ABD HİNDİSTAN ARASINDA YENİ GÜMRÜK KRİZİ

Petrol siyaseti yeni bir cephe daha açtı: ABD ile Hindistan arasında ticari tansiyon tırmanıyor
ABD Başkanı Donald Trump, küresel enerji denkleminde yeni bir müdahalede bulundu. Hindistan’ın Rusya’dan petrol ithalatını sürdürmesine tepki olarak, bu ülkeye yüzde 25 oranında ek gümrük vergisi getirileceğini duyurdu. Trump’ın imzaladığı kararnameyle birlikte, Hindistan’dan ABD’ye ihraç edilen mallar 21 gün sonra yürürlüğe girecek yeni bir vergi tarifesiyle karşı karşıya kalacak. Bu karar, yalnızca iki ülke arasındaki ticari ilişkileri değil, aynı zamanda enerji piyasasında yeni politik kırılmaları da beraberinde getirme potansiyeline sahip.
Trump’ın Hesabı: Rus Petrolü Hem Alıyor Hem Satıyor
Trump yönetiminin açıklamasında, Hindistan’ın yalnızca Rusya’dan petrol almakla kalmayıp, bu petrolü işleyerek daha yüksek fiyatlarla başka ülkelere yeniden sattığı vurgulandı. Bu da Beyaz Saray’a göre yalnızca ABD’nin enerji politikalarını değil, küresel enerji ticaretinin dengesini de zedeliyor.
Trump, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamalarda bu durumu “adil olmayan bir kâr oyunu” olarak nitelendirmiş, Hindistan’ın bu tutumunun “ABD çıkarlarıyla bağdaşmadığını” ifade etmişti. Ek vergi kararının bu açıklamadan sadece birkaç gün sonra gelmiş olması, Washington’un süreci hızla ekonomik baskıya dönüştürdüğünü ortaya koyuyor.
Yeni tarife, Hindistan’a daha önce uygulanmakta olan yüzde 25’lik gümrük vergisine ek olarak getirilecek. Yani bazı Hindistan menşeli ürünlerde toplam vergi yükü yüzde 50’ye kadar çıkabilecek.
Hindistan’dan Sert Yanıt: “Ulusal Çıkarlarımızı Koruyacağız”


Trump’ın bu ani ve agresif vergi kararı Hindistan’da ciddi tepkiyle karşılandı. Yeni Delhi yönetimi yaptığı açıklamada, ABD’nin aldığı kararın “adaletsiz ve tek taraflı” olduğunu belirtti. Hindistan hükümeti, kararın “küresel enerji pazarlarının karmaşık gerçeklerini” göz ardı ettiğini ve böyle bir müdahalenin Hindistan’ın enerji güvenliği üzerindeki olası sonuçlarını görmezden geldiğini ifade etti.
Açıklamada ayrıca Hindistan’ın kendi ulusal çıkarlarını savunmak adına gerekli adımları atmaktan çekinmeyeceği vurgulandı. Bu da önümüzdeki günlerde Hindistan’ın misilleme amaçlı bazı karşı önlemler alabileceğine işaret ediyor.
Neden Şimdi? Zamanlama Stratejik
Trump’ın bu kararı tam da Kasım 2025’teki ABD başkanlık seçimlerine doğru ilerlerken alması dikkat çekici. Amerikan kamuoyunda “enerji milliyetçiliği” giderek popülerleşirken, Trump da dış ticaret politikalarında sertleşerek seçmen nezdinde kararlı ve müdahaleci bir lider profili çizmeyi sürdürüyor. Hindistan’a yönelik ek vergi kararı, içerideki ekonomik milliyetçi seçmene yönelik açık bir mesaj taşıyor: “Amerikan çıkarlarını dış ticarete feda etmeyiz.”
Ayrıca bu adım, sadece Hindistan’a değil, Rusya’yla enerji ticaretini sürdüren diğer ülkelere de bir gözdağı niteliğinde. Trump yönetimi, kararnameyle birlikte “başka ülkelerin de Rus petrolünü ithal edip etmediği izlenecek ve benzer önlemler alınabilecektir” diyerek açıkça bir küresel baskı stratejisi yürüttüğünü gösteriyor.
Ticaret Savaşlarında Yeni Cephe: ABD-Hindistan İlişkileri Sarsılıyor mu?
Aslında ABD ile Hindistan son yıllarda askeri, stratejik ve dijital teknoloji alanlarında yakınlaşma içerisindeydi. Ancak bu vergi krizi, iki ülkenin ticari ilişkilerinde yeni bir gerilim hattı oluşturdu. Hindistan, ABD’nin en büyük 10 ticaret ortağından biri konumunda. Teknoloji, ilaç, tekstil ve yazılım gibi alanlarda Hindistan’dan ABD’ye yapılan ihracatın toplamı milyarlarca doları buluyor.
Trump’ın yeni vergileri özellikle tekstil, otomotiv parçaları, elektronik aksamlar gibi kalemleri doğrudan etkileyebilir. Bu da sadece Hindistanlı ihracatçılar için değil, ABD’li tüketiciler açısından da fiyat artışları ve tedarik sıkıntıları anlamına gelebilir.
Öte yandan, bu gelişme ABD’nin Çin’e karşı yürüttüğü ticaret savaşı politikalarının bir benzerinin Hindistan’a da uygulanabileceği yönünde yorumlanıyor. Bu da Washington’un dış ticarette “ya bizimlesin ya değilsin” tarzı sert çizgisini giderek genişlettiğini gösteriyor.
Rusya ve Enerji Gerçeği: ABD’nin Asıl Derdi Ne?
Bu kararın merkezinde elbette enerji ticareti yer alıyor. ABD, Ukrayna savaşından bu yana Rusya’yı uluslararası izolasyona zorlamak için hem doğrudan yaptırımlar uyguluyor hem de müttefiklerini Rus enerjisinden uzaklaştırmaya çalışıyor. Ancak Hindistan, bu baskılara rağmen Rusya’dan petrol alımını sürdürmekte ısrarlı.
Bu durum yalnızca ABD’nin yaptırım politikasına zarar vermekle kalmıyor, aynı zamanda Rusya’nın ekonomik olarak ayakta kalmasına katkı sağlıyor. Hindistan gibi büyük tüketici ülkelerin Rusya’yla ticaret yapması, ABD açısından ciddi bir jeopolitik sıkıntı olarak görülüyor.
Sonuç: Ekonomik Baskıdan Siyasi Restleşmeye
Trump’ın Hindistan’a yönelik bu yeni vergisel saldırısı, yalnızca ticari bir anlaşmazlık değil; aynı zamanda enerji politikaları üzerinden yürütülen küresel bir güç mücadelesinin parçası. ABD, yalnızca ekonomik çıkarlarını değil, aynı zamanda Rusya’ya karşı yürüttüğü küresel kampanyayı da bu yolla desteklemeye çalışıyor. Hindistan ise ekonomik bağımsızlık ilkesinden taviz vermemekte kararlı.
Bu gelişme, önümüzdeki haftalarda hem ticaret masasında hem de diplomatik kanallarda daha yoğun pazarlıklar, hatta gerilimler görebileceğimizi gösteriyor. ABD-Hindistan ilişkileri, belki de son yılların en büyük sınavlarından birine doğru ilerliyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
Zaferozcivan59@gmail.com

  • Benzer Haberler

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ Ekonomi çoğu insanın gözünde karmaşık rakamlar, grafikler ve televizyonda konuşan uzmanlardan ibaret gibi görünür. Oysa ekonomi dediğimiz şey aslında her gün verdiğimiz kararların toplamıdır. Sabah pazara giderken ne alacağımıza karar vermek de ekonomidir, bir fabrikanın yatırım yapması da devletin vergi artırması da. Çünkü ekonomik karar alma süreçleri, “eldeki sınırlı kaynaklarla en doğru tercihi yapma çabasıdır.” Bugün milyonlarca insan aynı sorularla karşı karşıya kalıyor:“Bu ay kredi çekmeli miyim?”“Ev almak mantıklı mı?”“Dolar yükselir mi?”“İş değiştirmeli miyim?”“Çocuğun eğitimine mi yatırım yapayım yoksa borç mu kapatayım?” Aslında ekonomi tam da bu soruların içinde yaşıyor. HAYATIN TAM ORTASINDAKİ EKONOMİ Ekonomik karar alma süreçleri sadece bakanlıkların ya da büyük şirketlerin işi değildir. Bir ev hanımı markette ürün seçerken de ekonomik karar verir. Bir öğrenci harçlığını harcarken de. Bir esnaf dükkânını açıp açmamaya karar verirken de. Çünkü herkesin ortak sorunu aynıdır: Kaynak sınırlıdır ama ihtiyaçlar sınırsızdır. Örneğin bir aile düşünelim. Evin geliri belli. Elektrik faturası var, kira var, çocukların masrafı var, mutfak gideri var. Aynı anda her isteği karşılamak mümkün olmayınca öncelik sırası belirlenir. İşte ekonomik karar alma süreci tam olarak burada başlar. Bazı aileler tasarrufu seçer. Bazıları borçlanır. Bazıları harcamayı kısar. Bazıları ek iş arar. Her tercih başka bir sonucu beraberinde getirir. Ekonomi aslında tercihlerin bilimidir. İNSAN HER ZAMAN MANTIKLI KARAR VERİR Mİ? Kitaplarda insanlar çoğu zaman “rasyonel” yani mantıklı kabul edilir. Ama gerçek hayat pek öyle değildir. İnsan sadece cebiyle değil, duygularıyla da karar verir. Mesela markete “sadece ekmek alacağım” diye girip poşeti doldurarak çıkmak oldukça yaygındır. Çünkü reklamlar, kampanyalar ve psikolojik etkiler kararlarımızı değiştirir. Ekonomide buna “davranışsal ekonomi” denir. İnsan bazen korkuyla hareket eder. Bazen sürü psikolojisine kapılır. Bazen geleceği düşünmeden anlık karar verir. Özellikle kriz dönemlerinde bu durum daha belirgin hale gelir. Bir ülkede insanlar ekonomiye güvenmiyorsa dövize yönelir. Bankaya güvenmiyorsa parasını evde tutar. Fiyatlar sürekli artıyorsa insanlar ihtiyaçları olmasa bile alışveriş yapmaya başlar. Çünkü “yarın daha pahalı olur” düşüncesi davranışları değiştirir. Yani ekonomik kararlar sadece matematik değildir. Güven, beklenti ve psikoloji de işin içindedir. ŞİRKETLER NASIL KARAR ALIYOR? Ekonomik karar alma süreçlerinin önemli bir bölümü şirketlerde yaşanır. Bir fabrikanın yatırım yapıp yapmayacağı, yeni işçi alıp almayacağı ya da üretimi azaltıp azaltmayacağı ülke ekonomisini doğrudan etkiler. Şirketler karar verirken birçok unsura bakar: Örneğin faizlerin çok yükseldiği bir ortamda yatırım yapmak zorlaşır. Çünkü kredi maliyeti artar. Döviz kuru aşırı oynaksa ithalat yapan şirket önünü göremez. Elektrik fiyatları hızla yükselirse üretim maliyetleri artar. Bu nedenle şirketler sadece bugünü değil, geleceği de hesaplamaya çalışır. Fakat ekonomide geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu yüzden ekonomik kararların içinde her zaman risk vardır. DEVLETLERİN VERDİĞİ KARARLAR NEDEN ÖNEMLİ? Ekonomik karar alma süreçlerinin en büyük aktörlerinden biri devlettir. Çünkü devletin aldığı kararlar doğrudan halkın hayatını etkiler. Vergi artışı olduğunda fiyatlar değişir.Faiz indirildiğinde kredi piyasası hareketlenir.Asgari ücret yükseldiğinde milyonlarca kişinin geliri değişir.Akaryakıt zamları ulaşımdan gıdaya kadar her alanı etkiler. Devletler ekonomik karar alırken genellikle üç temel hedef arasında denge kurmaya çalışır: Ancak bu hedeflerin hepsini aynı anda yönetmek kolay değildir. Örneğin ekonomiyi canlandırmak için piyasaya fazla para verilirse enflasyon yükselebilir. Enflasyonu düşürmek için faiz artırılırsa bu kez yatırımlar yavaşlayabilir. Yani ekonomi çoğu zaman “zor tercihler” alanıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi bazen toplumun hoşuna gitmeyen kararlar almak zorunda kalabilir. Ama burada önemli olan şey, alınan kararların tutarlı, anlaşılır…

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor. MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti. Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor. 17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı. Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor? KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor. 17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu. Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor. Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor. DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü. Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu. YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor. Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla…