EURO BÖLGESİ’NDEN İKİ KAT HIZLI BÜYÜMESİ BEKLENEN BEŞ AVRUPA EKONOMİSİ TÜRKİYE İÇİN NE ANLAMA GELİYOR?
Avrupa ekonomisi uzun yıllardır dünyanın en güçlü ekonomik bölgelerinden biri olarak kabul ediliyor. Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya gibi ülkeler hem üretim hem de ihracat güçleriyle küresel ekonomiye yön veriyor. Ancak son birkaç yılda yaşanan gelişmeler, Avrupa ekonomisinde yeni bir dönemin başladığını gösteriyor. Çünkü artık sadece büyük ekonomiler değil, daha küçük ve gelişmekte olan Avrupa ülkeleri de dikkat çekici büyüme performansları sergiliyor.
Ekonomi çevrelerinin yayımladığı son tahminlerde, bazı Avrupa ülkelerinin büyüme hızının Euro Bölgesi ortalamasının yaklaşık iki katına ulaşması bekleniyor. Bu ülkeler arasında Polonya, Romanya, Bulgaristan, Hırvatistan ve Malta öne çıkıyor. İlk bakışta “Bunun bize ne faydası var?” diye düşünülebilir. Ancak bu gelişmeler Türkiye açısından da önemli mesajlar içeriyor.
Öncelikle ekonomik büyümenin ne anlama geldiğini hatırlayalım. Bir ülke büyüdüğünde fabrikalar daha fazla üretim yapar, yeni yatırımlar gelir, iş alanları genişler, ihracat artar ve devletin vergi gelirleri yükselir. Böylece eğitimden sağlığa, ulaşımdan sosyal hizmetlere kadar birçok alanda daha fazla kaynak oluşturulabilir. Elbette büyümenin toplumun her kesimine eşit yansıması ayrı bir konudur. Ancak üretmeden zenginleşmek de mümkün değildir.
NEDEN BU ÜLKELER DAHA HIZLI BÜYÜYOR?
Bu beş ülkenin ortak bir özelliği var. Hepsi üretime, yatırıma ve ihracata önem veriyor. Avrupa Birliği fonlarını etkin kullanıyor, altyapı yatırımlarını hızlandırıyor ve yabancı sermayeyi çekmek için yatırım dostu politikalar uyguluyor.
Polonya bunun en başarılı örneklerinden biri. Son yıllarda otomotivden savunma sanayisine, elektronikten beyaz eşyaya kadar birçok sektörde büyük yatırımlar aldı. Avrupa’nın birçok büyük firması üretim tesislerini Polonya’ya taşıdı. Bunun en önemli nedeni eğitimli iş gücü, güçlü sanayi altyapısı ve yatırımcılara sağlanan kolaylıklar oldu.
Romanya ise özellikle yazılım ve bilgi teknolojileri alanında büyük bir sıçrama gerçekleştirdi. Genç mühendisleri, gelişen teknoloji şirketleri ve dijital ekonomi yatırımları sayesinde Avrupa’nın dikkatini çekmeyi başardı. Artık sadece tarım ülkesi değil, teknoloji üreten bir ekonomi olma yolunda ilerliyor.
Bulgaristan düşük maliyet avantajını iyi kullanıyor. Sanayi yatırımlarını teşvik ediyor, ihracata yönelik üretimi artırıyor ve lojistik altyapısını geliştiriyor. Bu sayede birçok uluslararası firma Bulgaristan’ı üretim merkezi olarak tercih ediyor.
Hırvatistan ise özellikle turizm sektöründeki başarısını altyapı yatırımlarıyla destekledi. Pandemi sonrası hızla toparlanan turizm sektörü ülke ekonomisine ciddi döviz kazandırdı. Aynı zamanda liman yatırımları ve ulaştırma projeleri sayesinde ticaret hacmini artırmayı başardı.
Malta ise küçük yüzölçümüne rağmen büyük bir ekonomik başarı hikâyesi yazıyor. Finans, dijital hizmetler, teknoloji ve uluslararası şirket yatırımları sayesinde kişi başına düşen milli gelirini sürekli artırıyor.
PEKİ EURO BÖLGESİ NEDEN YAVAŞLADI?
Avrupa’nın büyük ekonomileri son yıllarda önemli sorunlarla karşı karşıya kaldı. Enerji fiyatlarının yükselmesi, küresel ticarette yaşanan belirsizlikler, yüksek faiz oranları, tüketimdeki yavaşlama ve yaşlanan nüfus ekonomik büyümeyi olumsuz etkiledi.
Özellikle Almanya’nın sanayi üretiminde yaşadığı durgunluk bütün Avrupa’yı etkiliyor. Çünkü Almanya, Avrupa’nın üretim motoru olarak görülüyor. Almanya yavaşladığında ona mal satan ülkeler de bu durumdan etkileniyor.
Büyük ekonomiler artık belirli bir doygunluk seviyesine ulaştıkları için yüzde 4-5 gibi yüksek büyüme oranlarını yakalamaları oldukça zorlaşıyor. Buna karşılık gelişmekte olan ülkeler yeni yatırımlarla daha hızlı büyüyebiliyor.
GÜNCEL BÜYÜME BEKLENTİLERİ NEYİ GÖSTERİYOR?
Uluslararası kuruluşların tahminlerine göre Euro Bölgesi ekonomisinin önümüzdeki dönemde yaklaşık yüzde 1 civarında büyümesi beklenirken, Polonya’nın yüzde 3’ün üzerinde, Romanya ve Bulgaristan’ın ise bunun da üzerine çıkabilecek büyüme oranlarına ulaşabileceği öngörülüyor. Hırvatistan ve Malta’nın da Euro Bölgesi ortalamasının belirgin şekilde üzerinde performans göstermesi bekleniyor.
Bu rakamlar ilk bakışta küçük gibi görünse de ekonomide yüzde 1 ile yüzde 3 arasındaki fark oldukça büyüktür. Yıllar içinde bu fark ülkelerin gelir seviyelerini, yatırımlarını ve vatandaşlarının yaşam standardını önemli ölçüde değiştirebilir.
TÜRKİYE BU GELİŞMELERDEN NASIL ETKİLENİR?
Türkiye’nin ihracatının önemli bir bölümü Avrupa ülkelerine yapılıyor. Dolayısıyla Avrupa’daki ekonomik hareketlilik Türk sanayicisini doğrudan ilgilendiriyor.
Bir taraftan bu ülkelerin büyümesi yeni ihracat fırsatları oluşturabilir. Daha fazla üretim yapan ülkeler daha fazla ara malı ve hammaddeye ihtiyaç duyacaktır. Türkiye bu ihtiyacı karşılayabilecek güçlü sanayi altyapısına sahiptir.
Diğer taraftan rekabet de artacaktır. Özellikle otomotiv, tekstil, makine, beyaz eşya ve elektronik sektörlerinde Polonya, Romanya ve Bulgaristan gibi ülkeler Türkiye’nin rakibi konumuna gelebilir.
Bu nedenle Türkiye’nin sadece düşük maliyetle değil, kalite, teknoloji ve yüksek katma değerle rekabet etmesi gerekiyor. Dünya artık ucuz üretenden çok, kaliteli ve yenilikçi üretim yapan ülkeleri tercih ediyor.
TÜRKİYE’NİN ÇIKARMASI GEREKEN DERSLER
Bu ülkelerin başarı hikâyelerine baktığımızda birkaç ortak nokta dikkat çekiyor.
Birincisi, eğitim ile üretim arasında güçlü bir bağ kurulmuş durumda. Üniversiteler sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını yetiştiriyor.
İkincisi, yatırımcıya güven veren ekonomik politikalar uygulanıyor. Hukuki öngörülebilirlik, istikrarlı ekonomi yönetimi ve bürokrasinin azaltılması yatırım kararlarını hızlandırıyor.
Üçüncüsü ise teknolojiye büyük önem veriliyor. Dijital dönüşüm, yapay zekâ, otomasyon ve yenilenebilir enerji yatırımları ekonomik büyümenin temel unsurları haline geliyor.
Türkiye’nin de benzer alanlarda daha güçlü adımlar atması, üretimde verimliliği artırması ve yüksek teknolojili ihracata ağırlık vermesi büyük önem taşıyor.
SON SÖZ
Ekonomide başarı tesadüf değildir. Başarı; doğru planlama, güçlü kurumlar, kaliteli eğitim, üretim odaklı ekonomi ve yatırımcı güveniyle elde edilir.
Bugün Avrupa’da adı daha az duyulan bazı ülkelerin hızlı büyümesi, aslında doğru politikaların nasıl sonuç verdiğinin en somut örneklerinden biridir. Dün Avrupa’nın gerisinde görülen ekonomiler, bugün birçok alanda dikkat çeken performans sergileyebiliyor.
Türkiye’nin de genç nüfusu, güçlü sanayi altyapısı, stratejik konumu ve girişimci insan kaynağı önemli avantajlar sunuyor. Bu avantajlar doğru politikalarla desteklenirse ülkemiz de küresel rekabette daha güçlü bir konuma ulaşabilir.
Unutmayalım ki ekonomik yarışta kazananlar, bugünün sorunlarını konuşmakla yetinmeyip yarının ihtiyaçlarına bugünden yatırım yapan ülkelerdir. Üreten, teknolojiyi geliştiren, eğitimini güçlendiren ve yatırım ortamını iyileştiren ülkeler geleceğin kazananları olacaktır. Türkiye’nin de bu değişimi doğru okuyarak üretim, ihracat ve yüksek katma değer odaklı bir büyüme modelini kararlılıkla sürdürmesi hem vatandaşlarımızın refahı hem de ülkemizin küresel rekabet gücü açısından büyük önem taşımaktadır.
Kaynak: Euronews
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar













