KÜÇÜK ESNAF VE EKONOMİ

Yaşı 50 ve üzerinde olanlar hatırlayacaklardır.1980 li yılların ortalarına kadar her mahallede bakkal, kasap, berber, ayakkabı tamircisi, elektrikçi, terzi, su tesisatçısı, oto tamircisi gibi esnaflar vardı ve mahalle sakinleri sorunlarını kolayca çözerlerdi. Aynı zamanda yukarıda saymaya çalıştığım esnaflar mahallenin bekçileri gibiydiler. Mahalleye giren çıkan kontrol altındaydı ve bu kimselere gerektiğinde hepimiz anahtarlarımızı bırakıp gider, parasız kaldığımızda ödünç alır, veresiye alışveriş yapar ay sonunda maaşı alınca öderdik.

Bilgisayar çağına girmeden önce (80 li yıllara kadar) kredi kartı vs. olmadığından güvene dayalı bir alışveriş sistemi vardı ve herkes gelirine göre harcamalarını düzenlerdi. Ayrıca güven ön planda olduğu için alışverişlerde pazarlık bile söz konusu olmazdı. Konunun en önemli ve iyi tarafı muhatabınızı bulmak ve işinizi görmek son derece kolaydı.

Globalleşmeye geçtiğimiz 80 li yılların ortasından günümüze kadar alışveriş şekli değişti, ürün değişti, satın alma içgüdülerimiz arttı ve zincir marketlerin hızla çoğalması, alışveriş merkezlerinin her geçen gün sayıları artması küçük esnafların iyice küçülmesine hatta kepenk kapatmasına kadar gitti. Çünkü girdiğiniz bir markette sadece ihtiyacınız olanı değil, yapılan satış kriterlerinden dolayı ihtiyaç fazlası ürünün kredi kartıyla alıp ödeme günü geldiğinde de bazı kimseler zorlanmaya hatta asgari ödeme tutarını ödeyip kalan borcu ertelemeye daha da ötesi bir bankaya olan borcu başka bankadan kredi alarak ödemeyi seçenler bile olmaya başladı ve bu tür olaylar her geçen gün artmaya devam etti. İstatistiklere göre Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla yapılan toplam ödeme tutarı haziranda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 98 artarak 1,27 trilyon liraya yükseldi.

Günümüzde bazı küçük esnaflar büyük market, servis merkezleri gibi işletmelerle anlaşarak işlerini bırakmak zorunda kaldılar ve kalanlar da son derece zor koşullarda iş hayatını sürdürmeye çalışmaktadır. Ekonomi yönetimi küçük esnafı koruyacak birtakım tedbirler alsa da yeterli olmamakta, halkın alışveriş yöntemi değiştiğinden pahalı da olsa alışveriş merkezlerine yönelmektedir. Ancak sayıları hızla artan bazı alışveriş merkezlerinin de zor durumda olduğunu yazılı ve görsel basından izlemekteyiz.

Yukarıda bahsetmeye çalıştığım gibi bakkallar, kasaplar marketlerle anlaşarak iş değiştirebilirler ama bir ayakkabı tamircisi ne yapabilir? Eskiden bir ayakkabıyı tamir ettirip, pençe bile yaptırıp uzun süre giyebiliyorduk. Şimdilerde ise adına tüketim çılgınlığı dediğimiz sistem yüzünden ayakkabı tamiri bitti ve hepimiz birkaç ayakkabı sahibi olmaya başladık

İçinde bulunduğumuz ekonomik kriz ortamında küçük esnafları mumla arar duruma geldik. Örneğin bir araba tamiri için yetkili servise gittiğimizde normal ücretin çok fazlasını talep etmekte, bir markete gittiğimizde ise pahalı olduğuna razı gelerek kredi kartı kolay geldiğinden alışveriş yapıyoruz.

Günümüzde özellikle marketler, alışveriş merkezleri, reklamlar, Show room lar vasıtasıyla bizleri satın almaya zorlayan etkenleri her geçen gün artırmaktadır. Bir markete girdiğinizde;

*Ürünlerin yerleştirme biçimi kolay alışverişe teşvik ediyor. Örneğin kule satışları denilen yöntem kullanılarak herhangi bir ürün çeşidi kule şeklinde yüksek görünümlü olarak teşhir edilerek ucuz satıldığı mesajı veriliyor ve tüketici ihtiyacı olmadığı halde satın almayı tercih ediyor.

*Ürünlerin market içindeki konumu da satış tercihlerini değiştirebilir. Bir X ürünü almaya gittiğinizde aradığınız ürün marketin sonunda bulunan raflarda ise bütün marketi izlemek kendiliğinden oluşur ve birkaç ürün daha satın alarak marketten çıkarız.

*İndirimli ürünler genelde marketin en sonda bulunan uç noktalara yerleştirilir. Bu da market içinde daha fazla görsel yapmanızı ve satın almak üzere torbanızı doldurmanızı sağlar.

*Sebze ve meyveler özellikle marketin ön sıralarında konumlanır. Çünkü sebze ve meyveler en temel ihtiyaç maddeleridir ve taze oldukları için alışveriş hacmi yükselir ve içeride de devam edebilir.

*Bazı ürünlerde fiyat algısı oluşturulur. Mesela tanesi 7,5 TL olan bir ürünün 2 tane alınca 10 TL olması gibi.

*Fiyat algısı. Bazı ürünlerin fiyatları tahmin edilse be birçok ürünün fiyatı tüketici tarafından bilinmez. Ucuz bir ürün alan tüketici bunlar da ucuz algısıyla sepete birkaç ürün atabilir.

*Market atmosferi alışverişi tetikleyen başka bir etkendir. Marketin konumu, içindeki koku, müşterilere karşı tutum gibi faktörler satış için önemli rol oynar. Markette çalan müzik alışveriş dürtüsünü canlandırabilir.

*Alışveriş tutarına göre indirim yapılması, satışları arttırabilir. Örneğin 50 TL lik ürün alana X malı 38 TL yerine 20 TL olabilir.

Daha az harcama yapmak için

*Mutlaka alışveriş listesi yapın ve bunun dışına çıkmamaya özen gösterin.

*Harcama limiti belirleyin ve buna sadık kalın.

*Kartla ödeme alışverişte hesap yapmayı gerektirmediği algısı vardır. Bunu yenmek için nakit alışverişi benimseyin.

*Online alışverişler sadece ihtiyaç için kullanıldığından bu yöntemi tercih edebilirsiniz.

Küçük esnaflarımızın işlerinin bozulmasında bir başka sebep de e ticaret sisteminin hızla yayılmasıdır. Kapıya kadar ürünün gelmesi, ekonomik koşullar nedeniyle her bireyin çalışmak zorunda olduğu için zaman bulamaması gibi nedenlerle e ticaret hacmi her geçen gün artmaktadır. Ancak bu işlemde de satın aldığınız işletmenin ticaret bakanlığına kayıtlı olması son derece önemlidir. Çünkü kart bilgileriniz art niyetle kullanılabilir.

Yukarıda küçük esnafın durumunu özetlemeye çalıştım ama bir başka ve en önemli gerçek çağa, teknolojiye ayak uyduramayan işletmelerin ticari yaşamlarını sürdürebilmeleri çok zordur. Globalleşen dünyada teknolojiye yetişmek mümkün değildir. Dolayısıyla teknolojik bir ekonomide insanların kendini yetiştirebilmesi işsizlik açısından önemlidir. Günümüzde insansız hava aracı, insansız raylı sistem araçları yerini almıştır ve her kimse işsiz kalmamak için teknolojiye uymak zorundadır.

İşte yukarıda saymaya çalıştığım gibi sistem yüzünden küçük esnaf yok olmaya mahkûm edilmiştir.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

zozcivan@hotmail.com

  • Benzer Haberler

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ Ekonomi çoğu insanın gözünde karmaşık rakamlar, grafikler ve televizyonda konuşan uzmanlardan ibaret gibi görünür. Oysa ekonomi dediğimiz şey aslında her gün verdiğimiz kararların toplamıdır. Sabah pazara giderken ne alacağımıza karar vermek de ekonomidir, bir fabrikanın yatırım yapması da devletin vergi artırması da. Çünkü ekonomik karar alma süreçleri, “eldeki sınırlı kaynaklarla en doğru tercihi yapma çabasıdır.” Bugün milyonlarca insan aynı sorularla karşı karşıya kalıyor:“Bu ay kredi çekmeli miyim?”“Ev almak mantıklı mı?”“Dolar yükselir mi?”“İş değiştirmeli miyim?”“Çocuğun eğitimine mi yatırım yapayım yoksa borç mu kapatayım?” Aslında ekonomi tam da bu soruların içinde yaşıyor. HAYATIN TAM ORTASINDAKİ EKONOMİ Ekonomik karar alma süreçleri sadece bakanlıkların ya da büyük şirketlerin işi değildir. Bir ev hanımı markette ürün seçerken de ekonomik karar verir. Bir öğrenci harçlığını harcarken de. Bir esnaf dükkânını açıp açmamaya karar verirken de. Çünkü herkesin ortak sorunu aynıdır: Kaynak sınırlıdır ama ihtiyaçlar sınırsızdır. Örneğin bir aile düşünelim. Evin geliri belli. Elektrik faturası var, kira var, çocukların masrafı var, mutfak gideri var. Aynı anda her isteği karşılamak mümkün olmayınca öncelik sırası belirlenir. İşte ekonomik karar alma süreci tam olarak burada başlar. Bazı aileler tasarrufu seçer. Bazıları borçlanır. Bazıları harcamayı kısar. Bazıları ek iş arar. Her tercih başka bir sonucu beraberinde getirir. Ekonomi aslında tercihlerin bilimidir. İNSAN HER ZAMAN MANTIKLI KARAR VERİR Mİ? Kitaplarda insanlar çoğu zaman “rasyonel” yani mantıklı kabul edilir. Ama gerçek hayat pek öyle değildir. İnsan sadece cebiyle değil, duygularıyla da karar verir. Mesela markete “sadece ekmek alacağım” diye girip poşeti doldurarak çıkmak oldukça yaygındır. Çünkü reklamlar, kampanyalar ve psikolojik etkiler kararlarımızı değiştirir. Ekonomide buna “davranışsal ekonomi” denir. İnsan bazen korkuyla hareket eder. Bazen sürü psikolojisine kapılır. Bazen geleceği düşünmeden anlık karar verir. Özellikle kriz dönemlerinde bu durum daha belirgin hale gelir. Bir ülkede insanlar ekonomiye güvenmiyorsa dövize yönelir. Bankaya güvenmiyorsa parasını evde tutar. Fiyatlar sürekli artıyorsa insanlar ihtiyaçları olmasa bile alışveriş yapmaya başlar. Çünkü “yarın daha pahalı olur” düşüncesi davranışları değiştirir. Yani ekonomik kararlar sadece matematik değildir. Güven, beklenti ve psikoloji de işin içindedir. ŞİRKETLER NASIL KARAR ALIYOR? Ekonomik karar alma süreçlerinin önemli bir bölümü şirketlerde yaşanır. Bir fabrikanın yatırım yapıp yapmayacağı, yeni işçi alıp almayacağı ya da üretimi azaltıp azaltmayacağı ülke ekonomisini doğrudan etkiler. Şirketler karar verirken birçok unsura bakar: Örneğin faizlerin çok yükseldiği bir ortamda yatırım yapmak zorlaşır. Çünkü kredi maliyeti artar. Döviz kuru aşırı oynaksa ithalat yapan şirket önünü göremez. Elektrik fiyatları hızla yükselirse üretim maliyetleri artar. Bu nedenle şirketler sadece bugünü değil, geleceği de hesaplamaya çalışır. Fakat ekonomide geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu yüzden ekonomik kararların içinde her zaman risk vardır. DEVLETLERİN VERDİĞİ KARARLAR NEDEN ÖNEMLİ? Ekonomik karar alma süreçlerinin en büyük aktörlerinden biri devlettir. Çünkü devletin aldığı kararlar doğrudan halkın hayatını etkiler. Vergi artışı olduğunda fiyatlar değişir.Faiz indirildiğinde kredi piyasası hareketlenir.Asgari ücret yükseldiğinde milyonlarca kişinin geliri değişir.Akaryakıt zamları ulaşımdan gıdaya kadar her alanı etkiler. Devletler ekonomik karar alırken genellikle üç temel hedef arasında denge kurmaya çalışır: Ancak bu hedeflerin hepsini aynı anda yönetmek kolay değildir. Örneğin ekonomiyi canlandırmak için piyasaya fazla para verilirse enflasyon yükselebilir. Enflasyonu düşürmek için faiz artırılırsa bu kez yatırımlar yavaşlayabilir. Yani ekonomi çoğu zaman “zor tercihler” alanıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi bazen toplumun hoşuna gitmeyen kararlar almak zorunda kalabilir. Ama burada önemli olan şey, alınan kararların tutarlı, anlaşılır…

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor. MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti. Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor. 17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı. Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor? KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor. 17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu. Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor. Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor. DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü. Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu. YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor. Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla…