ZİRAİ DON FELAKETİNİN TARIMA MALİYETİ
12 Nisan 2025 tarihinde ülke genelinde etkisini gösteren şiddetli zirai don olayı, Türkiye tarımı üzerinde büyük bir yıkıma neden oldu. Son 30 yılın en ağır don olaylarından biri olarak kayda geçen bu felaket, özellikle meyve üretimi yapılan bölgelerde ciddi kayıplara yol açtı. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Zirai Don Araştırma Komisyonu’nun yaptığı toplantılarda, bu felaketin boyutu ve alınan önlemler detaylı şekilde ele alındı. Komisyonun başkanlığını yürüten AK Parti Burdur Milletvekili Âdem Korkmaz, ilgili kamu kurumları ve sektör temsilcilerinden gelen sunumlarla don olayının etkilerini yerinde değerlendirdiklerini ifade etti. Bu kapsamda Tarım ve Orman Bakanlığı, Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi A.Ş. (TARSİM) ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) yetkilileri, milletvekillerine kapsamlı bilgi sundu. EN BÜYÜK HASARI MANİSA VE MALATYA GÖRDÜ TARSİM tarafından yapılan sunumda, don olayından en fazla etkilenen illerin başında Manisa geldiği açıklandı. Manisa’da 59 bin 648 poliçe kapsamında toplam 10 milyar 966 milyon TL’lik bir hasar tespit edildi. Bu rakam, ülke genelindeki toplam zararın neredeyse yarısını oluşturuyor. Manisa’yı Malatya izledi. Malatya’da 15 bin 179 poliçeyle 2 milyar 837 milyon TL, Ordu 1 milyar 362 milyon TL, Giresun 832 milyon TL, Mersin ise 783 milyon TL hasarla öne çıktı. Özellikle meyve üretimi yapılan illerde hasarın yoğunlaştığı görülürken, don olayı 34 ilde yüksek şiddette yaşandı. Genel olarak 65 ilde donun etkili olduğu belirtildi. En fazla hasarın ise meyve grubunda meydana geldiği vurgulandı. ÜZÜM, KAYISI VE FINDIK DONDAN EN ÇOK ZARAR GÖREN ÜRÜNLER Tarım sigortaları kapsamında yapılan hasar değerlendirmelerinde, ürün bazında en yüksek kaybın üzümde yaşandığı tespit edildi. Üzümde meydana gelen zarar 11 milyar 13 milyon TL seviyesindeyken, kayısıda 3 milyar 146 milyon TL, fındıkta 2 milyar 729 milyon TL, elmada 2 milyar TL, nektarinde 913 milyon TL, şeftalide ise yaklaşık 552 milyon TL’lik hasar oluştu. Bu ürünlerin tamamı Türkiye’nin önemli ihracat ve iç tüketim kalemleri arasında yer alıyor. Dolayısıyla sadece çiftçilerin değil, ülke ekonomisinin de bu felaketten ciddi şekilde etkileneceği ifade ediliyor. TARSİM: “HASAR-PRİM DENGESİNDEN DOLAYI PRİMLER YÜKSEK GÖRÜNEBİLİR” TARSİM Genel Müdürü Bekir Engürülü yaptığı sunumda, sigorta sisteminin işleyişi hakkında bilgi verdi. Engürülü, TARSİM’in hiçbir ticari şirket gibi kâr amacı gütmediğini, çiftçilerin ödediği primlerin tamamının yine üreticilere hizmet olarak döndüğünü vurguladı. Don sigortası primlerinin yüksek olduğuna dair eleştirilere ise şu şekilde açıklık getirdi: “Aslında primler yüksek değil. Ancak en çok don tehlikesi olan bölgelerde sigorta yaptırıldığı için, bu bölgelerdeki yüksek hasar ihtimali doğal olarak ödeme miktarını da artırıyor. Sigorta matematiğinde hasar-primi dengesi bozulduğunda prim fiyatı da artıyor. Bu, sistemin doğasında var.” Engürülü ayrıca, don olayının ardından 108 bin ihbar aldıklarını, bu ihbarlara dair ön hasar tespitlerinin tamamlandığını belirtti. Ön tespitlere göre, toplam zarar 21 milyar TL civarında. Bunun 1,11 milyar TL’si ödenmiş durumda, kalan 20 milyar TL için ödeme süreci devam ediyor. TARSİM, yüzde 100 hasar gören ürünlerde ödemeyi hemen yaparken, diğer ürünler için hasat sonuna kadar bekleme zorunluluğu bulunuyor. BAKANLIK: “ÖNLEYİCİ TEDBİRLER İÇİN DESTEK VERİYORUZ” Tarım ve Orman Bakanlığı temsilcisi Kâmil Özdemir ise yaptığı sunumda, don olayına karşı alınan önlemleri anlattı. Özellikle Kırsal Kalkınma Yatırımları Programı kapsamında üreticilere don önleyici sistemler kurmaları için yüzde 50 oranında hibe desteği verildiğini söyledi. Bunun yanı sıra, sigorta yaptıran çiftçilere yüzde 67 devlet prim desteği, ayrıca don önleyici araçlar için %25 ile %35 arası ek destekler sağlandığı belirtildi. Don olayının yaşandığı gün itibarıyla hızlıca sahaya çıkan ekipler,…
GAZZE’YE YARDIM GİRİŞİNDEKİ DİPLOMATİK ENGELLER
Gazze’de yaşanan insani felaket her geçen gün daha da derinleşirken, bölgeye yönelik insani yardımların etkin şekilde ulaştırılamaması, yalnızca teknik değil aynı zamanda siyasi nedenlerden kaynaklanıyor. Yardımların Gazze’ye girişinde karşılaşılan diplomatik engeller, çok katmanlı bir siyasi yapı içinde şekilleniyor ve bu durum sivillerin temel yaşamsal ihtiyaçlara erişimini doğrudan etkiliyor. İşte bu engellerin temel boyutları: İSRAİL’İN GÜVENLİK GEREKÇELİ YAKLAŞIMI Gazze’ye yardım ulaştırılmasında karşılaşılan en büyük engellerden biri, İsrail’in yardımlar üzerindeki katı güvenlik kontrolüdür. İsrail yönetimi, yardımların Hamas’a ulaşabileceği endişesiyle, bölgeye girecek tüm insani malzemeleri sıkı denetimden geçirmekte ısrarcı. İsrail’in bu tavrı, yardım tırlarının sayısını ciddi oranda düşürmekte ve geçişleri büyük ölçüde yavaşlatmaktadır. İsrail, ayrıca BM gibi bağımsız uluslararası kuruluşların dağıtım sürecine doğrudan müdahil olmasını da sınırlamaya çalışmakta ve yardım mekanizmasını kendi denetimi altına alacak şekilde yeniden kurgulamayı hedeflemektedir. Bu da yardımların tarafsız ve eşit biçimde ulaştırılmasını zorlaştırmaktadır. HAMAS-İSRAİL ÇATIŞMASI YARDIMLARI SİYASİLEŞTİRİYOR Gazze’yi yöneten Hamas ile İsrail arasındaki derin çatışma, yardım meselesini doğrudan siyasileştiriyor. İsrail, Hamas’a destek gitmemesi için yardım malzemelerine çeşitli sınırlamalar getiriyor. Öte yandan Batı ülkeleri de Hamas’ı “terör örgütü” olarak tanımladıkları için yardımların Hamas kontrolündeki bölgelere ulaşmasını engelleyen tutumlar sergileyebiliyor. Bu siyasal çatışma ortamı, yardımların hızlı ve etkili bir biçimde ulaştırılmasını neredeyse imkânsız hale getiriyor. Yardım malzemeleri, savaşan taraflar arasında bir pazarlık unsuru haline dönüşüyor. SINIR KAPILARINDAKİ SİYASİ DENETİM VE KISITLAMALAR Gazze’ye yönelik yardımlar genellikle iki ana sınır kapısından yapılıyor: İsrail tarafındaki Kerem Şalom Kapısı ve Mısır tarafındaki Rafah Kapısı. Ancak bu kapılar çoğu zaman güvenlik gerekçeleriyle kapalı tutuluyor ya da yalnızca sınırlı sayıda geçişe izin veriliyor. Özellikle İsrail’in kapıyı açık tutma kararı tamamen siyasi ve askeri gelişmelere bağlı olarak değişiyor. Mısır da zaman zaman yardım geçişlerine onay verse de, bu durum çoğunlukla bölgesel dengelere ve uluslararası baskılara göre şekilleniyor. Dolayısıyla sınır geçişleri teknik değil, siyasi bir mesele haline gelmiş durumda. ULUSLARARASI KURULUŞLARIN DIŞLANMASI İsrail son dönemde, özellikle BM’ye bağlı bazı yardım kuruluşlarını sistemin dışına itmeye çalışıyor. Bunların başında, Filistinli mültecilere yönelik yardımları organize eden UNRWA (BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı) geliyor. İsrail, bu kuruluşları taraflı olmakla suçlarken, yardım dağıtım sürecini kendi belirleyeceği bir mekanizmayla yönetmek istiyor. Bu durum, yardımların bağımsız ve tarafsız biçimde ulaştırılmasını zorlaştırdığı gibi, uluslararası kuruluşların sahada etkinliğini de azaltıyor. Özellikle BM kontrolünde yürütülen insani yardımların dışlanması, uluslararası toplumda endişe yaratıyor. BATI ÜLKELERİNİN SİYASİ TEREDDÜTLERİ ABD ve Avrupa Birliği gibi Batılı ülkeler, Gazze’ye insani yardım göndermek isteseler de, yardımların Hamas’ın eline geçme ihtimaline karşı çekinceler taşıyor. Bu nedenle yardım fonlarının bir kısmı bloke ediliyor, bazı projelere destek verilmiyor ya da sadece belirli kuruluşlar aracılığıyla yardım gönderiliyor. Bu tür tereddütler, yardımın doğrudan ve hızlı biçimde ulaştırılmasını engellediği gibi, insani krizi büyüten bir etki yaratıyor. Yardım politikalarının insani değil, siyasi ölçütlerle şekillenmesi sivillerin yaşam hakkını tehdit eder hale geliyor. YARDIMLARIN ASKERİ AMAÇLARLA KULLANILABİLECEĞİ ENDİŞESİ İsrail ve bazı Batılı ülkeler, insani yardım malzemelerinin Hamas tarafından askeri amaçlarla kullanılabileceği yönünde endişeler taşıyor. Örneğin, inşaat malzemelerinin tünel yapımında kullanılabileceği ya da yakıtların askeri araçlara aktarılabileceği düşünülüyor. Bu nedenle bazı temel ürünlerin Gazze’ye girişine bile izin verilmiyor. Ancak bu durum, Gazze halkının su, gıda, ilaç gibi en temel ihtiyaçlara erişimini de engellediğinden, ciddi bir insani soruna yol açıyor. SONUÇ: İNSANİ YARDIM SİYASAL BİR ARAÇ HALİNE GELDİ Gazze’ye yardım girişinde yaşanan diplomatik engeller, insani yardım meselesinin ne denli siyasallaştığını gözler önüne seriyor. Yardımlar artık yalnızca…
2025 YILINDA ÜLKELERE GÖRE EMEKLİLİK YAŞLARI
Dünyada insanların çalışma hayatına son verip emekli olduğu yaş, ülkeden ülkeye oldukça farklılık gösteriyor. Bu farklar, her ülkenin ekonomik durumu, sağlık hizmetlerinin kalitesi, sosyal güvenlik sistemlerinin yapısı, nüfusun yaş ortalaması ve yaşam beklentisi gibi pek çok unsurun etkisiyle ortaya çıkıyor. 2025 yılı itibarıyla yapılan incelemelerde, Türkiye’nin emeklilik yaşı açısından dünya sıralamasında düşük pozisyonda olduğu görülüyor. Peki, Türkiye tam olarak kaçıncı sırada?Türkiye’de resmi olarak belirlenen emeklilik yaşı, erkekler için 60, kadınlar için ise 58’dir. Bu rakamlar, birçok gelişmiş ülkeye kıyasla oldukça düşük kalmaktadır. Bu durum, Türkiye’yi emeklilik yaşının en düşük olduğu ülkeler arasında ilk sıralara yerleştirmektedir. Ancak Türkiye, emeklilik yaşının gelecekte artması yönünde planlamalar yapmaktadır. Doğan her bireyin ortalama yaşam süresine göre emeklilik yaşının otomatik olarak artırılması hedeflenmektedir. Böylece sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği sağlanmaya çalışılacaktır.DÜNYADA EMEKLİLİK YAŞI NEDEN FARKLILIK GÖSTERİYOR?Emeklilik yaşı, sadece yasal bir sayıdan ibaret değildir. Aynı zamanda bir ülkenin demografik yapısının, ekonomik gücünün, sağlık altyapısının ve sosyal politikalarının önemli göstergesidir. Örneğin, yaşam süresi yüksek olan ülkelerde insanlar daha uzun yaşadığı için emeklilik yaşı da genellikle daha yüksektir. Böylece devletlerin sosyal güvenlik sistemleri üzerindeki baskı hafifletilmiş olur.Öte yandan, bazı ülkelerde ekonomik koşullar veya istihdam piyasasının durumu nedeniyle erken emeklilik teşvik edilebilir. Ya da sağlık hizmetlerinin yetersiz olduğu yerlerde çalışma hayatı insanları daha erken yaşta yıpratabilir, bu da emeklilik yaşını düşürebilir.Türkiye’de ise sağlık hizmetlerinin gelişmesiyle ortalama yaşam süresi uzamakta, ancak emeklilik yaşı henüz birçok Avrupa ülkesinin oldukça gerisindedir. Bu durum sosyal güvenlik sistemine ileride büyük yük getirebileceği için, yaş ortalamasına bağlı olarak emeklilik yaşının artırılması gündemdedir.TÜRKİYE VE DÜNYADAKİ EMEKLİLİK YAŞLARI KARŞILAŞTIRMASI2025 verilerine göre dünya genelindeki bazı ülkelerin emeklilik yaşları şu şekildedir:Suudi Arabistan: 47 yaş ile dünyanın en düşük emeklilik yaşına sahip ülkesi.Endonezya: 57 yaş.Türkiye: Erkekler için 60, kadınlar için 58 yaş.Güney Kore: 61 yaş.Brezilya: 62 yaş.Fransa: 64 yaş.Japonya ve Kanada: 65 yaş.İspanya, Birleşik Krallık, İsveç: 66 yaş.ABD: 66 ile 67 yaş arasında (kişinin doğum yılına göre değişiyor).Almanya, Norveç, Avustralya: 67 yaş.Danimarka: 70 yaş (2040 yılına kadar kademeli artış planlanıyor).Bu verilere göre Türkiye, emeklilik yaşının en düşük olduğu üçüncü ülke konumundadır. Kadınlar için ise bu sıralama daha yukarıdadır.AVRUPA ÜLKELERİNDE EMEKLİLİK YAŞI TRENDLERİAvrupa ülkeleri genel olarak emeklilik yaşını yükseltme eğilimindedir. Nüfusun yaşlanması ve çalışma çağındaki nüfusun azalması, sosyal güvenlik sistemleri üzerindeki yükü artırmaktadır. Bu nedenle birçok Avrupa ülkesi, kademeli olarak emeklilik yaşını 65-67 yaş arasına çekmiştir. Bazı ülkelerde, özellikle Danimarka’da, emeklilik yaşı 2040 yılına kadar 70 yaşına kadar çıkarılacaktır.Bu değişiklikler hem kamu finansmanının sürdürülebilirliği açısından hem de çalışanların daha uzun süre aktif kalmasının sağlanması açısından önemlidir. Ayrıca emeklilik yaşının yükseltilmesi, yaşlanan nüfusun ekonomik hayata daha uzun süre katılması anlamına gelmektedir.TÜRKİYE’DE EMEKLİLİK YAŞININ GELECEĞİTürkiye’de emeklilik yaşı halen erkekler için 60, kadınlar için 58 olarak uygulanmaktadır. Ancak bu yaşların sürdürülebilir olmadığı görüşü ağırlık kazanmaktadır. Çünkü Türkiye’de ortalama yaşam süresi artmakta ve nüfus giderek yaşlanmaktadır. Bu durum, emeklilik sisteminde ciddi finansal açıklar oluşturabilir.Bu nedenle Türkiye’de doğan bireylerin yaşam süresine bağlı olarak emeklilik yaşının kademeli ve otomatik artırılması yönünde planlar yapılmaktadır. Böyle bir sistem, ilerleyen yıllarda sosyal güvenlik sisteminin mali açıdan daha dayanıklı olmasını sağlayacaktır. Ayrıca bu uygulama, emeklilik yaşının ekonomik ve demografik gerçeklerle uyumlu hale gelmesini mümkün kılacaktır.SONUÇ OLARAKTürkiye, 2025 yılı itibarıyla dünya genelinde emeklilik yaşının en düşük olduğu ülkelerden biridir. Erkeklerde 60, kadınlarda 58 yaş olarak belirlenen bu sınır, birçok gelişmiş ülkeye göre oldukça düşüktür. Ancak…
AB-ÇİN ZİRVESİNE GİDEN GERİLİMLİ YOL
Temmuz 2025’te Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenecek AB-Çin zirvesi yaklaşırken, taraflar arasında artan ticaret gerginliği, bu önemli buluşmanın havasını şimdiden gölgeliyor. Avrupa Birliği ile Çin arasında yıllardır süregelen ekonomik anlaşmazlıklar, son aylarda stratejik alanlara odaklı sertleşmiş durumda. Özellikle tarım ve otomotiv sektörü üzerinden yürüyen bu karşılıklı hamleler, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda siyasi bir mesaj taşıyor. GERİLİMİN MERKEZİNDE DOMUZ ETİ VAR AMA MESELE SADECE TARIM DEĞİL Haziran 2024’te Çin, Avrupa’dan ithal edilen domuz eti ürünlerine yönelik damping soruşturması başlattı. Damping, bilindiği gibi bir ürünü iç piyasadaki değerinden daha ucuza yurt dışına satmak demek. Çin yönetimi bu soruşturmanın altı ay daha uzatıldığını duyurdu. Gerekçe ise “dosyanın karmaşıklığı”. Ama burada sadece bir ticaret incelemesinden değil, oldukça bilinçli ve stratejik bir hamleden bahsediyoruz. Çünkü bu ürünler, özellikle İspanya, Hollanda ve Danimarka gibi ülkelerin Çin’e yaptığı yaklaşık 1,75 milyar euroluk domuz eti ihracatını doğrudan etkiliyor. Çin, dünyanın en büyük domuz eti tüketicisi. AB’li üreticilerse Çin mutfağında rağbet gören kulak, ayak, burun gibi sakatatları yüksek miktarda ve düzenli biçimde Çin’e ihraç ediyor. Bu da AB için hem tarımsal hem de ekonomik bir can damarı anlamına geliyor. Dolayısıyla Çin’in soruşturmayı uzatma kararı, sadece tarımsal bir endişenin sonucu değil. Aslında bu karar, AB ile yaşanan daha büyük bir ticari restleşmenin bir parçası. ELEKTRİKLİ ARAÇLAR: AB’NİN DUVARI, ÇİN’İN TEPKİSİ Gelelim olayın diğer tarafına: Avrupa Birliği, Çin menşeli elektrikli araçlara (EV) %45’e kadar varan gümrük vergisi uygulama kararı aldı. Gerekçe olarak, Çin’in devlet teşvikleriyle bu araçları piyasada haksız bir şekilde ucuza sunduğu ve bu durumun Avrupa’daki üreticileri zor durumda bıraktığı ifade ediliyor. AB tarafı bu önlemin piyasa dengesini korumaya yönelik olduğunu savunurken, Çin bu hamleyi doğrudan kendisine karşı ekonomik bir savaş ilanı olarak algıladı. Çin Ticaret Bakanlığı, “gerekli karşı adımların atılacağını” duyurdu. İşte domuz eti soruşturmasının uzatılması, bu karşı adımlardan biri olarak değerlendiriliyor. Yani aslında “domuz eti” ile “elektrikli araçlar” arasında görünmeyen ama çok güçlü bir ticaret pazarlığı hattı kurulmuş durumda. PARİS GÖRÜŞMELERİ VE UMUTLAR: GÜMRÜK DEĞİL, FİYAT SINIRI Yakın zamanda Paris’te yapılan görüşmelerde, AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič ile Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao bir araya geldi. Konu yalnızca elektrikli araçlarla sınırlı değildi; nadir toprak elementleri, kamu alımlarına erişim gibi birçok hassas başlık da masadaydı. En dikkat çeken teklif ise, AB’nin uygulamaya koyduğu yüksek gümrük vergileri yerine, Çinli elektrikli araçlara “asgari satış fiyatı” belirlenmesi oldu. Böylece hem Çinli üreticilerin Avrupa pazarına girişi tamamen kapanmayacak hem de Avrupalı üreticiler haksız rekabetten korunmuş olacak. Bu öneri, taraflar arasında daha dengeli ve yapıcı bir çözüm süreci başlatabilir. NADİR TOPRAKLAR, TIBBİ CİHAZLAR VE POLİTİK STRATEJİLER AB-Çin ilişkilerindeki sorun yalnızca domuz eti ya da elektrikli araçlarla sınırlı değil. Geçtiğimiz günlerde AB, Çin’in “Çin’den Al” isimli politikası nedeniyle Çinli tıbbi cihaz üreticilerine Avrupa’daki kamu ihalelerine katılımı sınırlandırdı. Bu politika, Çinli firmaları korurken AB menşeli şirketleri geri plana itiyor. Avrupa ise buna karşı önlem almış durumda. Daha büyük ve tehlikeli bir mesele ise Çin’in elinde tuttuğu “nadir toprak mineralleri”. Bu mineraller, Avrupa’nın yüksek teknoloji, savunma sanayi ve yeşil dönüşüm projeleri için hayati önemde. Çin’in bu minerallerin ihracatını kısıtlama ihtimali, Avrupa için hem stratejik hem ekonomik anlamda büyük bir risk oluşturuyor. Paris’teki görüşmelerde bu konu da gündeme geldi, ancak Çin’den şu ana kadar net bir yanıt alınamadı. TEMMUZ 2025’TEKİ ZİRVE: KRİZİN EŞİĞİ Mİ, UZLAŞININ BAŞLANGICI MI? Tüm bu…
Ticaret Bakanlığı uyardı : Banka Hesaplarınızı Kullandırmayın, Güvende Kalın
Son dönemde bazı vatandaşlarımızın, banka hesaplarını maddi menfaat karşılığında üçüncü kişilere kullandırdığı ya da hesap bilgilerini paylaşmak suretiyle çeşitli yasa dışı faaliyetlere dolaylı olarak dâhil olduğu vakalara sıklıkla rastlanmaktadır. Bu tür uygulamalar, dolandırıcılık, kara para aklama ve benzeri suçların bir parçası hâline gelmekte olup, hesap sahipleri ciddi hukuki ve cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalabilmektedir. Hesap sahibinin bilgisi dâhilinde gerçekleştirildiği kabul edilen bu tür işlemler, ilerleyen süreçte ağır mağduriyetlere ve yargı süreci sonunda hapis cezası, idari para cezası ve bankacılık işlemlerine erişimin sınırlandırılması gibi sonuçlara yol açabilmektedir. “Ben sadece hesabımı verdim, işlemi ben yapmadım.” yönündeki açıklamalar yasal sorumluluğu ortadan kaldırmamaktadır. Banka hesapları şahsa özeldir. Her türlü işlem yalnızca hesap sahibi tarafından ve şahsi ihtiyaçlar doğrultusunda gerçekleştirilmelidir. Hesap bilgileri, IBAN numaraları, banka kartları, dijital bankacılık şifreleri ve kimlik bilgileri hiçbir surette üçüncü kişilerle paylaşılmamalıdır. Bu tür bilgilerin kötü niyetli kişi veya yapılar tarafından kullanılması, hesabın yasa dışı işlemlerde araç hâline gelmesine neden olabilmektedir. Bazı kişiler kolay kazanç vaadiyle banka hesaplarını kullanmak isteyebilir. Bu tür tekliflere kesinlikle itibar edilmemeli, hesap sahibi bu işlemlerin hukuki sonuçlarından sorumlu olacağını unutmamalıdır. Bir hesap üzerinden gerçekleştirilen işlemler, ilk aşamada hesap sahibinin bilgisi ve onayı varmış gibi değerlendirilmektedir. Bu nedenle, hesabın kim tarafından ve ne amaçla kullanıldığının bilinmesi ve gerekli kontrolün sağlanması bireysel sorumluluğun bir parçasıdır. 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 15. maddesi uyarınca, kendi adına ancak başkası hesabına işlem yapan kişilerin bu durumu ilgili finansal kuruluşa yazılı olarak bildirmemesi hâlinde hapis veya adli para cezası ile karşı karşıya kalabileceği hüküm altına alınmıştır. Vatandaşlarımızın, şüpheli durumlarla karşılaştıklarında derhâl bankaları veya yetkili kurumları bilgilendirmeleri hem kendi güvenlikleri hem de toplumun huzuru açısından önem arz etmektedir. Finansal güvenliğin sağlanmasının, her şeyden önce bireyin kendi sorumluluğunda olduğunun unutulmaması gerekmektedir. Ticaret Bakanlığı olarak vatandaşlarımızdan bilinçli, dikkatli ve sorumlu şekilde hareket etmelerini, kişisel finansal bilgilerini özenle korumalarını ve bu bilgilerin üçüncü kişilerle paylaşılmasına asla izin vermemelerini önemle rica ederiz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. Kaynak : Ticaret Bakanlığı
Ticaret Bakanlığı’na Bağlı Serbest Bölgelerden Tarihi Rekor: Mayıs Ayı İhracatı 1 Milyar 180 Milyon Doları Aştı
Ticaret Bakanlığına bağlı faaliyet gösteren ve ülkemizin yatırım, üretim ve ihracatına önemli katkılar sunan serbest bölgeler, 2025 yılı Mayıs ayında ihracatta tarihi bir rekora imza attı. Geçtiğimiz yılın aynı ayında 1 milyar 60 milyon dolar olan serbest bölgeler ihracatı, bu yıl Mayıs ayında %11,2’lik artışla 1 milyar 180 milyon dolara yükseldi. Bu rakam, serbest bölgeler tarihindeki en yüksek Mayıs ayı ihracat değeri olarak kayıtlara geçti. Dış ticaret dengesine de güçlü bir katkı sağlayan serbest bölgelerde, ihracatın ithalatı karşılama oranı %163’e ulaştı. Bu oran, geçen yılın aynı dönemine kıyasla 33 puanlık bir artışı işaret ederken, dış ticaret fazlası ise 244 milyon dolardan 456 milyon dolara yükseldi. En fazla ihracat yapan bölge ise 288 milyon dolarlık performansıyla Ege Serbest Bölgesi oldu. Geçen yılın aynı ayına göre ihracatını 36 milyon dolar (%14,4) artıran bölge, liderliğini bu yıl da korudu. 2025 İLK 5 AYDA SERBEST BÖLGELERDEN İHRACATIMIZ %3,9 ARTIŞLA 5,25 MİLYAR DOLARA YÜKSELDİ 2025 Ocak-Mayıs arası ilk 5 aylık dönemde serbest bölgelerden yapılan toplam ihracat, geçen yılın aynı dönemine göre %3,9 artarak 5,25 milyar dolara çıktı. Bu değerle birlikte serbest bölgeler, Ocak-Mayıs döneminde de tüm zamanların en yüksek ihracat seviyesine ulaşmış oldu. Bu rakamla, serbest bölgeler, İstanbul, Kocaeli, Bursa, Ankara ve İzmir’in ardından Türkiye’nin en çok ihracat gerçekleştiren 5 ilinin ardına yerleşti. Ekonomik dinamizmin ve üretim gücünün simgesi haline gelen serbest bölgeler, ihracattaki ivmesini 2025’in ilk yarısında da sürdürüyor. Ülkemizde ilki 1985’te açılan, toplam 26 bin dönüm arazi üzerinde kurulu, 19 adet serbest bölgelerde bulunmaktadır. Bu serbest bölgelerde 515’i yabancı sermayeli olmak üzere, toplam 2.018 firma faaliyet göstermekte, ve yaklaşık 100 bin kişiye istihdam sağlanmaktadır. Ülkemiz ihracatının yaklaşık %5’i serbest bölgelerden gerçekleştirilmekte olup, yüksek teknolojili ürün ihracatında da bu bölgeler öncü bir rol üstlenmektedir. 2025 yılı Ocak-Mayıs ayları arasında serbest bölgelerden yapılan ihracatın %57’si orta-ileri ve yüksek teknoloji ürünlerinden oluşmuştur. Ticaret Bakanlığı olarak, önümüzdeki dönemde faaliyete geçirmeyi planladığımız yeni serbest bölgelerle birlikte, bu bölgelerin teknoloji odaklı ve yüksek katma değerli üretime dayalı stratejik ihracat üslerine dönüştürülmesine yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.
Ticaret Bakanı Bolat, ASKON Kültepe Ekonomi Zirvesi’nde Konuştu
Ticaret Bakanı Ömer Bolat – “Bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 2 büyüme gösterdik. Dünyada dış talebin düştüğü, küresel ekonomilerin küçülme gösterdiği ya da resesyona girdiği, bizde de yüksek enflasyonla mücadele etmek için iç talebin sınırlanmaya çalışıldığı bir dönemde yüzde 2 büyüme ılımlı, dengeli bir büyüme” – “‘Terörsüz Türkiye’ artık milli birlik ve kardeşlik projemizin adı oldu. Terörle mücadeleye ayrılan kaynaklar artık kalkınmaya, gelişmeye ve halkımızın refah ve satın almasını güçlendirmeye ayrılacak” – Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 2 büyüme gösterdiğini belirterek, “Dünyada dış talebin düştüğü, küresel ekonomilerin küçülme gösterdiği ya da resesyona girdiği, bizde de yüksek enflasyonla mücadele etmek için iç talebin sınırlanmaya çalışıldığı bir dönemde yüzde 2 büyüme ılımlı, dengeli bir büyüme.” dedi. 14 Haziran 2025 Bakan Bolat, Anadolu Aslanları İş Adamları Derneğince (ASKON) kentte bir otelde düzenlenen Kültepe Ekonomi Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, dünya tarihinin bilinen en eski ticaret ve ekonomi şehri unvanını taşıyan Kültepe-Kaniş Karum’da böyle bir zirvede bulunmaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Kente yapılan yatırımları ve Bakanlık olarak verdikleri destekleri anlatan Bolat, yapımı devam eden 142 kilometrelik yüksek hızlı tren demir yolunun 2026 yılının sonunda bitmesinin planlandığını bildirdi. Dünya Bankası’na göre Türkiye’nin üst gelirli ülkeler liginde yer aldığına dikkati çeken Bolat, şunları kaydetti: “Bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 2 büyüme gösterdik. Dünyada dış talebin düştüğü, küresel ekonomilerin küçülme gösterdiği ya da resesyona girdiği, bizde de yüksek enflasyonla mücadele etmek için iç talebin sınırlanmaya çalışıldığı bir dönemde yüzde 2 büyüme ılımlı, dengeli bir büyüme. Süreç devam ediyor. 19 çeyrek üst üste yaklaşık 5 yıldır hiç küçülme olmadan büyüme çizgimiz devam ediyor. Türkiye’miz yıllık oranda son 22 yılda yüzde 5,3 büyüdü. Cumhuriyetimizin ilk 78 yılında, AK Parti öncesinde yıllık ortalama yüzde 4,8 büyümüştük. Eğer bu 0,5’lik fark ilk 78 yılda da gerçekleşmiş olsaydı, biz bugün 2 trilyon dolar milli gelirden yaklaşık 22-23 bin dolar fert başına milli gelirden de bahsedebilecektik. Olsun, güçlü bir ekonomi, güçlü bir liderlik ve güçlü bir istikrarla inşallah onları da başaracağız.” Bakan Bolat, Türkiye’de bir grubun taş üstüne taş koymaya, ülkesini büyütmeye, istikrar içinde yaşatmaya, halkının refah ve satın alma gücünü arttırmaya, çevresindeki yangınlardan ülkeyi korumaya, içerideki terör belasını yok etmeye ve İsrail’in haydutluğu, barbarlığı karşısında güçlü bir kale gibi durmaya çalıştığını ifade etti. Sürekli felaket tellallığı yapıp kriz edebiyatıyla “Bunları nasıl indiririm de ben gelirim, otururum” anlayışıyla halkın göreceği zararları düşünmeden siyaset yapan da bir grup olduğunu dile getiren Bolat, şöyle devam etti: “Onun için bunları iyi bilmeliyiz ki ve bu anlamda iyi ile kötünün farkını anlayabilmeliyiz. Bir şeyin iyi olup olmadığını anlamak için önce kendimize bakmamız lazım. ‘Türkiye olarak ben neredeyim, 20 yıl önce neredeydim?’ diye iş insanları olarak bir mukayese yapın. Bir de hepiniz dünyayı dolaşıyorsunuz, dış ülkelere, oradaki rakiplerinize bir bakın. Bir de şartlara bakmak lazım. Şimdi mahallede bir ev cayır cayır yanıyor. O mahallenin içinde olan biri olarak mutlu, huzurlu olabilir miyiz? O mahalledeki sıkıntıdan olumsuz etkilenmez miyiz? En azından vicdanen içimiz yanar, üzülürüz ve biz de etkileniriz ondan.” – “Beyaz eşya üretiminde Avrupa 2’ncisi, inşaat sektöründe dünya 2’ncisiyiz” Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye’nin dünya ihracatından aldığı payı 0,55’ten yüzde 1,07’ye yükselttiğini dile getirdi. Türkiye’nin hizmetler ihracatını keşfettiği anlatan Bolat, şöyle devam etti: “2022’de 14 milyar dolardı, 116 milyar doları geçtik. Dünyadaki payımız yüzde 0,84’tü, yüzde 1,32’ye yükseldi. Amacımız yüzde 2’ye 2030’a kadar ulaştırmak. Otomotiv sektöründe 37…
İSRAİL-İRAN SAVAŞININ EKONOMİK AÇIDAN TÜRKİYE’YE OLASI ETKİLERİ
Orta Doğu’da gerilim yıllardır hiç eksik olmadı. Ancak İsrail ile İran arasında patlak verecek muhtemel bir açık savaş, bölgesel dengeleri kökten sarsacak ve yalnızca siyasal değil ekonomik sonuçları da derin olacaktır. Türkiye gibi hem jeopolitik konumu nedeniyle bu çatışmaların tam ortasında kalan hem de ekonomik olarak kırılganlık yaşayan bir ülke için, bu tür bir gelişmenin etkileri çok boyutlu olur. Enerji fiyatlarından dış ticarete, turizmden kamu maliyesine kadar uzanacak geniş bir çerçevede bu olası savaşın Türkiye ekonomisine etkilerini dört ana başlıkta detaylandıralım. 1. ENERJİ FİYATLARINDAKİ DALGALANMA VE TÜRKİYE’NİN MALİYETLERİ İran, dünya petrol rezervlerinin %10’una sahip bir ülke. Hürmüz Boğazı gibi dünya enerji ticaretinin can damarı konumundaki bir noktayı da kontrol ediyor. İsrail ile yaşanacak bir savaş, İran’ın bu boğazı kapatma ihtimalini artırır. Bu senaryo, küresel petrol fiyatlarının hızla 150 dolar/varil seviyesine çıkmasına neden olabilir. Doğal olarak bu fiyat artışı Türkiye’nin ithal enerjiye bağımlı yapısını derinden sarsar. Türkiye, 2024 itibarıyla yıllık enerji ithalatına yaklaşık 80-90 milyar dolar harcamakta. Brent petrolün 100 doları aşması halinde bu rakam 120 milyar doları geçebilir. Bu artış, hem cari açıkta patlamaya yol açar hem de Türk Lirası üzerindeki baskıyı büyütür. Enerji zamları doğrudan akaryakıta, sanayi maliyetlerine ve hane halkı faturalarına yansır. Zaten yüksek olan enflasyon, savaş etkisiyle yeniden çift haneli hiper seviyelere çıkabilir. Türkiye’nin enflasyonla mücadele politikaları da sekteye uğrar. Ayrıca İran gazına da önemli ölçüde bağımlı olan Türkiye, savaşla birlikte gaz tedarikinde ciddi aksamalar yaşayabilir. Alternatif kaynaklara yönelmek (örneğin LNG ithalatı) hem zaman alır hem de çok daha pahalıya mal olur. Bu durum, enerji güvenliği açısından stratejik bir kırılma anlamına gelir. 2. TİCARET KANALLARINDA DARALMA VE BÖLGESEL LOJİSTİKTE KIRILMA İran’la doğrudan, İsrail’le dolaylı olarak ticari ilişkileri olan Türkiye, savaşın başlamasıyla birlikte ciddi ticari daralma riskiyle karşı karşıya kalır. İran üzerinden yapılan transit taşımacılık durabilir. Bu durum Orta Asya’ya yönelik ihracat rotalarını kesintiye uğratır. Ayrıca İran ile ticaret yapan binlerce KOBİ ciddi gelir kaybı yaşar. İsrail-Türkiye ticareti son yıllarda artan bir ivme göstermekteydi. Özellikle savunma, teknoloji ve tarım ürünleri ticareti bu iki ülke arasında gelişmişti. Ancak savaşın patlak vermesi, kamuoyu baskısı ve siyasi gerginlik nedeniyle ticari ilişkilerin donmasına yol açabilir. Türkiye, bu pazarda kazandığı konumunu kaybedebilir. Daha geniş ölçekte bakıldığında ise Orta Doğu genelindeki savaş ortamı, Türkiye’nin “lojistik köprü” olma rolünü zayıflatır. Çin’in “Kuşak ve Yol” projesi kapsamında Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan kara taşımacılığı yolları, savaş nedeniyle askıya alınabilir ya da riskli hale gelir. Bu da Türkiye’nin uluslararası lojistik avantajını sekteye uğratır. 3. TURİZM VE SERMAYE AKIMLARINDA GERİLEME Savaş haberlerinin, roket saldırılarının ve bölgesel istikrarsızlık görüntülerinin medyada yaygınlaşması, Türkiye gibi turizme dayalı ekonomilerde sert düşüşlere neden olur. Türkiye’nin 2024 yılında turizmden elde etmeyi hedeflediği gelir yaklaşık 60 milyar dolar seviyesindedir. Orta Doğu’da çıkan bir savaş, özellikle Avrupa ve Uzak Doğu turistlerinin Türkiye’ye olan ilgisini azaltır. Yüksek sezonda yaşanacak rezervasyon iptalleri, döviz girdisini baltalar ve istihdam kayıplarına yol açar. Aynı şekilde yabancı yatırımcı algısı da zarar görür. Türkiye hâlihazırda risk primi yüksek, CDS (kredi risk primi) 300 puan civarında olan bir ülke konumunda. İsrail-İran savaşı, Türkiye’yi jeopolitik risk haritalarında daha da yukarı taşıyacaktır. Bu durum, yatırımcıların “güvenli liman” arayışına girmesine ve Türkiye’den sermaye çıkışına neden olabilir. Merkez Bankası’nın rezervleri zaten baskı altındayken bu tarz bir sermaye kaçışı, döviz kuru üzerinde ciddi bir baskı yaratır. 4. KAMU MALİYESİ, ENFLASYON VE…
GAZZE’DE SAĞLIK SİSTEMİ ÇÖKÜŞÜN EŞİĞİNDE
Gazze’de 600 günü aşan çatışmalar, sağlık sistemini tamamen iflas noktasına getirdi. Bölgedeki Sağlık Bakanlığı’nın 28 Mayıs’ta yayınladığı son rapor, sağlık hizmetlerinin neredeyse durma noktasına geldiğini ortaya koyuyor. Yaşananlar sadece savaşın askeri sonuçları değil; aynı zamanda sivillerin temel sağlık haklarının büyük bir krizle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. HASTANELER VE SAĞLIK MERKEZLERİ KAPANDI Gazze’de toplam 38 hastane bulunuyordu; ancak bugün bu hastanelerin 22’si artık hizmet veremiyor. Yani hastanelerin büyük çoğunluğu savaş nedeniyle kullanılamaz hale geldi. Aynı şekilde, 105 birincil sağlık merkezinden sadece 30’u aktif durumda çalışıyor. Bu da demek oluyor ki halkın temel sağlık ihtiyaçlarını karşılayacak merkezlerin büyük bölümü kapandı veya zarar gördü. Ameliyathaneler de savaşın etkisinden nasibini aldı. 104 ameliyathaneden yalnızca 50’si, çok zor koşullarda hizmet verebiliyor. Hastanelerde yatak kapasitesi de yetersiz kalıyor. Yatak doluluk oranı %106’yı geçmiş durumda, yani hastalar yatak bulunmadığı için yerlere yatırılarak tedavi edilmeye çalışılıyor. Bu durum, sağlık personelinin işini zorlaştırıyor ve hastaların iyileşme şansını azaltıyor. İLAÇ VE MALZEME KIRTLIĞI KRİTİK SEVİYEDE Savaş ve abluka Gazze’de ilaç ve tıbbi malzeme stoklarını bitme noktasına getirdi. Temel ilaçların yaklaşık yarısı (%47) tükendi. Tıbbi sarf malzemelerinde ise durum daha kötü; kullanılan malzemelerin %65’i tamamen kalmadı. Bu eksiklikler sağlık çalışanlarının görevini çok daha zorlaştırıyor. Kanser hastaları ise çok daha büyük bir felaketle karşı karşıya. Kanser için kullanılan ilaçların %64’ü bitti ve kemoterapi gibi tedaviler tamamen durdu. Avrupa Hastanesi ve Gazze Kanser Merkezi tahliye edildiği için, 11 bin kanser hastası artık tedavi olamıyor. Bu hastaların 5 bini acil olarak yurt dışına sevk edilmeyi bekliyor. Ancak, İsrail’in hasta çıkışlarına izin vermemesi bu süreci engelliyor ve birçok hasta hayatını kaybediyor. OKSİJEN KRİZİ DERİNLEŞİYOR Gazze’de özellikle yoğun bakım, acil servis ve yeni doğan bölümlerinde kullanılan oksijen ihtiyacı savaş öncesine göre tam iki kat artmış durumda. Fakat mevcut altyapı bu ihtiyacı karşılamaya yetmiyor. Bölgede 34 oksijen istasyonu bulunuyordu, ancak 25’i saldırılarla tahrip edildi. Kalan sadece 9 istasyon ise sınırlı kapasiteyle hizmet veriyor. Sağlık Bakanlığı, oksijen istasyonlarının tamamen durması halinde sağlık hizmetlerinin felç olacağını vurguluyor. Tüm uluslararası taraflara, oksijen ve diğer tıbbi malzemelerin Gazze’ye girişine izin verilmesi için acil çağrı yapıldı. GÖRÜNTÜLEME CİHAZLARI YOK OLDU Tanı ve takip için hayati öneme sahip cihazlar büyük ölçüde zarar gördü. Gazze’deki 19 tomografi cihazından 12’si yok edildi. 7 adet MR cihazı ise tamamen imha edildi. Şu an bölgedeki hastalar MR hizmeti alamıyor. Bu, hastalıkların erken teşhisi ve uygun tedavi için kritik bir eksiklik yaratıyor. ENERJİ VE JENERATÖR SIKINTISI Elektrik altyapısının zarar görmesiyle enerji krizi de büyüyor. Bölgede 110 jeneratör bulunmasına rağmen sadece 49’u çalışıyor. Bunlar da sadece acil bakım için kullanılıyor. Yakıt ve bakım ihtiyacı çok yüksek ve kritik seviyede. Enerji olmadan, birçok hayati tıbbi cihaz çalışamıyor. Bu durum hem hastaların hem de sağlık çalışanlarının işini çok zorlaştırıyor. ÇOCUK ÖLÜMLERİ VE BESLENME YETERSİZLİĞİ Yetersiz beslenme nedeniyle 60 çocuk hayatını kaybetti. Bu trajedi, savaşın en savunmasız kesimini derinden etkiliyor. Sağlık sistemi çöktüğünde, çocukların ve kronik hastalıkları olanların hayatta kalma şansı çok düşüyor. YURT DIŞINA SEVK EDİLEMEYEN HASTALAR Gazze’den yurt dışına tedavi için çıkış izni bekleyen 477 hasta, beklerken hayatını kaybetti. Bu durum, hastaların tedavi şansının engellendiğini ve savaşın sadece askeri değil, aynı zamanda insani bir kriz olduğunu gözler önüne seriyor. SONUÇ VE ÇAĞRI Gazze’de sağlık sistemi, süregelen savaş ve abluka yüzünden tamamen çökmek üzere. Hastaneler kapanıyor, ilaç ve tıbbi malzeme kalmadı, oksijen…
HİNDİSTAN ÜLKEMİZE BOYKOTA BAŞLADI
Hindistan’da Türkiye’ye yönelik başlatılan boykot kampanyası, kısa sürede büyüyerek ulusal düzeyde geniş kapsamlı bir harekete dönüştü. “Önce Millet” (India First) sloganıyla yola çıkan kampanya, Türkiye’nin Pakistan’a verdiği açık destekle birlikte daha da sertleşti. Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Pakistan ile dayanışma mesajları ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın 7 Mayıs tarihinde Hindistan’a yönelik eleştirel açıklamaları, Hindistan kamuoyunda büyük tepkilere yol açtı. Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamada, Hindistan’ın 6 Mayıs’ta Pakistan kontrolündeki bölgelere düzenlediği saldırıların savaş riskini artırdığına dikkat çekilmiş ve iki tarafa da sağduyu çağrısı yapılmıştı. Ancak bu çağrı Hindistan’da “tek taraflı tutum” olarak algılandı ve Hindistan hükümeti ile halkı arasında Türkiye’ye karşı güçlü bir tepki doğmasına neden oldu. Boykot hareketi ilk olarak Hint vatandaşlarının Türkiye’ye yönelik turistik seyahatlerini iptal etmesiyle başladı. Ancak bu protesto kısa sürede ekonomik ilişkilere de sıçradı. Türkiye’nin, Pakistan’a insansız hava araçları (İHA/SİHA) sağladığı yönündeki iddialar Hindistan’da geniş yankı buldu ve kamuoyunda Türkiye’ye yönelik tepkilerin daha da artmasına neden oldu. Bu gelişmeler ışığında Hint hükümeti, Türkiye ile olan bazı ticari ve akademik iş birliklerini askıya alma kararı aldı. En somut adımlardan biri, Türk havacılık hizmetleri şirketi Çelebi’ye karşı atıldı. Çelebi, Delhi, Mumbai ve Bengaluru dahil olmak üzere Hindistan’daki dokuz büyük havalimanında yer hizmetleri sunuyordu. Ancak Hindistan Sivil Havacılık Otoritesi, bu şirketin güvenlik lisanslarını iptal etti. Şirket, faaliyetlerini geçici olarak durdurduğunu ve yasal haklarını kullanmak için girişim başlattığını açıkladı. Sadece özel sektör değil, akademik iş birlikleri de bu krizden etkilendi. Birçok Hint üniversitesi, Türk üniversiteleriyle yürütülen öğrenci değişim programları, ortak araştırma projeleri ve bilimsel etkinlikleri durdurma kararı aldı. Bu durum, kültürel ve akademik ilişkiler açısından ciddi bir kopuşun sinyalini verdi. Hindistan’daki en büyük dağıtım kuruluşlarından biri olan Tüm Hindistan Tüketici Ürünleri Distribütörleri Federasyonu (AICPDF), Türkiye’den ithal edilen tüm ürünlere “süresiz ve tam boykot” uygulanacağını duyurdu. Bu karar, ülke genelinde yaklaşık 13 milyon perakendeciyi kapsıyor. Boykot listesine giren ürünler arasında çikolata, gofret, bisküvi, reçel, zeytinyağı, lokum, cilt bakım ürünleri ve kişisel temizlik ürünleri bulunuyor. Federasyon yetkilileri, Türkiye’nin “dost olmayan tutumu” karşısında bu kararı almak zorunda kaldıklarını ifade etti. Ayrıca tekstil sektöründe de ciddi yaptırımlar uygulanmaya başlandı. Türkiye’nin önde gelen giyim markaları olan Trendyol, LC Waikiki ve Mavi, Hindistan’daki büyük e-ticaret sitelerinden çıkarıldı. Böylece bu markaların Hindistan’daki dijital pazarlarda satış yapmaları engellenmiş oldu. Bu durum, Türk tekstil sektörünün Hindistan gibi büyük ve büyüyen bir pazardaki varlığını ciddi anlamda zayıflatabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Hint medyasında çıkan analizlerde, Türkiye’ye karşı alınan bu boykot kararlarının uzun vadede iki ülke arasındaki ticari dengeleri etkileyeceği vurgulanıyor. Türkiye’nin Hindistan’a yıllık ihracatı yaklaşık 1,5 milyar dolar seviyesinde. Uzmanlar, boykotun kalıcı hale gelmesi durumunda bu rakamda ciddi düşüşler yaşanabileceğini öngörüyor. Sonuç olarak, Hindistan ile Türkiye arasında yaşanan bu diplomatik kriz, sadece siyasi söylemlerle sınırlı kalmayıp ekonomik ve akademik alanlara da sıçramış durumda. Boykotun kapsamı genişledikçe, iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da gerilemesi olası görünüyor. Türkiye’nin bu sürece nasıl yanıt vereceği ise merakla bekleniyor. ZAFER ÖZCİVAN – Ekonomist-Yazar – zozcivan@hotmail.com
TRUMP’IN ÇİN TARİFELERİNİN AVRUPA BORSALARINA ETKİLERİ
Avrupa’da hisse senedi piyasaları, haftaya önemli kayıplarla başladı. Bu düşüşün başlıca nedeni, ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’den ithal edilen çelik ürünlerine uygulanan tarifeleri artıracağını açıklaması oldu. Trump’ın bu çıkışı, sadece ticaret politikalarında değil, küresel ekonomik dengelerde de önemli etkiler yarattı. Avrupa gibi dış ticarete dayalı ekonomilerin yer aldığı bir bölgede, böyle bir açıklama haliyle piyasa oyuncularının risk algısını yükseltti ve satış baskısını artırdı. AVRUPA BORSALARINDA GENEL GÖRÜNÜM Avrupa’nın genel performansını yansıtan Stoxx Europe 600 endeksi haftaya yüzde 0,6’lık bir düşüşle başladı ve 545,22 puana geriledi. Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,9 düşerek 23.800 puana kadar indi. Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya’nın sanayi üretimi ve dış ticaret fazlası göz önünde bulundurulduğunda, bu tür gelişmelere karşı duyarlılığı oldukça yüksek. İngiltere borsası da bu dalgalanmalardan nasibini aldı. FTSE 100 endeksi, yüzde 0,3’lük bir kayıpla 8.744 puanda işlem görürken, İtalya’nın FTSE MIB 30 endeksi yüzde 0,4 gerileyerek 39.914 puana indi. Fransa’da CAC 40 endeksi, yüzde 1’lik düşüşle 7.676,64 puana gerilerken, İspanya’nın IBEX 35 endeksi de yüzde 0,2 düşüşle 14.122,46 puanda işlem gördü. Bu tablo, Avrupa genelinde yatırımcıların endişeli olduğunu ve riskten kaçındıklarını gösteriyor. Trump’ın açıklamaları özellikle sanayi ve ihracat odaklı şirket hisselerinde satışları tetikledi. TRUMP’IN ÇİN’E YÖNELİK HAMLESİ NE ANLAMA GELİYOR? Trump, göreve geldiği dönemde olduğu gibi yeniden korumacı ticaret politikalarını öne çıkarıyor. Çin’e karşı alınan bu yeni gümrük vergisi kararı, ABD’nin seçim atmosferine yaklaştığı bir dönemde popülist politikaların tekrar gündeme geldiğine işaret ediyor. Ancak bu tür adımlar, sadece Çin ekonomisini değil, küresel çapta tüm tedarik zincirlerini ve üretim faaliyetlerini etkiliyor. Özellikle Avrupa gibi Çin ile ticaret yapan ülkelerde, bu durum doğrudan ihracat gelirlerini ve büyüme beklentilerini tehdit ediyor. Dolayısıyla Trump’ın bu söylemi sadece ABD-Çin ilişkilerini değil, Avrupa’nın ekonomik istikrarını da ciddi şekilde etkileyebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Bu gelişmenin ardından yatırımcılar güvenli limanlara yönelirken, hisse senedi piyasalarında satışlar hızlandı. Özellikle çelik ve ağır sanayi sektörüne bağlı firmalarda sert düşüşler görüldü. GÖZLER VERİLERDE VE POWELL’IN KONUŞMASINDA Bugün yatırımcıların radarında yalnızca Trump’ın açıklamaları yok. Aynı zamanda Avrupa’da açıklanacak imalat sanayi PMI (Satın alma Yöneticileri Endeksi) verileri de büyük önem taşıyor. PMI verileri, ekonominin üretim tarafının genişleyip genişlemediğine dair önemli sinyaller sunar. Son aylarda üretim tarafında gözlenen zayıflama, Avrupa’da büyümenin yavaşladığına işaret ediyor ve bu durum resesyon korkularını yeniden gündeme getiriyor. Buna paralel olarak, ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell’ın yapacağı açıklamalar da piyasalar açısından büyük önem taşıyor. Powell’ın faiz politikası hakkında vereceği sinyaller, doların değerinden emtia fiyatlarına kadar birçok alanı etkileyebilir. Eğer Powell, sıkı para politikasına devam edileceğine işaret ederse, bu Avrupa borsaları için daha da olumsuz bir senaryo yaratabilir. JEOPOLİTİK GERİLİMLER: RUSYA-UKRAYNA VE İSTANBUL GÖRÜŞMELERİ Bir diğer önemli gelişme ise Rusya-Ukrayna Savaşı’nda çatışmaların yeniden şiddetlenmesi oldu. Bu durumun ardından, gözler bir kez daha Türkiye’ye çevrildi. İstanbul’da bugün yapılacak diplomatik görüşmeler, Avrupa’daki yatırımcılar tarafından yakından takip ediliyor. Jeopolitik belirsizliklerin artması, enerji fiyatlarını ve özellikle enerjiye bağımlı ülkelerin borsa performanslarını doğrudan etkiliyor. Avrupa’nın doğusunda artan gerginlikler, yatırımcıların güvenli varlıklara yönelmesine neden oluyor. Bu durum da borsalarda satış baskısını artırıyor. Türkiye’nin arabuluculuk girişimleri Avrupa’da yakından izleniyor, ancak piyasaların şu aşamada bu girişimlere sınırlı bir iyimserlikle yaklaştığı görülüyor. İNGİLTERE KONUT VERİSİ POZİTİF AMA SINIRLI ETKİLİ Bugün açıklanan verilere göre, İngiltere’de konut fiyat endeksi aylık bazda yüzde 0,5, yıllık bazda ise yüzde 3,5 oranında arttı. Bu veriler piyasa…
Yapay zeka ve teknoloji dünyasını bir araya getiren New Generation Summit başlıyor
Yapay zeka odaklı yeniliklerin, fikirlerin ve trendlerin buluşma noktası olan New Generation Summit, 12 Haziran’da Grand Pera İstanbul’da düzenlenecek. Yapay zeka ve teknoloji trendlerine odaklanan New Generation Summit’in teması ve detayları belli oldu. 12 Haziran’da Grand Pera İstanbul’da gerçekleşecek olan etkinlik “AI & US” temasıyla yapay zeka ve trendler ekosisteminin nabzını tutmaya hazırlanıyor. Yapay zeka, pazarlama teknolojileri ve kültürel dönüşüm gibi alanlarda zihin açıcı konuşmalara ev sahipliği yapacak olan New Generation Summit, Türkiye’nin farklı disiplinlerinden uzman isimleri Grand Pera’da bir araya getirecek. Etkinlikte; yapay zeka destekli müşteri deneyimi, sürdürülebilirlik odaklı dönüşümler, insan bilinci ve teknoloji etkileşimi, yeni nesil içerik üretim modelleri gibi birçok konu konuşmacılar tarafından ele alınacak. Dijital çağın gerektirdiği çok boyutlu bakış açısını odağına alan etkinlik, AI çağında hem bireyin hem de kurumların dönüşümüne ışık tutmayı hedefliyor. Etkinlikte; FutureBright Group Kurucu Ortağı Akan Abdula, Lenovo Türkiye Pazarlama ve İletişimden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Banu Soyak, Consciouslab Founder’ı Kayhan Dural, Mimeda Genel Direktörü Kına Demirel ve Havas Türkiye CGO’su ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Cüneyt Devrim başta olmak üzere alanında uzman birçok önemli isim konuşmacı olarak yer alacak. “Yapay zekayı yalnızca bir teknoloji değil, insan potansiyelini dönüştüren bir ortak olarak görmeliyiz” New Generation Summit hakkında konuşan Pazarlamasyon CEO’su Necip Murat, “Yapay zeka artık yalnızca teknolojik gelişmelerin değil, aynı zamanda kültürel dönüşümün ve toplumsal yeniden yapılanmanın da ana ekseninde yer alıyor. New Generation Summit, bu dönüşümün nabzını tutan, vizyoner bakış açılarını bir araya getiren çok değerli bir etkinlik. İnsan ve makineler arasındaki sınırların giderek silikleştiği bu çağda, yapay zekâyı yalnızca bir araç olarak değil, aynı zamanda insan potansiyelini yeniden tanımlayan bir partner olarak görmemiz gerekiyor. Bu yıl “AI & US” teması altında gerçekleşecek olan etkinlikte; pazarlamadan sürdürülebilirliğe, etik yaklaşımlardan iş dünyasının dönüşümüne kadar birçok başlık ele alınacak. İnsan + Yapay zeka birlikteliğiyle, yalnızca teknolojiye değil, insanlığa da yön verecek yeni hikâyeler yazmamız mümkün. Pazarlamasyon olarak bu dönüşümün bir parçası olmaktan heyecan duyuyoruz.” dedi. Ayrıntılı bilgi ve iletişim için:Ahmet BağışJr. Media Specialist Adres: Firuzağa, Bostanbaşı Cd. No:15, 34425 Beyoğlu/İstanbulGsm: 0543 944 7081Mail: ahmet.bagis@waltherkranz.comWeb: https://waltherkranz.com/
28 Haziran 2025 | İstanbul – Sektörel Buluşma Daveti
Sektörün yenilikçi ve öncü firmalarını bir araya getiren iş & tanıtım buluşmamızda; bilgi paylaşımı, işbirliği fırsatları ve yeni projeler konuşulacak. NTB (Numan Yakut – Genel Başkan), Yeni Dünyader Yönetim Kurulu Üyeleri, UMSİDER Yönetim Kurulu Üyeleri ve değerli iş ortaklarımız. Ne zaman? 28 Haziran 2025 Cumartesi, saat 14:00 – 17:00 Nerede? İstanbul’da merkezi lokasyonda (yer bilgisi katılımcılara bildirilecektir). Neden? * Sektörde yeni işbirlikleri ve ortaklıklar kurmak * Sektörel deneyimleri paylaşmak * Yeni projeler için network oluşturmak Nasıl Katılabilirim? Katılmak isteyen firmalarımız, lütfen aşağıdaki numaradan en kısa sürede iletişime geçiniz: Binnur Yenier – +90 532 631 6410 Hemen Yerini Ayırt! Bu buluşma, sektörümüzdeki lider firmalara özel fırsatlar sunuyor. Firmamızın temsilcisi olarak etkinlikte yerinizi kesinleştirmek için lütfen hızlıca kayıt olun. Detaylı bilgi ve sorularınız için yöneticilerimizle doğrudan iletişime geçebilirsiniz.
Fuara katılma ile ilgili püf noktaları
Bir fuara hazırlanmak, etkili bir tanıtım ve başarılı bir katılım için oldukça önemlidir. Aşağıda adım adım bir fuar hazırlık rehberi bulabilirsin: 1. Hedef Belirleme Fuar katılımından ne bekliyorsun? Hedefin net değilse, hazırlık süreci verimsiz olur. 2. Fuar Öncesi Hazırlıklar Katılım Kararı ve Kayıt Bütçe Planlaması Stand Tasarımı ✅ Tanıtım Materyalleri ✅ Dijital Hazırlık 3. Fuar Sırasında Yapılacaklar Ekip Organizasyonu Ziyaretçi Bilgilerini Topla Sunum ve Etkileşi 4. Fuar Sonrası Aşamalar Takip Et Ekstra İpuçları
Geberit, operasyonel süreç ve ürünleriyle sürdürülebilirliğin tam destekçisi
İleri mühendisliğe sahip ürünleriyle yaşam kalitesini yükseltmenin yanında doğayı koruyan önlemler de alan Geberit, 30 yılı aşkındır devam ettirdiği sürdürülebilirlik stratejisi ile sektörüne öncülük ediyor. Ürettiği ürünlerden lojistik operasyonlara, üretimden depolama süreçlerine dek her adımda çevresel etkiyi en aza indirmeyi benimseyen marka, böylelikle Birleşmiş Milletler’in 2030 Gündemi ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne de önemli bir katkı sağlıyor. 2024 yılında satın alınan tüm elektrik hacminin yüzde 65’ine yeşil elektrik tedarik ederek ulaşan Geberit, Ecodesign ilkesine bağlı ürünleriyle binalardaki su tüketimini sistematik olarak optimize ediyor. Kuruluşundan bu yana benimsediği gelişim, dönüşüm ve inovasyonu 30 yılı aşkın süredir sürdürülebilirlik yol haritasıyla güçlü kılan İsviçreli sıhhi tesisat devi Geberit; ekonomik, çevresel ve sosyal unsurlar arasında kurduğu dengeyle çevreyi koruyor. Sürdürülebilirlik stratejisini kurum kültürünün ayrılmaz bir parçası haline getiren marka; uzun ömürlü ürünler, su tasarrufunu sağlayan teknolojiler, sertifikalı üretim ve lojistik, bilinçli kaynak kullanımı, kompakt ambalajlama ve azaltılmış karbon emisyonunu önemseyen önlemler alıyor. Geberit Grubu’nun sürdürülebilirlik stratejisi, Birleşmiş Milletler’in 2030 Gündemi kapsamındaki Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA’lar) ile uyumludur. Toplam 17 SKA’nın, 2030 yılına kadar tüm dünya genelinde ve tüm BM üye devletleri tarafından gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir. Geberit için; Kapsayıcı ve adil kaliteli eğitim, güvenli içme suyuna ve temel sanitasyona erişim, sürdürülebilir şehirler ve topluluklar, iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik önlemleri içeren amaçlar özellikle önem arz etmektedir: Geberit 2015’ten bu yana eko verimliliği yüzde 62,6 iyileştirdi 2015 yılından bu yana mutlak çevresel etkiyi yüzde 47,8 oranında azaltırken eko verimliliği de yüzde 62,6 oranında iyileştiren Geberit, yıllık ortalama yüzde 10,3’lük iyileşmeye ulaşıyor. Bu sayede uzun vadeli hedefi olan yılda ortalama yüzde 5’lik iyileştirme hedefinin üzerine çıkıyor. CO₂ stratejisi kapsamında ise orta vadeli hedefi, kur ayarlı net satışlara kıyasla her yıl %5 oranında CO₂ azaltımı gerçekleştirmek olan Geberit, 2015 yılına kıyasla 2035 yılına kadar göreceli karbon emisyonlarını yüzde 80 oranında azaltmayı amaçlarken 2015’ten beri karbondioksit yoğunluğunda sağladığı yüzde 63,2 iyileşme ile süreci istikrarla yönetiyor Eco-design prensibi ile enerji ve suyun verimli kullanımı her yıl iyileşiyor Enerjinin doğru ve verimli kullanımı adına önlemler alan Geberit, satın alınan tüm elektrik hacminin yüzde 65’ine sertifikalı yeşil elektrik tedariki ile ulaşıyor. Değerli bir kaynak olan suyun ekonomik ve dikkatli kullanımı da Geberit’in temel odak alanlarından biri konumunda yer alıyor. Hem üretimde hem de ürün kullanım aşamasında su tüketimini azaltmaya yönelik önlemler alan marka, buna üretim süreçlerinde ve laboratuvarlarda suyun yeniden kullanımını da dahil ediyor. Sürdürülebilirlik perspektifini Eco-design prensibine bağlı kalarak ürün ve tasarımlarına yansıtan Geberit, bu bağlamda, 2007 yılından bu yana Ar-Ge sürecinde ekolojik tasarım ilkelerine uygun hareket ederek her yeni ürünü ekolojik açıdan bir öncekinden daha iyi hale getirecek üretim stratejileri geliştiriyor. 1952’den bu yana yıkama sistemlerinin su tüketiminde kişi başına günde 70 litreden 14 litreye yaşanan yaklaşık yüzde 80 oranındaki azalma, bunun net kanıtı niteliğindedir. Geberit Hakkında: Dünya çapında faaliyet gösteren Geberit Grubu, sıhhi tesisat ürünleri alanında Avrupa’nın lider şirketlerinden biridir ve 2024 yılında 150. yılını kutlamıştır. Geberit, Avrupa’nın çoğu ülkesinde güçlü bir yerel varlığa sahip olup sıhhi tesisat teknolojisi ve banyo vitrifiyeleri alanlarında benzersiz bir katma değer sunmaktadır. Şirketin 26 üretim tesisi bulunmaktadır ve bunlardan 4’ü Avrupa dışındaki ülkelerde yer almaktadır. Grubun merkezi İsviçre, Rapperswil-Jona’dadır. 50’den fazla ülkede yaklaşık 11.000 çalışanı bulunan Geberit, 2024 yılında 3,1 milyar İsviçre frangı net satış elde etmiştir. Geberit hisseleri, SIX İsviçre Borsası’nda işlem görmekte olup, 2012 yılından…
MİLLETİN DERDİ EKONOMİ.
İstanbul Ekonomi Araştırma’nın Mayıs 2025 tarihli Türkiye Raporu’na göre, halkın ekonomik gidişata ilişkin değerlendirmeleri giderek daha olumsuz hale geliyor. Katılımcıların büyük çoğunluğu, mevcut ekonomik durumu “kötü” olarak nitelendirirken, özellikle işsizler ve günlük yevmiyeyle çalışanlar geçim sıkıntısından en fazla etkilenen gruplar olarak öne çıkıyor. Ekonomik gerçeklik, her geçen gün daha fazla vatandaşın umudunu yitirmesine neden oluyor. Bu ayın verilerine göre, halkın yüzde 71’i Türkiye ekonomisinin şu anki durumunu “çok kötü” ya da “kötü” olarak değerlendiriyor. Bir önceki aya kıyasla bu oranda 2 puanlık artış kaydedildi. “Ne iyi ne kötü” şeklinde değerlendirme yapanların oranı yüzde 16’da sabit kalırken, sadece yüzde 13’lük bir kesim ekonominin iyi ya da çok iyi olduğu görüşünü paylaşıyor. Bu veriler, toplumun çok büyük bir bölümünün ekonomik koşullardan memnun olmadığını açıkça gösteriyor. Yaş gruplarına göre bakıldığında da benzer bir tablo dikkat çekiyor. 35-54 yaş aralığındaki bireylerin yüzde 57’si ekonomiyi olumsuz değerlendirirken, bu oran gençlerde, yani 18-34 yaş arasında yüzde 68’e çıkıyor. 55 yaş ve üzeri grupta ise olumsuz değerlendirme oranı yüzde 64 seviyesinde. Bu durum, hem gençlerin geleceğe dair umutsuz olduğunu hem de yaşlı nüfusun da mevcut durumdan tatmin olmadığını ortaya koyuyor. Eğitim seviyesi bazında yapılan değerlendirmelerde ise özellikle ilköğretim ve altı eğitim düzeyine sahip bireylerde ekonomik kötümserliğin ciddi şekilde arttığı görülüyor. Mayıs 2023’te bu grupta ekonomiyi kötü bulanların oranı yüzde 54 iken, Mayıs 2025’te bu oran yüzde 69’a yükseldi. Ayrıca, hem yüksekokul ve üzeri eğitim seviyesindeki bireylerde hem de ilköğretim mezunlarında olumsuz değerlendirme oranı artarken, lise mezunları arasında bu oranda bir miktar azalma görüldü. Bu tablo, toplumun farklı eğitim düzeylerinden bireylerin dahi ekonomi konusunda ortak bir memnuniyetsizlikte buluştuğunu gösteriyor. Ekonominin geleceğine yönelik beklentiler de oldukça karamsar. Rapora göre, halkın yüzde 53’ü, Türkiye ekonomisinin bir yıl sonra daha kötü ya da çok daha kötü olacağını düşünüyor. Bu oran, mart ayına göre 4 puanlık bir artışı işaret ediyor. Diğer yandan, katılımcıların yüzde 26’sı durumun değişmeyeceğini, yüzde 21’i ise ekonomik gidişatta iyileşme beklediğini dile getiriyor. Her ne kadar iyimser bir kesim hâlâ mevcut olsa da, genel eğilimin kötümserlik yönünde olduğu açıkça görülüyor. Enflasyon konusundaki beklentilere bakıldığında ise görece daha ılımlı bir tablo dikkat çekiyor. Katılımcılar, önümüzdeki yıl enflasyonun yüzde 61 seviyelerinde olacağını öngörüyor. Bu oran, geçmiş aylara kıyasla enflasyon beklentilerinde bir miktar gerilemeye işaret etse de, halen oldukça yüksek bir oran olarak değerlendiriliyor. Geçim sıkıntısı ise raporun en çarpıcı bölümlerinden biri. Katılımcıların büyük bölümü, “gelirim giderimi karşılamadı” yanıtını verdi. Kadın katılımcıların bu yanıta daha fazla yönelmesi, ekonomik krizin cinsiyet temelli etkilerini de ortaya koyuyor. 25-34 yaş aralığı hariç tüm yaş gruplarında, katılımcıların yarısından fazlası gelirlerinin giderlerini karşılamadığını ifade etti. En yüksek oran, yüzde 54 ile 45-54 yaş grubunda görüldü. Ekonomik zorlukların en fazla hissedildiği kesimler ise işsizler ve yevmiyeli çalışanlar oldu. İşsiz katılımcıların yüzde 66’sı, gelirinin giderini karşılamadığını belirtirken, bu oran yevmiyeli çalışanlarda yüzde 64 olarak kaydedildi. Emekliler, çalışmayanlar ve iş aramayanlar arasında ise önemli bir kısmı, “gelirim giderimi ucu ucuna karşıladı” dedi. Öte yandan, “gelirim giderimi fazlasıyla karşıladı” diyenlerin en yoğun olduğu grup devlet memurları oldu ve bu oran yalnızca yüzde 17 seviyesindeydi. Bu veriler, Türkiye’de geniş kesimlerin ekonomik baskı altında yaşadığını, temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını ve geleceğe dair umutsuzluk içinde olduğunu ortaya koyuyor. Toplumun ekonomik değerlendirmelerinde ortak payda, ekonomik gidişatın kötüye gittiği yönünde birleşiyor. Her ne kadar küçük bir iyimser…
TÜRKİYE EKONOMİSİ 2025 YILINA YAVAŞ AMA DENGELİ BAŞLADI.
Ekonomik büyüme, bir ekonomide belli bir dönemde üretilen mal ve hizmetlerin toplam değerinin (Gayrisafi Yurt İçi Hasıla- GSYH) artması anlamına gelir. Genellikle bir önceki yıl veya çeyrekle karşılaştırılarak ölçülür. Ekonomik büyüme, bir ülkenin üretim kapasitesinin ve refah düzeyinin arttığını gösteren temel göstergelerden biridir. Ancak bu büyümenin sağlıklı olup olmadığını anlayabilmek için sektörlere, harcamalara, dış ticarete ve gelir dağılımına da ayrıntılı bakmak gerekir. TÜRKİYE EKONOMİSİ 2025 YILINA YAVAŞ AMA DENGELİ BAŞLADI 2025 yılının ilk üç ayında Türkiye ekonomisi, geçtiğimiz yıla kıyasla %2,0 büyüdü. Bu oran ilk bakışta düşük gibi görünse de son dönemde yaşanan küresel ekonomik durgunluk, yüksek faizler, dış talepteki zayıflama gibi faktörler dikkate alındığında ekonominin yine de pozitif bir yönde ilerlediğini söylemek mümkün. Türkiye ekonomisi son yıllarda sıkça yaşanan dalgalanmalara rağmen bu çeyrekte dengeli bir görünüm sergiledi. SEKTÖRLERİN PERFORMANSI: İNŞAAT VE HİZMETLER ÖNE ÇIKTI Sektörel bazda bakıldığında, bazı alanlar ciddi şekilde büyürken bazıları da geriledi: İnşaat sektörü %7,3 büyüme ile açık ara önde. Bu durum, özellikle kamu yatırımlarındaki artış ve kentsel dönüşüm projeleriyle ilişkilendirilebilir. Bilgi ve iletişim sektörü %6,1 büyüdü. Dijitalleşme ve teknolojiye olan talep artışı bu sektörün itici gücü olmuş görünüyor. Hizmetler sektörü genel olarak %1,3 arttı. Turizm ve yeme-içme gibi alanlar bu büyümeye katkı sağlamış olabilir. Gayrimenkul faaliyetleri %2,4 artış gösterdi. Yani konut piyasası hâlâ canlılığını koruyor. Finans ve sigorta sektörü %0,5 gibi sınırlı bir büyüme yaşadı. Bu durum, yüksek faiz ve kredi daralmasıyla açıklanabilir. Bununla birlikte iki önemli sektör daralma gösterdi: Tarım sektörü %2,0 küçüldü. Kuraklık, girdi maliyetleri ve yapısal sorunlar etkili olmuş olabilir. Sanayi sektörü %1,8 geriledi. Özellikle ihracata dayalı üretim yapan sanayi kolları dış talepteki yavaşlama nedeniyle zayıflamış görünüyor. Bu tablo, Türkiye’de büyümenin daha çok inşaat ve hizmetler gibi iç talebe bağlı alanlardan geldiğini, üretim odaklı sektörlerin ise zorlandığını gösteriyor. GSYH CARİ FİYATLARLA ARTTI AMA DOLAR BAZINDA SINIRLI Türkiye’nin GSYH’si, cari fiyatlarla yani enflasyon dahil edildiğinde 12 trilyon 125 milyar TL oldu. Bu, geçen yılın aynı dönemine göre %36,7’lik bir artış anlamına geliyor. Ancak dolar cinsinden bakıldığında GSYH 335,5 milyar dolarda kaldı. Kur etkisi nedeniyle TL’deki yüksek artış, döviz bazında aynı oranda yansımıyor. TL bazında artış güçlü görünse de döviz bazında GSYH hâlâ sınırlı. Bu da Türkiye ekonomisinin döviz karşısında değer kaybettiğini ve kişi başına düşen gelirin çok hızlı artmadığını düşündürüyor. TÜKETİM VE YATIRIM HARCAMALARI DEVAM EDİYOR Hane halkı harcamaları 2025’in ilk çeyreğinde %2,0 oranında artmış. Bu, vatandaşların yüksek enflasyona rağmen harcamalarını belli ölçüde sürdürdüğünü gösteriyor. Ancak harcamaların büyük ölçüde zorunlu kalemlerde (gıda, barınma) yoğunlaştığını varsayabiliriz. Devletin tüketim harcamaları %1,2 arttı. Yatırımlar (gayrisafi sabit sermaye oluşumu) %2,1 arttı. Yani özel sektör yatırımları az da olsa artışta. Bu veriler, iç talebin canlı kaldığını gösteriyor ama büyümeye yüksek katkı verecek sıçramalar şimdilik görünmüyor. İHRACAT DURAKLADI, İTHALAT HIZLANDI Mal ve hizmet ihracatı %0,01 azaldı. İthalat ise %3,0 arttı. Bu, dış ticaretin büyümeye olumsuz yansıdığı anlamına geliyor. Artan ithalat, iç talebin dış kaynaklı mallara yöneldiğini; ihracattaki duraksama ise özellikle Avrupa gibi ana pazarlarımızdaki talep düşüşünden kaynaklanıyor olabilir. Türkiye’nin büyüme modelinin sağlıklı olması için net ihracatın pozitif katkı vermesi gerekiyor. Ancak mevcut durumda büyüme, dış ticaret yerine daha çok iç harcamalara ve inşaata dayanıyor. ÜCRETLER YÜKSELDİ AMA KARLARIN PAYI GERİLEDİ İşgücü ödemeleri (maaşlar ve yan ödemeler) %42,9 oranında arttı. Bu çok güçlü bir artış. Net işletme artığı/karma gelir %31,2 yükseldi.…
NTB İş Platformu kurucusu ve Başkanı : Numan YAKUT
BAŞKAN MESAJIGünümüzde, küresel ekonomiye ayak uydurmak ve başarıya ulaşmak için ulusal ve uluslararası işbirlikleri her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Kısa adı NTB olan platformumuzu, 2025 yılı marka değerimizin arttığı, işbirliklerimizin güçlendirilerek kamuoyunda daha güçlü bir ses olabilmek, ulusal ve uluslararası platformlarda çalışma ve projelerimizin hazırlıklarının tamamlanarak hayata geçirilme aşamasına getirildiği, ülkemiz de üretici-ihracatçı firmalara destek sağlanarak üretim-istihdam ve ihracat hedeflerimize çok daha hızlı şekilde ulaşacağımıza, bünyemize gerçekleştireceğimiz konsorsiyumlarla üretim yapacak altyapıyı oluşturabilecek bir süreç olacaktır. Ülkemize ve insanlığa fayda ekseninde hizmet eden tüm yapılarla birlikte çalışmak ve değer üretmek amacıyla kurmuş bulunuyoruz. “Türkiye’nin Ortak Güç Birliği İş Ağı Platformu” sloganıyla çıkmış olduğumuz bu yolculuğa; Zaman, sen yap ben bir bakayım değil, uzaktan alkışlamak değil, çalışmalarda görev alarak katılarak, faal halde bulunma zamanıdır. Hayalleri, idealleri ve hedefleri olan, Hayallerimize, ideallerimize ve hedeflerimize gönül vermiş olan arkadaşlarımız ve firmalarımızla, katılımcılarımızla birlikte yürümek üzere başlangıç yapıyoruz. Bizler, medeniyetimizin ışığında, yüzyılın yöntem ve gelişmelerini takiple, yenilikçilik ve katma değer eksenli yaklaşımı benimsemekteyiz. Katılımcılarına hem yerel hem de uluslararası alanda fayda temelli, gelecek kuşaklara da aktaracak Vizyonu içeren ticaret ve ticari anlayışı geliştirmek platformumuzun ana amaçlarındandır. Düsturumuz Ticaret, sosyal ve kültürel alanda kaybedilmeye yüz tutmuş değerlerimizden olan Güven, Sabır, Doğruluk, Sadakat, Cömertlik, Şükür, Merhamet, Şefkat, Sır Tutmak, Değerleri üzerine oluşmuştur, Bunu, *Sürdürülebilir ve takip edilmesi gereken bir anlayışolarak çalışmalarımızı sürdüreceğiz.. *Sanal ticari evrenlerin de oluşmaya başlandığı günümüzde, büyük fikirler doğrultusunda ortak hayalleri olanlarla, dünyayı anlayıp yorumlamak; *Paydaşlarını, üyelerini vdestek veren katılımcılarını büyüterek geleceğe taşıyabilmek… Global markalar üretmelerine destek olmak… Üretilenleri yeni pazarlarla buluşturmak… Sosyprojelerle tanınırlıklarını arttırmak… Yeni buluşlara öncülük etmek… Ülkemizin ticari hacmine olabilecek en yüksek katkıyı vermek… AR-GE çalışmalarına, çağı önceleyen teknik eğitim ve yeni iş geliştirme modelleriyle, üreten büyüyen Türkiye’nin yapıtaşlarına katkıda bulunmak…Temsilcilikler ve iş ağı çözüm ortakları ile üreticiler, ticaret firmaları şeffaf, samimi, sosyalekonomik kazanç odaklı bir işbirliği ortamını oluşturma İmalat, hizmet ve tedarik sektörlerindeki kişi ve firmaların bir araya gelerek oluşturduğu bir iş ağı ile paydaşlar arasında güven, adalet, anlayış, cömertlik, sadakat, sır tutma, doğruluk ve sabır gibi değerleri pekiştirmek. Tanımadığınız kişilerle ve firmalarla tanışarak güven ilişkileri kurmanızı ve ortak iş yapmanızı teşvik etmek. Yeni iş fırsatlarını değerlendirmenizi ve iş yaptığınız kişilerin bağlantıları aracılığıyla daha geniş bir iş çevresine ulaşmanızı sağlamak. Birlik ve dayanışmanın gücünü kullanarak katılımcıların ortak hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olmak Genişlemiş İş Ağı, Artan Fırsatlar, Güvenilir İş Ortakları, Bilgi Paylaşımı, Destek ve Danışmanlık, Maliyet Tasarrufu, Rekabet Avantajı, için gelin Birlikte Başarıya Ulaşalım!NTB Güç birliğinin, yol haritası budur. Bu doğrultuda, kadim medeniyetimizin ortaya koyduğu kardeşliğin birlik gücünü iyi değerlendirerek NTB çatısı altında sizleri dünyanın her noktasına taşımak ana hedefimizdir. Medeniyet yaklaşımımız, fayda temelli anlayışımız, hedeflerimiz ve yol haritamız doğrultusunda, bizimle aynı fikirleri paylaşan; işini büyütmek, geliştirmek isteyen tüm iş insanlarımızla fayda ekseninde ve bunun yanında kaybolmaya yüz tutmuş değerlerimizi de korumak ve hatırlatma adına NTB çatısı altında, buluşmayı arzuluyoruz. BİZ BİRLİKTE GÜÇLÜYÜZ. BİZİMLE YÜRÜYECEKCESARETİ, HAYALLERİ, HEDEFİ VE AMACI OLAN FİRMALARIMIZI, GİRİŞİMCİ VE İŞ İNSANLARINI, AKADEMİSYENLERİ, İŞ AĞIPLATFORMU GÜÇ BİRLİĞİMİZE BEKLİYORUZİrtibat +905464541135
Pop Müziğin Güçlü İsmi Sıla, JoyTürk’le Müzik Tutkunlarıyla Buluşuyor
Türkçe Pop’un en iyisi JoyTürk, müzik dünyasının sevilen sesi Sıla ile unutulmaz bir iş birliğine imza attı. “Sıla Nereye, Biz Oraya” sloganıyla tüm konserlerinde Sıla’nın yanında olacak olan JoyTürk, Haziran 2026’ya kadar sürecek medya sponsorluğu ile müzikseverlere benzersiz bir deneyim vadediyor. İlk kez bir sanatçıyla uzun soluklu bir medya sponsorluğu anlaşmasına imza atan JoyTürk, bu iş birliğiyle dinleyicilerine özel içerikler, sürpriz hediyeler ve sahne arkası deneyimleri sunacak. Karnaval APP ve JoyTürk sosyal medya hesaplarını takip edenler, konser bileti kazanma ve Sıla ile kuliste tanışma fırsatını yakalayacak. JoyTürk, Sıla Konserlerinde Dinleyicilerine Özel Fırsatlar Sunuyor Sponsorluk ilişkisinin taşıdığı önemi vurgulayan Karnaval Medya Grubu Pazarlama Direktörü Gizem Yılancıoğlu, iş birliğiyle ilgili şunları söyledi: “Müzik tutkunlarına unutulmaz anlar yaşatacak bu birliktelik, dinleyicilerimizle olan bağımızı sahnelere taşıyan güçlü bir adım. Türkçe Pop’un en özel isimlerinden biri olan Sıla ile bu anlamlı iş birliğini hayata geçirmekten JoyTürk olarak büyük mutluluk duyuyoruz. ‘Sıla Nereye Biz Oraya’ diyerek çıktığımız bu yolculukta müziğin birleştirici gücünü bir kez daha hissettireceğiz. Sponsorluk kapsamında hazırlayacağımız özel içerikler ve sürpriz kampanyalarımızla Türkçe pop severlere sadece konser değil, tam bir ‘JoyTürk deneyimi’ sunmayı hedefliyoruz. Sıla’nın enerjisi ve JoyTürk’ün yaratıcı yaklaşımıyla dinleyicilerimizi her adımda şaşırtmaya devam edeceğiz.” Karnaval Medya Grubu Hakkında Türkiye’nin en büyük dijital ses platformu olan Karnaval Medya Grubu, Süper FM, Metro FM, JoyTürk, Virgin Radio Türkiye ve JoyFM gibi Türkiye’nin en çok dinlenen ulusal radyo frekanslarının yanı sıra, farklı müzik zevklerine hitap eden 30’a yakın dijital radyo frekansı ve 12 farklı konuda hazırlanmış podcast serileriyle dijital ses dünyasına yön vermektedir. Müzikten iletişime kadar sesin yaşamın farklı noktalarına dokunan halini geliştirdiği “Voice2Be” kavramı üzerinden yeniden tanımlayan grup, Triton Digital Webcast Metrics’e göre dünyanın en çok dinlenen dijital ses platformları arasında yer almaktadır. 2024 yılında gerçekleştirdiği teknoloji yatırımlarıyla “Karnaval’ı Başlat, Canlı Kal” mottosu ile ses dünyasında yeni bir dönemin kapılarını aralayan grup, reklam verenlere, U.S. Media Ratings Council tarafından akredite edilen Webcast Metrics ölçümlemesi ile dijital erişim verileri sağlamaktadır. Dijital audio, display ve preroll video, native reklamlar ve müşterilerine özel podcast ve dijital radyo projeleri ile hedef kitleye uygun çok sayıda reklam modeli de sunmaktadır. Ayrıntılı Bilgi ve İletişim İçin; Ahmet DoğanMedya DirektörüAdres: Meşrutiyet Caddesi No:100/1 Şişhane/BeyoğluTel: 0212 255 00 12Gsm:0536 892 88 21http://www.brandworks.com.tr
ABD’NİN GÜMRÜK POLİTİKALARI AB’NİN BÜYÜMESİNİ NASIL ETKİLİYOR?
Avrupa Komisyonu’nun 2025 bahar ekonomik tahmin raporuna göre, Avrupa Birliği ekonomisi, ABD Başkanı Donald Trump’ın yeniden gündeme taşıdığı yüksek gümrük vergileri ve artan ticaret belirsizliklerinden olumsuz etkileniyor. Avrupa Komisyonu, özellikle ABD’nin Avrupa menşeli ürünlere uygulamayı planladığı yeni tarifelerin risklerine dikkat çekerek, bu yıl ve gelecek yıl için ekonomik büyüme beklentilerini aşağı yönlü revize etti. Komisyon, Kasım 2024’te Euro Bölgesi için öngördüğü %1,3’lük büyüme tahminini 2025 yılı için %0,9’a düşürdü. 2026 yılı için ise büyüme oranının %1,6’dan %1,4’e gerilemesi bekleniyor. Avrupa Birliği genelinde ise bu yıl %1,1 oranında sınırlı bir büyüme tahmin ediliyor. 2026 yılına gelindiğinde büyümenin %1,5’e çıkması bekleniyor. Bu oranlar, AB’nin önceki toparlanma umutlarının yerini daha temkinli bir görünümün aldığını gösteriyor. ABD ile yaşanan ticaret gerilimleri, yalnızca büyüme oranlarını değil, AB’nin ihracat beklentilerini de ciddi şekilde etkiliyor. 2025 yılında AB ihracatında yalnızca %0,7 oranında bir artış öngörülüyor. Mal ihracatındaki zayıflamanın, hizmet ihracatının göreli dayanıklılığıyla kısmen dengelenmesi bekleniyor. 2026 yılına geldiğimizde ihracat büyümesinin %2,1’e ulaşması, ticaret ortamının görece düzelmesiyle mümkün olabilir. Büyüme tahminlerindeki bu zayıflama, sadece dışsal faktörlerden değil, aynı zamanda içerideki ekonomik yapısal sorunlardan da kaynaklanıyor. Almanya örneğinde olduğu gibi, bazı büyük ekonomilerde yatırımların yavaşlaması, enerji maliyetlerinin yüksek kalması ve altyapı eksiklikleri gibi faktörler büyümeyi sınırlıyor. Komisyon, özel tüketimin ve yatırımların 2025’te biraz daha güçlü olacağını ve bunun büyümeyi %1,5 seviyesine çekebileceğini tahmin ediyor. 2026 yılında ise bu oran %1,6’ya çıkabilir. Öte yandan, enflasyonda önemli bir gerileme bekleniyor. 2025 yılında Euro Bölgesi’nde manşet enflasyonun %2,1’e düşmesi, 2026 yılında ise %1,7’ye kadar inmesi öngörülüyor. AB genelinde ise enflasyonun 2026’da %2’nin altına gerileyeceği tahmin ediliyor. Bu durum, hem hanehalkı tüketimi hem de merkez bankası politikaları açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendiriliyor. İşgücü piyasasında ise görece olumlu bir tablo çiziliyor. Avrupa Komisyonu, AB’de işsizlik oranının 2026 yılında %5,7 seviyesine düşerek rekor düşük düzeye ulaşmasını bekliyor. Bu, özellikle pandemiden sonraki toparlanma sürecinde iş piyasasının yapısal gücünü koruduğunu gösteriyor. ÜYE ÜLKELERİN PERFORMANSI: KİM KAZANIYOR, KİM KAYBEDİYOR? Avrupa genelindeki düşük büyüme tahminlerinin arkasında özellikle Almanya’nın performansındaki zayıflık dikkat çekiyor. AB’nin en büyük ekonomisi olan Almanya’nın, art arda iki yıl daraldıktan sonra 2025 yılında da büyümeyi neredeyse sıfır seviyesinde tutması bekleniyor. Enerji bağımlılığı, Çin ile rekabet, altyapı eksiklikleri ve küresel talep daralması Almanya ekonomisi için baskı unsurları olarak öne çıkıyor. Fransa’nın bu yıl %0,6, 2026’da ise %1,3 oranında büyümesi bekleniyor. Daha güçlü bir performans sergileyen İspanya’nın ise 2025’te %2,6’lık bir büyüme oranına ulaşması öngörülüyor. Bu veriler, güney Avrupa ülkelerinin toparlanma konusunda daha avantajlı bir pozisyonda olabileceğine işaret ediyor. AB içinde 2025’te en iyi ekonomik performansı göstermesi beklenen ülkeler ise Polonya, İrlanda, Danimarka ve Malta olarak sıralanıyor. Bu ülkeler, hem iç tüketim hem de teknoloji odaklı ihracatla diğer ülkelerden pozitif ayrışıyor. ABD’NİN GÜMRÜK POLİTİKALARI: BELİRSİZLİĞİN YENİ KAYNAĞI ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa’dan ithal edilen bazı ürünlere %20 oranında gümrük vergisi getirmeyi planlaması, Avrupa Komisyonu tarafından “COVID-19 salgınının en karanlık günlerinden bu yana görülen en ciddi belirsizliklerden biri” olarak değerlendirildi. Bu öneri şimdilik 90 gün süreyle askıya alınmış durumda. Ancak gümrük tarifelerinin kalıcı hale gelmesi halinde, özellikle çelik, otomobil ve makine sanayilerinin ciddi zarar göreceği ifade ediliyor. Avrupa Komisyonu, bu tarifelerin müzakereler yoluyla %10 seviyesine düşürülmesini bekliyor ancak bu konuda henüz Trump yönetiminden kesin bir taahhüt alınabilmiş değil. Ayrıca mevcut uygulamalarda olduğu gibi çip ve ilaç gibi bazı stratejik…

TÜKETİCİLERİN %74’Ü ALIŞVERİŞ YOLCULUĞUNDA YAPAY ZEKÂDAN YARARLANIYOR!
Deneyim mimarlığı, verimliliği ve müşteri sadakatini artıyor
Ustalar.com sizleri Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul, fuarında sizleri bekliyor olacak !
SITE GLOBAL BAŞKANLIĞI’NA İLK KEZ BİR TÜRK SEÇİLDİ
Bakanlık harekete geçti: ‘İyileştiren Hastane’ tedavi süresini kısaltıyor
Sektörün buluşma noktası Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul 48. yılına hazırlanıyor
Çobantur Logistics, köklü mirasıyla geleceği adıyla yazıyor
482 Milyon Euro’luk Ticari Gücüyle Turizme Yön Veren EMITT, 2026’da Yeni Yerinde Kapılarını Açmaya Hazırlanıyor
Nelipide Gurme, Ordu Pidesi’ni İstanbulda buluşturuyor
Boltas, daha sürdürülebilir bir geleceğe “yeşil lojistik” ile adım atıyor
“Üretimin Süper Ligi” Taksim’de Buluştu
İnşaat alanında güçlü birliktelik ;
Entegre Tesis Yönetim Derneği Kuruluşunun 5. Yılını Sektör Toplantısıyla Kutladı
Chakra Hikâyenin Başladığı Yerde
Mplus Türkiye, yüzde 71 genç çalışan profiliyle müşteri deneyimini dönüştürüyor
AHLAKİ ASİMETRE
RİSKLERİN ÖNCELİKLENDİRİLMESİ
İNGİLTERE’DE YENİ VERGİ DÜZENLEMELERİ
TÜRKİYE’DE ENGELLİ HAKLARI
İNSAN EKONOMİ ÜRETİM
SERMAYENİN KALICILIĞI
İÇ TASARRUF ORANI
Avrasya’nın Kalbinde Lojistik Sektör Buluşması: logitrans 2025 BaşarıylaTamamlandı
İNSAN AKLININ YENİLİKÇİ GÜCÜ
GELİR TUZAĞI
ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU
DİJİTAL SERMAYE
ULUSAL YAPAY ZEKA TEKNOLOJİSİ
ELEKTRİKTE DESTEK UYGULAMASINDA YENİ DÖNEM
AB’DE KÜÇÜK KOLİ DÖNEMİ SONA ERİYOR
ÜCRET-FİYAT SARMALI
AVRUPA İSTATİSTİK SİSTEMİ
VERİYE DAYALI ANALİZ
YERLİ ÜRETİM KAPASİTESİNİN ARTIRLMASI
Geri Sayım Başladı: logitrans 2025, 19 Kasım’da Yenikapı’da Kapılarını Açıyor!
ETYD, Tesis Yönetiminde Kurumsal Standartları Yükseltiyor
DİJİTAL ALTYAPI YATIRIMLARI
Ekonominin Sesi : BÜYÜK SIFIRLAMA GİRİŞİMİ .
FİNANSAL REGÜLASYONLAR
BASEL KOMİTESİ
Şenpiliç, İTÜ’de Dijital Dönüşüm Yolculuğunu Gençlerle Paylaştı
UTİKAD’dan 200 Milyar Dolar Sektör Büyüklüğü Hedefiyle İki Stratejik Adım
TÜKİD, yurt dışı kaynaklı sahte ve güvensiz ürünlerle mücadeleye etkin destek veriyor
AVRUPA-AKDENİZ ORTAKLIĞI.
BÜYÜK SIFIRLAMA GİRİŞİMİ
ABD-Afrika ticaret anlaşması bitiyor: Türkiye için yeni fırsat
Bakan Şimşek rakamlarla açıkladı: İhracatçılara 53 milyar dolarlık finansman desteği!
TOKİ SON DAKİKA: 81 ile sosyal konut! İşte İstanbul dahil il il rakamlar
Yapay Zekâ Enerjiye Akıl Katıyor!
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GIDA VE TARIM ÖRGÜTÜ(FAO)
Mplus Türkiye, yapay zekâ ile müşteri deneyimi ve operasyonel verimliliğinde fark yaratıyor
CLOUD 34, SONBAHAR AKŞAMLARINA CANLI MÜZİKLE YENİ BİR RİTİM KATIYOR
Aktaşlar Lezzet Grubu, Anuga 2025’te geleneksel Türk lezzetlerini dünyaya tanıttı
ULUSLARARASI ENERJİ AJANSI
YENİLENEBİLİR ENERJİNİN YÜKSELİŞİ
Gayrimenkul Sektöründe Yeni Ufuklar: CCIM İstanbul’dan “Blue Friday” Etkinliği
EKONOMİDE ŞEFFAFLIK VE HESAP VERİLEBİLİRLİK
Gaziantep’te ‘Dijitalleşmede Yeni Fırsatlar’ Paneli: TÜYAFED ve Sektör Liderlerinden Önemli Mesajlar
TÜRKİYE – KAZAKİSTAN YATIRIMCILAR BULUŞMASI İVEDİK OSB VE TEKNOPARK ANKARA’DA GERÇEKLEŞECEK
ÇALIŞANLARDA İŞ TATMİNİ
%70 Teşvikli Suudi Arabistanda satış mağazası kiralama projesinde yerinizi ayırttın.
Artık yatırımlarınız USTALAR OF AI ile değer katıyor.
Ustalar e-katalogu hazırlandı.
Fuar standın ziyaretçi etkisi ;
5G’den ekonomiye 100 milyar dolarlık katkı bekleniyor: 1,5 milyon yeni istihdam sağlayacak
TDT ülkeleriyle 5 yılda 62,6 milyar dolarlık ticaret
Türkiye’nin otomobil tercihi değişiyor: Satılan her 10 araçtan 4’ü hibrit veya elektrikli
İstanbul’da kiralık sosyal konut projesinin detayları belli oldu! Şartları neler?
100 milyar dolarlık yol haritası
Aktaşlar Lezzet Grubu, Anuga 2025’te geleneksel Türk lezzetlerini dünyaya tanıtmaya hazırlanıyor
ÜRETİM FAKTÖRLERİNİN ANALİZİ
Feriye’de açık hava sineması ekim ayındaki gösterilecek La La Land filmiyle sona eriyor
EKONOMİDE SOSYAL MOBİLİTE
“Yapay Zekâ ve Otomasyon, Mühendisliğin Yeni Rotasını oluşturuyor!”
Geberit, suyun yönünü belirleyen en güncel teknolojileriyle ISK-SODEX’te sahne alacak
Türk markası Nishplas, Avrupa’ya açılıyor
NTB “Ticaret ve Networking Buluşması” Ankara Mamak’ta gerçekleşti
Dubai’de gayrimenkul projeleri şimdi daha da cazip ; 250.000 $ dan başlıyor.
Kazakistan Yatırım ve Ticaret Fırsatları Toplantısı İş Dünyasını Bir Araya Getirecek
AĞUSTOS 2025 TÜFE ORANLARI
BÜTÇE AÇIĞININ AZALTILMASI
Sırbistan-Azerbaycan Ticaret Misyonu: Yeni Ufuklar, Yeni Fırsatlar
TÜRKİYE’NİN EĞİTİM İHRACATI
Temmuz 2025 Kredi Kartı Kullanımı
EKONOMİDE TOPLUMSAL MUTABAKAT
AĞUSTOS 2025 AÇLIK VE YOKSULLUK SINIRI
PRIVEXPO’ nun Seçkin, Uluslararası Özel Markalı Ürünler ve Fason Üretim Endüstrisi İş Ağına Katılın!
LİBYA BİNGAZİ HÜKÜMETİ, HAFTER VE AKDENİZ BÖLGELERİ
EKONOMİDE TOPLUMSAL REFAH
KURAK YAZIN TARIM ÜRÜNLERİNE ETKİLERİ
Yapay Zekâ Destekli İnşaat Yönetimi: Projelerde Verimlilik, Karlılık ve Marka Gücü
Üretimde arkanızdaki güçlü destek ; Makineci TV sizlere kolaylık sağlıyor.
Bi’Navlun, Lojistikte Aklını kullanacak.
JoyTürk, yeni yaşını Zeynep Bastık ile kutladı!
Continental AllSeasonContact 2, Dört Mevsim Lastik Testinde Avrupa’nın Zirvesinde
ZAFER BAYRAMI COŞKUSU İSTANBUL CEVAHİR’DE
Lenovo, ilk çeyrekte gelirini %22 artırarak rekor seviyeye ulaştı
Türkiye’de Bir İlk: Muhafazakâr Cruise Gemisi ile Umre Seyahati Başlıyor
Planlı üretimin yıldızı Sözleşmeli Tarım hakkında herşey ;
EKONOMİDE DOT-COM BALONU
KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASININ EKONOMİ AÇISINDAN ÖNEMİ
BORSADA ALIM YAPARKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
BLOKZİNCİR Nedir ?
AKILLI TELEFONLARLA PAZAR FİYATLARININ YENİ YÜZÜ
ZENGEZUR KORİDORU
Simülasyon Tanımı ve İş Dünyasındaki Stratejik Önemi
SİBER GÜVENLİK
BULUT TEKNOLOJİSİ
Azerbaycan – Sırbistan İthalat-İhracat Ticaret Misyonu Başlıyor.
Piyasa ve Türleri
ULUSLARARASI KREDİ DERECELENDİRME KURULUŞLARININ ÖNEMİ VE ÜLKEMİZE VERDİĞİ NOTLAR
2025 Haziran Konut Satış İstatistikleri
TRUMP-PUTİN GÖRÜŞMESİ VE TÜRKİYE’YE OLASI ETKİLERİ
TÜRKİYE’DE YATIRIM ARAÇLARI



































































