler kararlarımızı değiştirir. Ekonomide buna “davranışsal ekonomi” denir. İnsan bazen korkuyla hareket eder. Bazen sürü psikolojisine kapılır. Bazen geleceği düşünmeden anlık karar verir. Özellikle kriz dönemlerinde bu durum daha belirgin hale gelir. Bir ülkede insanlar ekonomiye güvenmiyorsa dövize yönelir. Bankaya güvenmiyorsa parasını evde tutar. Fiyatlar sürekli artıyorsa insanlar ihtiyaçları olmasa bile alışveriş yapmaya başlar. Çünkü “yarın daha pahalı olur” düşüncesi davranışları değiştirir. Yani ekonomik kararlar sadece matematik değildir. Güven, beklenti ve psikoloji de işin içindedir. ŞİRKETLER NASIL KARAR ALIYOR? Ekonomik karar alma süreçlerinin önemli bir bölümü şirketlerde yaşanır. Bir fabrikanın yatırım yapıp yapmayacağı, yeni işçi alıp almayacağı ya da üretimi azaltıp azaltmayacağı ülke ekonomisini doğrudan etkiler. Şirketler karar verirken birçok unsura bakar: Örneğin faizlerin çok yükseldiği bir ortamda yatırım yapmak zorlaşır. Çünkü kredi maliyeti artar. Döviz kuru aşırı oynaksa ithalat yapan şirket önünü göremez. Elektrik fiyatları hızla yükselirse üretim maliyetleri artar. Bu nedenle şirketler sadece bugünü değil, geleceği de hesaplamaya çalışır. Fakat ekonomide geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu yüzden ekonomik kararların içinde her zaman risk vardır. DEVLETLERİN VERDİĞİ KARARLAR NEDEN ÖNEMLİ? Ekonomik karar alma süreçlerinin en büyük aktörlerinden biri devlettir. Çünkü devletin aldığı kararlar doğrudan halkın hayatını etkiler. Vergi artışı olduğunda fiyatlar değişir.Faiz indirildiğinde kredi piyasası hareketlenir.Asgari ücret yükseldiğinde milyonlarca kişinin geliri değişir.Akaryakıt zamları ulaşımdan gıdaya kadar her alanı etkiler. Devletler ekonomik karar alırken genellikle üç temel hedef arasında denge kurmaya çalışır: Ancak bu hedeflerin hepsini aynı anda yönetmek kolay değildir. Örneğin ekonomiyi canlandırmak için piyasaya fazla para verilirse enflasyon yükselebilir. Enflasyonu düşürmek için faiz artırılırsa bu kez yatırımlar yavaşlayabilir. Yani ekonomi çoğu zaman “zor tercihler” alanıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi bazen toplumun hoşuna gitmeyen kararlar almak zorunda kalabilir. Ama burada önemli olan şey, alınan kararların tutarlı, anlaşılır…

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor. MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti. Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor. 17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı. Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor? KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor. 17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu. Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor. Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor. DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü. Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu. YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor. Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla…