TÜRKİYE İÇİN FRONTIER RİSKİ

TÜRKİYE İÇİN FRONTIER RİSKİ

Ekonomi dünyasında zaman zaman öyle gelişmeler yaşanır ki ilk bakışta yalnızca uzmanları ilgilendiriyor gibi görünür. Oysa perde arkasına bakıldığında bunun milyonlarca vatandaşın cebine, yatırımına ve ülkenin geleceğine kadar uzanan etkileri olduğu anlaşılır. Son günlerde uluslararası endeks sağlayıcısı S&P Dow Jones Indices’in (S&P DJI) Türkiye’yi izleme listesine alması da tam olarak böyle bir gelişme.

Peki bu karar ne anlama geliyor? “Frontier piyasa” denilen kavram nedir? En önemlisi de sıradan vatandaş neden bu konuyu takip etmelidir?

Aslında mesele oldukça basit.

Dünyada büyük yatırım fonları ülkeleri belirli kategorilere ayırıyor. Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkeler ve sınır piyasalar yani “frontier market” olarak adlandırılan gruplar bulunuyor. Bu sınıflandırmalar, milyarlarca dolarlık yatırımın hangi ülkeye gideceğini doğrudan etkileyebiliyor.

Türkiye uzun yıllardır gelişmekte olan piyasalar arasında yer aldı. Ancak son dönemde yaşanan ekonomik dalgalanmalar, yabancı yatırımcıların azalması, sermaye piyasalarındaki bazı uygulamalar ve piyasanın işleyişine yönelik tartışmalar nedeniyle uluslararası kuruluşlar Türkiye’yi yeniden değerlendirmeye başladı.

İzleme listesine alınmak hemen sınıf düşüldüğü anlamına gelmiyor. Ancak “Dikkat ediyoruz, gelişmeleri yakından takip ediyoruz.” mesajı veriliyor. Eğer gerekli şartların iyileşmediği düşünülürse Türkiye’nin “gelişmekte olan piyasa” statüsünden çıkarılarak “frontier market” grubuna alınması ihtimali ortaya çıkabilir.

Bu ihtimal neden önemlidir?

Çünkü dünya genelinde yüzlerce milyar doları yöneten yatırım fonlarının önemli bir bölümü sadece belirli kategorideki ülkelere yatırım yapabiliyor. Eğer bir ülke bulunduğu kategoriden çıkarılırsa bazı fonlar o ülkedeki hisselerini satmak zorunda kalabiliyor.

Bu durum Borsa İstanbul’da yabancı yatırımcı oranını daha da aşağı çekebilir.

Yabancı yatırımcıların azalması ise yalnızca borsayı etkilemez. Şirketlerin sermaye bulmasını zorlaştırabilir, hisse senetlerinde dalgalanmayı artırabilir ve uzun vadeli yatırımların hızını yavaşlatabilir.

Elbette bütün bunlar bir gecede yaşanacak gelişmeler değildir.

Türkiye ekonomisi büyük ve dinamik bir yapıya sahiptir. Güçlü üretim kapasitesi, ihracatı, genç nüfusu ve girişimcilik potansiyeli hâlâ önemli avantajlar arasında yer alıyor. Ancak uluslararası yatırımcılar yalnızca ekonomik büyüklüğe bakmıyor.

Onlar aynı zamanda öngörülebilirlik istiyor.

Kuralların sık değişmediği, piyasa mekanizmasının sağlıklı işlediği, yatırımcının kendini güvende hissettiği bir ortam arıyorlar.

Bir yatırımcı milyonlarca dolarlık yatırım yaparken yalnızca şirketlerin kârına bakmıyor. Hukuki güvenceyi, piyasa kurallarını, finansal şeffaflığı ve ekonomik istikrarı da değerlendiriyor.

İşte bu nedenle uluslararası endeks kuruluşlarının raporları büyük önem taşıyor.

Aslında bu gelişmeyi yalnızca bir “not düşürme” ihtimali olarak görmek de doğru olmaz.

Bunu aynı zamanda bir uyarı olarak değerlendirmek gerekir.

Türkiye geçmişte de ekonomik zorluklar yaşadı ve bunların önemli bölümünü reformlarla aşmayı başardı. Bugün de benzer şekilde piyasalara güven verecek adımlar atılması halinde yatırımcı algısının yeniden güçlenmesi mümkündür.

Ekonomide güven, bazen faiz oranlarından bile daha değerli olabilir.

Çünkü güven varsa yatırım gelir.

Yatırım varsa üretim artar.

Üretim arttıkça istihdam güçlenir.

İstihdam arttıkça vatandaşın geliri yükselir.

Yani uluslararası yatırımcıların Türkiye’ye bakışı aslında her vatandaşın günlük hayatını dolaylı olarak etkileyen önemli bir göstergedir.

Borsa yalnızca hisse senedi alan insanların bulunduğu bir yer değildir.

Borsada işlem gören şirketler fabrikalar kuruyor, yeni yatırımlar yapıyor, ihracat gerçekleştiriyor ve binlerce kişiye iş imkânı sağlıyor.

Dolayısıyla sermaye piyasalarının güçlü olması ülke ekonomisinin de güçlü olması anlamına gelir.

Bugün gelinen noktada Türkiye’nin önünde önemli bir fırsat bulunuyor.

İzleme listesine alınmış olmak geri dönüşü olmayan bir karar değildir.

Tam tersine, eksik görülen alanların iyileştirilmesi için bir fırsat olarak değerlendirilebilir.

Ekonomide güveni artıracak reformlar, yatırım ortamını güçlendirecek düzenlemeler, öngörülebilir para politikaları ve uluslararası yatırımcıların beklentilerini karşılayacak uygulamalar bu süreci tersine çevirebilir.

Sonuç olarak mesele yalnızca Borsa İstanbul’un geleceği değildir.

Konu, Türkiye’nin uluslararası finans dünyasındaki konumu, yatırım çekme kapasitesi ve ekonomik büyüme potansiyelidir.

Ekonomi, güven üzerine kurulan büyük bir yapıdır.

Bu güven güçlendikçe yalnızca yabancı yatırımcı değil, yerli yatırımcı da daha cesur davranacaktır.

Kazanan ise sadece piyasalar değil, üretici, sanayici, esnaf ve en önemlisi bu ülkenin insanı olacaktır.

Kaynak: Euronews

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

Zaferozcivan59@gmail.com

  • Benzer Haberler

    Kırtasiye sektörü, yaz dönemini stratejik hazırlık ve dönüşüm süreciyle yönetiyor

    Okulların kapanmasıyla birlikte klasik kırtasiye ürünlerine yönelik talepte azalma yaşansa da sektör yaz aylarını hobi, sanat ve eğitici aktivite ürünleriyle dinamik bir biçimde geçiriyor. Süreç boyunca ürün çeşitliliği açısından bir daralmadan ziyade ürün grupları arasında bir ağırlık değişiminin yaşandığını ifade eden TÜKİD Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci, ebeveynlerin çocukları ekrandan uzak tutacak ve motor gelişimini destekleyici ürünlere yöneldiğine dikkat çekti. Okulların tatile girmesiyle birlikte kırtasiye sektöründe alışılagelmiş okul alışverişi yoğunluğu hafiflemiş olsa da sektördeki hareketlilik, yeni taleplerden dolayı devam ediyor. Kırtasiye raflarında yaz dönemi boyunca klasik defter ve okul çantalarının yerini ise çocukların gelişimini destekleyen eğitici oyunlar, boyama setleri ve hobi ürünleri alıyor. Diğer yandan sektör, yeni sezon hazırlıklarını da hummalı şekilde sürdürüyor. Okul ürünlerinin yerini hobi ve sanat alıyor. Yaz aylarının sektör açısından tamamen durgun bir dönem olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyen TÜKİD Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci, “Okulların kapanmasından sonra ürün çeşitliliği açısından bir daralmadan ziyade ürün grupları arasında bir ağırlık değişimi yaşanıyor. Klasik okul ürünlerinin raflardaki payı azalırken boya ürünleri, etkinlik kitapları, oyun hamurları, hobi setleri, çıkartmalar ve çocukların bireysel olarak vakit geçirebileceği ürünler ön plana çıkıyor. Genel görünüme bakıldığında yaz döneminde çocukları hem eğlendiren hem de gelişimlerine katkı sağlayan ürünlere talep artıyor. Özellikle aileler, çocukların tatil süresince tamamen eğitimden kopmamasını ancak bunu klasik bir ders çalışma düzeni içerisinde de hissetmemesini istiyor. Bu sebeple eğitici içeriklerin oyun ve eğlenceyle bir arada sunulduğu ürünler öne çıkıyor. Hedef kitlede de kısmi bir değişim yaşanıyor. Eğitim dönemi içerisinde alışveriş daha çok zorunlu ihtiyaçlar üzerinden şekillenirken yaz aylarında karar verici olarak ebeveynlerin rolü artıyor. Bunun yanında çocuklar da renk, karakter, tasarım ve ürünün sunduğu aktiviteye göre tercihlerini daha fazla belirliyor. Yaz döneminde yalnızca öğrenciler değil hobiyle ilgilenen yetişkinler, tatilde çocukları için etkinlik arayan aileler ve sanat ürünlerine ilgi duyan tüketiciler de önemli bir müşteri kitlesi oluşturuyor.” dedi. Ebeveynler, çocuklarını ekrandan uzaklaştıran ürünleri tercih ediyor Son yıllarda ailelerin çocukların dijital bağımlılığı konusundaki farkındalığının arttığına dikkat çeken Keresteci, sözlerine şöyle devam etti: “Ebeveynler, çocukların yaz tatilini yalnızca telefon, tablet veya televizyon karşısında geçirmesini istemiyor. Bu nedenle el becerilerini, hayal gücünü, dikkatini ve ince motor gelişimini destekleyen ürünlere yönelik talep her geçen yıl artıyor. Kesme, yapıştırma, boyama, şekillendirme, çizim yapma ve üç boyutlu tasarım oluşturma imkânı sunan ürünler, çocukların yalnızca zaman geçirmesini değil, aynı zamanda üretmesini de sağlıyor. Çocuk bir ürünün sonunda kendi yaptığı bir resmi, oyuncağı veya tasarımı gördüğünde hem özgüveni hem de ilgisi artıyor. Doğru yaş grubuna uygun, ilgi çekici ve nitelikli ürünler seçildiğinde ekran süresini ciddi ölçüde azaltabilecek güçlü bir alternatif oluşturuyor. Burada ailelerin de çocuklarla birlikte etkinliklere katılması önemli. Kırtasiye ürünleri çocuğa yalnızca bir uğraş değil, aileyle kaliteli zaman geçirme imkânı da sunuyor.” Lisanlı ürünlerde kırmızı çizgi “güvenilirlik” ve “nitelik” Satış dinamiklerinde lisanslı ürünlerin de önemli bir ağırlığa sahip olduğunu vurgulayan Keresteci: “Lisanslı ürünler özellikle çocuk ve genç tüketicilerin satın alma kararlarında önemli bir etkiye sahip. Sevilen çizgi film karakterleri, animasyon kahramanları, spor kulüpleri, dijital oyunlar ve sosyal medyada popüler hâle gelen figürler, ürünlerin tercih edilmesini doğrudan etkileyebiliyor. Yaz döneminde okul alışverişi azalmasına rağmen lisanslı ürünlere olan ilgi devam ediyor. Çünkü bu ürünler yalnızca eğitim amacıyla değil, kişisel kullanım, koleksiyon, hediye ve eğlence amacıyla da satın alınıyor. Kalem kutuları, matara ve suluklar, çıkartmalar, boyama setleri, çantalar ve küçük aksesuarlar yaz döneminde ilgi…

    290 milyar Euro değerindeki güzellik sektörünün dev buluşması BeautyEurasia’nın 21’inci yılı için hazırlıklar sürüyor  

    Avrasya coğrafyasının en kapsamlı uluslararası güzellik, kozmetik ve saç bakımı etkinliklerinden biri olan “BeautyEurasia: Uluslararası Kozmetik, Güzellik, Kuaför, Ambalaj, Hammadde, Hijyen ve Private Label Fuarı”, 2–4 Eylül 2026 tarihleri arasında 21’inci kez kapılarını açacak. ICA Events organizatörlüğünde İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek organizasyon, yerli ve yabancı sektör temsilcilerine yeni ticari iş birliği imkanları sunarken endüstrinin en güncel akımlarını tek bir çatı altında toplayacak. Geçtiğimiz yıl 114 farklı ülkeden 13 bin 314 profesyoneli ağırlayan fuar, bu dönemde de geniş kapsamı sayesinde yeni ortaklıkların kurulmasına aracılık edecek. Dünya genelinde ekonominin pek çok dalını kapsayan 50’den fazla organizasyona imza atan ICA Events, Avrasya’nın güzellik alanındaki en büyük zirvelerinden biri olan 21. BeautyEurasia: Uluslararası Kozmetik, Güzellik, Kuaför, Ambalaj, Hammadde, Hijyen ve Private Label Fuarı’nı 2–4 Eylül tarihleri arasında düzenleyecek. Mevcut büyüklüğünün yanı sıra katılımcılarına nitelikli ticari ağlar, hedef odaklı B2B görüşmeler ve yüksek ticari verimlilik de sağlayan fuar, İstanbul Fuar Merkezi’nde yarattığı küresel çeşitlilikle bu yıl da somut ticari çıktılar sağlayacak. Güzellik sektörünün Türkiye’deki hacmi 2025 yılında 217 milyar TL’ye ulaştı Güzellik endüstrisinin, kişiye özel teknolojik imkanlar ve artan sağlıklı yaşam bilinciyle beraber sürekli bir gelişim içerisinde olduğunu ifade eden BeautyEurasia: Uluslararası Kozmetik, Güzellik, Kuaför, Ambalaj, Hammadde, Hijyen ve Private Label Fuarı Direktörü Filiz Mehmedova, “Markalardan üreticilere ve tüketicilere kadar bir bütün teşkil eden güzellik sektörü hem yerel hem de küresel ölçekte gelişimini sürdürüyor. Bugün dünya çapında yaklaşık 290 milyar Euro’luk bir büyüklüğe erişen güzellik sektörü, 4,2 milyar civarında potansiyel kullanıcıya ulaşıyor. Diğer taraftan Türkiye piyasası da son dönemde endüstrinin en hızlı ivme kazanan bölgelerinden biri olarak dikkat çekiyor. 2025 yılı itibarıyla Türkiye’deki güzellik pazarının hacmi 217 milyar TL seviyesine çıkarken, dijital platformların etkisi sektörün genişlemesinde giderek daha kritik bir rol oynamaya başlıyor. 20 yılı aşkın bir tecrübeye sahip olan BeautyEurasia ise yalnızca fiziksel ölçeğiyle değil, sunduğu kaliteli iş bağlantıları, stratejik B2B buluşmaları ve ticari verimliliğiyle ön plana çıkıyor. Organizasyonumuzun küresel erişimi yerel pazar bilgisiyle harmanlayan yapısı, sektördeki etkili ortaklıkların tesis edilmesine olanak tanıyor.” açıklamasında bulundu. Standart kalıpların ötesinde bir fuar Fuarın geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen buluşmasında küresel etkisini bir kez daha kanıtladığını belirten Mehmedova, şu verileri paylaştı: “Dünya genelindeki ekonomik dalgalanmalara rağmen fuarımız geçtiğimiz yıl da başarılı bir grafik sergilemeyi başardı. Toplamda 114 ülkeden 13 bin 314 profesyonel isim fuarımızı ziyaret ederken, bu kitlenin 3 bin 406’sını yabancı konuklar oluşturdu. Bununla birlikte 180’i yurt dışından gelen toplam 302 katılımcının yer aldığı organizasyonda iş hacmi 305 milyon Euro’ya ulaşırken, katılımcı başına ortalama 1 milyon Euro’luk bir ticaret hacmi oluşturduk. Ayrıca BeautyEurasia, basit bir ürün sergileme alanının çok ötesinde, ölçülebilir ticari başarılar üreten bir platform olma niteliği taşıyor. Bu doğrultuda geçtiğimiz sene bin 486 sipariş ve ön protokole imza atılırken, katılımcı kurumlar ile uluslararası satın almacılar arasında doğrudan ticari köprüler kuruldu. Ek olarak fuar süresince 5 binden fazla B2B görüşme gerçekleştirildi. Bu sayede uzun vadeli ticari ortaklıkların kurulmasına çok değerli bir katkı sunulmuş oldu. Bu yıl da dünyanın dört bir yanından sektörün öncü isimlerini bir araya getirirken kalite odaklı vizyonumuzu koruyarak; Türkiye, Avrasya, Orta Doğu, Balkanlar ve BDT pazarlarına giriş yapmak isteyen profesyoneller için stratejik bir merkez olmaya devam edeceğiz.” ICA Events Hakkında Yapı, turizm, kozmetik, gıda, raylı sistemler ve lojistik sektörlerinde Türkiye’nin önde gelen fuarlarını düzenleyen ICA Türkiye gücünü, fuarcılık sektöründeki güçlü küresel ağını içinde yer aldığı…