USK’NIN SÜT FİYATLARINI SERBEST BIRAKMASI
Süt, sofralarımızın vazgeçilmez gıdalarından biridir. Çocukların gelişiminden yaşlıların sağlığına kadar her yaş grubunun tüketmesi gereken en önemli besinlerden biri olan süt, aynı zamanda binlerce üretici ailenin de geçim kaynağıdır. İşte bu nedenle çiğ süt fiyatları sadece çiftçiyi değil, sanayiciyi, marketi ve en önemlisi tüketiciyi yakından ilgilendiriyor.
Ulusal Süt Konseyi’nin (USK) çiğ süt için tavsiye fiyatı açıklamaması ve fiyatların serbest piyasa koşullarına bırakılması, son günlerde en çok tartışılan konuların başında geliyor. Kimileri bunun serbest piyasanın gereği olduğunu savunurken, kimileri ise özellikle küçük üreticilerin zor durumda kalacağını düşünüyor.
Peki bu kararın anlamı nedir? Vatandaşın cebine nasıl yansıyacak? Üretici ne kazanacak, tüketici ne kaybedecek?
Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, serbest piyasa ekonomisinde fiyatlar arz ve talebe göre belirlenir. Eğer süt çok üretiliyorsa fiyat düşer, üretim azalıyorsa fiyat yükselir. Kağıt üzerinde bakıldığında bu sistem doğal bir denge oluşturur. Ancak tarım ve hayvancılık sektöründe işler her zaman kitaplarda yazdığı gibi ilerlemez.
Çünkü süt üretimi fabrikada düğmeye basılarak artırılan bir üretim değildir. Bir ineğin doğması, büyümesi, süt vermeye başlaması yıllar alır. Üretici bugün zarar ederse yarın ahırını kapatabilir. Ahır kapandığında ise yeniden üretime dönmek oldukça maliyetli ve uzun bir süreçtir.
Son yıllarda yem fiyatları başta olmak üzere elektrik, mazot, veteriner hizmetleri, işçilik ve finansman giderlerinde ciddi artışlar yaşandı. Üreticinin en büyük maliyet kalemi olan yem, toplam maliyetin yaklaşık yüzde 65-70’ini oluşturuyor. Böyle bir ortamda süt fiyatlarının tamamen piyasanın insafına bırakılması üreticiler açısından önemli riskler taşıyor.
Büyük süt işleme tesisleri güçlü pazarlık gücüne sahip. Buna karşılık köyde birkaç düzine ineği bulunan küçük üreticinin pazarlık yapma şansı oldukça sınırlı. Süt bozulabilen bir ürün olduğu için üretici, “Bugün satmayayım, haftaya satarım” diyemiyor. Sağdığı sütü aynı gün teslim etmek zorunda. Bu durum alıcı firmalara önemli bir avantaj sağlıyor.
Serbest fiyat uygulamasında özellikle küçük üreticiler, maliyetlerinin altında fiyat teklifleriyle karşılaşabilir. Büyük işletmeler bu süreci daha kolay yönetebilirken aile işletmeleri ayakta kalmakta zorlanabilir.
İşin bir başka boyutu ise tüketiciyi ilgilendiriyor.
Bazı vatandaşlar, “Fiyatlar serbest kalınca süt ucuzlar” diye düşünüyor. Ancak uygulamada bunun garantisi yoktur. Çünkü üreticiden düşük fiyata alınan süt, market raflarına aynı oranda ucuz yansımayabilir. Üretici düşük kazanırken tüketici pahalı süt almaya devam edebilir. Aradaki fark ise dağıtım, işleme, ambalajlama ve ticaret zincirinde oluşabilir.
Türkiye’de geçmişte bunun benzer örnekleri yaşandı. Çiftçi ürününü ucuza satarken vatandaş pazardan veya marketten pahalıya almak zorunda kaldı. Bu durum sadece sütte değil sebze, meyve ve et sektöründe de zaman zaman görüldü.
Öte yandan serbest piyasa uygulamasının olumlu yönleri de bulunuyor. Rekabetin artması, kaliteli süt üreten işletmelerin daha yüksek fiyat bulabilmesi ve bölgesel fiyat farklılıklarının oluşması mümkün olabilir. Özellikle kaliteli ve hijyen standartları yüksek üretim yapan işletmeler, piyasa şartlarında avantaj elde edebilir.
Ancak burada önemli olan rekabetin gerçekten adil olmasıdır. Eğer piyasada birkaç büyük alıcı bulunuyorsa ve üretici alternatif bulamıyorsa, tam anlamıyla serbest rekabetten söz etmek kolay değildir.
Uzmanlar bu nedenle yalnızca fiyatın serbest bırakılmasının yeterli olmadığını belirtiyor. Üreticilerin kooperatifleşmesi, soğuk zincirin güçlendirilmesi, süt toplama merkezlerinin artırılması ve üreticinin pazarlık gücünün desteklenmesi gerektiği ifade ediliyor.
Kooperatifler ne kadar güçlü olursa üretici de o kadar güçlü olur. Bir üretici tek başına pazarlık yapamazken, yüzlerce üreticinin oluşturduğu kooperatif daha iyi fiyat elde edebilir. Avrupa’nın birçok ülkesinde süt sektörünün başarısının arkasında güçlü üretici birlikleri bulunuyor.
Devletin görevi de sadece fiyat açıklamak değildir. Üretim planlaması yapmak, yem maliyetlerini düşürmek, düşük faizli kredi sağlamak ve üreticiyi desteklemek de büyük önem taşıyor. Çünkü süt üretimi azaldığında bunun etkisi yıllarca hissedilir.
Bugün zarar eden üretici, süt ineğini kesime gönderirse birkaç ay sonra piyasada süt arzı azalır. Arz azalınca bu kez fiyatlar hızla yükselir. Sonuçta hem üretici hem de tüketici zarar görür. Tarım ve hayvancılıkta istikrarın bozulması, gıda enflasyonunu da artırabilir.
Aslında mesele yalnızca süt fiyatı değildir. Konu, Türkiye’nin gıda güvenliği meselesidir. Kendi sütünü yeterince üretemeyen bir ülke, ileride süt tozu ve süt ürünlerinde ithalata bağımlı hale gelebilir. Bu da döviz ihtiyacını artırırken tüketici fiyatlarını daha da yukarı çekebilir.
Sonuç olarak USK’nın süt fiyatlarını serbest bırakması, kısa vadede piyasaya esneklik sağlayabilir. Ancak bu uygulamanın başarılı olabilmesi için üreticinin korunması, rekabet ortamının güçlendirilmesi ve tüketicinin de fahiş fiyatlarla karşılaşmamasını sağlayacak denetim mekanizmalarının etkin çalışması gerekiyor.
Unutulmamalıdır ki süt sadece ekonomik bir ürün değildir. Süt; çocukların sağlığı, üreticinin emeği, kırsal kalkınma ve ülkenin gıda güvencesi açısından stratejik bir değerdir. Bu nedenle atılacak her adım, sadece bugünün fiyatlarını değil, yarının üretimini ve toplumun refahını da doğrudan etkileyecektir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar













