İŞÇİNİN VERGİ VE ENFLASYON KAYBI
Türkiye’de milyonlarca çalışan her ay maaşını aldığında aynı soruyla karşılaşıyor: “Bu para neden ay sonunu getirmiyor?” Son yıllarda yükselen enflasyon, artan yaşam maliyetleri ve ücretlerden kesilen vergiler, çalışanların alım gücünü ciddi biçimde zayıflatmış durumda. Son olarak DİSK-AR tarafından yayımlanan Haziran Ayı Ücret Kayıpları İzleme Raporu da bu gerçeği rakamlarla ortaya koydu.
Rapora göre 2026 yılının ilk beş ayında vergi ve enflasyon nedeniyle yaklaşık 16,7 milyon işçinin yaşadığı toplam gelir kaybı 889 milyar 991 milyon liraya ulaştı. Başka bir ifadeyle işçilerin cebinden neredeyse 890 milyar lira çıktı. Bu rakam birçok bakanlığın yıllık bütçesinden daha büyük bir büyüklüğe işaret ediyor.
MAAŞ ARTIYOR AMA ALIM GÜCÜ DÜŞÜYOR
Pek çok çalışan maaşına zam geldiğinde ilk anda seviniyor. Ancak birkaç ay sonra markete, pazara ya da faturalarına baktığında bu sevincin kısa sürdüğünü görüyor. Çünkü maaş artışı ne kadar yüksek olursa olsun, fiyatlar daha hızlı yükseliyorsa çalışanın gerçek geliri azalıyor.
Örneğin yıl başında 30 bin lira maaş alan bir işçi düşünelim. Maaşı yüzde 20 artsa ve 36 bin liraya çıksa bile, aynı dönemde temel ihtiyaçların fiyatları yüzde 30 yükselmişse aslında bu işçi fakirleşmiş oluyor. Çünkü aldığı maaşla satın alabildiği ürün ve hizmet miktarı azalıyor.
İşte buna “enflasyon karşısında ücretlerin erimesi” deniliyor. Kağıt üzerinde maaş yükseliyor gibi görünse de gerçekte vatandaşın satın alma gücü düşüyor.
VERGİ YÜKÜ DE AYRI BİR SORUN
Çalışanların yaşadığı kaybın tek nedeni enflasyon değil. Ücretlerden kesilen gelir vergisi ve sosyal güvenlik primleri de çalışanların eline geçen net geliri azaltıyor.
Türkiye’de çalışanlar yılın ilk aylarında daha düşük gelir vergisi diliminde bulunurken, ilerleyen aylarda üst vergi dilimlerine geçebiliyor. Bu durumda maaş artmasa bile vergi kesintisi yükseliyor. Halk arasında sıkça duyulan “Maaşıma zam geldi ama elime geçen para değişmedi” ya da “Vergi yüzünden zam eridi” şikayetlerinin temel nedeni de bu.
Özellikle orta gelir grubundaki çalışanlar, yılın ikinci yarısına doğru daha yüksek vergi kesintileriyle karşı karşıya kalabiliyor. Böylece ücret artışlarının önemli bir kısmı daha çalışan cebine girmeden vergi olarak kesiliyor.
KAYIP SADECE İŞÇİYİ DEĞİL EKONOMİYİ DE ETKİLİYOR
Ücretlerdeki erime sadece çalışanların sorunu değildir. Bu durum ekonominin genel dengelerini de etkiler.
Bir işçi maaşının büyük bölümünü gıda, kira, ulaşım ve faturalar için harcamak zorunda kalıyorsa diğer ihtiyaçlarını ertelemeye başlar. Beyaz eşya alımını erteler, evini yenilemez, tatil planını iptal eder, çocuklarının bazı ihtiyaçlarını kısar.
Bu durum piyasadaki harcamaların azalmasına neden olur. Harcamalar düştüğünde esnafın işi yavaşlar, üretim azalır ve ekonomik büyüme olumsuz etkilenebilir.
Kısacası ücretlerin enflasyon karşısında korunamaması sadece işçinin değil, tüm ekonominin sorunu haline gelir.
GELİR EŞİTSİZLİĞİ DAHA DA DERİNLEŞİYOR
Raporda dikkat çekilen bir başka önemli konu ise gelir dağılımındaki bozulma. Son yıllarda ücretlerin milli gelirden aldığı pay azalırken sermaye gelirlerinin payının arttığı yönünde değerlendirmeler yapılıyor.
Bu durum toplumda gelir eşitsizliğini büyütüyor. Bir tarafta maaşıyla geçinmeye çalışan milyonlarca insan bulunurken diğer tarafta yüksek varlıklara sahip kesimler enflasyondan daha az etkilenebiliyor.
Çünkü varlıklı kesimler tasarruflarını döviz, altın, gayrimenkul veya çeşitli yatırım araçlarında değerlendirme imkanına sahip. Ancak ücretli çalışanların büyük bölümü maaşını aldığı ay içinde harcamak zorunda kalıyor. Bu nedenle enflasyonun yükünü daha fazla hissediyor.
Ekonomistler bu durumu “emek gelirlerinden sermaye gelirlerine doğru kaynak transferi” olarak tanımlıyor. Yani ekonomik pastanın paylaşımında çalışanların payı küçülürken, sermaye sahiplerinin payı büyüyebiliyor.
EN ÇOK ETKİLENENLER DÜŞÜK GELİRLİLER
Enflasyon herkesi etkiliyor gibi görünse de etkisi herkeste aynı olmuyor. Düşük gelirli aileler gelirlerinin büyük bölümünü gıda ve barınma gibi temel ihtiyaçlara harcadıkları için fiyat artışlarından daha fazla etkileniyor.
Örneğin ekmek, süt, peynir, kira, elektrik ve doğalgaz fiyatlarındaki artış doğrudan dar gelirlinin bütçesine yansıyor. Geliri yüksek olan bir kişi bütçesinin küçük bölümünü bu harcamalara ayırırken, asgari ücretli ya da düşük ücretli çalışanlar gelirlerinin büyük kısmını bu kalemlere harcamak zorunda kalıyor.
Bu nedenle enflasyonun toplumsal etkisi sadece fiyatların yükselmesiyle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda gelir dağılımını da bozuyor.
ÇÖZÜM NEREDE?
Uzmanlara göre ücret kayıplarının azaltılması için öncelikle enflasyonun kalıcı biçimde düşürülmesi gerekiyor. Çünkü fiyat artışları kontrol altına alınmadıkça yapılan ücret zamları kısa sürede etkisini kaybediyor.
Bunun yanında vergi sisteminin ücretliler üzerindeki yükünün azaltılması, düşük ve orta gelirli çalışanların alım gücünü koruyacak düzenlemelerin yapılması da sıkça dile getirilen öneriler arasında yer alıyor.
Çalışanların beklentisi oldukça net: Maaşlarının sadece rakam olarak değil, satın alma gücü olarak da korunması. Çünkü vatandaş için önemli olan bordroda yazan rakam değil, o maaşla evine ne kadar ekmek, süt, et ve diğer ihtiyaçları götürebildiğidir.
SONUÇ
DİSK-Ar’ın raporunda ortaya konulan yaklaşık 890 milyar liralık kayıp, Türkiye’de çalışan kesimin karşı karşıya olduğu ekonomik baskıyı açık biçimde gösteriyor. Enflasyonun yüksek seyrettiği, vergi yükünün arttığı bir ortamda ücretler hızla eriyor ve milyonlarca emekçinin geçim mücadelesi daha da zorlaşıyor.
Bugün birçok çalışanın ortak duygusu aynı: Maaşlar artıyor gibi görünse de hayat pahalılığı daha hızlı koşuyor. Bu nedenle ekonomik tartışmaların merkezinde artık yalnızca ücret artışları değil, o ücretlerin gerçek değerinin nasıl korunacağı sorusu bulunuyor. Çünkü emeğin karşılığını koruyabilen bir ekonomi, toplumun refahını da daha güçlü biçimde koruyabilir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar







