FİLYOS LİMANI, BÖLGEYİ DENİZ TİCARETİNİN MERKEZİ YAPACAK

Filyos Limanı yapım çalışmalarını yerinde inceleyen Bakan Karaismailoğlu, Filyos Limanı’nın bölgeyi kalkındıracağını; ekonomiye, istihdama büyük bir katkı vereceğini bildirdi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, “Tamamlandığında Karadeniz hinterlandının en önemli deniz kapısı olacak olan Filyos Limanı, bu noktada Zonguldak’ı hak ettiği yere taşıyacak ve bölgesel deniz ticaretinin merkezi yapacak. Sadece Zonguldak’ın değil, başta Karabük ve Bartın olmak üzere tüm Batı Karadeniz ve İç Anadolu’nun ana ihracat merkezi haline dönüşecek” dedi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, bir dizi ziyaret ve incelemede bulunmak için Zonguldak’a geldi. Filyos Limanı yapım çalışmalarını yerinde inceleyen Bakan Karaismailoğlu, Filyos Limanı’nın hizmete girdiği ilk günden itibaren bölgeyi kalkındıracağını; ekonomiye, istihdama büyük bir katkı vereceğini belirterek; basına önemli açıklamalarda bulundu. – “Filyos Limanı hem bölgeyi hem de ülkeyi lojistik alanında daha da ileriye taşıyacak” Mavi Vatanda güçlenen hakimiyetin bir nişanesi olan Filyos Limanı’nın Türkiye’nin gurur projelerinden biri olduğunu belirten Bakan Karaismailoğlu, Filyos Limanı’nın sadece bir liman olmasının ötesinde hem bölgeyi hem de Türkiye’yi lojistik alanında daha ileriye taşıyacak “dev bir lojistik merkez” projesi olduğunu dile getirdi. Karaismailoğlu, “Tamamlandığında Karadeniz hinterlandının en önemli deniz kapısı olacak olan Filyos Limanı, bu noktada Zonguldak’ı hak ettiği yere taşıyacak ve bölgesel deniz ticaretinin merkezi yapacak. Filyos Limanı hizmete girdiğinde, yıllık 25 milyon ton konteyner elleçleme kapasitesi ile büyük tonajlı gemilerin yeni adresi olacak. Sadece Zonguldak’ın değil, başta Karabük ve Bartın olmak üzere tüm Batı Karadeniz ve İç Anadolu’nun ana ihracat merkezi haline dönüşecek” diye konuştu. – “Marmara Limanları ve Boğazların yükünü hafifletecek” Bakan Karaismailoğlu; Rusya, Balkanlar ve Orta Doğu ülkeleri arasındaki kombine taşımacılık zincirinin aktarma merkezi olarak Filyos Limanı’nın tüm bölgenin yükünü Karadeniz’den; Rusya’ya, Balkanlara hatta İskandinav ülkelerine taşıyacağını bildirdi. Karaismailoğlu, açıklamalarına şu şekilde devam etti: “Marmara Limanları ve Boğazların yükünü hafifletecek. Hatta artan gemi trafiği nedeniyle Boğazların karşı karşıya kaldığı tehdidi azaltacak. Şu an itibariyle proje genelinde altyapı gerçekleşme oranı yüzde 99.5’e ulaşan limanımız; 14 metre derinliğindeki rıhtım ile 70 bin detveyt tonluk Genel Kargo gemileri ile 8 bin TEU’luk Konteyner gemilerine, 19 metre derinliğindeki rıhtım ile 180 bin detveyt tonluk Kuru Yük gemileri ile 14 bin TEU’luk Konteyner gemilerine hizmet verecektir. Aynı anda, farklı boyutlarda 13 geminin elleçlenmesi yapılabilecektir.” – “Doğalgaz çalışmaları için gereken lojistik destek Filyos limanımızdan sağlanacak” Filyos Limanı’nın önemli bir misyonu daha üstleneceğini belirten Bakan Karaismailoğlu, şu bilgileri aktardı: “Bizleri milletçe sevince boğan doğalgaz keşfinden sonra, TPAO’nun Filyos Limanı ve geri sahasından yararlanması için limanımıza tahsis edilen alan da genişlemiştir. Doğalgaz çalışmaları için gereken lojistik destek limanımızdan sağlanacak. Filyos Limanı hizmete girdiği ilk günden itibaren bölgemizi kalkındıracak, ekonomiye, istihdama büyük bir katkı verecektir. Bu limanın bağlantı yollarını da en iyi şekilde tesis etmeniz gerekiyor. Filyos Limanı ve Filyos Endüstri Sanayi Bölgesi İltisak Hattı Bağlantısı projesi ile 12 km demiryolu ve 4,5 km karayolu inşa edeceğiz.” Bakan Karaismailoğlu, ayrıca Anadolu Ajansı Zonguldak muhabiri Ferdi Akıllı’nın hayatını kaybetmesinden dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirerek; Merhuma Allah’tan rahmet, tüm yakınlarına ve Anadolu Ajansı’na başsağlığı diledi. Zonguldak programı kapsamında ziyaretlerine devam eden Bakan Karaismailoğlu, Zonguldak Valiliği’ni, Mithatpaşa Tünelleri Şantiyesi’ni, Zonguldak Belediye Başkanlığı’nı, AK Parti Zonguldak İl Başkanlığını ziyaret edip, Kozlu Köprülü Kavşağı’nda ve Bülent Ecevit Köprülü Kavşağı’nda incelemelerde bulundu.Kaynak: www.uab.gov.tr

10 SORUDA KONTEYNER KRİZİ

Global konteyner krizi ve ani artan ürün ticareti talebi sebebiyle navlunların hiç olmadığı kadar arttığını belirten UTİKAD Yönetim Kurulu Üyesi ve Denizyolu Çalışma Grubu Başkanı Cihan Özkal, ekipman ve yer sıkışıklığı sorunun Eylül ayına kadar devam etmesinin beklendiğini söyledi. Özkal, bu tür krizlere karşı yatırım miktarı yaklaşık 4 milyar Amerikan doları olması beklenen çoğunluk hissesinin özel sektörde olduğu, belirli oranda kamu hissesi de olan ve halka açık, dünya çapında bir konteyner hattının (armatör şirketinin) kurulmasını önerdi. UTİKAD Yönetim Kurulu Üyesi ve Denizyolu Çalışma Grubu Başkanı Cihan Özkal, denizyolu taşımacılığının mevcut durumunu, konteyner krizinin dünya ve Türkiye’de yarattığı sorunları ve Türkiye’nin denizyolu taşımacılığında neler yapması gerektiğini 10 soruda cevapladı. 1- Denizyolu taşımacılığı neden önemli? Ticaretin küreselleşmesinde öncü ve önemli rol oynayan denizyolu taşımacılığı genellikle büyük hacme sahip, birim fiyatı ve zaman duyarlılığı düşük yüklerin taşınması açısından son derece önemli bir taşıma modu ve dünya ticaretini en çok etkileyen taşımacılık türü. Son yarım yüzyılda denizyolu ile yapılan taşımaların hacminin 20 kat artış göstermesi, 2019 yılında tüm dünyada taşınan yüklerin hacmen %84 oranında denizyolu ile taşınması, küresel denizyolu taşımacılığının önemini ortaya koymaktadır.Diğer yandan denizyolu yük taşımacılığında koronavirüs pandemisinden önce de durgunluk vardı. 2019 yılında küresel denizyolu ticareti sadece %0,5 oranında büyüdü ve 2018 yılındaki %2,8 oranındaki büyümenin altında kaldı. 2019 yılı büyüme oranı 2008-2009 küresel finans krizinin denizyolu ticaretine etkilerinden bu yana en düşük oran oldu. 2- Denizyolu taşımacılığının Türkiye’deki son durumu nedir? Coğrafi bakımdan bir yarımada olan Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika’nın kavşak noktasında konumlanmaktadır. Ancak Türkiye’nin dış ticaretinde önemli paya sahip denizyolu taşımacılığının önünde özellikle transit taşımacılık faaliyetleri açısından gelişim alanları bulunmaktadır.Türkiye’de 2010 ve 2020 yılının üçüncü çeyreğine kadar olan dönemde denizyolu ile taşınan ithalat yükleri 2019 yılına kadar %60’larda seyretti. 2014 ve 2015 yıllarında payı %69’a kadar yükseldi. Ancak 2020 yılının ilk üç çeyreği sonunda 10 yıllık dönem içerisinde, ilk kez payı %60’ın altına indi ve %58,10 oldu. Değer bazında ihracat taşımalarında ise denizyolu taşımacılığı incelenen dönemde payını 2015-2018 yılları arasında sürekli artırdı. 2018 yılında ihracat taşımalarında değer bazında payı incelenen dönemin en yüksek oranı olan %63,31’e kadar yükseldi. İthalatta olduğu gibi ihracatta da denizyolu taşımacılığının değer bazındaki payı 2020 yılının ilk üç çeyreği sonunda %60’ın altında kaldı ve %59,86 olarak gerçekleşti. 3- Denizyolu konteyner taşımacılığının dünya ticaretine etkisi nasıl oldu? Özellikle 80’li yıllar itibarıyla, süratle konteyner ile denizyolu taşımacılığının dünyada yaygınlaşması ve bu taşımacılık türüne göre yeni nesil konteyner gemilerinin ve yeni nesil limanların kurulmaya başlanmasıyla küresel çapta denizyolu taşımacılığı büyümeye ve değişmeye başladı. Üretilen birçok ürünün konteynerize olabilecek şekilde ölçülendirilmesi, üretim, depolama süreçlerinin buna göre yapılması, yükleme ve boşaltmada yeni yöntem ve kuralların oluşturulması dünya konteyner deniz yolu taşımacılığının yaygınlaşmasına vesile oldu. 4- Denizyolu konteyner taşımacılığında neler oluyor? Pandemi sebebiyle Şubat ve Mart 2020 itibariyle ülkelerde kapanmalar, global çapta talepte ve arzda, anormallikler yaşanmaya başladı. Pandeminin başladığı yer Çin, bundan ilk kurtulan ve normal çalışma temposuna dönüş yaparken, birikmiş siparişler ve üretimin de hız kazanmasıyla yüksek miktarlarda ekipman ihtiyacı yarattı. Ortalama her yıl %4 artan konteyner üretimi pandemi sürecinde olumsuz etkilendi ve üretim düştü. Pandeminin başında Çin’in durmasıyla armatörlerin ilk reaksiyonları, “blank sailing” dediğimiz sefer iptalleri oldu. Ayrıca pandemi kaynaklı ithalat yüklerinin boşaltılmasındaki yavaşlama sonucu, boş ekipman temininde de sorunlar yaşanmaya başladı.Tüm büyük armatörler (hatlar; Maersk, MSC, Hapag Lloyd,…

REKOR ÜRETİME RAĞMEN KONTEYNER KRİZİ UZAYACAK

Veriler konteyner ekipman üretiminin ilk çeyrekte rekor kırdığını gösterse de, uzmanlar yeni konteyner üretiminin bu yıl tahmin edilen %52’lik artışa rağmen talebe yetmeyeceği ve konteyner sıkıntılarının 2022’ye sarkabileceği görüşünde. Pandemiyle birlikte başlayan ve doğru noktada yeterince konteyner olmamasıyla büyüyen konteyner krizi, sektörün iki önemli leasing devinin öngörülerine göre – bu yıl görülecek rekor yeni üretime rağmen – 2022 yılına uzayabilir. Konteyner leasing şirketleri Triton International ve CAI Intenational, nisan ayında ilk çeyrek sonuçlarını açıklarken “konteyner kapasitesi yetersiz olmaya devam ettikçe, konteyner kiralayıcıları için kârlı bir yıl olacağı” beklentisini paylaştı. Freight Waves haberine göre, iki şirket de arzın yetersiz olması nedeniyle fiyatların yükseldiğine dikkat çekerek bu durumun muhtemelen 2022’ye de sarkarak leasing performansına olumlu etki edeceğine işaret etti. CAI International CEO’su “Deniz taşımacılığı yapan şirketlerin şu anda mücadele ettikleri konteyner kıtlığınına ilişkin bir rahatlama beklentileri yok. Yani bizim için görünüm en az yıl sonuna kadar ve muhtemelen 2022’ye de sarkacak şekilde, hayli iyi görünüyor” diye konuşuyor. Toplam kapasite %6-8 artabilir Dünyadaki toplam konteyner üretiminin yaklaşık yüzde 80’i sadece üç Çinli şirketten geliyor: CIMC, DIC ve CXIC. Üretimde rekor büyüme var ve konteyner sektörünü yakından izleyen Drewry verilerine göre bu yıl sektörün toplam yeni konteyner üretiminin geçen yıla göre yüzde 52 artacağı tahmin ediliyor. Tahminler bu rekor artışın toplam konteyner kapasitesini yüzde 6 ila 8 artıracağı yönünde. Ancak konteyner çok hızlı üretilebilen bir ürün değil ve üretim yatırımlarının zaman alması, kapasite kısıtını yeterince hızlı bertaraf etmeyi zorlaştırıyor. Bu yıl üretimde rekor görülecek İlk çeyrekte 1,4 milyon TEU konteyner üretimi ile çeyreklik üretim bazında tarihi bir rekor kırıldığını aktaran Drewry Shipping Consultans tahminlerine göre küresel konteyner hacmi 2020’de yüzde 5,8 artışla 45,7 milyon TEU’ya yükseldi. İlk çeyrekteki üretim 2020 son çeyreğe göre yüzde 10’un üzerinde, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 21’lik bir artışa denk geliyor. Rekor ilk çeyrek üretimin ardından Drewry yılın 4,7 milyon TEU üretimle kapatılacağı görüşünde. Drewry’den konteyner ekipmanları kıdemli analisti John Fossey “Mevcut üretim faaliyetine göre toplam 2021 üretiminin 4,7 milyon TEU’yu geçebileceğini öngörüyoruz. Bu en son 2018’de görülen 4,42 milyon TEU’luk rekorun da üzerine çıkılacağı, geçen yılki 3,1 milyon TEU’luk üretime göre yüzde 52’lik bir artış kaydedileceği anlamına geliyor” diye açıklıyor. Yıl sonuna kadar tüm üreticilerde üretim kapasitelerinin dolu olduğunu belirten Drewry, ilk çeyrek üretiminin yüzde 90’ının 40ft yüksek kübik konteynerden oluştuğu bilgisini veriyor. Yeni üretimin %45’i eskiyen konteynerleri yenilemeye gidiyor Yeni konteyner üretimi sadece artan talebi karşılamak için değil, 15 yıllık ömrünü dolduran konteynerlerin yerini doldurmak için de gerekiyor. The Load Star analizinde sektörde genelde konteynerler için 15 yıllık bir yaşam biçildiği belirtilerek 2005 ve 2009 yılları arasında üretilen konteynerlerin büyük bir kısmının faliyet hayatının yakında sona ereceği belirtiliyor. Bu yılki rekor üretim getiren siparişlerin yüzde 45’inin yenileme ihtiyaçlarına gittiğini belirten Fossey, 2000’li yılların sonunda çok fazla üretim gerçekleştiğini ve yeni üretimin yenilemeye gidecek payının gelecek yıl ve 2025’e kadar yüzde 60’ın üzerine çıkacağını aktarıyor. Limanlardaki sıkışma yeni kapasiteyle hemen çözülmez” Denizcilik sektörüne danışmanlık yapan Drewry’den konteyner analisti Fossey de konteyner leasing şirketleriyle aynı fikirde: “Bu rekor üretim de muhtemelen şu anda dünyadaki birçok denizcilik şirketi ve brokerin mücadele ettiği akut konteyner kısıtlarını hafifletemeyecek. Korkarım arz kısıtı yıl sonuna kadar devam edecek.” Fossey, taşıyıcılar yeni kapasiteye sahip olsa da, limanların bu kapasite artışına ayak urdurmasının da zaman alacağını…

ALİAĞA LİMANLARI TÜM ZAMANLARIN ELLEÇLEME REKORUNU KIRDI

Türkiye ekonomisinde sanayi ve ticaret denilince akla ilk gelen merkezler arasında yer alan Aliağa, son yıllarda yapılan dev yatırımlarla gerek sanayi gerekse de limanlarıyla adeta bir cazibe merkezi haline geldi. Aliağa limanları ve sanayisi pandeminin ekonomiye olan olumsuz etkisine rağmen 2020 yılında rekorlar kırmaya devam etti. 2020 yılında Aliağa limanlarında toplam elleçleme, gelen gemi sayısı ve konteyner elleçlemesinde tüm zamanların rekoru kırıldı. 2020’de Aliağa limanlarında toplam yük elleçlemesi 68 milyon 946 bin ton oldu. Limanlara gelen gemi sayısı ise 5 bin 356 adet olurken konteyner elleçlemesi ise 1 milyon 275 bin TEU olarak gerçekleşti. EN YOĞUN LİMAN Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’ndan elde edilen verilere göre, 2019 yılında Aliağa limanlarında 65 milyon 799 bin ton olan toplam yük elleçlemesi, 2020 yılında yüzde 4,78 artışla 68 milyon 946 bin ton rakamına ulaşarak tarihinin en yüksek rakamına ulaştı. 2019 yılında 1 milyon 132 bin TEU olan konteyner elleçlemesi ise 2020 yılında yüzde 12,63 oranında artarak 1 milyon 275 bin TEU’ya ulaştı. 2019 yılında toplam 5 bin 132 adet gemi hareketi olurken 2020 yılında bu sayı 5 bin 356’ya çıkarak Aliağa limanları İzmit’ten sonra Türkiye’nin en yoğun ikinci limanı oldu. DIŞ TİCARET FAZLASI Aliağa limanlarının ve sanayisinin 2020 yılı verilerini değerlendiren Aliağa Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Ertürk, korona virüs salgını neticesinde dünya ölçeğinde daralan ticaret hacminden dolayı yük bulmakta zorlanan limanların aksine Aliağa limanlarının stratejik konumu, yük miktarları ve lojistik kapasiteleri ile Avrupa ve dünya ticaretine; ayrıca küresel tedarik zincirlerine 2020 yılında önemli katkı sağlamaya devam ettiğini söyledi. Başkan Ertürk, Aliağa’nın 2020 yılında da dış ticaret fazlası vermeye devam ettiğini ifade ederek, bölgede ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 152,4 olduğunu dile getirdi. Ortaya çıkan rakam ve rekorların bölge sanayisinin üretimde ve istihdamda olumlu ilerlemeleri gösterdiğini belirten Ertürk, “Limanlarımızın gösterdiği başarı, müteşebbislerin bölgeye olan yatırım iştahını da arttırıyor. Bu noktada 2021 yılında limanlarımızda yatırım programlarının devreye alındığını görüyoruz. Anılan veriler ışığında baktığımızda Aliağa’nın geleceğe bakışının hangi çerçevede olması gerektiğine işaret ediyor. Bölge sanayicisinin ve lojistik firmalarının sorunlarının çözümü, bölgemizde iş yapmayı tercih eden yatırımcıların ve ilçe halkının refahına olumlu etki edecek ve geleceğe umutla bakmamızı sağlayacak yatırımların bölgemize çekilmesi açısından da çok önemli olduğu aşikar” dedi. EKONOMİYE BÜYÜK KATKI Aliağa’nın mevcut ekonomik ve jeostratejik potansiyeli ile Türkiye’de istihdamın, üretimin ve ticaretin merkezi olma yolunda ilerlediğini ifade eden Başkan Ertürk, “Bölgemizdeki petrol ve petro kimya endüstrisi, enerji üretimi, demir çelik sektöründeki öncülüğü, organize sanayi bölgesi, ülkemizin doğalgazdaki sigortası olan LNG tesisleri, gemi söküm, liman ve lojistik yatırımları ile Aliağa, ülke ekonomisine en büyük katkıyı sağlayan merkezlerin başında yer alıyor” dedi. ‘SORUNLAR BİRLİKTELİKLE ÇÖZÜLMELİ’ Aliağa’nın ekonomide yeni normale geçişle birlikte büyüme ivmesinin çok daha yüksek olacağının altını çizen Ertürk, “Aliağa yatırımlarla hızla gelişiyor ve bu gelişimi sürdürülebilir hale getirebilmek için gelişime giden yoldaki sorunların kurumlar arası birliktelik içerisinde iyi irdelenmesi ve bu sorunlara çözümler üretilmesi gerekiyor. Birlikte hareket etmenin, sorunlarımızın çözümünde ve sürdürülebilir büyemeye katkılarını görmemezlikten gelmememiz, bölgemize ve ülkemize büyük katkılar sunacaktır” dedi. Kaynak: lojiport.com

DENİZCİLİK SEKTÖRÜ BÜYÜKLÜĞÜ 17,5 MİLYAR DOLARI AŞTI

Bakan Turhan, CNR Avrasya Boat Show 2019’un açılış töreninde yaptığı açıklamada, Türkiye’nin, sınırlarının yüzde 70’inden fazlasının denizlerle çevrili olduğunu, üç kıtanın geçiş yolunda bulunduğunu söyledi.Türkiye’nin dünya deniz ticaretinde ve denizcilik sektöründe söz sahibi olma hususunda çok büyük coğrafi avantaja sahip olduğunu dile getiren Turhan, hükümet olarak bu tablodan hareketle, baştan beri denizciliğe ülkenin kalkınma hamlesinin en önemli sacayaklarından biri olarak yaklaştıklarını anlattı. Turhan, denizcilik sektörünün çok önemli olduğunu ve dünyanın yükünü denizlerin çektiğini kaydederek, dünya yükünün hacim olarak yaklaşık yüzde 85’inin, petrol ve petrol türevlerinin ise yaklaşık yüzde 97’sinin denizyoluyla taşındığı bilgisini verdi. Deniz taşımacılığının demiryoluna göre 3, karayoluna göre 7, havayoluna göre ise 21 kat daha ekonomik olduğunu aktaran Turhan, bu rakamların Türkiye için denizcilik sektörünün önemini ortaya koyduğunu vurguladı. Turhan, Türkiye’nin dış ticaretinin yüzde 87’sinin denizyoluyla yapıldığını belirterek, dünya deniz ulaştırması pastasından Akdeniz havzasının payının yüzde 25’in üzerinde olduğunu bildirdi. Deniz ticaretinden daha fazla pay almak, Türk denizciliğini daha ileri noktalara taşımak istediklerini dile getiren Turhan, bu kapsamda sektörle ortak projeler geliştirerek güçlü iş birliğini çok daha yukarılara taşımak arzusunda olduklarını söyledi.“Gemilerimiz dünyanın dört bir yanında rahatça dolaşabiliyor” Turhan, denizciliğe sadece taşımacılık olarak değil gemi inşa sanayi, liman hizmetleri, deniz turizmi, yatçılık, canlı-cansız doğal kaynakların ve deniz çevresinin yönetimini de içine alan kapsamlı bir endüstri, ticaret ve hizmet alanı olarak baktıklarını anlattı. Uzun yıllar denizciliğe, “milletin kalkınma dinamosu olarak” bakmak yerine, “bazı vatandaşların geçimlik teknesi” olarak yaklaşıldığını dile getiren Turhan, bu yaklaşımın sonucu olarak Türk gemilerinin uzun yıllar kara listede yer aldığını bildirdi. Turhan, “Bizden önce, gemilerimiz dünyanın pek çok yerinde engellerle karşılaşıyordu. Kısa sürede beyaz listeye taşıdık gemilerimizi. Gemilerimiz şu an dünyanın tüm sularında rahatça seyahat edebiliyor, bayrağımızı dünyanın dört bir yanında dalgalandırıyorlar.” diye konuştu. Sektörün kalkınma için verdikleri desteklerden bahseden Turhan, “Sektöre bugüne kadar 5 milyon ton ÖTV’siz akaryakıt sağladık, yani 7 milyar TL’lik destek sağladık.” ifadesini kullandı. Turhan, destekler sayesinde kabotaj taşımacılığının canlandığını kaydederek, deniz ticareti filosunun kapasitesinin dünya denizcilik filosuna göre yüzde 75 daha fazla büyüdüğünü bildirdi. “Dünya yat üretiminde üçüncü sıraya yükseldik” Turhan, sektörün büyümesine paralel olarak 37 olan tersane sayısının 78’e yükseldiğini belirterek, şu bilgileri verdi: “Dünya yat üretiminde 3. sıraya yükseldik. Yat üreticilerimiz bu alanda marka haline geldi. Gemi inşa sektöründeki temel amacımız; tüm ekipmanlar dahil en az yüzde 70 yerli katkı payı ile gemi üretimini yapmak. İnşallah bunu da 2023 hedeflerimiz doğrultusunda daha yüksek oranlara çekeceğiz. “Üç denize, üç büyük liman” stratejimiz kapsamında; Zonguldak – Filyos, İzmir-Çandarlı ve Mersin Konteyner limanlarının proje yapım çalışmaları ise devam ediyor. Bu limanlarımızı yaptığımızda, deniz coğrafyamız çok daha büyük anlam ve önem kazanmış olacaktır.” Turhan, bu gelişmelerin ülke ekonomisindeki ilerlemeye bağlı bir seyir izlediğini kaydederek, şu değerlendirmelerde bulundu: “Denizcilik sektörümüzün bugün ekonomik büyüklüğü 17,5 milyar doları aştı. İlgili ve ilişkili sektörlerle birlikte denizcilik alanında istihdam edilen kişi sayısı 1 milyona yaklaştı. Bunlar eskisine oranla çok önemli rakamlar ancak bizim için yeterli değil. Ekonomimiz geliştikçe denizciliğimiz de gelişiyor, gelişmekte zorunda. Zira ülkemizin dış ticaret hacmindeki atılımları, liman ve kıyı tesisleri ile deniz ulaştırmamızın gelişmesini de zorunlu kılmaktadır.” Turhan, bu yönde yoğun çalışmalar içerisinde olduklarını ifade ederek, yarın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile temelini atacakları Haliç Yat Limanı ve Kompleksi Projesi’nin, bunun en somut bir örneği olduğunu söyledi. “Türkiye, yat turizmi açısından önemli uğrak merkezlerinden” Turhan, Türkiye’nin Ege ve Akdeniz’in en güzel koylarının yer aldığı önemli bir turizm merkezi olduğunu belirterek, geçen yıl yurtdışından ülkemize 46 milyon ziyaretçi geldiğini anımsattı. Türkiye’nin…

BioNTech yılın ilk çeyreğinde 1,128 milyar avro kar açıkladı

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşısını geliştiren Alman biyoteknoloji firması BioNTech’in ilk çeyrekteki net karı, aşı satışının ardından gelirlerindeki sert yükselişle 1 milyar 128,1 milyon avro olarak gerçekleşti. BioNTech, 2021’nin ilk çeyreğine ilişkin finansal rakamlarını açıkladı. Buna göre, şirketin birinci çeyrekteki net karı, net gelirlerindeki sert yükselişle, 1 milyar 128,1 milyon avroya ulaştı. BioNTech, geçen yılın ocak-mart döneminde 53,4 milyon avro zarar açıklamıştı. Şirketin toplam gelirleri birinci çeyrekte 2020’nin aynı çeyreğine göre yüzde 7 bin 138 artarak 2 milyar 50 milyon avroya yükseldi. Piyasalarda beklenti 1,71 milyar avro olması yönündeydi. Şirket geçen yıl birinci çeyrekte 27,7 milyon avro gelir elde etmişti. Şirketin hisse başına karı da 4,39 avroya denk geldi. BioNTech, aşı üretiminde ortağı Pfizer ile birlikte bu yıl 1 milyar 800 milyon doz dağıtımını için 91 ülkeyle anlaşma yaptıklarını ve 6 Mayıs’a kadar toplam 91 ülkeye 450 milyon doz Kovid-19 aşısı teslimatını tamamladıklarını da bildirdi. BioNTech, bu yıl aşı üretim kapasitesinin 3 milyar doza ulaşmasını ve 1 milyar 800 milyon doz aşının teslimatından 12,4 milyar avro gelir bekliyor.

COVID 19 SIKÇA SORULAN SORULAR

Soru 1: Gıdalardan insanlara Covid-19 virüsü bulaşır mı? Gıdaların virüsün muhtemel bir kaynağı veya bulaşma yolu olduğuna dair bugüne kadar herhangi bir bilimsel kanıt bulunmamaktadır. Bununla birlikte bilimsel literatürler güncel olarak takip edilmekte olup gelişmeler doğrultusunda düzenlemeler yapılmaktadır.   Soru 2 : Covid-19’dan kaynaklanan potansiyel riski en aza indirmek için evde neler yapılabilir? Alışverişten önce ve sonra ellerinizi su ve sabunla iyice yıkamak, hem kendinizi hem de diğer insanları koruyacağı için önemlidir. Hijyen kurallarını tam anlamıyla uygulamak önemlidir. Gıdalar uygun bir şekilde saklanmalı çiğ tüketilen gıdalar ile pişmiş gıdalar arasında herhangi bir temastan kaçınılmalı,  ambalaj üzerindeki etiket saklanmalıdır. Meyve ve sebzeler pişirilmeyeceklerse temiz suyla yıkanmalıdır Covid-19 pişirme işlemine dayanıklı olmadığından gıdalar pişirilerek tüketilmelidir. Pişmiş olarak tüketilecek gıdaların pişirme talimatlarına (zaman, sıcaklık) uyulmalıdır. Mutfak gereçlerinin farklı gıda maddelerinde kullanımı arasında deterjanla dikkatlice yıkanarak bulaşma önlenmelidir. Buzdolabı ve mutfak yüzeyleri, artan sıklıkta ve rutin olarak temizlenmelidir. Soru 3: Gıdalar hazırlanırken nelere dikkat etmeliyiz? Gıdaların hazırlanması sırasında hijyen kurallarına uyulmalıdır. Ürün ambalajları üzerindeki güvenlik şeridi/güvenlik bandı bozulmamış olmalıdır, Hayvansal ürünlerin hazırlanması sırasında (özellikle dondurulmuş olanların çözdürülmesi) sızan sıvının uzaklaştırılması ve hemen pişirilme işlemine geçilmelidir, Tüketime hazır ve çiğ ürünlere işlem yaparken, çapraz bulaşmayı önlemek için ayrı ekipmanlar kullanılmalı (doğrama tahtası, bıçak vb.) ya da aynı ekipman kullanılacaksa her bir işlem arasında ekipmanlar temizlenip dezenfekte edilmelidir, Çiğ hayvansal gıdaların iyi bir şekilde pişirilmelidir, Sebze ve meyveler tüketilmeden önce bol su ile yıkanmalıdır. Virüsler ısıya karşı duyarlı olduğundan, gıdalara uygulanacak yeterli ısıl işlem ile enfeksiyon riski daha da azaltılabilir. Çiğ meyve sebze ve ısıl işlem görmeyen ürünlerin hazırlanması ve tüketimi öncesinde el yıkama gibi genel hijyen kurallarına dikkat edilmeli, pişirme işlemi yeterli bir şekilde yapılmalıdır. Soru 4: Covid-19 salgını sürecindegıda işletmelerinin alması gereken önlemler nelerdir? Personelin gıda hijyeni konusunda eğitilmesi sağlanmalıdır. Personelin kişisel hijyen kurallarına uymaları ve genel hijyen kurallarına yönelik bilgilerinin güncellenmesi sağlanmalıdır. Hammadde tedariklerinde ve ürün sevklerinde hijyen kurallarına azami özen gösterilmelidir. (Örn. Karkas sevklerinde stokinet, gıda ile temas edebilir nitelikte poşet kullanımı vb.). Gıda üretim yerlerinde hijyen bariyerleri, alet ekipman sterilizasyon cihazları, el ve vücut hijyeni için gerekli alet ve ekipmanların tam ve eksiksiz, sağlam ve çalışır durumda olmalı, lavabo, duvar, zemin, tavan ve üretim alet ekipmanlarının ve personel sosyal alanlarının temizlik ve dezenfeksiyon sıklığının artırılmalıdır. Perakende satış yerlerinde ekmek satışları önceden ambalajlı olarak yapılmalı ya da tüketicinin doğrudan ekmeğe ulaşımını engelleyecek, elle çoklu seçim yerine gözle seçimi öne çıkaracak bir sistemin uygulanmalıdır. Perakende satış yerlerinde ürünlerin (kuruyemiş, bakliyat, şekerleme gibi) sunumunun; ürünlerin çevre etkisine ve müşterinin doğrudan temasına açık olması engellenmelidir. Perakende satış yerlerinde günlük dezenfeksiyon (ambalajlı ürünleri de kapsayacak şekilde) yapılmalıdır. Hijyen uygulamalarını güçlendirmek için personelin etkin denetimi sağlanmalıdır. Personelin iyi hijyen uygulamaları için gerekli ihtiyaçlarını sağlanmalıdır. Soru 5: İşletmelerde eldiven ve bone kullanımı zorunlu mudur? 5996 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatlar açısından özellikle eldiven kullanımına ilişkin bir zorunluluk yoktur. Bone ve eldiven kullanımı işletme HACCP planında belirtilmiş bir önlem olarak yer alıyorsa (işletmenin özelliğine göre bunlardan biri ya da her ikisinin de kullanımı) kullanmak zorundadır. Ancak özellikle eldiven kullanımı HACCP ya da ön gereklilik planında işletme tarafından belirtmemiş ise kullanmaz. Yerine el hijyeni için geçerli bir yöntem tarif etmiş olmalıdır (çalışanın kolayca ulaşabileceği elle, kolla kumanda edilmeyen musluklu lavabo, sıvı sabun, tek kullanımlık havlu, kağıt havlu vb.). Güncel durumun hassasiyeti göz…

Diş Eti Şişmesi ve Alınacak Önlemler

Diş eti şişmesi çok yaygın görülen bir sağlık sorunudur ve bunun birçok farklı nedeni olabilir. Birkaç günden fazla süren diş eti şişmesi problemi yaşıyorsanız, diş hekimi uzmanınıza danışmanız önerilir. Randevunuzu beklerken, şişliğin ve rahatsızlığın şiddetini hafifletmek için yapabileceğiniz birkaç şey vardır. Olası Nedenleri Düşünün U.S. National Library of Medicine’e göre diş eti iltihabının birkaç yaygın nedeni vardır: İlaçlar:Yakın zamanda ilaç almaya başladıysanız, diş eti şişliğiniz ilacın bir yan etkisi olabilir. İlacın yan etkileri hakkında doktorunuzla görüşün ve alternatiflerin olup olmadığını araştırın. Ağız Bakım Ürünleri Marka Değişikliği:Yakın zamanda kullandığınız diş fırçası, diş macunu, ağız bakım suyu ya da diş ipi markasını değiştirdiyseniz, bu ürünlerin içerik maddelerinden birine reaksiyon gösteriyor olabilirsiniz. Yetersiz Beslenme:Özellikle C vitamini eksikliği diş eti iltihaplanmasına neden olabilir, dolayısıyla meyve ve sebze tüketmiyorsanız, sorun beslenme biçiminizde olabilir. Gingivitis (diş eti iltihabı):Diş eti şişliğinin temel nedeni diş eti iltihabıdır. Eğer dişlerinizi iyi fırçalamıyor ve diş ipi ile temizlemiyorsanız, sorun burada olabilir. Diş eti iltihabına katkı sağlayan çok sayıda başka neden ve etken vardır, bu nedenle semptomları diş hekiminizle görüşmek, doğru ve eksiksiz bir teşhis için en iyi yöntemdir. Rahatlama Yöntemi Bulun American Dental Association‘a göre, rahatsızlığı hafifletmek ve diş etlerinizdeki şişliği azaltmak için yapmanız ve yapmamanız gereken birkaç şey vardır. Yapılması Gerekenler: Dişlerinizi düzenli olarak fırçalayın ve diş ipi ile temizleyin. Eğer diş eti şişliğinin temel nedeni diş eti iltihabı ise, iyi bir ağız hijyeni iyileşmenin ilk adımıdır. Beslenme biçiminizi iyileştirin. Beslenme düzenine fazladan meyve ve sebze ekleyin ve bir süre kafeinli ve gazlı içeceklerden uzak durun. Ağzınızı tuzlu su ile çalkalayın. Bu yöntem, iltihaplı diş etlerinin ağrısını hafifletebilir. Diş hekiminize görünün! Diş eti rahatsızlığınız devam ediyorsa randevu almayı ihmal etmeyin. Şişliğin kesin nedenini diş hekimi uzmanı tespit edebilir, ayrıca dişlerinizin ve diş etlerinizin sağlığına daha çabuk kavuşmasına yardımcı olabilir. Kaçınılması Gerekenler: Diş etlerinizi tahriş eden diş macunlarını ve ağız bakım sularını kullanmaya devam etmeyin. Alkol içeren ağız bakım suları diş eti şişliğini tahriş edebilir. Etkilenen bölgeye zarar verdiğini fark ederseniz diş macununuzu değiştirin. Alkol ve tütün ürünleri kullanmayın, çünkü her iki madde de diş etlerinizi daha fazla tahriş edebilir. Sorunu görmezden gelmeyin. Şişliği azaltmak için harekete geçin ve diş etlerinizdeki şişliğin daha ciddi bir şeyin belirtisi olmadığından emin olmak için bir diş hekimi uzmanına başvurun.

2020 Yılının İlk 11 Ayında Ülkemizi 12.1 Milyon Yabancı Turist Ziyaret Etti

2019 yılında Türkiye’ye gelen yaklaşık 44,47 Milyon yabancı turistin yapmış olduğu harcamalar kişi başı ortalama 642 Dolar olarak belirtilmektedir. 2020 yılının üçüncü çeyreğinde kişi başı ortalama harcamanın 649 Dolar olduğu göz önünde bulundurulduğunda, geçen yılın aynı dönemine kıyasla kişi başı harcamaların arttığı söylenebilir.Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan elde edilen verilere göre 2019 yılının dördüncü çeyreğinde Türkiye’ye gelen toplam yabancı ziyaretçi sayısı yaklaşık olarak 42,9 milyon olurken, 2020 yılının dördüncü çeyreği için bu rakamın 12,1 milyon olduğu gözlemlenebilmektedir. 2020 yılının dördüncü çeyreğinde Türkiye’ye gelen 12,1 milyon yabancı turistin %38’i İstanbul’a, %26.4’ü Antalya’ya, %5.5’i Muğla’ya gelmiştir. Bu üç ili %2,9 ve %1,9’luk paylar ile Ankara ve İzmir izlemiştir. Gelen turist sayıları 2019 yılının dördüncü çeyreği ile karşılaştırıldığında yüksek oranda bir düşüş (%72) yaşandığı görülmektedir. Şubat ayı başında Çin’de başlayan COVID-19 salgını, Mart’ın ikinci haftası itibariyle de Türkiye’yi de önemli bir ölçekte etkilemeye başlamıştır. Çeyrek itibariyle sınır ve otel kapanmalarının ve azalan uluslararası turist hareketliliğinin sonuçlarının verilere yansıdığı söylenebilir. Tüm ülkelerin salgına karşı aldıkları sınır önlemleri ve turistlerin salgına karşı gösterdiği reaksiyonlar ise bu düşüşün ana sebepleri olarak görülmektedir. İşletme Belgeli ve Yatırım Belgeli tesis sayılarıincelendiğinde Türkiye genelinde toplam 487 bin oda kapasitesi ile 4.213 işletme belgeli, 77 bin oda kapasitesi ile 648 yatırım belgeli konaklama tesisi olduğu görülmektedir. İşletme belgeli tesislerin şehir kırılımlarına bakıldığında ilk sırayı 806 tesis ve 215 bin oda kapasitesi ile Antalya çekmekte, onu takiben 644 tesis ve 64 bin oda kapasitesi ile İstanbul gelmektedir. Muğla ise 411 işletme belgeli tesise ve 51 bin oda arzına sahiptir. Yatırım belgeli tesisler göz önünde bulundurulduğunda yakın gelecekte mevcut otel arzına dahil olacak 648 tesis içinde en büyük payı 96 tesis ve 21 bin oda kapasitesi ile Antalya almakta, onu takiben 89 tesis ve 10 bin oda kapasitesi ile İstanbul, 72 tesis ve 8 bin oda kapasitesi ile Muğla gelmektedir. 2019 yılında Türkiye genelinde yatak doluluk oranı %59’dur. Yatak doluluğu en yüksek olan şehir %70 ile Antalya, onu takiben %62 ve %61 ile İstanbul ve Muğla olmuştur. İzmir ve Ankara’nın yatak doluluk oranları sırasıyla yaklaşık %54 ve %42 olmuştur. 2020 yılının ilk 11 ayı itibariyle Türkiye genelinde işletme belgeli tesislerin yatak doluluk oranı %23,38’dir. 2020 yılı ilk 8 ayı itibariyle doluluk oranları Antalya’da %39,8, İstanbul’da %36,9, Ankara’da %30.6 ve Anadolu’da %32.8 olarak gerçekleşmiştir. Dolulukoranları geçen yıl aynı dönemle kıyaslandığında, en büyük düşüşün %50,2 ile İstanbul’da yaşandığıgörülmektedir. Gerçekleşen oda fiyatları (ADR) incelendiğinde ise; en yüksek oda fiyatı 106 Euro ile Antalya olup, 77 Euro ile İstanbul tarafından takip edilmektedir. Ankara ve Antalya’nın ise sırasıyla 56 Euro ve 34 Euro gerçekleşenoda fiyatına sahip olduğu görülmektedir. Gerçekleşen oda fiyatları geçen yıl aynı dönemle kıyaslandığında,en büyük düşüşün %14,8 ile İstanbul ve Anadolu’da yaşandığı görülmektedir

2020 Yılı Genelinde Toplam Konut Satış Sayısı 1.499.316’a Ulaştı

2020 yılı dördüncü çeyrek konut satışları, konut kredisi faiz oranlarındaki artışın etkisiyle bir önceki çeyreğe göreyaklaşık %37 oranında bir azalma göstererek 338.038 adet olmuştur. Bununla birlikte, yıl genelinde toplamkonut satış sayısı 1.499.316’a ulaşmış ve veri setindeki yıllık bazda en yüksek konut satış sayısı gerçekleşmiştir.İlk satışlarda ise 469.740 adet ile veri setindeki yıllık bazda en düşük ilk satış sayısı gözlemlenmiştir. 2020 yılı dördüncü çeyreğinde, geçen yılın aynı dönemine göre, ilk satışlarda %36,7 oranında düşüş, ikinci el satışlarda %26,3 oranında düşüş yaşanmıştır. İlk satışların toplam satışlar içerisindeki oranı ise geçtiğimiz çeyrekte gerçekleşen en düşük seviyesinden 2,6 puan artış göstererek %32,7’ye yükselmiştir. İpotekli satışlar konut kredisi faiz oranlarındaki artış ile birlikte geçen yılın aynı dönemine göre %55,3 oranında bir düşüş kaydederek 64.647 adet olmuştur. Diğer satışlar, geçen yılın aynı dönemine göre daha sınırlı bir gerileme göstermiş ve %19,3 oranında düşüşle 273.391 adet olarak gerçekleşmiştir. Konut fiyatlarında kasım ayında en yüksek artış oranları görülmüş olup konut fiyat endeksinin yıllık değişimi %29,97, yeni konut fiyat endeksinin yıllık değişimi %31,14 olarak gerçekleşmiştir. Konut satış sayılarındason çeyrekte görülen azalmaya karşın konut fiyatlarında artışın devam ettiği gözlemlenmektedir. Bununla birlikte,son açıklanan veriler doğrultusunda 11 aylık aradan sonra, reel olarak konut fiyatlarının getirisi bir önceki aya göre %13,98’e, yeni konutlarda ise %15,01’e gerilemiştir.Yabancılara yapılan satışlarda ise bir önceki döneme göre %8,0 oranında artış görülmüş olup dördüncü çeyrekte yabancılara 14.647 adet konut satışı gerçekleştirilmiştir. Yabancılara yapılan satışların toplam satışlar içerisindeki oranında da artış devam etmiş ve %4,3 olarak gerçekleşmiştir. Dördüncü çeyrekte yabancılara yapılan konut satışlarında ilk sırada %49,2 pay ile İstanbul yer alırken, ikinci sırada %17,8 pay ile Antalya bulunmaktadır.

2020 Son Çeyrekte Türkiye EkonomisiSınırlı Ölçüde Yavaşladı

COVID-19 salgını nedeniyle duraksamanın yaşandığı 2020 ikinci çeyrekte sert daralan Türkiye ekonomisi üçüncü çeyrekte güçlü bir toparlanma kaydetmiştir. 2020 üçüncü çeyrekte, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) bir önceki döneme kıyasla %15,6 büyürken, takvim etkisinden arındırılmış GSYH’de yıllık bazda büyüme %6,5 olarak gerçekleşmiştir. Arındırılmamış verilere göre GSYH’de yıllık bazda büyüme %5,5 olan piyasa ortalama beklentisinin üzerinde %6,7 seviyesinde gelmiştir. Ekonomideki bu toparlanmada özel sektör tüketimininve yatırım harcamalarının etkili olduğu görülürken, net dış talep büyümeyi sınırlamıştır. Üretim tarafından bakıldığında ise genele yayılan artışlar gözlenmiştir. Bu sonuçlarla, 2020 Ocak-Eylül döneminde GSYH 2019’un aynı dönemine göre %0,5 büyümüştür. 2020 ikinci çeyrekte 743,9 milyar dolar olan yıllıklandırılmış dolar bazında GSYH, 2020 üçüncü çeyrekte 736,10 milyar dolar seviyesine inmiştir. Döviz kurlarındaki oynaklık ve normalleşme sürecinin yol açtığı kapasite kısıtlarının yanında gıda fiyatlarındaki hızlı artışlarla enflasyon yükseliş eğilimini sürdürmektedir. Eylül’de %11,7 olan genel tüketici fiyatları endeksi (TÜFE) yıllık enflasyonu Aralık ayı itibarıyla %14,6 seviyesine yükselmiştir. Bu dönemde çekirdek enflasyon göstergelerinde döviz kurlarının gecikmeli etkileriyle yükselişler devam etmiştir. Bununla birlikte, döviz kuru ve uluslararası emtia fiyatlarındakigelişmelerin yol açtığı maliyet baskısıyla yurtiçi üretici fiyatları endeksi (Yi-ÜFE) yıllık enflasyonu Eylül’deki %14,3’ten Ekim’de %18,2’ye, Kasım’da %23,1’e ve Aralık’ta %25,1’e ulaşmıştır. Enflasyon görünümündeki artan riskler üzerine TCMB politika faizini yükseltirken, para politikası çerçevesinde sadeleşme adımları atmıştır. Ekim ayı toplantısında faizleri değiştirmeyen TCMB önce Kasım ayı toplantısında %10,25 olan haftalık repo faizini %15,00’a yükseltmiş, ardından bu oranı Aralık ayında %17’ye çıkarmıştır. Bununla birlikte, piyasanın fonlaması haftalık repo ihaleleriyle karşılanmaya başlanmıştır.Aynı zamanda TCMB reel kredi büyümesine dayalı ve sektörel bazda ayrışan zorunlu karşılık sistemini sonlandırarak sadeleşmeye gitmiştir. Bu kapsamda efektif olarak zorunlu karşılıklarda yükselişe gidilerek finansal koşullar sıkılaştırılarak enflasyonla mücadeleyi güçlendirmek amacıyla parasal aktarım mekanizması desteklenmiştir. Son olarak Ocak toplantısında faizleri değiştirmezken, sözlü yönlendirmesinde yaptığı değişikliklerle gerekmesi halinde ilave sıkılaştırma yapılabileceğini ve sıkı duruşun uzun süre korunacağını vurgulamıştır. Bankacılık Düzenleme ve DenetlemeKurulu salgın döneminde alınan tedbirleri kademeli olarak geri çekmeye başlamıştır. Bu kapsamda Aktif Rasyosu (AR) uygulamasının yıl sonundan itibaren sonlandırılmasına karar verilmiştir. Aynı zamanda yurtdışı yerleşiklerle yapılan işlemlere yönelik kısıtlamalar hafifletilmiştir. Son dönemde finansal piyasalar COVID-19’a karşı geliştirilen aşılara yönelik olumlu gelişmeler ile başlayan aşılama faaliyetleri, artan vaka sayıları ve dünya genelinde açıklanan makroekonomik verilerle yön bulmuştur. Gelişmiş ekonomilerde destekleyici para ve maliye politikaları korunurken, açıklananveriler küresel ekonominin artan vaka sayılarıyla bir miktar hız kesmiş olabileceğine işaret etmiştir. COVID-19’a karşı geliştirilen aşılara yönelik olumlu haberler orta vadede salgının kontrol altına alınma ihtimalini güçlendirmektedir. Uluslararası kuruluşlar bu gelişmeler sonrası küresel görünüme ilişkin beklentilerini bir miktar iyileştirse de risklerin sürdüğünü hatırlatmaktadır.

Gayrimenkul Sektörün 2021’in İlk Çeyreği:

Türkiye’nin Enflasyonla İmtihanı2021 yılı görünümüne sevimsiz bir tespitimizi hatırlatmakla başlayalım: Türkiye’de net kredi büyümesi ile ekonomik büyüme arasındaki korelasyon 0,75 civarında. Bir başka deyişle, Türkiye’nin büyümesi için bankacılık sektörünündevamlı kredi yaratması gerekiyor. Bu özellikle 2021 için sevimsiz bir tespit çünkü geçen yılın son çeyreği ile beraber kredi genişlemesine dayalı bir büyümenin sürdürülemez olduğu ortaya çıkmıştı. Bankaları kredi vermeye zorlayan düzenlemeler, gerileyen TCMB rezervleri ve bir türlü kontrol altına alınamayan enflasyon ekonomideki kırılganlıkları arttırınca da para politikasında sert bir manevra kaçınılmaz olmuştu. Dolayısıyla TCMB’nin geçen senenin sonundan itibaren başlattığı sert duruşu yeni bir politika tercihi olarak okumak yerine zorunlu bir faiz artışı olarak yorumlamak daha doğru olacaktır. Zorunlu diyoruz çünkü TCMB’nin enflasyonun kontrolden çıkmasını engellemesi, rezerv biriktirmesi, para politikasının etkinliğini azaltan dolarizasyonu tersine çevirmesi ve en nihayetinde de kredilere bir “çeki düzen” vermesi için tek yol buydu. TCMB’nin politika değişikliğinin etkisini ilk olarak kur piyasasında, daha sonra da faiz makasının kapanmasında örmemiz normal. Bununla beraber enflasyonda bir düzelme görmemiz için biraz daha fazla beklememiz gerekebilir. Tarımda ve gıda tedarik zincirindeki yapısal sorunların bir türlü giderilememesi enflasyonda hızlı bir düzelme görmememizin en önemli sebeplerinden biri. Bir başka etken faktör de TCMB’nin beklentileri yönetmekte yalnız bırakılması. Son dönemdeenflasyona etki edecek vergi artışları, TCMB’nin şeffaflaşan ve ciddileşen yönetim anlayışına diğer kurumların yeterince eşlik edememesi enflasyondaki beklentilerin bir süre daha yüksek seyredeceğini gösteriyor. Bu da faizlerin bir süre daha bu seviyelerde kalmasına, dolayısıyla da enflasyonun üretim ve istihdam maliyetinin de yüksek olmasına yol açıyor.Bu açıdan 2021’in ilk çeyreğini Türkiye’nin enflasyonla imtihanı olarak nitelendirmek yanlış olmayacaktır. Tam da bu noktada elimizi güçlendiren ve zayıflatan faktörlerden bahsetmek gerekiyor. Risk olarak göze çarpan ilk unsur tabii ki kamu maliyesi. Salgın döneminde bütçe açıklarının olması kaçınılmaz olmakla beraber mali alanda fazla bir manevra abiliyeti olmaması dikkat çekici. Sosyal güvenlik açıkları, artan kamu istihdamı ve yüksek faiz harcamalarının bozduğu bütçe disiplini salgın sonrasında da bizi zorlayacak konular arasında. Pozitif tarafta ise dış talebin artması ile beraber toparlaması beklenen ihracat, değerlenen TL ile beraber de düşmesi beklenen üretim maliyetleri var. Bütün dünyada salgından çıkma belirtilerinin güçlenmesi, atlatılan ABD seçimleri ve daha az gergin bir dış konjonktür bize bu dönemdeen fazla yardımcı olacak unsurlar. Bununla beraber yukarıda yazdıklarımızı tekrarlamak gerekiyor: Bu olumlu faktörlerden hemen ve daha fazla faydalanmak, aynı zamanda da enflasyonu düşürmenin maliyetini azaltmak için CMB’yi yalnız bırakmamak gerekiyor. Bu yönde gerekli adımların atıldığını söylemek ise şimdilik güç görünüyor.Prof. Dr. Ümit Özlale15 Şubat 202

Bir Hasta Yakınının Sosyal Medyada Paylaştığı Ölüm Belgesine İlişkin Açıklama (03.05.2021)

Bugün bir hasta yakınının sosyal medyadan paylaştığı ölüm belgesi ile Covid-19 tedavisi gören bir hastamızın ölüm belgesinde yazan bilgilerden yola çıkarak kişinin covid ölümünün saklandığı iddia edilmektedir. Ekte hasta yakınının ve bazı siyasilerin paylaştığı belgeyi ve kayıtlarımızdaki ölüm belgesini paylaşıyoruz. Müteveffa Cemal Küçükşahin bir vakıf üniversitesi hastanesinde covid-19 tedavisi görürken vefat etmiştir. Kişinin ölüm belgesini düzenleyen doktorumuz ölüm nedenine bulaşıcı olmayan hastalık bilgisi girerek ölüm belgesini onaylamıştır. Ölüm belgelerinin onaylanması ve ölüm nedeninin belirlenmesi takip eden hekimimizin sorumluluğundadır. Ancak ölüm belgeleri hekimlerimiz onayladıktan sonra 3 ayrı hekimden oluşan bir üst komisyon tarafından incelenerek kontrol edilmekte ve bir hata ya da eksik olduğu düşünüldüğünde hekim bilgilendirilerek raporunu incelemesi istenmektedir. Hastanın 30 Nisan 2021 tarihinde ölüm raporu hekim tarafından onaylanmış ve üst komisyon incelemesi sonrası 2 Mayıs 2021 tarihinde hekime rapor iade edilerek hastanın covid-19 pozitif olduğu ve bunun tanıda belirtilmesi gerektiği hatırlatılmıştır. Hekim de raporunu yeniden düzenleyerek aynı gün onaylamıştır. Raporun son hali ekte sunulmuştur. Bu hasta kayıtlarımızda ve tüm istatistiklerimizde covid ölüsü olarak kayıtlıdır. İddia edildiği gibi hasta covid olduğu halde değilmiş gibi bir kayıt yoktur. Hasta yakınına teslim edilen belge defin işlemlerinin gecikmeden yapılması için nihai inceleme yapılmadan düzenlenmiş ve incelemeye açık olan belgedir. Hastanın ölüm belgesinde bulaşıcı olmayan hastalık yazılmış olmasının nedeni tedavisi 23 gün süren hastamızın bir süre sonra pcr test sonucunun negatif çıkmış olmasıdır. Hekim burada bulaşıcı bir durum kalmadığına hükmetmiştir ve nihai karar verici hekimin kendisidir. Özetle bir vakıf üniversitesi hastanesinde tedavi görürken ölüm raporunda tüm bilgilerin eksiksiz verilmediği bir vatandaşımızın devletimizin kayıtlarında durumu olması gerektiği gibi covid-19 olarak yer almıştır. Buradan bilgilerin güvenilirliğini şüpheli hale getirmenin kimseye faydası yoktur. Müteveffa Cemal Küçükşahin beye Allah’tan rahmet ve sevenlerine bu vesile ile tekrar başsağlığı diliyorum. Kamuoyuna saygıyla sunarım. Dr. Fahrettin KocaT.C. Sağlık Bakanı

Ramazan’da Beslenme Önerileri (11.04.2021)

Vatandaşlarımız, Covid 19 salgını nedeniyle   öncelikle pandeminin yayılımının önlenmesi amacıyla  alınan tedbirlere uygun hareket etmelidir. Ramazan’da beslenme önerileri dikkate alınmalı, kalabalık iftar sofraları kurulmamalı ve sosyal mesafe kurallarına azami özen gösterilmelidir. Oruç tutan vatandaşlarımız Ramazan boyunca yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat etmelidir. Sahur öğünü atlanmamalıdır. Sahurda süt, yoğurt, peynir, yumurta, tam tahıllı ekmekler gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapılabilir ya da çorba, zeytinyağlı yemekler, yoğurt ve salatadan oluşan bir öğün tercih edilebilir. Gün içerisinde aşırı acıkma problemi olanların midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktiren kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur pilavı gibi yemekleri tüketmesi; aşırı yağlı, tuzlu ve ağır yemekler ile hamur işlerinden uzak durulması uygun olacaktır. İftarda kan şekeri çok düşük olduğundan kısa sürede çok miktarda besin tüketme isteği doğmaktadır. Yapılan en büyük hatalardan biri çok hızlı  şekilde, yüksek miktarda besin tüketmektir. Çok hızlı yemek yendiğinde hem sağlık açısından risk oluşabilir  hem de ilerleyen günlerde kilo alımına zemin hazırlayabilir. Sıvı tüketimine dikkat edilmelidir. Yeterince sıvı alınmazsa su ve mineral kaybı sonucu, bayılma, bulantı, baş dönmesi gibi sağlık problemleri yaşanabilmektedir. İftar ile sahur arasında en az 2 litre su içilmeli, bununla birlikte  sıvı ihtiyacını  karşılayacak ayran, taze sıkılmış meyve-sebze suları, sade soda gibi içecekler tüketilmelidir. İftar ve sahurda kan şekerini birden yükseltmeyen, uzun süre tokluk hissi sağlayan, yavaş sindirilen proteinli ve lifli gıdalar, tam tahıllı ürünler, kuru baklagiller, süt ürünleri, yumurta, bal, taze sebze ve meyveler, şekersiz hoşaf veya komposto, hurma, ceviz, kavrulmamış fındık veya badem tercih edilmelidir. Rafine ürünlerden, beyaz undan yapılmış kek, poğaça ve kurabiye gibi hamur işleri ile şekerli yiyeceklerden uzak durulmalıdır. İftara peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlanmalıdır. Tek seferde büyük porsiyonlar yerine, iftardan sonra aralıklı ve her seferinde küçük porsiyonlar tercih edilmelidir. Çiğ veya az pişmiş hayvan ürünleri yemekten kaçınılmalı, iyi pişmiş yiyecekler alınmalıdır. İftardan sonra tatlı yenilecekse; sütlü tatlılar veya meyve, hoşaf ve kompostolar tercih edilmelidir. Oruç tutarken, bağışıklık sisteminizi güçlendirici özelliği olan A ve C vitamini gibi antioksidan vitaminlerden zengin sebzelerin yanı sıra kış aylarında bolca bulunan portakal, mandalina, elma gibi meyvelerin tüketimi önemlidir. E ve D vitaminleri de bağışıklığın güçlendirilmesinde önemli rol oynamaktadır. D vitamini güneş ışınlarıyla deri tarafından üretilen bir vitamindir ve besinlerde pek fazla bulunmaz. Özellikle kışın güneşten faydalanmasının mümkün olmadığı hallerde besin desteği olarak D vitamini alınabilir. Sebzeler, kurubaklagiller, yağlı tohumlar, meyveler ve probiyotik ürünler kefir, yoğurt, ayran, boza, tarhana, şalgam suyu, turşular bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için tüketilmesi gereken besinlerdir. Şalgam  suyu ve turşu gibi çok tuzlu gıdaların tüketiminde yüksek tansiyon hastaları dikkat etmelidir. Tütün ve tütün ürünleri kullanılmamalı, iftar ve sahurda dişler mutlaka fırçalanmalıdır.

“En Çok Aşılama Yapan Ülkeler Arasındayız”

Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, Sağlık Bakanlığı Bilkent Yerleşkesi’nde düzenlenen Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı’nın ardından açıklamalarda bulundu. Bakan Koca, yaptığı konuşmada, Türkiye’nin 10 Nisan itibarıyla günlük vaka sayısının 52 bin 676, vefat sayısının 248, toplam vaka sayısının 3 milyon 798 bin 333, vefat sayısının 33 bin 702 olduğunu hatırlattı. Bakan Koca, mart ayının başından itibaren vaka durumlarını il, il gösteren bir harita yayınladıklarını anımsatarak, “Bu harita, vakaların her yerde artışta olduğunu gösteriyor. Kovid-19 risk haritamızsa nüfusun yüzde 80’inin çok yüksek risk grubundaki şehirlerde yaşadığını ortaya koyuyor. Şu anda iki önemli olumsuz faktör güçlerini bize karşı birleştirmiş, daha hızlı yol almamızı zorlaştırmaktadır. Faktörlerden biri, belirsizliğin verdiği gerginlik içinde zamanla yorulmuş olmamızdır, diğer olumsuz faktör virüsün yeni varyantlarıdır. Yorgunluğun haklı sebepleri var” dedi. “Varyantlarla mutantların işi zorlaştırdığı bir gerçektir” Bakan Koca, varyantın, ortaya çıktığı ilk şekle göre farklılık göstermiş virüs anlamına geldiğini söyleyerek, “Vaka artışlarında etkisi yüksek olan varyantlarla virüsün daha ciddi değişime uğramış bir şekli olan mutantların işi zorlaştırdığı bir gerçektir. Hızlı yayılım dışında, bunlar hastalığın daha ağır geçirilmesine de neden olabilmektedir” diye konuştu. “Yeni vakaların yüzde 85’i İngiltere mutasyonu kaynaklı” Koca, son haftalarda çok sayıda mutant ve varyant virüs tespit ettiklerini bildirerek, şöyle devam etti: “Yeni vakaların yüzde 85’i İngiltere mutasyonu kaynaklıdır. Virüsün değişime uğramış bu şekli, ilk koronavirüse göre daha hızlı yayılmaktadır. Bugün, virüsün dünyada yaygın olan tipi budur. Bunun dışında tespit edilen başka varyantlar var. Güney Afrika varyantı 11 ilimizde 285 kişide, Brezilya varyantı ise 9 ilimizde 166 kişide görülmüştür. Az sayıda olmakla birlikte Kaliforniya-New York ile B.1.525 varyantı da tespit edilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü’nün yüksek bulaştırıcılığı nedeniyle sıkı takibini tavsiye ettiği E484K mutasyonuna ise 4 bin 820 vakada rastlanmıştır.” “Dramatik artış yok ama gelişmeler ciddi, veriler ikaz edicidir” “Türkiye genelinde yüzde 59 olan yatak doluluk oranı ve yüzde 67,4 olan yoğun bakım doluluk oranında dramatik artış yoktur ama gelişmeler ciddi, veriler ikaz edicidir” diyen Bakan Koca, “Sağlık hizmetlerimiz halen genel sağlık hizmetlerini muntazam olarak kapsayacak şekilde, eksiksiz sürmektedir. Şayet yükümüz önü alınamaz derecede ağırlaşırsa örneğini daha önce yaşadığımız gibi bir düzenlemeye gitmek zorunda kalabiliriz” şeklinde konuştu. Koca, bu bilgilerin, günlük hayatın, Kovid-19 test laboratuvarlarının ve vaka tablolarının gerçeği olduğunu belirterek, bu gerçeğin uyarısına dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Kovid-19’la mücadele kapsamındaki aşılamanın etkisinin görüldüğüne işaret eden Koca, “Kasım ayında yoğun bakıma yatan hastaların yüzde 69’unu 65 yaş üstü oluştururken, bugün bu oran yüzde 53’lere kadar düştü. Belirlenen gruplardan başlayarak aşı programı devam ediyor. En çok aşılama yapan ülkeler arasındayız. Yakın zamanda hem tedarik yoluyla aşı çeşitliliğini sağlayarak hem de yerli aşı üretimiyle toplum bağışıklığını gerçekleştireceğiz” diye konuştu. “Türkiye, dünyada en çok aşı yapan 6’ncı ülkedir” Koca, şu ana dek 18 milyon dozdan fazla aşı yapıldığını bildirerek, “İkinci doz aşısını olan vatandaşlarımızın sayısı 7,5 milyonu bulmuştur. Bu bilgi ışığında, ister ‘Türkiye aşıda başarılı’ diyelim, ister ‘başarısızdır’ diyelim, şurası tartışma götürmez bir gerçektir: Türkiye, dünyada en çok aşı yapan 6’ncı ülkedir” bilgisini paylaştı.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca güncel corona virüsü rakamlarını açıkladı

Son dakika corona virüsü (koronavirüs) haberi… Çin‘in Wuhan kentinde başlayan ve dünya çapında yayılım gösteren corona virüsü, ülkemizde de etkisini göstermeye devam ediyor. Günbegün vaka sayılarını paylaşan Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, 9 Mayıs gününe ait rakamları duyurdu. Peki, corona virüsü vaka sayısı bugün kaç? İşte Bakan Koca’nın o açıklaması… Türkiye’de son dakika corona virüsü gelişmelerini, vaka ve ölüm sayılarını her akşam paylaşan Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, 9 Mayıs günü vaka ve ölüm sayıları hakkında güncel bilgileri yaptığı son dakika açıklaması ile duyurdu. Bakan Koca 9 Mayıs günü 15 bin 191 vakaya rastlandığını açıkladı. CORONA VİRÜSÜ NEDİR?Hem dünyada hem de ülkemizde hayatı tehdit eden ve küresel bir salgın haline dönüşen corona virüsüyle ilgili bilgiler Sağlık Bakanlığı’nın internet sitesinde yer alıyor. Peki corona virüsü nedir? İşte, corona virüsünün tanımı; Corona virüsler, hem hayvanlarda hem de insanlarda bulunan geniş bir virüs ailesidir. Bazıları insanları enfekte eder ve soğuk algınlığından, Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS) ve Şiddetli Akut Solunum Sendromu (SARS) gibi daha ciddi hastalıklara neden olduğu bilinmektedir. BELİRTİLERİ NELERDİR?Genellikle yaşlıların risk grubunda yer aldığı corona virüsü hastalığı, kişiden kişiye bulaşabilerek ve farklı semptomlar halinde kendisini belli ediyor. İşte, ‘corona virüsü belirtileri nelerdir? sorusunun yanıtı; COVID-19’un en yaygın semptomları ateş, yorgunluk ve kuru öksürüktür. Bazı hastalarda ağrı ve sızı, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, boğaz ağrısı veya ishal olabilir. Bu semptomlar genellikle hafiftir ve yavaş yavaş başlar. Bazı insanlar enfekte olur, ancak herhangi bir semptom görülmez ve kendilerini kötü hissetmezler. Çoğu insan (yaklaşık% 80) özel tedaviye ihtiyaç duymadan iyileşir. COVID-19 virüsünü alan her 6 kişiden yaklaşık 1’i ağır hastalanmakta ve nefes almakta güçlük çekmektedir. Yaşlı insanlar ve yüksek tansiyon, kalp problemleri veya diyabet gibi altta yatan tıbbi sorunları olanların ciddi hastalık geliştirme olasılığı daha yüksektir. Hastalığa yakalanan insanların yaklaşık % 2’si ölmüştür. Ateş, öksürük ve nefes almada zorluk çeken insanlar mutlaka tıbbi yardım almalıdır. CORONA VİRÜSÜ NASIL BULAŞIR?‘Corona virüsü nasıl bulaşır?’ sorusu ülkemizde de corona virüsüne karşı araştırılan en fazla konuların başında geliyor. Sağlık Bakanlığı ve yetkililer, vatandaşlara ‘evde kalın’ çağrısı yaparken, hastalığın genellikle solunum, öksürme, dokunma gibi eylemlerle bulaştığının da altını çiziyor. İşte, corona virüsünün bulaşma şekilleri şöyle anlatılabilir. COVID-19 virüsü kişiden kişiye, hasta bir kişi tarafından öksürme, hapşırma veya solunum esnasında havaya atılan küçük damlacıklar yoluyla bulaşır. Hasta kişinin yakınında bulunan diğer kişiler havadaki damlacıkları soluyarak enfekte olabildikleri gibi, damlacıkların etraftaki nesnelere ve yüzeylere düşmesi ve insanların buralara temas etmiş kirli elleriyle gözlerine, burunlarına veya ağızlarına dokunmasıyla da COVID-19’a yakalanmaları mümkündür. Bu yüzden hasta olan bir kişiyle arada 1 metreden (3 feet) daha fazla mesafe bulundurmak ve elleri sık sık yıkamak çok önemlidir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), COVID-19’un yayılma yolları konusunda devam eden araştırmaları değerlendirmekte ve güncellenmiş bulguları paylaşmaktadır.

ÜÇ KITANIN ORTASINDAKİ TÜRKİYE LOJİSTİK AÇIDAN ÖNE ÇIKIYOR

Asya, Avrupa ve Afrika’nın ortasında bulunması ve üç tarafının denizlerle çevrili olması sayesinde Türkiye, lojistik açıdan yabancı yatırımcılara önemli imkanlar sunuyor. AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, son yıllarda kara, hava ve deniz ulaşımına önemli yatırımlar yapılırken, bu durum yük ve kargo taşımacılığı, dolayısıyla dış ticaret rakamlarına yansıdı. Geride kalan 18 yılda 930 milyar lira civarında lojistik yatırımı gerçekleştirilirken, bunun yüzde 62’sini kara yolu yatırımları oluşturdu. Bu dönemde kara yolu yatırımlarının yaklaşık tutarı 566 milyar lira olarak hesaplandı. Söz konusu dönemde bölünmüş yol uzunluğu 6 bin 100 kilometreden 28 bin 195 kilometreye, otoyol uzunluğu da 1714 kilometreden 3 bin 523 kilometreye yükseldi. Sivil havalimanlarının yıllık toplam 317,85 milyon yolcu kapasitesi var Doğu-Batı ekseninde kıtaları birbirine bağlayan Türkiye, hava ulaşımına da önemli yatırım yaptı. Başta İstanbul Havalimanı olmak üzere, bu alanda ciddi projelere imza atan Türkiye’nin geçen yıl itibarıyla sivil hava trafiğine açık havalimanı sayısı 56 olurken, bu havalimanları yıllık toplam 317,85 milyon yolcu kapasitesine sahip bulunuyor. Yolcu trafiği, 2019 sonu itibarıyla 208,9 milyon olarak gerçekleşirken, bu sayı geçen yıl, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının olumsuz etkilerine rağmen, kesinleşmemiş verilere göre 81,7 milyon oldu. Demiryolu yatırımları Demir yolu yatırımları da Türkiye’nin son yıllardaki lojistik kapasitesini artıran faaliyetler arasında yer aldı. Avrupa yönüne Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Polonya, Avusturya, Slovakya, Çekya ve Almanya’ya, Bakü-Tiflis-Kars Hattı üzerinden Gürcistan, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan’a ve yine bu hat üzerinden Rusya ve Çin’e blok yük trenleri işletiliyor. Van/Kapıköy sınır garı üzerinden İran ve ötesi ülkelere de blok yük trenleri işletilirken, Pakistan ve Afganistan’a tren işletilmesi yönünde çalışmalar sürdürülüyor. Limanlarda geçen yıl 139 milyon ihracat yükü elleçlendi Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye limanlar üzerinden gerçekleştirilen ticaret açısından da önemli bir ülke konumunda bulunuyor. İstanbul ve Çanakkale boğazları Karadeniz’e kıyısı olan ülkelere daha güneydeki bölgelere inme imkanı verirken, dünyanın geri kalanıyla da bu ülkelerin deniz yoluyla temasını sağlıyor. Yurt genelinde Uluslararası Gemi ve Liman Tesisi Güvenlik Kodu (ISPS) sertifikasına sahip ve ticari yük taşımacılığı hizmeti veren 182 kıyı tesisi bulunuyor. Bu tesislerde geçen yıl 486 milyon 702 bin 168 ton yük elleçlendi ve bunun 138 milyon 902 bin 823 tonunu ihracat yükleri oluşturdu. Aynı yıl 226,5 milyon tonu ithalat, 138,9 milyon tonu ihracat olmak üzere 365,4 milyon ton dış ticaret taşıması gerçekleştirildi. “Türkiye, dünyanın üretim ve tedarik merkezi olma yolunda güçlü bir aday” Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran, konuyla ilgili değerlendirmesinde, Kovid-19 salgınının dünyanın ticaret dengesini değiştirirken Türkiye için fırsatları da beraberinde getirdiğini söyledi. Baran, salgınla mücadele sürecinde sağlık ve ekonomi alanında başarılı mücadele yürüten Türkiye’nin, bir taraftan dünyadaki görünürlüğünü artırdığını, diğer taraftan üretim için alternatif arayışına giren yatırımcıların dikkatini çektiğini dile getirdi. Türkiye’nin, coğrafi konum, işgücü kaynağı ve potansiyel bakımından değerlendirildiğinde de dünyanın üretim ve tedarik merkezi olma yolunda güçlü bir aday olarak öne çıktığını belirten Baran, şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde ülkemizde gerçekleştirilecek ekonomi ve hukuk reformlarının yatırımcıların güvenini daha da artıracağına inanıyorum. Riski az, güveni yüksek, kazancı tatminkar, coğrafi olarak avantajlı bir ülke durumundaki Türkiye’de yatırımcılar birçok sektöre yatırım yapma olanağına sahip.” Türkiye’nin, gelişmiş ulaşım olanakları, yeni inşa edilmiş köprüleri, havaalanları, ticareti, gelişmiş turizmi, kongre turizmi ve eğlence hayatı ile yabancı yatırımcılar için çekici bir ülke olduğunu belirten Baran, Türkiye’den Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki müşterilere kolay erişim…

LOJİSTİKTE DİJİTALLEŞME VE E-TİCARET

2020 yılına damgasını vuran koronavirüs pandemisinin olumsuz etkilerinin hissedildiği sektörlerin başında küresel lojistik sektörü gelmektedir. Çin’deki üretim faaliyetlerinin durdurulması ve yavaşlatılması Çin odaklı küresel arz-talep dengesi üzerinde daha önce benzeri görülmemiş bir baskı yarattı. Hammadde tedariki konusunda dünya ekonomilerinin daha önce nispeten sorunsuz işleyen küresel tedarik zinciri sayesinde ithal girdi ihtiyaçları ile hedef pazarlarının talepleri öngörülebilir ve planlanabilir iken, koronavirüs pandemisinin getirmiş olduğu belirsizlik tedarik zincirinin üreticiler, dağıtıcılar, alıcılar, lojistik hizmet sağlayıcılar, depocular vb. gibi unsurlarını geciken sevkiyatlar, artış gösteren lojistik maliyetler ve finansal mutabakatlardaki gecikmeler sebebiyle öngörülmesi ve planlanması zor bir süreç ile karşı karşıya bıraktı. Koronavirüs pandemisine yönelik alınan karantina ve sokağa çıkma yasakları gibi önlemler ile birlikte virüsten korunma amacıyla kalabalık ve kapalı alanlardan kaçınan tüketiciler pandemi öncesi alışveriş merkezleri, marketler ve perakende mağazalarına fiziki olarak giderek karşıladıkları ihtiyaçlarını e-ticaret altyapısı kullanarak gidermeyi tercih ettiler. OECD verileri Birleşik Krallık ve ABD’de perakende satışlarda e-ticaret payının özellikle koronavirüs pandemisinin etkilerinin küreselleştiği 2020 yılı başında yükselişe geçtiğini göstermektedir. 2019 yılının son çeyreğinde perakende satış içerisinde e-ticaretin payı ABD için yaklaşık yüzde 12, Birleşik Krallık için ise yaklaşık yüzde 21 iken 2020 yılının ikinci çeyreğinde bu oran ABD için yaklaşık yüzde 16, Birleşik Krallık için ise yaklaşık yüzde 32’ye yükseldi. Koronavirüs salgınının ekonomik olumsuzluklarını azaltmak için ticareti kolaylaştırmanın önemli bir zorunluluk olduğu tüm dünyada kabul edilmektedir. İçinde bulunduğumuz bu süreçte dünyanın önde gelen kurum ve kuruluşlarının gündemlerine aldıkları ticareti kolaylaştırma konusunda ülkemizde ticari faaliyetlerin kolaylaştırılması, bu amaca hizmet eden kurumlara destek verilmesi, bu yönde bir farkındalık oluşturulması geniş kapsamlı bir yaklaşım ile mümkün olabilecektir. Bu çerçevede ülkemizde de T.C. Ticaret Bakanlığı himayesinde Ticaretin Kolaylaştırılması Koordinasyon Komitesi 2017 yılında kurulmuştur. UTİKAD olarak komitenin kurulduğu günden bu yana aktif rol üstleniyor, ticaretin uluslararası standartlarda yapılması için ülkemizin ve sektörlerin yararına atılması gereken kolaylaştırıcı adımlara yönelik önerilerimizi sunmaya devam ediyoruz. Pandemiyle birlikte hem ülke ekonomilerini koruyacak hem de ticaret ve lojistik akışları kolaylaştıracak bu çalışmaların pandeminin olumsuz etkilerini hafifletmede büyük rol oynayacağı düşüncesindeyiz. Bu konuyla ilgili olarak 2019 yılında UTİKAD E-Ticaret Odak Grubu’nun çalışmaları neticesinde hazırlanan ”Türkiye’de E-Ticaret ve E-İhracat Gelişim Potansiyeli ve Lojistik Süreçler Raporu”nu kamuoyu ile paylaşmıştık. UTİKAD internet sitesi üzerinden dijital olarak yayınlanan rapor; özellikle KOBİ’lerin e-ticaret ve e-ihracata girişinin kolaylaştırılması ve e-ihracatın önündeki engellerin aşılmasına yönelik çözüm önerileri oluşturmayı hedefliyordu. Bugün geldiğimiz noktada ise; pandemi sonrası gelişen dinamikler nedeniyle UTİKAD E-Ticaret Odak Grubu tarafından güncellenme çalışmalarının sürdüğünden bahsetmek gerekiyor. Aynı zamanda UTİKAD olarak TOBB’un e-ticaret meclisinde e-ticaret lojistiği faaliyetleri yürüten üyelerini temsilen görev almakta ve çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Son olarak; Türkiye’nin konumunun stratejik öneminin ve küresel bir hub olabilmesi için yapılması gerekenlerin altını çizmeye devam edeceğimizi belirtmek isterim. Sektörümüzün hızla dijitalleşmesi, ticaretin kolaylaştırılması ve tabii ki gümrüklerimizde küresel entegrasyonun tamamlanması için fikirlerimizi ve projelerimizi kamuya iletmeyi sürdüreceğiz.Emre EldenerUTİKAD Yönetim Kurulu BaşkanıEkovitrin Dergisi Mart 2021

TİM, LOJİSTİK SORUNLARI ‘PORTAL’ İLE AŞACAK

TİM Başkanı İsmail Gülle, “Portal, lojistik firmalarıyla ihracatçılarımız arasında bir köprü vazifesi görecek. Ürünlerimiz, dünyanın dört bir köşesine artık daha hızlı, daha ucuz ve daha güvenli bir şekilde ulaşacak” dedi. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), İhracat 2021 Raporu’nu gerçekleştirdiği basın toplantısıyla tanıttı. Raporda; küresel ekonomi ve Türkiye ekonomisinin 2020 yılı performansı ve 2021 beklentileri yer alıyor. Küresel ticarette orta ve uzun vadeli trendler, Türkiye için fırsatlar ve riskler, küresel tedarik zincirlerindeki dönüşüm süreci ve TİM’in 2021 ajandası rapordaki önemli başlıklar arasında dikkat çekiyor. 100 bin ihracatçının gerekli potansiyel ve enerjiye sahip olduğunu belirten TİM Başkanı İsmail Gülle, “Bu yıl artık geleneksel bir yapıya kavuşan raporumuzun 3’üncüsünü yayımlıyoruz. 2021’de tekrar yükselen talep ve ekonomilerdeki normalleşmeyle, ihracatta yıllık rekorumuzu tazelemek ve 2021 yılı ihracat hedefimiz olan 184 milyar doları aşmak adına durmadan çalışacağız.” dedi. Lojistik sorunları çözebilmek adına oluşturdukları lojistik komitesi ile Türkiye Lojistik Portalı’nı kuracaklarını belirten Gülle, şu bilgileri verdi: “TİM olarak, lojistikte küresel olarak yaşanan sorunları dikkatle takip ediyoruz. Bu küresel soruna, ulusal bir çözüm getirmek adına hazırlıklarımızı tamamladık. Çok yakında, Türkiye Lojistik Portalımızı faaliyete geçirerek, bu portalı İhracatçılarımızın dünyaya açılan kapısı haline getireceğiz. Türkiye Lojistik Portalı ile ihracat hacmimiz artarken, lojistik noktasında önemli avantajlar elde edeceğiz. Portal, lojistik firmalarıyla ihracatçılarımız arasında bir köprü vazifesi görecek. Ürünlerimiz, dünyanın dört bir köşesine artık daha hızlı, daha ucuz ve daha güvenli bir şekilde ulaşacak. Önümüzdeki günlerde, portalımızın detaylarını paylaşacağız.”İmam GÜNEŞ – DÜNYA Kaynak: lojiport.com

TÜRKİYE İLE AZERBAYCAN ARASINDA E-TİCARET MUTABAKAT ZAPTI İMZALANDI

Ticaret Bakanı Pekcan ve Azerbaycan Ekonomi Bakanı Cabbarov, Türkiye ile Azerbaycan arasında e-Ticaret Mutabakat Zaptı’na imza attı. Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Bakü temasları kapsamında Azerbaycan Ekonomi Bakanı Mikayıl Cabbarov’la Türk ve Azerbaycanlı iş dünyasındaki STK başkanlarıyla yuvarlak masa toplantısına katıldı. Pekcan, toplantıda yaptığı konuşmada, Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ’da elde ettiği başarıdan gurur duyduklarını, bugün iş dünyası ve hükümet temsilcileri olarak sahadaki başarıları ekonomik başarılarla taçlandırabilmek için bir araya geldiklerini söyledi. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki Tercihli Ticaret Anlaşması’nın 1 Mart 2021’de yürürlüğe girdiğini hatırlatan Pekcan, “İkili ticaretimizin derinleşip çeşitlenmesi önemli. Bu anlaşmanın kapsamını genişletmek için çalışmalara başladık. Fakat tek millet vizyonu ile yola çıkarak tek pazar olarak yola devam edip Serbest Ticaret Anlaşması ile tamamlamayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda ekonomik ilişkilerde en kapsamlı iş birliğini sağlamalı, fırsatları birlikte en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ekonomik iş birliğinin derinleşmesi bölge ekonomisi için de çok şey ifade edecektir. Ayrıca, Türkiye ile Azerbaycan arasında artan ekonomik iş birliği, Orta Asya’daki Türki Cumhuriyetler ile olan etkileşimimizi de birlikte güçlendirecektir. Bu şekilde, hem ikili hem de bölgesel bir anlayışla, ekonomik iş birliğimizi stratejik bir biçimde ilerletmek için çalışmalarımızı müştereken sürdürmeliyiz.” dedi. Pekcan, Türkiye’nin AB ile mevcut Gümrük Birliği anlaşmasının önemli olduğu kadar Azerbaycan’ın da üçüncü ülkelerle olan mevcut tercihli ticaret düzenlemelerini son derece önemli gördüklerini, özellikle Ukrayna, Gürcistan ve Bağımsız Devletler Topluluğu coğrafyası gibi pazarlara giriş ve bu pazarlarla etkileşim açısından Azerbaycan’ın yatırımcılara sağladığı avantajın farkında olduklarını ifade etti. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki karşılıklı yatırım ilişkilerinin oldukça memnun edici bir seviyede olduğunu söyleyen Pekcan, yatırımların daha da artması için hükümetler olarak her türlü desteği vermeye devam edeceklerini, bunun için “road show”lar düzenleyeceklerini bildirdi. Pekcan, Azerbaycan’ın Karabağ’da kazandığı zaferin Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerinde her anlamda yeni bir açılım imkanı doğurduğunu, ikili ticaret, yatırımlar ve lojistikte yeni fırsatlar ortaya çıkardığını belirtti. 1 Nisan’da iki ülke arasında kimlikle geçiş sürecinin başladığını hatırlatan Pekcan, “Biz devlet olarak size her türlü kolaylığı sağlayacağız ama sizin de rol almanız gerekiyor. Bu yeni dönemi ve getirdiği fırsatları değerlendirme noktasında iş dünyamıza çok önemli rol düşmektedir. İşgal altından kurtarılan bölgelerdeki alt ve üstyapı projeleri, bu bölgelerde yapılacak yeni yatırımlar ve fabrikalar ile birlikte ticari faaliyetlerin artırılması, ortaya çıkan lojistik fırsatlar, ‘Orta-Koridor’ olarak nitelendirilen rotanın daha aktif kullanımı ve Azerbaycan’ın lojistikteki öneminin güçlendirilmesi gibi konular yeni dönemde, proaktif bir yaklaşımla üzerinde durmamız ve sonuç almamız gereken alanlardır. Hep birlikte, yakın iş birliği ve eşgüdüm halinde bu işi başarmalıyız, başaracağız.” şeklinde konuştu. Pekcan, hem Türkiye hem Azerbaycan devlet yetkililerinin ilişkileri geliştirme konusunda aynı görüşte olduğunu belirterek “Ticaretin kolaylaştırılması, gümrük ve lojistik alanlarındaki iş birliğinin artırılması, yatırımların karşılıklı artırılması gibi önemli gündem konuları çerçevesinde pek çok teknik hususu ele alıyoruz, çözüme kavuşturmak konusunda hemfikiriz.” diye konuştu. Bugün imzalanan e-Ticaret Mutabakat Zaptı’nın önemine de değinen Pekcan, “e-Ticaret gibi yenilikçi alanlar üzerinde çalışarak ilişkilerimizin geleceğine de yatırım yapıyoruz. Bizim amacımız (mutabakat zaptını) dijital ekonomik ortaklık anlaşması haline getirmek. Bu yönde de çalışmalarımıza hemen başlayacağız.” değerlendirmesinde bulundu. – “Ekonomik ilişkileri yepyeni bir boyuta taşıyabiliriz” Pekcan, iş dünyasından gelecek her türlü talep ve öneriye açık olduklarına işaret ederek şunları kaydetti: “Ülkelerimiz arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerde yeni bir döneme girdik. Tercihli Ticaret Anlaşmamızın yürürlüğe girmesi, kapsamının genişlemesi, Karabağ zaferinin getirdiği yeni imkanlar, Karabağ’da yapılacak yeni yatırımları, pandemi sürecinin küresel ekonomide yarattığı dönüşüm…