2022 GİRİŞİM ÖZELLİKLERİNE GÖRE ULUSLARARASI HİZMET TİCARETİ İSTATİSTİKLERİ

Enflasyon halk arasında bilindiği gibi hayat pahalılığı anlamına gelmemektedir. Genel olarak fiyatların yükselmesi, alım gücünün azalması anlamında kullanılır ve birkaç çeşidi vardır. Tüketici fiyat enflasyonu, üretici fiyat enflasyonu (talep enflasyonu, arz enflasyonu) en çok karşımıza çıkan çeşitleridir. Bunun dışında bir de hizmet üretici fiyat enflasyonundan söz edebiliriz.

Ülkemizde hizmet üreten işletmelerin hizmet verenlere ödedikleri ücretler de doğal olarak artmaktadır. İşte bu tür yükselişler hizmet enflasyonu olarak adlandırılır. Örneğin bir doktor hastalarına hizmet verir, bir avukat müvekkilinin işi için çalışır, bir muhasebeci şirketler için hizmet verir. Bunun dışında oteller, hastaneler, ulaşım hizmetleri, yazılım firmaları da hizmet işletmesi kategorisindedir.

Milli gelir, belli bir zaman içinde ülkede üretilen mal ve hizmetler toplamı olarak tanımlandığını düşünürsek hizmet işletmelerinin de ülke kalkınmasına katkı sağladıkları ortadadır. Aynı şekilde dış ticaret açığı ithalat ve ihracat arasındaki farktır ama buna yabancı ülkelere yapılan hizmet rakamları eklendiğinde cari açık olarak tanımlanır.

Hizmet enflasyonunu belirleyen en önemli etken ülkedeki çalışanlara ödenen ücretlerdir. Asgari ücret ne kadar yüksek olursa hizmet enflasyonu da o kadar yüksek olacaktır. Çünkü asgari ücret arttırıldığı zaman diğer çalışanların ücretleri de yaklaşık aynı oranda artmaktadır.

Enflasyonu yükselten şu anda bir sebep de iç talep etkeni olduğu görülüyor. Yukarıda kısaca bahsetmeye çalıştığım gibi talep enflasyonu ile karşı karşıyayız. En basit ifade ile” nasıl olsa zam gelecek paramın yettiği kadar ihtiyacım olmasa da satın alayım” düşüncesi ile oluşan talep arz ve talep kanununa göre fiyatları yükseltmektedir. Tabi bu arada gereksiz yere fiyatları yükseltenleri de unutmamak gerekir. Örneğin 10 TL ye alınan bir ürün 12 TL ye satılırken 10 TL ye alamayacağım için fiyatını 15 TL ye yükseltmek ticari etik kurallarına aykırıdır.

Asgari ücrete ve emekli maaşlarına zam yapıldığı günümüzde Pazar ve marketlerde fiyat artışlarının yaşandığını hatta bir gecede 700 ürünün fiyatının değiştiğini yazılı ve görsel basından bir süre önce izledik ve zam oranları da %20 ile 30 arasında değişmektedir. Hâlbuki hizmet işletmeleri haricindeki faaliyetlerde yapılan maaş ve ücret zamları üretimi en fazla %4-5 oranında etkilemektedir. Bunların kontrolü mutlaka yapılmaktadır ama demek ki denetimlerin arttırılması gerekmektedir.

Ülkemizde hizmet üretimi yapan işletmelerde üretim maliyetinin en önemli faktörü hizmet maliyetleridir. İşsizlik oranının %10 olduğu günümüzde özellikle hizmet işletmelerinde elemen sıkıntısı olduğu bir gerçektir. Örneğin otel hastane işletmeleri, doktor, avukat, mali müşavir ticaretten ziyade hizmet üretimi ile iştigal eder. Bu tür işletmelerde işe göre eleman bulmak oldukça güçtür ve istikralı bir süreç öne çıkacaktır.

Yukarıda kısaca değindiğim gibi enflasyonu yükselten bir faktör olan iç talebi azaltarak arz ve talep kanununa göre arz fazlası oluşturarak fiyatların düşmesini olmasa da artışların önünü kesmek için uzun bir süreden bu yana uygulana sıkı para politikası bir müddet daha uygulanacaktır ve hatta enflasyonun tek haneye düşünceye kadar devam edeceği ifade edilmektedir. Halkın büyük bir çoğunluğunun bırakın harcamayı beslenme için bile bütçesi yeterli değildir. Bunun yanında hizmet işletmelerinin önemli bir payı olan otellerde sezonun sona ermesi nedeniyle işçi çıkarmalar başlamıştır. Ancak hizmet işletmelerinin diğer sektörlerinde farklı sonuçlar oluşacağı için hizmet enflasyonunun da düşürülmesi zor gözüküyor.

Ülkemize gelen ve sayıları 10 milyonun üstünde tahmin edilen sığınmacıların kayıt dışı ve düşük ücretle her türlü işlerde çalıştırılması da önemli bir konudur.

2022 yılı girişim özelliklerine göre uluslararası hizmet ticareti istatistikleri geçtiğimiz günlerde TÜİK tarafından yayınlandı. Bilgiler aşağıdaki gibidir.

Hizmet ihracatının %64,4’ünü, hizmet ithalatının %56,3’ünü büyük ölçekli girişimler yaptı

Uluslararası hizmet ticareti istatistikleri (seyahat hariç) verileri ile Yapısal iş istatistikleri ve Yabancı kontrollü girişim istatistikleri verileri eşleştirilerek uluslararası hizmet ticareti yapan girişimlerin özellikleri elde edilmektedir.

Girişim özelliklerine göre uluslararası hizmet ticareti istatistikleri verilerine göre 2022 yılında hizmet ihracatının %64,4’ü, hizmet ithalatının ise %56,3’ü büyük ölçekli girişimler tarafından yapıldı.

Hizmet ihracatının %6,7’sini yapan 1-9 çalışanı olan mikro ölçekli girişimler, toplam hizmet ihracatı yapan girişimlerin %63,2’sini oluşturdu. Çalışan sayısı 10-49 kişi olan küçük ölçekli girişimlerin hizmet ihracatındaki payı %12,2 iken 50-249 kişi olan orta ölçekli girişimlerin ihracattaki payı %16,2 oldu. Hizmet ihracatı yapan girişimlerin %3,0’ını oluşturan 250 ve daha fazla kişinin çalıştığı büyük ölçekli girişimler, hizmet ihracatının %64,4’ünü yaptı.

Hizmet ithalatı yapan girişimlerin %54,2’sini oluşturan 1-9 çalışanı olan mikro ölçekli girişimler, hizmet ithalatının %7,5’ini yaptı. Çalışan sayısı 10-49 kişi olan küçük ölçekli girişimlerin hizmet ithalatındaki payı %8,5 olurken 50-249 kişi olan orta ölçekli girişimlerin payı %17,9 oldu. Hizmet ithalatının %56,3’ünü, hizmet ithalatı yapan girişimlerin %4,9’unu oluşturan 250 ve daha fazla kişinin çalıştığı büyük ölçekli girişimler gerçekleştirdi.

Hizmet ihracatının %72,6’sını ulaştırma ve depolama faaliyetindeki girişimler gerçekleştirdi

Toplamda 47 milyar 420 milyon dolar olan hizmet ihracatının 34 milyar 442 milyon dolarını ulaştırma ve depolama faaliyetindeki girişimler gerçekleştirirken, bilgi ve iletişim faaliyetindeki girişimlerin hizmet ihracatı 3 milyar 576 milyon dolar oldu. Hizmet ihracatında 3 milyar 116 milyon dolar imalat sanayiindeki girişimler tarafından yapılırken ana faaliyeti finans ve sigorta olan girişimlerin hizmet ihracatı 1 milyar 571 milyon dolar oldu.

Hizmet ticaretinde 35 milyar 933 milyon dolarlık ithalatın 10 milyar 604 milyon doları imalat sanayinde faaliyet gösteren girişimler tarafından yapıldı. Hizmet ithalatındaki 6 milyar 899 milyon dolar, ana faaliyeti toptan ve perakende ticaret olan girişimlere ait iken 2 milyar 298 milyon dolarlık hizmet ithalatı finans ve sigorta faaliyetinde bulunan girişimlerin oldu. Bilgi ve iletişim faaliyetindeki girişimler ise 2 milyar 99 milyon dolar hizmet ithalatı yaptı.

Hizmet ihracatının %15,6’sını, ithalatının ise %28,7’sini yabancı kontrollü girişimler yaptı

Hizmet ticaretinde en yüksek paya sahip olan taşımacılık hizmetlerinde yapılan ihracatın %91,4’ü, ithalatın ise %83,7’si Türkiye kontrolündeki girişimler tarafından gerçekleştirildi. Telekomünikasyon, bilgisayar ve bilgi hizmetleri ihracatında Türkiye kontrollü girişimlerin payı %43,5 iken yabancı kontrollü girişimlerin payı %56,5 oldu. Sigorta ve emeklilik hizmetleri ihracatının %35,4’ü ve ithalatının %37,6’sı yabancı kontrollü girişimler tarafından yapıldı. Finansal hizmetlerde ihracatın %60,1’ini, ithalatın ise %72,0’ını Türkiye kontrollü girişimler gerçekleştirdi.

AÇIKLAMALAR

Uluslararası hizmet ticareti, yerleşik ve yerleşik olmayan gerçek veya tüzel kişiler arasında yapılan hizmet ticaretidir.

Uluslararası hizmet ticareti yapan girişimlerin özelliklerine ilişkin veriler, Uluslararası Hizmet Ticareti İstatistikleri verileri ile Yapısal İş İstatistiklerinde yer alan girişimlerin ana faaliyet türü, çalışan sayısı, ciro ve mal ve hizmet satın alış bilgileri ile Yabancı Kontrollü Girişim İstatistiklerindeki girişimin kontrol türü verisi eşleştirilerek elde edilmektedir.

Uluslararası hizmet ticareti istatistiklerinin bir alt başlığı olan “seyahat” bu haber bülteni ile sunulan istatistiklerde yer almamaktadır.

Hizmet türlerinin sınıflandırılmasında “Genişletilmiş Ödemeler Dengesi Hizmetler Sınıflaması (EBOPS)”, girişimlerin ekonomik faaliyetlerinin sınıflanması için de “Ekonomik Faaliyetlerin İstatistiki Sınıflaması (NACE Rev.2)” kullanılmıştır.

Kaynak: TÜİK

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

zozcivan@hotmail.com

  • Benzer Haberler

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ Ekonomi çoğu insanın gözünde karmaşık rakamlar, grafikler ve televizyonda konuşan uzmanlardan ibaret gibi görünür. Oysa ekonomi dediğimiz şey aslında her gün verdiğimiz kararların toplamıdır. Sabah pazara giderken ne alacağımıza karar vermek de ekonomidir, bir fabrikanın yatırım yapması da devletin vergi artırması da. Çünkü ekonomik karar alma süreçleri, “eldeki sınırlı kaynaklarla en doğru tercihi yapma çabasıdır.” Bugün milyonlarca insan aynı sorularla karşı karşıya kalıyor:“Bu ay kredi çekmeli miyim?”“Ev almak mantıklı mı?”“Dolar yükselir mi?”“İş değiştirmeli miyim?”“Çocuğun eğitimine mi yatırım yapayım yoksa borç mu kapatayım?” Aslında ekonomi tam da bu soruların içinde yaşıyor. HAYATIN TAM ORTASINDAKİ EKONOMİ Ekonomik karar alma süreçleri sadece bakanlıkların ya da büyük şirketlerin işi değildir. Bir ev hanımı markette ürün seçerken de ekonomik karar verir. Bir öğrenci harçlığını harcarken de. Bir esnaf dükkânını açıp açmamaya karar verirken de. Çünkü herkesin ortak sorunu aynıdır: Kaynak sınırlıdır ama ihtiyaçlar sınırsızdır. Örneğin bir aile düşünelim. Evin geliri belli. Elektrik faturası var, kira var, çocukların masrafı var, mutfak gideri var. Aynı anda her isteği karşılamak mümkün olmayınca öncelik sırası belirlenir. İşte ekonomik karar alma süreci tam olarak burada başlar. Bazı aileler tasarrufu seçer. Bazıları borçlanır. Bazıları harcamayı kısar. Bazıları ek iş arar. Her tercih başka bir sonucu beraberinde getirir. Ekonomi aslında tercihlerin bilimidir. İNSAN HER ZAMAN MANTIKLI KARAR VERİR Mİ? Kitaplarda insanlar çoğu zaman “rasyonel” yani mantıklı kabul edilir. Ama gerçek hayat pek öyle değildir. İnsan sadece cebiyle değil, duygularıyla da karar verir. Mesela markete “sadece ekmek alacağım” diye girip poşeti doldurarak çıkmak oldukça yaygındır. Çünkü reklamlar, kampanyalar ve psikolojik etkiler kararlarımızı değiştirir. Ekonomide buna “davranışsal ekonomi” denir. İnsan bazen korkuyla hareket eder. Bazen sürü psikolojisine kapılır. Bazen geleceği düşünmeden anlık karar verir. Özellikle kriz dönemlerinde bu durum daha belirgin hale gelir. Bir ülkede insanlar ekonomiye güvenmiyorsa dövize yönelir. Bankaya güvenmiyorsa parasını evde tutar. Fiyatlar sürekli artıyorsa insanlar ihtiyaçları olmasa bile alışveriş yapmaya başlar. Çünkü “yarın daha pahalı olur” düşüncesi davranışları değiştirir. Yani ekonomik kararlar sadece matematik değildir. Güven, beklenti ve psikoloji de işin içindedir. ŞİRKETLER NASIL KARAR ALIYOR? Ekonomik karar alma süreçlerinin önemli bir bölümü şirketlerde yaşanır. Bir fabrikanın yatırım yapıp yapmayacağı, yeni işçi alıp almayacağı ya da üretimi azaltıp azaltmayacağı ülke ekonomisini doğrudan etkiler. Şirketler karar verirken birçok unsura bakar: Örneğin faizlerin çok yükseldiği bir ortamda yatırım yapmak zorlaşır. Çünkü kredi maliyeti artar. Döviz kuru aşırı oynaksa ithalat yapan şirket önünü göremez. Elektrik fiyatları hızla yükselirse üretim maliyetleri artar. Bu nedenle şirketler sadece bugünü değil, geleceği de hesaplamaya çalışır. Fakat ekonomide geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu yüzden ekonomik kararların içinde her zaman risk vardır. DEVLETLERİN VERDİĞİ KARARLAR NEDEN ÖNEMLİ? Ekonomik karar alma süreçlerinin en büyük aktörlerinden biri devlettir. Çünkü devletin aldığı kararlar doğrudan halkın hayatını etkiler. Vergi artışı olduğunda fiyatlar değişir.Faiz indirildiğinde kredi piyasası hareketlenir.Asgari ücret yükseldiğinde milyonlarca kişinin geliri değişir.Akaryakıt zamları ulaşımdan gıdaya kadar her alanı etkiler. Devletler ekonomik karar alırken genellikle üç temel hedef arasında denge kurmaya çalışır: Ancak bu hedeflerin hepsini aynı anda yönetmek kolay değildir. Örneğin ekonomiyi canlandırmak için piyasaya fazla para verilirse enflasyon yükselebilir. Enflasyonu düşürmek için faiz artırılırsa bu kez yatırımlar yavaşlayabilir. Yani ekonomi çoğu zaman “zor tercihler” alanıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi bazen toplumun hoşuna gitmeyen kararlar almak zorunda kalabilir. Ama burada önemli olan şey, alınan kararların tutarlı, anlaşılır…

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor. MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti. Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor. 17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı. Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor? KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor. 17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu. Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor. Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor. DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü. Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu. YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor. Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla…