TRUMP TAN DOLAYI ÇİN DE ZENGİNLER ÜLKEYİ TERK EDİYOR

Çin hükümeti, ABD Başkanı seçilen Donald Trump’ın vadettiği yüksek gümrük vergilerinin ekonomide yaratacağı şoklara hazırlanıyor.

Çin’de, iktidardaki Komünist Partisi emlak krizi ve COVID-19 salgını sırasında yaşanan aksaklıklar nedeniyle tıkanan ekonomiyi canlandırmada tüketicilerin ve üreticilerin daha fazla harcama yapmalarını sağlamak, Çin para birimi Yuan ve hisse senedi fiyatları düşüşüne engel olmak için bir dizi önlem alıyor.

Bu bir bakıma ABD Başkanı seçilen Donald Trump’ın vadettiği yüksek gümrük vergilerinin ekonomide yaratacağı şoklara karşı Çin hükümetinin hazırlıkları olarak görülebilir.

Öte yandan, Henley & Partners tarafından hazırlanan bir rapora göre, 2022’den bu yana 13.800 kadar ‘süper zengin’, ekonomik zorluklar nedeniyle ülkeden ayrıldı.

İşte, Çin’in kaderini tersine çevirmek için 2025 yılının öncelikler listesinde yer alan bazı başlıklar:

Harcamaları teşvik etmek

Çin, sürdürülebilir enerjiyle çalışan araç modellerinin satın alınmasında başvurduğu araç geri dönüşüm programını genişletmeyi amaçlıyor.

Çarşamba günü yapılan bir açıklamada, geçen yıl haziran ayında başlayan program sayesinde benzinle çalışan 6,5 milyon aracın elektrikli ve hibrit araçlarla değiştirildiği belirtildi.

Yetkililer ayrıca, son birkaç ay içinde yeni beyaz eşya satışlarında çift haneli artış görüldüğünü kaydetti.

Harcamalardaki yüzde 20’lik sübvansiyonun artık bir düzine alet-edevatı, cep telefonları gibi dijital ürünleri kapsadığı belirtildi.

Buna ek olarak fabrikalardaki eski makinelerin yenilenmesi de sübvanse ediliyor.

Keyfi denetimlere uyarı

Adalet Bakan Yardımcısı Hu Weillie, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, yerel yönetimlerin işleri aksatan “keyfi denetimlerden” kaçınmasını istedi.

Devlet yayın kuruluşu Xinhua Haber Ajansı’nın aktarımına göre, varlıklara keyfi el konulması, üretimin durdurulması ve gücün kötüye kullanılması bu sayede engellenecek.

Başbakan Li Qiang’a göre bu, Çin’deki iş ortamını iyileştirmeyi amaçlayan bir sürecin parçası.

Bu adım, nakit sıkıntısı çeken yerel yönetimlerin şirketleri haraca bağladığına yönelik iddialar ve gelen şikayetler sonrasında atıldı.

Daha fazla para

Çin şimdiye kadar harcamalara teşvik ettirmede büyük bir proje başlatmamıştı. Daha hedefli ve kademeli bir yönteme başvuruyorlardı.

Fakat Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu Başkanı Zhao Chenxin, hükümetin bu tür harcamaları finanse etmede “önemli ölçüde daha büyük” ölçekli uzun vadeli hazine tahvilleri duyurmayı planladığını söyledi.

Ayrıca kesin rakamlar, mart ayı başında yapılması planlanan yasama meclisinin yıllık toplantısına kadar gelmeyecek.

Halkın parası

Çin Merkez Bankası’nın geçtiğimiz hafta sonu düzenlediği toplantıda, ülkenin para birimi yuanın sabit tutulması ve piyasalarda istikrar sağlaması yönünde karar alındığı aktarıldı.

“Renminbi” (halkın parası) olarak tanımlanan Çin para birimi, ABD doları ve diğer para birimleri karşısında zayıflayarak finans piyasaları üzerinde baskı oluşturuyor.

Şanghay’daki borsa da 3.700’e yükseldiği eylül ayı sonundaki kısa canlanmanın ardından yeniden düşüşe geçip 3.200 seviyesine geriledi. Yuan çarşamba günü dolar karşısında 7.3278’den işlem görüyordu. Ekim ayı başında 7’ydi.

Yuanın zayıflaması Çin’in ihracatını daha rekabetçi hale getirebilir. Fakat ülkenin ticari ortaklarını kızdırma riskini de taşır.

Ekonomiyi övmek

Çin’deki iktidar, muhalefete çok az alan tanıyor ve bu bir bakıma ekonomi hakkında konuşmayı da kısıtlıyor.

Devlet Başkanı Xi Jinping’in liderliğine destek toplamaya çalışan yetkililer, ekonomi politikalarını eleştiren uzmanların sosyal medya hesaplarını askıya aldı.

Xinhua’nın geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir haberde, “ana akım kamuoyu yaratılması” ve “kamuoyunu doğru şekillendirecek görüşlerin sağlanması” için çağrı yapıldı.

Araştırma ve danışmanlık firması Rhodium Group’un yakın dönemde paylaştığı bir raporda, Çin’in geçen yılki gerçek ekonomik büyümesinin yüzde 2,4 ila yüzde 2,8 aralığında olduğu, gerçek büyümenin resmi olarak açıklanan yüzde 5’in altında kaldığı belirtiliyor.

(Yukarıdaki yazı Euronews sitesinden alınmıştır.)

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

zozcivan@hotmail.com

  • Benzer Haberler

    TARIMDA GİRDİ BAĞIMLILIĞI

    TARIMDA GİRDİ BAĞIMLILIĞI Tarım sektörü, gıda güvenliğinin temelini oluşturan stratejik alanlardan biridir. Ancak son yıllarda birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de tarımın en önemli sorunlarından biri giderek artan girdi bağımlılığıdır. Tohumdan gübreye, enerjiden yeme kadar üretimin pek çok aşamasında dışa bağımlı bir yapı oluşması hem üreticilerin maliyetlerini artırmakta hem de gıda fiyatlarını doğrudan etkilemektedir. Bu durum, yalnızca çiftçilerin değil, aynı zamanda tüketicilerin ve genel ekonominin de kırılganlığını artıran bir faktör haline gelmiştir. Tarımda girdi bağımlılığı, basit bir maliyet sorunu olmanın ötesinde stratejik bir mesele olarak görülmelidir. Çünkü tarımsal üretim, sanayiden farklı olarak doğrudan doğa koşullarına ve uzun üretim döngülerine bağlıdır. Bir ülkede tarım girdilerinin önemli bir kısmı ithal ediliyorsa, küresel piyasalardaki dalgalanmalar doğrudan üretim kararlarını etkileyebilir. Özellikle son yıllarda dünya genelinde yaşanan enerji fiyatı artışları, tedarik zinciri sorunları ve jeopolitik gerilimler, tarımda girdi bağımlılığının ne kadar kritik bir risk olduğunu açık biçimde göstermiştir. Türkiye’de tarım sektöründe en çok tartışılan konulardan biri gübre fiyatlarıdır. Gübre üretimi büyük ölçüde enerji maliyetlerine bağlıdır ve doğalgaz fiyatlarındaki artışlar gübre fiyatlarını hızla yukarı çekmektedir. Bu durum, çiftçilerin gübre kullanımını azaltmasına ve dolayısıyla verimin düşmesine yol açabilmektedir. Verim düşüşü ise kısa vadede üretim miktarını azaltırken uzun vadede gıda enflasyonunu artıran bir etki yaratır. Tarım ekonomisinde bu tür zincirleme etkiler oldukça yaygındır. Bir diğer önemli girdi ise tohumdur. Türkiye’de bazı ürünlerde yerli tohum üretimi gelişmiş olsa da özellikle yüksek verimli hibrit tohumlarda dışa bağımlılık devam etmektedir. Küresel tarım şirketlerinin hâkim olduğu bu alanda fiyatların döviz kuruna bağlı olarak değişmesi, üreticinin planlama yapmasını zorlaştırmaktadır. Çiftçiler çoğu zaman sezon başında maliyetlerini öngörmekte güçlük çekmekte ve bu belirsizlik üretim kararlarını doğrudan etkilemektedir. Tarımda enerji maliyetleri de girdi bağımlılığının önemli bir boyutudur. Sulama sistemleri, seracılık faaliyetleri ve tarımsal mekanizasyon büyük ölçüde akaryakıt ve elektrik kullanımına bağlıdır. Enerji fiyatlarındaki artış, özellikle sulama yapılan bölgelerde üretim maliyetlerini ciddi biçimde yükseltmektedir. Bu durum bazı çiftçilerin üretimden çekilmesine ya da ekim alanlarını daraltmasına yol açabilmektedir. Uluslararası kuruluşların raporları da bu soruna dikkat çekmektedir. Örneğin, küresel tarım piyasalarına ilişkin analizler yayımlayan Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), son yıllarda birçok ülkede tarımsal üretimin artan girdi maliyetleri nedeniyle baskı altında olduğunu vurgulamaktadır. Aynı şekilde küresel kalkınma ve ekonomik analizler yapan Dünya Bankası da gıda üretiminde sürdürülebilirlik için yerli üretim kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmektedir. Türkiye özelinde değerlendirildiğinde, tarımda girdi bağımlılığı meselesi verilerle de kendini göstermektedir. Tarım sektörüne ilişkin resmi istatistikleri yayımlayan Türkiye İstatistik Kurumu verileri incelendiğinde, üretici fiyatları ile girdi maliyetleri arasındaki farkın zaman zaman hızla açıldığı görülmektedir. Bu durum çiftçinin kârlılığını azaltmakta ve tarımın cazibesini düşürmektedir. Özellikle genç nüfusun tarımdan uzaklaşmasının arkasında da bu ekonomik gerçeklik bulunmaktadır. Bu noktada tarım politikalarının yeniden düşünülmesi gerektiği açıktır. Uzmanlar, tarımda girdi bağımlılığını azaltmanın birkaç temel yolu olduğunu ifade ediyor. Bunlardan ilki yerli üretim kapasitesinin artırılmasıdır. Gübre, tohum ve tarım makineleri gibi kritik alanlarda yerli üretimin teşvik edilmesi, uzun vadede maliyetlerin daha öngörülebilir hale gelmesini sağlayabilir. İkinci olarak, çiftçilere yönelik destek politikalarının daha hedefli ve veri temelli bir yapıya kavuşturulması önem taşımaktadır. Tarım politikalarının uygulanmasında kamu kurumlarının rolü de kritik önemdedir. Türkiye’de tarım politikalarının koordinasyonundan sorumlu olan Tarım ve Orman Bakanlığı, son yıllarda sözleşmeli üretim, dijital tarım uygulamaları ve destek programları gibi çeşitli adımlar atmaktadır. Ancak sektör temsilcileri, bu politikaların daha uzun vadeli ve istikrarlı bir çerçevede uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır.…

    ÜLKELERİN MİSİLLEME ÖNLEMLERİ

    ÜLKELERİN MİSİLLEME ÖNLEMLERİ Uluslararası ilişkiler tarihinde ülkeler arasındaki rekabet yalnızca diplomatik söylemlerle sınırlı kalmamış, çoğu zaman ekonomik ve ticari araçlarla da şekillenmiştir. Günümüzde küreselleşmenin derinleşmesiyle birlikte devletler arasındaki ilişkiler çok daha karmaşık bir hal almış; ekonomik yaptırımlar, ticaret kısıtlamaları ve gümrük vergileri gibi araçlar uluslararası politikanın önemli enstrümanları haline gelmiştir. Bu bağlamda “misilleme önlemleri”, bir ülkenin başka bir ülkenin aldığı ekonomik veya siyasi kararlara karşılık olarak uyguladığı karşı tedbirleri ifade etmektedir. Misilleme, çoğu zaman ticaret politikalarında karşımıza çıksa da enerji, teknoloji, finans ve diplomasi gibi birçok alanda etkisini göstermektedir. Misilleme önlemleri genellikle bir ülkenin uyguladığı yaptırım veya ticari kısıtlamaya karşılık olarak ortaya çıkar. Örneğin bir ülke başka bir ülkenin ürünlerine yüksek gümrük vergisi getirdiğinde, karşı taraf da benzer bir vergi uygulamasıyla yanıt verebilir. Bu durum uluslararası ticarette “ticaret savaşı” olarak adlandırılan süreçlerin başlangıcı olabilir. Tarihsel olarak bakıldığında misilleme politikaları yeni bir olgu değildir; ancak günümüz dünyasında küresel ekonominin birbirine daha fazla bağlı olması bu tür adımların etkisini çok daha geniş bir alana yaymaktadır. Ekonomik misilleme önlemlerinin en yaygın biçimi gümrük vergileridir. Bir ülke kendi üreticisini korumak amacıyla belirli ürünlere yüksek vergi koyduğunda, karşı ülke de aynı yöntemi uygulayarak denge kurmaya çalışır. Bunun yanı sıra ithalat kotaları, teknik standartlar, lisans zorunlulukları ve çeşitli bürokratik engeller de misilleme araçları arasında yer alır. Bu tür uygulamalar doğrudan ticaret hacmini etkileyerek hem üreticiler hem de tüketiciler üzerinde önemli sonuçlar doğurabilir. Misilleme politikalarının bir diğer boyutu finansal yaptırımlardır. Özellikle son yıllarda uluslararası sistemde finansal araçların dış politika unsuru olarak kullanıldığı görülmektedir. Bankacılık işlemlerinin kısıtlanması, belirli şirketlerin kara listeye alınması veya yatırım akışlarının sınırlandırılması gibi adımlar, ekonomik baskı oluşturmanın farklı yöntemleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tür uygulamalar yalnızca hedef ülkeyi değil, aynı zamanda küresel finans sistemini de etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir. Enerji politikaları da misilleme stratejilerinin önemli bir parçası haline gelmiştir. Enerji kaynaklarına sahip ülkeler, doğal gaz veya petrol arzını sınırlayarak karşı taraf üzerinde ekonomik baskı kurabilir. Enerjiye bağımlı ülkeler için bu tür hamleler ciddi ekonomik riskler doğururken, enerji ihracatçısı ülkeler açısından da gelir kaybı gibi sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle enerji alanındaki misilleme politikaları çoğu zaman iki taraf için de maliyetli bir süreç anlamına gelir. Misilleme önlemlerinin teknoloji ve sanayi politikalarında da giderek daha fazla kullanıldığı görülmektedir. Özellikle stratejik sektörlerde faaliyet gösteren şirketlere yönelik ihracat kısıtlamaları, lisans iptalleri veya yatırım yasakları son yıllarda sıkça gündeme gelmektedir. Yüksek teknoloji ürünleri, yarı iletkenler, yapay zekâ ve savunma sanayi gibi alanlarda uygulanan bu tür kısıtlamalar, ülkeler arasındaki rekabetin ekonomik boyutunu daha da derinleştirmektedir. Ancak misilleme önlemleri yalnızca ekonomik araçlarla sınırlı değildir. Diplomatik ilişkilerin sınırlandırılması, büyükelçilerin geri çağrılması veya uluslararası platformlarda siyasi baskı oluşturulması da misillemenin farklı biçimleri arasında sayılabilir. Bu tür adımlar çoğu zaman sembolik görünse de uluslararası ilişkilerde ciddi mesajlar içermektedir. Misilleme politikalarının en önemli sonuçlarından biri küresel ticaret sisteminde belirsizlik yaratmasıdır. Ülkeler arasındaki karşılıklı yaptırımlar ticaret akışını sekteye uğratabilir, yatırım kararlarını geciktirebilir ve küresel büyümeyi olumsuz etkileyebilir. Özellikle tedarik zincirlerinin karmaşık hale geldiği günümüz ekonomisinde bu tür gelişmeler yalnızca ilgili ülkeleri değil, çok sayıda üçüncü ülkeyi de etkileyebilir. Ekonomistler misilleme politikalarının kısa vadede siyasi amaçlara hizmet edebilse de uzun vadede ekonomik maliyetler doğurabileceğini vurgulamaktadır. Gümrük vergilerinin artması tüketici fiyatlarını yükseltebilir, üretim maliyetlerini artırabilir ve küresel ticaret hacmini daraltabilir. Bu nedenle birçok ülke uluslararası anlaşmalar ve çok taraflı ticaret…