Feriye’de açık hava sineması ekim ayındaki gösterilecek La La Land filmiyle sona eriyor
Boğaz’ın eşsiz manzarası ve tarihi atmosferiyle İstanbul’un yaz akşamlarına farklı bir boyut kazandıran Feriye Açık Hava Sinemaları, yaz boyunca süren unutulmaz gösterimlerin ardından ağustos ayı etkinliklerini tamamladı. Her seansın ortalama 300 izleyiciyle buluştuğu sinema geceleri, eylül ayında da yeni filmlerle izleyicilerle buluşmaya devam ediyor. Sezon, 5 Ekim’de gösterilecek “La La Land” filmiyle sona erecek. Bir c•paces Group işletmesi ve İstanbul Boğazı kıyısında yer alan tarihi Feriye, yaz boyunca sinemaseverleri yıldızların altında benzersiz bir açık hava sinema deneyimiyle buluşturdu. Temmuz ve ağustos aylarında gerçekleşen gösterimlerde sinemaseverler, klasiklerden günümüze uzanan kült filmleri izleme fırsatı buldu. Her gösterimde ortalama 300 kişi ile buluşan etkinlik hem sinema tutkunlarına nostaljik ve keyifli bir akşam sunarken hem de Boğaz manzarası eşliğinde İstanbul’un yaz ruhunu yaşattı. Feriye Açık Hava Sinemaları, kült filmleriyle izleyicileri karşılamaya devam ediyor. Eylül ayının son filmi 29 Eylül’de gösterilecek Deadpool & Wolverine olurken, sezon 5 Ekim’de La La Land filmi ile sona erecek. Her bir sinema gecesi, tarihi dokusu ve Boğaz manzarası ile Feriye’nin eşsiz atmosferinde izleyicilere unutulmaz bir deneyim sunacak. Eylül ayında da özel tatlar ve deneyimler Feriye’de sinemaseverlerle buluşuyor Etkinliğin ana sponsoru GetirFinans, interaktif alanları ve yenilikçi bankacılık deneyimi ile ziyaretçilerle buluşuyor. Ürün sponsorları arasında özellikle öne çıkan Godiva, etkinlikte premium çikolataları, şık standı ve lezzetli sampling deneyimi ile sinemaseverlere özel bir ayrıcalık sunuyor. VIP paketlerde ve etkinlik boyunca Godiva keyfi etkinliğin öne çıkan detaylarından biri oluyor. Fropie, genel kategoride fırınlanmış nohut cipsleri ve VIP paketlerde ise yenilikçi protein ve probiyotik barları ile sinema deneyimini daha sağlıklı ve keyifli hale getirirken, Nilky badem cafe latte ile izleyicilere tatlı bir mola sağlıyor. Eylül ayı gösterimlerinden itibaren Oddly de etkinliğe katılarak genel kategorideki bilet sahiplerine “saçma iyi” içecek ikramları sunuyor. Böylece izleyiciler, gösterimler boyunca hem Godiva’nın premium çikolatalarını ve Fropie’nin fonksiyonel lezzetlerini hem de Nilky ve Oddly’nin özel içeceklerini deneyimleyerek çok yönlü bir lezzet yolculuğu yaşıyor. Nilky badem cafe latte ile izleyicilere tatlı bir mola sağlıyor. Eylül ayı gösterimlerinden itibaren etkinliğe katılan Oddly ise, genel kategorideki bilet sahiplerine taze ve lezzetli içecek ikramları sunuyor. Böylece izleyiciler, gösterimler boyunca hem Godiva’nın premium çikolatalarını ve Fropie’nin sağlıklı atıştırmalıklarını hem de Nilky ve Oddly’nin özel içecekleri ile çok yönlü bir lezzet deneyimi yaşıyor. Biletler biletinial.com’da Biletler, biletinial.com üzerinden satışa sunuluyor. Feriye Açık Hava Sinemaları’nda Genel, VIP1, VIP2 ve Dinner & Movie olmak üzere dört farklı bilet kategorisi sunuluyor. Genel bilet sahipleri patlamış mısır ve soft içecek ile gösterimleri izlerken, VIP1 bilet sahipleri ön kısımda oturma imkânı ile Feriye mutfağından hazırlanan atıştırmalık sandviçler, kuruyemişler, meyveler, peynir tabakları eşliğinde iki kadeh şarap veya iki bira deneyimi yaşıyor. İki kişilik VIP2 bilet sahipleri ise ön kısımda oturma imkânı ile Feriye mutfağından hazırlanan atıştırmalık sandviçler, kuruyemişler, meyveler, peynir tabakları ve bir şişe şarap ile sinema keyfini paylaşıyor. Dinner & Movie seçeneğinde ise misafirler, Lokanta Feriye’de soft içecek dahil akşam yemeği ardından iki kadeh şarap ve peynir tabağı ile film gösterimine geçiliyor. Feriye Açık Hava Sinemaları, tarihi dokusu, Boğaz manzarası ve özenle seçilmiş film programı ile İstanbul’un yaz akşamlarını ayrıcalıklı ve unutulmaz bir deneyime dönüştürmeye devam ediyor. Bu ayrıcalıklı atmosferin bir parçası olmak, etkinliklerden haberdar olmak ve güncel gelişmeleri takip etmek için @feriyeistanbul’u takip edin. #Feriyedeyiz Feriye Hakkında: İstanbul Boğazı’nın eşsiz kıyısında, tarihle modernizmi buluşturan bir yaşam ve deneyim alanı: Feriye. 19’uncu…
Global gastronomiyi ekonomi zirvesi için geri sayım başladı .
Gastronomiyi yalnızca bir lezzet alanı değil; ekonominin, kültürel mirasın, sürdürülebilir kalkınmanın ve toplumsal dönüşümün merkezinde konumlandıran Global Gastro Ekonomi Zirvesi, bu yıl beşinci kez kapılarını açıyor. Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği (TURYİD) ev sahipliğinde ve Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TGA desteğiyle gerçekleşecek zirve, 8 Ekim 2025’te İstanbul Atatürk Kültür Merkezinde sektörün tüm paydaşlarını bir araya getirecek. Bu yılın ana teması olan “Kesişme Noktası”, gastronominin yenilikçi ekonomilerle, yaratıcı endüstrilerle, kültürel hafızayla ve sürdürülebilir kalkınmayla kesiştiği vizyoner bir yolculuğu ifade ediyor. Zirvede; Ivan Brehm – Michelin yıldızlı şef ve “Crossroads Thinking” yaklaşımıyla yaratıcı mutfak filozofu, Eylül Görmüş – Hafıza ve edebiyat üzerinden gastronomiyi yorumlayan araştırmacı, Aslıhan Koruyan Sabancı – Sürdürülebilir gastronomi üzerine uluslararası ödüllü yazar ve akademisyen, Akan Abdula – FutureBright Group Kurucu Ortağı, coğrafi işaretli ürünlerin ekonomik-kültürel gücüne dair araştırma sunumu, Ahmet Özer – İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi, İstanbul’un özgün gastronomik ürünlerinin tescil değeri üzerine, Levon Bağış – Şehir ve balık kültürü üzerine, Volkan Narcı – Deniz yaşamını korumanın geleceğe etkileri üzerine, David Mora – İspanyol öno-turizm uzmanı, bağ rotaları ve gençlerin turizm trendleri, Oğul Türkkan, Oluş Molu, Can Ortabaş, Zeynep Arca Şallıel – Türkiye’nin bağ rotaları ve şarap üretimi üzerine, Ivano Mocetti – İtalya’nın yiyecek-içecek sektöründe küresel rekabet gücü, Danilo Zanna – İtalyan gastronomisinin uluslararası etkisi üzerine. Zirve, gastronominin ekonomiden kültürel diplomasiye, mavi ekonomiden sürdürülebilirliğe kadar uzanan çok boyutlu rolünü tartışmaya açacak. Siz değerli basın mensuplarını, Türkiye’yi geleceğe taşıyacak fikirlerin ve iş birliklerinin üretileceği bu güçlü ortak akıl platformunda aramızda görmekten mutluluk duyarız. Tarih: 8 Ekim 2025 Yer: Atatürk Kültür Merkezi, İstanbul Saat: 09.00 – 17.00 Furkan Kır- Momentum İletişim
EKONOMİDE SOSYAL MOBİLİTE
Ekonomi yalnızca mal ve hizmet üretimi, dağıtımı ve tüketimiyle sınırlı değildir. İnsanların yaşam standartlarını yükseltme potansiyelini, eğitim ve iş olanakları yoluyla sosyal merdiveni tırmanabilmesini de kapsar. İşte bu noktada sosyal mobilite kavramı devreye girer. Sosyal mobilite, bireylerin veya ailelerin ekonomik, eğitimsel ve sosyal konumlarını nesiller arasında değiştirebilme kapasitesini ifade eder. Yani, bir kişinin doğduğu sosyoekonomik sınıftan daha iyi bir yaşam seviyesine ulaşabilmesi veya tam tersi bir durumun gerçekleşmesi, sosyal mobilite ile ölçülür.Sosyal mobilite, sadece bireysel bir başarı hikâyesi değil, aynı zamanda bir ülkenin ekonomik verimliliği ve toplumsal adalet düzeyi için kritik bir göstergedir. Yüksek sosyal mobiliteye sahip ülkelerde, bireyler yetenekleri ve çabaları doğrultusunda yükselme şansına sahiptir. Bu durum, ekonomik büyüme için gerekli insan sermayesinin etkin kullanılmasını sağlar. Örneğin, Skandinavyalı ülkelerde sosyal mobilite oranlarının yüksek olması, yetenekli bireylerin eğitim ve iş fırsatlarına kolay erişimi sayesinde ekonomik verimliliği artırmaktadır. Öte yandan, sosyal mobilitenin düşük olduğu toplumlarda, doğuştan gelen avantajlar veya dezavantajlar, bireylerin hayat boyu kazançlarını ve yaşam kalitelerini belirler. Böylece yetenek ve çaba, ekonomik başarıda tek başına belirleyici olamaz. Türkiye’de Sosyal Mobilite GerçeğiTürkiye özelinde sosyal mobiliteyi değerlendirirken eğitim, gelir dağılımı ve işgücü piyasasına bakmak gerekir. TÜİK ve akademik araştırmalar, gelir dağılımındaki eşitsizliklerin ve eğitimde fırsat farklılıklarının sosyal hareketliliği sınırladığını ortaya koymaktadır. Örneğin, kırsal bölgelerde doğan çocukların yükseköğretime erişim oranları, büyük şehirlerde doğan akranlarına göre belirgin şekilde daha düşüktür. İstanbul veya Ankara gibi büyük şehirlerde, kaliteli lise ve üniversitelere erişim imkânı, gençlerin sosyal merdivende yükselme şansını artırırken, kırsal kesimde bu fırsatlar büyük ölçüde sınırlıdır.Gelir eşitsizliği de sosyal mobiliteyi doğrudan etkiler. Türkiye’de gelir dağılımında Gini katsayısı hâlâ %40 civarında seyretmekte ve bu durum, düşük gelirli ailelerin çocuklarının kaliteli eğitim ve iyi iş fırsatlarına ulaşmasını zorlaştırmaktadır. Yani, yüksek yetenek ve motivasyona sahip bir birey dahi, doğduğu ortamın sınırlamalarıyla karşılaşabilir. Bu durum, sadece bireysel başarıyı engellemez; uzun vadede ekonomik verimliliği de olumsuz etkiler.İşgücü piyasası açısından bakıldığında, genç işsizlik oranları ve mesleki eğitimdeki yetersizlikler sosyal mobiliteyi sınırlayan bir diğer önemli faktördür. TÜİK’in verilerine göre Türkiye’de genç işsizlik oranı %22’nin üzerinde seyretmektedir. Özellikle düşük gelirli ailelerin çocukları, işgücü piyasasında kalifiye işlere erişimde büyük zorluklar yaşamakta, bu da sosyal merdiveni tırmanmalarını engellemektedir. Öte yandan, bilgi ekonomisi ve dijital dönüşüm, yetenekli gençler için yeni fırsatlar yaratsa da bu fırsatlar eğitim ve dijital erişim eşitsizlikleri nedeniyle her kesime eşit dağılmamaktadır.Politikaların Önemi ve ÖnerilerSosyal mobilitenin artırılması, sadece bireysel başarı hikâyelerini çoğaltmakla kalmaz; ekonomik büyüme ve toplumsal huzur için de kritik öneme sahiptir. Bu bağlamda politika yapıcılar için bazı temel adımlar öne çıkmaktadır:Eğitimde Fırsat Eşitliği: Okullar arası kalite farklarının azaltılması, burs ve destek programlarının yaygınlaştırılması, erken yaşta yetenek ve ilgi alanlarının keşfedilmesi, bireylerin sosyal merdivende yükselmesini kolaylaştırır. Özellikle kırsal bölgelerde ve düşük gelirli ailelerdeki çocukların kaliteli eğitime erişimi kritik bir önceliktir.İşgücü Piyasasında Adalet: Adil ücret uygulamaları ve kariyer fırsatlarının şeffaflaştırılması, ekonomik engelleri hafifletebilir. Gençler için mesleki eğitim ve staj programlarının artırılması, iş piyasasına geçişi hızlandırır ve sosyal mobiliteyi destekler.Gelir Dağılımının Düzeltilmesi: Vergi politikaları ve sosyal yardımlar, gelir eşitsizliğini azaltarak sosyal merdiveni güçlendirir. Düşük gelirli ailelerin çocuklarının eğitim ve sağlık hizmetlerine erişiminin sağlanması, nesiller arası fırsat eşitsizliğini kırmada etkili olur.Sosyal Mobilitenin Toplumsal EtkileriSosyal mobilite yalnızca ekonomik bir mesele değildir; toplumsal barış ve aidiyet duygusu açısından da kritik öneme sahiptir. Yüksek sosyal mobilite, bireylerin çabalarının karşılığını alabileceğine olan inancını güçlendirir. Bu durum, üretkenliği artırır ve yenilikçi…
“Yapay Zekâ ve Otomasyon, Mühendisliğin Yeni Rotasını oluşturuyor!”
Günümüzün en çok konuşulan konularının başında gelen yapay zekâ, mühendislik alanında ‘yeni nesil mühendislik’ sürecini doğurdu. EYOPAN(Elektrik-Yazılım-Otomasyon-Pano) kurucu ortakları Elektrik-Elektronik Mühendisi Uğur Doğan ve Mekatronik Mühendisi Barış Demir, yapay zekâ ile otomasyonda ve tüm mühendislik süreçlerinde gelinen son noktayı ana hatlarıyla değerlendirdi. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl, teknolojinin yalnızca bir araç değil, artık bir iş ortağı hâline geldiği bir dönem olarak şekilleniyor. Bu dönüşümün en önemli bileşenlerinden biri ise yapay zekâ. Özellikle mühendislik alanında yapay zekânn sunduğu olanaklar; üretimden planlamaya, tasarımdan kalite kontrolüne kadar birçok süreçte devrimsel nitelikte farklar yaratıyor. Otomasyonla birleşen yapay zekâ teknolojileri, mühendislik mesleklerinin sınırlarını yeniden tanımlarken aynı zamanda yeni iş alanları, daha verimli süreçler ve yüksek katma değerli üretim biçimleri yaratıyor. Dişliler, Yapay Zekâ ve Otomasyonun Kesişim Noktası İçin Dönüyor! Otomasyonun, endüstride uzun yıllardır kullanılan bir kavram olduğunu kaydeden EYOPAN(Elektrik-Yazılım-Otomasyon-Pano) kurucu ortakları Elektrik-Elektronik Mühendisi Uğur Doğan ve Mekatronik Mühendisi Barış Demir şu bilgileri verdi: “Yapay zekânın devreye girmesiyle otomasyon, sabit ve tekrarlayan görevlerden çok daha fazlasını üstlenebilir hâle geldi. Artık sistemler yalnızca verilen komutları yerine getirmiyor; aynı zamanda öğreniyor, karar veriyor ve kendini optimize ediyor. Bir üretim hattını ele alalım. Eskiden hat üzerindeki bir arızayı fark etmek insan gözüne kalmışken, bugün YZ destekli sensörler ve görüntü işleme sistemleri, arıza olabilecek durumu daha önceden algılayıp üretim hattındaki ani duruşların önüne geçmiş oluyor. Bu sadece üretim verimliliğini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda ciddi maliyet ve zaman tasarrufu da sağlıyor. Yapay Zekâ Mühendislik Alanında Hangi Katma Değerleri Oluşuyor? Yapay zekânın en büyük katkılarından biri veri analizi ve öngörü kabiliyetidir. Özellikle makine mühendisliği, elektrik-elektronik mühendisliği ve endüstri mühendisliği gibi alanlarda büyük veri ile çalışan sistemler, mühendislerin stratejik karar alma süreçlerine büyük destek sağlamaktadır. Yapay zekâ, mühendislik alanında: TÜİK’in 2024 yılı sonu itibarıyla yayınladığı rapora göre, Türkiye’de sanayi sektöründe dijital otomasyon uygulamalarıyla verimlilikte %17 oranında artış sağlandığı tespit edildi. Aynı raporda, yapay zekâ tabanlı otomasyon sistemlerine yatırım yapan firmaların %63’ünün ilk yıl içinde üretim maliyetlerinde düşüş yaşadığı belirtiliyor. Yapay Zekâ ile Mühendislik Meslekleri Nasıl Etkilenecek? Yapay zekâ, bazı geleneksel mühendislik görevlerini otomatikleştirerek iş gücünün yönünü değiştirecektir. Örneğin: Bu dönüşüm, mühendislik disiplinleri arasında daha fazla etkileşimi zorunlu kılacak. Artık disiplinlerarası bilgi ve veri okuryazarlığı, mühendisler için vazgeçilmez bir yetkinlik hâline gelecektir. Nereye Evriliyoruz? Gelecek, yapay zekâ ile mühendisliğin daha da iç içe geçtiği bir noktaya doğru ilerliyor. Şu an prototip aşamasında olan “otonom mühendislik sistemleri”, yani belirli mühendislik problemlerini kendi kendine analiz eden ve çözüm önerileri sunan sistemler, yakın gelecekte yaygınlaşacak. Ayrıca “Yapay Zekâ ile Geliştirilmiş Dijital İkizler” (Digital Twins) kavramı giderek önem kazanıyor. Bu teknoloji sayesinde bir fabrikanın ya da bir ürünün sanal kopyası oluşturularak olası senaryolar test ediliyor. Mühendisler bu kopyalar üzerinden sistemleri geliştiriyor, hataları tespit ediyor ve tasarımın sınırlarını zorluyor. Yeni Nesil Mühendislik Yapay zekâ, mühendislik alanını dönüştürmekle kalmıyor, ona yeni bir vizyon kazandırıyor. Daha sürdürülebilir, daha verimli, daha hızlı sistemler artık mümkün. Ancak bu dönüşüm, beraberinde yeni becerileri de zorunlu kılıyor: Veri analizi, algoritma bilgisi, yapay zekâ okuryazarlığı, sürekli öğrenme artık mühendisliğin doğal bir gerekliliği. Eyopan olarak biz de her gün öğreniyor, gelişiyor ve geleceğe hazırlanıyoruz.” Ayrıntılı Bilgi ve İletişim İçin; Ahmet DoğanMedya Direktörü Gsm:0536 8928821
Geberit, suyun yönünü belirleyen en güncel teknolojileriyle ISK-SODEX’te sahne alacak
İsviçreli sıhhi tesisat devi Geberit, 22-25 Ekim 2025 tarihleri arasında dünyanın sayılı ve bölgesinin en önemli iklimlendirme fuarı ISK – SODEX Uluslararası HVAC&R, Yalıtım, Pompa, Vana, Tesisat, Su Arıtma, Yangın, Havuz ve Güneş Enerjisi Sistemleri Fuarı’na katılım gösterecek. Fuarda 65 metrekare alana sahip standında atık su boru sistemleri, drenaj sistemleri, montaj sistemleri, pisuvar, klozet ve kumanda kapağı çözümlerini tanıtacak olan marka, ziyaretçilerine ürünleri yakından inceleme şansı da sunacak. Sıhhi tesisat ve vitrifiye sektörünün güncel dinamiklerini yüksek mühendisliğe sahip ürün gamıyla yansıtan Geberit, 22-25 Ekim 2025 tarihleri arasında uluslararası iş birlikleri sayesinde katılımcılarına hedefledikleri profesyonel ziyaretçilerle bir araya gelme fırsatı sunan Avrasya bölgesinin en büyük iklimlendirme fuarı ISK-SODEX’te yer alacak. İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek fuarda son kullanıcı ve profesyoneller için en güncel ürün yelpazesini sergileyecek olan marka, fuar standında ayrıca ziyaretçilerin ürünleri yerinde incelemesine de olanak tanıyacak. Geberit’in yüksek mühendisliği, bu kez ISK-SODEX’te İlk yılından bu yana imalatçı ve sektör profesyonellerine ulaşarak Türkiye’nin ihracat hacmine önemli katkısı bulunan iklimlendirme sektörüne yön veren fuarda kullanıcı konforunu artıran ürünlerle yer alacaklarını belirten Ufuk Algıer, “Standımızda duvar önünde olduğu kadar duvar arkasında da üstün teknolojiye sahip teknolojilerimizi sergileyeceğiz. Bunlar arasında Silent-db20 Atık Su Boruları, HDPE Atık Su Boruları, HDPE SuperTube Drenaj Sistemi, Silent-PP Drenaj Boruları, Silent-PP Atık Su Boru Sistemleri, Mepla Boru Sistemi, Mapress Paslanmaz Çelik Borular, Pluvia Sifonik Yağmur Drenaj Sistemi, GIS Montaj Sistemleri, Selnova S Arkadan Girişli Pisuvar, iCon TurboFlush Klozet ve Sigma40 Kumanda Kapağı yer alacak. Öne çıkan çözümlerimizin yanında sektördeki en güncel teknoloji ve uygulamaları öğrenmek, firmalarla ikili ilişkiler kurmak ve potansiyel müşterilere ulaşmak için de ISK-SODEX büyük bir potansiyele sahip. Bunu en iyi şekilde değerlendirerek Geberit’in uzmanlığını ziyaretçilerle buluşturacağımız için çok heyecanlıyız” dedi. Geberit, ISK – SODEX Uluslararası HVAC&R, Yalıtım, Pompa, Vana, Tesisat, Su Arıtma, Yangın, Havuz ve Güneş Enerjisi Sistemleri Fuarı’nda Stant A12’de yer alacak. Geberit Hakkında: Dünya çapında faaliyet gösteren Geberit Grubu, sıhhi tesisat ürünleri alanında Avrupa’nın lider şirketlerinden biridir ve 2024 yılında 150. yılını kutlamıştır. Geberit, Avrupa’nın çoğu ülkesinde güçlü bir yerel varlığa sahip olup sıhhi tesisat teknolojisi ve banyo vitrifiyeleri alanlarında benzersiz bir katma değer sunmaktadır. Şirketin 26 üretim tesisi bulunmaktadır ve bunlardan 4’ü Avrupa dışındaki ülkelerde yer almaktadır. Grubun merkezi İsviçre, Rapperswil-Jona’dadır. 50’den fazla ülkede yaklaşık 11.000 çalışanı bulunan Geberit, 2024 yılında 3,1 milyar İsviçre frangı net satış elde etmiştir. Geberit hisseleri, SIX İsviçre Borsası’nda işlem görmekte olup, 2012 yılından beri İsviçre Piyasa Endeksi (SMI) içerisinde yer almaktadır. Ahmet DoğanMedya Direktörü Adres: Meşrutiyet Cad. No:100/1 Beyoğlu / İst.Tel: 0212 243 08 07 GSM: 0536 892 88 21 E-posta: ahmetdogan@brandworks.com.tr http://www.brandworks.com.tr
Türk markası Nishplas, Avrupa’ya açılıyor
Avrupa’da yapı sektörüne girmeye hazırlanan Türk markası iç cephe yeni nesil duvar kaplama sıvası Nishplas, cumartesi günü Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir toplantıyla tanıtıldı. ALMANYA’nın Leverkusen şehrinde uzun yıllardır iş insanı olan Asa Service GmbH CEO’su Ali İnceören, Avrupa baş bayiliğini üstlendiği Nishplas’ın tanıtımı için Düsseldorf’ta bulunan otel Kö59’da bir program düzenledi. Yeni nesil duvar giydirme markası Nishplas’ın Düsseldorf lansmanına, yapı sektöründe bulunan çok sayıda şirket temsilcileri ve medya mensupları davet edildi. Etkinlikte Nishplas’ın tanıtım sorumlusu Murat Şahinarslan, görseller eşliğide Nishplas’ın kuruluş sürecini, sektördeki yerini ve Avrupa’ya açılma planını davetlilere anlattı. Tanıtımda yer alan bir sıva ustası da, kova içerisinde hazırladığı Nishplas ile duvarın nasıl kaplandığını uygulamalı olarak davetlilere gösterdi. İLK TANZANYA’YA İHRAÇ EDİLDİÇevre dosttu ve ipek sıva olarakta bilinen Nishplas’ın üretim merkezi, İstanbul / Kartal’da bulunuyor. Duvar, tahta ve fayans üzerine yapılabilen yeni nesil sıva Nishplas, ilk olarak 2018 yılında Tanzanya’ya ihraç edildi ve 2022 itibariyle de Fildişi Sahili, Libya, Danimarka ve Avusturya gibi ülkelere bayilikler verildi. Doğaltaş ve tekstil geri dönüşümü pamuk karışımıyla hazırlanan Nishplas, yüzden fazla ayrı renkte yapılabiliyor. Isı yalıtımı, ses yalıtımı, rutubet ve nem yalıtımı sağlayan Nishplas, yapım aşamasında ve sonrasında herhangi bir kokusu olmuyor. Avrupa piyasasına girmeye hazırlanan Nishplas’ın bir paketine 8 litre su karıştırılarak, dört metrekare duvar kaplanabiliyor. Kaplama sonrası duvarda oluşabilecek çizik ve yırtılma gibi hasarlar, kolayca düzeltilebiliyor. Uygun bir fiyatla Avrupa’da satışa sunulması beklenen Nishplas için, bayilikler verilmesi planlanıyor. ARTILARI ÇOK OLAN BİR TÜRK ÜRÜNÜNishplas’ın Avrupa baş bayiliğini üstlenen Ali İnceören, “Tanıtım toplantısıyla Nishplas’ın Avrupa’ya açılmasının ilk adımını attık. Oldukça artıları olan Nishplas’ı, kısa sürede Avrupa piyasasıyla buluşturmayı amaçlıyoruz” dedi. Ali İnceören, Nishplas ile ilgili şunları söyledi: “Nishplas’ı, başta Almanya olmak üzere farklı Avrupa ülkelerinde bayilikler vererek pazarlamayı hedefliyoruz. Ürünümüz, yüzde 98 doğal, ses yalıtımı var, yanmıyor, kokusu yok. Hep artısı olan bir ürün. Ses geçirmiyor, mobilya çarpması ile çizilir, yırtılırsa anında kapatılması mümkün. Ayrıca fiyatını uygun olacak şekilde belirmeye çalışıyoruz. Yapımı oldukça kolay, eli yatkın ev sahibi ustaya ihtiyaç duymadan da yapabilir. Ev kadınlarının da yapabileceğini düşünüyoruz. Ürünün Türkiye’de üretilerek Avrupa pazarında yer almasıyla, ülkemizin ekonomisine de katkı sağlanmış olacak, bununla da büyük gurur yaşacağız.” kaynak : hürriyet gazetesi
NTB “Ticaret ve Networking Buluşması” Ankara Mamak’ta gerçekleşti
Etkinliğe yoğun katılım sağlandı. Katılımcılar arasında kamu, özel sektör, sivil toplum ve medya dünyasından birçok önemli isim yer aldı. *Etkinliğe katılan isimler arasında;* Türkiye Milli Değerler ve Medeniyetler Vakfı (TÜRDEM) Ankara İl Başkanı Recep Yurtsever, Mamak Belediye Başkan Danışmanı İsmail Gençkurt, Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay, Nusret Tuzak, Kırım Vatan Kültür Derneği Başkanı Doğru İnsanlar Derneği Başkanı Safiye Karaosman, Çorumlular Derneği Başkanı Duran Bey, Hanım Çanağı Kooperatif Başkanı Nimet Güneş, Aktar Kozmetik’ten Ali Asiltürk, yeniankara.com.tr adına Aysun Karakaya, Mali Müşavir Billur Yeniyer, Mobikap sahibi Cumhur Turgay Köseoğlu, TÜBİTAK Birim Şefi Figen Kaya, medya sektöründen Hidayet Özpolat, Kenan Alt ve İlayda Karaseki, Kozmik Kozmetik’ten Ömer Özçelik, Moden Ticaret’ten Sedat Güzel, Gayrimenkul Danışmanı Şaban Ateş, Dış Ticaret Uzmanı Yahya Ulutopçu, Yönetim Grup’tan Yusuf Kansu, Mustafa İpek, aydınlatma sektöründen Melek Çetinkaya, kozmetik sektöründen Kamil Tekel, danışman olarak Necati Bal ve Mustafa Yüceayvaz, emlak danışmanı Ayşe Keleş, öğretmen Gizem Çetinkaya, akademisyen Oğuzson Aydemir, gayrimenkul danışmanı Mustafa Gültekin, Tekha Basın’dan Saime Halaç, gayrimenkul danışmanı Nuran Aydın ve Avrupa Kültür Birliği İş Lobisi Vakfı Genel Başkanı Metin Genç gibi birçok değerli isim yer aldı. “TÜRKİYE ORTAK GÜÇ BİRLİĞİ PROJESİ” hakkında bilgi verildi Yakut, konuşmasında bir yıl önce temelleri atılan bu platformun artık hayata geçtiğini belirterek, şu ifadeleri kullandı: Bu platform aracılığıyla onların ihtiyaç duyduğu noktalara, çözüm ortaklığı yöntemiyle ulaşmayı hedefliyoruz. Hem dijital mecralarda hem de yüz yüze sahada düzenleyeceğimiz toplantılarla platformumuzu tanıtacak, faaliyetlerimizi paylaşacağız.” “BU YALNIZCA BİR İŞ AĞI DEĞİL, BİR VİZYON HAREKETİDİR” Yakut, konuşmasının devamında projeyi yalnızca bir iş ağı olarak değil, bir dönüşüm hareketi olarak gördüklerini vurguladı: “Küresel dengelerin yeniden şekillendiği, ekonomik ilişkilerin hızla dönüştüğü bir çağda yaşıyoruz. Türkiye’nin üretim gücü ve girişimcilik enerjisi artık bir tercih değil, bir zorunluluk haline gelmiştir. Küçük ve orta ölçekli üreticilerimizin, bilgiye ve olanaklara erişimde geri kaldığını görüyoruz. Biz bu firmaları tek bir çatı altında toplayarak, ihtiyaç duydukları bilgiye ve kaynaklara ulaşmalarını sağlamayı hedefliyoruz.” HEDEF: DAHA GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE EKONOMİSİ NTB hedeflerine kararlı adımlarla ilerleyeceğine inandıklarını belirtti ve tüm paydaşları bu dönüşüm yolculuğunun bir parçası olmaya davet etti. Program sonunda katılımcılara plaket takdim edildi ve toplu fotoğraflar çekilerek etkinlik ölümsüzleştirildi.
Kazakistan Yatırım ve Ticaret Fırsatları Toplantısı İş Dünyasını Bir Araya Getirecek
Türk iş dünyası, önümüzdeki günlerde düzenlenecek olan “Yatırım ve Ticaret Fırsatları” toplantısında bir araya gelecek. Organizasyon, iş insanlarına farklı sektörlerdeki yatırım imkânlarını ve yeni ticaret kanallarını tanıtmayı hedefliyor. Toplantının, hem Türkiye’deki iş insanlarının uluslararası pazarlara açılmasını kolaylaştırması hem de mevcut ekonomik ilişkilerin daha güçlü bir zemine taşınmasına katkı sağlaması bekleniyor. Enerji, tarım, lojistik, madencilik ve inşaat gibi stratejik sektörlerin ön plana çıkacağı etkinlikte, katılımcılara Kazakistan’ın sunduğu yatırım ortamı ve sağlanan teşvikler hakkında kapsamlı bilgiler verilecek. Ayrıca toplantı kapsamında Türk iş insanlarının, Kazakistan’daki yatırım süreçlerine dair doğrudan bilgi edinme ve gelecekteki ortaklıklar için karşılıklı temas kurma fırsatı bulacağı ifade ediliyor. Toplantının sonunda, sektör bazlı görüşmeler yapılması ve iş insanlarının somut proje önerileri üzerinden değerlendirmelerde bulunması öngörülüyor. Bu açıdan etkinlik, sadece bir tanıtım toplantısı değil, aynı zamanda geleceğe dönük yatırımların ilk adımı olarak görülüyor. Kaynak : medyabir
AĞUSTOS 2025 TÜFE ORANLARI
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), 2025 yılı ağustos ayında bir önceki aya göre %2,04, bir önceki yılın aralık ayına göre %21,50, bir önceki yılın aynı ayına göre %32,95 ve on iki aylık ortalamalara göre %39,62 artış gösterdi.Bu oranlar, enflasyonun resmî ölçümüne göre hâlâ yüksek seyrettiğini ancak geçtiğimiz yıllardaki zirvelere göre bir miktar gerilediğini ortaya koyuyor. Özellikle yıllık bazda %33’e yaklaşan artış, halkın alım gücünü doğrudan etkileyen bir tablo sunuyor.TÜFE’nin yanı sıra bağımsız araştırma gruplarının verileri de enflasyonun halk nezdindeki algısının farklı olduğuna işaret ediyor. ENAGrup (ENAG), 2025 yılı ağustos ayında yıllık enflasyonu %65,49, aylık enflasyonu ise %3,23 olarak açıkladı. İstanbul Ticaret Odası (İTO) ise İstanbul için perakende fiyat endeksine göre enflasyonu yıllık %40,83 aylık ise %2,6 olarak hesapladı.Böylece, aynı ay için üç farklı enflasyon oranı ortaya çıktı:TÜİK TÜFE (resmî): %32,95İstanbul enflasyonu (İTO): %40,80ENAG enflasyonu: %65,49Aradaki farklar, halkın “hissedilen enflasyon” ile resmî açıklamalar arasında neden mesafe olduğunu açık biçimde gösteriyor.Halkın En Çok Kullandığı Harcama KalemleriTÜFE verileri içerisinde toplumun en fazla harcama yaptığı ana gruplar dikkat çekiyor. Ağustos 2025 itibarıyla bazı temel gruplardaki yıllık artışlar şöyle:Gıda ve alkolsüz içecekler: %33,28Konut (kira, elektrik, su, doğalgaz): %53,27Sağlık: %36,59Ulaştırma: %24,86Eğitim: %60,91Bu beş temel harcama kaleminin ortalaması alındığında, halkın gündelik yaşamında karşı karşıya kaldığı enflasyon oranı yaklaşık %41,78 seviyesinde gerçekleşiyor. Bu oran, TÜİK’in genel yıllık enflasyon oranı (%32,95) ile yakın ama özellikle konut kalemindeki %53’lük artış, toplumun en fazla hissedilen yükünü oluşturuyor. Kiralar ve enerji maliyetleri hane bütçesini zorlayan en önemli kalem olarak öne çıkıyor.Yılbaşından Bu Yana ve 12 Aylık Ortalama GörünümYılbaşından bu yana (Ocak–Ağustos 2025) TÜFE artışı: %21,50Son 12 aylık ortalama artış (yıllıklandırılmış ortalama enflasyon): %39,62Bu veriler, 2025 yılının ilk sekiz ayında fiyatların beşte bir oranında arttığını, yıllık ortalama bazda ise %40’a yakın bir enflasyonun kalıcı hale geldiğini gösteriyor. Yani tek bir ayın şoku değil, yapışkan bir fiyat artışıyla karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor.Özellikle yılbaşından bu yana %21,5’lik artış, memur ve işçi maaşlarının ara dönemlerde yapılan zamlarına rağmen alım gücünü zayıflatıyor. Çünkü gelir artışları genellikle geriden geliyor ve fiyatlardaki hızla uyum sağlayamıyor.Resmî TÜFE ile ENAG ve İstanbul Enflasyonu Arasındaki FarkFarklı enflasyon göstergeleri arasında dikkat çekici bir uçurum bulunuyor:TÜİK %33 yıllık artış açıklarken,İstanbul %40,83 ile çok daha yüksek bir oranı işaret ediyor,ENAG ise %65,49 “fiyatların son bir yılda ikiye katlandığını” ortaya koyuyor.Bu farklılık, ölçüm yöntemlerinden, kapsama alanlarından ve ağırlıklandırmalardan kaynaklansa da vatandaşın pazarda, markette ya da kirada hissettiği fiyat artışlarının TÜİK’in açıkladığı oranların ötesinde olduğunu düşündürüyor.Örneğin, İstanbul özelinde kira artışlarının %100’e yaklaşan seviyelere çıkması, markette temel ürünlerdeki çift haneli artışların sürmesi ve ulaştırma maliyetlerindeki dalgalanmalar, “hissedilen enflasyonu” resmî oranların üzerinde bir noktaya taşıyor.Enflasyonun Toplumsal ve Ekonomik EtkileriKonut Krizi DerinleşiyorKonut kaleminde %53’ü aşan yıllık artış, barınma krizini daha görünür hale getiriyor. Özellikle büyükşehirlerde kira artışlarının kontrol altına alınamaması, dar gelirli hanelerin bütçelerini en çok zorlayan başlık. Enerji ve su gibi faturaların da yükselmesiyle birlikte konut harcamaları, hane gelirinin yarısına yaklaşıyor.Gıda Harcamaları Temel SorunGıda ve alkolsüz içeceklerdeki %33 artış, geniş kesimler için doğrudan yoksullaşma anlamına geliyor. Çünkü gıda harcamaları özellikle düşük ve orta gelir gruplarında bütçenin en büyük kısmını oluşturuyor. Bu kalemdeki her artış, gelir dağılımındaki eşitsizlikleri daha da keskinleştiriyor.Ulaştırma ve Eğitimdeki ArtışlarUlaştırmadaki %24,86’lık artış, akaryakıt fiyatları ve toplu taşıma zamlarıyla doğrudan bağlantılı. Eğitimde %60,91’lik artış ise okul masrafları, servis ücretleri ve kırtasiye fiyatlarındaki…
TÜRKİYE EKONOMİSİ YILIK İKİNCİ ÇEYREĞİNDE %4,8 BÜYÜDÜ
Türkiye ekonomisi, 2025 yılının Nisan–Haziran dönemini kapsayan ikinci çeyreğinde güçlü bir büyüme performansı sergiledi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH), bir önceki yılın aynı dönemine göre %4,8 artış kaydetti. İlk bakışta bu rakam, küresel ekonomide belirsizliklerin arttığı, enerji fiyatlarının dalgalandığı ve ticaret savaşlarının yeniden alevlendiği bir ortamda oldukça dikkat çekici görünüyor. Ancak büyüme rakamını yalnızca yüzeysel bir şekilde okumak yanıltıcı olabilir. Çünkü büyümenin sektörel dağılımı, iç ve dış talebin farklı yönleri, gelirlerin bölüşümü ve yatırımların niteliği Türkiye ekonomisinin geleceğine dair önemli ipuçları veriyor. Üretim Cephesinde Canlanan Sektörler Üretim tarafına bakıldığında en çarpıcı gelişme inşaat sektöründe yaşandı. Yıllık bazda %10,9’luk artış, Türkiye’nin hâlâ yatırımlarını büyük ölçüde beton ve altyapı üzerinden şekillendirdiğini gösteriyor. Kentsel dönüşüm projeleri, kamu destekli yatırımlar ve özel sektörün konut talebine verdiği yanıt, bu artışın temel dinamikleri arasında. Fakat inşaatın böylesine yüksek tempolu büyümesi, ekonominin yapısal çeşitlenmesini sağlayacak sanayi ve teknoloji yatırımlarını gölgede bırakabilir. Öte yandan, bilgi ve iletişim faaliyetlerindeki %7,1’lik artış ekonomide dijital dönüşümün giderek güçlendiğine işaret ediyor. Bu oran, geleceğin ekonomisinde daha sürdürülebilir ve yüksek katma değerli büyümenin mümkün olduğunu gösteren umut verici bir tablo sunuyor. Sanayi sektörü %6,1 ile sağlam bir performans sergilerken, ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetlerindeki %5,6’lık artış turizm sezonunun etkisini yansıtıyor. Özellikle yaz aylarında Türkiye’nin turizm gelirlerinde kaydettiği artış, hizmet sektörünü yeniden lokomotif konuma taşıdı. Bununla birlikte, tarım sektöründe %3,5’lik küçülme dikkat çekiyor. Kuraklık, girdi maliyetlerinin yüksekliği ve iklim değişikliğinin yarattığı belirsizlikler tarımı zorlayan temel etkenler. Kamu yönetimi, eğitim ve sağlık gibi sosyal hizmetlerdeki %1,2’lik daralma da kamu harcamalarının görece kısıtlandığını gösteriyor. Harcama Tarafı: Tüketim ve Yatırımlar Harcama tarafında tablo biraz daha netleşiyor. Hane halkı tüketimi %5,1 arttı. Enflasyon baskılarına rağmen vatandaşların tüketim eğilimini sürdürmesi, büyümenin ana motorunun yine iç talep olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu durum, yüksek enflasyon koşullarında harcamaların geleceğe dair kaygılarla öne çekildiği anlamına da gelebilir. Kamu harcamaları %5,2 azalırken yatırımlar %8,8 arttı. Yatırım artışı olumlu bir işaret olmakla birlikte, yatırımların kompozisyonu belirleyici önemde. Eğer artış ağırlıklı olarak inşaat yatırımlarından kaynaklanıyorsa uzun vadeli büyüme için beklenen verimlilik kazanımları sınırlı kalabilir. Buna karşılık, makine-teçhizat ve teknoloji yatırımlarının artışı Türkiye’nin üretim kapasitesini güçlendirecek daha sağlıklı bir büyüme zemini oluşturur. Dış ticaret tarafında ise ihracat %1,7 artarken ithalat %8,8 yükseldi. Bu dengesizlik, büyümenin önemli bir zayıf noktasını oluşturuyor. Yüksek ithalat artışı, iç talep canlılığının daha çok dışarıya bağımlı bir şekilde karşılandığını ve cari açığın büyüme sürecinde yeniden risk unsuru haline gelebileceğini gösteriyor. Gelir Dağılımında Dengeler Gelir yöntemiyle bakıldığında işgücü ödemeleri %42 arttı. Ancak Gayrisafi Katma Değer içerisindeki payı %38,8’den %38,4’e geriledi. Bu durum, çalışanların nominal gelirlerinde artış olsa da büyümeden aldıkları payın azaldığını ortaya koyuyor. Öte yandan işletme kârları %46,3 yükseldi ve toplam gelir içindeki payı %40,2’ye çıktı. Yani, ekonomi büyürken pastanın daha büyük dilimi işletmelerin kârına gidiyor. Çalışanların büyümeden aldığı pay sınırlı kaldığı sürece gelir dağılımındaki adaletsizlikler derinleşebilir. Bu da toplumsal refahın sürdürülebilirliği açısından dikkat edilmesi gereken bir husus. Cari Fiyatlarla Görünüm 2025’in ikinci çeyreğinde GSYH, cari fiyatlarla 14,6 trilyon TL’ye ulaştı. Dolar bazında büyüklük 377,6 milyar dolar oldu. Cari fiyatlarla %43,7’lik artış, yüksek enflasyonun ekonomik büyüklükleri şişirdiğini gösteriyor. Yani reel büyüme ile nominal büyüme arasındaki makas oldukça geniş. Genel Değerlendirme: Sürdürülebilir mi? Türkiye ekonomisi 2025’in ikinci çeyreğinde güçlü bir büyüme sergilese de bu büyümenin sürdürülebilirliği tartışmalı.…
BÜTÇE AÇIĞININ AZALTILMASI
Kamu Maliyesinde Açıkların ÖnemiDevlet bütçesi, bir ülkenin mali disiplinini, ekonomik önceliklerini ve toplumsal refah anlayışını en doğrudan yansıtan göstergelerden biridir. Bütçe açığı ise devletin gelirleri ile giderleri arasındaki farkı ifade eder. Gelirlerin giderleri karşılayamadığı durumda ortaya çıkan bu açık, yalnızca kamu maliyesinin değil, aynı zamanda tüm ekonominin sağlığı üzerinde belirleyici bir rol oynar. Çünkü bütçe açığı arttığında, devlet daha fazla borçlanmaya yönelir, faiz yükü yükselir ve uzun vadede ekonomik büyüme üzerinde baskılar oluşur. Gelişmekte olan ülkelerde bütçe açıklarının temel nedenleri arasında yüksek kamu harcamaları, vergi gelirlerindeki yetersizlik, ekonomik krizlerin yarattığı gelir kayıpları ve mali disiplin eksiklikleri sayılabilir. Türkiye’de de zaman zaman bütçe dengelerinin bozulduğu, özellikle ekonomik dalgalanma dönemlerinde gelir-gider dengesinin kamu harcamaları lehine açıldığı görülmektedir. Bu durumun uzun vadede sürdürülebilir olmadığı, ekonomide güven sorunları yarattığı bilinen bir gerçektir.Açıkların Azaltılmasında Temel StratejilerBütçe açığının azaltılması yalnızca rakamsal bir iyileştirme çabası değildir; aynı zamanda ekonomik istikrarın, toplumsal güvenin ve mali disiplinin korunması için stratejik bir zorunluluktur. Bu noktada birkaç temel strateji ön plana çıkmaktadır:
BORÇLARIN ÇEŞİTLENDİRİLMESİ
Günümüz ekonomilerinde borçlanma, yalnızca bireyler için değil; devletler, şirketler ve hatta yerel yönetimler için kaçınılmaz bir finansman aracı haline gelmiştir. Ancak borcun yalnızca miktarı değil, yapısı ve çeşitlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Zira tek tip borçlanma, kriz dönemlerinde ciddi kırılganlık yaratırken, borçların farklı kaynaklara, vadeye ve para birimine yayılması, riskleri azaltarak sürdürülebilirliği güçlendirmektedir.Borçlanmanın KaçınılmazlığıBorç, ekonomik yaşamın doğal bir parçasıdır. Hane halkı için borç, konut ve eğitim gibi büyük yatırımları mümkün kılar. Şirketler açısından borç, üretim kapasitesini artırmak ve yeni pazarlara açılmak için gerekli sermayeyi sağlar. Devletler için ise borçlanma, altyapı yatırımlarından sosyal harcamalara kadar pek çok alanda finansman kaynağıdır. Ancak her borçlanma biçimi aynı derecede güvenli değildir. Örneğin kısa vadeli, yüksek faizli ve tek para birimine dayalı borçlanmalar, en ufak ekonomik dalgalanmada ciddi ödeme krizlerine yol açabilir. İşte bu noktada “borçların çeşitlendirilmesi” kavramı devreye giriyor.Çeşitlendirme Ne Anlama Geliyor?Borçların çeşitlendirilmesi, borçlanmanın farklı türlerde, vadelerde ve araçlarla gerçekleştirilmesidir. Tıpkı yatırımcıların portföylerini çeşitlendirmesi gibi, borçlular da riskleri azaltmak için çeşitli finansman kaynaklarını kullanabilirler. Bu çeşitlendirme birkaç boyutta incelenebilir:Vade Çeşitlendirmesi: Kısa, orta ve uzun vadeli borçların dengeli dağılımı, ödemelerin yoğunlaştığı dönemlerde nakit sıkışıklığını önler.Para Birimi Çeşitlendirmesi: Sadece döviz cinsinden borçlanmak, kur dalgalanmalarında büyük zarar doğurur. Yerli para ile borçlanma, bu riski dengeleyebilir.Kaynak Çeşitlendirmesi: Banka kredileri, tahvil ihracı, uluslararası finans kuruluşları ve sermaye piyasaları gibi farklı kanallardan borçlanma, bağımlılığı azaltır.Faiz Yapısı Çeşitlendirmesi: Sabit faizli ve değişken faizli borçların birlikte kullanılması hem yükselen hem de düşen faiz ortamlarında denge sağlar. Devletler İçin ÇeşitlendirmeGelişmekte olan ülkelerin borç krizleri incelendiğinde, çoğunun ortak bir hatası öne çıkar: Tek tip borçlanmaya aşırı bağımlılık. 1990’larda Latin Amerika ülkelerinin, 2000’lerin başında Türkiye’nin ve son yıllarda bazı Afrika ülkelerinin yaşadığı borç krizleri, çoğunlukla kısa vadeli döviz borçlarının aşırı yükselmesinden kaynaklandı.Oysa başarılı örneklerde borç çeşitlendirmesinin kritik rol oynadığı görülüyor. Örneğin Güney Kore, Asya Krizi’nden sonra borç yapısını hem vadeler hem de kaynaklar açısından çeşitlendirerek ekonomik dayanıklılığını artırdı. Benzer şekilde Avrupa Birliği üyesi ülkeler, tahvil piyasalarını güçlendirerek dış şoklara daha dirençli hale geldi.Türkiye açısından bakıldığında da son yıllarda Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın iç borçlanmada uzun vadeli tahvillere yönelmesi, döviz cinsinden borçlanmayı sınırlamaya çalışması bu stratejinin bir yansımasıdır.Şirketler İçin ÇeşitlendirmeŞirketler açısından borç çeşitlendirmesi, sürdürülebilir büyümenin anahtarıdır. Sadece kısa vadeli banka kredilerine dayanan bir yapı, piyasalardaki en küçük dalgalanmada şirketi krize sürükleyebilir. Oysa uzun vadeli tahvil ihracı, uluslararası finansman kaynaklarının kullanımı veya leasing gibi farklı araçların devreye sokulması, şirketin likidite yönetimini kolaylaştırır.Ayrıca para birimi çeşitlendirmesi de önemlidir. Döviz geliri olmayan bir firmanın yüksek miktarda döviz kredisi kullanması, kur şoklarında ciddi zararlara yol açabilir. Bu nedenle şirketlerin gelir yapısına uygun borçlanma araçları seçmesi, çeşitlendirme stratejisinin bir parçasıdır.Hane halkı İçin ÇeşitlendirmeBireyler için de borç çeşitlendirmesi önemli bir mali disiplindir. Tüm borçlarını kısa vadeli tüketici kredilerinden sağlamak yerine, uzun vadeli ve sabit faizli konut kredisi, eğitim kredisi veya uygun faizli kamu destekli kredilerle dengeli bir yapı oluşturmak mümkündür. Aynı zamanda bireylerin kredi kartı borçlarını uzun vadeli düşük faizli kredilerle dengelemesi de çeşitlendirme mantığının bir yansımasıdır.Risk Azaltma ve DayanıklılıkBorçların çeşitlendirilmesi yalnızca ödeme gücünü artırmakla kalmaz; aynı zamanda ekonomik dalgalanmalara karşı dayanıklılığı da yükseltir. Küresel faizlerin yükseldiği dönemlerde sabit faizli borçlar avantaj sağlarken, faizlerin düştüğü dönemlerde değişken faizli borçlar maliyeti azaltabilir. Benzer şekilde kur şoklarında yerli para borçlar güvenlik ağı oluşturur.Sonuç: Sağlam Finansmanın AnahtarıEkonomik istikrar yalnızca borç miktarıyla değil, borcun niteliğiyle de ilgilidir.…
Sırbistan-Azerbaycan Ticaret Misyonu: Yeni Ufuklar, Yeni Fırsatlar
Son yıllarda dünya ticaret sahnesinde küçük ama etkili hamleler büyük fark yaratıyor. İşte bu bağlamda, Sırbistan ile Azerbaycan arasındaki ticaret ilişkileri, sadece iki ülkenin ekonomisi için değil, bölgesel ticaret dengeleri için de önemli bir mihenk taşı haline geldi. Sırbistan, Balkanlar’ın yükselen ekonomisi olarak dikkat çekiyor. Tarım, otomotiv yan sanayi ve enerji sektörlerindeki üretim kapasitesi, onu bölgesel bir tedarik merkezi yapıyor. Öte yandan Azerbaycan, petrol ve gaz başta olmak üzere enerji zengini bir ülke olarak ihracat potansiyeli yüksek bir aktör. Bu iki ülke arasındaki ticaret misyonu, sadece ürün alışverişi değil, stratejik işbirliği ve lojistik bağlantıların geliştirilmesini de kapsıyor. Ticaret misyonları, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler için kapıları açıyor. Sırp şirketleri Azerbaycan’ın enerji ve hammadde alanındaki fırsatlarını yakından tanırken, Azerbaycanlı firmalar Sırbistan’ın tarım ürünleri, otomotiv ve teknoloji ürünleri pazarına adım atabiliyor. Bu süreçte devlet destekleri, fuar organizasyonları ve iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler kritik bir rol oynuyor. Bir başka önemli konu ise lojistik ve ulaşım koridorları. Bakü-Tiflis-Kars demiryolu ve Karadeniz üzerinden sağlanan nakliye hatları, iki ülke arasındaki ticaret hacmini artırabilecek potansiyele sahip. Sırbistan, Orta Avrupa’ya açılan kapı, Azerbaycan ise Hazar ve Orta Asya ile Avrupa arasında köprü rolü üstleniyor. Bu sinerji, sadece iki ülkenin değil, tüm bölgenin ekonomik hareketliliğini artırabilir. Elbette, her işbirliği gibi bu süreçte de zorluklar var. Gümrük prosedürleri, standart farklılıkları ve finansal engeller, küçük firmalar için başlangıçta handikap oluşturabiliyor. Ancak ticaret misyonlarının asıl amacı, bu engelleri yerinde görmek, çözüm önerileri geliştirmek ve iki tarafın iş dünyası için güvenli bir köprü kurmak. Sırbistan-Azerbaycan ticaret misyonu, diplomasi ve ekonomi arasındaki ince dengeyi başarıyla yansıtan bir örnek. Bu girişim, sadece ticaret hacmini artırmakla kalmıyor; iki ülke arasında kültürel ve ekonomik bir anlayış köprüsü inşa ediyor. Üstelik küçük işletmelerin büyük pazarlara adım atmasını kolaylaştırıyor ve bölgesel işbirliği için ilham verici bir model sunuyor. Ticaret, rakamların ötesinde bir vizyon meselesidir. Sırbistan ile Azerbaycan arasındaki bu misyon, doğru okunduğunda, Türkiye ve bölge ülkeleri için de bir ders niteliğinde: İşbirliği, lojistik ve strateji bir araya geldiğinde, küçük adımlar bile büyük ekonomik sonuçlar doğurabilir.
TÜRKİYE’NİN EĞİTİM İHRACATI
Eğitim ihracatı, bir ülkenin eğitim hizmetlerinin, öğrencilerin, öğretim elemanlarının ve eğitim materyallerinin başka ülkelere sağlanması ve bu hizmetlerden elde edilen gelirlerle ilgili bir kavramdır. Eğitim ihracatının temel amacı, bir ülkenin eğitim sisteminin uluslararası alanda tanıtılması, öğrenciler ve öğretim elemanları arasında kültürel ve akademik etkileşimin arttırılması ve bu sektörden ekonomik gelir sağlanmasıdır. Eğitim ihracatına, üniversite öğrencilerinin yurtdışında eğitim alması, eğitim turizmi, dil okulları, online eğitim platformları, öğretim programları ve öğretim elemanlarının yabancı ülkelerde görev alması gibi pek çok farklı alan dahildir.Türkiye’nin Eğitim İhracatı: Gelişen Bir SektörTürkiye’nin eğitim ihracatı, son yıllarda küresel eğitim piyasasında önemli bir yer edinmeye başlamıştır. Ülke, sunduğu kaliteli eğitim imkanları, uluslararasılaşan üniversiteleri ve öğrencilere sunduğu cazip burs olanaklarıyla eğitim sektöründe önemli bir oyuncu haline gelmiştir. Türk eğitim kurumları, başta Orta Doğu, Asya, Afrika ve Avrupa olmak üzere birçok farklı bölgeden öğrenci çekmekte ve Türkiye’yi eğitim almak için tercih edilen bir merkez haline getirmektedir.
Temmuz 2025 Kredi Kartı Kullanımı
Türkiye ekonomisinin nabzını tutan en önemli göstergelerden biri hiç şüphesiz kredi kartı kullanımı. Temmuz 2025 verileri, bu alanda adeta yeni bir rekoru işaret ediyor. Bankalararası Kart Merkezi’nin açıkladığı rakamlara göre yalnızca bir ay içinde kredi kartıyla yapılan alışverişlerin toplam hacmi 1,2 trilyon TL’ye ulaştı. Geçen yılın aynı ayında bu tutar 740 milyar TL idi. Yani tüketici, sadece bir yılda neredeyse iki katına yakın daha fazla kart kullanmaya yöneldi. Bu artış sadece teknik bir veri değil; vatandaşın içinde bulunduğu ekonomik şartların, harcama psikolojisinin ve alışveriş alışkanlıklarının da güçlü bir göstergesi. Çünkü kart, artık sadece bir ödeme aracı değil; adeta günlük yaşamı sürdürmenin en kritik dayanağı haline gelmiş durumda. Neden Bu Kadar Artış Oldu? Kredi kartı kullanımındaki yükselişin ilk nedeni elbette ki enflasyon. Vatandaş, maaşıyla ayı çıkarmakta zorlanıyor. Nakit ödeme yerine, taksit seçeneğini tercih ederek ödemelerini zamana yaymak istiyor. Bugün bir market alışverişi bile taksitlendirilir hale gelmişken, beyaz eşyadan elektronik eşyaya, tatilden giyime kadar neredeyse tüm harcamalarda kart kullanımı zorunluluk halini aldı. Bir diğer neden ise dijitalleşme. Temassız ödeme, mobil bankacılık, QR ile ödeme gibi kolaylıklar sayesinde kartla harcama yapmak her zamankinden daha pratik hale geldi. Eskiden yalnızca büyük alışverişlerde kart kullanılırken, artık en küçük bakkal ya da kahve zincirinde bile 50-100 liralık harcamalar kart üzerinden yapılıyor. Ayrıca genç kuşakların alışkanlıkları da bu artışı besliyor. Gençler, kredi kartını yalnızca bir ödeme aracı olarak değil, aynı zamanda puan, kampanya ve avantaj sağlayan bir finansal araç olarak görüyor. Bankaların sunduğu taksit imkanları, hediye çeki kampanyaları ya da nakit iade fırsatları, tüketiciyi kart kullanımına yönelten cazip unsurlar haline geldi. Temmuz 2025 Tablosu: Kart Her Alanda Başrolde Temmuz ayında kredi kartıyla yapılan harcamaların en büyük payını market ve gıda alışverişleri aldı. Bu tablo, temel ihtiyaçların dahi artık kart üzerinden karşılandığını açıkça gösteriyor. İkinci sırada akaryakıt yer aldı. Artan benzin ve motorin fiyatları karşısında tüketici, tek seferde yüksek nakit çıkışı yapmak yerine kredi kartına yöneliyor. Yaz aylarının etkisiyle turizm harcamaları da dikkat çekti. Uçak biletleri, otel rezervasyonları ve tatil harcamalarının neredeyse tamamı kredi kartı üzerinden gerçekleşti. Taksitli alışverişlerde ise elektronik ürünler başı çekiyor. Örneğin akıllı telefon alımlarında ödemelerin yüzde 85’i kartla yapıldı. Bankaların özel kampanyaları, tüketiciyi peşin fiyatına taksitli alışverişe yönlendirdi. Ekonomi İçin İki Uçlu Bir Bıçak Kredi kartı kullanımındaki artışın ülke ekonomisine iki farklı yansıması var. Olumlu tarafı şu: Kartlı harcamalar kayıt dışılığı azaltıyor. Her işlem sistemde görünür hale geliyor ve bu da devletin vergi gelirlerini artırıyor. Ayrıca dijitalleşen ekonomi, ödeme sistemlerinde verimlilik sağlıyor. Olumsuz tarafı ise daha ağır. Temmuz 2025 itibarıyla bireysel kredi kartı borç bakiyesi 950 milyar TL’ye çıktı. Bunun yaklaşık 180 milyar TL’si ise yapılandırmaya girmiş durumda. Yani her beş kart kullanıcısından biri, borcunu düzenli ödeyemiyor ve borç sarmalına giriyor. Bu tablo, ilerleyen dönemde bankacılık sektörü için ciddi bir risk sinyali veriyor. Önümüzdeki Dönem: Daha Fazla Kart, Daha Fazla Borç? Ekonomistler, önümüzdeki aylarda kredi kartı kullanımının daha da artacağı görüşünde. Enflasyonun kalıcı şekilde düşürülememesi, vatandaşın nakit harcama yerine borçlanarak harcama yapma eğilimini güçlendirecek. Hükümetin ve BDDK’nın bu süreçte atacağı adımlar kritik önem taşıyor. Taksit sınırlamaları, faiz oranı düzenlemeleri veya borç yapılandırma kampanyaları yeniden gündeme gelebilir. Diğer yandan bankaların sunduğu yeni finansal teknolojiler –örneğin dijital kart, harcama kontrol araçları, anlık limit artışları– kart kullanımını daha da cazip hale getirecek. Yani tüketicinin kartla alışveriş yapması her…
EKONOMİDE TOPLUMSAL MUTABAKAT
Ekonomilerin sağlıklı işleyişinde sadece üretim, tüketim ya da finansal göstergeler değil; aynı zamanda toplumun bütün kesimlerinin bir araya gelerek oluşturduğu uzlaşma kültürü de kritik bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, “toplumsal mutabakat” kavramı, ekonomik kararların ve politikaların geniş bir toplumsal zemin üzerinde kabul görmesini ifade eder. Başka bir deyişle, ekonomide atılan adımların sadece hükümetlerin değil; işverenlerin, sendikaların, sivil toplumun, akademinin ve vatandaşların ortak paydada buluştuğu bir zeminde şekillenmesi anlamına gelir. Günümüzün küresel ölçekte karmaşıklaşan ekonomik yapısı, krizlere karşı dayanıklılık ve istikrar arayışını daha da öne çıkarıyor. Bu noktada, toplumsal mutabakat, yalnızca ekonomik kararların meşruiyetini artırmakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal barışı ve güveni de besler. Özellikle gelir dağılımı, vergi politikaları, ücretlerin belirlenmesi ve sosyal güvenlik düzenlemeleri gibi toplumu doğrudan etkileyen alanlarda mutabakatın varlığı, ekonomik başarıyı destekleyen görünmez bir güç haline gelir. Toplumsal Mutabakatın Ekonomideki Önemi Ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir; arkasında insanların beklentileri, kaygıları ve talepleri vardır. Eğer ekonomik politikalar toplumun geniş kesimlerince desteklenmiyorsa, bu politikaların uygulanabilirliği de sınırlı kalır. Örneğin, sıkı mali disiplin dönemlerinde toplumun fedakârlık yapması beklenirken, bunun karşılığında uzun vadeli refahın sağlanacağına dair güven verilmelidir. İşte bu güven, toplumsal mutabakat sayesinde inşa edilir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, farklı sosyal sınıflar arasındaki çıkar çatışmaları daha belirgin olabilir. İşçi ücretleri, işveren maliyetleri, devletin vergi politikaları ve yatırımcıların beklentileri çoğu zaman aynı doğrultuda ilerlemez. Burada önemli olan, “kazan-kazan” anlayışını ön plana çıkaran bir ortak akıl üretmektir. Mutabakat kültürü, tarafların birbirine taviz vermesi değil, sürdürülebilir bir büyüme ve adil bir paylaşım için ortak noktada buluşmasıdır. Tarihten ve Dünyadan Örnekler Toplumsal mutabakatın ekonomik başarılara etkisi, tarihte birçok örnekte karşımıza çıkmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da sosyal devletin inşası, farklı sınıflar arasındaki büyük uzlaşının ürünüdür. İşçi hareketleri, işverenler ve devlet arasında kurulan diyalog, refah devletinin temel taşlarını oluşturmuş, uzun süreli ekonomik büyümeye zemin hazırlamıştır. Benzer şekilde, İskandinav ülkeleri de ekonomilerini “sosyal diyalog” üzerine kurarak hem yüksek yaşam standartlarını hem de güçlü rekabetçi sanayiyi aynı anda geliştirebilmiştir. Bu ülkelerde sendikalar, işveren örgütleri ve devlet arasındaki üçlü mekanizmalar, toplumsal mutabakatın kurumsallaşmış bir biçimini sunmaktadır. Türkiye açısından bakıldığında, 1980 sonrası dönemde uygulanan ekonomik liberalizasyon politikaları, toplumsal mutabakatın sınırlı olduğu bir süreçti. Özellikle gelir dağılımı dengesizlikleri ve enflasyonist baskılar, toplumda belli kesimlerin politikaları desteklememesine neden oldu. Ancak 2000’li yıllarda gerçekleştirilen yapısal reformların görece başarısında, geniş toplumsal kesimlerin reform sürecine ikna edilmesinin payı büyüktü. Günümüzde Mutabakatın Gerekliliği Küresel ölçekte artan belirsizlikler – iklim krizi, enerji arz güvenliği, dijitalleşme, pandemiler ve jeopolitik riskler – ekonomide daha dayanıklı bir yapıya ihtiyaç doğuruyor. Bu dayanıklılık, yalnızca makroekonomik göstergelerin gücüyle değil, aynı zamanda toplumun bir arada hareket etme kapasitesiyle sağlanabilir. Türkiye’de özellikle enflasyon, işsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve genç işsizliği gibi sorunlar, farklı kesimlerin beklentilerini ortaklaştırmayı zorlaştırıyor. Ancak burada mutabakatın gerekliliği daha da artıyor. Çünkü toplumun her kesiminin güven duyduğu bir ekonomik yönelim, yatırımcı için istikrar, işçi için adil ücret, işveren için öngörülebilir maliyet, devlet içinse kalıcı bir vergi tabanı anlamına gelir. Mutabakatın Zorlukları ve Yol Haritası Elbette toplumsal mutabakat kolay inşa edilen bir süreç değildir. Öncelikle güçlü bir diyalog mekanizmasının varlığı gerekir. Devletin şeffaf politikalar yürütmesi, iş dünyasının sadece kârı değil, toplumsal faydayı da gözetmesi, sendikaların yapıcı bir rol üstlenmesi ve akademinin katkı sağlaması gerekir. Türkiye’de bu alanlarda eksiklikler bulunsa da özellikle ekonomik kriz dönemlerinde ortak akıl ihtiyacı kendini daha çok hissettirir. Krizler,…
AĞUSTOS 2025 AÇLIK VE YOKSULLUK SINIRI
Türkiye’de çalışan kesimin yaşam koşullarını gözler önüne seren TÜRK-İş’in her ay düzenli olarak yayımladığı “Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması”, Ağustos 2025 sonuçlarıyla bir kez daha toplumun gündemine oturdu. Açıklanan rakamlar, hanelerin artan enflasyon ve gıda fiyatları karşısında ayakta kalma mücadelesini rakamlarla ortaya koydu. Buna göre, dört kişilik bir ailenin “açlık sınırı” 27 bin 111 liraya, “yoksulluk sınırı” ise 88 bin 310 liraya yükseldi. Bekâr bir çalışanın yaşama maliyeti ise 34 bin 981 liraya ulaştı.Bu veriler, Türkiye’de ortalama gelirin giderek yetersiz kaldığını, özellikle asgari ücret ve sabit gelirle geçinen milyonlarca ailenin yaşam standardının hızla düştüğünü gösteriyor.Açlık ve Yoksulluk Sınırı Neyi İfade Ediyor? Araştırmada kullanılan “açlık sınırı”, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken asgari gıda harcamasını gösteriyor. “Yoksulluk sınırı” ise gıda harcamalarının yanında barınma, giyim, ulaşım, eğitim, sağlık ve kültürel ihtiyaçlar gibi temel yaşam masraflarının toplamını kapsıyor.Bu rakamların yüksekliği, Türkiye’de bir ailenin insanca yaşayabilmesi için yalnızca gıda değil, bütün zorunlu harcamalar dikkate alındığında aylık yaklaşık 90 bin liraya ihtiyaç duyulduğunu gözler önüne seriyor.Gıda Fiyatlarındaki Yükseliş: Temel Ürünlerde Çarpıcı ArtışlarAğustos ayı raporunda öne çıkan en dikkat çekici unsur, gıda fiyatlarındaki artışların hız kesmeden devam etmesi oldu. TÜRK-İş’in saha araştırmasına göre:Süt ve süt ürünleri: Süt fiyatları yükselmeye devam etti. Yoğurt ve peynirde aylık %4 artış yaşandı.Et ürünleri: Dana etinde kayda değer bir düşüş olmadı. Tavuk etinin kilogram fiyatı ise %8 zamlandı. Balık fiyatları kültür ürünlerinde sabit kaldı.Baklagiller: Kuru fasulye, nohut, mercimek gibi ürünlerde fiyat artışları gözlendi. En yüksek artış %9 ile yeşil mercimekte görüldü.Temel tahıllar: Ankara’da 200 gram ekmeğin fiyatı %20 artışla 12,5 liradan 15 liraya çıktı. Pirinç %6 zamlandı, makarna ve bulgurda da artış kaydedildi.Yağ ürünleri: Ayçiçek yağı, tereyağı ve margarin yükselirken zeytinyağında kısmi bir düşüş oldu. Siyah zeytin pahalanırken yeşil zeytin ucuzladı.İçecekler ve yan ürünler: Çay fiyatı %8,5 artarken, ıhlamur %10 zamlandı. Salça fiyatları da ortalama %10 arttı.Kısacası, ailelerin en çok tükettiği ürünlerde artış sürerken, düşen ürün sayısı oldukça sınırlı kaldı.Aile Bütçesine Etkiler: Gelirler Erirken Giderler ArtıyorAnkara’da dört kişilik bir ailenin yalnızca gıda harcamaları bir ayda %2,64 artış gösterdi. Yıllık bazda değişim oranı %40,68, yıllık ortalama artış ise %41,46 oldu. Bu oranlar, ücret artışlarının özellikle gıda ve enerji gibi kalemlerdeki yükseliş karşısında yetersiz kaldığını gösteriyor.Özellikle dar gelirli kesimler, temel ihtiyaçlarını karşılamakta büyük zorluk yaşıyor. Artan ekmek, et, baklagil ve süt ürünleri fiyatları karşısında aileler, daha ucuz ve düşük besin değerine sahip ürünlere yönelmek zorunda kalıyor. Bu da hem sağlıklı beslenmeyi hem de yaşam kalitesini doğrudan olumsuz etkiliyor.Toplumsal Yansımalar: Orta Gelir Grubu da DaralıyorUzmanlara göre açlık sınırının 27 bin lirayı aşması, yalnızca dar gelirliler için değil, orta gelir grubundaki aileler için de ciddi bir uyarı niteliğinde. Zira, gelirler ile giderler arasındaki makas her geçen ay açılıyor. Bu tablo, orta gelir grubunun da hızla eridiğini, toplumun büyük kesiminin yoksulluk sınırına doğru itildiğini ortaya koyuyor.Ücretlilerin satın alma gücünün düşmesi, yalnızca bireysel refahı değil, genel ekonomik dengeyi de etkiliyor. Hane halkı tüketiminin azalması, piyasalarda durgunluk riskini artırıyor. Bu nedenle sosyal politikaların güçlendirilmesi, ücret artışlarının enflasyon oranlarıyla uyumlu hale getirilmesi ve özellikle gıda üretiminde maliyetleri düşürücü önlemler alınması kritik önem taşıyor.Geleceğe Yönelik BeklentilerEkonomistler, önümüzdeki aylarda gıda fiyatlarında belirgin bir gerileme beklemenin zor olduğunu vurguluyor. Tarımsal üretim maliyetlerindeki artış, lojistik giderler ve kur etkisi fiyatları yukarı yönlü baskılamaya devam ediyor. Bu eğilimin sürmesi halinde…
PRIVEXPO’ nun Seçkin, Uluslararası Özel Markalı Ürünler ve Fason Üretim Endüstrisi İş Ağına Katılın!
INDUSTRIA Fuarcılık ve Organizasyon tarafından 5-6 Kasım 2025’ de, The Green Park Hotel Merter (5*), İstanbul’ da, 2nci EURASIA edisyonu düzenlenecek olan, Türkiye’ nin İlk ve Tek; Uluslararası Özel Markalı Ürünler (PL) & Fason Üretim Endüstrisi B2B Görüşme, Seminer, Ticaret ve Networking Organizasyonu PRIVEXPO 2025 B2B EURASIA’ da Yurtiçi ve Yurtdışı Katılımcı (Exhibitor) firmalar tarafında; Gıda ve İçecek, Kozmetik Güzellik Kişisel Bakım Hijyen Temizlik, Tekstil Moda Giyim ve Aksesuar, Evcil Hayvan Ürünleri, Ev-Ofis İçi Tüketim Ürün Malzeme ve Gereçleri, Hammadde İçerik Ambalaj Etiket Tasarım Lisans Lojistik ve Tedarik sektörlerinden, birbirinden farklı ve çeşitli ürün gruplarından, azami olarak toplamda 45 Yerli ve Yabancı, Üretici ve Tedarikçi Katılımcı Firma bulunacaktır. Yurtiçi ve Yurtdışı Özel Ziyaretçiler (PRIV Visitor) tarafında ise; Mağaza/Perakende zincirleri, Süpermarket zincirleri, Sektörel Distribütörler ve Bayiler, FMCG İthalat&İhracat firmaları, Online Perakendeciler, Sourcing firmaları gibi ticaret hacimleri yüksek, özel markalarına yönelik ürün portföylerini üreticiler ile geliştirmek, çeşitlendirmek isteyen, aynı zamanda üreticilerin kendi markalı ürünleri ile de ticaret yapabilen firmalar olmak üzere 250 üzeri Yerli ve Yabancı, Özel Marka Sahibi Satın Almacı Ziyaretçi Firma bulunacaktır. Eş Zamanlı Aktiviteler; PRIV SEMINARS & PRIV TALKS Seminerler ve Röportajlar. KATILIMCI(EXHIBITOR); Özel Markalı Ürün (Private Label) & Fason Üretim, Üretici Firmalar, Ticaret ve Hizmet Tedarikçileri için Katılım Başvurusu: https://privexpo.com/katilim-basvurusu/ ZİYARETÇİ(PRIV VISITOR); Özel Marka Sahibi(Private Brand Owner) Satınalmacı Firmalar için Ziyaret Başvurusu: https://privexpo.com/ziyaretci-kayit/
LİBYA BİNGAZİ HÜKÜMETİ, HAFTER VE AKDENİZ BÖLGELERİ
Bingazi Hükümeti ve Hafter’in Güç BirliğiLibya’da 2011’de Kaddafi rejiminin devrilmesiyle başlayan siyasi parçalanma süreci, bugün hâlâ ülkenin kaderini belirleyen en temel sorunlardan biri. Ülke, doğu ve batı merkezli iki ana yönetim eksenine bölünmüş durumda. Bingazi merkezli hükümet, askeri lider Halife Hafter’in denetimindeki Libya Ulusal Ordusu (LUO) ile yakın iş birliği içerisinde hareket ediyor. Bu iş birliği, yalnızca iç savaş dengelerini değil, aynı zamanda Libya’nın enerji kaynaklarını, uluslararası diplomatik ilişkilerini ve Akdeniz’deki stratejik pozisyonunu doğrudan etkiliyor.Hafter’in 2014’ten itibaren doğuda yükselişe geçmesi ve Bingazi’yi merkez edinmesi, ülkenin doğusunu fiilen Batı’daki Trablus yönetiminden ayırdı. Hafter’in askeri disiplini ve sert otoriter tavrı, Bingazi hükümetinin kontrol alanında daha düzenli bir siyasi yapı oluşturmasına zemin hazırladı. Ancak bu durum, Libya’nın kalıcı bir siyasi istikrara kavuşmasını engelledi. Zira Trablus merkezli Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Bingazi’deki Hafter destekli yönetim, zaman zaman çatışma, zaman zaman da kırılgan ateşkeslerle varlıklarını sürdürdü.Bingazi hükümetinin Hafter’e olan bağımlılığı, özellikle askeri ve güvenlik alanında kendini gösteriyor. Hafter, elinde bulundurduğu milis gücü ve petrol hilali bölgesindeki kontrolüyle hükümetin hem ekonomik hem de siyasi meşruiyetinin temel dayanağı. Bu da aslında Bingazi hükümetinin bağımsız bir otorite olarak değil, büyük ölçüde Hafter’in nüfuz alanında işleyen bir yönetim olduğunu ortaya koyuyor.İç Politikadan Akdeniz’e Uzanan EtkilerBingazi hükümeti ile Hafter arasındaki ittifak, yalnızca Libya’nın doğusundaki güç dengeleriyle sınırlı kalmıyor. Bu birliktelik, Akdeniz’in doğusundaki jeopolitik hesapları doğrudan etkiliyor. Libya, Afrika’nın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip olmasının yanı sıra, Akdeniz’e uzun bir kıyı şeridiyle açılıyor. Bu nedenle hangi yönetimin Akdeniz’e hâkim olacağı, yalnızca Libya iç siyaseti için değil; Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri için de kritik bir mesele.Hafter’in doğudaki hâkimiyeti, Akdeniz’de deniz yetki alanları, enerji arama faaliyetleri ve göç rotaları üzerinde stratejik bir baskı unsuru yaratıyor. Bingazi hükümetiyle imzaladığı anlaşmalar ve verdiği askeri destek karşılığında Hafter, Doğu Akdeniz’deki enerji paylaşımında söz sahibi olmayı hedefliyor. Bu hedef, özellikle Yunanistan, Mısır ve Fransa gibi ülkeler tarafından destekleniyor. Buna karşılık, Türkiye ve İtalya gibi ülkeler daha çok Trablus merkezli hükümetle yakın ilişki kurarak Akdeniz’deki çıkarlarını güvence altına almaya çalışıyor. Bu ikili yapı, aslında Akdeniz’deki enerji rekabetini daha da keskinleştiriyor.Ayrıca, Bingazi hükümeti ile Hafter’in iş birliği, Avrupa’ya yönelik göç dalgalarının kontrolünde de belirleyici bir rol oynuyor. Libya kıyılarından Akdeniz’e açılan göçmen teknelerinin önlenmesi ya da yönlendirilmesi, Bingazi’deki askeri ve siyasi otoritenin elinde önemli bir koz haline gelmiş durumda. Avrupa ülkeleri, göç baskısını azaltmak için Hafter ve Bingazi yönetimiyle diyalog yolları arıyor.Anlaşmaların Stratejik BoyutuBingazi hükümeti ile Hafter arasındaki anlaşmalar, büyük ölçüde enerji ve güvenlik temelli. Petrol tesislerinin işletilmesi, enerji gelirlerinin paylaşımı ve yabancı şirketlerle yapılacak anlaşmalar, Bingazi yönetiminin ayakta kalabilmesi için kritik. Hafter’in kontrol ettiği bölgelerdeki petrol limanları, Akdeniz’e açılan en önemli kapılar arasında yer alıyor. Bu limanların kimin denetiminde olduğu, Libya’nın yanı sıra küresel enerji piyasaları için de önemli bir gösterge niteliği taşıyor.Son yıllarda Bingazi hükümeti ve Hafter, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel aktörlerden önemli destek aldı. Bu destekler sayesinde askeri kapasitesini artıran Hafter, Akdeniz’deki stratejik dengeleri de doğrudan etkilemeye başladı. Özellikle Doğu Akdeniz’deki doğal gaz rezervlerinin paylaşımı konusunda Mısır ile iş birliği, Hafter’in elini güçlendirdi. Bu durum, Türkiye’nin 2019’da Trablus hükümetiyle imzaladığı deniz yetki alanı anlaşmasıyla doğrudan çatışıyor. Dolayısıyla Bingazi hükümeti-Hafter ortaklığı, Akdeniz’deki enerji rekabetinin merkezinde yer alıyor.Akdeniz’de Yeni Jeopolitik DengelerLibya’nın doğusunda şekillenen bu siyasi-askeri yapı, Akdeniz’de yalnızca…

Ustalar.com sizleri Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul, fuarında sizleri bekliyor olacak !
SITE GLOBAL BAŞKANLIĞI’NA İLK KEZ BİR TÜRK SEÇİLDİ
Bakanlık harekete geçti: ‘İyileştiren Hastane’ tedavi süresini kısaltıyor
Sektörün buluşma noktası Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul 48. yılına hazırlanıyor
Çobantur Logistics, köklü mirasıyla geleceği adıyla yazıyor
482 Milyon Euro’luk Ticari Gücüyle Turizme Yön Veren EMITT, 2026’da Yeni Yerinde Kapılarını Açmaya Hazırlanıyor
Nelipide Gurme, Ordu Pidesi’ni İstanbulda buluşturuyor
Boltas, daha sürdürülebilir bir geleceğe “yeşil lojistik” ile adım atıyor
“Üretimin Süper Ligi” Taksim’de Buluştu
İnşaat alanında güçlü birliktelik ;
Entegre Tesis Yönetim Derneği Kuruluşunun 5. Yılını Sektör Toplantısıyla Kutladı
Chakra Hikâyenin Başladığı Yerde
Mplus Türkiye, yüzde 71 genç çalışan profiliyle müşteri deneyimini dönüştürüyor
AHLAKİ ASİMETRE
RİSKLERİN ÖNCELİKLENDİRİLMESİ
İNGİLTERE’DE YENİ VERGİ DÜZENLEMELERİ
TÜRKİYE’DE ENGELLİ HAKLARI
İNSAN EKONOMİ ÜRETİM
SERMAYENİN KALICILIĞI
İÇ TASARRUF ORANI
Avrasya’nın Kalbinde Lojistik Sektör Buluşması: logitrans 2025 BaşarıylaTamamlandı
İNSAN AKLININ YENİLİKÇİ GÜCÜ
GELİR TUZAĞI
ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU
DİJİTAL SERMAYE
ULUSAL YAPAY ZEKA TEKNOLOJİSİ
ELEKTRİKTE DESTEK UYGULAMASINDA YENİ DÖNEM
AB’DE KÜÇÜK KOLİ DÖNEMİ SONA ERİYOR
ÜCRET-FİYAT SARMALI
AVRUPA İSTATİSTİK SİSTEMİ
VERİYE DAYALI ANALİZ
YERLİ ÜRETİM KAPASİTESİNİN ARTIRLMASI
Geri Sayım Başladı: logitrans 2025, 19 Kasım’da Yenikapı’da Kapılarını Açıyor!
ETYD, Tesis Yönetiminde Kurumsal Standartları Yükseltiyor
DİJİTAL ALTYAPI YATIRIMLARI
Ekonominin Sesi : BÜYÜK SIFIRLAMA GİRİŞİMİ .
FİNANSAL REGÜLASYONLAR
BASEL KOMİTESİ
Şenpiliç, İTÜ’de Dijital Dönüşüm Yolculuğunu Gençlerle Paylaştı
UTİKAD’dan 200 Milyar Dolar Sektör Büyüklüğü Hedefiyle İki Stratejik Adım
TÜKİD, yurt dışı kaynaklı sahte ve güvensiz ürünlerle mücadeleye etkin destek veriyor
AVRUPA-AKDENİZ ORTAKLIĞI.
BÜYÜK SIFIRLAMA GİRİŞİMİ
ABD-Afrika ticaret anlaşması bitiyor: Türkiye için yeni fırsat
Bakan Şimşek rakamlarla açıkladı: İhracatçılara 53 milyar dolarlık finansman desteği!
TOKİ SON DAKİKA: 81 ile sosyal konut! İşte İstanbul dahil il il rakamlar
Yapay Zekâ Enerjiye Akıl Katıyor!
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GIDA VE TARIM ÖRGÜTÜ(FAO)
Mplus Türkiye, yapay zekâ ile müşteri deneyimi ve operasyonel verimliliğinde fark yaratıyor
CLOUD 34, SONBAHAR AKŞAMLARINA CANLI MÜZİKLE YENİ BİR RİTİM KATIYOR
Aktaşlar Lezzet Grubu, Anuga 2025’te geleneksel Türk lezzetlerini dünyaya tanıttı
ULUSLARARASI ENERJİ AJANSI
YENİLENEBİLİR ENERJİNİN YÜKSELİŞİ
Gayrimenkul Sektöründe Yeni Ufuklar: CCIM İstanbul’dan “Blue Friday” Etkinliği
EKONOMİDE ŞEFFAFLIK VE HESAP VERİLEBİLİRLİK
Gaziantep’te ‘Dijitalleşmede Yeni Fırsatlar’ Paneli: TÜYAFED ve Sektör Liderlerinden Önemli Mesajlar
TÜRKİYE – KAZAKİSTAN YATIRIMCILAR BULUŞMASI İVEDİK OSB VE TEKNOPARK ANKARA’DA GERÇEKLEŞECEK
ÇALIŞANLARDA İŞ TATMİNİ
%70 Teşvikli Suudi Arabistanda satış mağazası kiralama projesinde yerinizi ayırttın.
Artık yatırımlarınız USTALAR OF AI ile değer katıyor.
Ustalar e-katalogu hazırlandı.
Fuar standın ziyaretçi etkisi ;
5G’den ekonomiye 100 milyar dolarlık katkı bekleniyor: 1,5 milyon yeni istihdam sağlayacak
TDT ülkeleriyle 5 yılda 62,6 milyar dolarlık ticaret
Türkiye’nin otomobil tercihi değişiyor: Satılan her 10 araçtan 4’ü hibrit veya elektrikli
İstanbul’da kiralık sosyal konut projesinin detayları belli oldu! Şartları neler?
100 milyar dolarlık yol haritası
Aktaşlar Lezzet Grubu, Anuga 2025’te geleneksel Türk lezzetlerini dünyaya tanıtmaya hazırlanıyor
ÜRETİM FAKTÖRLERİNİN ANALİZİ
Feriye’de açık hava sineması ekim ayındaki gösterilecek La La Land filmiyle sona eriyor
EKONOMİDE SOSYAL MOBİLİTE
“Yapay Zekâ ve Otomasyon, Mühendisliğin Yeni Rotasını oluşturuyor!”
Geberit, suyun yönünü belirleyen en güncel teknolojileriyle ISK-SODEX’te sahne alacak
Türk markası Nishplas, Avrupa’ya açılıyor
NTB “Ticaret ve Networking Buluşması” Ankara Mamak’ta gerçekleşti
Dubai’de gayrimenkul projeleri şimdi daha da cazip ; 250.000 $ dan başlıyor.
Kazakistan Yatırım ve Ticaret Fırsatları Toplantısı İş Dünyasını Bir Araya Getirecek
AĞUSTOS 2025 TÜFE ORANLARI
BÜTÇE AÇIĞININ AZALTILMASI
Sırbistan-Azerbaycan Ticaret Misyonu: Yeni Ufuklar, Yeni Fırsatlar
TÜRKİYE’NİN EĞİTİM İHRACATI
Temmuz 2025 Kredi Kartı Kullanımı
EKONOMİDE TOPLUMSAL MUTABAKAT
AĞUSTOS 2025 AÇLIK VE YOKSULLUK SINIRI
PRIVEXPO’ nun Seçkin, Uluslararası Özel Markalı Ürünler ve Fason Üretim Endüstrisi İş Ağına Katılın!
LİBYA BİNGAZİ HÜKÜMETİ, HAFTER VE AKDENİZ BÖLGELERİ
EKONOMİDE TOPLUMSAL REFAH
KURAK YAZIN TARIM ÜRÜNLERİNE ETKİLERİ
Yapay Zekâ Destekli İnşaat Yönetimi: Projelerde Verimlilik, Karlılık ve Marka Gücü
Üretimde arkanızdaki güçlü destek ; Makineci TV sizlere kolaylık sağlıyor.
Bi’Navlun, Lojistikte Aklını kullanacak.
JoyTürk, yeni yaşını Zeynep Bastık ile kutladı!
Continental AllSeasonContact 2, Dört Mevsim Lastik Testinde Avrupa’nın Zirvesinde
ZAFER BAYRAMI COŞKUSU İSTANBUL CEVAHİR’DE
Lenovo, ilk çeyrekte gelirini %22 artırarak rekor seviyeye ulaştı
Türkiye’de Bir İlk: Muhafazakâr Cruise Gemisi ile Umre Seyahati Başlıyor
Planlı üretimin yıldızı Sözleşmeli Tarım hakkında herşey ;
EKONOMİDE DOT-COM BALONU
KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASININ EKONOMİ AÇISINDAN ÖNEMİ
BORSADA ALIM YAPARKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
BLOKZİNCİR Nedir ?
AKILLI TELEFONLARLA PAZAR FİYATLARININ YENİ YÜZÜ
ZENGEZUR KORİDORU
Simülasyon Tanımı ve İş Dünyasındaki Stratejik Önemi
SİBER GÜVENLİK
BULUT TEKNOLOJİSİ
Azerbaycan – Sırbistan İthalat-İhracat Ticaret Misyonu Başlıyor.
Piyasa ve Türleri
ULUSLARARASI KREDİ DERECELENDİRME KURULUŞLARININ ÖNEMİ VE ÜLKEMİZE VERDİĞİ NOTLAR
2025 Haziran Konut Satış İstatistikleri
TRUMP-PUTİN GÖRÜŞMESİ VE TÜRKİYE’YE OLASI ETKİLERİ
TÜRKİYE’DE YATIRIM ARAÇLARI
TÜRKİYE’DE İNŞAAT MALZEMESİ SANAYİSİ
TÜRKİYE’DE DEMİR ÇELİK SEKTÖRÜ
TRUMP’IN GÜMRÜK VERGİLERİNİN KÜRESEL TİCARET VE SERBEST BÖLGELERE OLASI ETKİLERİ
ABD HİNDİSTAN ARASINDA YENİ GÜMRÜK KRİZİ
ÜRKİYE’DE KİLİT VE EMNİYET SİSTEMLERİNDE 20 YILLIK DÖNÜŞÜM
Türkiye’de Hırdavat Piyasasının Dünü ve Bugünü Giriş ve Tarihsel Gelişim
Tether, Bit2Me’de azınlık hissesi alarak 30 milyon avroluk yatırım turuna liderlik etti
TEMMUZ 2025 VERİLERİYLE FİNANSAL YATIRIM ARAÇLARININ REEL GETİRİSİ
Range Rover, Defender ve Discovery Müşterilerine Özel Ayrıcalık Programı, Yeni Mobil Uygulamada
Şekib Avdagiç’ten turizm çağrısı: Bir haftada, 3 ayı kazanabiliriz
















































