2022 GİRİŞİM ÖZELLİKLERİNE GÖRE ULUSLARARASI HİZMET TİCARETİ İSTATİSTİKLERİ
Enflasyon halk arasında bilindiği gibi hayat pahalılığı anlamına gelmemektedir. Genel olarak fiyatların yükselmesi, alım gücünün azalması anlamında kullanılır ve birkaç çeşidi vardır. Tüketici fiyat enflasyonu, üretici fiyat enflasyonu (talep enflasyonu, arz enflasyonu) en çok karşımıza çıkan çeşitleridir. Bunun dışında bir de hizmet üretici fiyat enflasyonundan söz edebiliriz. Ülkemizde hizmet üreten işletmelerin hizmet verenlere ödedikleri ücretler de doğal olarak artmaktadır. İşte bu tür yükselişler hizmet enflasyonu olarak adlandırılır. Örneğin bir doktor hastalarına hizmet verir, bir avukat müvekkilinin işi için çalışır, bir muhasebeci şirketler için hizmet verir. Bunun dışında oteller, hastaneler, ulaşım hizmetleri, yazılım firmaları da hizmet işletmesi kategorisindedir. Milli gelir, belli bir zaman içinde ülkede üretilen mal ve hizmetler toplamı olarak tanımlandığını düşünürsek hizmet işletmelerinin de ülke kalkınmasına katkı sağladıkları ortadadır. Aynı şekilde dış ticaret açığı ithalat ve ihracat arasındaki farktır ama buna yabancı ülkelere yapılan hizmet rakamları eklendiğinde cari açık olarak tanımlanır. Hizmet enflasyonunu belirleyen en önemli etken ülkedeki çalışanlara ödenen ücretlerdir. Asgari ücret ne kadar yüksek olursa hizmet enflasyonu da o kadar yüksek olacaktır. Çünkü asgari ücret arttırıldığı zaman diğer çalışanların ücretleri de yaklaşık aynı oranda artmaktadır. Enflasyonu yükselten şu anda bir sebep de iç talep etkeni olduğu görülüyor. Yukarıda kısaca bahsetmeye çalıştığım gibi talep enflasyonu ile karşı karşıyayız. En basit ifade ile” nasıl olsa zam gelecek paramın yettiği kadar ihtiyacım olmasa da satın alayım” düşüncesi ile oluşan talep arz ve talep kanununa göre fiyatları yükseltmektedir. Tabi bu arada gereksiz yere fiyatları yükseltenleri de unutmamak gerekir. Örneğin 10 TL ye alınan bir ürün 12 TL ye satılırken 10 TL ye alamayacağım için fiyatını 15 TL ye yükseltmek ticari etik kurallarına aykırıdır. Asgari ücrete ve emekli maaşlarına zam yapıldığı günümüzde Pazar ve marketlerde fiyat artışlarının yaşandığını hatta bir gecede 700 ürünün fiyatının değiştiğini yazılı ve görsel basından bir süre önce izledik ve zam oranları da %20 ile 30 arasında değişmektedir. Hâlbuki hizmet işletmeleri haricindeki faaliyetlerde yapılan maaş ve ücret zamları üretimi en fazla %4-5 oranında etkilemektedir. Bunların kontrolü mutlaka yapılmaktadır ama demek ki denetimlerin arttırılması gerekmektedir. Ülkemizde hizmet üretimi yapan işletmelerde üretim maliyetinin en önemli faktörü hizmet maliyetleridir. İşsizlik oranının %10 olduğu günümüzde özellikle hizmet işletmelerinde elemen sıkıntısı olduğu bir gerçektir. Örneğin otel hastane işletmeleri, doktor, avukat, mali müşavir ticaretten ziyade hizmet üretimi ile iştigal eder. Bu tür işletmelerde işe göre eleman bulmak oldukça güçtür ve istikralı bir süreç öne çıkacaktır. Yukarıda kısaca değindiğim gibi enflasyonu yükselten bir faktör olan iç talebi azaltarak arz ve talep kanununa göre arz fazlası oluşturarak fiyatların düşmesini olmasa da artışların önünü kesmek için uzun bir süreden bu yana uygulana sıkı para politikası bir müddet daha uygulanacaktır ve hatta enflasyonun tek haneye düşünceye kadar devam edeceği ifade edilmektedir. Halkın büyük bir çoğunluğunun bırakın harcamayı beslenme için bile bütçesi yeterli değildir. Bunun yanında hizmet işletmelerinin önemli bir payı olan otellerde sezonun sona ermesi nedeniyle işçi çıkarmalar başlamıştır. Ancak hizmet işletmelerinin diğer sektörlerinde farklı sonuçlar oluşacağı için hizmet enflasyonunun da düşürülmesi zor gözüküyor. Ülkemize gelen ve sayıları 10 milyonun üstünde tahmin edilen sığınmacıların kayıt dışı ve düşük ücretle her türlü işlerde çalıştırılması da önemli bir konudur. 2022 yılı girişim özelliklerine göre uluslararası hizmet ticareti istatistikleri geçtiğimiz günlerde TÜİK tarafından yayınlandı. Bilgiler aşağıdaki gibidir. Hizmet ihracatının %64,4’ünü, hizmet ithalatının %56,3’ünü büyük ölçekli girişimler yaptı Uluslararası hizmet ticareti istatistikleri (seyahat…
KASIM AYI KÜMES HAYVANCILIĞI ÜRETİMİ
Bir tarım ülkesi olan ülkemizde maalesef hayvancılık sektörü istenen düzeyde değil ve sorunlar her geçen gün artmaya devam ediyor. Yüksek enflasyondan etkilenerek küçülme eğilimine giren hayvancılık sektörünün zayıflaması nedeniyle süt ve süt ürünleri üretimi ve kümes hayvancılığı üretimi de yüksek maliyetlere maruz kaldığı için olumsuz yönde etkilenmektedir. Öncelikle yem fiyatlarının yükselmesi, meraların azalması, köyden kente göç nedeniyle hayvancılık ülkemizde gelecek süreç için önlem alınması gereken konular arasındadır. Yazılı ve görsel basından öğrendiğime göre et ithalatı tekrar gündeme alınmış. Yüksek fiyatlarla rekabet edebilmek için başta hububat ürünleri olmak üzere canlı hayvan için hemen ithalat çözümmüş gibi bir yol izliyoruz. Paramızın yurt dışına gitmesi bir yana dış ticaret açığımız da yükselmiş oluyor. Hayvancılık deyince akla doğal olarak et, süt ve yumurta geliyor. İçinde bulunduğumuz dönemde hepsinin de fiyatı el yakıyor ve hepsine de sık sık zam geliyor. Ekonomik darboğazda olan birçok aile, çocuğuna süt ve yumurta veremiyor. Daha da ötesi geçen yıl depremde enkazdan çıkan bir çocuğun et yemeği istemesi, karne hediyesi olarak da başka bir öğrencinin et istemesi fazla yoruma neden bırakmıyor. Hayvancılık, genel olarak bakıldığında son derece zor ve birçok fedakârlık gereken sektörlerden biridir. Genellikle köylerde olmak üzere hayvancılık üretimi ile iştigal eden girişimciler tüm aile bireyleriyle birlikte, gece gündüz demeden çalışmak zorundadır. Kümes hayvanları ve yumurta üreticiliği büyük baş hayvancılığa göre biraz daha kolay olmasına rağmen sektör her geçen gün küçülmeye gitmektedir. Yüksek enflasyonun etkisiyle artan maliyetleri, başta yem fiyatları olmak üzere yaşanan fiyat artışları üretim maliyetlerini olumsuz etkilemesinden dolayı birçok üretici çözümü hayvan kesiminde aramakta ve doğal olarak üretim azalmaktadır. Gıda sektöründe olduğu gibi süt ve kümes hayvanları, yumurtada üretim fiyatı ile market raflarındaki fiyat arasında kat be kat farklılıklar gözlenmektedir. Dolayışıyla yumurta üreticileri kazanç sağlayamamakta, halkımız da son derece pahalı satın almak durumunda kalmaktadır. Tarımda olduğu gibi kümes hayvancılığı ile uğraşan girişimciler, kazanç elde edemedikleri için işlerinden vazgeçme eğilimindedir. Bunların birçoğu kesime gittiğinden dolayı yumurta üretimi de azalmış, fiyatları da sürekli olarak yükselmiştir. Kasım ayında da aşağıda TÜİK ndan aldığım bilgilere göre gene artıştadır. Dolayısıyla kümes hayvancılığı sektörü her geçen gün kaybetmektedir. Tarım ve hayvancılığı gelişmesi için bu iki sektöre verilen destekler arttırılmalı, yeni yapılacak girişimler için kredi desteği arttırılmalıdır. Hayvancılık, genel olarak köylerde yapıldığı için veteriner kontrolü çok zor hatta imkansızdır. Hayvanların hastalıklarına çözüm, aşılar gibi problemler hayvan sahipleri tarafından ilkel yöntemlerle yapılmaktadır. Olaya bu bağlamda baktığımızda her köye bir veteriner, bir ziraat mühendisi veya teknikeri atanmalı, bu sayede sektörün problemlerine yerinde çözüm aranmalıdır. Fakat bütçe açığı verdiğimiz ve tasarruf tedbirlerinin gündemde olduğu bir ortamda son derece zor bir konudur. Doğal olarak devlet bütçesinin yeterli olması zorunluluktur. Tavuk eti ve yumurtası insanların alması gereken besin maddelerinin temelinde yer almaktadır. Protein bakımından zengin olduğu için bazı hastaların da şifa kaynağı olduğu (diyaliz hastası olduğum için biliyorum.) özellikle çocukların olmazsa olmaz besinlerinden biridir. Ancak içinde bulunduğumuz ekonomik kriz döneminde bir taraftan gelirlerin azlığı diğer taraftan fiyatların sürekli olarak yükselmesi öncelikle emekliler, dar ve sabit gelirliler olmak üzere birçok aile yoksullaştığından dolayı ulaşılması son derece zor bir hal almıştır. Daha da ötesi bazı aileler ekonomik zorluklardan dolayı çocuklarına bile yedirmekte zorlanmaktadır. Yumurtada yapılan ağırlık hileleri de yazılı ve görsel basında izlenmektedir. Enflasyon dönemine girmeden önce öncelikle öğrenciler olmak üzere tavuk bazlı yiyecekler (tavuk döner) en ucuz formüllerden biri idi. Günümüzde…
KASIM AYI HİZMET ÜRETİM ENDEKSİ
Enflasyon halk arasında bilindiği gibi hayat pahalılığı anlamına gelmemektedir. Genel olarak fiyatların yükselmesi, alım gücünün azalması anlamında kullanılır ve birkaç çeşidi vardır. Tüketici fiyat enflasyonu, üretici fiyat enflasyonu (talep enflasyonu, arz enflasyonu) en çok karşımıza çıkan çeşitleridir. Bunun dışında bir de hizmet üretici fiyat enflasyonundan söz edebiliriz. Ülkemizde hizmet üreten işletmelerin hizmet verenlere ödedikleri ücretler de doğal olarak artmaktadır. İşte bu tür yükselişler hizmet enflasyonu olarak adlandırılır. Örneğin bir doktor hastalarına hizmet verir, bir avukat müvekkilinin işi için çalışır, bir muhasebeci şirketler için hizmet verir. Bunun dışında oteller, hastaneler, ulaşım hizmetleri, yazılım firmaları da hizmet işletmesi kategorisindedir. Milli gelir, belli bir zaman içinde ülkede üretilen mal ve hizmetler toplamı olarak tanımlandığını düşünürsek hizmet işletmelerinin de ülke kalkınmasına katkı sağladıkları ortadadır. Aynı şekilde dış ticaret açığı ithalat ve ihracat arasındaki farktır ama buna yabancı ülkelere yapılan hizmet rakamları eklendiğinde cari açık olarak tanımlanır. Hizmet enflasyonunu belirleyen en önemli etken ülkedeki çalışanlara ödenen ücretlerdir. Asgari ücret ne kadar yüksek olursa hizmet enflasyonu da o kadar yüksek olacaktır. Çünkü asgari ücret arttırıldığı zaman diğer çalışanların ücretleri de yaklaşık aynı oranda artmaktadır. Enflasyonu yükselten şu anda bir sebep de iç talep etkeni olduğu görülüyor. Yukarıda kısaca bahsetmeye çalıştığım gibi talep enflasyonu ile karşı karşıyayız. En basit ifade ile” nasıl olsa zam gelecek paramın yettiği kadar ihtiyacım olmasa da satın alayım” düşüncesi ile oluşan talep arz ve talep kanununa göre fiyatları yükseltmektedir. Tabi bu arada gereksiz yere fiyatları yükseltenleri de unutmamak gerekir. Örneğin 10 TL ye alınan bir ürün 12 TL ye satılırken 10 TL ye alamayacağım için fiyatını 15 TL ye yükseltmek ticari etik kurallarına aykırıdır. Asgari ücrete ve emekli maaşlarına zam yapıldığı günümüzde Pazar ve marketlerde fiyat artışlarının yaşandığını hatta bir gecede 700 ürünün fiyatının değiştiğini yazılı ve görsel basından bir süre önce izledik ve zam oranları da %20 ile 30 arasında değişmektedir. Hâlbuki hizmet işletmeleri haricindeki faaliyetlerde yapılan maaş ve ücret zamları üretimi en fazla %4-5 oranında etkilemektedir. Bunların kontrolü mutlaka yapılmaktadır ama demek ki denetimlerin arttırılması gerekmektedir. Ülkemizde hizmet üretimi yapan işletmelerde üretim maliyetinin en önemli faktörü hizmet maliyetleridir. İşsizlik oranının %10 olduğu günümüzde özellikle hizmet işletmelerinde elemen sıkıntısı olduğu bir gerçektir. Örneğin otel hastane işletmeleri, doktor, avukat, mali müşavir ticaretten ziyade hizmet üretimi ile iştigal eder. Bu tür işletmelerde işe göre eleman bulmak oldukça güçtür ve istikralı bir süreç öne çıkacaktır. Yukarıda kısaca değindiğim gibi enflasyonu yükselten bir faktör olan iç talebi azaltarak arz ve talep kanununa göre arz fazlası oluşturarak fiyatların düşmesini olmasa da artışların önünü kesmek için uzun bir süreden bu yana uygulana sıkı para politikası bir müddet daha uygulanacaktır ve hatta enflasyonun tek haneye düşünceye kadar devam edeceği ifade edilmektedir. Halkın büyük bir çoğunluğunun bırakın harcamayı beslenme için bile bütçesi yeterli değildir. Bunun yanında hizmet işletmelerinin önemli bir payı olan otellerde sezonun sona ermesi nedeniyle işçi çıkarmalar başlamıştır. Ancak hizmet işletmelerinin diğer sektörlerinde farklı sonuçlar oluşacağı için hizmet enflasyonunun da düşürülmesi zor gözüküyor. Ülkemize gelen ve sayıları 10 milyonun üstünde tahmin edilen sığınmacıların kayıt dışı ve düşük ücretle her türlü işlerde çalıştırılması da önemli bir konudur. TÜİK ten aldığı kasım ayı hizmet üretim endeksi bilgileri aşağıdaki gibidir. Hizmet üretim endeksi yıllık %0,9 arttı Hizmet üretim endeksi (2021=100) 2024 yılı Kasım ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %0,9…
KASIM AYI ÜCRETLİ ÇALIŞAN İSTATİSTİKLERİ
Bir ülkenin ekonomide güven sağlamasının en önemli koşullarından biri de işsizliğin azalması, istihdamın çoğalmasıdır. Bu anlamda devlet yatırım programları, iş alanları açmayı hedefler. Ülkedeki çalışan sayısı arttıkça refah düzeyinin yükseldiği anlamı çıkacaktır. Çalışan kesim gelir elde edeceği için harcamaları da doğal olarak artacak, ekonomi canlanacak, devletin vergi gelirleri de yükselecektir. Ancak işgücü hesaplamaları yapılırken çalışabilecek nüfus baz alınır ve bu kesim 15-64 yaş arası çalışan nüfus olarak tanımlanır. Çalışan nüfusta ise en önemli faktör üretime katılımdır. Yani ne kadar fazla kişi üretim birimlerinde çalışırsa ülkede o kadar çok üretim yapılıyor demektir. Üretime katılım sadece işçilik olarak değil, üretim sürecini hızlandırabilecek, seri üretimi arttıracak, otomasyona katkı sağlayacak girişimler de üretime katılımdır. Örneğin üretim sürecini hızlandıracak, süreci sistematik şekle sokabilecek bir bilgisayar programı da üretimin içindedir. Ülkemizde ücretli çalışan sayısı oldukça fazladır ve çalışan nüfusun %40 kadarının asgari ücretle çalıştığı tahmin edilmektedir. Diğer yandan yaklaşık üç yıldan bu yana devam eden yüksek enflasyon nedeniyle asgari ücret, normal ücret durumuna gelmiştir. Ayrıca asgari ücret ve özellikle en düşük emekli maaşları çoğunlukla açlık sınırının altında kalmaktadır. Dolayısıyla halkımızın büyük çoğunluğu yoksullaşmakta, alım gücü sürekli azalmaktadır. Verilen zamlar ise çok kısa sürede enflasyona yenik düşmektedir. Ülkemizde ücretli çalışanların, gelir vergisinden daha çok vergi verdiklerini hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla milli gelire katkı sağlayan kesim daha çok ücretli çalışanlardır. Bunun yanında en çok ekonomik anlamda ezilen kesim öncelikle dar ve sabit gelirlilerdir. Ve bunların büyük çoğunluğu açlık sınırının altında gelir elde etmektedir. Ekonomide tasarruf tedbirlerinin gündemde olduğu içinde bulunduğumuz dönemde kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması tedbirlerin en önemli konulardan biridir. Bazı işletmeler çalışanlarını aldıkları ücretten değil, asgari ücretten veya hiç kayda girmeden çalıştırdıkları bilinen bir gerçektir. Özellikle dışardan gelen mülteciler asgari ücretten daha az ücretle çalışmakta ve bu durum kendi vatandaşlarımızın işsiz kalmasına, devletin vergi kaybetmesine yol açmaktadır. Bir diğer konu da ülkemizde enflasyonun yüksek seyretmesine rağmen vergi dilimlerinin aynı oranda yükseltilmemesidir. Bordroya tabi çalışanlar özellikle yılın ikinci yarısında ücretlerinden fedakârlık yapmakta son üç ayda ise %30-35 civarında maaşları azalmaktadır. Yıllardır devam eden bu sorun bir an önce çözümlenmeli, ücretlilerin sıkıntıları giderilmelidir. Türkiye’de %1 lik kesim milli gelirin %40 oranına sahip olduğu bir gerçektir ve bunun adı tam anlamıyla gelir adaletsizliğidir. Gelir adaletsizliği olduğu için enflasyon oranları da her %20 lik kesim için farklı gelişmektedir. Serbest çalışan iş insanlarından bazıları kendinin, eşinin hatta çocuklarının arabasını şirkete kaydederek masraflarını gider kalemlerinin içine atıp vergi tasarrufu sağlamaktadır. Ücretlilerin ise böyle bir işlemi yapmaları mümkün olmadığı gibi maaşlarını alırken vergilerini tam olarak ödemektedir. İşsizliğin önlenebilmesi, devlet yatırımlarının ve özel sektör girişimlerinin artması ile mümkündür. Gençlere veya gelecek nesille iş alanları açmak, onlara çalışma alanı oluşturmak devletin en önemli görevlerinden biridir. Ülkemizde üniversite mezunlarının işsiz kaldığı; tamircilik, çöpçülük gibi işlerde çalıştığını yazılı ve görsel basından izlemekteyiz. Üniversitelerin çoğalması, ülkede eğitim seviyesinin yükselmesi ekonomik kalkınma için elbette önemlidir. Ancak yüksek öğretimden mezun olanlara iş alanı açılmadığı sürece üniversite bitirmenin önemi ortadan kalkmaktadır. Yaşadığımız ekonomik koşulların maalesef olumsuz olması yüzünden birçok gencimiz, daha üniversite öğrencisi iken yurt dışına gitmenin formüllerini aramaktadır. Amaçları ekonomik olarak daha uygun işlerde çalışmak, daha rahat bir yaşam koşulları içine girebilmektir. Hâlbuki ülkemizde yatırım yapılması durumunda beyin göçü ortadan kalkacaktır. Yukarıda açıklamaya çalıştığım ücretlilerin konumu ve geleceğe ilişkin beklentileri öncelikle devletin sonra da özel sektörün girişimleri ile mümkün olacaktır. Bu…
ÜLKE PSİKOLOJİMİZ
İçinde bulunduğumuz ve çıkmaya gayret gösterdiğimiz ekonomik koşullarda halkımızın büyük bir kısmının psikolojisi bozuldu ve psikologlara olan ihtiyacımız her geçen gün çoğalmaya başladı. Hepimizin sinir katsayısı yükseldi ve en küçük olaylara dahi katlanmamız zorlaştı ve birbirimize karşı sinir ve stresle konuşmaya, tartışmaya başladık. Sokakta, caddede, pazarda, markette, toplu taşım araçlarında kısaca her yerde şöyle bir baktığımız zaman güler yüzlü vatandaşlarımıza hasret kalmaya başladık. Herkes asık suratlı, düşünceli, dalgın bir seyir izlemekte ve belli ki insanlar başta ekonomi olmak üzere diğer problemlerine odaklanmış durumda ve etrafı ile ilgilenecek durumda değil. Mutfakta tencere nasıl kaynayacak, ev kirası nasıl ödenecek, çocuğun okul taksiti nasıl karşılanacak hatta beslenme çantasına ne konulacak, işyerimden çıkarılabilme ihtimali, iş bulma hayali, yaptığı iş görüşmelerden olumlu sonuç gelecek mi gibi sorunlardan başını kaldıramıyor ve sürekli düşünceli bir halde hayatlarına devam etmeye çalışıyor. Bunun yanında belirli bir kesim de borsa düşütü mü yükseldi mi? Dolar ne zaman yükselecek, mevduat faizinden ne kadar alacağım vd. gibi pozitif gelişmeleri bekliyor ve dikkatle takip ediyor. Ülkemizde çalışan nüfusun yaklaşık %40 kadarı asgari ücretle çalışıyor ve asgari ücretin normal ücret haline geldiği bir gerçek. Buna bir de 16 milyon emekli sayısı eklendiğinde genel nüfusun yaklaşık yarısı açlık sınırında veya altında geçinmeye çalışıyor. Ve her dönem enflasyon altında ezilen, alım gücü sürekli düşen, hayat pahalılığını en çok hisseden kesim emekli ve asgari ücretliler olmuştur. Bu bağlamda baktığımızda insanlarımızın psikolojisi de bozulmuş, son derece sinirli bir toplum hakine gelmiş durumdayız. Örneğin trafikte bir dakika ile beklemek insanlara zor geliyor ve en basit hata veya gecikmelerden dolayı gereksiz şekilde tartışmalara tanık oluyoruz. Herkesin sinirleri bozuk veya tartışmaya da hazır durumda sanki. Ülkemizde geçen yıl verilen rakamlara göre yaklaşık 800000 üniversite öğrencimiz ekonomik koşulların yetersizliği nedeniyle okullarını bırakıp memleketlerine dönmek zorunda kalmış. Bu, ülkemiz için son derece önemli ve çözülmesi gereken bir sorundur ve ivedilikle çözülmesi gerekir. Söz konusu gençlerimiz ilerideki süreçlerde ekonomiye katkıda bulunacakları aşikardır ve bunların eğitim ve öğretim kadrolarına geri dönüşümü sağlanmalıdır. En başta barınma sorunu, beslenme, eğitim enflasyonunun yüksekliği bu çocukların okullarından uzaklaşmasına sebep olmuştur ve bu çocukların da psikolojilerinin bozulmasının normal olduğu abartı değildir. Psikolojik tedaviye gelince, eskiden anormal karşılanmaktaydı ama psikoloğa gitmek günümüzde son drece normal karşılanmaktadır ve doğal olanı da budur. Çünkü hiçbir bilim dalı boşuna doğmamıştır ve hepsi insanlığa hizmet içindir ve her geçen gün her bilim dalı gelişmekte ve insanlığa hizmete devam etmektedir. Ülkemiz, yapılan araştırmalarda dünyanın en sinirli ikinci ülkesi konumundadır. Karar gazetesinin haberine göre; Gallup’un “Global Emotions” raporuna göre Türkiye, dünyanın en sinirli ikinci ülkesi olarak belirlendi. 100 ülke arasında yapılan araştırmada Türkiye, yüzde 48 ile en yüksek sinirlilik oranına sahip ülkeler arasında yer aldı. Rapor, Türkiye’deki yüksek enflasyon ve otoriterleşen yönetimin öfke düzeyini artırdığını ortaya koydu. Dünya çapında yapılan bir araştırmaya göre Türkiye, dünyanın en sinirli ikinci ülkesi oldu. Gallup’un “Global Emotions” raporunda, Türkiye’de yaşayanların yüzde 48’inin sık sık öfke duyduğu belirtildi. Rapor, bu durumun nedenleri arasında yüksek enflasyon, ekonomik sıkıntılar ve otoriterleşen yönetimi gösterdi. Öte yandan, El Salvador ise dünyanın en mutlu ülkesi seçildi. Türkiye, yüzde 48 ile dünyanın en sinirli ikinci ülkesi olurken; Avrupa’nın ise birincisi oldu. Listede üçüncü sırada Ermenistan yer alırken, Irak, Afganistan, Ürdün, Mali ve Sierra Leone ise bu ülkeleri takip etti. Gallup’un Türkiye hakkındaki değerlendirmesinde, “Ukrayna’daki savaştan önce bile yüksek enflasyonla…
EKONOMİDE GÖRÜNÜM
Yaklaşık üç yıldan bu yana devam eden yüksek enflasyonla mücadele devam ediyor. Sıkılaştırılmış para politikası, yüksek faiz, döviz kurlarının yatay seyretmesi, artan vergiler vd. olduğu halde enflasyon neden düşmüyor. Öncelikle belirtmemiz gerekir ki geçmiş dönemde uygulanan yanlış para politikasının düzeltilmesi konusu epeyce bir zaman alacaktır. Dünyada 56 ülkede yapılan bir araştırmada şok enflasyonun normale dönmesi ortalama 3,4 yıl olarak bulunmuştur. Bu süre bizde neredeyse dolmak üzere olmasına rağmen yüksek enflasyonla yaşamaya devam ediyoruz. TCMB tarafından yapılan revizeye göre 2024 sonu hedefi %44,2025 yılı sonu için ise %21 enflasyon oranı ifade edildi. Bu yıl yapılan dördüncü tahmin değişimi yapıldı. Ancak aylık bazsa fiyat artışları %3 civarında gerçekleşiyor. Başka bir deyişle yıllık enflasyon düşmesine rağmen aylık oranlara bakılınca fiyatların sürekli yükseldiği yani enflasyonun düşmediği görülüyor ve bu arada yapılan tahminlerin 2024 sonunda TÜİK e göre tututtuğu görülüyor. Uzun süreden bu yana uygulanan sıkı para politikası pek işe yaramamış gibi gözüküyor. Politika faizinin yüksek olmasından dolayı ülkemizde sanayi üretimi son yedi aydan bu yana sürekli azalıyor. Doğal olarak politika faizlerinin yüksek olması ticari veya diğer kredi faizlerinin de yükselmesine neden oluyor. Yaklaşık %70-75 civarına kadar yükselen kredi ortamında şirketle kredi kullanmaktan uzak durmak zorunda kalmakta, kredi kullanan işletmeler de bu maliyetleri üretime yansıtmaktadır. Peki faizler düşürülme ihtimali var mı? Benim kanaatime göre eylül ayında faiz indirimine gidilmeli idi ama aralık ayında da para piyasaları kurulunda politika faizlerine dokunulmadı ve pas geçildi Çünkü faizler yüksek olduğu süre zarfında ülkede sanayi üretiminin düşmesi sonucu iflas ve konkordatolar artar hatta iflaslar çoğalır, işsizlik artar, ekonomik büyüme küçülmeye doğru gider, üretim azalmasından dolayı ihracat istenilen seviyeye ulaşamaz, devletin vergi gelirleri azalır, merkez bankası döviz rezervlerinde yükselme olmaz. Dolayısıyla ekonomik göstergelerin yükselmesinde en büyük faktör olan üretim kaynaklarının en doğru ve en verimli şekilde kullanılması gerekir. Aralık ve ocak ayında politika faizleri 250 şer baz puan düşürülerek politika faizi %45 seviyesine gelmiş oldu.TÜİK e göre dezenflasyon dönemine girdiğimizi düşündüğümüzde bundan sonra da enflasyona paralel olarak politika faizleri düşer ve yukarıda saymaya çalıştığım ekonomik olumsuzluklar da ortadan kalkar. İçinde bulunduğumuz ekonomik kriz döneminden çıkabilmek ekonominin başına kim gelirse gelsin en az üç yılımızı alacaktır. Çünkü ekonomide bozulan dengeleri tekrar düzeltmek kolay bir işlem değildir ve millet olarak önümüzdeki süreçte daha zor bir gelecek bizi bekliyor. Bu süreçte daha çok yoksullaşacağız ve geçim sıkıntısı devam edecek gibi gözüküyor. Enflasyonun sebeplerinden biri olan iç talebi daraltmak amacıyla uzun bir zamandan bu yana uygulanan ve daha bir süre daha devam edeceği söylenen sıkılaştırılmış para politikası tek başına yeterli değildir. Bunun yanında sıkılaştırılmış maliye politikasının da süratle uygulanması gerekir. Maliye politikası iki faktörden oluşur. *Vergilerin yükselmesi *Kamu giderlerinin kısıtlanması Vergilerin yükseltilmesi içinde bulunduğumuz dönemde sın derece zordur. Çünkü hükümet vergi artışları konusunda her türlü enstrümanı kullandı ve ayrıca vergilerin yükseltilmesi enflasyon olarak geri dönecektir.2025 yılı için vergi, harç gibi giderlerin artışı yurt için üretici enflasyonunun 12 aylık ortalaması olan %43,93 olarak yeniden değerlendirilecektir. *Kamu giderlerinin kısıtlanması için bundan bir süre önce açıklanan programa göre yaklaşık 100 milyon TL tasarruf tedbirleri açıklanmıştı. Ancak uygulandığını söylemek çok zordur. Ülkemizde asgari ücretli ve en düşük emekli aylığı alanların toplamı neredeyse çalışan nüfusun yarısı kadardır ve sürekli açlık sınırının altında gelir elde etmektedir ve asgari ücret normal ücret seviyesine yükselmiştir. Öncelikle dar ve sabit gelirlilerin normal yaşam maliyetini…
TÜRKİYE’DE SANAYİ VE SANAYİCİNİN PROBLEMLERİ
Sanayi, sektör farkına bakılmaksızın faaliyeti açısından bakıldığında en zor olduğu kadar en çok haz veren bir işlemler bütünüdür. Hammaddeleri ve diğer faktörleri birleştirerek ortaya bir ürün çıkarmak ve bunu insanlığın hizmetine sunmanın yanında ülke ekonomisine katkıda bulunmak son derece önemli bir olaydır. Ancak sanayiye genel olarak bakıldığında teoride olduğu kadar kolay değildir ve kuruluş ve faaliyet aşamalarında hiç hesapta olmayan problemlerle karşılaşma olasılığı yüksektir. Herhangi bir sanayi işletmesinin kurulması için öncelikle iyi bir fizibilite (ön yapılabilirlik) çalışması yapılmalıdır. Yapılan fizibilite etüdünde, gerekli sermaye miktarı, fabrika yeri ve büyüklüğü, gerekli makine ve teçhizat, gerekli insan kaynakları, üretilecek ürün gamının belirlenmesi, hedef kitlenin ihtiyaçlarının araştırılarak en iyi hizmetin verilebilmesinin olasılıkları, rakiplerin üretim miktarı ve satış politikalarının değerlendirilmesi gibi birçok çalışmanın doğru ve verimli bir şekilde yapılması zorunludur. Yukarıdaki işlemler yapıldıktan sonra faaliyete geçince de tedarik süreci ve üretim aşamasında da çeşitli çalışmalar devam etmek zorundadır. Birçok faktörü bir araya getirerek üretim yapmak tahmin edersiniz ki son derece zor ve fedakârlık gereken işlemlerdir. İlerleyen süreçte de teknolojinin gelişmesine paralel olarak gelişen teknolojiye ayak uydurmak için yapılacak makine ve teçhizatın yenilenmesi, araştırma geliştirmenin ülke içinde ve yurt dışında doğru bir çalışma yapılması sonucunda üretimde yapılacak değişiklikler ve yeni ürün grupları, hedef kitlenin ihtiyaçlarında oluşabilecek değişimler, ürün maliyet hesaplarının kusursuz hesaplanması, satış bütçesine bağlı olarak üretim bütçesinin hazırlanması ve tüm bu faaliyetler için gerekli insan kaynakları biriminin oluşturulması, genel imalat giderlerinin minimuma indirilmesi gibi çalışmaların zamanında ve en kısa sürede yapılması zorunlu işlemler arasındadır. İster ticari ister üretim işletmesi olsun kurulan her işletmenin amacı kar elde etmektir. Kâr elde etmek için ise büyümek gerekecektir. Ancak büyüme zamanında ve gerekli hesaplamalar yapılarak planlanmalıdır. İşletmelerin büyümesi ise öncelikle Pazar payının genişlemesi, ürün gamının çeşitliliği ve kalitesi, ihracat konusunda gerekli girişimlerin yapılması ve arttırılması için verimli çalışma yapılarak uluslararası pazarlarda rekabet kurallarına uyulması, gelişen teknolojiye uygun olarak ürün üretebilmek için gerekli yatırımların yapılması, tedarik zincirinin oluşturularak gerekli hammadde ve ara mal ihtiyacının en uygun şekilde temin edilmesi gerekecektir. Ancak bu işlemler için gerekli kaynak sağlanması ve kaynağın da en uzuz maliyetle elde etmesi gerekecektir. Ülkemizde sanayi kuruluşlarının benim tahminime göre% seksen kadarı ek kaynak kullanmaktadır. Ek kaynak maliyeti ise ülkenin ekonomik koşullarına göre değişiklik gösterebilir. Ülkemizde sanayinin problemlerine gelecek olursak; En başta fabrika yeri ve büyüdükçe artan daha büyük fabrikaların kira bedellerinin astronomik seviyelere gelmesi nedeniyle büyüyemeyen işletmeler söz konusudur. Bu sorunun çözümü ancak ve ancak devletin uzun vade ve düşük faizli bina kredisi vererek üretim kaynaklarının önünün açılması gerekir. Organize sanayi bölgelerinin sayılarının artmasına rağmen fabrika binası yeri sanayinin en büyük sıkıntılarından biridir. Ek kaynak ihtiyaçlarının giderilmesi her zaman mümkün olmayabilir. Çünkü bu konu ülkenin ekonomik durumu ile yakından ilgilidir. İçinde bulunduğumuz dönemde politika faizine bağlı olarak kredi maliyeti oldukça yüksek olduğundan bazı işletmeler küçülmeye gitmekte bu da üretimin azalmasına ve buna bağlı olarak ihracat siparişlerinin gerilemesine, ek kaynak bulunamamasından dolayı küçülmeye işçi çıkararak başlanmasından sonra ülkede işsizlik rakamlarının artmasına yol açmaktadır. İşte bu tür problemlerin temel nedeni yüksek enflasyondur ve politika faizi de enflasyona bağlı olarak sekiz aydan bu yana %50 oranında sabit tutulmaktadır. Aralık ayında olmaz ise ocak ayında mutlaka politika faizlerinin düşmesi beklenmektedir ama her yıl olduğu gibi ocak ve şubat aylarında aylık enflasyon yüksek çıkacağı için faiz indirimi de bu aylarda aynı kalabilme olasılığı…
KÜÇÜK ESNAF VE EKONOMİ
Yaşı 50 ve üzerinde olanlar hatırlayacaklardır.1980 li yılların ortalarına kadar her mahallede bakkal, kasap, berber, ayakkabı tamircisi, elektrikçi, terzi, su tesisatçısı, oto tamircisi gibi esnaflar vardı ve mahalle sakinleri sorunlarını kolayca çözerlerdi. Aynı zamanda yukarıda saymaya çalıştığım esnaflar mahallenin bekçileri gibiydiler. Mahalleye giren çıkan kontrol altındaydı ve bu kimselere gerektiğinde hepimiz anahtarlarımızı bırakıp gider, parasız kaldığımızda ödünç alır, veresiye alışveriş yapar ay sonunda maaşı alınca öderdik. Bilgisayar çağına girmeden önce (80 li yıllara kadar) kredi kartı vs. olmadığından güvene dayalı bir alışveriş sistemi vardı ve herkes gelirine göre harcamalarını düzenlerdi. Ayrıca güven ön planda olduğu için alışverişlerde pazarlık bile söz konusu olmazdı. Konunun en önemli ve iyi tarafı muhatabınızı bulmak ve işinizi görmek son derece kolaydı. Globalleşmeye geçtiğimiz 80 li yılların ortasından günümüze kadar alışveriş şekli değişti, ürün değişti, satın alma içgüdülerimiz arttı ve zincir marketlerin hızla çoğalması, alışveriş merkezlerinin her geçen gün sayıları artması küçük esnafların iyice küçülmesine hatta kepenk kapatmasına kadar gitti. Çünkü girdiğiniz bir markette sadece ihtiyacınız olanı değil, yapılan satış kriterlerinden dolayı ihtiyaç fazlası ürünün kredi kartıyla alıp ödeme günü geldiğinde de bazı kimseler zorlanmaya hatta asgari ödeme tutarını ödeyip kalan borcu ertelemeye daha da ötesi bir bankaya olan borcu başka bankadan kredi alarak ödemeyi seçenler bile olmaya başladı ve bu tür olaylar her geçen gün artmaya devam etti. İstatistiklere göre Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla yapılan toplam ödeme tutarı haziranda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 98 artarak 1,27 trilyon liraya yükseldi. Günümüzde bazı küçük esnaflar büyük market, servis merkezleri gibi işletmelerle anlaşarak işlerini bırakmak zorunda kaldılar ve kalanlar da son derece zor koşullarda iş hayatını sürdürmeye çalışmaktadır. Ekonomi yönetimi küçük esnafı koruyacak birtakım tedbirler alsa da yeterli olmamakta, halkın alışveriş yöntemi değiştiğinden pahalı da olsa alışveriş merkezlerine yönelmektedir. Ancak sayıları hızla artan bazı alışveriş merkezlerinin de zor durumda olduğunu yazılı ve görsel basından izlemekteyiz. Yukarıda bahsetmeye çalıştığım gibi bakkallar, kasaplar marketlerle anlaşarak iş değiştirebilirler ama bir ayakkabı tamircisi ne yapabilir? Eskiden bir ayakkabıyı tamir ettirip, pençe bile yaptırıp uzun süre giyebiliyorduk. Şimdilerde ise adına tüketim çılgınlığı dediğimiz sistem yüzünden ayakkabı tamiri bitti ve hepimiz birkaç ayakkabı sahibi olmaya başladık İçinde bulunduğumuz ekonomik kriz ortamında küçük esnafları mumla arar duruma geldik. Örneğin bir araba tamiri için yetkili servise gittiğimizde normal ücretin çok fazlasını talep etmekte, bir markete gittiğimizde ise pahalı olduğuna razı gelerek kredi kartı kolay geldiğinden alışveriş yapıyoruz. Günümüzde özellikle marketler, alışveriş merkezleri, reklamlar, Show room lar vasıtasıyla bizleri satın almaya zorlayan etkenleri her geçen gün artırmaktadır. Bir markete girdiğinizde; *Ürünlerin yerleştirme biçimi kolay alışverişe teşvik ediyor. Örneğin kule satışları denilen yöntem kullanılarak herhangi bir ürün çeşidi kule şeklinde yüksek görünümlü olarak teşhir edilerek ucuz satıldığı mesajı veriliyor ve tüketici ihtiyacı olmadığı halde satın almayı tercih ediyor. *Ürünlerin market içindeki konumu da satış tercihlerini değiştirebilir. Bir X ürünü almaya gittiğinizde aradığınız ürün marketin sonunda bulunan raflarda ise bütün marketi izlemek kendiliğinden oluşur ve birkaç ürün daha satın alarak marketten çıkarız. *İndirimli ürünler genelde marketin en sonda bulunan uç noktalara yerleştirilir. Bu da market içinde daha fazla görsel yapmanızı ve satın almak üzere torbanızı doldurmanızı sağlar. *Sebze ve meyveler özellikle marketin ön sıralarında konumlanır. Çünkü sebze ve meyveler en temel ihtiyaç maddeleridir ve taze oldukları için alışveriş hacmi yükselir ve içeride de devam…
ÜLKEMİZDE ÇALIŞAN MEMNUNİYETİ
İnsan kaynakları departmanı açısından çalışan memnuniyeti belirli zaman periyotlarında işletmenin tüm çalışanlarının katılımıyla gerçekleşen anket şeklinde yapılır. Çalışan memnuniyeti konusu ise işletmeler için son derece önemli ve son derece dikkate alınması gerekir. Çünkü çalışanların memnuniyeti işletmenin daha verimli olmasını sağlayacak, ileriye dönük atılacak adımlarda hatta ücretlerin değerlendirilmesinde baz alınabilecek bir faktördür. Ülkemizde kurumsal şirketlerde çalışanların patron şirketlerine göre çalışan memnuniyeti oranı daha fazladır. Çünkü yapılan veya yapılacak terfilerde, görev tanımının belirlenmesinde, mesai saatlerinin ve mesai ücretlerin tespitinde, maaşların ödemelerinin zamanında yapılmasında kurumsal şirketler daha hassastır ve hatta verilen sözlerin tutulmasında daha etkin ve belirleyicidir. Patron şirketlerinde ise çalışan memnuniyetinin az olma sebebi, öncelikle eş, dost, akraba olarak çalışan sayısı fazladır. Dolayısıyla özellikle önemli departmanlarda sorumluluk verilecek kişi akrabalardan seçilecektir ve bu yaklaşım başarılı çalışanlar tarafından benimsenmez ve verim düşüklüğüne neden olabilir. Çünkü her konu patronla ilişkilendirilir ve alınacak kararlar yanlış da olsa patron tarafından değerlendirilerek işletmenin önündeki süreç belirlenir. Ayrıca bazı patron şirketlerinde mesai kavramı yoktur. Günlük işler uzayabilir ve mesai ücreti de belki ödenmeyebilir. Bu tür şirketlerde “işe adam değil adama iş yöntemi öne çıkar. Ülkemizde patron şirketlerinde personel almak veya çıkarmak belirli kriterler gözeterek yapılmayabilir. Hatta bazı patronlar işten ayrılan personelinin tazminatını bile ödemek istemez. İşletmelerde çalışan memnuniyetini sağlamak için aşağıdaki kriterler uygulanabilir. *Her insan gibi çalışanlar da hata yapabilir. Önemli olan yapılan bu hatanın tekrarlanmamasını sağlayarak personeli kazanmaktır. Hata yaptı diye bir çalışan rencide edilmemelidir. *Çalışan her bireyin ücreti zamanında ve tam olarak ödenmelidir. Onların da bir ailesi olduğu ve giderleri olduğu unutulmamalıdır. *Başarılı çalışan her birey ödüllendirilmelidir. Bu ödül; satıştan prim, kısa süreli tatil vs. şeklinde olabilir. *İş yerinde iş sağlığı ve güvenliği yasanın öngördüğü şekilde sağlanmalıdır. Bu konuda çeşitli kurumlardan yardım alınabilir. *Gerektiği zamanlarda personel eğitimi için girişimler yapılarak ihtiyaç duyulan konularda çalışanın bilgilendirilmesi verim açısından faydalı olacağı kesindir. *Çalışan hakları titizlikle uygulanmalıdır. Yıllık izin, dini ve milli bayramlarda tatil hakkı kesinlikle verilmelidir. *Başarılı elemanlara gerekli durumlarda maaşından mahsup edilmek üzere özel kredi verilebilir. Örneğin çocuğunun okul taksiti gibi. *İnsan kaynakları departmanı tarafından yapılan TURNOVER RATE oranı (İşletmelerde personelin sirkülasyonu) düşük olmalıdır. Çünkü bu oran yüksek olduğu taktirde çalışanlar birtakım streslere girecek veya kendilerince çözüm arayacaklardır. Yukarıdaki örnekler çoğaltılabilir. Ancak ister kurumsal ister patron şirketi olsun işletmenin verimliliği, karlılığı, ileriye dönük alınacak kararlar, önümüzdeki süreç için yapılacak yatırımlar gibi faktörler açısından çalışan memnuniyeti mutlaka sağlanmalıdır. Yukarıda tamamıyla personel açısından konuyu değerlendirmeye çalıştım. Ancak madalyonun bir de öbür yüzüne bakmayı unutmayalım. Üst düzey yöneticilerin veya patronların da çalışandan memnun olması gerekir. Olaya bu açıdan baktığımızda ise her çalışan aldığı görevi zamanında ve eksiksiz yapmak, mesai saatlerine uymak, üslerinden aldıkları emirleri yerine getirmek, eğitim aldı ise öğrendiklerini işletmenin menfaati için kullanmak gibi kriterlere dikkat etmek zorundadır. İşletmelerin başarılı olmasında, Pazar payının genişlemesinde, ürün gamının büyümesinde, ülkeye katma değer yaratmasında çalışanların katkısı olduğu kesindir. Bu da ancak iyi, çalışkan, işini seven, başarıdan başarıya koşan, şirket menfaatlerini kollayan kısaca işletmenin her birimini kendininmiş gibi düşünen elemanlarla mümkün olacaktır. Çalışan memnuiyeti konusuna ekonomik olarak bakacak olursak, ülkemizde sadece çalışan değil toplam nüfusumuzun %80 kadarı ekonomik olarak memnun değildir. Türk İş tarafından yapılan ve %20 lik dilimler halinde 5 grup olarak açıklanan enflasyon oranlarında hepsinin değişik oranı olduğunu görebiliriz. Başka bir araştırmada ise en zengin %20 lik kesimin (yaklaşık 18 milyon kişi)…
TRUMP TAN DOLAYI ÇİN DE ZENGİNLER ÜLKEYİ TERK EDİYOR
Çin hükümeti, ABD Başkanı seçilen Donald Trump’ın vadettiği yüksek gümrük vergilerinin ekonomide yaratacağı şoklara hazırlanıyor. Çin’de, iktidardaki Komünist Partisi emlak krizi ve COVID-19 salgını sırasında yaşanan aksaklıklar nedeniyle tıkanan ekonomiyi canlandırmada tüketicilerin ve üreticilerin daha fazla harcama yapmalarını sağlamak, Çin para birimi Yuan ve hisse senedi fiyatları düşüşüne engel olmak için bir dizi önlem alıyor. Bu bir bakıma ABD Başkanı seçilen Donald Trump’ın vadettiği yüksek gümrük vergilerinin ekonomide yaratacağı şoklara karşı Çin hükümetinin hazırlıkları olarak görülebilir. Öte yandan, Henley & Partners tarafından hazırlanan bir rapora göre, 2022’den bu yana 13.800 kadar ‘süper zengin’, ekonomik zorluklar nedeniyle ülkeden ayrıldı. İşte, Çin’in kaderini tersine çevirmek için 2025 yılının öncelikler listesinde yer alan bazı başlıklar: Harcamaları teşvik etmek Çin, sürdürülebilir enerjiyle çalışan araç modellerinin satın alınmasında başvurduğu araç geri dönüşüm programını genişletmeyi amaçlıyor. Çarşamba günü yapılan bir açıklamada, geçen yıl haziran ayında başlayan program sayesinde benzinle çalışan 6,5 milyon aracın elektrikli ve hibrit araçlarla değiştirildiği belirtildi. Yetkililer ayrıca, son birkaç ay içinde yeni beyaz eşya satışlarında çift haneli artış görüldüğünü kaydetti. Harcamalardaki yüzde 20’lik sübvansiyonun artık bir düzine alet-edevatı, cep telefonları gibi dijital ürünleri kapsadığı belirtildi. Buna ek olarak fabrikalardaki eski makinelerin yenilenmesi de sübvanse ediliyor. Keyfi denetimlere uyarı Adalet Bakan Yardımcısı Hu Weillie, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, yerel yönetimlerin işleri aksatan “keyfi denetimlerden” kaçınmasını istedi. Devlet yayın kuruluşu Xinhua Haber Ajansı’nın aktarımına göre, varlıklara keyfi el konulması, üretimin durdurulması ve gücün kötüye kullanılması bu sayede engellenecek. Başbakan Li Qiang’a göre bu, Çin’deki iş ortamını iyileştirmeyi amaçlayan bir sürecin parçası. Bu adım, nakit sıkıntısı çeken yerel yönetimlerin şirketleri haraca bağladığına yönelik iddialar ve gelen şikayetler sonrasında atıldı. Daha fazla para Çin şimdiye kadar harcamalara teşvik ettirmede büyük bir proje başlatmamıştı. Daha hedefli ve kademeli bir yönteme başvuruyorlardı. Fakat Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu Başkanı Zhao Chenxin, hükümetin bu tür harcamaları finanse etmede “önemli ölçüde daha büyük” ölçekli uzun vadeli hazine tahvilleri duyurmayı planladığını söyledi. Ayrıca kesin rakamlar, mart ayı başında yapılması planlanan yasama meclisinin yıllık toplantısına kadar gelmeyecek. Halkın parası Çin Merkez Bankası’nın geçtiğimiz hafta sonu düzenlediği toplantıda, ülkenin para birimi yuanın sabit tutulması ve piyasalarda istikrar sağlaması yönünde karar alındığı aktarıldı. “Renminbi” (halkın parası) olarak tanımlanan Çin para birimi, ABD doları ve diğer para birimleri karşısında zayıflayarak finans piyasaları üzerinde baskı oluşturuyor. Şanghay’daki borsa da 3.700’e yükseldiği eylül ayı sonundaki kısa canlanmanın ardından yeniden düşüşe geçip 3.200 seviyesine geriledi. Yuan çarşamba günü dolar karşısında 7.3278’den işlem görüyordu. Ekim ayı başında 7’ydi. Yuanın zayıflaması Çin’in ihracatını daha rekabetçi hale getirebilir. Fakat ülkenin ticari ortaklarını kızdırma riskini de taşır. Ekonomiyi övmek Çin’deki iktidar, muhalefete çok az alan tanıyor ve bu bir bakıma ekonomi hakkında konuşmayı da kısıtlıyor. Devlet Başkanı Xi Jinping’in liderliğine destek toplamaya çalışan yetkililer, ekonomi politikalarını eleştiren uzmanların sosyal medya hesaplarını askıya aldı. Xinhua’nın geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir haberde, “ana akım kamuoyu yaratılması” ve “kamuoyunu doğru şekillendirecek görüşlerin sağlanması” için çağrı yapıldı. Araştırma ve danışmanlık firması Rhodium Group’un yakın dönemde paylaştığı bir raporda, Çin’in geçen yılki gerçek ekonomik büyümesinin yüzde 2,4 ila yüzde 2,8 aralığında olduğu, gerçek büyümenin resmi olarak açıklanan yüzde 5’in altında kaldığı belirtiliyor. (Yukarıdaki yazı Euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com
TRUMP’A GÖRE SURİYE DEN ABD ASKERLERİNİN ÇEKİLMESİ TÜRKİYE İLE İLGİLİ
ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump, Suriye’deki ABD askerlerinin durumunu ‘askeri stratejinin parçası’ olarak nitelendirerek Türkiye’ye atıfta bulundu. 20 Ocak Pazartesi günü Beyaz Saray’a dönmeye hazırlanan ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump, Florida’daki Mar-a-Lago malikanesinde düzenlediği basın toplantısında Suriye’de konuşlu ABD askerlerine değindi. Trump, bir gazetecinin, “Suriye’den ABD askerlerini çekecek misiniz?” şeklindeki sorusuna, “Bunu size söylemeyeceğim çünkü bu bir askeri stratejinin parçası. Ancak şunu söyleyebilirim ki bu Türkiye ile ilgili bir durum,” diye devam etti. “Suriye’de yaşananlara bakarsanız, Rusya ve İran zayıfladı. (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan çok zeki bir adam; adamlarını oraya farklı biçim ve isimler altında gönderdi. Onlar da gidip orada kontrolü ele geçirdiler,” değerlendirmesinde bulundu. Devam eden bölümde Erdoğan için, “Benim arkadaşım ve saygı duyduğum biri. Onun da bana saygı duyduğunu düşünüyorum,” ifadelerini kullandı. Trump daha önce de Beşar Esad’ın devrilmesiyle sonuçlanan sürecin arkasında Türkiye’nin olduğunu iddia etmişti. 16 Aralık Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Erdoğan çok zeki ve sert bir adam. Türkiye çok fazla can kaybı olmadan dostane olmayan bir şekilde kontrolü ele geçirdi. Esad bir kasaptı. Çocuklara neler yaptığını gördük,” şeklinde konuşmuştu. “Türkiye büyük bir güç ve Erdoğan çok iyi anlaştığım biri. Büyük bir askeri güce sahipler.” Suriye’de ABD’nin 2.000 askeri bulunuyor. ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Patrick Ryder, Aralık 2024’te yaptığı bir açıklamada, “Suriye’de yaklaşık 2.000 ABD askeri bulunuyor ve bana açıklandığı kadarıyla bu ek kuvvetler, görev gereksinimlerini karşılamak için konuşlandırılan geçici rotasyon kuvvetleri olarak değerlendiriliyor. Çekirdek sayı 900 ABD askeri daha uzun vadeli konuşlandırma için bulunuyor,” demişti. Ryder, 2.000 ABD askerinin Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın devrilmesinden önce Suriye’de konuşlandığını belirtti. Ne olmuştu? Suriye’de 13 yıldır devam eden iç savaş, HTŞ ve diğer muhalif grupların son 12 günlük operasyonunun ardından Esad ailesinin 54, Baas Partisi’nin 61 yıllık iktidarının bitişiyle sonuçlandı. Ülkenin kuzeybatısında, İdlib’de konumlanmış ve yaklaşık 4 milyonluk bir nüfusu idare ettiği belirtilen HTŞ tarafı, 27 Kasım Çarşamba günü sabahı Türkiye’nin de desteklediği Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) yardımıyla, Şam’daki Suriye hükümetine ve ordusuna karşı “Saldırganlığı Caydırma- Rad’ul Udvan” operasyonunu başlattı. Hızla ilerleyen muhalifler 28 Kasım’da Halep’i Şam’a bağlayan otoyolu kesti, aynı gün 46. Alay Üssü’nü ve en az 8 köyü ele geçirdi. 29-30 Kasım tarihlerinde ülkenin en büyük ikinci kenti Halep, muhaliflerin elindeydi. Bu gelişme sonrası Rus ve Suriyeli savaş uçakları, 2016’dan bu yana ilk kez, 2024’te muhaliflerin ele geçirdiği düşünülen mevzileri bombaladı. HTŞ’nin kontrolündeki muhalif gruplar 4 Aralık’ta Hama, 7 Aralık’ta Humus ve 8 Aralık’ta Esad’ın ülkeyi yönettiği Şam’ı ele geçirdi. Bu gelişmelerden sonra Esad, Rusya’nın “insani gerekçelerle” tanıdığı sığınma hakkı kapsamında ailesiyle beraber Moskova’ya uçtu. HTŞ lideri Colani veya gerçek adıyla Ahmed Hüseyin el-Şara ise aynı gün Suriye devlet televizyonunda Esad’ı devirdiklerini açıkladı. (Yukarıdaki yazı Euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com
ÜLKEMİZDE VE ABD EYALETLERİNDE KİŞİ BAŞINA DÜŞEN MİLLİ GELİR
Mississippi, ABD’nin en fakir eyaleti. Fakat kişi başına düşen gelirde Avrupa’nın en büyük ekonomisi Almanya ile yarışıyor. Türkiye’den de dört kat daha zenginler. ABD’nin en yoksul eyaleti Mississippi’nin kişi başına düşen gelirde, Avrupa Birliği’nin en güçlü ekonomisi olan Almanya’nın sadece 1.524 euro (55.474 Türk Lirası) gerisinde olduğunu biliyor muydunuz? Ya da Türkiye’den dört kat daha zengin olduklarını? Daha adil bir karşılaştırma sağlayan satın alma gücü standardı (PPS) hesaba katıldığında, Lüksemburg ve İrlanda hariç, ABD’nin en yoksul eyaletinin tüm Avrupa Birliği ülkelerini geride bıraktığı görülüyor. Kısa bir hatırlatma: Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH), bir ülkenin belirli bir dönemde (genellikle bir yıl) içinde üretilen tüm mal ve hizmetlerin toplam değeriyken, kişi başına düşen milli gelir, bir ülkenin toplam gelirinin (veya GSYİH ‘sının) nüfusuna bölünmesiyle elde ediliyor. Türkiye’de 2023 yılında kişi başına düşen milli gelir 13.110 dolar (463.791 Türk Lirası) seviyesindeydi. Bu rakam Mississippi’de 53.872 dolar (1,9 milyon Türk Lirası) civarında. Euronews, eyaletlerin 2024 yılındaki GSYİH’lerine ABD Ekonomik Analiz Bürosu’ndan (BEA), Avrupa ülkelerindeki rakamlara da Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) “Küresel Görünüm” raporu aracılığıyla ulaştı. ABD eyaletlerinde 2024 yılının üçüncü çeyreğinde mevsimsel olarak düzeltilmiş veri setleri ve ABD Nüfus Sayım Bürosu’nun Temmuz 2024’teki nüfus tahminleri kullanıldı. 2024’ün üçüncü çeyreğinde Mississippi’de kişi başına düşen milli gelir 53.872 dolardı. Bu rakam Columbia Bölgesi’nde 266.787 dolara (9,43 milyon Türk Lirası) kadar çıkıyor. Batı Virginia (58.100 dolar- 2,05 milyon Türk Lirası), Arkansas (58.578 dolar- 2,07 milyon Türk Lirası), Alabama (59.756 dolar- 2,11 milyon Türk Lirası), Güney Carolina (61.081 dolar- 2,16 milyon Türk Lirası) eyaletleri de alt sıralarda yer alıyor. İlk beşte New York (110.575 dolar- 3,91 milyon Türk Lirası), Massachusetts (104.588 dolar- 3,7 milyon Türk Lirası), Washington (102.759 dolar- 3,63 milyon Türk Lirası), California (99.619 dolar- 3,52 milyon Türk Lirası), Columbia Bölgesi’ni takip ediyor. Avrupa Birliği’nde de 2024 yılında kişi başına düşen milli gelir Bulgaristan’da 15.773 euro (574.142 Türk Lirası) iken Lüksemburg’da 125.043 euro (4,55 milyon Türk Lirası) seviyesindeydi. AB ortalaması 40.060 euro (1,45 milyon Türk Lirası), ABD ortalaması 80.023 euro (2,91 milyon Türk Lirası) olarak ölçüldü. Avrupa’nın en büyük beş ekonomisinde Almanya’da kişi başına düşen milli gelir 51.304 euro (1,86 milyon Türk Lirası) iken, bu rakam İngiltere’de 48.441 euro (1,76 milyon Türk Lirası), Fransa’da 44.365 euro (1,61 milyon Türk Lirası), İtalya’da 37.227 euro (1,35 milyon Türk Lirası), İspanya’da 33.070 euro (1,2 milyon Türk Lirası) seviyesindeydi. Avrupa’nın en büyük beş ekonomisi kişi başına düşen milli gelire göre değil, toplam ekonomik büyüklüğe, yani Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYİH) göre tanımlanıyor. Mississippi, Almanya’ya çok yakın, Türkiye’den çok uzak Bu rakamlar göz önünde bulundurulduğunda, ABD’de “en yoksul eyalet” olarak tanımlanan Mississippi’nin, Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya’nın, kişi başına düşen milli gelirde 1.524 euro (55.474 Türk Lirası) geride olduğu sonucuna varılıyor. Almanya, 2024’te dünyanın en büyük üçüncü ekonomisiydi ve Avrupa Birliği’nin GSYİH’sine yüzde 24,3 oranında katkı sağladı. Türkiye ise, IMF’in sağladığı veriler doğrultusunda, 1,024 trilyon dolarlık (36,23 trilyon Türk Lirası) GSYİH’si ile 2023 yılında dünyanın en büyük 17. ekonomisiydi. Kişi başına düşen milli gelir 13.110 dolardı. Yani Mississippi’den 40.762 dolar (1,44 milyon Türk Lirası) daha az. Bu hesapta ABD’nin en yoksul eyaletinde kişi başına düşen gelir, İspanya’dan 16.710 euro (608.249 Türk Lirası), İtalya’dan 12.553 euro (456.933 Türk Lirası), Fransa’dan 5.415 euro (197.107 Türk Lirası) ve İngiltere’den 1.339 euro (48.740 Türk Lirası) daha…
TRUMP IN ELEKTRİKLİ ARAÇ POLİTİKALARI VE ÜRETİCİLERİN 2025 TAHMİNLERİ
Elektrikli araç talebinin bu yıl artmaya devam etmesi bekleniyor, ancak politika değişiklikleri ve tarifeler konusundaki belirsizlik tahminleri gölgeliyor. S&P Global Mobility’ye göre, bataryalı elektrikli araçların küresel satışlarının 2025 yılında yüzde 30’luk bir artışla 15,1 milyona ulaşması bekleniyor. Aynı zamanda bataryalı elektrikli araçların hafif araç pazar payının yüzde 16,7’sini oluşturması da beklentiler arasında. Ancak araştırma raporuna göre, Donald Trump’ın başkanlığı hem elektrikli araç üreticileri hem de tüketiciler için vergi ve diğer teşviklerde büyük politika değişiklikleri anlamına gelebileceğinden, Tesla, Çinli BYD ve diğer üreticiler 2025 yılında büyük bilinmeyenlerle karşı karşıya. Rapor, ithalatta gümrük vergisi tehdidinin ve küresel olarak misilleme gümrük vergilerinin elektrikli araçların üretim ve satışını daha da zorlaştırabileceğine işaret ediyor. S&P Global Mobility’de otomobil istihbaratı müdür yardımcısı Stephanie Brinley, “Havada çok fazla belirsizlik var” dedi. “Bu, ille de gümbür gümbür gitmek isteyeceğiniz bir ortam değil.” ABD’de tüketiciler şu anda belirli yeni elektrikli araçlar için 7.500 dolara kadar federal vergi avantajı talep edebiliyor. Otomobil üreticileri de elektrikli araç üretimi ve altyapısı için bazı federal desteklerden yararlanıyor. Başkan Trump döneminde tüm bunların kesilmesi mümkün. Trump başkanlık kampanyası sırasında elektrikli araçlar için federal vergi kredisini kınadı. Bunu, otomobil endüstrisine zarar verecek “yeni yeşil aldatmacanın” bir parçası olarak nitelendirdi. Yine de yeni yönetimin, otomobil üreticilerine potansiyel olarak yardımcı olabilecek endüstrilerin daha geniş bir şekilde serbestleştirilmesi için baskı yapması bekleniyor. Daha büyük elektrikli araç üreticilerinden bazıları, tüketiciler ve üreticiler için faydalar sağlasa bile karışık bir 2024 geçirdi. Tesla’nın satışları yüzde 1,1 düşerek son 10 yıldır ilk kez yıllık bazda düşüş gösterdi. Rivian’ın teslimatları ise yüzde 2,9 arttı. Gümrük tarifeleri sektör için bir başka tehdit. Üretim küresel olarak gerçekleşiyor ve süreç boyunca parçalar ithal ve ihraç ediliyor. Trump Meksika, Kanada, Çin ve diğer ülkelerden yapılan ithalatı vergilendirmekle tehdit etti ki bu da muhtemelen misilleme tarifelerine yol açacaktır. Çin elektrikli araçlar için en büyük pazar ve onu ABD izliyor. ABD’de Tesla, pazar payının yaklaşık yüzde 50’sine sahip olan baskın elektrikli araç üreticisi konumunda. Otomobil üreticileri, Trump’ın vergi kredilerini iptal etme ve gümrük tarifelerini uygulama tehdidini yerine getirip getirmeyeceğini görmek için diğer birçok sektörle birlikte bekle ve gör pozisyonunda. Daha geniş anlamda otomobil endüstrisi temkinli ilerliyor. Genel olarak S&P Global Mobility, hafif araç üretiminin 2024 yılında yüzde 1,6 düşmesini ve 2025 yılında yüzde 0,4 daha azalmasını bekliyor. Bu, otomobil üreticilerinin üretim ve talebi daha iyi eşleştirmesinin bir sonucudur. Toplam hafif araç satışlarının 2025 yılında yüzde 1,7 artması bekleniyor. Elektrikli araçlara geçiş sürecinin devam etmesi de üretimin daha ılımlı hale gelmesinde rol oynuyor. Ford ve General Motors gibi şirketler daha fazla kapasite eklemek yerine bazı durumlarda üretim kapasitesini elektrikli araçlara kaydırıyor. (Yukarıdaki yazı Euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com
BAŞKAN YILMAZ: “KADINLARLA YENİ BİR ÜRETİM HİKAYESİ YAZACAĞIZ”
Silivri Belediyesinin Avrupa Birliği Erasmus Projeleri kapsamında yürütmüş olduğu “Tarım Kooperatiflerinde Kadının Güçlendirilmesi” projesinin kapanış toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan Başkan Yılmaz, “Silivri’de kadınlar üretiyor anlayışımızın bir gereği olarak, kalıcı ve köklü çözümler geliştirebilmek amacıyla, kooperatifçiliğin yaygınlaşmasını hedefleyerek birçok çalışma yaptık” dedi. Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz’ın “Kadın varsa üretim var, üretim varsa hayat var” vizyonu doğrultusundaki çalışmaları sürüyor. Silivri Belediyesi, geliştirdiği projelerle ilçede yaşayan kadınları üretime teşvik etmeye devam ediyor. Avrupa Birliği Erasmus Projeleri kapsamında 134.324 euro hibe almayı hak ettiği, 2021-1-TR01-KA220-ADU-000029357 numaralı “Tarım Kooperatiflerinde Kadının Güçlendirilmesi” (Women Emprowerment In Agricultural Cooperatives) projesinin kapanış toplantısı, Silivri Eser Diamond Otel’de yapıldı. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülen Özdemir’in hitaplarıyla başlayan program, Silivri Belediyesinin tarım alanındaki hizmetleri ve Tarımsal Hizmetler Müdürlüğünün kooperatifçilikle ilgili video gösterileriyle devam etti. Toplantı kapsamında Silivri Belediyesi Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü Ziraat Yüksek Mühendisi Aslı Uçman, proje faaliyetine ilişkin sunum yaptı. Ardından Mimi Yenilebilir Çiçek Çiftçiliği Kurucusu Nesrin Demirer ve Grandma Akören Çiftçiliği Yetkilisi Özgün Akbayır tarafından konuşmalar gerçekleştirildi. ÖZDEMİR: “SİLİVRİ’NİN KADINLARI ÇOK ŞANLI” Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülen Özdemir, “Öncelikle bu projeye, tarıma ve kadınlara verdiği desteklerden dolayı Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz’a çok teşekkür ederim. Silivri’nin kadınlarının çok şanslı olduğunu belirtmek istiyorum. Buradaki yöneticiler Silivri’deki kadınlar için gayretle çalışıyor. Bizlerin görevi öğrenci yetiştirmek ve meslek edindirmek olsa da diğer bir görevimiz de halkımıza bilgiyi aktarabilmektir. Bu nedenle böyle bir projenin parçası olmak bizleri son derecek mutlu etti” dedi. ERTUĞRUL: “SİLİVRİ CİDDİ BİR TARIM VE HAYVANCILIK KENTİDİR” Özdemir’in ardından konuşan Silivri İlçe Tarım Müdürü Nuri Ertuğrul, “Silivri İlçe Tarım Müdürlüğü’müzde 2.200 adet kadın çiftçimiz ve 2.000’e yakın hayvansal işletmemiz kayıtlıdır. Silivri bu anlamda 60.000’e yakın hayvan varlığı ve 400.000 dönümlük arazisiyle ciddi bir tarım ve hayvancılık kentidir. Silivri, tarım ve hayvancılık adını önümüzdeki yıllara da taşıyacaktır diye düşünüyoruz. Silivri’ye Tarım ve Orman Bakanlığı olarak yıllık 130 milyon TL’ye yakın destek vermekteyiz. Silivri Belediyesi de bizim en büyük çiftçilerimizden biridir. 4.000 dönüme tarımsal alan işletmektedir. Bu durum Türkiye içinde üreticilik anlamında büyük bir rakamdır. Silivri Belediyesi ile ortaklaşa birçok projelerimiz devam ediyor. Belediyemiz son 2 yıldır hayvancılarımızın aşılarını ücretsiz bir şekilde karşılıyor. Tarım ve hayvancılık konularındaki desteklerinden dolayı Başkanımız Volkan Yılmaz’a çok teşekkür ederim. Kadınlarımızın başımızın üstünde yeri vardır diyor ve programımızın hayırlı olmasını diliyorum” diye konuştu. BAŞKAN YILMAZ: “KADINLARIN GÜÇLENMESİNDE KOOPERATİFLERİN ÖNEMLİ ROLÜ VARDIR” Toplantıda bir konuşma yapan Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz, “Avrupa Birliği Erasmus Projemiz olan Tarım Kooperatiflerinde Kadının Güçlendirilmesi Projesinin kapanış toplantısında sizlerle bir arada olmaktan duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Hayatın bütün yükünü omuzlamış ve bu yükle beraber dimdik yürüyen, cesaretiyle şanlı tarihimize damga vuran, günümüzün Nene Hatun’larına, Kara Fatma’larına, Şerife Bacı’larına, vatan, millet ve bayrak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan kadınlarımıza, en kalbi duygularla sevgilerimi iletiyorum. Günümüz, kadınların ekonomi ve kalkınmaya yön veren aktörleri olduğu bir sürece sahne oluyor. Kadınlar artık yalnızca anne ve çalışan değil, girişimciler olarak da karşımıza çıkıyor. İş dünyasında ve siyasette kadınları karar mekanizmalarında görüyoruz. Bu durumun tüm çevremize sirayet eden olumlu etkilerini tecrübe ediyoruz. Çağımızda güçlü bir ülkenin üç bileşeni vardır; güçlü kadın, güçlü aile ve güçlü toplumdur. Dolayısıyla, kadınları girişimci olmaya cesaretlendirmek ve imkân sağlamak, kalkınmada hızla yol almak demektir. Kadınların güçlendirilmesinde, kooperatiflerin…
Yeni Yatırım Fırsatı : Kazakistan
Kazakistan hakkında neden yatırım yapmalıyım cevabı aşağıdaki sunumda belirtilmiştir. Sunum Dosyası için Tıklayınız >>> Detaylı bilgi ve sunum için bizimle iletişim geçin . GSM : 0 532 466 60 68
İSTOÇ, ‘40. Olağan Genel Kurul’u ile yeni yönetimini belirledi.
“İSTOÇ’u dünya markası yapmayı hedefliyoruz” 1979 yılında 52 kurucu üye tarafından kurulan ve bugün züccaciyeden hırdavata, kırtasiyeden 2.el otomobile kadar 35 meslek grubunu barındıran Türkiye’nin en büyük toptancılar merkezi İSTOÇ, 40. Olağan Genel Kurulu’nu 20 Kasım 2021 tarihinde gerçekleştirdi. Geçtiğimiz yıl vefat eden İSTOÇ Başkanı Nahit Kemalbay’ın yerine, Yönetim Kurulu Başkanlığı’na oy birliğiyle Öner Yüksel getirildi. Öner Yüksel, İSTOÇ Saray Projesi’nde otel projesini iş merkezi projesine dönüştürüp AVM projesiyle beraber bağımsız bölüm halinde satmayı hedeflediklerini, tapuların alınmasının akabinde ise İSTOÇ’un yapı kooperatifinden işletme kooperatifi statüsüne geçmesi için adım atacaklarını kaydetti. Yüksel, “İSTOÇ’u dünya markası yapmak istiyoruz. Reklam ve tanıtım çalışmalarını bu yönde artıracağız” dedi. 1979 yılında 52 kurucu üye tarafından kurulan ve bugün züccaciyeden hırdavata, kırtasiyeden 2.el otomobile kadar 35 meslek grubunu barındıran Türkiye’nin en büyük toptancılar merkezi İSTOÇ, 40. Olağan Genel Kurulu’nu 20 Kasım 2021 tarihinde gerçekleştirdi. Geçtiğimiz yıl vefat eden İSTOÇ Başkanı Nahit Kemalbay’ın yerine, Yönetim Kurulu Başkanlığı’na oy birliğiyle Öner Yüksel getirildi.Genel Kurul’da Yönetim Kurulu’na seçilen diğer isimler, Aydın Deli, Ahmet Koç, Mehmet Duyulmuş, M. Mustafa Gönül, Muğdat Kargun, Tuncay Aslan, Kısmet Şener, İsmail Yanmaz, Mesut Öksüz, Kazım Zer olurken Denetim Kurulu’nda ise Fuat Çiftçi, Hasan Karakuş ve Necati Yaşar yer aldı. Faaliyet ve denetim kurulu raporlarının ele alınarak oy çokluğuyla onaylandığı Genel Kurul kapsamında İSTOÇ S.S. İstanbul Toptan Ticaret Depolama ve Küçük Sanayi Toplu İş Yeri Yapı Kooperatifi 2019 ve 2020 yıllarına ait bilançolar ve 2021’in tahmini bütçesi de paylaşıldı. Oylanan bütçe oy çokluğu ile Genel Kurul’da kabul edildi. Genel Kurul’da yaptığı konuşmada, İSTOÇ’a uzun yıllar başkanlık eden ve yakın geçmişte hayatını kaybeden Nahit Kemalbay başta olmak üzere kuruma emek veren üyeleri anan İSTOÇ Yönetim Kurulu Başkanı Öner Yüksel, yeni yönetimin önümüzdeki dönemdeki hedeflerini aktardı. “Tapular alınınca işletme kooperatifine geçiş yapacağız” Öner Yüksel, yeni dönemde İSTOÇ’u dünya markası yapmayı amaçladıklarını kaydederek, bu yönde reklam ve tanıtım çalışmalarını artıracaklarını ve satış kanallarını geliştireceklerini açıkladı. Öner Yüksel, “Tüm dünyada rekabet dengelerinin değiştiği 21. yüzyıl tablosunda İSTOÇ, 1979 yılında bir hayalin peşinden atılan adımın gerçeğe dönüşerek bugüne değin varlığını sürdürdüğü, başarılı bir ticaret merkezi olma özelliğini koruyor. Biz de bu yıl 42. yılına giren İSTOÇ’un barındırdığı 35 ayrı sektörün zenginliğini dünya ticaretine taşıması ve marka olması vizyonuyla çalışacağız” değerlendirmesini yaptı. Yeni dönemde 1 milyar TL değerindeki İSTOÇ Saray Projesi’nde otel projesini iş merkezi projesine dönüştürüp AVM projesiyle beraber bağımsız bölüm halinde satmayı hedeflediklerini kaydeden ÖnerYüksel, “Projenin sonlandırılıp kooperatifi tasfiye ederek üye tapu sahiplerimizin hisselerini düşen geliri dağıtarak verdiğimiz sözü yerine getirmenin gururunu yaşamak istiyoruz” dedi. İSTOÇ’un yapı kooperatifi statüsünden işletme kooperatifine geçmesinin de hedeflendiğini açıklayan ÖnerYüksel, “Bu konuda gerekli hazırlıklarımızı tamamladık. Yaklaşık 300 işyerimizin tapusunu almayışı bu sürecin önünü tıkadı. Ancak tapuların alınmasının akabinde gereken adımları atacağız” diye konuştu. Trafik ve güvenlikle ilgili çalışmalar en üst düzeyde İSTOÇ’un en önemli sorunlarının başında trafiğin geldiğini hatırlatan Öner Yüksel, trafik sorununa karşı gerekli çalışmaların yapıldığını belirterek “İşlek bir ticaret merkezi olması dolayısıyla İSTOÇ’ta trafik sıfırlanamayacaktır ancak ticaret merkezinden transit geçiş yapan araçların giriş ve çıkışlarını azaltmamızın trafiğe etkisi çok olumlu oldu” dedi. 2019-2020 döneminde güvenlik önlemlerinin artırıldığına değinen Öner Yüksel, şöyle devam etti: “Güvenlik ekibine kalifiye personel alımı yapıldı. Ekibin ihtiyaç duyduğu araç, ekipman ve donanımın satın alınmasıyla güvenlik sorunları en aza indirildi. İSKİ ile yapılan çalışma sayesinde ise artık su saatleri…
DOĞAL AFET SADECE DEPREM DEMEK DEĞİL!
Türkiye’de uzun yıllardır deprem ile ilişkilendirilen doğal afet sigortasının algısını değiştirmeye yönelik çalışmalar başladı. DASK’ın teminat sunduğu risklere başta “sel” olmak üzere deprem dışındaki diğer tüm doğal afetler dahil edilecek. Türkiye’nin deprem kuşağında yer alan bir ülke olmasına paralel zorunlu deprem sigortası sahibi olma bilinci de son yıllarda artış gösteriyor. Ancak genel sigortalılık oranına bakıldığında ise, nüfusun hala sadece yarısının doğal afet sigortası yaptırmış olduğu görülüyor. DASK’ın son açıkladığı verilere göre; Afet Sigortaları Kanunu kapsamında geçen yıl Ekim ayında 8,1 milyon olan poliçe sayısı, bu yıl aynı dönem itibarı ile 8.5 milyona ulaşarak %4,7’lik bir artış göstermiştir. Geçen Ekim ayında %56 olan sigortalılık oranı ise bu yıl aynı dönem itibarı %58,8 olmasının en önemli nedenlerinden biri ise DASK’ın sadece depremden kaynaklı hasarları teminat altına alması olarak görülüyor. Geçtiğimiz yıl ülkemizde yaşanan sel ve yangın felaketleri gösteriyor ki iklim krizi dünya genelini olduğu gibi ülkemizi de ciddi bir şekilde tehdit ediyor. İklim bilimcilerin de söylediği gibi iklim krizinden kaynaklı yaşanacak doğal afetler önümüzdeki yıllarda da artarak devam edecek. Bu durum, sadece hayatlarımızı değil aynı zamanda ekonomik olarak da bizleri etkiliyor ve her sektörü olduğu gibi sigorta sektörünü de değişime yönlendiriyor. Monopoli Sigorta Kurucu Ortağı Erol Esentürk, “Doğal afetlerin sebep olduğu ve olacağı ekonomik kayıpların en aza indirilmesinde sigorta büyük rol oynuyor. Her ne kadar rakamlar geçen yıla göre daha iyi bir yerde olduğumuzu gösterse de yüzde 58,8 olan sigortalılık oranı gösteriyor ki hala önlem alma ve hasarın giderilmesinde beklenen noktada değiliz. Bu verilere baktığımızda, DASK poliçesinin kapsadığı risklerin genişletilmesinin mecburi olduğunu görüyoruz. Poliçenin genişletilmesi ile birlikte sigortalılık oranında da artış olacağını düşünüyorum.” dedi. Türkiye Doğal Afet Sigortasında Önemli Değişikliklere Gidiyor! Ülkemizde yaşanan doğal afetlerin sonucunda Türkiye, DASK poliçesinin teminatı altına aldığı riskleri genişletmek için çalışmalara başladı. Resmi Gazete’de yayımlanan 2022 YılıCumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na göre, bütüncül bir zorunlu doğal afet sigortası tasarımına ilişkin çalışmalar hızlandırılacak. Aynı zamanda zorunlu deprem sigortası beyanı ve ödemesinin etkin şekilde takip edilmesi ile birlikte doğal afet sigorta poliçe sayısının artırılması hedefleniyor. Esentürk,“İklim krizinin etkilerini ülkemizde de derinden hissettiğimiz günlerde DASK’ın teminat sunduğu risklere, başta sel olmak üzere deprem dışında kalan diğer doğal afetlerin de dahil edilmesine yönelik yapılan çalışmalar, hem sigorta sektörü hem de ülkemiz adına önemli bir adım olma niteliği taşıyor. Bu durum hem sigorta bilincini artırmaya etken olacak hem de doğal afetlerin doğuracağı riskleri minimize edecektir.” diye belirtti. Doğal afet sigortasına karşı olan algının değiştirilmesi ve sigortalılık oranının yükseltilmesi konusunda sigorta firmalarına da büyük iş düştüğünü belirten Erol Esentürk, “Biz Monopoli Sigorta olarak dünyanın ve doğanın sürdürülebilirliği için artık her ticari girişimin sosyal fayda yaratan projeler üretmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu bilinçle kurduğumuz “Monopoli ile Değer Katanlar Platformu” çatısı altında gerçekleştireceğimiz faaliyetlerimizde, tüm paydaşlarımız ve iş ortaklarımız ile beraber daha iyi bir dünya için kendi sektörlerimizde neler yapabileceğimize dair tecrübe ve fikir paylaşımı gerçekleştirmeyi ve sonucunda değer yaratan projeler üretmeyi hedefliyoruz.” dedi.
Sepaş Enerji, Türkiye’nin En İyi İşverenleri Arasında
Great Place to Work Enstitüsü’nün “Türkiye’nin En İyi İşverenleri” ödülleri sahiplerini buldu. 4 milyon kişiye elektrik hizmeti sunan Sepaş Enerji, Türkiye’nin en iyi işverenleri arasında yerini alarak ödüle layık bulundu. Great Place to Work (GPTW) Enstitüsü tarafından her yıl düzenlenen “Türkiye’nin En İyi İşverenleri” ödül programı, 29 Nisan Perşembe günü gerçekleşti. Pandemi nedeniyle online düzenlenen ödül töreninde, Türkiye’nin en iyi işverenleri açıklandı. Türkiye’nin önde gelen enerji tedarik şirketlerinden Sepaş Enerji, ödüle layık bulundu. “Çalışmak için harika bir işyeri: Sepaş Enerji” Sepaş Enerji, Great Place to Work Recognition programı kapsamında, çalışanların kurum kültürüne dair algılarının ölçüldüğü Trust Index (güven endeksi) skorunda yüzde 85’lik başarı yakaladı ve şirket uygulamalarının tamamının değerlendirildiği Culture Audit (kurum kültürünün incelenmesi) analizlerini geçerek ödülün sahibi oldu. Programa katılan markalar, çalışanlar tarafından güvenilirlik, saygınlık, hakkaniyet, gurur ve takım ruhu gibi ana başlıklar altında değerlendirmeye alınıyor. Katılımcı yönetim, etik, çalışma ortamı ve adil davranma başta olmak üzere toplamda 24 farklı kriter, değerlendirmelerde önemli bir yer tutuyor. Great Place to Work Enstitüsü, her yıl 7 bine yakın işletme ve 16 milyondan fazla çalışanı dahil ettiği analizleri ile kurum kültürü alanında dünyada gerçekleştirilen en geniş çaplı araştırmaları hayata geçiren kurum olarak biliniyor. Sepaş Enerji ayrıca ocak ayında da enstitüden “Great Place to Work” sertifikası almıştı. GPTW sertifikası, kurum kültürü ve çalışan memnuniyeti alanlarında markaların benimsediği politikaları tarafsızca incelemesi açısından önem taşıyor. “Başarıyı getiren yenilikçi kurum içi uygulamalar oldu” Konuyla ilgili görüşlerini paylaşan Sepaş Enerji Genel Müdürü Çağrı Poyraz, şirkette güçlendirilmekte olan güven kültürünün tescillendiğini dile getirdi. Poyraz, Sepaş Enerji’nin en değerli varlığının “insan” olduğunun altını çizerek, “Türkiye’nin her noktasından 4 milyon kişiye enerji götüren bir şirket olarak odağımızda daima ‘insan’ bulunuyor. Pandemi ve kültürel dönüşümü bir arada yaşadığımız bu dönemde sürekli artan çalışan bağlılığında; kurum içi dayanışmayı artıran insan kaynakları uygulamaları, iç iletişim çalışmaları, kişisel gelişimi destekleyen inovatif projeler ve fırsat eşitliğinden ödün vermeyen yaklaşımımızın büyük payı olduğunu söylemeliyim. Başarılarımızı en iyi işveren ödülüyle taçlandırmak memnuniyet verici. Tüm arkadaşlarımı yürekten kutluyor ve her biriyle gurur duyuyorum” dedi.
Perakende sektörü 2021 yılında dijitale odaklanıyor
Analistlere göre 2021 yılı, moda sektöründe tüketicilerin gardıroplarını yenilemeye odaklandığı bir yıl olacak. Covid-19 salgınının sona yaklaşması da bunda büyük bir etken olacak. Bu çerçevede moda sektörü perakendecilerinin de dijital yöntemlere odaklandığı bir yıl göreceğiz. 2020 yılı, herkesin tahmin ettiğinden farklı bir yıl oldu. Covid-19 salgını ortaya çıktı, insanlar karantina altına alındı, hastalığa karşı aşılar geliştirildi. Bu durum, tüketicilerin her anlamda endişe duymalarına sebep oldu. Perakende sektörü ve analistler ise, bu gelişmeler ışığında 2021 yılının nasıl bir yıl olacağını tahmin etmeye çalışıyor. Koronavirüs aşıları, 2020’nin ortaya çıkardığı alışveriş trendlerinin çoğunu değiştirebilir. Dünyada yeni bir normal oluşmaktayken, bazı değişikliklerin yerinde kalması ve hızlanması da muhtemel. “2020’de ilgi gören kategoriler 2021’de güç kaybedebilir” NPD Group Endüstri Danışmanı Marshal Cohen, 2020 yılında giyim, güzellik ve ayakkabı gibi perakende sektörü kategorilerine talebin azaldığını hatırlattı. Bununla birlikte, 2021 yılında bu kategoriler “güçlü” bir talep görebilir. Aynı zamanda, 2020 yılında ev eşyaları ve evde yaşama hitap eden diğer kategoriler ilgi görmesine rağmen, 2021 yılında bu kategoriler güç kaybedebilir. NPD Group’a göre, oyun ve evde üretim alanı gibi diğer büyüme alanları, salgın sonrası büyümelerini sürdürebilir. Bununla birlikte özellikle perakende sektöründe 2021 yılında bazı yeni alışveriş alışkanlıklarının sürmesi de muhtemel. Cohen’in belirttiğine göre, 65 yaş üstü tüketicilerin e-ticaret alışverişleri yıl boyunca güçlü bir şekilde sürdü. Bazı yaşlı tüketiciler aşılamadan sonra geleneksel alışverişe geri dönebilir. Bununla birlikte, “yaşlı tüketicilerin alışveriş alışkanlıklarını uzun vadeli takip etmenin önemli olacağı” vurgulanıyor. Bu sayede 65 yaş üstü tüketicilerin e-ticareti benimseyip benimsemediği daha iyi anlaşılacak. Ek olarak, bu yaş grubu için online alışverişin geleneksel alışverişin yerini ne ölçüde aldığını izlemek de faydalı olacak. B. Riley Menkul Kıymetler Analisti Susan Anderson, 2021 yılında “gardıropların yeni deneyimler için güncelleneceği” bir yıl olacağını tahmin ediyor. Moda perakende sektörü pazar büyüklüğünün yüzde 40’tan yüzde 25’e düştüğü bir yılın ardından Anderson, 2021 yılında tüketicilerin ‘get out’ olarak tanımlanan modanın geri dönüş yapmasını beklediğini söyledi. Perakende sektöründe dijital hala en önemli öncelik Deloitte anket verilerine göre, dijital alandaki hızlanma, 2021’e giren perakende sektörü yöneticilerinin yüzde 88’i için bir öncelik olmaya devam ediyor. Bu durum perakendenin nasıl dönüşeceğine dair en önemli ayrıntılardan biri. Geçtiğimiz yılda da, Deloitte InSightIQ harcama verisi analizine göre, ilkbahar ve tatil sezonunda online alışveriş harcama payı, perakende sektörü pazarının yüzde 40’ına ulaşmıştı. Deloitte’nin yakın tarihli bir raporunda, “Virüs salgını, dijital etkileşim hacmini eşi görülmemiş seviyelere taşıdı. Perakendecilerin çoğu 2021 yılına kadar dijital etkileşimlere yönelik talebin artmasını bekliyor.” bilgisi yer aldı. Çok kanallı satış ve “kaldırımdan teslim” Geçtiğimiz yıl artan tek şey dijital dönüşüm olmadı. Çok kanallı satış kavramı, dijital ve mağaza operasyonlarının harmanlanmasıyla da alışveriş konseptinin tam merkezinde yer aldı. Çok kanallı satış, perakende sektöründe büyük bir güç olmaya devam edecek gibi görünüyor. NPD’nin kasım ayında yaptığı bir araştırmaya göre, tüketicilerin yüzde 34’ü Covid-19 kısıtlamaları başladığından beri ürünleri e-ticaret yoluyla satın aldı. Ayrıca, ürünlerini mağazadan teslim almayı tercih ettiler. Tüketicilerin yüzde 31’i ise yeni bir konsept olan “curbside pickup” yöntemini kullandıklarını söyledi. Türkçeye “kaldırımdan teslim” şeklinde çevrilebilecek bir kavram olan “curbside pickup” yönteminde, insanlar arabalarından dahi inmeden ürünlerini teslim alabilecek. McDonalds’ın arabaya servis hizmetine benzer bir kaldırım teslim sistemi Walmart tarafından başlatıldı ve bu bir ilk oldu. “Çok kanallı satış konsepti sona erebilir” AlixPartners Başkan Yardımcısı Alexa Driansky, bir blog yazısında, 2021 yılında çok kanallı satış konseptinin üstüne düşünülüp sona ereceği bir konsept gibi göründüğünü yazdı.…
Yeni dünyanın akıllı otelleri geliyor
COVID-19 salgınıyla hayatımıza bir daha çıkmamak üzere giren akıllı otel uygulamaları birçok eski alışkanlıklarımızla ile vedalaşmamızı sağlıyor. Yapay zeka, artırılmış gerçeklik, kişiselleştirilmiş hizmetler ve elbette robotlar… Önümüzdeki yıllarda oteller, bambaşka özellikler ve sıra dışı bir hizmet anlayışıyla hizmet verecek. İşte baş döndüren özellikleriyle akıllı otel uygulamaları… Hizmetler (Akıllı Telefon Otel Uygulaması) Gelişmiş arayüz ile sunulan zengin kriter seçeneği ile uygun otel arama Resepsiyonisti beklemek zorunda kalmadan otele giriş yapabilme NFC özellikle akıllı telefonu kimliğin tanınması ve telefonu oda anahtarı olarak kullanabilme Otel odasının ısı, ışık, mini bar v.b. kaynaklarını yönetebilme Konsiyerj hizmeti olarak restoran, spa, havuz, fitness salonu gibi otelin farklı departmanlarının yanı sıra turistik yerlerin açıklamaları da dâhil olmak üzere sunulan otel rehberi hizmetine erişebilme Daha kapsamlı görselleştirme sağlamak amacıyla kullanılan multimedya içerikten faydalanabilme Otel ortamını ses ve grafikler şeklinde sanal bilgisayar tarafından üretilen arttırılmış gerçeklik teknolojisi ile görüntülemek ve çevredeki yerler hakkında telefonun ekranını tutarak arttırılmış gerçeklik teknolojisi ile bilgi alabilme Otelde çıkış işlemlerini yaparak, mini barda tükettikleri içkiler ve ekstra ödemelerin de eklendiği faturayı uygulama aracılığıyla ödeyebilme Temassız ödeme ile otel içinde ödemeleri yapabilme Kişiselleştirilmiş Servisler Akıllı otel sistemi, müşterilerin TV, klima, mini bar kullanımı ve kullanılan hizmetler hakkında geçmiş tercihlerini müşteri profili veri tabanında tutar ve sonraki gelişlerinde bu verilere göre hizmetlerini kişiselleştirir. (Otel odasındaki mini bar önceden en çok tercih edilen içeceklerin konması) Akıllı Kart Önceden para yüklenen kart ile otel içinde alışveriş yapabilme Kiosk Mobil uygulama ile sağlanan tüm hizmetlere erişebilme Akıllı karta para yükleme Akıllı Servis Personeli Restorandaki otel personelinin el cihazına yüklü yazılımı kullanarak, müşterilerin geçmiş tercihlerinin yanı sıra demografik bilgilerini de kullanarak müşteriye menü öğeleri tavsiyesi yapabilme Akıllı Oda Müşteri, odada sesli komut ile oteldeki aktiviteler hakkında bilgi almak istediğini söylediğinde, akıllı büyük ekranlara oteldeki günlük aktiviteler, kahvaltı/öğle yemeği zamanlarının ve menülerin yansıtılması. Sonrasında, akıllı büyük ekranların değiştirilebilen duvar kağıdı görünümü alması Ses komutları ile banyodaki suyun sıcaklığının ve basıncının ayarlanabilmesi ve banyodaki akıllı büyük ekranlardan istediği videoyu ses komutlarıyla açabilmesi Odadaki sensörlerin oda koşullarını sürekli takip ederek gerekli durumlarda konuklar uyurken bile klimayı sıcaklık ve nem için otomatik olarak ayarlaması Konukların sağlık durumlarında acil bir durum oluştuğunda, sistemin doktora haber vermesi. Tuvaletteki sensörlerin idrardaki kan ve şekeri ölçerek sorunlu bir durum algılandığında gerekli ilk yardım önlemlerinin alınması. Çocuk Takip Bileklikleri Müşterinin RFID özellikli bileklikleri takan çocuğunu, büyük ve kalabalık oyun alanında cep telefonu aracılığı ile hem kameradaki görüntülerinden hem de kolundaki bileklik aracılığı ile konumundan takip edebilmesi Personel Performans Yönetim Sistemi Gerçek zamanlı servis ve bekleme sürelerinin sensörler ve servis personelinin kullandığı el cihazı aracılığı ile alınması. Performansı yönetilen ve ücretlendirilen personelin verimliliğinin artması ve bu veriler sayesinde sistemde sorunlu yerlerin kısa sürede tespit edilip gerekli çözümlerin geliştirilmesi ve böylece hizmet hızının artması. Akıllı Otel Kaynakları Yönetimi Mini barda yer alan RFID okuyucularından alınan bilginin, ilgili otel personelinin el cihazına bu içeceğin yenisini koy şeklinde görev bilgisine dönüştürülmesi. Stoğa dair gerçek zamanlı verilerin tutulması, böylece herhangi bir müşterinin bir şeyin bitmesi sebebi ile herhangi bir problemle karşılaşmaması. Hayaller gerçeğe dönüşürken zamanın ruhunu yakalayanlar ancak geleceği öngörecek şekilde bir yol haritası planlayabilir. Ünlü fütürist Dr. James Canton geleceğin otelleri araştırmasında öne çıkan yardımcı robotlar konuklarına güler yüzle ve en içten şekilde hoş geldiniz diyebilir mi? Bizim bu yeniliklerin tamamını görmeye ömrümüz yeter…

Ustalar.com sizleri Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul, fuarında sizleri bekliyor olacak !
SITE GLOBAL BAŞKANLIĞI’NA İLK KEZ BİR TÜRK SEÇİLDİ
Bakanlık harekete geçti: ‘İyileştiren Hastane’ tedavi süresini kısaltıyor
Sektörün buluşma noktası Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul 48. yılına hazırlanıyor
Çobantur Logistics, köklü mirasıyla geleceği adıyla yazıyor
482 Milyon Euro’luk Ticari Gücüyle Turizme Yön Veren EMITT, 2026’da Yeni Yerinde Kapılarını Açmaya Hazırlanıyor
Nelipide Gurme, Ordu Pidesi’ni İstanbulda buluşturuyor
Boltas, daha sürdürülebilir bir geleceğe “yeşil lojistik” ile adım atıyor
“Üretimin Süper Ligi” Taksim’de Buluştu
İnşaat alanında güçlü birliktelik ;
Entegre Tesis Yönetim Derneği Kuruluşunun 5. Yılını Sektör Toplantısıyla Kutladı
Chakra Hikâyenin Başladığı Yerde
Mplus Türkiye, yüzde 71 genç çalışan profiliyle müşteri deneyimini dönüştürüyor
AHLAKİ ASİMETRE
RİSKLERİN ÖNCELİKLENDİRİLMESİ
İNGİLTERE’DE YENİ VERGİ DÜZENLEMELERİ
TÜRKİYE’DE ENGELLİ HAKLARI
İNSAN EKONOMİ ÜRETİM
SERMAYENİN KALICILIĞI
İÇ TASARRUF ORANI
Avrasya’nın Kalbinde Lojistik Sektör Buluşması: logitrans 2025 BaşarıylaTamamlandı
İNSAN AKLININ YENİLİKÇİ GÜCÜ
GELİR TUZAĞI
ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU
DİJİTAL SERMAYE
ULUSAL YAPAY ZEKA TEKNOLOJİSİ
ELEKTRİKTE DESTEK UYGULAMASINDA YENİ DÖNEM
AB’DE KÜÇÜK KOLİ DÖNEMİ SONA ERİYOR
ÜCRET-FİYAT SARMALI
AVRUPA İSTATİSTİK SİSTEMİ
VERİYE DAYALI ANALİZ
YERLİ ÜRETİM KAPASİTESİNİN ARTIRLMASI
Geri Sayım Başladı: logitrans 2025, 19 Kasım’da Yenikapı’da Kapılarını Açıyor!
ETYD, Tesis Yönetiminde Kurumsal Standartları Yükseltiyor
DİJİTAL ALTYAPI YATIRIMLARI
Ekonominin Sesi : BÜYÜK SIFIRLAMA GİRİŞİMİ .
FİNANSAL REGÜLASYONLAR
BASEL KOMİTESİ
Şenpiliç, İTÜ’de Dijital Dönüşüm Yolculuğunu Gençlerle Paylaştı
UTİKAD’dan 200 Milyar Dolar Sektör Büyüklüğü Hedefiyle İki Stratejik Adım
TÜKİD, yurt dışı kaynaklı sahte ve güvensiz ürünlerle mücadeleye etkin destek veriyor
AVRUPA-AKDENİZ ORTAKLIĞI.
BÜYÜK SIFIRLAMA GİRİŞİMİ
ABD-Afrika ticaret anlaşması bitiyor: Türkiye için yeni fırsat
Bakan Şimşek rakamlarla açıkladı: İhracatçılara 53 milyar dolarlık finansman desteği!
TOKİ SON DAKİKA: 81 ile sosyal konut! İşte İstanbul dahil il il rakamlar
Yapay Zekâ Enerjiye Akıl Katıyor!
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GIDA VE TARIM ÖRGÜTÜ(FAO)
Mplus Türkiye, yapay zekâ ile müşteri deneyimi ve operasyonel verimliliğinde fark yaratıyor
CLOUD 34, SONBAHAR AKŞAMLARINA CANLI MÜZİKLE YENİ BİR RİTİM KATIYOR
Aktaşlar Lezzet Grubu, Anuga 2025’te geleneksel Türk lezzetlerini dünyaya tanıttı
ULUSLARARASI ENERJİ AJANSI
YENİLENEBİLİR ENERJİNİN YÜKSELİŞİ
Gayrimenkul Sektöründe Yeni Ufuklar: CCIM İstanbul’dan “Blue Friday” Etkinliği
EKONOMİDE ŞEFFAFLIK VE HESAP VERİLEBİLİRLİK
Gaziantep’te ‘Dijitalleşmede Yeni Fırsatlar’ Paneli: TÜYAFED ve Sektör Liderlerinden Önemli Mesajlar
TÜRKİYE – KAZAKİSTAN YATIRIMCILAR BULUŞMASI İVEDİK OSB VE TEKNOPARK ANKARA’DA GERÇEKLEŞECEK
ÇALIŞANLARDA İŞ TATMİNİ
%70 Teşvikli Suudi Arabistanda satış mağazası kiralama projesinde yerinizi ayırttın.
Artık yatırımlarınız USTALAR OF AI ile değer katıyor.
Ustalar e-katalogu hazırlandı.
Fuar standın ziyaretçi etkisi ;
5G’den ekonomiye 100 milyar dolarlık katkı bekleniyor: 1,5 milyon yeni istihdam sağlayacak
TDT ülkeleriyle 5 yılda 62,6 milyar dolarlık ticaret
Türkiye’nin otomobil tercihi değişiyor: Satılan her 10 araçtan 4’ü hibrit veya elektrikli
İstanbul’da kiralık sosyal konut projesinin detayları belli oldu! Şartları neler?
100 milyar dolarlık yol haritası
Aktaşlar Lezzet Grubu, Anuga 2025’te geleneksel Türk lezzetlerini dünyaya tanıtmaya hazırlanıyor
ÜRETİM FAKTÖRLERİNİN ANALİZİ
Feriye’de açık hava sineması ekim ayındaki gösterilecek La La Land filmiyle sona eriyor
EKONOMİDE SOSYAL MOBİLİTE
“Yapay Zekâ ve Otomasyon, Mühendisliğin Yeni Rotasını oluşturuyor!”
Geberit, suyun yönünü belirleyen en güncel teknolojileriyle ISK-SODEX’te sahne alacak
Türk markası Nishplas, Avrupa’ya açılıyor
NTB “Ticaret ve Networking Buluşması” Ankara Mamak’ta gerçekleşti
Dubai’de gayrimenkul projeleri şimdi daha da cazip ; 250.000 $ dan başlıyor.
Kazakistan Yatırım ve Ticaret Fırsatları Toplantısı İş Dünyasını Bir Araya Getirecek
AĞUSTOS 2025 TÜFE ORANLARI
BÜTÇE AÇIĞININ AZALTILMASI
Sırbistan-Azerbaycan Ticaret Misyonu: Yeni Ufuklar, Yeni Fırsatlar
TÜRKİYE’NİN EĞİTİM İHRACATI
Temmuz 2025 Kredi Kartı Kullanımı
EKONOMİDE TOPLUMSAL MUTABAKAT
AĞUSTOS 2025 AÇLIK VE YOKSULLUK SINIRI
PRIVEXPO’ nun Seçkin, Uluslararası Özel Markalı Ürünler ve Fason Üretim Endüstrisi İş Ağına Katılın!
LİBYA BİNGAZİ HÜKÜMETİ, HAFTER VE AKDENİZ BÖLGELERİ
EKONOMİDE TOPLUMSAL REFAH
KURAK YAZIN TARIM ÜRÜNLERİNE ETKİLERİ
Yapay Zekâ Destekli İnşaat Yönetimi: Projelerde Verimlilik, Karlılık ve Marka Gücü
Üretimde arkanızdaki güçlü destek ; Makineci TV sizlere kolaylık sağlıyor.
Bi’Navlun, Lojistikte Aklını kullanacak.
JoyTürk, yeni yaşını Zeynep Bastık ile kutladı!
Continental AllSeasonContact 2, Dört Mevsim Lastik Testinde Avrupa’nın Zirvesinde
ZAFER BAYRAMI COŞKUSU İSTANBUL CEVAHİR’DE
Lenovo, ilk çeyrekte gelirini %22 artırarak rekor seviyeye ulaştı
Türkiye’de Bir İlk: Muhafazakâr Cruise Gemisi ile Umre Seyahati Başlıyor
Planlı üretimin yıldızı Sözleşmeli Tarım hakkında herşey ;
EKONOMİDE DOT-COM BALONU
KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASININ EKONOMİ AÇISINDAN ÖNEMİ
BORSADA ALIM YAPARKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
BLOKZİNCİR Nedir ?
AKILLI TELEFONLARLA PAZAR FİYATLARININ YENİ YÜZÜ
ZENGEZUR KORİDORU
Simülasyon Tanımı ve İş Dünyasındaki Stratejik Önemi
SİBER GÜVENLİK
BULUT TEKNOLOJİSİ
Azerbaycan – Sırbistan İthalat-İhracat Ticaret Misyonu Başlıyor.
Piyasa ve Türleri
ULUSLARARASI KREDİ DERECELENDİRME KURULUŞLARININ ÖNEMİ VE ÜLKEMİZE VERDİĞİ NOTLAR
2025 Haziran Konut Satış İstatistikleri
TRUMP-PUTİN GÖRÜŞMESİ VE TÜRKİYE’YE OLASI ETKİLERİ
TÜRKİYE’DE YATIRIM ARAÇLARI
TÜRKİYE’DE İNŞAAT MALZEMESİ SANAYİSİ
TÜRKİYE’DE DEMİR ÇELİK SEKTÖRÜ
TRUMP’IN GÜMRÜK VERGİLERİNİN KÜRESEL TİCARET VE SERBEST BÖLGELERE OLASI ETKİLERİ
ABD HİNDİSTAN ARASINDA YENİ GÜMRÜK KRİZİ
ÜRKİYE’DE KİLİT VE EMNİYET SİSTEMLERİNDE 20 YILLIK DÖNÜŞÜM
Türkiye’de Hırdavat Piyasasının Dünü ve Bugünü Giriş ve Tarihsel Gelişim
Tether, Bit2Me’de azınlık hissesi alarak 30 milyon avroluk yatırım turuna liderlik etti
TEMMUZ 2025 VERİLERİYLE FİNANSAL YATIRIM ARAÇLARININ REEL GETİRİSİ
Range Rover, Defender ve Discovery Müşterilerine Özel Ayrıcalık Programı, Yeni Mobil Uygulamada
Şekib Avdagiç’ten turizm çağrısı: Bir haftada, 3 ayı kazanabiliriz
























































