2023 YAŞLI PROFİLİMİZ

Demografik yapımız incelendiğinde yaşlı nüfusumuzun arttığı ve beklenen yaşam sürelerinin doğal olarak azaldığını görebiliriz.

Ülkemizde yaşlılarımızın bazıları sosyal yardım alarak hayatlarını idame ettirmeye, bazı şanslı yaşlılarımız ise devletin huzurevlerinde maddi gücü olanlar ise özel huzur evlerinde yaşam mücadelesi vermektedir. Genel olarak bakıldığında da doğal olarak sağlık sorunları yaşlandıkça ortaya çıktığından evde bakım hizmetleri de aslında yaşlılara bakım için hizmete girmiş durumdadır. Bu bağlamda bakıldığında örnek vermek gerekirse yaşlı bir diyaliz hastası bireyin diyaliz merkezine götürülüp getirilmesi, belediyeler tarafından ambulans vasıtasıyla ücretsiz olarak verilmektedir.

Aşağıdaki TÜİK in yaşlı profili araştırması oldukça uzun bilgileri içerdiğinden fazla yorum yapmadan 2023 yaşlı profil araştırmasını aynen paylaşıyorum.

Araştırma kapsamında 50 ve daha yukarı yaştaki 29 bin 785 kişi ile ilgili bilgi derlendi

Türkiye Yaşlı Profili Araştırması, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü arasında 10 Mayıs 2023 tarihinde imzalanan protokol kapsamında yürütülmüştür.

Araştırma ile Türkiye’de yaşlı nüfus ile ilgili politikaların geliştirilmesine temel teşkil etmek üzere somut verilerin elde edilmesi, mevcut verilerin bir araya getirilmesi ve yaşlı refahı göstergelerinin elde edilmesi amaçlanmıştır.

Araştırma kapsamında, içinde 50 ve daha yukarı yaşta en az bir fert bulunan 22 bin 640 örnek hane belirlenmiştir. Araştırmanın örneklem tasarımı, İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflaması (İBBS) 1. Düzeye göre 12 bölge bazında tahmin üretecek şekilde tasarlanmıştır.

Seçilen hanelerde yaşayan 50 ve daha yukarı yaştaki kişilere demografik bilgiler, çalışma hayatı ve ekonomik durum, sağlık, bağımsız yaşam, bakım ve sosyal yardımlar, çevre, toplumsal hayata katılım, yaşam memnuniyeti, afet ve acil durumlar, yaşlı hakları ve ayrımcılık konularında sorular içeren anket uygulanmıştır. İleri yaşlarda olup anketi cevaplamayı kısıtlayan herhangi bir sağlık problemi ya da engeli olan kişiler için yerine cevap verebilecek nitelikteki (kişiyi tanıyan ve onunla ilgili bilgiye sahip hane halkı üyesi olan ya da olmayan) bir fertten bilgiler alınmıştır. Bu durumda, algı ya da görüş içeren sübjektif sorular sorulmamıştır.

Araştırma sonuçlarından elde edilen temel bilgiler aşağıda verilmiştir.

Kronik hastalığı olan 65+ yaştaki kişilerin oranı %78,7 oldu

Hipertansiyon, diyabet, kalp hastalığı, kanser, böbrek yetmezliği, inme-felç, hepatit, astım vb. kronik (süreğen) hastalığı olan 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %78,7 oldu.

Kronik hastalığı olan 65 ve daha yukarı yaştaki kişiler içinde kronik hastalığının günlük faaliyetlerini; ciddi ölçüde kısıtladığını belirtenlerin oranı %32,3, ciddi ölçüde kısıtlamadığını belirtenlerin oranı %55,2 ve kısıtlamadığını belirtenlerin oranı %12,5 oldu.

Kronik hastalığı olan 65 ve daha yukarı yaştaki kişiler İBBS 1. Düzeye göre incelendiğinde, kronik hastalığı olan kişilerin oranının en fazla olduğu bölgenin %83,0 ile Doğu Karadeniz Bölgesi olduğu görüldü. Bu bölgede kronik hastalığının günlük faaliyetlerini ciddi ölçüde kısıtladığını belirtenlerin oranı ise %46,6 oldu. Kronik hastalığı olan kişilerin oranının en az olduğu bölgenin %74,9 ile Doğu Marmara Bölgesi olduğu görüldü. Bu bölgede kronik hastalığının günlük faaliyetlerini ciddi ölçüde kısıtladığını belirtenlerin oranı ise %30,2 oldu.

Görmede çok zorlanan ya da hiç göremeyen 65+ yaştaki kişilerin oranı %10,1 oldu

İşlevsel zorluk çeken (çok zorlanan ya da hiç yapamayan) 65 ve daha yukarı yaştaki kişiler incelendiğinde, görmede zorluk çeken kişilerin oranının %10,1, duymada zorluk çekenlerin oranının %10,6, konuşmada zorluk çekenlerin oranının ise %2,2 olduğu görüldü. Yürüme, merdiven çıkma veya inmede zorluk çekenlerin oranı %27,1, bir şeyler taşıma veya tutmada zorluk çekenlerin oranı %29,7, yaşıtlarına göre öğrenme, basit dört işlem yapma, hatırlama veya dikkatini toplamada zorluk çekenlerin oranı ise %13,8 oldu. 

Görmede zorluk çeken 65 ve daha yukarı yaştaki erkeklerin oranı %8,4 iken kadınların oranı %11,4 oldu. Duymada zorluk çeken erkeklerin oranı %10,0 iken kadınların oranı %11,0, konuşmada zorluk çeken erkeklerin oranı %2,0 iken kadınların oranı %2,3 oldu.

Yürüme, merdiven çıkma veya inmede zorluk çeken erkeklerin oranı %18,2 iken kadınların oranı %34,3, bir şeyler taşıma veya tutmada zorluk çeken erkeklerin oranı %19,9 iken kadınların oranı %37,5 oldu. Yaşıtlarına göre öğrenme, basit dört işlem yapma, hatırlama veya dikkatini toplamada zorluk çeken erkeklerin oranı %8,7 iken kadınların oranı %18,0 oldu.

İşlevsel zorluk çeken 65 ve daha yukarı yaştaki kişiler İBBS 1. Düzeye göre incelendiğinde, görmede zorluk çeken kişilerin oranının en yüksek olduğu bölgenin %18,4 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi olduğu görüldü. Duymada zorluk çeken kişilerin oranının en yüksek olduğu bölgenin %15,4 ile Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi, konuşmada zorluk çeken kişilerin oranının en yüksek olduğu bölgenin ise %4,6 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi olduğu görüldü.

Genel sağlık durumunu iyi ya da çok iyi olarak belirten 65+ yaştaki kişilerin oranı %22,7 oldu

Genel sağlık durumunu iyi olarak belirten 50 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %32,4 iken çok iyi olarak belirtenlerin oranı %2,5 oldu. Sağlık durumunu orta olarak belirten kişilerin oranı %45,9 iken kötü olarak belirtenlerin oranı %16,9 ve çok kötü olarak belirtenlerin oranı %2,4 oldu.

Genel sağlık durumunu iyi olarak belirten 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %21,4 iken çok iyi olarak belirtenlerin oranı %1,3 oldu. Sağlık durumunu orta olarak belirten kişilerin oranı %48,7 iken kötü olarak belirtenlerin oranı %24,6 ve çok kötü olarak belirtenlerin oranı %4,1 oldu.

Engelli sağlık kurulu raporu olan 65+ yaştaki kişilerin oranı %8,7 oldu

Engelli sağlık kurulu raporu olan 50 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %7,6 oldu. Bu oran 65 ve daha yukarı yaştaki kişiler için %8,7 oldu. Engelli sağlık kurulu raporu olan 65 ve daha yukarı yaştaki erkeklerin ve kadınların oranının %8,7 ile aynı olduğu görüldü.

Engelli sağlık kurulu raporu olan 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin %77,6’sının kronik hastalık, %48,7’sinin ortopedik, %23,0’ının görme, %15,2’sinin işitme, %11,7,’sinin zihinsel, %10,0’ının dil ve konuşma, %7,6’sının ruhsal ve duygusal ve %1,4’ünün diğer nedenler ile engelli sağlık kurulu raporu olduğu görüldü.

Düzenli olarak fiziksel aktivite, egzersiz veya spor yapan 65+ yaştaki kişilerin oranı %18,3 oldu

Her gün veya hemen hemen her gün fiziksel aktivite, egzersiz veya spor yapan 50 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %21,5 oldu. Bu oran 65 ve daha yukarı yaştaki kişiler için %18,3 oldu.

Her gün veya hemen hemen her gün fiziksel aktivite, egzersiz veya spor yapan 65 ve daha yukarı yaştaki erkeklerin oranı %25,5 iken kadınların oranı %12,5 oldu.

Hiçbir zaman fiziksel aktivite, egzersiz veya spor yapamayan 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %51,4 oldu. Erkeklerin oranı %43,3 iken kadınların oranı %57,8 oldu. Hiçbir zaman fiziksel aktivite, egzersiz veya spor yapamayan 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin %66,2’sinin sağlık nedeniyle yapamadığı görüldü. Bu oran erkekler için %58,0, kadınlar için ise %71,1 oldu.

Her gün tütün mamulü kullanan 65+ yaştaki kişilerin oranı %11,3 oldu

Her gün tütün mamulü kullanan 50 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %21,6 oldu. Bu oran 65 ve daha yukarı yaştaki kişiler için %11,3 oldu.

Her gün tütün mamulü kullanan 65 ve daha yukarı yaştaki erkeklerin oranı %20,0 iken kadınların oranı %4,3 oldu.

Hiç tütün mamulü kullanmamış olan 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %65,6 iken bu oranın erkeklerde %37,6, kadınlarda %88,0 olduğu görüldü. Daha önce tütün mamulü kullanmış olup kullanmayı bırakan 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %21,0 iken bu oranın erkeklerde %39,4, kadınlarda %6,4 olduğu görüldü. 

En az bir 65+ yaşta fert bulunan hanelerin %81,8’inin ev sahibi olduğu görüldü

En az bir 65 ve daha yukarı yaşta fert bulunan hanelerin %81,8’inin ev sahibi, %10,4’ünün kiracı ve %7,7’sinin lojmanda yaşadığı ya da ev sahibi olmayıp kira ödemediği görüldü.

İBBS 1. Düzeye göre en az bir 65 ve daha yukarı yaşta fert bulunan haneler içinde ev sahibi olanların oranının en fazla olduğu bölgenin %91,2 ile Ortadoğu Anadolu Bölgesi, en az olduğu bölgenin ise %74,1 ile İstanbul olduğu görüldü.

Evde yalnızken kendini güvende hisseden 65+ yaştaki kişilerin oranı %86,6 oldu

Evde yalnızken kendini güvende hisseden 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %86,6 iken bu oran erkeklerde %91,3, kadınlarda ise %82,9 oldu. Evde yalnızken kendini güvende hissetmeyen ya da kısmen güvende hisseden kişilerin oranı %13,4 iken bu oran erkeklerde %8,7, kadınlarda ise %17,1 oldu.

İBBS 1. Düzeye göre evde yalnızken kendini güvende hisseden 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranının %92,5 ile en fazla Batı Marmara Bölgesinde olduğu görüldü. Bu bölgede evde yalnızken kendini güvende hissetme oranı erkeklerde %94,9, kadınlarda ise %90,4 oldu.

Evde yalnızken kendini güvende hisseden kişilerin oranının %75,0 ile en az Güneydoğu Anadolu Bölgesinde olduğu görüldü. Bu bölgede evde yalnızken kendini güvende hissetme oranı erkeklerde %82,9, kadınlarda ise %69,2 oldu.  

  Son 12 ay içinde konutun içinde ya da dışında düşen 65+ yaştaki kişilerin oranı %24,0 oldu

Son 12 ay içinde konutun içinde ya da dışında düşen 50 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %17,5 iken bu oran 65 ve daha yukarı yaştaki kişiler için %24,0 oldu. Konutun içinde ya da dışında düşen 65 ve daha yukarı yaştaki erkeklerin oranı %19,1 iken kadınların oranı %28,0 oldu.

Konutun içinde ya da dışında düşen 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin %32,2 ile en fazla sokakta yürürken ya da karşıdan karşıya geçerken düştüğü görüldü. Düşen 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin %29,0’ının odada ya da salonda, %17,6’sının banyo ya da tuvalette, %13,8’inin konutun dışında herhangi bir binada, %12,6’sının merdivende, %8,7’sinin ise yataktan kalkarken ya da yatağa yatarken düştüğü görüldü. Düşen kişilerin %7,4’ünün mutfakta, %6,1’inin balkonda, %4,2’sinin taşıta binerken ya da taşıttan inerken ve %1,9’unun diğer yerlerde düştüğü görüldü.

 Yalnız yaşayan 65+ yaştaki kişilerin oranı %20,4 oldu

Yalnız yaşayan 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %20,4 iken eşiyle yaşayan kişilerin oranı %35,8, oğlu/gelini, kızı/damadı ve torunlarıyla yaşayan kişilerin oranı %17,0, eşi ve çocuklarıyla yaşayan kişilerin oranı ise %13,1 oldu.

Yalnız yaşayan erkeklerin oranı %11,9 iken eşiyle yaşayanların oranı %46,5, eşi ve çocuklarıyla yaşayanların oranı %19,1, oğlu/gelini, kızı/damadı ve torunlarıyla yaşayanların oranı %6,2 oldu. Yalnız yaşayan kadınların oranı %27,2 iken eşiyle yaşayanların oranı %27,3, eşi ve çocuklarıyla yaşayanların oranı %8,4, oğlu/gelini, kızı/damadı ve torunlarıyla yaşayanların oranı %25,7 oldu.

Alışverişini kendi yapabilen 65+ yaştaki kişilerin oranı %55,1 oldu

Lawton-Brody Enstrümantal Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeğinde yer alan bileşenler kapsamında kişilerin günlük aktiviteleri yapabilme durumları incelendiğinde, 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin %85,7’sinin telefon kullanabildiği, %55,1’inin alışverişini kendi yapabildiği, %61,1’inin yemeğini kendi hazırlayabildiği, %76,6’sının ev temizliği yapabildiği görüldü. Kişilerin %72,8’sinin çamaşır yıkayabildiği, %76,3’ünün yolculuk yapabildiği, %85,5’inin ilaçlarını kendi başına kullanabildiği, %74,0’ının parasal işlerini yapabildiği görüldü.

Erkeklerin %91,2’sinin telefon kullanabildiği, %71,7’sinin alışverişini kendi yapabildiği, %57,0’ının yemeğini kendi hazırlayabildiği, %76,7’sinin ev temizliği yapabildiği görüldü. Erkeklerin %68,0’sının çamaşır yıkayabildiği, %86,0’ının yolculuk yapabildiği, %88,5’inin ilaçlarını kendi başına kullanabildiği, %87,5’inin parasal işlerini yapabildiği görüldü.

Kadınların %81,3’ünün telefon kullanabildiği, %41,7’sinin alışverişini kendi yapabildiği, %64,3’ünün yemeğini kendi hazırlayabildiği, %76,5’inin ev temizliği yapabildiği görüldü. Kadınların %76,7’sinin çamaşır yıkayabildiği, %68,6’sının yolculuk yapabildiği, %83,3’ünün ilaçlarını kendi başına kullanabildiği, %63,2’sinin parasal işlerini yapabildiği görüldü.    

Kendi başına banyo yapabilen 65+ yaştaki kişilerin oranı %86,5 oldu

KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeğinde yer alan bileşenler kapsamında kişilerin günlük aktiviteleri yapabilme durumları incelendiğinde, 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin, %86,5’inin kendi başına banyo yapabildiği, %89,5’inin kendi başına giyinebildiği, %92,1’inin kendi başına tuvaletini yapabildiği görüldü. Kişilerin %92,1’inin kendi başına yataktan kanepeye geçebildiği, %83,1’inin tuvaletini tutabildiği, %95,2’sinin yemeği kendi başına yiyebildiği görüldü.

Erkeklerin %90,9’unun kendi başına banyo yapabildiği, %92,4’ünün kendi başına giyinebildiği, %94,5’inin kendi başına tuvaletini yapabildiği görüldü. Erkeklerin, %94,5’inin kendi başına yataktan kanepeye geçebildiği, %87,0’ının tuvaletini tutabildiği, %96,2’sinin yemeği kendi başına yiyebildiği görüldü.

Kadınların %82,9’unun kendi başına banyo yapabildiği, %87,3’ünün kendi başına giyinebildiği, %90,2’sinin kendi başına tuvaletini yapabildiği görüldü. Kadınların, %90,2’sinin kendi başına yataktan kanepeye geçebildiği, %80,1’inin tuvaletini tutabildiği, %94,5’inin yemeği kendi başına yiyebildiği görüldü.

Akıllı cep telefonu kullanan 65+ yaştaki kişilerin oranı %52,7 oldu

Akıllı cep telefonu kullanan 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %52,7 iken tuşlu cep telefonu kullanan kişilerin oranı %32,0, bilgisayar kullananların oranı %6,0, tablet kullananların oranı %3,9 oldu.

Akıllı cep telefonu kullanan erkeklerin oranı %60,8, kadınların oranı %46,2 iken tuşlu cep telefon kullanan erkeklerin oranı %31,1, kadınların oranı ise %32,6 oldu. Bilgisayar kullanan erkeklerin oranı %8,9, kadınların oranı %3,6 iken tablet kullanan erkeklerin oranı %5,1, kadınların oranı ise %2,9 oldu.

Erkekler en fazla haber ve tartışma programlarını izlerken kadınlar en fazla TV dizilerini izledi

Haber ve tartışma programlarını izleyen 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %44,1 iken TV dizilerini seyredenlerin oranı %21,6, gündüz kuşağı programlarını seyreden kişilerin oranı %15,6 ve belgesel programlarını seyreden kişilerin oranı %5,1 oldu. Yarışma programlarını seyredenlerin oranı %3,5, spor programlarını seyredenlerin oranı %2,4, müzik programlarını seyredenlerin oranı %1,4, diğer programları seyredenlerin oranı %0,3 iken TV izlemeyenlerin oranı %6,1 oldu.

TV programları içinde 65 ve daha yukarı yaştaki erkeklerin en fazla %69,0 ile haber ve tartışma programlarını, kadınların ise en fazla %32,5 ile TV dizilerini, %26,4 ile gündüz kuşağı programlarını ve %23,4 ile haber ve tartışma programlarını seyrettikleri görüldü.

Geçmişe mutlulukla bakan 65+ yaştaki kişilerin oranı %71,1 oldu

Geçmişe mutlulukla bakan 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %71,1 oldu. Bu oran erkekler için %74,5 iken kadınlar için %68,3 oldu.

Yaşlıların deneyimlerinden faydalanılması gerektiğini belirten 65+ yaştakilerin oranı %81,9 oldu

Toplumun yaşlı bireylerin deneyimlerinden faydalanması gerekir ifadesine katılan 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %81,9 oldu. Bu ifadeye katılan erkeklerin oranı %84,4 iken kadınların oranı %79,9 oldu.

Acil durumlarda yardım isteyebileceği biri olan 65+ kişilerin oranı %86,7 oldu

Acil durumda yardım isteyebileceği biri olan 65 ve daha fazla yaştaki kişilerin oranı %86,7 oldu. Bu oran erkekler için %87,7 iken kadınlar için %85,9 oldu.

Kişilerin %54,6’sı ileri yaş döneminde evde bakım/gündüzlü bakım hizmeti alacağını belirtti

İleri yaş döneminde 50 ve daha yukarı yaştaki kişilerin %54,6’sı evde bakım hizmeti/gündüzlü bakım hizmeti alarak evinde kalmayı tercih edeceğini belirtti. Bu yaş grubundaki kişilerin %24,2’si oğlunun/kızının yanında kalmayı, %5,9’u ise huzurevine gitmeyi tercih edeceğini belirtti.

İleri yaş döneminde yaşam tercihleri 65 ve daha yukarı yaştakiler için incelendiğinde, bu kişilerin %51,9’u evde bakım hizmeti/gündüzlü bakım hizmeti alarak evinde kalmayı, %29,6’sı oğlunun/kızının yanında kalmayı, %5,1’i ise huzurevine gitmeyi tercih edeceğini belirtti.

İleri yaş döneminde yaşam tercihleri incelenen 65 ve daha yukarı yaştaki erkeklerin %55,7’si evde bakım hizmeti/gündüzlü bakım hizmeti alarak evinde kalmayı, %23,2’si oğlunun/kızının yanında kalmayı, %6,4’ü ise huzurevine gitmeyi tercih edeceğini belirtti. Kadınlarda bu oranlar sırasıyla %48,8, %34,8 ve %4,1 oldu.

İleride huzurevini tercih edeceklerin %41,3’ü çocuklarına yük olmak istemediklerini belirtti

İleri yaş döneminde huzurevinde kalmayı tercih eden 50 ve daha yukarı yaştaki kişilerin %41,3’ü çocuklarına yük olmak istemediğini, %26,5’i huzurevindeki imkanların daha iyi olduğunu, %10,6’sı bakacak kimsenin olmayacağını belirtti.

Huzurevinde kalmayı tercih eden 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin %39,0’ı çocuklarına yük olmak istemediğini, %27,1’i huzurevindeki imkanların daha iyi olduğunu, %10,4’ü bakacak kimsenin olmayacağını belirtti.

Erkeklerin %39,2’si çocuklarına yük olmak istemediğini, %27,4’ü huzurevindeki imkanların daha iyi olduğunu, %11,0’ı çocuklarının/gelininin/damadının kendisiyle birlikte yaşamak istemeyebileceğini belirtti. Kadınların %38,8’i çocuklarına yük olmak istemediğini, %26,8’i huzurevindeki imkanların daha iyi olduğunu, %11,9’u bakacak kimsenin olmayacağını belirtti.

Son seçimlerde oy kullanan 65+ yaştaki kişilerin oranı %91,3 oldu

Son seçimlerde oy kullanan 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %91,3 oldu. Bu oran erkekler için %94,3 iken kadınlar için %88,9 oldu.

Torunu olup bakımıyla ilgilenen 65+ yaştaki kişilerin oranı %9,7 oldu

Torunu olup bakımıyla ilgilenen 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %9,7 iken bu oran erkekler için %8,8, kadınlar için %10,3 oldu.

Torunu olup bakımıyla ilgilenen kişilerden, %64,4’ü her gün, %12,9’u hafta içi her gün, %10,6’sı bazen, %7,8’i hafta içi birkaç gün ve %4,2’si hafta sonu torun bakımıyla ilgilendi.

Erkeklerin %59,1’inin her gün, %13,6’sının hafta içi her gün ve bazen, %8,5’inin hafta içi birkaç gün ve %5,2’sinin hafta sonu torun baktığı görüldü. Kadınların %68,0’ının her gün, %12,5’inin hafta içi her gün, %8,7’sinin bazen, %7,3’ünün hafta içi birkaç gün ve %3,6’sının hafta sonu torun baktığı görüldü.

Mutlu olduğunu beyan eden 65+ yaştaki kişilerin oranı %64,1 oldu

Mutlu olduğunu beyan eden 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %64,1 iken mutsuz olduğunu beyan edenlerin oranı %8,0 oldu. Mutlu olduğunu beyan eden erkeklerin oranı %64,9 iken kadınların oranı %63,5 oldu. Mutsuz olduğunu beyan eden erkeklerin oranı %7,2 iken kadınların oranı %8,6 oldu.

Mutluluk kaynağı olarak sağlık 65+ yaştaki kişiler için %82,0 ile ilk sırada yer aldı

Mutluluk kaynağı olarak sağlık 65 ve daha yukarı yaştaki kişiler için %82,0 ile ilk sırada yer alırken, bunu %12,0 ile sevgi, %2,9 ile başarı ve %2,4 ile para izledi. Erkekler için %78,5 ile sağlık ilk sırada yer aldı. Bunu %13,3 ile sevgi, %4,0 ile başarı ve %3,2 ile para izledi. Kadınlar için %84,7 ile sağlık ilk sırada yer aldı. Bunu %11,0 ile sevgi, %2,0 ile başarı ve %1,8 ile para izledi.

Ücretsiz ulaşım hakkından faydalanan 65+ yaştaki kişilerin oranı %38,2 oldu

Ücretsiz ulaşım hakkından faydalanan 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %38,2 iken bu oran erkekler için %42,9, kadınlar için %34,4 oldu.

Evde bakım desteğine ihtiyacı olan 65+ yaştaki kişilerin oranı %16,4 oldu

Evde bakım desteğine ihtiyacı olan 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %16,4 iken 65-74 yaş grubundaki kişilerin oranı %10,5, 75 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %26,9 oldu. Evde bakım desteğine ihtiyaç duyan 65 ve daha yukarı yaştaki erkeklerin oranı %12,3 iken kadınlarda bu oran %19,6 oldu.

Son 12 ay içinde evde bakım desteği almış 65+ yaştaki kişilerin oranı %2,5 oldu

Son 12 ay içinde evde bakım desteği almış 65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %2,5 iken 65-74 yaş grubundaki kişilerin oranı %1,1, 75 ve daha yukarı yaştaki kişilerin oranı %5,1 oldu. Evde bakım desteği almış 65 ve daha yukarı yaştaki erkeklerin oranı %1,8 iken kadınlarda bu oran %3,1 oldu.

AÇIKLAMALAR

“Türkiye Yaşlı Profili Araştırması, 2023” ile ilgili daha kapsamlı istatistikleri içeren elektronik yayın Mayıs 2024 tarihinde yayımlanacak olup araştırmanın mikro verisi Haziran 2024 tarihinde kullanıcılara sunulacaktır.

Kaynak: TÜİK

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

zozcivan@hotmail.com

  • Benzer Haberler

    PARAYI ELDE TUTMAK YERİNE HARCAMANIN TERCİH EDİLMESİ

    PARAYI ELDE TUTMAK YERİNE HARCAMANIN TERCİH EDİLMESİ Ekonomik belirsizliklerin arttığı, enflasyonun gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası hâline geldiği dönemlerde bireylerin para ile kurduğu ilişki de köklü biçimde değişiyor. Klasik iktisat öğretisinin “tasarruf et, biriktir, geleceğini güvence altına al” yaklaşımı, son yıllarda yerini giderek daha farklı bir davranış kalıbına bırakıyor: Parayı elde tutmak yerine harcamayı tercih etmek. İlk bakışta irrasyonel gibi görünen bu eğilim, aslında hem ekonomik koşulların hem de toplumsal psikolojinin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Paranın Zamanla Eriyen Değeri Yüksek enflasyon ortamlarında paranın en temel işlevlerinden biri olan “değer saklama” özelliği ciddi biçimde zayıflar. Bugün cebinizde duran para, bir yıl sonra aynı alım gücünü sunmayacaktır. Bu gerçek, özellikle sabit gelirli kesimlerde güçlü bir farkındalık yaratmış durumda. İnsanlar artık parayı elde tutmanın bir kazanç değil, aksine örtük bir kayıp anlamına geldiğini daha net görüyor. Bu noktada harcama davranışı bir savurganlık göstergesi olmaktan çıkar; aksine bir tür rasyonel savunma mekanizmasına dönüşür. “Bugün almazsam yarın daha pahalı olacak” düşüncesi, yalnızca büyük yatırımlarda değil, gündelik tüketim kalıplarında da belirleyici hâle gelir. Dayanıklı tüketim mallarından konuta, elektronik ürünlerden temel gıdaya kadar geniş bir yelpazede öne çekilmiş talep gözlemlenir. Tasarrufun Psikolojik Eşiği Tasarruf etmek yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda psikolojik bir eylemdir. Geleceğe dair güven duygusu zayıfladığında, bireylerin uzun vadeli planlar yapması da zorlaşır. “Nasıl olsa şartlar sürekli değişiyor” algısı, tasarrufun anlamını sorgulatır. Böyle bir atmosferde para biriktirmek, geleceği garanti altına almak yerine bugünkü yaşamdan feragat etmek gibi algılanabilir. Bu nedenle harcama, sadece ekonomik bir tercih değil, aynı zamanda psikolojik bir rahatlama aracı hâline gelir. İnsanlar, kontrol edemedikleri makro riskler karşısında, en azından bugünkü yaşam standartlarını korumaya odaklanır. Harcama eylemi, belirsizlik karşısında “şimdi ve burada” olmanın bir ifadesine dönüşür. Tüketim Toplumundan Deneyim Toplumuna Parayı elde tutmak yerine harcamanın tercih edilmesi, sadece zorunlu ihtiyaçlarla sınırlı değildir. Son yıllarda deneyim odaklı harcamaların artması bu eğilimi açıkça gösteriyor. Seyahat, yeme-içme, kültürel etkinlikler ve kişisel gelişim harcamaları, “yarın ne olacağı belli değil” düşüncesiyle daha fazla öncelik kazanıyor. Bu dönüşüm, klasik tüketim toplumundan farklı bir noktaya işaret eder. Artık mesele yalnızca mal sahibi olmak değil; anı biriktirmek, yaşam kalitesini bugünden artırmaktır. Paranın elde tutulması yerine harcanması, bu bağlamda kısa vadeli mutluluğu ve tatmini önceleyen bir yaşam stratejisi olarak okunabilir. Makroekonomik Etkiler: Canlanan Talep, Artan Riskler Bireysel düzeyde rasyonel görünen bu davranış, makroekonomik ölçekte karmaşık sonuçlar doğurur. Harcamanın artması, iç talebi canlandırır; üretim, istihdam ve vergi gelirleri açısından kısa vadede olumlu etkiler yaratır. Özellikle durgunluk riskinin olduğu dönemlerde tüketimin canlı kalması, ekonominin çarklarının dönmesini sağlar. Ancak bu eğilimin uzun süreli ve kontrolsüz hâle gelmesi, başka sorunları da beraberinde getirir. Tasarruf oranlarının düşmesi, finansal sistemde kaynak maliyetlerini artırır. Yatırımlar için gerekli uzun vadeli fonların azalması, büyümenin kalitesini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle parayı harcamaya yönelme, dengeleyici politikalarla desteklenmediğinde kırılganlık yaratma potansiyeline sahiptir. Yeni Normal mi, Geçici Bir Refleks mi? Asıl soru şudur: Parayı elde tutmak yerine harcamanın tercih edilmesi kalıcı bir davranış değişikliği mi, yoksa olağanüstü koşulların yarattığı geçici bir refleks mi? Bu sorunun yanıtı, ekonomik istikrarın yeniden tesis edilip edilemeyeceğiyle yakından ilişkilidir. Enflasyonun kontrol altına alındığı, gelirlerin öngörülebilir hâle geldiği bir ortamda tasarruf yeniden anlam kazanacaktır. Ancak bugünün koşullarında bireylerin verdiği mesaj nettir: Para bekledikçe değer kazanmıyor, harcandıkça anlam kazanıyor. Bu mesajı doğru okumak hem ekonomi yönetimi hem de finansal kurumlar açısından…

    TÜRKİYE’DE RESMİ TATİLLER VE EKONOMİK MALİYETLERİ

    TÜRKİYE’DE RESMİ TATİLLER VE EKONOMİK MALİYETLERİ Türkiye’de resmi tatiller hem toplumsal bir gereklilik hem de ekonomik bir denge konusu olarak her yıl iş dünyasının gündeminde ön sıralarda yer alıyor. 2026 yılı itibarıyla ülkemizde 14 gün civarında resmi tatil bulunuyor. Bu tatiller, 1 Ocak Yılbaşı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı gibi ulusal önem taşıyan günleri içeriyor. Ayrıca dini bayramlar olan Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı da ekonomik ve sosyal hayat üzerinde ciddi etkiler bırakıyor. Resmi tatillerin en görünür etkisi, çalışma günlerinin azalması ve üretimin bir süreliğine durmasıdır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de hizmet sektörü ve sanayi üretimi tatillerden doğrudan etkileniyor. Örneğin sanayi sektöründe bir günlük üretim kaybı, yıllık ciro üzerinden hesaplandığında milyarlarca lira değerinde olabilir. Türkiye’nin sanayi üretimi 2025 yılında yaklaşık 1,2 trilyon TL düzeyindeyken, resmi tatillerin ortalama maliyeti yıllık bazda 25–30 milyar TL civarında tahmin ediliyor. Bu rakam, tatil günlerinin toplam iş gücü kaybını ve üretim kaybını kapsıyor. Ekonomistler, resmi tatillerin maliyetini sadece üretim kaybıyla sınırlı görmenin eksik olacağını vurguluyor. Tatiller aynı zamanda tüketim davranışlarını da etkiliyor. Örneğin, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı dönemlerinde gıda, giyim, ulaşım ve konaklama sektörlerinde yoğun bir tüketim artışı yaşanıyor. Bu durum kısa vadeli bir ekonomik hareketlilik yaratırken, üretim kaybının maliyetini bir miktar telafi edebiliyor. Özellikle turizm ve perakende sektörleri, resmi tatil dönemlerinde ciddi kazançlar elde ediyor. İstanbul Ticaret Odası (İTO) verilerine göre, 2025 yılında bayram tatilleri perakende sektöründe ortalama yüzde 12’lik ek bir ciro artışı sağladı. Ancak Türkiye’deki resmi tatillerin maliyeti, sadece ekonomi rakamlarıyla ölçülemiyor. İşgücü piyasası üzerinde de etkileri gözlemleniyor. Özel sektörde çalışan işçiler, resmi tatillerde ücretli izin hakkına sahip olsa da bazı sektörlerde vardiyalı veya acil üretim gerektiren işler nedeniyle ek maliyetler ortaya çıkabiliyor. Özellikle enerji, telekomünikasyon ve sağlık sektörlerinde tatil günü mesai ücretleri, normal günlük ücretin yüzde 50–100 fazlasıyla hesaplanıyor. Bu da işletmeler için doğrudan bir nakit çıkışı anlamına geliyor. Avrupa örnekleriyle karşılaştırıldığında, Türkiye’de resmi tatillerin ekonomik maliyeti oldukça yüksek. Almanya’da yılda ortalama 9–10 resmi tatil bulunurken, Fransa’da bu sayı 11, İtalya’da ise 12 civarında. Türkiye’de tatil günlerinin yoğunluğu ve uzun dini bayram tatilleri, işgücü ve üretim açısından maliyetleri artırıyor. Ancak Türk ekonomisinin dinamik yapısı, özellikle hizmet ve turizm sektöründeki esneklik, bu kayıpların bir kısmını telafi edebiliyor. Bir diğer kritik nokta ise işgücü motivasyonu ve toplumsal fayda. Araştırmalar, düzenli tatillerin iş verimliliğini artırdığını ve çalışanların psikolojik sağlığını desteklediğini gösteriyor. İşverenler kısa vadede üretim kaybı yaşasa da çalışanların uzun vadeli motivasyonu ve iş verimliliği, tatillerin dolaylı ekonomik faydalarını oluşturuyor. TÜİK’in 2025 İşgücü Anketi verilerine göre, çalışanların yüzde 78’i resmi tatillerin ruhsal ve bedensel sağlık üzerinde olumlu etkisi olduğunu belirtiyor. Buna karşılık, ekonomik kayıpların minimize edilmesi için alternatif çözümler de gündemde. Esnek çalışma modelleri, uzaktan çalışma ve kısmi üretim planlaması, tatil günlerinde üretimin tamamen durmasını engelleyebiliyor. Özellikle dijitalleşme ve otomasyon yatırımlarının yaygınlaşması, tatillerin ekonomik maliyetlerini düşürme potansiyeli taşıyor. Örneğin bazı fabrikalarda kritik üretim süreçleri robotik sistemlerle yürütülerek, insan işgücü tatildeyken üretim devam ettirilebiliyor. Sonuç olarak, Türkiye’de resmi tatillerin ekonomik maliyetleri hem doğrudan üretim kaybı hem de dolaylı olarak işgücü ve tüketim dengesi üzerinden ölçülüyor. Maliyetler yüksek görünse de tatillerin toplumsal faydaları ve kısa vadeli tüketim artışları, bu kayıpların bir kısmını dengeliyor. Ekonomistler, üretim…