KREDİ KARTI VE İHTİYAÇ KREDİSİ ALARMI

KREDİ KARTI VE İHTİYAÇ KREDİSİ ALARMI

Türkiye ekonomisinde vatandaşın en önemli sorunlarından biri artık yalnızca gelirlerin yetersiz kalması değil, gelir ile gider arasındaki açığın borçla kapatılması haline geldi. Market alışverişinden kiraya, faturadan eğitime, sağlıktan ulaşıma kadar hemen her alanda yükselen yaşam maliyeti, milyonlarca vatandaşı bankaların kapısını çalmaya zorluyor.

Temmuz 2026’ya geldiğimizde ortaya çıkan tablo da bunu açıkça gösteriyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) haftalık verilerine göre temmuz ayının ortasında tüketici kredileri ile bireysel kredi kartlarının toplam büyüklüğü 6,6 trilyon liranın üzerine çıktı. 10 Temmuz itibarıyla tüketici kredileri 3 trilyon 395,7 milyar lira, bireysel kredi kartı alacakları ise 3 trilyon 276,8 milyar lira seviyesindeydi.

Bu rakamlar bize aslında çok önemli bir gerçeği söylüyor:

Vatandaş artık sadece kazandığı parayla geçinmeye çalışmıyor; gelecekte kazanacağı parayı da bugünden harcıyor.

Ve bu durumun en büyük riski, borcun zamanında ödenememesi.

VATANDAŞIN BANKALARA BORCU 6,6 TRİLYON LİRAYI AŞTI

BDDK’nın 10 Temmuz 2026 tarihli verilerine göre bankacılık sektöründe tüketici kredileri ve bireysel kredi kartlarının toplamı 6 trilyon 672,6 milyar liraya ulaştı.

Bunun yaklaşık;

  • 3 trilyon 395,7 milyar lirası tüketici kredilerinden,
  • 3 trilyon 276,8 milyar lirası bireysel kredi kartlarından oluşuyor.

Tüketici kredilerinin içinde en büyük pay ise ihtiyaç kredilerinde bulunuyor.

İhtiyaç kredilerinin toplamı yaklaşık 2 trilyon 545,7 milyar lira. Konut kredileri yaklaşık 807,7 milyar lira, taşıt kredileri ise yaklaşık 42,4 milyar lira düzeyinde bulunuyor.

Burada özellikle ihtiyaç kredilerindeki büyüklüğe dikkat etmek gerekiyor.

Çünkü ihtiyaç kredisi genellikle vatandaşın yatırım yapmak için değil, günlük hayatındaki finansman açığını kapatmak için kullandığı kredi türü.

Ev kirası, okul masrafı, sağlık harcaması, düğün, taşınma, beyaz eşya, otomobil tamiri, faturalar veya geçmiş borçların kapatılması…

Yani ihtiyaç kredilerinin büyümesi, toplumun önemli bir bölümünün gelirinin yetmediği yerde bankadan destek almak zorunda kaldığını gösteren önemli bir işaret.

KREDİ KARTLARI DA BAŞLI BAŞINA BÜYÜK BİR BORÇ KAPISI

Vatandaşın bankalara olan borcunda ikinci büyük kalem kredi kartları.

10 Temmuz itibarıyla bireysel kredi kartı alacakları 3 trilyon 276,8 milyar lira seviyesinde bulunuyor. Bunun yaklaşık 1 trilyon 214,3 milyar lirası taksitli, 2 trilyon 62,5 milyar lirası ise taksitsiz borçlardan oluşuyor.

Taksitsiz borcun 2 trilyon lirayı aşması ayrıca dikkat çekici.

Çünkü kredi kartı vatandaş açısından kolay ulaşılabilen bir finansman aracı. Maaş yetmediğinde kart devreye giriyor. Ancak alışveriş bugün yapılıyor, ödeme gelecekte yapılıyor.

Bu sistem kısa vadede rahatlatıcı görünse de uzun vadede ciddi bir borç yükü oluşturabiliyor.

Özellikle kart borcunun tamamı ödenmediğinde faiz yükü devreye giriyor ve vatandaşın gelecek ayki geliri daha gelmeden bir bölümü geçmiş ayın borcuna ayrılmış oluyor.

İşte ekonomik sıkışmanın en tehlikeli noktası da burada başlıyor.

BORCU BORÇLA KAPATMA DÖNEMİ

Vatandaşın karşı karşıya kaldığı tabloyu basit bir örnekle anlatalım.

Bir ailenin aylık geliri 40 bin lira olsun.

Kira, gıda, elektrik, su, doğalgaz, ulaşım ve diğer zorunlu giderler 35 bin liraya ulaşmışsa geriye yalnızca 5 bin lira kalıyor.

Ancak çocuğun okul masrafı çıkıyor.

Aracın tamiri gerekiyor.

Buzdolabı bozuluyor.

Sağlık harcaması ortaya çıkıyor.

Bu durumda vatandaşın önünde üç seçenek bulunuyor:

Ya harcamayı yapmayacak ya birikimini kullanacak ya da borçlanacak.

Türkiye’de yüksek yaşam maliyetleri nedeniyle birçok aile üçüncü seçeneğe yöneliyor.

Önce kredi kartı kullanılıyor.

Yetmeyince ihtiyaç kredisi çekiliyor.

Sonra başka bir kredi kartıyla eski kartın ödemesi yapılıyor.

Bir süre sonra vatandaşın maaşı artık kendi ihtiyaçlarını karşılamak yerine eski borçların taksitlerini ödemeye başlıyor.

İşte buna halk arasında “borç sarmalı” deniliyor.

TAKİPTEKİ ALACAKLARDA DA YÜKSELİŞ VAR

Borçların büyümesi kadar önemli bir başka gösterge de borçların ne kadarının zamanında ödenemediği.

BDDK verilerine göre bankacılık sektöründe takipteki alacaklar 26 Haziran 2026’da yaklaşık 757,6 milyar lira iken, 3 Temmuz’da 776,3 milyar liraya, 10 Temmuz’da ise 785,7 milyar liraya yükseldi.

Yani yalnızca birkaç haftalık süreçte takipteki alacaklarda belirgin bir artış yaşandı.

10 Temmuz itibarıyla takipteki alacakların 595,5 milyar lirası için özel karşılık ayrılmış durumda.

Buradaki “takipteki alacak” ifadesi vatandaşın günlük dilde anlayacağı şekliyle, bankaya olan borcun zamanında ödenmemesi nedeniyle bankanın sorunlu alacak olarak izlediği borçlar anlamına geliyor.

Dolayısıyla rakam yükseldikçe, bankaların tahsilat konusunda daha fazla sorun yaşadığı anlaşılır.

YILBAŞINDAN BU YANA TABLO DAHA DA DİKKAT ÇEKİCİ

Haziran sonunda takipteki alacakların 757,6 milyar liraya yükseldiği ve yılbaşındaki yaklaşık 595 milyar liralık seviyeye göre belirgin biçimde arttığı görülüyor.

Bu yaklaşık 160 milyar liralık bir artış anlamına geliyor.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu:

Takipteki alacakların yükselmesi, bütün vatandaşların borcunu ödeyemediği anlamına gelmez.

Ancak borçların büyüdüğü bir ortamda takipteki alacakların da yükselmesi, hane halkının borç ödeme kapasitesi üzerinde baskı oluştuğunu gösteren önemli bir göstergedir.

İHTİYAÇ KREDİSİNDE 2,5 TRİLYON LİRALIK YÜK

Vatandaşın borç haritasına baktığımızda en dikkat çekici kalemlerden biri ihtiyaç kredisi.

Temmuz ortasında ihtiyaç kredileri 2 trilyon 545,7 milyar liraya ulaşmış durumda.

Bu rakamın büyüklüğünü anlamak için şöyle düşünelim:

Türkiye’de vatandaşın bankalardan kullandığı ihtiyaç kredilerinin toplamı artık trilyonlarca lirayla ifade ediliyor.

Bu kredi türünün büyümesi bize tüketicinin önemli miktarda finansman ihtiyacı olduğunu gösteriyor.

Ancak burada kritik soru şu:

Bu krediler üretim veya gelir artırıcı yatırımlar için mi kullanılıyor, yoksa günlük hayatın açıklarını kapatmak için mi?

Eğer borç üretken bir yatırım için kullanılıyorsa gelecekte gelir yaratabilir.

Fakat borç, sadece mutfak masrafını, kirayı veya eski borcu kapatmak için kullanılıyorsa gelecekte yeni bir gelir yaratmadığı için geri ödeme yükünü artırır.

Türkiye’nin önündeki en önemli sorunlardan biri de budur.

KREDİ KARTINDA 2 TRİLYON LİRAYI AŞAN TAKSİTSİZ BORÇ

Kredi kartlarında taksitli borçların yanında taksitsiz borcun büyüklüğü de dikkat çekiyor.

10 Temmuz itibarıyla taksitsiz bireysel kredi kartı borcu yaklaşık 2 trilyon 62,5 milyar lira.

Bu rakam, vatandaşın kredi kartını yalnızca taksitli alışveriş için değil, günlük nakit akışını sürdürmek için de kullandığını düşündüren önemli bir göstergedir.

Çünkü kredi kartı artık birçok aile için adeta ikinci maaş gibi kullanılabiliyor.

Ancak kredi kartı maaş değildir.

Kredi kartıyla yapılan harcama, aslında gelecekteki gelirin bugünden kullanılmasıdır.

Bu nedenle vatandaşın en önemli finansal kuralı şu olmalı:

Maaşınız kadar değil, maaşınızı aşmadan harcayın.

BORCUN EN BÜYÜK DÜŞMANI YÜKSEK FAİZDİR

Vatandaşın borç sorununda yalnızca borcun miktarına bakmak yeterli değil.

Borçlanmanın maliyeti de son derece önemli.

100 bin liralık borç ile 100 bin liralık borç aynı değildir.

Bir borcun faizi, vadesi, aylık taksiti ve toplam geri ödeme tutarı birbirinden farklı olabilir.

Özellikle yüksek maliyetli kredi kartı ve ihtiyaç kredisi borçları uzun süre taşındığında vatandaşın bütçesini ciddi şekilde zorlayabilir.

Bu nedenle “aylık taksit ne kadar?” sorusu kadar “toplam geri ödeme ne kadar?” sorusunun da sorulması gerekiyor.

Bankadan 100 bin lira kredi alan vatandaşın, kredi sonunda ne kadar para ödeyeceğini bilmesi şart.

VATANDAŞIN BORCU ARTTIKÇA EKONOMİNİN RİSKİ DE ARTIYOR

Bireysel borçlanmanın artması yalnızca aile bütçesini ilgilendiren bir konu değil.

Ekonominin tamamını etkiliyor.

Çünkü vatandaşın gelirinin daha büyük bölümü borç ödemelerine giderse mal ve hizmetlere ayırdığı para azalıyor.

Bu da zaman içinde;

Tüketimin yavaşlamasına,

Esnafın satışlarının düşmesine,

Şirketlerin cirolarının gerilemesine

Ve

Ekonomik büyümenin yavaşlamasına

Neden olabilir.

Bir başka risk ise takipteki kredilerin yükselmesidir.

Bankalar daha fazla sorunlu krediyle karşılaşırsa kredi verme konusunda daha temkinli davranabilir.

Bu da özellikle finansmana ihtiyaç duyan vatandaş ve küçük işletmeler açısından yeni bir sorun yaratabilir.

VATANDAŞ NE YAPMALI?

Öncelikle borçların tamamı bir kâğıda yazılmalı.

Hangi bankaya ne kadar borç var?

Kredi kartı borcu ne kadar?

İhtiyaç kredisi taksiti ne kadar?

Kredili mevduat hesabı kullanılıyor mu?

Aylık toplam faiz ve taksit ödemesi ne kadar?

Bütün bunlar ortaya konulmadan sağlıklı bir bütçe yapmak mümkün değil.

İkinci olarak yeni kredi çekerek eski borcu kapatmak alışkanlık haline getirilmemeli.

Borç yapılandırması ile borcu sürekli başka borçla çevirmek aynı şey değildir.

Eğer ödeme güçlüğü başladıysa sorun büyümeden bankayla görüşmek daha doğru olabilir.

Üçüncü olarak kredi kartında mümkün olduğunca dönem borcunun tamamını ödemek hedeflenmeli.

Dördüncü olarak zorunlu olmayan harcamalar ertelenmeli.

Beşinci olarak küçük de olsa acil durum birikimi oluşturulmalı.

Çünkü hiç birikimi olmayan vatandaş, beklenmedik her masrafta yeniden kredi kartına veya krediye yönelmek zorunda kalıyor.

ASIL HEDEF BORÇLANMAYI YASAKLAMAK DEĞİL, SAĞLIKLI BORÇLANMAK

Kredi ekonominin düşmanı değildir.

Tam tersine, doğru kullanıldığında vatandaşın ev almasına, iş kurmasına, eğitimini sürdürmesine veya önemli bir ihtiyacını karşılamasına yardımcı olabilir.

Sorun, kredinin gelirin yerine geçmesi ile başlıyor.

Vatandaşın sürekli kredi kullanarak yaşam standardını korumaya çalışması sürdürülebilir değildir.

Çünkü kredi bugünkü ihtiyacı çözerken yarının gelirini bugünden bağlar.

Türkiye’nin önündeki önemli ekonomik hedeflerden biri de vatandaşın gelirini artırmak ve satın alma gücünü güçlendirmek olmalıdır.

Gelir yükselirse vatandaş daha az borçlanır.

Enflasyon kalıcı olarak düşerse hane bütçesi daha rahat planlanabilir.

Kira, gıda, enerji ve ulaşım gibi temel giderler kontrol altına alınırsa kredi kartına duyulan ihtiyaç da azalır.

SONUÇ: BORÇ RAKAMI KADAR BORCUN NEDENİ DE ÖNEMLİ

Temmuz 2026’nın bankacılık verileri bize önemli bir tablo sunuyor.

Tüketici kredileri yaklaşık 3,4 trilyon lira.

Bireysel kredi kartı borçları yaklaşık 3,3 trilyon lira.

Vatandaşın tüketici kredileri ve kredi kartlarının toplamı 6,6 trilyon lirayı aşmış durumda.

Takipteki alacaklar ise temmuz ortasında 785,7 milyar liraya ulaşmış durumda.

Bu rakamlar sadece bankaların bilançosundaki sayılar değildir.

Bu rakamların arkasında milyonlarca ailenin bütçesi, esnafın alışverişi, emeklinin maaşı, çalışanın ücreti ve geleceğe ilişkin kaygıları bulunmaktadır.

Bugün 5 bin liralık kredi kartı borcu küçük görünebilir.

Ancak üzerine faiz, yeni harcamalar ve başka borçlar eklendiğinde rakam hızla büyüyebilir.

Bu nedenle ekonomik açıdan en doğru yaklaşım:

“Ne kadar kredi çekebilirim?” değil, “Ne kadar borcu güvenli biçimde ödeyebilirim?” sorusunu sormaktır.

Türkiye’de artık yalnızca enflasyonun düşürülmesi değil, vatandaşın borç yükünün de sürdürülebilir bir seviyeye indirilmesi gerekiyor.

Çünkü gerçek ekonomik rahatlama, bankalardaki kredi rakamlarının büyümesiyle değil, vatandaşın ay sonunda maaşından geriye para kalmasıyla ölçülür.

Vatandaşın cebinde para varsa ekonomi güçlüdür.

Vatandaş ay sonunu getirmek için sürekli kredi kartına sarılıyorsa, rakamlar büyüse bile hane ekonomisinde alarm vardır.

Temmuz 2026 verilerinin verdiği en önemli mesaj da budur:

BORÇ BÜYÜYORSA, GELİRİN DE AYNI HIZDA BÜYÜMESİ GEREKİYOR. AKSİ HALDE BUGÜNÜN HARCAMASI, YARININ GELİRİNİ TÜKETMEYE BAŞLIYOR.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

Zaferozcivan59@gmail.com

  • Benzer Haberler

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ Ekonomi çoğu insanın gözünde karmaşık rakamlar, grafikler ve televizyonda konuşan uzmanlardan ibaret gibi görünür. Oysa ekonomi dediğimiz şey aslında her gün verdiğimiz kararların toplamıdır. Sabah pazara giderken ne alacağımıza karar vermek de ekonomidir, bir fabrikanın yatırım yapması da devletin vergi artırması da. Çünkü ekonomik karar alma süreçleri, “eldeki sınırlı kaynaklarla en doğru tercihi yapma çabasıdır.” Bugün milyonlarca insan aynı sorularla karşı karşıya kalıyor:“Bu ay kredi çekmeli miyim?”“Ev almak mantıklı mı?”“Dolar yükselir mi?”“İş değiştirmeli miyim?”“Çocuğun eğitimine mi yatırım yapayım yoksa borç mu kapatayım?” Aslında ekonomi tam da bu soruların içinde yaşıyor. HAYATIN TAM ORTASINDAKİ EKONOMİ Ekonomik karar alma süreçleri sadece bakanlıkların ya da büyük şirketlerin işi değildir. Bir ev hanımı markette ürün seçerken de ekonomik karar verir. Bir öğrenci harçlığını harcarken de. Bir esnaf dükkânını açıp açmamaya karar verirken de. Çünkü herkesin ortak sorunu aynıdır: Kaynak sınırlıdır ama ihtiyaçlar sınırsızdır. Örneğin bir aile düşünelim. Evin geliri belli. Elektrik faturası var, kira var, çocukların masrafı var, mutfak gideri var. Aynı anda her isteği karşılamak mümkün olmayınca öncelik sırası belirlenir. İşte ekonomik karar alma süreci tam olarak burada başlar. Bazı aileler tasarrufu seçer. Bazıları borçlanır. Bazıları harcamayı kısar. Bazıları ek iş arar. Her tercih başka bir sonucu beraberinde getirir. Ekonomi aslında tercihlerin bilimidir. İNSAN HER ZAMAN MANTIKLI KARAR VERİR Mİ? Kitaplarda insanlar çoğu zaman “rasyonel” yani mantıklı kabul edilir. Ama gerçek hayat pek öyle değildir. İnsan sadece cebiyle değil, duygularıyla da karar verir. Mesela markete “sadece ekmek alacağım” diye girip poşeti doldurarak çıkmak oldukça yaygındır. Çünkü reklamlar, kampanyalar ve psikolojik etkiler kararlarımızı değiştirir. Ekonomide buna “davranışsal ekonomi” denir. İnsan bazen korkuyla hareket eder. Bazen sürü psikolojisine kapılır. Bazen geleceği düşünmeden anlık karar verir. Özellikle kriz dönemlerinde bu durum daha belirgin hale gelir. Bir ülkede insanlar ekonomiye güvenmiyorsa dövize yönelir. Bankaya güvenmiyorsa parasını evde tutar. Fiyatlar sürekli artıyorsa insanlar ihtiyaçları olmasa bile alışveriş yapmaya başlar. Çünkü “yarın daha pahalı olur” düşüncesi davranışları değiştirir. Yani ekonomik kararlar sadece matematik değildir. Güven, beklenti ve psikoloji de işin içindedir. ŞİRKETLER NASIL KARAR ALIYOR? Ekonomik karar alma süreçlerinin önemli bir bölümü şirketlerde yaşanır. Bir fabrikanın yatırım yapıp yapmayacağı, yeni işçi alıp almayacağı ya da üretimi azaltıp azaltmayacağı ülke ekonomisini doğrudan etkiler. Şirketler karar verirken birçok unsura bakar: Örneğin faizlerin çok yükseldiği bir ortamda yatırım yapmak zorlaşır. Çünkü kredi maliyeti artar. Döviz kuru aşırı oynaksa ithalat yapan şirket önünü göremez. Elektrik fiyatları hızla yükselirse üretim maliyetleri artar. Bu nedenle şirketler sadece bugünü değil, geleceği de hesaplamaya çalışır. Fakat ekonomide geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu yüzden ekonomik kararların içinde her zaman risk vardır. DEVLETLERİN VERDİĞİ KARARLAR NEDEN ÖNEMLİ? Ekonomik karar alma süreçlerinin en büyük aktörlerinden biri devlettir. Çünkü devletin aldığı kararlar doğrudan halkın hayatını etkiler. Vergi artışı olduğunda fiyatlar değişir.Faiz indirildiğinde kredi piyasası hareketlenir.Asgari ücret yükseldiğinde milyonlarca kişinin geliri değişir.Akaryakıt zamları ulaşımdan gıdaya kadar her alanı etkiler. Devletler ekonomik karar alırken genellikle üç temel hedef arasında denge kurmaya çalışır: Ancak bu hedeflerin hepsini aynı anda yönetmek kolay değildir. Örneğin ekonomiyi canlandırmak için piyasaya fazla para verilirse enflasyon yükselebilir. Enflasyonu düşürmek için faiz artırılırsa bu kez yatırımlar yavaşlayabilir. Yani ekonomi çoğu zaman “zor tercihler” alanıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi bazen toplumun hoşuna gitmeyen kararlar almak zorunda kalabilir. Ama burada önemli olan şey, alınan kararların tutarlı, anlaşılır…

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor. MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti. Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor. 17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı. Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor? KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor. 17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu. Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor. Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor. DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü. Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu. YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor. Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla…