COVID 19 SIKÇA SORULAN SORULAR
Soru 1: Gıdalardan insanlara Covid-19 virüsü bulaşır mı? Gıdaların virüsün muhtemel bir kaynağı veya bulaşma yolu olduğuna dair bugüne kadar herhangi bir bilimsel kanıt bulunmamaktadır. Bununla birlikte bilimsel literatürler güncel olarak takip edilmekte olup gelişmeler doğrultusunda düzenlemeler yapılmaktadır. Soru 2 : Covid-19’dan kaynaklanan potansiyel riski en aza indirmek için evde neler yapılabilir? Alışverişten önce ve sonra ellerinizi su ve sabunla iyice yıkamak, hem kendinizi hem de diğer insanları koruyacağı için önemlidir. Hijyen kurallarını tam anlamıyla uygulamak önemlidir. Gıdalar uygun bir şekilde saklanmalı çiğ tüketilen gıdalar ile pişmiş gıdalar arasında herhangi bir temastan kaçınılmalı, ambalaj üzerindeki etiket saklanmalıdır. Meyve ve sebzeler pişirilmeyeceklerse temiz suyla yıkanmalıdır Covid-19 pişirme işlemine dayanıklı olmadığından gıdalar pişirilerek tüketilmelidir. Pişmiş olarak tüketilecek gıdaların pişirme talimatlarına (zaman, sıcaklık) uyulmalıdır. Mutfak gereçlerinin farklı gıda maddelerinde kullanımı arasında deterjanla dikkatlice yıkanarak bulaşma önlenmelidir. Buzdolabı ve mutfak yüzeyleri, artan sıklıkta ve rutin olarak temizlenmelidir. Soru 3: Gıdalar hazırlanırken nelere dikkat etmeliyiz? Gıdaların hazırlanması sırasında hijyen kurallarına uyulmalıdır. Ürün ambalajları üzerindeki güvenlik şeridi/güvenlik bandı bozulmamış olmalıdır, Hayvansal ürünlerin hazırlanması sırasında (özellikle dondurulmuş olanların çözdürülmesi) sızan sıvının uzaklaştırılması ve hemen pişirilme işlemine geçilmelidir, Tüketime hazır ve çiğ ürünlere işlem yaparken, çapraz bulaşmayı önlemek için ayrı ekipmanlar kullanılmalı (doğrama tahtası, bıçak vb.) ya da aynı ekipman kullanılacaksa her bir işlem arasında ekipmanlar temizlenip dezenfekte edilmelidir, Çiğ hayvansal gıdaların iyi bir şekilde pişirilmelidir, Sebze ve meyveler tüketilmeden önce bol su ile yıkanmalıdır. Virüsler ısıya karşı duyarlı olduğundan, gıdalara uygulanacak yeterli ısıl işlem ile enfeksiyon riski daha da azaltılabilir. Çiğ meyve sebze ve ısıl işlem görmeyen ürünlerin hazırlanması ve tüketimi öncesinde el yıkama gibi genel hijyen kurallarına dikkat edilmeli, pişirme işlemi yeterli bir şekilde yapılmalıdır. Soru 4: Covid-19 salgını sürecindegıda işletmelerinin alması gereken önlemler nelerdir? Personelin gıda hijyeni konusunda eğitilmesi sağlanmalıdır. Personelin kişisel hijyen kurallarına uymaları ve genel hijyen kurallarına yönelik bilgilerinin güncellenmesi sağlanmalıdır. Hammadde tedariklerinde ve ürün sevklerinde hijyen kurallarına azami özen gösterilmelidir. (Örn. Karkas sevklerinde stokinet, gıda ile temas edebilir nitelikte poşet kullanımı vb.). Gıda üretim yerlerinde hijyen bariyerleri, alet ekipman sterilizasyon cihazları, el ve vücut hijyeni için gerekli alet ve ekipmanların tam ve eksiksiz, sağlam ve çalışır durumda olmalı, lavabo, duvar, zemin, tavan ve üretim alet ekipmanlarının ve personel sosyal alanlarının temizlik ve dezenfeksiyon sıklığının artırılmalıdır. Perakende satış yerlerinde ekmek satışları önceden ambalajlı olarak yapılmalı ya da tüketicinin doğrudan ekmeğe ulaşımını engelleyecek, elle çoklu seçim yerine gözle seçimi öne çıkaracak bir sistemin uygulanmalıdır. Perakende satış yerlerinde ürünlerin (kuruyemiş, bakliyat, şekerleme gibi) sunumunun; ürünlerin çevre etkisine ve müşterinin doğrudan temasına açık olması engellenmelidir. Perakende satış yerlerinde günlük dezenfeksiyon (ambalajlı ürünleri de kapsayacak şekilde) yapılmalıdır. Hijyen uygulamalarını güçlendirmek için personelin etkin denetimi sağlanmalıdır. Personelin iyi hijyen uygulamaları için gerekli ihtiyaçlarını sağlanmalıdır. Soru 5: İşletmelerde eldiven ve bone kullanımı zorunlu mudur? 5996 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatlar açısından özellikle eldiven kullanımına ilişkin bir zorunluluk yoktur. Bone ve eldiven kullanımı işletme HACCP planında belirtilmiş bir önlem olarak yer alıyorsa (işletmenin özelliğine göre bunlardan biri ya da her ikisinin de kullanımı) kullanmak zorundadır. Ancak özellikle eldiven kullanımı HACCP ya da ön gereklilik planında işletme tarafından belirtmemiş ise kullanmaz. Yerine el hijyeni için geçerli bir yöntem tarif etmiş olmalıdır (çalışanın kolayca ulaşabileceği elle, kolla kumanda edilmeyen musluklu lavabo, sıvı sabun, tek kullanımlık havlu, kağıt havlu vb.). Güncel durumun hassasiyeti göz…
Diş Eti Şişmesi ve Alınacak Önlemler
Diş eti şişmesi çok yaygın görülen bir sağlık sorunudur ve bunun birçok farklı nedeni olabilir. Birkaç günden fazla süren diş eti şişmesi problemi yaşıyorsanız, diş hekimi uzmanınıza danışmanız önerilir. Randevunuzu beklerken, şişliğin ve rahatsızlığın şiddetini hafifletmek için yapabileceğiniz birkaç şey vardır. Olası Nedenleri Düşünün U.S. National Library of Medicine’e göre diş eti iltihabının birkaç yaygın nedeni vardır: İlaçlar:Yakın zamanda ilaç almaya başladıysanız, diş eti şişliğiniz ilacın bir yan etkisi olabilir. İlacın yan etkileri hakkında doktorunuzla görüşün ve alternatiflerin olup olmadığını araştırın. Ağız Bakım Ürünleri Marka Değişikliği:Yakın zamanda kullandığınız diş fırçası, diş macunu, ağız bakım suyu ya da diş ipi markasını değiştirdiyseniz, bu ürünlerin içerik maddelerinden birine reaksiyon gösteriyor olabilirsiniz. Yetersiz Beslenme:Özellikle C vitamini eksikliği diş eti iltihaplanmasına neden olabilir, dolayısıyla meyve ve sebze tüketmiyorsanız, sorun beslenme biçiminizde olabilir. Gingivitis (diş eti iltihabı):Diş eti şişliğinin temel nedeni diş eti iltihabıdır. Eğer dişlerinizi iyi fırçalamıyor ve diş ipi ile temizlemiyorsanız, sorun burada olabilir. Diş eti iltihabına katkı sağlayan çok sayıda başka neden ve etken vardır, bu nedenle semptomları diş hekiminizle görüşmek, doğru ve eksiksiz bir teşhis için en iyi yöntemdir. Rahatlama Yöntemi Bulun American Dental Association‘a göre, rahatsızlığı hafifletmek ve diş etlerinizdeki şişliği azaltmak için yapmanız ve yapmamanız gereken birkaç şey vardır. Yapılması Gerekenler: Dişlerinizi düzenli olarak fırçalayın ve diş ipi ile temizleyin. Eğer diş eti şişliğinin temel nedeni diş eti iltihabı ise, iyi bir ağız hijyeni iyileşmenin ilk adımıdır. Beslenme biçiminizi iyileştirin. Beslenme düzenine fazladan meyve ve sebze ekleyin ve bir süre kafeinli ve gazlı içeceklerden uzak durun. Ağzınızı tuzlu su ile çalkalayın. Bu yöntem, iltihaplı diş etlerinin ağrısını hafifletebilir. Diş hekiminize görünün! Diş eti rahatsızlığınız devam ediyorsa randevu almayı ihmal etmeyin. Şişliğin kesin nedenini diş hekimi uzmanı tespit edebilir, ayrıca dişlerinizin ve diş etlerinizin sağlığına daha çabuk kavuşmasına yardımcı olabilir. Kaçınılması Gerekenler: Diş etlerinizi tahriş eden diş macunlarını ve ağız bakım sularını kullanmaya devam etmeyin. Alkol içeren ağız bakım suları diş eti şişliğini tahriş edebilir. Etkilenen bölgeye zarar verdiğini fark ederseniz diş macununuzu değiştirin. Alkol ve tütün ürünleri kullanmayın, çünkü her iki madde de diş etlerinizi daha fazla tahriş edebilir. Sorunu görmezden gelmeyin. Şişliği azaltmak için harekete geçin ve diş etlerinizdeki şişliğin daha ciddi bir şeyin belirtisi olmadığından emin olmak için bir diş hekimi uzmanına başvurun.
Kışın Kalbinizi Koruyun!
Mini Kalp Sağlığı Check-Up Paneli Kalp sağlığınız ile ilgili endişe yaşamadan kışı sağlıklı geçirmeniz için hazırladığımız check-up paneli hakkında bilgi almak için 444 2 999 no.lu çağrı merkezimizi arayabilirsiniz. Mini Kalp Sağlığı Check-Up Paneli: Kardiyoloji Muayenesi Ekokardiyografisi EKG *Kampanya bitiş tarihi 31.03.2019
SPOR KEYFİNİZ YARIDA KALMASIN
Makaleyi Yazan: Op. Dr. Adnan Karaoğlu Makale Tarihi: 01 Ekim 2018 Spor amaçlı yapılan her türlü aktivite esnasında vücutta meydana gelebilecek geçici veya kalıcı hasara spor yaralanması denir. Spor yaralanmaları çok küçük ve basit gibi görülse de, tam iyileşme için daha uzun bir tedavi süreci gerekebilir. Avcılar Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Adnan Karaoğlu, sporcuyu hem fiziksel hem mental olarak etkileyen spor yaralanmalarında ilk yardım ve tedavi süreçleri hakkında bilgiler verdi. Spor Yaralanmalarının Nedenleri Spor yaralanmaların sebebi kişisel ve çevresel faktörlere bağlıdır. 1) Kişisel nedenler: Zayıf kas ve kemik yapısı, anatomik bozukluk, daha önce geçirilen yaralanmalar ve ameliyatlar, kronik hastalık ve enfeksiyonlar, psikolojik sorunlar, yaş ve cinsiyet, spor kurallarını bilmemek. 2) Çevresel nedenler: Antrenmansız olmak, kötü malzeme, spor kurallarına uyulmaması, elverişsiz zemin ve kötü hava koşulları. Spor Yaralanmaları Nelerdir? Özellikle temas sporu yapanlarda, kas-iskelet sistemine ait çeşitli yaralanmalar olmaktadır. Adale tendon yaralanmaları: Adale ezilmesi, adale liflerinde yırtılmalar ve tendon kopmaları (aşil tendon kopmaları, omuz rotator adale yırtıkları, quadriseps tendon yırtıkları, kasıkta tendon kopmaları, uyluk arkasında hamstring adale yırtıkları.) Bağ (ligaman) yaralanmaları: Eklemlerde burkulma ve dönmeler sonucunda bağlarda gerilme, esneme ve kopmalar (ayak bileği burkulması ile bağ yaralanmaları, diz iç yan, dış yan ve çapraz bağ yaralanmaları.) Kırıklar ve çıkıklar: Temas sporlarında travmanın şiddetine, yönüne ve düşme şekline göre çeşitli kemik kırık ve çıkıkları gelişir. Omuz, dirsek ve parmak çıkıkları, köprücük kemiği, el bileği, ayak bileği, el ve ayak tarak kemikleri, dirsek bölgesi kemiklerde ve diz çevresi kemiklerde kırıklara rastlanılmaktadır. Spor Yaralanmalarında İlk Yardım Spor yaralanmalarında ilk yardım olay yerinde yapılan işlemdir. İlk yardım genel-likle çevredekiler veya masörler tarafından yapılmaktadır. Spor alanında yaralanan herhangi bir sporcuya bilinçli yaklaşmak gerekir. Aksi takdirde istenmeyen, daha kötü sonuçlar gelişebilir. Yaralanan sporcu uygun bir şekilde (sedye ile taşınma gibi) spor alanı dışına alınmalıdır. Yaralanan bölge istirahat pozisyo-nuna alınır ve ödem gelişmemesi için hemen buz tedavisine başlanır. Buz direk cilt ile temas etmeden, 10-15 dakika süre ile uygulanmalıdır. Buz tedavisi iki saat ara ile günde 5-6 kez uygulanabilir. Daha sonra yaralanan bölgeye göre bandaj ile kompresyon veya atel uygulanır. Özellikle alt ekstremite yaralan-malarında bacak yükseğe (kalp seviyesine) kaldırılmalıdır. İlk yardımdan sonra yaralanan sporcu uygun bir merkeze götürülerek, ortopedi ve travmatoloji uzmanı tarafından muayene ve tetkik edilmelidir. Spor yaralanması olan bölgede ağrı, şişlik, hareket kısıtlılığı, sıyrık, ekimoz gibi bulgular görülebilir. Kesin tanı için görüntüleme işlemleri yapılır. Kırık ve çıkıklar için direk grafi veya bilgisayarlı tomografi tetkiki, yumuşak doku yaralanmaları için manyetik rezonans veya ultrason tetkiki yapılır. ‘‘Spor alanında yaralanan herhangi bir sporcuya bilinçli yaklaşmak gerekir.’’ Spor Yaralanmalarının Kesin Tedavisi Spor yaralanmasının şiddetine, hasarına ve yerine göre konservatif veya cerrahi tedavi yapılır. Konservatif tedavi; bandaj, atel, sirküler alçı, ortez ile ekstremite istirahate alınır. Ağrı kesici ve ödem giderici ilaçlar verilir. Fizik tedavisi; akut durum geçtikten sonra adale kuvvetlendirici ve hareket açıcı egzersiz programları yapılabilir. Cerrahi tedavi yapılan sporcularda, ameliyat sonrası fizik tedavi yapılır. Cerrahi tedavi; bazı spor yaralanmaları (gerekli endikasyonu olan kırık ve çıkıklarda) cerrahi tedavi yapılır. Eklem içi yaralanmalar artroskopik olarak tedavi edilirler (menüsküs yaralanmaları, çapraz bağ kopukları, kıkırdak lezyonları). Spor Yaralanmalarından Nasıl Korunuruz? Kişisel Tedbirler: Spora başlamadan önce sağlık taraması yapılmalı, bilinen bir sağlık problemi varsa doktor ile görüşülerek spora başlanmalı. Yapılacak sporla ilgili bilgi edinilmeli, uygun giysi ve ayakkabı tercih edilmelidir. Spora başlamadan önce ortalama 15 dakika ısınma ve adale germe egzersizleri…
AKTİF YAŞAMIN ÖNÜNDEKİ ENGEL SKOLYOZ
Makaleyi Yazan: Uzm. Dr. Müjgan Lahut Makale Tarihi: 14 Ekim 2018 Omurga eğriliği olarak bilinen skolyoz pek çok türe sahip, nedeni tam olarak bilinmeyen bir hastalık. Fiziksel bir şekil bozukluğunun ötesinde ciddi hastalıklara da zemin hazırlayan skolyozun özellikle erken yaşlardan itibaren ihmal edilmemesi gerekiyor. Omurganın sağa veya sola doğru eğrilmesi olarak tanımlanan ve yaşam kalitesini düşüren skolyoz, doğuştan olabildiği gibi çocukluk dönemlerinde de ortaya çıkabiliyor. Avcılar Hospital Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Müjgan Lahut, modern çağın adı sıkça duyulan hastalığı skolyoz hakkında merak edilen soruları yanıtladı. Skolyoz Nedir? Skolyoz kelimesi Yunanca ‘skoliosis’ kelimesinden geliyor ve ‘eğilme, kıvrılma, esneme’ anlamlarını taşıyor. Düz ve dikey bir çizgide yer alan sağlıklı omurga sisteminin sağ veya sol yana eğilmesine skolyoz adı veriliyor. Bu eğrilik; boyun, sırt veya bel bölgesinde veya bunların birleşme yerlerinde olabiliyor. Bu eğrilikler uzamış bir ‘C’ veya uzamış bir ‘S’ şeklinde olup bazen bu eğriliğe farklı eksen eğrilikleri eşlik edebiliyor. Bu durumlarda; kifoskolyoz, rotoskolyoz veya kiforotoskolyoz diye adlandırılan biçimler de karşımıza çıkabiliyor. Peki, insanlar skolyoz olup olmadığını nasıl fark edebilir? Aslında dikkatli bir gözlemle; omuzların aynı çizgide olma-ması, bir omzun diğerine oranla daha yüksekte durması, kürek kemiklerinin bir tarafta daha çıkık durması, kafanın tam ortada durmaması, leğen ve kalça kemiğinin bir taraf-ta daha yüksek durması, göğüs kafesin ve kaburgaların tek taraflı kabarık olması, kol açıklığının bir tarafta daha geniş olması gibi durumlar üzerinden fark edilebilir. Hangi sebeplerden çocuklarda skolyoz görülebilir? Skolyoz, genetik ve çevresel faktörlere bağlı gelişebilir. Skolyozun nerdeyse %80’i belirli bir sebebi olmadan, hafif veya orta düzeylerde görülür. Ailenin diğer fertle-rinde görülme riski yüksektir. Ayrıca genetik kas has-talıkları ve serebral palsy (doğum öncesinde, sırasında veya sonrasında, merkezi sinir sisteminin hareket işlev alanlarının hasar görmesinden dolayı) veya spina bifida (embriyojenik yaşamda omuriliğin yapısının oluşumunda hata sonucunda omuriliğin kapanmaması) ile beraber gelişebilir. Skolyoz çoğu zaman omurga yapısını tam boz-madan sadece postür bozukluğu, kas dengesizliği, geçici kas spazmı veya ağrılı durumlara bağlı oluşabilir. Bu gibi durumlarda kişiler oturduklarında eğrilik düzgün bir şekil alır. Yapısal olmayan skolyoz en çok bacak boyunun farklı olması sebebiyle oluşur. Bu tespit edilmesi kolay durum gözden kaçırılırsa hasta gereksiz skolyoz ameliyatına kadar gidebilir. Nedeni bilinmiyor peki farklılıkları var mı? Görülen skolyozların %80’i idiopatikdir; yani sebebi bilinmez. İdiopatik skolyozun dört tipi vardır; İnfantil 0-3 yaş, Jüvenil dediğimiz; puberte öncesi 3-9 yaş, Adole-san; puberteden olgunluğa kadar olan dönem 10-18 yaş, erişkin 18 yaş ve üstü… Skolyoz tanısı ve takibi özellikle ergenlik döneminde çok önemlidir, zira ergenlik çağında hızla eğrilik derecesi artar. Aslında kızlar ve erkeklerde görülme sıklığı erken yaşlarda çok farklı değildir, fakat kızların olgunluğa ye-tişme sürecinin çok hızlı olması sonucunda skolyoz açısı artar ve kızlarda daha fark edilir hale gelir. Büyüme dur-duktan sonra skolyoz ilerlemez ancak gelişen osteoporoz veya kas zedelenmesi ve güçsüzlükleri açıyı artırabilir. Skolyoz açısı nedir, nasıl ölçülür? Kişinin tüm iskeletini kapsayan, ayakta yumuşak dozda çekilen grafi bize bu açıyı değerlendirmemizde yardımcı olur. Bu açı ‘cobb açısı’ olarak adlandırır. Bebekler için ışın almadan scoliometer denilen bir çeşit su terazisi kullanılabilir. Ölçülen açı 7’den büyük ise skolyoz varlığı kabul edilir. Tecrübeli bir hekim muayene ile bu karara varabilir. Açının önemi nedir? On derece üstü eğriliklere skolyoz denir. 20-25 dere-ce aralığında ise çocuk için özel 3D korseler verilmesi gereklidir. İyi ve uygun biçimde hazırlanan bir korse ile çekilen grafide 10 derecelik…
Baş Ağrınız Ağrı Kesiciyle Bile Geçmiyorsa…
Makaleyi Yazan: Prof. Dr. Meliha Tan Makale Tarihi: 15 Ekim 2018 AĞRI KESİCİYİ 10 GÜNDEN FAZLA KULLANIRSANIZ… Birincil baş ağrıları içinde en sık karşılaşılanlar migren ve gerilim tipi baş ağrılarıdır. Bunlarla karşılaştırıldığında çok daha seyrek olmakla birlikte (2 bin kişide bir veya daha ender) çok şiddetli, sık baş ağrılarına neden olmaları, geleneksel ağrı kesicilere yanıt vermemeleri ve farklı tedaviler gerektirmeleri nedeniyle küme baş ağrısı, tekrarlayıcı yarım baş ağrısı önemli bir birincil baş ağrısı hastalığı grubunu oluşturur. Çoğu kez bu hastalar, doğru tanı alana kadar, yıllarca şiddetli ağrılar çekebilir. Şu an için dünyada en sık üçüncü baş ağrısı tipi ise aşırı ağrı kesici kullanım baş ağrısıdır. Bu nedenle tedavi için kullanılan ağrı kesicilerin ayda 10 günden fazla alınmasının kendi başına kronik bir baş ağrısı nedeni olduğu konusunda hastalar mutlaka en baştan uyarılmalıdır. İNSANLIK TARİHİ KADAR ESKİ HASTALIK: MİGREN Migren, tüm baş ağrısı hastalıkları içinde doktora en fazla başvuru nedeni olan durumdur. Migren tanısı için özel bir laboratuvar testi veya radyolojik inceleme yoktur. İnsanlık tarihi kadar eski bir hastalık olan migren toplum için oldukça önemli bir sağlık sorunudur. Dünya Sağlık Örgütü tarafından en çok kısıtlılık yapan hastalıklar arasında ele alınmıştır. Kadınların yaklaşık yüzde20’sinin, erkeklerin ise yüzde 8’inin migrenli olduğu biliniyor. Atak sırasındaki olumsuz etkileri dışında da okul ve iş performansında düşme ve sosyal problemler gibi kronik etkileri vardır. Migrenin neden kaynaklandığı tam olarak bilinmemekle birlikte yapılan araştırmalar bazı faktörlerin tetiklenmesi sonucunda beyinde anormal bir dalgalanmanın meydana geldiğini gösteriyor. Bunun ardından beyin zarında ve damarlarında iltihabi tepkiye yol açan birtakım maddeler salınır ve bunların sonucunda baş ağrısı oluşur. Migrenin karakteristik özellikleri; tekrarlayıcı olması, atağın ilaçsız olarak dört saatten fazla sürmesi (ve üç günden az), tek yanlı oluşu (yüzde 80 hastada), zonklayıcı olması, atak sırasında sıklıkla ışıktan ve sesten rahatsızlık, merdiven çıkma gibi fiziksel eylemlerde ağrıda artış, ağrıya sıklıkla bulantı veya kusmanın eşlik etmesi, ağrının orta şiddette veya şiddetli olmasıdır. SIK KULLANILAN İLAÇLAR FAYDASIZ… Migren atakları çoklukla tekrarlayıcı ataklar şeklinde gelirken, en az üç ay her gün veya günaşırı olacak şekilde kronikleşmiş olarak da görü- lebilir. Bu durumun en büyük nedeni ağrı kesici ilaçların aşırı kullanımıdır. Böyle bir durumda ağrı kesicilere en az iki ay gibi bir süre ara verilmeden ağrıların kontrolü mümkün değildir ve ağrı kesiciler aşırı kullanıldığı sürede verilen ağrının gelmesini engelleyici ilaçlar da çoğu kez yararlı olmaz. MİGREN TEDAVİSİ Migrende ilaç tedavisi ataklardan korunmaya yönelik “profilaktik” yani önleyici/koruyucu tedavi ve atağın ağrı, bulantı, kusma gibi yakınmalarının giderilmesine yönelik “atak (akut/ağrı) tedavisi” olarak iki şekilde yapılır. Önleyici tedavi belirli bir süre boyunca düzenli ilaç kullanarak ağrı sıklığını ve şiddetini azaltmaya yöneliktir. HASTALIĞI TETİKLEYEN FAKTÖRLERDEN UZAKLAŞIN Atak tedavisinde olguların bir kısmında ağız yolu ile alınan ağrı kesiciler kullanılır. Karanlık ve sakin bir odada, buz paketi koyarak dinlenmek ağrının giderilmesini kolaylaştırır. Eğer hasta uyuyabilirse genellikle ağrıdan kurtulmuş olarak uyanır. Sık ataklı olgularda (ayda beşten fazla) ağrı kesici kullanım sınırları belirlenmeli ve hasta aşırı ilaç baş ağrısı konusunda uyarılmalıdır. Hastalığı tetikleyen faktörlerden kaçınma çok önemlidir. Aç kalmaktan kaçınma ve düzensiz uyku gibi tetikleyici faktörlerden kaçınmak, ağrının sıklığını azaltabilir. KADINLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR Birincil baş ağrıları içinde en sık karşılaşılan tip gerilim tipi baş ağrıları (GTB)’dır. GTB’ler migrenden daha sık görülmekle birlikte görece daha hafif baş ağrılarına neden olduklarından hekime başvuruda daha geri plandadır. Sıklıkla 20 yaş civarında başlar, her…
Kimler Grip Aşısı Olmalı?
Makaleyi Yazan: Uzm. Dr. Suzan Alp Makale Tarihi: 19 Ekim 2018 Sıcak yaz günleri yerini sonbahara bırakıyor.. İnsan vücudunun bu sıcaklık ve iklim değişikliklerine uyumu ise zaman alıyor. Bu uyum süreci ve soğuyan hava;nezle, farenjit, larenjit, grip, sinüzit, orta kulak iltihabı, bronşit ve zatürre gibi solunum sistemine ait enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığını da artırıyor. Hastanemizin İç Hastalıklar Uzmanı Dr. Suzan ALP kış hastalıklarından korunmak için kimlerin grip aşısı olması gerektiğini anlattı. Öncelikle grip, genellikle hastayı yatıracak kadar vücut direncini düşüren bir seyir izleyebilir. Hastalığı taşıyan kişilerin öksürmesi, hapşırması ile havaya yayılan partiküllerle ya da doğrudan temasla (kapı kolları, telefonlar, bilgisayar klavyeleri vb.) grip toplum içinde son derece hızla yayılabiliyor. Yaşlılar, diyabet, kalp ve solunum sistemi hastalıkları gibi kronik hastalıkları olanlarda daha ağır seyredebilir ve zatürre gibi ikincil gelişen hastalıklara zemin hazırlayabilir. Bu nedenle Ekim-Kasım aylarında özellikle risk grupları başta olmak üzere tüm bireylere koruyuculuk düzeyi yüksek olan “grip aşısının” yaptırılması son derece önem taşıyor. KİMLER GRİP AŞISI OLMALI? 65 yaş ve üstündeki kişiler, Kronik hastalığı olan kişiler: Kronik kalp, akciğer, karaciğer, böbrek, şeker hastalığı ve benzeri hastalığı olanlar, Bağışıklık sistemi zayıflamış olan kişiler: Kanser hastaları, bağışıklık sistemi hastalığı olanlar, organ ve kemik iliği nakli yapılan kişiler, Hastanelerde çalışan doktor, hemşire, hasta bakıcılar, kreş ve huzurevi çalışanları, Yüksek risk grubundaki kişilerle yakın temasta olan kişiler, İlk 3 aydan sonraki hamile kadınlar, Altıncı ayından itibaren bebekler de grip aşısı yapılması gereken kişiler arasında yer alıyor. kaynak : avcılar hospital sağlık rehberi
Müsteşar Gümüş Bilkent Şehir Hastanesi’ni tanıttı
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp Gümüş, Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) modeliyle hayata geçirilen Avrupa’nın en büyük sağlık kampüsü projesinde yapımı tamamlaman Bilkent Şehir Hastanesi’nin tanıtımını gerçekleştirdi. Beraberindeki heyet ve gazetecilerle hastaneyi gezen Müsteşar Gümüş, yaptığı açıklamada, Bilkent Şehir Hastanesi’nin kabul sürecini başlattıklarını söyledi. 1-2 ay içinde işlemlerin tamamlanacağını ve hastanenin hizmete alınacağını ifade eden Gümüş, “Bu hastane 3 bin 700 yataklı, yaklaşık 100 yataklı da klinik oteli olan bir hastane. Hasta yakınlarının kalabileceği klinik otel konsepti geliştirildi. Kampüs toplam 6 kuleden yani 6 hastaneden oluşuyor, biri 600 yataklı Genel Hastane, bir diğeri Ortopedi Nöroloji Hastanesi, Kalp Damar Cerrahisi Hastanesi, Onkoloji Hastanesi, Çocuk Hastanesi ve bir diğer kulemiz Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi. Spesifik merkezlerin olduğu, tüm yatakların kargaşa içinde olmadığı bir hastanedir. Çok modern bir yapı içerisinde yapılıyor, kapasiteleri geniş, her yatağa iki ücretsiz otopark planlandı. Son model teknolojiyle üretilmiş cihazları burada konuşlandırıyoruz.” şeklinde konuştu. Sağlık Turizmine destek Müsteşar Gümüş, şehir hastanelerinde uluslararası hasta hizmetlerinin de sunulacağını belirterek, Bilkent Şehir Hastanesi’nin yaklaşık 300 yatağının uluslararası hasta hizmetleri için dizayn edildiğini söyledi. Türkiye’de toplamda 30 şehir hastanesinin 3-4 yıl içerisinde bitirileceğini ve 44 bin yatakla hizmet vereceğini belirten Gümüş, bu hızla bu kadar hastane bitiren başka ülke olmadığını vurguladı. Nitelikli klinikler Şehir Hastanesi’ne taşınacak Ankara’daki bazı hastaneleri Bilkent Şehir Hastanesi bünyesine taşıyacakları bilgisini veren Gümüş, burada bir klinik afiliasyonu çalıştıklarını dile getirerek, “Üniversitelerimizden çok öne çıkan klinikleri buraya taşımayı düşünüyoruz. Örneğin Hacettepe Üniversitesi’nde iyi bir klinik varsa buraya getirme konusunda çalışmalarımız devam ediyor. Şuan için Ankara Numune Hastanesi, Zekai Tahir Burak Hastanesi, Sami Ulus Çocuk Hastanesi, Yüksek İhtisas Hastanesi, Ulucanlar Göz Hastanesi için çalışmalarımız sürüyor. Özel sektörlerden de alabiliriz. Bu kapsamda rektörlerimizle bir araya geleceğiz. Tüm bunları bir ay içerisinde tamamlayacağız” diye konuştu. Şehir Hastaneleri A-Plus kategoride Hastaneleri dört kategoride değerlendirdiklerini dile getiren Gümüş, şehir hastanelerinin en üst kategoride olduğunu, yani kategori dört, A-Plus derecesinde her şeyin olduğu referans hastaneler olduğunun altını çizdi. kaynak :sağlık bakanlığı
Ataşehirde diş sağlığı için güzel adres
Tekdent Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği güncel bilimsel veriler ışığında diş problemlerinize çözüm sunar. Hastalarına düzenli olarak her zaman erişebilir ve yüksek kaliteli diş sağlığı sağlamak amacıyla kurulmuştur. Kliniğimizde uluslararası standartlarda üst düzey sterilizasyon ve dezenfeksiyon uygulanmaktadır. Kliniğimiz en başarılı sonucu ve tam hasta memnuniyetini hedefler. İnsan ve tıp etiği odaklı bir çalışma ve diş hekimliği mesleğine saygı kliniğimizin kurumsal kültürünün temelini oluşturuyor. İstanbul Anadolu Yakası Ataşehir ilçesinde özel Tekdent Ağız ve Diş Sağlığı Poliklinimizde teknoloji ürünü panaromik ve 3D volümetrik tomografi röntgen cihazları ile hasta ihtiyaçlarına cevap verilmektedir. Yenilikçi tedavi metodları ile yeni teknoloji ürünleri kullanan Tekdent Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, İmplantoloji, Estetik Diş Hekimliği, Çene Cerrahisi, Endodonti, Ortodonti, Diş Eti Hastalıkları, Çocuk Diş Hekimliği, Periodontoloji, Diş Beyazlatma dallarında hizmet vermektedir. SEKTÖRTÜRK ÜYELERİNE % 10 İNDİRİMLER SAĞLIYOR .


















