TRUMP BİRÇOK KARARNAMEYİ İMZALAMAKLA GÖREVE BAŞLADI

Donald Trump, Amerika Birleşik Devletleri’nin 47. Başkanı olarak yemin ettikten sonra görevinin ilk gününde bir dizi kararname imzaladı.

Beyaz Saray’da bir dönem daha görevde kalmak için suçlamalar, cezai iddianameler ve bir çift suikast girişiminin üstesinden gelen Donald Trump 20 Ocak günü 47. ABD Başkanı olarak yemin etti.

Geleneksel olarak açık havada yapılan yemin töreni, alışılmışın dışında bir şekilde Washington’daki yoğun soğuk hava ve rüzgâr nedeniyle kapalı mekâna taşındı.

Eski ABD Başkanı Joe Biden ve görevi devralan Başkan Trump Beyaz Saray’dan birlikte ayrılarak açılış etkinliklerine başlamak üzere ABD Kongre Binası’na doğru yola çıktılar. Her iki isim de siyasi geleneklere uygun olarak aynı aracı paylaştı.

Kongre binasına vardıktan sonra Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance yemin ederek göreve başladı. Trump daha sonra 30 dakikadan fazla süren açılış konuşmasını yaptı.

Etkinliğe aralarında dünya liderlerinin de bulunduğu yabancı devlet adamları da katıldı. İtalya Başbakanı Georgia Meloni, Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Çin Devlet Başkan Yardımcısı Han Zheng törende hazır bulundu.

Törene çok sayıda milyarder, iş dünyası yöneticisi ve influencer da davet edildi. Tesla ve SpaceX’in patronu Elon Musk, Meta’nın sahibi Mark Zuckerberg, Amazon’un patronu Jeff Bezos, UFC’nin patronu Dana White ve LVMH’den Bernard Arnault katılımcılar arasındaydı.

Başkan daha sonra açılış geçit törenine katıldı ve etkinliğe tanıklık etmek için ABD başkentinin sokaklarını dolduran destekçilerine el salladı ve görevdeki çok yoğun bir ilk gün olacağına söz verdiği Beyaz Saray’a doğru yola çıktı.

Trump, Oval Ofis’e vardığında hiç vakit kaybetmedi ve “Amerika’nın altın çağı” olacağını belirttiği dönemi başlatmak için hızla çalışmaya başladı.

İşte ilk günden itibaren yaptığı tüm değişiklikler:

6 Ocak Kongre baskınına katılanlara af

Trump, 2024 başkanlık kampanyası sırasında defalarca söz verdiği gibi, 2020 ABD seçimlerinde Joe Biden’a yenilmesini kabul etmeyerek 6 Ocak 2021’de ABD Kongre binasını basan kişilere ilk günden af çıkardı.

Pazartesi günü geç saatlerde ABD Başkanı, milletvekillerinin Biden’ın zaferini onaylamak üzere toplandığı sırada, Kongre’ye yönelik saldırılarda hüküm giymiş ya da cezai olarak suçlanmış yaklaşık 1500 kişiye tam af çıkardı.

Cezaların hafifletilmesi aynı zamanda aşırı sağcı ‘Proud Boys’ ve ‘Oath Keepers’ gruplarının kışkırtıcı komplo kurmaktan hüküm giymiş ya da suçlanmış 14 üyesinin cezalarını da kapsıyor.

Ekonomi ve TikTok

Trump, Biden’ın eylemlerini yürürlükten kaldırarak ve kendi emirlerini ekleyerek her federal kurumu tüketici enflasyonuyla mücadele etmeye yönlendirmek olarak tanımladığı büyük ölçüde sembolik bir memorandum imzaladı.

Trump, petrol ve doğal gaz üretimi üzerindeki düzenleyici yükleri hafifleterek tüketim mallarının maliyetlerini düşüreceğini vaat ediyor.

Ticaret konusunda ABD Başkanı, 1 Şubat’tan itibaren Kanada ve Meksika’ya yüzde 25 gümrük vergisi uygulayacağını söyledi, ancak Çin’den ithalatı vergilendirme planlarını açıklamadı.

Trump ayrıca, Kongre’nin Tik Tok yasağını 75 günlüğüne durdurmayı amaçlayan bir emir imzaladı. Trump bu dönemin, popüler sosyal medya platformunun Amerikalılara açık kalmasına izin verirken ulusal güvenlik çıkarlarını koruyacak bir anlaşmayla platform için ABD’li bir alıcı bulmak için bir pencere görevi göreceğini söylüyor.

Önce Amerika

İlk döneminde yaptıklarını tekrarlayan Trump, ABD’yi Dünya Sağlık Örgütü’nden (WHO) çıkaran bir kararname imzaladı. Ayrıca ABD’nin dış yardım harcamalarının kapsamlı bir şekilde gözden geçirilmesini emretti.

Her iki hamle de dış ilişkilere yönelik izolasyonist ‘Önce Amerika’ yaklaşımına paralel olarak gerçekleşti.

Trump ayrıca daha sembolik hamlelerle Meksika Körfezi’nin adını ‘Amerika Körfezi’ olarak değiştiren bir kararname imzalamayı planladı.

Şu anda Denali olarak bilinen Kuzey Amerika’nın en yüksek dağı, eski adı olan McKinley Dağı’na geri dönecek. Eski Başkan Barack Obama tarafından yeniden adlandırılmıştı.

Yeni ABD Başkanı ayrıca, gelecekteki her Yemin Töreni Günü’nde bayrakların tam yükseklikte olması gerektiğine dair bir emir imzalarken, Trump’ın bir başka emri de “Güzel Federal Sivil Mimari”nin teşvik edilmesine yönelik oldu.

Göçmenlik ve Ulusal Güvenlik

Trump, aralarında sınır dışı etme kapsamını daraltan bir kararnamenin de bulunduğu, selefinin başkanlık döneminden kalma birçok göçmenlik kararnamesini tersine çevirdi. Biden, ciddi suçlar işleyen ya da ulusal güvenliğe tehdit olarak görülen kişilerin sınır dışı edilmesine öncelik verilmesini emretmişti.

Trump’ın Biden’ın emrini geri alması, seçim kampanyası sırasında vaat ettiği “Amerikan tarihindeki en büyük sınır dışı etme programını” gerçekleştirme planının bir parçası. Aynı zamanda göçmenlik politikasını Trump’ın Ocak 2021’de görevi bırakırken sahip olduğu haline geri döndürüyor.

Başkan ayrıca ABD-Meksika sınırında ulusal acil durum ilan etti ve göçmenlik memurlarını desteklemek, sığınma ve mültecileri kısıtlamak için asker göndermeyi planlıyor.

Ayrıca doğuştan gelen vatandaşlığı da sona erdirmeye çalışıyor. Doğuştan vatandaşlığın ABD Anayasası’nda yer aldığı göz önüne alındığında, emrinin kaçınılmaz yasal zorluklardan kurtulup kurtulamayacağı henüz belli değil.

Trump ayrıca ‘ABD Mülteci Kabul Programı’nı geçici olarak askıya alarak, programın kamu güvenliği ve ulusal güvenlik üzerindeki etkilerini değerlendirmek üzere bir inceleme başlattı.

Trump ayrıca sığınmacıları Meksika sınırında beklemeye zorlayan bir politikayı yeniden başlatma sözü verdi ancak Washington ile ilişkileri gergin olan Meksika’nın göçmenleri yeniden kabul edip etmeyeceği de belirsiz.

47. ABD Başkanı Trump ayrıca, Biden döneminden kalma ve yaklaşık bir milyon göçmene yasal giriş hakkı tanıyan CBP One uygulamasına da son verdi.

Bu uygulama, ilk iltica başvurusunda bulunmak isteyen göçmenlerin, ABD-Meksika sınırında randevu almalarına olanak tanıyordu.

Ulusal güvenlik konusunda ise Başkan Trump, düşman olarak algıladığı uzun bir listenin tüm aktif güvenlik izinlerini iptal etti.

Listede eski ulusal istihbarat direktörü James Clapper, eski CIA direktörü ve Savunma Bakanı Leon Panetta’nın yanı sıra kendi eski ulusal güvenlik danışmanı John Bolton da yer alıyor.

İklim ve enerji

Trump, ABD’yi Paris iklim anlaşmalarından resmen çekeceğini söylediği belgeleri imzaladı. Aynı hamleyi ilk döneminde de yapmış, ancak Biden göreve geldikten sonra bu hamleyi tersine çevirmişti.

Trump, kampanyasında verdiği “sondaj” sözünü yerine getirmek için enerji acil durumu ilan etti ve “Biden’ın elektrikli araç zorunluluğu” olarak adlandırdığı şeyi ortadan kaldıracağını söyledi.

Federal hükümet ve bürokraside reformlar

Trump, ordu ve hükümetin adını vermediği diğer bölümleri hariç olmak üzere federal hükümetin işe alımlarına son verdi. İkinci yönetiminin temellerini atarken yeni federal düzenlemeleri dondurdu.

Ayrıca dünyanın en zengin adamı Elon Musk tarafından yönetilen “Devlet Verimliliği Departmanı” (DOGE) adlı yeni devlet dairesini resmen yetkilendirdi.

DOGE, hükümeti ve işleyişini düzene sokmak için sözde bir çaba olarak görülüyor. Bu resmi bir kurum değil ancak Başkan Trump, Tesla, SpaceX ve X’in sahibi Elon Musk’a hükümet programlarında ve harcamalarında kesintiler önermesi için geniş bir yetki vermeye hazır görünüyor.

Transgender ve DEI Hakları

Trump trans bireylere yönelik korumaları geri alıyor ve federal hükümet bünyesindeki çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık (DEI) programlarını sonlandırıyor.

Her ikisi de federal politikada Trump’ın seçim kampanyasında verdiği sözlerle uyumlu büyük değişimler anlamına geliyor.

Bir emirle federal hükümetin sadece erkek ve kadın olmak üzere iki değiştirilemez cinsiyeti tanıyacağı ilan edildi. Bu cinsiyetler, insanların kromozomlarına göre değil, yumurta ya da sperm ile doğup doğmadıklarına göre tanımlanacak.

Alınan karar, federal hapishaneleri, tecavüz mağdurları için sığınma evlerini ve göçmenleri kararnamede tanımlanan cinsiyete göre ayıracak. Federal vergi mükelleflerinin parası da artık “geçiş hizmetlerini” finanse etmek için kullanılmayacak.

Ayrı bir emirle DEI programları durduruldu. Trump, Beyaz Saray’a hükümet içinde bu programların tespit edilmesi ve derhal sonlandırılması talimatını verdi.

(Yukarıdaki yazı Euronews sitesinden alınmıştır.)

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

zozcivan@hotmail.com

  • Benzer Haberler

    TARIMDA GİRDİ BAĞIMLILIĞI

    TARIMDA GİRDİ BAĞIMLILIĞI Tarım sektörü, gıda güvenliğinin temelini oluşturan stratejik alanlardan biridir. Ancak son yıllarda birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de tarımın en önemli sorunlarından biri giderek artan girdi bağımlılığıdır. Tohumdan gübreye, enerjiden yeme kadar üretimin pek çok aşamasında dışa bağımlı bir yapı oluşması hem üreticilerin maliyetlerini artırmakta hem de gıda fiyatlarını doğrudan etkilemektedir. Bu durum, yalnızca çiftçilerin değil, aynı zamanda tüketicilerin ve genel ekonominin de kırılganlığını artıran bir faktör haline gelmiştir. Tarımda girdi bağımlılığı, basit bir maliyet sorunu olmanın ötesinde stratejik bir mesele olarak görülmelidir. Çünkü tarımsal üretim, sanayiden farklı olarak doğrudan doğa koşullarına ve uzun üretim döngülerine bağlıdır. Bir ülkede tarım girdilerinin önemli bir kısmı ithal ediliyorsa, küresel piyasalardaki dalgalanmalar doğrudan üretim kararlarını etkileyebilir. Özellikle son yıllarda dünya genelinde yaşanan enerji fiyatı artışları, tedarik zinciri sorunları ve jeopolitik gerilimler, tarımda girdi bağımlılığının ne kadar kritik bir risk olduğunu açık biçimde göstermiştir. Türkiye’de tarım sektöründe en çok tartışılan konulardan biri gübre fiyatlarıdır. Gübre üretimi büyük ölçüde enerji maliyetlerine bağlıdır ve doğalgaz fiyatlarındaki artışlar gübre fiyatlarını hızla yukarı çekmektedir. Bu durum, çiftçilerin gübre kullanımını azaltmasına ve dolayısıyla verimin düşmesine yol açabilmektedir. Verim düşüşü ise kısa vadede üretim miktarını azaltırken uzun vadede gıda enflasyonunu artıran bir etki yaratır. Tarım ekonomisinde bu tür zincirleme etkiler oldukça yaygındır. Bir diğer önemli girdi ise tohumdur. Türkiye’de bazı ürünlerde yerli tohum üretimi gelişmiş olsa da özellikle yüksek verimli hibrit tohumlarda dışa bağımlılık devam etmektedir. Küresel tarım şirketlerinin hâkim olduğu bu alanda fiyatların döviz kuruna bağlı olarak değişmesi, üreticinin planlama yapmasını zorlaştırmaktadır. Çiftçiler çoğu zaman sezon başında maliyetlerini öngörmekte güçlük çekmekte ve bu belirsizlik üretim kararlarını doğrudan etkilemektedir. Tarımda enerji maliyetleri de girdi bağımlılığının önemli bir boyutudur. Sulama sistemleri, seracılık faaliyetleri ve tarımsal mekanizasyon büyük ölçüde akaryakıt ve elektrik kullanımına bağlıdır. Enerji fiyatlarındaki artış, özellikle sulama yapılan bölgelerde üretim maliyetlerini ciddi biçimde yükseltmektedir. Bu durum bazı çiftçilerin üretimden çekilmesine ya da ekim alanlarını daraltmasına yol açabilmektedir. Uluslararası kuruluşların raporları da bu soruna dikkat çekmektedir. Örneğin, küresel tarım piyasalarına ilişkin analizler yayımlayan Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), son yıllarda birçok ülkede tarımsal üretimin artan girdi maliyetleri nedeniyle baskı altında olduğunu vurgulamaktadır. Aynı şekilde küresel kalkınma ve ekonomik analizler yapan Dünya Bankası da gıda üretiminde sürdürülebilirlik için yerli üretim kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmektedir. Türkiye özelinde değerlendirildiğinde, tarımda girdi bağımlılığı meselesi verilerle de kendini göstermektedir. Tarım sektörüne ilişkin resmi istatistikleri yayımlayan Türkiye İstatistik Kurumu verileri incelendiğinde, üretici fiyatları ile girdi maliyetleri arasındaki farkın zaman zaman hızla açıldığı görülmektedir. Bu durum çiftçinin kârlılığını azaltmakta ve tarımın cazibesini düşürmektedir. Özellikle genç nüfusun tarımdan uzaklaşmasının arkasında da bu ekonomik gerçeklik bulunmaktadır. Bu noktada tarım politikalarının yeniden düşünülmesi gerektiği açıktır. Uzmanlar, tarımda girdi bağımlılığını azaltmanın birkaç temel yolu olduğunu ifade ediyor. Bunlardan ilki yerli üretim kapasitesinin artırılmasıdır. Gübre, tohum ve tarım makineleri gibi kritik alanlarda yerli üretimin teşvik edilmesi, uzun vadede maliyetlerin daha öngörülebilir hale gelmesini sağlayabilir. İkinci olarak, çiftçilere yönelik destek politikalarının daha hedefli ve veri temelli bir yapıya kavuşturulması önem taşımaktadır. Tarım politikalarının uygulanmasında kamu kurumlarının rolü de kritik önemdedir. Türkiye’de tarım politikalarının koordinasyonundan sorumlu olan Tarım ve Orman Bakanlığı, son yıllarda sözleşmeli üretim, dijital tarım uygulamaları ve destek programları gibi çeşitli adımlar atmaktadır. Ancak sektör temsilcileri, bu politikaların daha uzun vadeli ve istikrarlı bir çerçevede uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır.…

    ÜLKELERİN MİSİLLEME ÖNLEMLERİ

    ÜLKELERİN MİSİLLEME ÖNLEMLERİ Uluslararası ilişkiler tarihinde ülkeler arasındaki rekabet yalnızca diplomatik söylemlerle sınırlı kalmamış, çoğu zaman ekonomik ve ticari araçlarla da şekillenmiştir. Günümüzde küreselleşmenin derinleşmesiyle birlikte devletler arasındaki ilişkiler çok daha karmaşık bir hal almış; ekonomik yaptırımlar, ticaret kısıtlamaları ve gümrük vergileri gibi araçlar uluslararası politikanın önemli enstrümanları haline gelmiştir. Bu bağlamda “misilleme önlemleri”, bir ülkenin başka bir ülkenin aldığı ekonomik veya siyasi kararlara karşılık olarak uyguladığı karşı tedbirleri ifade etmektedir. Misilleme, çoğu zaman ticaret politikalarında karşımıza çıksa da enerji, teknoloji, finans ve diplomasi gibi birçok alanda etkisini göstermektedir. Misilleme önlemleri genellikle bir ülkenin uyguladığı yaptırım veya ticari kısıtlamaya karşılık olarak ortaya çıkar. Örneğin bir ülke başka bir ülkenin ürünlerine yüksek gümrük vergisi getirdiğinde, karşı taraf da benzer bir vergi uygulamasıyla yanıt verebilir. Bu durum uluslararası ticarette “ticaret savaşı” olarak adlandırılan süreçlerin başlangıcı olabilir. Tarihsel olarak bakıldığında misilleme politikaları yeni bir olgu değildir; ancak günümüz dünyasında küresel ekonominin birbirine daha fazla bağlı olması bu tür adımların etkisini çok daha geniş bir alana yaymaktadır. Ekonomik misilleme önlemlerinin en yaygın biçimi gümrük vergileridir. Bir ülke kendi üreticisini korumak amacıyla belirli ürünlere yüksek vergi koyduğunda, karşı ülke de aynı yöntemi uygulayarak denge kurmaya çalışır. Bunun yanı sıra ithalat kotaları, teknik standartlar, lisans zorunlulukları ve çeşitli bürokratik engeller de misilleme araçları arasında yer alır. Bu tür uygulamalar doğrudan ticaret hacmini etkileyerek hem üreticiler hem de tüketiciler üzerinde önemli sonuçlar doğurabilir. Misilleme politikalarının bir diğer boyutu finansal yaptırımlardır. Özellikle son yıllarda uluslararası sistemde finansal araçların dış politika unsuru olarak kullanıldığı görülmektedir. Bankacılık işlemlerinin kısıtlanması, belirli şirketlerin kara listeye alınması veya yatırım akışlarının sınırlandırılması gibi adımlar, ekonomik baskı oluşturmanın farklı yöntemleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tür uygulamalar yalnızca hedef ülkeyi değil, aynı zamanda küresel finans sistemini de etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir. Enerji politikaları da misilleme stratejilerinin önemli bir parçası haline gelmiştir. Enerji kaynaklarına sahip ülkeler, doğal gaz veya petrol arzını sınırlayarak karşı taraf üzerinde ekonomik baskı kurabilir. Enerjiye bağımlı ülkeler için bu tür hamleler ciddi ekonomik riskler doğururken, enerji ihracatçısı ülkeler açısından da gelir kaybı gibi sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle enerji alanındaki misilleme politikaları çoğu zaman iki taraf için de maliyetli bir süreç anlamına gelir. Misilleme önlemlerinin teknoloji ve sanayi politikalarında da giderek daha fazla kullanıldığı görülmektedir. Özellikle stratejik sektörlerde faaliyet gösteren şirketlere yönelik ihracat kısıtlamaları, lisans iptalleri veya yatırım yasakları son yıllarda sıkça gündeme gelmektedir. Yüksek teknoloji ürünleri, yarı iletkenler, yapay zekâ ve savunma sanayi gibi alanlarda uygulanan bu tür kısıtlamalar, ülkeler arasındaki rekabetin ekonomik boyutunu daha da derinleştirmektedir. Ancak misilleme önlemleri yalnızca ekonomik araçlarla sınırlı değildir. Diplomatik ilişkilerin sınırlandırılması, büyükelçilerin geri çağrılması veya uluslararası platformlarda siyasi baskı oluşturulması da misillemenin farklı biçimleri arasında sayılabilir. Bu tür adımlar çoğu zaman sembolik görünse de uluslararası ilişkilerde ciddi mesajlar içermektedir. Misilleme politikalarının en önemli sonuçlarından biri küresel ticaret sisteminde belirsizlik yaratmasıdır. Ülkeler arasındaki karşılıklı yaptırımlar ticaret akışını sekteye uğratabilir, yatırım kararlarını geciktirebilir ve küresel büyümeyi olumsuz etkileyebilir. Özellikle tedarik zincirlerinin karmaşık hale geldiği günümüz ekonomisinde bu tür gelişmeler yalnızca ilgili ülkeleri değil, çok sayıda üçüncü ülkeyi de etkileyebilir. Ekonomistler misilleme politikalarının kısa vadede siyasi amaçlara hizmet edebilse de uzun vadede ekonomik maliyetler doğurabileceğini vurgulamaktadır. Gümrük vergilerinin artması tüketici fiyatlarını yükseltebilir, üretim maliyetlerini artırabilir ve küresel ticaret hacmini daraltabilir. Bu nedenle birçok ülke uluslararası anlaşmalar ve çok taraflı ticaret…