KASIM AYI KÜMES HAYVANCILIĞI ÜRETİMİ

Bir tarım ülkesi olan ülkemizde maalesef hayvancılık sektörü istenen düzeyde değil ve sorunlar her geçen gün artmaya devam ediyor. Yüksek enflasyondan etkilenerek küçülme eğilimine giren hayvancılık sektörünün zayıflaması nedeniyle süt ve süt ürünleri üretimi ve kümes hayvancılığı üretimi de yüksek maliyetlere maruz kaldığı için olumsuz yönde etkilenmektedir.

Öncelikle yem fiyatlarının yükselmesi, meraların azalması, köyden kente göç nedeniyle hayvancılık ülkemizde gelecek süreç için önlem alınması gereken konular arasındadır. Yazılı ve görsel basından öğrendiğime göre et ithalatı tekrar gündeme alınmış. Yüksek fiyatlarla rekabet edebilmek için başta hububat ürünleri olmak üzere canlı hayvan için hemen ithalat çözümmüş gibi bir yol izliyoruz. Paramızın yurt dışına gitmesi bir yana dış ticaret açığımız da yükselmiş oluyor.

Hayvancılık deyince akla doğal olarak et, süt ve yumurta geliyor. İçinde bulunduğumuz dönemde hepsinin de fiyatı el yakıyor ve hepsine de sık sık zam geliyor. Ekonomik darboğazda olan birçok aile, çocuğuna süt ve yumurta veremiyor. Daha da ötesi geçen yıl depremde enkazdan çıkan bir çocuğun et yemeği istemesi, karne hediyesi olarak da başka bir öğrencinin et istemesi fazla yoruma neden bırakmıyor.

Hayvancılık, genel olarak bakıldığında son derece zor ve birçok fedakârlık gereken sektörlerden biridir. Genellikle köylerde olmak üzere hayvancılık üretimi ile iştigal eden girişimciler tüm aile bireyleriyle birlikte, gece gündüz demeden çalışmak zorundadır.

Kümes hayvanları ve yumurta üreticiliği büyük baş hayvancılığa göre biraz daha kolay olmasına rağmen sektör her geçen gün küçülmeye gitmektedir. Yüksek enflasyonun etkisiyle artan maliyetleri, başta yem fiyatları olmak üzere yaşanan fiyat artışları üretim maliyetlerini olumsuz etkilemesinden dolayı birçok üretici çözümü hayvan kesiminde aramakta ve doğal olarak üretim azalmaktadır. Gıda sektöründe olduğu gibi süt ve kümes hayvanları, yumurtada üretim fiyatı ile market raflarındaki fiyat arasında kat be kat farklılıklar gözlenmektedir. Dolayışıyla yumurta üreticileri kazanç sağlayamamakta, halkımız da son derece pahalı satın almak durumunda kalmaktadır.

Tarımda olduğu gibi kümes hayvancılığı ile uğraşan girişimciler, kazanç elde edemedikleri için işlerinden vazgeçme eğilimindedir. Bunların birçoğu kesime gittiğinden dolayı yumurta üretimi de azalmış, fiyatları da sürekli olarak yükselmiştir. Kasım ayında da aşağıda TÜİK ndan aldığım bilgilere göre gene artıştadır. Dolayısıyla kümes hayvancılığı sektörü her geçen gün kaybetmektedir. Tarım ve hayvancılığı gelişmesi için bu iki sektöre verilen destekler arttırılmalı, yeni yapılacak girişimler için kredi desteği arttırılmalıdır.

Hayvancılık, genel olarak köylerde yapıldığı için veteriner kontrolü çok zor hatta imkansızdır. Hayvanların hastalıklarına çözüm, aşılar gibi problemler hayvan sahipleri tarafından ilkel yöntemlerle yapılmaktadır. Olaya bu bağlamda baktığımızda her köye bir veteriner, bir ziraat mühendisi veya teknikeri atanmalı, bu sayede sektörün problemlerine yerinde çözüm aranmalıdır. Fakat bütçe açığı verdiğimiz ve tasarruf tedbirlerinin gündemde olduğu bir ortamda son derece zor bir konudur. Doğal olarak devlet bütçesinin yeterli olması zorunluluktur.

Tavuk eti ve yumurtası insanların alması gereken besin maddelerinin temelinde yer almaktadır. Protein bakımından zengin olduğu için bazı hastaların da şifa kaynağı olduğu (diyaliz hastası olduğum için biliyorum.) özellikle çocukların olmazsa olmaz besinlerinden biridir. Ancak içinde bulunduğumuz ekonomik kriz döneminde bir taraftan gelirlerin azlığı diğer taraftan fiyatların sürekli olarak yükselmesi öncelikle emekliler, dar ve sabit gelirliler olmak üzere birçok aile yoksullaştığından dolayı ulaşılması son derece zor bir hal almıştır. Daha da ötesi bazı aileler ekonomik zorluklardan dolayı çocuklarına bile yedirmekte zorlanmaktadır. Yumurtada yapılan ağırlık hileleri de yazılı ve görsel basında izlenmektedir.

Enflasyon dönemine girmeden önce öncelikle öğrenciler olmak üzere tavuk bazlı yiyecekler (tavuk döner) en ucuz formüllerden biri idi. Günümüzde ise durdurulamayan fiyatlar nedeniyle tercih edilmemeye başlamıştır.

Son açıklanan orta vadeli planda tarım ve hayvancılık konusuna geniş yer verilmiş, özellikle tarım konusunda ekilmeyen arazilerin verimli hale getirilmesi için birtakım önlemler alınmıştır.

Yukarıda değindiğim gibi fiyatların sürekli artması, alım gücünün her geçen gün azalması sebebiyle olsa gerek son günlerde meşhur bir köfteci zincirinde domuz etine rastlandığı ve bu tür işletmelerin daha da fazla olduğu ve yakın gelecekte bunların açıklanacağı yazılı ve görsel basında izlenmektedir. Ancak yurt dışından 500 ton at eti,500 ton domuz eti,500 ton at eti ithal edildiği de son derece düşündürücüdür. Çünkü yapılan ithalat izine tabi ve yetkililer tarafından bilinmektedir. Söz konusu olan ve ülkemizde yenmeyen bu hayvanların etleri nerede kullanılacaktır, ithalatın devamı gelecek midir, gelen bu türü ürünler nerelere veya kimlere satılmıştır gibi sorularının cevabı mutlaka verilmeli, kamuoyu bu konuda aydınlatılmalıdır.

Aşağıda TÜİK’ten aldığım kasım ayı kümes hayvancılığı bilgilerini okuyabilirsiniz.

Tavuk eti üretimi 216 bin 754 ton, tavuk yumurtası üretimi 1,71 milyar adet olarak gerçekleşti

Kasım ayında bir önceki yılın aynı ayına göre, tavuk yumurtası üretimi %4,9 azaldı, kesilen tavuk sayısı %5,6 arttı, tavuk eti üretimi %7,2 arttı. Ocak-Kasım döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre, tavuk yumurtası üretimi %3,6 arttı, kesilen tavuk sayısı %7,0 arttı, tavuk eti üretimi %6,9 arttı.

Bir önceki ay 227 bin 675 ton olan tavuk eti üretimi Kasım ayında %4,8 oranında azalarak 216 bin 754 ton oldu.

Bir önceki ay 1 milyar 881 milyon 358 bin adet olan tavuk yumurtası üretimi Kasım ayında %9,1 oranında azalarak 1 milyar 710 milyon 852 bin adet oldu.

AÇIKLAMALAR

Bu haber bültenindeki istatistikler ticari olarak faaliyet gösteren kanatlı işletmelerinin tamamına aylık olarak uygulanan anket çalışmasından elde edilmektedir. Anket kapsamına hane halkı yetiştiriciliği (köy tavukçuluğu) dâhil değildir.

Kaynak: TÜİK

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

zozcivan@hotmail.com

  • Benzer Haberler

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ Ekonomi çoğu insanın gözünde karmaşık rakamlar, grafikler ve televizyonda konuşan uzmanlardan ibaret gibi görünür. Oysa ekonomi dediğimiz şey aslında her gün verdiğimiz kararların toplamıdır. Sabah pazara giderken ne alacağımıza karar vermek de ekonomidir, bir fabrikanın yatırım yapması da devletin vergi artırması da. Çünkü ekonomik karar alma süreçleri, “eldeki sınırlı kaynaklarla en doğru tercihi yapma çabasıdır.” Bugün milyonlarca insan aynı sorularla karşı karşıya kalıyor:“Bu ay kredi çekmeli miyim?”“Ev almak mantıklı mı?”“Dolar yükselir mi?”“İş değiştirmeli miyim?”“Çocuğun eğitimine mi yatırım yapayım yoksa borç mu kapatayım?” Aslında ekonomi tam da bu soruların içinde yaşıyor. HAYATIN TAM ORTASINDAKİ EKONOMİ Ekonomik karar alma süreçleri sadece bakanlıkların ya da büyük şirketlerin işi değildir. Bir ev hanımı markette ürün seçerken de ekonomik karar verir. Bir öğrenci harçlığını harcarken de. Bir esnaf dükkânını açıp açmamaya karar verirken de. Çünkü herkesin ortak sorunu aynıdır: Kaynak sınırlıdır ama ihtiyaçlar sınırsızdır. Örneğin bir aile düşünelim. Evin geliri belli. Elektrik faturası var, kira var, çocukların masrafı var, mutfak gideri var. Aynı anda her isteği karşılamak mümkün olmayınca öncelik sırası belirlenir. İşte ekonomik karar alma süreci tam olarak burada başlar. Bazı aileler tasarrufu seçer. Bazıları borçlanır. Bazıları harcamayı kısar. Bazıları ek iş arar. Her tercih başka bir sonucu beraberinde getirir. Ekonomi aslında tercihlerin bilimidir. İNSAN HER ZAMAN MANTIKLI KARAR VERİR Mİ? Kitaplarda insanlar çoğu zaman “rasyonel” yani mantıklı kabul edilir. Ama gerçek hayat pek öyle değildir. İnsan sadece cebiyle değil, duygularıyla da karar verir. Mesela markete “sadece ekmek alacağım” diye girip poşeti doldurarak çıkmak oldukça yaygındır. Çünkü reklamlar, kampanyalar ve psikolojik etkiler kararlarımızı değiştirir. Ekonomide buna “davranışsal ekonomi” denir. İnsan bazen korkuyla hareket eder. Bazen sürü psikolojisine kapılır. Bazen geleceği düşünmeden anlık karar verir. Özellikle kriz dönemlerinde bu durum daha belirgin hale gelir. Bir ülkede insanlar ekonomiye güvenmiyorsa dövize yönelir. Bankaya güvenmiyorsa parasını evde tutar. Fiyatlar sürekli artıyorsa insanlar ihtiyaçları olmasa bile alışveriş yapmaya başlar. Çünkü “yarın daha pahalı olur” düşüncesi davranışları değiştirir. Yani ekonomik kararlar sadece matematik değildir. Güven, beklenti ve psikoloji de işin içindedir. ŞİRKETLER NASIL KARAR ALIYOR? Ekonomik karar alma süreçlerinin önemli bir bölümü şirketlerde yaşanır. Bir fabrikanın yatırım yapıp yapmayacağı, yeni işçi alıp almayacağı ya da üretimi azaltıp azaltmayacağı ülke ekonomisini doğrudan etkiler. Şirketler karar verirken birçok unsura bakar: Örneğin faizlerin çok yükseldiği bir ortamda yatırım yapmak zorlaşır. Çünkü kredi maliyeti artar. Döviz kuru aşırı oynaksa ithalat yapan şirket önünü göremez. Elektrik fiyatları hızla yükselirse üretim maliyetleri artar. Bu nedenle şirketler sadece bugünü değil, geleceği de hesaplamaya çalışır. Fakat ekonomide geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu yüzden ekonomik kararların içinde her zaman risk vardır. DEVLETLERİN VERDİĞİ KARARLAR NEDEN ÖNEMLİ? Ekonomik karar alma süreçlerinin en büyük aktörlerinden biri devlettir. Çünkü devletin aldığı kararlar doğrudan halkın hayatını etkiler. Vergi artışı olduğunda fiyatlar değişir.Faiz indirildiğinde kredi piyasası hareketlenir.Asgari ücret yükseldiğinde milyonlarca kişinin geliri değişir.Akaryakıt zamları ulaşımdan gıdaya kadar her alanı etkiler. Devletler ekonomik karar alırken genellikle üç temel hedef arasında denge kurmaya çalışır: Ancak bu hedeflerin hepsini aynı anda yönetmek kolay değildir. Örneğin ekonomiyi canlandırmak için piyasaya fazla para verilirse enflasyon yükselebilir. Enflasyonu düşürmek için faiz artırılırsa bu kez yatırımlar yavaşlayabilir. Yani ekonomi çoğu zaman “zor tercihler” alanıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi bazen toplumun hoşuna gitmeyen kararlar almak zorunda kalabilir. Ama burada önemli olan şey, alınan kararların tutarlı, anlaşılır…

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor. MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti. Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor. 17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı. Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor? KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor. 17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu. Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor. Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor. DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü. Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu. YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor. Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla…