COLIN’S 10 MİLYONUNCU MÜŞTERİSİNİ KUTLUYOR!

Globalde kayıtlı 10 milyonuncu müşterisini genel merkezinde ağırlayan Colin’s Yönetim Kurulu Üyesi ve İcra Kurulu Başkanı Yavuz Eroğlu “Dünya çapında saygın bir marka olmamızı müşteri deneyiminde gösterdiğimiz başarıya ve CRM’e yaptığımız yatırımlara borçluyuz” dedi.  Türkiye’nin jean odaklı öncü global moda markası COLIN’S, Globalde tamamen dijital süreçler ile kayıtlı 10 milyonuncu müşterisine ulaşarak hazır giyim sektöründe önemli bir Müşteri İlişkileri Yönetimi (CRM) başarısına imza attı. Dünyanın 39 ülkesinde yaklaşık 600 mağazasıyla geçen yıl 130 milyondan fazla ziyaretçi ağırlayan ve 5 milyonu denim olmak üzere toplam 24 milyon ürünün satışını gerçekleştiren Colin’s, kayıtlı müşterilerinin sayısını Eylül ayında 10 milyona çıkardı. 10 milyonuncu müşteri olan 18 yaşındaki Azra Korur’u genel merkezinde ağırlayan Colin’s çalışanları, bu güzel sürprizin anısına kendisine IPhone13 cep telefonu armağan etti.  Colin’s Yönetim Kurulu Üyesi ve İcra Kurulu Başkanı Yavuz Eroğlu, Colin’s ürünlerinin yurt dışında markalaşması ve dünya pazarında aranır olması için müşterilerin ihtiyaç ve beklentilerini doğru belirleyip, müşteri memnuniyetini sürekli kılmak gerektiğini belirterek “Sürekli olarak müşteri verilerini toplayıp, bu verileri analiz ederek, iş ve ürün sonuçlarımızı iyileştiriyoruz. Dünya çapında saygın bir marka olmamızın en önemli nedenleri arasında CRM’e yaptığımız yatırım ve müşteri deneyimini sürekli iyileştirme çabalarımız yer almaktadır” dedi. Hazır giyim ve  moda perakendesinde artan rekabet koşullarından dolayı, müşteri odaklı çalışmanın büyük önemli kazandığının altını çizen Eroğlu, günümüzde müşteri beklentilerinin yükseldiğini, bilinçli müşterinin kendi tercihlerinin dikkate alınmasını istediğini söyleyerek şöyle konuştu: “Colin’s olarak Rusya’da en bilinen üç jean markasından biriyiz, Belarus’un en sevilen ve gençler tarafından tercih edilen jean markasıyız, Ukrayna’da 4 sene üst üste en iyi giyim markası seçildik. Bütün bunları sağlamak için müşteri memnuniyetini en üst düzeyde tutmamız gerekiyor. Jean odaklı moda ürünleriyle gençlerin ve kendini genç hisseden herkesin hayattan daha fazla keyif almalarını sağlamayı hedefliyoruz. Hedef kitlemizle ilgili verilerin toplanması, depolanması, saklanması ve değerlendirilmesi modern pazarlama anlayışımızın da temelini oluşturuyor. Gençlere yönelik bir marka olarak teknolojiyi pazarlama alanında da tam anlamıyla kullanmayı önemli görüyor ve teknolojinin sunduğu imkanlardan sonuna kadar yararlanıyoruz.” COLIN’S Hakkında Eroğlu Grubu tarafından kurulan COLIN’S, müşterilerine sadece hazır giyim ürünleri değil; kendilerini daha iyi hissettirecek bir deneyim sunmak için çalışmakta; yenilik, moda ve kaliteyi müşterileriyle buluşturmaktadır. Jean odaklı moda ürünleriyle herkesin tarzını yansıtabileceği ve gençliğin enerjisini her an hissedebileceği koleksiyonlar sunan marka; kalite anlayışı doğrultusunda koleksiyonunda rengi, kumaşı, dikişi, dayanıklılığı ve duruşuyla sürdürülebilir ürünlere yer vermektedir. COLIN’S dünyanın 39 ülkesinde yaklaşık 600 mağazasıyla günün 24 saati hizmet vermekte ve modadaki hızlı değişimleri yakından takip ederek, tüketicinin her dönem “BİZE UYAR” diyebileceği ürünler sunmaktadır.  İletişim için: Grup7 İletişim Evrim Ermaniş E-mail: eermanis@grup7.com.tr

bp istasyonlarından Castrol ürünlerini alanlara toplam 160 bin TL değerinde akaryakıt

Enerjinin öncü şirketlerinden bp ve dünyanın önde gelen motor yağı üreticilerinden Castrol’ün birlikte gerçekleştirdiği kampanya ile bp istasyonlarından Castrol EDGE, Castrol MAGNATEC ve Castrol GTX alan 111 kişi toplam 160 bin TL akaryakıt değerinde bp Club Card puanı kazanma şansına sahip olacak. bp, yenilenen hedefleri doğrultusunda tüm operasyonlarını entegre bir yapı üzerine kurma çalışmaları sonucunda dünya çapındaki ürün ve servislerini, yerel dokunuşlarla müşterilerine ulaştırıyor. Bu kapsamda dünyanın önde gelen madeni yağ markalarından Castrol ile gerçekleştirdiği kampanya, araçlarının performanslarını uzun süreler boyunca ilk günkü gibi sürdürmek için Castrol madeni yağlarına güvenen sürücülere toplamda 160 bin TL’lik akaryakıt desteği sağlıyor. 31 Aralık 2022’de sona erecek kampanya boyunca bp istasyonlarından Castrol EDGE, Castrol MAGNATEC ve Castrol GTX ürünlerinden alan 111 katılımcı, toplam 160 bin TL akaryakıt değerinde bp Club Card puanı kazanma şansına sahip oluyor. Kampanya Türkiye genelindeki tüm bp akaryakıt istasyonlarında geçerli olacak. Katılımcılar, bp istasyonlarından satın aldıkları Castrol EDGE, Castrol MAGNATEC ve Castrol GTX ürünlerinin kapaklarının içinde yer alan özgün katılım şifresini ad, soyadı, adres ve cep telefon bilgileri ile www.expressfirsati.com internet sayfasında yer alan kampanya katılım formuna girecek. Sonrasında cep telefonlarına gönderilen aktivasyon kodunu internet sayfasında belirlenen alana yazarak her şifre için hak ettikleri oranda çekiliş hakkına sahip olacak. Yapılacak çekiliş sonrasında 1 kişiye 10 bin TL, 10 kişiye 5 bin TL, 100 kişiye de bin TL, toplamda 160 bin TL değerinde, bp istasyonlarında geçerli ve sadece akaryakıt alımında kullanılabilecek bp Club Card akaryakıt puan ikramiyesi verilecek. bp Club Card akaryakıt puan ikramiyesi, talihlilerin sistemde kayıtlı bp Club Cardlarına yüklenecek ve bp istasyonlarında akaryakıt (benzin, dizel ve otogaz) alımlarında talihlilerin kartları üzerinden kullandırılacak. Saygılarımla, Hakan Akar | Medya İlişkileri UzmanıTaksim 360 – Tarlabaşı Bulvarı N:150 A Blok D:50Beyoğlu / İstanbulM: 05346035638  E: hakan.akar@iziletisim.com  

Akkök Holding’in yeni İcra Kurulu Başkanı seçiyor.

Kimya, enerji ve gayrimenkul başta olmak üzere pek çok farklı sektörde faaliyet gösteren Akkök Holding’in İcra Kurulu Başkanı Ahmet Cemal Dördüncü, bayrağı 33 yıldır grup bünyesinde çeşitli görevlerde bulunan İhsan Gökşin Durusoy’a devrediyor. Durusoy hali hazırda Akkök Holding’de İcra Kurulu Üyeliği ve Akiş GYO’da Genel Müdürlük görevlerini yürütüyor. 1 Ocak 2023 itibariyle geçerli olacak bu değişim sonrası Ahmet Cemal Dördüncü Holding yönetiminde danışman olarak çalışmaya devam edecek. Kariyerine Arçelik’te Üretim Mühendisi olarak başlayan İhsan Gökşin Durusoy, 1988-1989 yıllarında İzmir Demir Çelik A.Ş.’de Mali İşler ve Bilgi İşlem Sorumlusu olarak görev aldı. 1989 yılında Akkök Grubu’na bağlı Ak-Al Tekstil Sanayii A.Ş.’de Bütçe Planlama Şefi olarak çalışmaya başlayan Durusoy, aynı şirkette sırasıyla Bütçe Planlama Müdürü ve Stratejik Planlama Direktörü olarak farklı görevlerde bulundu. Akiş GYO’da 2007 yılında Genel Müdür Yardımcısı olan Durusoy, 2009 yılından itibaren de Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdür olarak görevine devam ederken, farklı Akkök Grubu Şirketleri’nde de Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı. Durusoy, 1985 yılında Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünü bitirdikten sonra 1987 yılında aynı bölümden yüksek lisans derecesiyle mezun oldu. İhsan Gökşin Durusoy evli ve 1 çocuk babasıdır. Saygılarımla, Hakan Akar | Medya İlişkileri UzmanıTaksim 360 – Tarlabaşı Bulvarı N:150 A Blok D:50Beyoğlu / İstanbulM: 05346035638  E: hakan.akar@iziletisim.com   

“SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK İÇİN TEKNOLOJİ” ARAŞTIRMASININ SONUÇLARI AÇIKLANDI

 Aralıksız 22 yıldır düzenlenen, bu yıl 24 Kasım 2022’de gerçekleştirilecek Bilişim Zirvesi’nin bu yılki “Dünya’yı Teknoloji Kurtaracak” teması; teknoloji uğruna kirlettiğimiz doğanın ancak teknoloji ile temizlenebileceği, doğru ve akıllı kullanımla pek çok sorunu yine teknolojinin çözeceğinin altını çiziyor. Etkinlik öncesinde M2S Araştırma Şirketi tarafından yapılan “Sürdürülebilirlik İçin Teknoloji Araştırması”, şirketlerin karar vericileri ve teknoloji liderlerinin konuya dair görüşlerini ortaya koydu. Dikkat çeken yanıtların alındığı araştırmada; katılımcılar yüzde 78,96 oranında “Dünyanın gündeminde olan sürdürülebilirlikte başarıyı yakalamada en büyük etkenin bilişim teknolojileri olacağı” konusunda hem fikir oldu. Günümüzde kamunun ve şirketlerin ana gündem maddelerinin başında “Sürdürülebilirlik” kavramı yer alıyor. Dünyanın, doğanın ve tüm canlıların geleceği için önlem almak büyük önem taşırken, çözüm yolları teknolojiyi adresliyor. Teknoloji kendi verdiği zararı azaltmak için hızla dönüşürken, doğru amaçlar için kullanılan teknolojinin insanlığa ve doğaya en faydalı araç olduğu öne sürülüyor. Toplam 309 karar verici ve teknoloji liderlerinin online ortamda görüşünün alındığı “Sürdürülebilirlik için Teknoloji Araştırması”, bugünü yansıtırken gelecek öngörüsünü de ortaya koyuyor. “Sürdürülebilirlikte en büyük etken teknoloji olacak” “Dünyanın gündeminde olan sürdürülebilirlikte başarıyı yakalamada en büyük etken bilişim teknolojileri olacak” tanımına dair görüşlerin sorulduğu araştırmada, katılımcıların yüzde 78,96’sı ‘Katılıyorum’, yüzde 14,24’ü ‘Karasızım’ derken ‘Katılmıyorum’ diyenlerin oranı yüzde 6,80’ oldu. “Günümüzde teknoloji, doğayı-dünyayı nasıl etkiliyor?” sorusu ile bugünün de sorgulandığı araştırmada; alınan yanıtlar şuan ulaşılan seviyeden çok da memnun olunmadığını ortaya koyuyor. İlgili soruya yüzde 51,46 oranında ‘Yeteri kadar faydanılmıyor’ yanıtı verilirken, yüzde 30,42 oranında ‘Zarar veriyor’, yüzde 16,83 oranında ‘Fayda sağlıyor’ cevabı alındı. ‘Etkisi yok’ diyenlerin oranı ise yüzde 1,29. “Teknolojinin doğru kullanımı, en hızlı ekolojik dengeye ve karbon emisyonuna etki edecek” Sürdürülebilirlik çatısında listelenen iyileştirme alanlarına teknolojinin hızlı etkisinin ele alındığı araştırmada; “Teknolojinin doğru kullanımı sizce en hızlı hangi alanı iyileştirecek?” sorusuna en yüksek oranda belirtilen iki yanıt ‘Ekolojik denge ve Karbon emisyonu’ oldu. Yüzde 26,21 oranında belirtilen ‘Ekolojik denge’ ve yüzde 21,68 oranında belirtilen ‘Karbon emisyonu’ yanıtını, ‘Birey güvenliği (%18,77)’, ‘Çevresel atıklar ve kirlilik (%16,83)’ takip etti. İki kişiden biri “Henüz yolun başındayız” dedi “Günümüzde tüm dünyada geliştirilen teknolojinin ‘sürdürülebilirlik’ özelinde olumlu katkısını” değerlendiren katılımcılar, süreci yüzde 50,49 oranında ‘henüz yolun başındayız’ olarak tanımladı. ‘İlerleme aşamasında’ diyenlerin oranı yüzde 43,04 iken ‘Gelişmeler oldukça iyi durumda’ diyenlerin oranı yüzde 6,47 oldu. “Yapay Zekâ” açık ara önde “Dünyayı kurtaracak teknolojinin merkezinde sizce hangi alan/alanlar yer alacak?” sorusuna yüzde 69,58 ile en yüksek oranda verilen yanıt ‘Yapay Zeka’ oldu. Ardından ‘Iot (%47,25)’, ‘Büyük veri (%44,98)’, ‘Robotik süreç otomasyonu (%44,01)’, ‘Analitik teknolojiler (% 41,42)’ ve ‘Diğer (%10,3)’ yanıtları alındı. Türkiye’nin yol haritası ne olmalı? Teknolojinin merkezinde ‘Yapay Zeka’ yer alacak görüşünün alındığı araştırmada, “Ülkemizde sürdürülebilirliğe katkı sağlayacak bilişim teknolojilerinin hızlanmasında Türkiye’nin yol haritası, öncelikli eylemleri neler olmalı?” sorusuna bir önceki soruyu destekleyen nitelikte yüzde 76,05 oranında ‘Yapay zeka yatırımının artması’ cevabı alındı. Yüzde 67,31 ile ‘Milli ve yerli teknolojilere ağırlık vermek’ gerektiği belirtilirken, ‘5/6G’ye hızlı geçiş’ diyenlerin oranı yüzde 37,86 oldu. “Teknoloji üretiminde sürdürülebilirlik yeteri kadar ön planda değil” “Dünyayı kurtaracak teknolojinin üretiminde sürdürülebilirlik yeteri kadar ön planda değil” tanımına katılımcıların katılma oranları da alındı. Katılımcıların yüzde 60,19’u ‘Katılıyorum’ derken, yüzde 29,45’i ‘Kararsızım’, yüzde 10,36’sı ‘Katılmıyorum’ dedi. “Dünyaya duyarlı teknolojiler, tüketiciler tarafından artık daha çok tercih ediliyor” tanımına ise katılımcılar yüzde 43,04 oranında ‘Katılıyorum’, yüzde 34,63 ‘Kararsızım’ ve yüzde 22,33 oranında ‘katılmıyorum’ cevabını verdi. Bilişim teknolojileri alanında gelecek…

Getir ile Just Eat Takeaway.com Avrupa’da iş birliği yaptı

Getir, dünyanın önde gelen yemek teslimatı şirketi Just Eat Takeaway.com ile Avrupa’da iş birliğine gitti. Bu iş birliği ile Getir ürün portföyünün tamamı Just Eat Takeaway.com çatısı altındaki uygulamalara entegre olacak. Gelecek hafta Almanya’da başlayacak uygulama, önümüzdeki haftalarda İngiltere, İspanya, İtalya ve Fransa operasyonlarını da kapsayacak. Dünyada bir ilki Türkiye’de başlatarak, dakikalar içerisinde market ürünlerini kullanıcılarla buluşturan Getir, dünyanın önde gelen yemek teslimatı girişimlerinden Just Eat Takeaway.com ile Avrupa çapında bir iş birliğine imza attı. Bu kapsamda, Getir’in ürün portföyünün tamamı Just Eat Takeaway.com kapsamındaki uygulamalara entegre edilecek ve Getir ürünlerini sipariş eden tüketicilerin teslimatı Getir kuryeleri tarafından yapılacak. Gelecek hafta Almanya’da başlayacak iş birliği ile, Getir’in yaklaşık 2.000 ürünü, Just Eat Takeaway.com’un  Almanya’daki cep telefonu uygulamasında ve internet sitesinde satışa sunulacak. Önümüzdeki haftalarda ise İngiltere’de, İspanya’da, İtalya’da ve Fransa’da da hayata geçecek. “Dakikalar içinde market ürünleri teslimatının öncüsü olarak, Avrupa’da önemli bir pazar konumuna sahip Just Eat Takeaway.com gibi güçlü bir iş ortağı ile çalışacağımız için mutluyuz,” açıklamasını yapan Getir Avrupa Bölge Genel Müdürü Turancan Salur, “İki güçlü uluslararası markanın iş birliği her iki taraf için de birçok fırsat sunuyor: Just Eat Takeaway.com müşterileri çok daha geniş bir ürün yelpazesinden seçim yapma imkanına kavuşacak. Getir de daha büyük bir tüketici tabanına erişerek, Avrupa çapındaki büyümesini sürdürecek” dedi. Avrupa’nın market sektöründeki ilk decacorn’u Getir, bugün itibarıyla üç kıtada, 9 ülkede kullanıcılarına hizmet veriyor. Geçen yıl ocak ayında İngiltere ile başladığı yurt dışı faaliyetlerine kısa sürede Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Hollanda ve Portekiz’i de ekledi. Geçtiğimiz yıl kasım ayında ABD pazarına giriş yapan Getir, şu anda Türkiye’nin 81 iline ek olarak yurt dışında 48 şehirde faaliyetlerini sürdürüyor. Aytunç Akın | İletişim Uzman Yardımcısı Taksim 360 – Tarlabaşı Bulvarı N:150 A Blok D:50 Beyoğlu / İstanbul M:0538 089 08 85  E: aytunc.akin@iziletisim.com

TÜTÜN REKLAM YASAKLARI SİGARA KULLANIMINI DÜŞÜRÜYOR

Araştırmacılar, doğrudan ve dolaylı tütün reklamlarına yönelik yasakların uluslararası alanda genişletilmesi gerektiğini gösterdiğini belirtiyor. Araştırmacıların, tütün reklam ve tanıtımına getirilen yasakların davranışları etkileyebileceğini gösteren daha fazla kanıt sunduğu yeni bir meta-analize göre, bu yasaklar sigara kullanma olasılığını yüzde 20, sigaraya başlama olasılığını ise yüzde 37 oranında azaltıyor. Avustralyalı araştırmacılar, Nisan 2024’e kadar yaklaşık yarım milyon katılımcıyı kapsayan 16 çalışmayı inceledi ve bulgularını geçtiğimiz günlerde Tobacco Control dergisinde yayımladı. Tütün reklam, promosyon ve sponsorluk (TAPS) yasakları, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ-WHO) Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi’nde (FCTC) yer alıyor. Ancak DSÖ’nün 2023 raporuna göre, bu yasaklar yeterince yaygınlaşmış değil. Raporda, sadece 66 ülkenin “en iyi uygulama TAPS yasakları” kapsamında olduğu belirtiliyor. Araştırmalar, tütünün satıldığı yerlerde yapılan doğrudan ve dolaylı reklamların gençlerin sigaraya başlaması ve bireylerin sigara içmeye devam etmesiyle bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. Tütün kullanımı, Avrupa Birliği’nde erken ölümlerin en önemli nedenlerinden biri olup her yıl yaklaşık 700.000 kişinin ölümüne yol açıyor. Küresel düzeyde ise tütün, 2019 yılında 7,7 milyon önlenebilir ölüme neden oldu. Ancak analizde, yasakların sigarayı bırakma oranları üzerindeki etkisiyle ilgili net bir bağlantı bulunamadı. Bunun, bu konuda yapılan çalışmaların az sayıda olması ya da katılımcıların çalışmaları tamamlamamasıyla ilişkili olabileceği belirtiliyor. ‘Reklamlar yeni tiryakilerin ortaya çıkmasında büyük rol oynuyor’ İngiltere’deki Action on Smoking and Health (ASH) adlı yardım kuruluşunun CEO’su Hazel Cheeseman, Euronews Health’e gönderdiği e-postada “Tütün reklamları, her yıl sigarayı bırakan [veya] sigaradan ölen yetişkinlerin yerine yeni genç tiryakilerin kazanılmasında çok önemli bir rol oynuyor” dedi ve bu şirketlerin reklam kısıtlamalarına karşı çıkmak ve yasalarda boşluklar bulmak için mücadele ettiğini ekledi. “İngiltere’de kapsamlı reklam kısıtlamaları gençler arasında sigara kullanımında büyük düşüşlere yol açtı” diyen ASH, elektronik sigara şirketlerinin pazarlama faaliyetlerine getirilecek kısıtlamaların gençlerin elektronik sigara kullanımını azaltacağını belirtti. Geçen ay güncellenen bir DSÖ bilgi formuna göre, Orta Asya’nın bazı bölgelerini de içeren DSÖ Avrupa bölgesinde, 53 ülkeden sadece 13’ü tütün ürünlerinin tanıtımını ve reklamını tamamen yasaklamış durumda. DSÖ Avrupa Bölge Ofisi’nden yapılan açıklamada, bölgede tahmini olarak 179 milyon yetişkin ve 13-15 yaş arası dört milyon ergenin tütün kullandığı belirtildi. Bölge direktörünün stratejik danışmanı ve DSÖ Avrupa’da bulaşıcı olmayan hastalıklar ve inovasyon özel girişimi başkanı Dr. Gauden Galea, geçen ay yaptığı açıklamada, “tütün kullanımının yüksek yaygınlığının güçlü endüstri etkisi, agresif pazarlama taktikleri ve halk sağlığı çabalarını baltalayan politika boşlukları ile beslendiğini” söyledi. Galea, ülkelerin her zamanki gibi devam etmesi halinde, bölgenin 2030 yılına kadar dünyadaki en yüksek tütün kullanım oranına sahip olacağını da sözlerine ekledi. DSÖ Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryası Euronews Sağlık’a yaptığı açıklamada ülkelerin yasaklarının “kapsamlı olması gerektiğini, kısmi yasakların çok az etkisi olduğunu veya hiç etkisi olmadığını ve tütün şirketlerinin yasal boşluklardan yararlanmasına veya yatırımlarını yasaklanmamış promosyon biçimlerine kaydırmasına izin verdiğini” ekledi. Yeni çalışmanın yazarları, bulgularının ülkelerin tütün reklamı, promosyonu ve sponsorluğuna ilişkin yasakları uygulama ve yürürlüğe koyma ihtiyacını güçlendirdiğini söyledi. Cheeseman da bir e-postasında bunu yineleyerek şunu ekledi:”DSÖ’nün tütünle ilgili yaklaşık 20 yıllık anlaşması reklam kısıtlamalarını gerektiriyor, ancak bunları henüz tam olarak uygulamayan ülkeler var ve tütün şirketleri kar peşinde koşarak sigara içmeyi teşvik etmeye devam ederken halklarını korumasız bırakıyorlar.” (Yukarıdaki yazı Euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com

Aytemiz Genel Müdürü Ahmet Eke oldu

Akaryakıt sektöründe 22 yıllık deneyime sahip olan ve Aytemiz’in kuruluş aşamasından 2020 yılına kadar Genel Müdür olarak, ardından yönetim kurulu üyesi olarak şirkette görev yapan Ahmet Eke, Aytemiz Akaryakıt Dağıtım A.Ş. Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Akaryakıt sektörünün önde gelen markalarından Aytemiz Akaryakıt Dağıtım A.Ş.’de yeni Genel Müdür Ahmet Eke oldu. Akaryakıt sektöründe 22 yıllık deneyime sahip olan Ahmet Eke, 2001 yılında Aytemiz’de Mali Koordinatör olarak göreve başladı. Ardından Genel Müdür Yardımcısı olan Eke, 1,5 yıl Lukoil’de çalıştıktan sonra 2010 yılında Aytemiz Genel Müdürü oldu. 2020 yılından itibaren Yönetim Kurulu üyesi olarak şirkette görevini sürdüren Ahmet Eke, Aytemiz-Doğan ortaklığının oluşturulması süreci de dahil olmak üzere şirketin ve markanın büyümesi yolundaki tüm aşamalarda değerli katkılarda bulundu. Ahmet Eke, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Ekonomi bölümü mezunudur.  Aytemiz Hakkında: 1963 yılında kurulduğundan bu yana faaliyetlerini aralıksız sürdüren ve 2009 yılında adını Aytemiz Akaryakıt Dağıtım A.Ş. değiştiren Aytemiz, 570’ten fazla istasyonu ile Türkiye çapında faaliyet göstermektedir. Aytemiz, Türkiye’nin en büyük 500 şirketinin belirlendiği Fortune 500 2021 listesinde 56’ncı sırada, Brand Finance’in 2022 yılı “Türkiye’nin En Değerli Markaları” araştırmasında ise sektörün en değerli 3’üncü markası olarak yer almaktadır.

Büyük onur ; Omsan Logistics’e iki ödül birden aldı.

Omsan Logistics, bu yıl 13’üncüsü düzenlenen ve lojistik sektörününen prestijli ödülleri arasında yer alan Atlas Lojistik Ödülleri’nde intermodal hizmetleri ve kurduğu yeşil lojistik hatları ile etkinliğin en önemli ödülü olan Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü. Omsan Logistics Uluslararası Deniz Taşıması Firmaları kategorisinde de ödül alan firmalar arasında yer aldı. Türkiye’de lojistik sektörü medyası ve sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle 13 yıldır verilen Atlas Lojistik Ödülleri bu yılki sahiplerini buldu. OYAK Grubu Şirketlerinden Omsan Logistics, geçtiğimiz eylül ayında, Avrupa’nın güçlü taşımacılık firmalarından Metrans ile Türkiye ve Slovakya arasında kurduğu ortak ithalat – ihracat hattı projesiyle etkinliğin en önemli ödülü olan Jüri Özel Ödülü’ne layık görülürken, Uluslararası Deniz Taşıması Firmaları Ödülü’nün de sahibi oldu. Omsan Logistics entegre, çevreci ve müşteri odaklı lojistik hizmetler sunmayı sürdürürken, yurt içi ve yurt dışında karayolu, denizyolu, havayolu, demiryolu taşımacılığı, serbest ve gümrüklü depo yönetimi, mikro dağıtım, proje taşımacılığı, ev ve ofis lojistiği, gümrükleme ve sigorta hizmetleri gibi birçok hizmeti müşterileriyle buluşturuyor. Omsan Logistics Hakkında OYAK Grubu Şirketleri bünyesinde yer alan Omsan Logistics, 45 yıla yakın tecrübesiyle entegre, çevreci ve müşteri odaklı lojistik hizmetler sunuyor, insan odaklı dijitalleşme süreçlerini büyüme stratejisinin merkezine koyuyor. Sektördeki köklü yapısını bu strateji ile birleştirerek global bir şirket olma vizyonu ile emin adımlarla ilerliyor. Karayolu, denizyolu, havayolu, demiryolu taşımacılığı, depolama ve dağıtım hizmetleri ve bu faaliyetlerin kombinasyonu ile multimodal hizmetler sunuyor. Yurt dışında Fransa, Romanya ve Fas’ta bulunan şirketleri, Türkiye’de Marmara, Akdeniz, Ege, İç Anadolu ve Karadeniz Bölge Müdürlükleri ve farklı hizmet alanlarına göre yatırım yaptığı uzman insan kaynağıyla geniş bir coğrafyaya yayılarak global bir oyuncu olmak için yenilikçi uygulamaları hayata geçiriyor. ;

ÜRETİM SÜREÇLERİNDE VERİYE DAYALI HİZMETLERİ KULLANMAK İÇİN 5 NEDEN: Atlas Copco Endüstriyel Teknik, verinin önemine dikkat çekiyor

Büyük veri, nesnelerin interneti, bulut teknolojisi ve artırılmış gerçeklik gibi günümüz dünyasında en çok konuşulan teknolojilerin bir araya getirilme yöntemi, akıllı fabrikaların hayata geçirilmesini sağlıyor. Gelişen otomasyon teknolojisinin sonucu olan akıllı fabrikalarda tüm üretim sürecinde insandan kaynaklı problemlerin ortadan kaldırılması ve üretimin sürekliliğinin sağlanması için de “veri” büyük önem taşıyor. Atlas Copco Endüstriyel Teknik, veriye dayalı hizmetlerin önemine dikkat çekiyor ve üretim süreçlerinin sürekli ve sürdürülebilir optimizasyonunu sağlamada veriye dayalı hizmetleri kullanmanın önemini 5 temel neden ile sunuyor. Değerlendirmenize sunar, iyi bir hafta dilerim Saygılarımla VERİYE DAYALI HİZMETLERİ KULLANMAK İÇİN 5 NEDEN Endüstriye yüksek kaliteli endüstriyel elektrikli aletler, kalite güvence ürünleri, montaj çözümlerinin yanı sıra yazılım ve hizmet sunan Atlas Copco Endüstriyel Teknik, veriye dayalı hizmetlerin önemine dikkat çekiyor. Atlas Copco endüstriye, üretim süreçlerinin sürekli ve sürdürülebilir optimizasyonunu sağlamada veriye dayalı hizmetleri kullanmanın önemini 5 temel neden ile sunuyor. Büyük veri, nesnelerin interneti, bulut teknolojisi, artırılmış gerçeklik gibi günümüz dünyasında en çok konuşulan teknolojilerin bir araya getirilme yöntemi, akıllı fabrikaların hayata geçirilmesini sağlıyor. Gelişen otomasyon teknolojisinin sonucu olan akıllı fabrikalarda tüm üretim sürecinde insandan kaynaklı problemlerin ortadan kaldırılması ve üretimin sürekliliğinin sağlanması için de “veri” büyük önem taşıyor. Verinin etkin kullanımı verimliliğin ve kalite iyileştirmelerinin yolunu açıyor Günümüzde tüm cihazlar mümkün olduğunca fazla veri toplamayı hedeflese de verilerin yalnızca çok küçük bir kısmı ek değer oluşturmak için kullanılıyor. Üretim verileri; verimlilik kazanımları ve kalite iyileştirmeleri sağlama konusunda büyük bir potansiyel taşırken bu verilerin değer yaratacak şekilde kullanılabilmesi işletme maliyetlerini olumlu yönde etkiliyor. Atlas Copco Endüstriyel Teknik, üretim proseslerinin sürekli ve sürdürülebilir optimizasyonunu sağlamak adına endüstriye, veriye dayalı hizmetleri kullanmaları için 5 temel neden sunuyor. Veriye dayalı hizmetlerin kullanılması için 5 neden Şirketlerin veriye dayalı sisteme geçmesi için ilk sebep, bu sistemlerin gerçekçi hedefler belirlemeye yardımcı olmasıdır. Elde edilen bilgiler, hedefleri tanımlamaya ve onlara ulaşmak için stratejiler geliştirmeye olanak sağlar. Verilere güvenerek ulaşılabilir hedefler belirlenebilir ve doğru bilgiler sayesinde bunları uzun vadede uyarlayıp optimize edecek bilgiye sahip olunabilir. Buna “veriye dayalı kararlar” denir. Veriye dayalı bilgiler, karar alma süreçlerinin temelidir. Verilerden sağlanan analizleri uzman bilgisiyle birleştirmek, doğru karar alma süreçlerini güçlendirerek işletmelerin iş hedeflerine ulaşmasına yardımcı olur.  Veriye dayalı servisler, ilk günden itibaren işletmelerin üretim kalitesinin takip edilmesine yardımcı olur. Veriye dayalı servislerden yararlanıldığında hat mühendisleri, kalite mühendisleri ve ekip liderleri sorunlar ortaya çıktıkça sürekli bilgilendirilir. Bu bilgi hızı, ekibinizin daha iyi seçimler yapmasına ve sorunları çalışma süresinde kayıp yaşamadan çözüm üretilmesini sağlar. Kullanılacak servisler, üretimde kayıplar yaşanmadan çözümler üretilmesine, ekibinizin daha iyi kararlar alarak hızlı aksiyon almasına olanak sağlar. Veriye dayalı servis çözümleri, operatör eğitimi veya proses optimizasyonu gibi üretimi iyileştirecek gerçek zamanlı bilgiler ve öneriler sağlar. Şirketteki herkes, verilerin sağladığı gerçek zamanlı bilgiler sayesinde yeni fikirler üretme olanağına sahiptir. Veriye dayalı hizmetler, işletmeye işle ilgili stresi azaltma konusunda yardımcı olur. Bu stres, genellikle gerçekçi olmayan hedeflere ulaşmaya çalışmaktan, beklenmeyen kalite sorunlarını düzeltmekten ve performansı nasıl artıracağınızı bilmemenin yarattığı hayal kırıklığından kaynaklanan baskıdan oluşur. Zaman içinde sistemde sunulan veri eğilimlerini takip eden yöneticiler; bireysel performansı izleyip değerlendirebilir, üretimdeki riskli alanları tespit edebilir ve sorunları çözmek için girişimler başlatabilir.  Çağla Şenyürek Medya Direktörü +90 0535 332 25 04 +90 216 381 10 67 Burgazada Mah. Çınarlık Sok. No:6       Burgazadası / Adalar / İstanbul

Yapı Fuarı- Turkeybuild İstanbul %50 devlet desteği aldı. 

17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde bu yıl 46’ncısı gerçekleşecek olan Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul Balkanlar, Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkeleri, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı kapsayan bölgedeki en büyük, dünyada ise beş büyük yapı fuarından biri olma özelliğini taşıyor.Fuar hem yerel hem de yabancı katılımcıları bir araya getiren önemli bir platform görevi görüyor. Ziyaretçilerini cezbeden fuar, yeni iş birliklerinin kurulmasında da büyük rol oynuyor. İtalya, Rusya, Avusturya, Almanya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden 319 katılımcıyı ağırlayacak olan fuar bu yıl %50 devlet teşviği ile destekleniyor. Bölgedeki en etkili iş platformu olmasının yanı sıra, Türk yapı sektörünün en uzun süredir düzenlenen fuarı olma niteliğini de taşıyan Turkeybuild İstanbul, 60’tan fazla ülkeden 400’ün üzerinde VIP satın almacıya da ev sahipliği yapacak. Fuara aynı zamanda bu sene 10.000’den fazla profesyonel alıcı bekleniyor. İKSD İş birliğiyle Yapı Fuarı-Turkeybuild İstanbul 2024’te Özel İskele-Kalıp Salonu! İKSD ve ICA Build Fuarcılık A.Ş. iş birliğiyle, bu yılki Yapı Fuarı-Turkeybuild İstanbul 2024 fuarında İskele Kalıp firmalarına özel bir salon oluşturuluyor.ICA Build Fuarcılık A.Ş. ve İKSD arasında yapılan bu iş birliği anlaşması ile fuara katılan firmaların daha fazla etkileşim yaratması amaçlanıyor. İskele-Kalıp Sanayicileri Derneği üye firmalarının da yer alacağı bu özel salon ile katılımcılar ürünlerini sergileme ve yeni iş bağlantıları kurma fırsatı bulacak. Yapı Fuarı Direktörü Banu Keskin, “46. yılı deviren Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul’a yabancı katılımcı, alıcı ve ziyaretçi ilgisinin katlanarak devam ettiğini özellikle belirtmek isterim. Stant satışlarının daha şimdiden %90’ı tamamlandı. Yoğun talebin devam etmesiyle birlikte bir salon daha açma imkânımız olabilir. Ekonominin canlılığını koruması, iş birliklerin sürdürülebilirliği için fuarlar kritik başarı faktörü. Bu durumu desteklemek adına oldukça verimli ve yol gösterici bir etkinlik programı hazırladık. Sektör önderleri tecrübeleriyle yeni fırsatları, sektörün gittiği yönü anlatırken, girişimcilerimiz yapı sektörünün geleceğine dair yeni iş modellerini, ürünlerini ve fikirlerini bizlere sunacak. Fuara katılımı teşvik etmek ve sektörümüzün daha da güçlenmesini sağlayan %50 devlet teşviği sektöre olan desteğin bir göstergesidir ve katılımcılara ekonomik açıdan önemli avantajlar sunmaktadır. Bu teşvik, sektörümüzün sürdürülebilir büyümesine katkıda bulunacak ve Türkiye’nin yapı alanındaki güçlü kaslarını daha da güçlendirecektir. Bu önemli teşviği değerlendirerek sektördeki yenilikçi projelere katkıda bulunmak isteyen tüm katılımcıları fuarımıza bekliyoruz. Sektörün girişimcilerle bir araya gelerek daha yenilikçi, çözüm odaklı ve verimli sonuçlar elde edebilmesi, Türkiye’nin yapı alanındaki güçlü kaslarının daha da güçlenmesi adına oldukça önemli.ICA Build Fuarcılık A.Ş. olarak inşaat sektöründeki deneyimimiz ve bilgi birikimimiz ile sektörün öncülerine bu yıl yeni fırsatlar sunmak istiyoruz. 46. yılına giren Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul’ da aynı zamanda İKSD ile yapmış olduğumuz iş birliğinin de diğer ilgili sektörler içinde örnek olacağı inancındayız. Sektöre değer katmaya ve birlikte daha başarılı projelere imza atmaya kararlıyız.” FUAR ZİYARETCİ OLMAK İÇİN TIKLAYIN :)) kaynak : ISTANBUL YAPI FUARI

TRUMP BİRÇOK KARARNAMEYİ İMZALAMAKLA GÖREVE BAŞLADI

Donald Trump, Amerika Birleşik Devletleri’nin 47. Başkanı olarak yemin ettikten sonra görevinin ilk gününde bir dizi kararname imzaladı. Beyaz Saray’da bir dönem daha görevde kalmak için suçlamalar, cezai iddianameler ve bir çift suikast girişiminin üstesinden gelen Donald Trump 20 Ocak günü 47. ABD Başkanı olarak yemin etti. Geleneksel olarak açık havada yapılan yemin töreni, alışılmışın dışında bir şekilde Washington’daki yoğun soğuk hava ve rüzgâr nedeniyle kapalı mekâna taşındı. Eski ABD Başkanı Joe Biden ve görevi devralan Başkan Trump Beyaz Saray’dan birlikte ayrılarak açılış etkinliklerine başlamak üzere ABD Kongre Binası’na doğru yola çıktılar. Her iki isim de siyasi geleneklere uygun olarak aynı aracı paylaştı. Kongre binasına vardıktan sonra Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance yemin ederek göreve başladı. Trump daha sonra 30 dakikadan fazla süren açılış konuşmasını yaptı. Etkinliğe aralarında dünya liderlerinin de bulunduğu yabancı devlet adamları da katıldı. İtalya Başbakanı Georgia Meloni, Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Çin Devlet Başkan Yardımcısı Han Zheng törende hazır bulundu. Törene çok sayıda milyarder, iş dünyası yöneticisi ve influencer da davet edildi. Tesla ve SpaceX’in patronu Elon Musk, Meta’nın sahibi Mark Zuckerberg, Amazon’un patronu Jeff Bezos, UFC’nin patronu Dana White ve LVMH’den Bernard Arnault katılımcılar arasındaydı. Başkan daha sonra açılış geçit törenine katıldı ve etkinliğe tanıklık etmek için ABD başkentinin sokaklarını dolduran destekçilerine el salladı ve görevdeki çok yoğun bir ilk gün olacağına söz verdiği Beyaz Saray’a doğru yola çıktı. Trump, Oval Ofis’e vardığında hiç vakit kaybetmedi ve “Amerika’nın altın çağı” olacağını belirttiği dönemi başlatmak için hızla çalışmaya başladı. İşte ilk günden itibaren yaptığı tüm değişiklikler: 6 Ocak Kongre baskınına katılanlara af Trump, 2024 başkanlık kampanyası sırasında defalarca söz verdiği gibi, 2020 ABD seçimlerinde Joe Biden’a yenilmesini kabul etmeyerek 6 Ocak 2021’de ABD Kongre binasını basan kişilere ilk günden af çıkardı. Pazartesi günü geç saatlerde ABD Başkanı, milletvekillerinin Biden’ın zaferini onaylamak üzere toplandığı sırada, Kongre’ye yönelik saldırılarda hüküm giymiş ya da cezai olarak suçlanmış yaklaşık 1500 kişiye tam af çıkardı. Cezaların hafifletilmesi aynı zamanda aşırı sağcı ‘Proud Boys’ ve ‘Oath Keepers’ gruplarının kışkırtıcı komplo kurmaktan hüküm giymiş ya da suçlanmış 14 üyesinin cezalarını da kapsıyor. Ekonomi ve TikTok Trump, Biden’ın eylemlerini yürürlükten kaldırarak ve kendi emirlerini ekleyerek her federal kurumu tüketici enflasyonuyla mücadele etmeye yönlendirmek olarak tanımladığı büyük ölçüde sembolik bir memorandum imzaladı. Trump, petrol ve doğal gaz üretimi üzerindeki düzenleyici yükleri hafifleterek tüketim mallarının maliyetlerini düşüreceğini vaat ediyor. Ticaret konusunda ABD Başkanı, 1 Şubat’tan itibaren Kanada ve Meksika’ya yüzde 25 gümrük vergisi uygulayacağını söyledi, ancak Çin’den ithalatı vergilendirme planlarını açıklamadı. Trump ayrıca, Kongre’nin Tik Tok yasağını 75 günlüğüne durdurmayı amaçlayan bir emir imzaladı. Trump bu dönemin, popüler sosyal medya platformunun Amerikalılara açık kalmasına izin verirken ulusal güvenlik çıkarlarını koruyacak bir anlaşmayla platform için ABD’li bir alıcı bulmak için bir pencere görevi göreceğini söylüyor. Önce Amerika İlk döneminde yaptıklarını tekrarlayan Trump, ABD’yi Dünya Sağlık Örgütü’nden (WHO) çıkaran bir kararname imzaladı. Ayrıca ABD’nin dış yardım harcamalarının kapsamlı bir şekilde gözden geçirilmesini emretti. Her iki hamle de dış ilişkilere yönelik izolasyonist ‘Önce Amerika’ yaklaşımına paralel olarak gerçekleşti. Trump ayrıca daha sembolik hamlelerle Meksika Körfezi’nin adını ‘Amerika Körfezi’ olarak değiştiren bir kararname imzalamayı planladı. Şu anda Denali olarak bilinen Kuzey Amerika’nın en yüksek dağı, eski adı olan McKinley Dağı’na geri dönecek. Eski Başkan Barack Obama tarafından yeniden…

Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : TRUMP UN KAZANMASIYLA ORTAYA ÇIKAN SONUÇLAR

Hala oy sayımının devam ettiği yerler olsa da Trump, ABD başkanlığını garantiledi. İşte, seçimlerden çıkarılacak beş önemli sonuç. Donald Trump, Pensilvanya ve Wisconsin gibi kilit öneme sahip eyaletleri kazanarak ABD’nin 47. başkanı seçildi. Anketler eski başkan ile Demokrat aday Kamala Harris’in haftalardır kıran kırana bir yarış içinde olduğunu gösteriyordu. Seçimlerin henüz sonuçlanmadığı eyaletler olsa da Trump çarşamba günü zaferi garantiledi. İşte bu çalkantılı seçimden çıkarılacak bazı sonuçlar: 1. Trump, Pensilvanya’da farkı açtı Trump, Georgia, Pennsylvania ve Wisconsin gibi önemli eyaletlerde rakibine kıyasla baskın performans gösterdi. Pensilvanya, Harris’in kampanyası için kazanılması gereken bir eyalet olarak görülüyordu ancak yarışın çekişmeli geçmesi de bekleniyordu. Mevcut Başkan Joe Biden 2020’de bu eyaleti sadece 81.000 oy farkla kazanmıştı. Eyalet daha önce 1992 ve 2012 yılları arasında Demokratları tercih etmişti. Cumhuriyetçi eğilimli kırsal ilçelerde Trump eyalette daha iyi performans gösterdi ve Biden’ın 2020’de az bir farkla kazandığı eyaletin kuzeydoğusundaki Erie County’yi alması muhtemel görünüyordu. Harris, Philadelphia ve Pittsburgh gibi sol eğilimli şehirlerde Biden’ın 2020 seçimlerine kıyasla daha düşük performans gösterdi. 2. Trump lehine demografik değişim seçim sonucunu etkiledi AP VoteCast’in 120.000’den fazla seçmenle yaptığı ankete göre, siyah ve Latin seçmenlerin Harris’i destekleme olasılıkları 2020 seçimlerinde Biden’a olan desteklerinden daha düşüktü. Trump, seçmenlerin yaklaşık yüzde 68’inin Latin kökenli olduğu Florida’daki Miami-Dade ilçesini kazandı. Bu bölge daha önce Demokratların kalesiydi. AP VoteCast anketinde ayrıca, Trump’ın genç seçmenler arasında 2020 seçimlerinde olduğundan daha iyi bir performans gösterdiği ortaya konuldu. ABD’deki Purdue Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan James McCann oylama öncesinde Euronews’e verdiği demeçte, “Daha fazla etnik ve ırksal farklılığın doğal olarak Demokratlara avantaj sağladığı yönündeki genel kanı vardı ve Demokratların medeni hakları desteklediği 1960’lardan kalan bir miras olarak bunun nasıl gerçekleştiğini görebilirsiniz,” dedi. McCann, “Şimdi gördüğümüz şey, bu eski bölünmelerde bazı değişikliklerin olabileceğidir,” diye konuştu ve anketlere göre, Trump’ın, önceki başkanlara kıyasla siyah erkek seçmenler arasında daha iyi performans gösterdiğini sözlerine ekledi. 3. Cumhuriyetçiler Senato’yu aldı ama Temsilciler Meclisi’ne hala belirsizlik hâkim Cumhuriyetçiler Montana, Batı Virginia ve Ohio’da üç sandalye kazanarak Senato’nun kontrolünü ele geçirdi. Genellikle Cumhuriyetçilere oy veren bir eyalet olan Virginia’da seçmenler, eski bir Demokrat ve bağımsız Joe Manchin’in koltuğunu oyladı. Eyaletin Cumhuriyetçi valisi Jim Justice, koltuğu Cumhuriyetçilerin lehine kazandı. Ohio Senatörü Demokrat Sherrod Brown da koltuğunu, Kolombiya’dan beş yaşında ABD’ye gelen ve daha önce galericilikle uğraşan Cumhuriyetçi Bernie Moreno’ya kaptırdı. Montana’da ise, Cumhuriyetçi Tim Sheehy, görevdeki Demokrat Senatör Jon Tester’ı yendi. Demokratların meclisi değiştirmek için sadece birkaç sandalyeye ihtiyaç duyduğu Temsilciler Meclisi’ni kimin kazanacağı henüz belirsizliğini koruyor. Cumhuriyetçiler 2022’de Temsilciler Meclisi’nin kontrolünü ele geçirmişti. Demokratlar Temsilciler Meclisi’ni kazanabilirse, kontrolün bölündüğü ya da hükümetin bölündüğü mevcut Kongre’ye benzer bir durum ortaya çıkacak. ABD siyasetinde alışılmadık bir durum olmasa da bu durum milletvekillerinin yasalar üzerinde daha sık uzlaşmaları gerekebileceği anlamına geliyor. 4. Trump’ın zaferi Avrupa’nın savunmasında yankılanabilir Analistler seçim öncesinde Euronews’e Trump’ın “Önce Amerika” söyleminin savunma, güvenlik ve Avrupa ülkeleriyle ticareti etkileyebileceğini söyledi. Trump şubat ayındaki bir mitingde Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyelerinin savunma harcamalarını artırmaması halinde onları korumayacağını söyledi: “Faturalarınızı ödemek zorundasınız.” Trump’ın seçimi kazanması üzerine NATO Genel Sekreteri Mark Rutte yorum yapmakta gecikmedi ve eski başkanı kutladığını belirtti. “Onun liderliği ittifakımızın güçlü kalmasında yine kilit rol oynayacaktır. NATO aracılığıyla güç yoluyla barışı ilerletmek için onunla yeniden çalışmayı dört gözle bekliyorum,” dedi. Bir başka endişe konusu da…

Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : ALMANYA EKONOMİSİ SIKINTIDA

Üretim sektöründeki sıkıntılar ve özellikle Çin kaynaklı küresel rekabet, yapısal sorunların nedeni olarak gösteriliyor. Almanya’da ekonomik sıkıntılar sürüyor ve ülke 2024 yılının kalan aylarında resesyon tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Ekonomi Bakanı Robert Habeck çarşamba günü, ekonominin bu yıl yüzde 0,2 oranında küçülmesinin beklendiğini açıkladı. Bu oran daha önceki yüzde 0,3’lük büyüme tahminlerinden düşük olmakla beraber üst üste ikinci kez küçülme yaşanacağına işaret ediyor. Bu kasvetli görünüm, Almanya’yı 2023’teki yüzde 0,3’lük düşüşün devamı olarak 2024’te daralması öngörülen tek G7 ekonomisi haline getiriyor. Gerilemede ülkenin üretim sektöründe karşılaşılan zorluklar ve başta Çin olmak üzere küresel rekabetin olumsuz etkileri de dahil uzun süredir devam eden yapısal zorluklara pay biçiliyor. 2025’te toparlanma umudu Yakın vadedeki kasvetli görünüme rağmen, Alman hükümeti ekonominin 2025 yılında büyüyeceğini ve gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) daha önceki yüzde 1’lik büyüme öngörüsüne kıyasla, biraz artışla yüzde 1,1 oranında gerçekleşeceğini düşünüyor. 2026 yılına gelindiğinde ise, özel tüketimdeki artış ve enflasyondaki istikrar sayesinde büyüme oranı yüzde 1,6’ya ulaşabilir. Ancak bu tahminler yapısal reformların başarılı bir şekilde uygulanmasına ve küresel ekonomik koşulların istikrara kavuşmasına bağlı. Habeck’e göre 49 tedbirden oluşan kapsamlı bir büyüme paketinin uygulanması büyük önem taşıyor. Bu tedbirler, yatırımların teşvik edilmesini, verimliliğin arttırılmasını ve uzun süredir devam eden yapısal sorunların üzerine giderek ekonomiyi canlandırmayı amaçlıyor. Habeck, bu planın başarıyla uygulanması halinde “ekonominin daha güçlü olacağını ve daha fazla insanın işine geri döneceğini” ancak bunun başarısının muhalefetin kontrolündeki Bundesrat da dahil olmak üzere parlamentonun her iki kanadının da desteğine bağlı olduğunu vurguladı. Öte yandan enflasyon oranlarında hükümet tahminleri revize edildi. Geçen yıl yüzde 5,9 olan enflasyonun 2024’te yüzde 2,2’ye düşmesi ve sonraki yıllarda daha da azalarak 2026’da yüzde 1,9’da istikrar kazanması bekleniyor. Fiyat artışları ve vergi indirimlerinin yanı sıra düşen enflasyon oranları, 2025 yılında mütevazı ekonomik büyümeyi sağlayabilecek özel tüketimi canlandırmada önemli bulunuyor. Ekonomik sıkıntılar, araştırma enstitüsü IFO’nun ülke ekonomisini “krizden çıkış yolu bulamadığı” şeklindeki çalışmalarıyla daha da görünür hale geldi. Enstitüye göre hem konjonktürel hem de yapısal faktörler Almanya’nın büyüme beklentileri üzerinde ağır bir yük oluşturuyor. IFO Müdür Yardımcısı Dr. Timo Wollmershäuser, “Diğer ülkelerde yükseliş hissedilirken, Alman ekonomisi can çekişiyor,” dedi. Bu durumu, karbon salınımının azaltılması, dijitalleşme, demografik değişimler ve enerji fiyat şoku ile Çin’in küresel ekonomideki değişen rolü gibi jeopolitik çalkantılar da dahil olmak üzere bir dizi faktöre bağlıyor. Almanya’nın sanayi altyapısı uzun bir süredir yaşanan ekonomik sıkıntılardan ötürü ciddi bir şekilde etkilendi. Bu da daralmanın geçici bir konjonktürel yavaşlamayı yansıtmaktan ziyade yapısal sorunlara dayandığını gösteriyor. Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) Eylül 2024’te 40,6’ya gerileyerek art arda 27. ayında da daralmış ve Myanmar’dan sonra küresel ölçekte en kötü ikinci değer olmuştu. Özellikle ihracat siparişlerindeki bu uzun soluklu düşüşün son yıllarda benzeri görülmedi. Hamburg Ticaret Bankası’nın baş ekonomisti Dr. Cyrus de la Rubia, “Çin şokunun” kilit bir faktör olduğunu vurgulayarak, otomotiv ve makine mühendisliği gibi sektörlerin artan rekabete uyum sağlamakta zorlandığını belirtti. Şirketlerin devredilmesi ve stratejik satışlar Bu zorlukların ortasında, Alman şirketleri fırtınayı atlatmak için giderek daha fazla yabancı yatırımcılara yöneliyor ya da satış için cazip hedefler haline geliyor. Almanya’nın ulusal demiryolu operatörü Deutsche Bahn, geçtiğimiz günlerde lojistik iştiraki Schenker’i Danimarkalı rakibi DSV’ye yaklaşık 14 milyar euro (524,9 milyar TL) karşılığında satmayı kabul etti. Bu nakit akışının, operasyonel verimsizlikler ve sık sık yaşanan gecikmelerle mücadele eden Deutsche Bahn’a büyük ölçüde finansal rahatlama…

Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : KASIM AYI YURT DIŞI ÜRETİCİ FİYAT ENDEKSİ

Enflasyonun birçok çeşidi mevcuttur ve tüm bu çeşitler TÜİK tarafından belirli dönemlerde kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Doğal olarak bizleri vatandaş olarak en çok ilgilendiren tüketici fiyat endeksi olduğundan diğer enflasyon çeşitlerine çoğunlukla ilgi göstermeyebiliriz ama hepimizin bilmesi gereken diğer endeksleri de unutmamamız gerekir. Bunlardan en önemlileri Yİ-ÜFE, TÜFE, YD-ÜFE sayılabilir. Yurt dışı üretici fiyat endeksi; belirli bir dönem içinde yurt dışına satılmak üzere üretimi yapılan ürünlerde yaşanan fiyat değişikliğidir. Yani ihracat için üretilen ürünlerde yaşanan fiyat hareketleri olarak tanımlanabilir. İhracat, bir ülkenin ekonomik anlamda büyümesi, gelişmesi için olmazsa olmaz faktörlerin başında gelir. İhracat yüksek rakamlara ulaşmış ise o ülkede üretim var demektir, işsizlik azalmakta demektir, devletin vergi gelirleri artıyor demektir, ülkeniz döviz rezervleri artıyor gibi birçok olumlu ekonomik gelişmeler oluyor demektir. Ülkemizde ihracat rakamları yüksek seviyededir ama ithalatımız maalesef ihracatın üstündedir. Bunun yegâne sebebi zorunlu olarak dışarıdan tedarik ettiğimiz akaryakıt, enerji, doğalgaz gibi temel tüketim ürünlerine yaptığımız döviz ödemeleridir. İhracatın gelişebilmesi için öncelikle üretim kaynaklarının doğru ve verimli şekilde kullanılması gerekir. Günümüzde yapılan üretimin ara mal ve hammaddesinin yaklaşık yüzde ellisi yırt dışından ithal yoluyla gelmektedir. Doğal olarak söz konusu aramalı ve hammaddeye döviz ödemek zorundayız. Kurlar yüksek olunca da ödediğimiz para da yüksek olacağından ödenen bedel üretim maliyetine yansıyacaktır ve bu da enflasyon demektir. Dolayısıyla ülke olarak ithal ikame ürünleri kendimiz üretmek zorundayız ve ayrıca katma değeri yüksek, teknolojik ürünlere önem vermek zorundayız. İhracat yapan işletmelerde döviz kurlarının yüksek olması ihracatın arttırılması yönünden olumlu sonuçlar verebilir. Örneğin günümüzde ihracat işletmelerinin dolar kurunun 40 TL olmasının istemeleri doğaldır. Çünkü ülkemizde hammadde, işçilik, ambalaj, nakliye gibi üretim araçlarının fiyatı sürekli olarak artmaktadır ve bu yüzden ihracatçılar aldıkları hammaddeye sürekli yükselen fiyatla tedarik bedeli ödemekte bu da üretim maliyetlerini yükseltmektedir. Ancak döviz kuru sabit kalınca gelirlerde olumlu bir fark oluşmamakta, bu sebeple kar oranları düşmekte hatta bazen zarar bile etmektedir. İhracatın arttırılarak ülkeye döviz girdisi sağlamak temel hedef olduğuna göre kur dengesini iyi ayarlamak zorundayız. Yoksa zarar eden veya kar elde etmeyen işletmelerin faaliyetlerini sürdürebilmesi mümkün değildir ve bu da ekonomi alanında çeşitli olumsuzluklara yol açacaktır. Sorunun çözümü ancak ve ancak enflasyonun kontrol atına alınmasıyla birlikte üretim maliyelerinin yükselmesini önlemek ve ihracatçıya özellikle ithal ikame ürün üreten işletmelere devlet desteğinin arttırılmasıyla mümkün olduğu aşikardır. Ülkelerin kalkınmasında, ekonomik güvenin sağlanmasında üretim faktörünün en verimli kullanılması tartışılmaz bir gerçektir. Ancak üretim yaparken sıradan ürünler değil, yükte hafif, pahada ağır, gelişen teknolojiye uygun ürünlere ağırlık verilmesi elzemdir. Ayrıca üretilen malın ara mal ve hammaddesinin de yerli olması önemlidir. Günümüzde ülkemizde üretimi yapılan malların aramalı ve hammaddesinin yaklaşık yüzde ellisi yurt dışından ithal yoluyla tedarik edilmektedir. Söz konusu aramalı ve hammaddelere ödenen para döviz olduğundan yüksek rakamlar ödenmekte bu da üretim maliyetini arttırdığından üretim maliyelerine doğal olarak yansımakta ve enflasyon olarak karşımıza çıkmaktadır. Yurt dışına satılmak üzere (ihracat için) üretilen ürünlerle yurt içinde üretilen ürünlerin üretim miktarları neden fark ediyor diye düşünen vatandaşlarımız olabilir. Bu farkın nedenlerini yaklaşık 45 yıl içinde bulunduğum kilit ve emniyet sistemlerinden örneklerle açıklamaya çalışayım. *Ürün ebatları: Ülkemizde kapı kilitlerinin eksen mesafesi (anahtar deliği ile kol demiri deliğinin arasındaki uzaklık) oda kilitlerinde 90 mm. Olmasına rağmen çeşitli ülkelerde değişim gösterebilir. Örneğin yakın doğu ülkelerinde bu ölçü 72 mm’dir. Bunun için pahalı bir maliyet olan kalıp bedeli ek bir maliyettir. *Ürün için kullanılan malzemenin özelliği:…

Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : AB KONSEYİ GENİŞLEME RAPORUNA GÖRE TÜRKİYE NİN DIŞ POLİTİKASI AB NİN ÖNCELİKLERİYE ÇELİŞİYOR

AB Konseyi, Rusya’ya yönelik yaptırımlarla ilgili Ortak Dış ve Güvenlik Politika (CFSP) pozisyonlarının ve kısıtlayıcı önlemlerin ‘son derece öncelikli’ olduğunu belirterek, Türkiye’nin dış politikasının ‘AB’nin öncelikleriyle çeliştiğine’ dikkat çekti. Avrupa Birliği Konseyi tarafından geçtiğimiz günlerde açıklanan genişleme sonuç bildirgesinde, Türkiye’nin katılım müzakerelerine ilişkin hala “fiilen durma noktasında” olduğu ve “hiçbir fasılın açılması ya da kapanmasının düşünülmediği” belirtildi. Yayınlanan 36 sayfalık raporda, Batı Balkanlar, Ukrayna ve Moldova’nın AB üyeliğine dair “tam ve kesin kararlığını bir kez daha teyit eder” ifadesine yer verirken, Türkiye’nin ise “aday ülke” olarak “birçok ortak çıkar alanında kilit ortak olmaya devam ettiği” belirtildi. Türkiye, özellikle Yunanistan ile ilişkilerin iyileştirilmesi ve ticaret ve ekonomi gibi ortak ilgi alanlarında AB ile üst düzey sektörel diyaloğun yeniden başlatılması konusunda birkaç iyi puan daha aldı. “2023 ortalarından bu yana daha geleneksel ve daha sıkı ekonomik politikalara yönelim” ve Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının kendi toprakları üzerinden delinmesini engellemek için alınan “somut önlemler” AB Konseyi tarafından memnuniyetle karşılandı. Ancak olumsuzluklar olumlulardan daha ağır basıyor. Türkiye’nin AB üyesi olan Güney Kıbrıs’la olan ilişkisi, Konseyin Ankara’yı Lefkoşa ile ilişkilerini normalleştirmeye ve uluslararası hukuka uygun olarak egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeye çağırdığı hassas noktalardan biri. Raporda “Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanlarında süregelen ve derin endişe yaratan durumun” da altı çizilirken, özellikle “yargı üzerindeki aşırı baskı, ifade özgürlüğüne yönelik birçok kısıtlama, medya özgürlüğü ve bilginin yayılması, demokratik yollarla seçilen belediye başkanlarının görevden alınması” gibi konuların “kaygıyla” takip edildiği vurgulandı. Türkiye’nin bloğun Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ile “çok düşük uyum oranı” olduğu yinelendi. Rusya’ya yönelik yaptırımlarla ilgili Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (CFSP) pozisyonlarının ve kısıtlayıcı önlemlerin “son derece öncelikli” olduğu belirtilerek, Türkiye’nin dış politikasının “AB’nin öncelikleriyle çeliştiğine” dikkat çekildi. AB’nin genişleme sonuç bildirgesi, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Ankara ziyaretinin hemen ardından açıklandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan von der Leyen ile yaptığı görüşmenin ardından iki taraf arasındaki ilişkilerin somut ve acil bir şekilde iyileştirilmesi çağrısında bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) arasında “her zamankinden daha güçlü ve kurumsallaşmış bir ilişkiye ihtiyaç” olduğunu vurguladı ve 2019’dan beri askıya alınan üst düzey siyasi diyaloğun yeniden başlatılması çağrısında bulundu. AB aday ülkelerinin karneleri 36 sayfalık raporda Gürcistan’a ayrılan diğer tüm paragraflar olumsuz. Konseyin ülkeyle ilgili olarak işaret ettiği tek olumlu gelişme, “orta düzeyde hazırlık ve işleyen bir piyasa ekonomisinin geliştirilmesinde sınırlı ilerleme” kaydedilen ekonomiyle ilgili. Ayrıca “sağlam mali ve parasal politikaların” uygulanmasından da övgüyle bahsediliyor. Gürcistan Başbakanı Irakli Kobakhidze’nin kasım ayı sonunda tek taraflı olarak AB üyelik müzakerelerinin 2028 yılına kadar askıya alındığını açıklamasının ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde, AB değerlerine ters düşen “yabancı ajan yasası” gibi hükümet tarafından alınan kararlara dair endişeler belirtiliyor. AB’nin “demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanlarında, ayrıca yargının işleyişi ve kurumsal bağımsızlık konularında geriye gidişten derin endişe duyduğu” vurgulanıyor. Gürcistan’ın genel olarak AB’nin dış politikasına uyum sağlayamaması ve Rusya ve Belarus’a karşı da dahil olmak üzere kısıtlayıcı tedbirler almaması da endişe duyulan konular arasında yer alıyor. Buna karşılık AB Konseyi Ukrayna konusunda çok daha iyimser. Raporda, ülkenin Rus işgaline karşı kendini savunurken geçtiğimiz yıl içinde kaydettiği “kayda değer reform ilerlemesine” dikkat çekiliyor. Hukukun üstünlüğü, yargı ve kamu yönetimi reformu, yargı yönetişim organları ve yolsuzlukla mücadele kurumlarının etkin işleyişi gibi alanlarda kaydedilen ilerlemenin altını çiziliyor. Ukrayna’nın bloğun dış politikası…

Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : ASGARİ ÜCRET YOKSULLUK SINIRI VE ALIM GÜCÜNÜN SON 5 YILLIK SEYRİ

DİSK-Ar’ın 2025 yılına yönelik hazırladığı Asgari Ücret Araştırması raporuna göre, 2024 yılında asgari ücretlinin alım gücündeki kaybı 54.712 TL olarak hesaplandı. 2019 yılında 2020 olarak belirlenen asgari ücret beş yılda yüzde 741 artarak 2024 Ocak’ta 17.002 TL’ye kadar çıktı. Ancak Euronews Türkçe’nin incelediği Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi (BİSAM) rakamlarına göre, asgari ücretteki artışa karşın yoksulluk sınırı aynı dönemde yüzde 975 yükseldi. 2019 Ocak ayında 6.745 TL olan yoksulluk sınırı Kasım 2024’te yüzde 975 artarak 72.524 TL’ye kadar çıktı. Aynı dönemde BİSAM’ın verilerine göre, dört kişilik bir ailenin gıda maliyetini temsil eden açlık sınırı da yüzde 971 artış göstererek 1.957 TL’den 20.967 TL’ye yükseldi. 2024 yılının sonlarına gelirken bir yandan yeni yılda asgari ücretin ne kadar olacağı tartışmaları devam ediyor. 2025 yılı için geçerli olacak asgari ücreti belirleme çalışmaları kapsamında Asgari Ücret Tespit Komisyonu 16 Aralık Pazartesi günü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ev sahipliğinde ikinci kez toplandı. İşçi, işveren ve hükümet temsilcilerinden oluşan komisyonda, işveren heyetini Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), işçi heyetini ise Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) temsil ediyor. Şu ana kadar müzakere masasının taraflarından asgari ücret için bir rakam telaffuz edilmezken, TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar pazartesi yapılan ikinci toplantı sonrasında, “Üçüncü görüşmenin ardından rakamın netleşeceğini düşünüyoruz,” dedi. Asgari Ücret Tespit Komisyonu üçüncü toplantısının net tarihi henüz bilinmezken görüşmenin önümüzdeki hafta gerçekleşmesi bekleniyor. 2024 Ocak ayından itibaren geçerli olan net asgari ücret 17.002 TL olarak belirlenmiş, 2024 Temmuz ayında ise yaklaşık 7 milyonu asgari ücretle çalışan olmak üzere kayıtlı 15 milyon ücretle çalışanı ilgilendiren asgari ücret, geçtiğimiz yıllarda yapılanın aksine ve beklentilere rağmen hükümetin “sıkı para politikaları” uygulamaları nedeniyle arttırılmamıştı. Türkiye’de asgari ücret komşuluğunda çalışma yüzde 48,9 DİSK-Ar’ın raporuna göre, asgari ücret civarında ücret alanlar da dahil edildiğinde (asgari ücretin altı ve yüzde 10 fazlasında yani asgari ücret komşuluğunda bulunanlar) 8,5 milyon işçi, asgari ücret civarı ve altında ücretle yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Başka bir deyişle 2023 yılı itibarıyla tüm özel sektör işçilerinin yüzde 48,9’u asgari ücret komşuluğunda ücretlerle çalışıyor. Raporda, ücretle çalışanların 7,5 milyonunun (yüzde 43,6) asgari ücret ve altında ücretle çalıştığı belirtiliyor. Asgari ücretin yüzde 5 fazlası ve altında çalışan tüm özel sektör emekçilerinin yüzde 47,8’ini (8,3 milyon) oluşturduğu ifade ediliyor. Türkiye’de 11,5 milyon işçinin (yüzde 66,1) asgari ücretin yüzde 20 fazlası ve altında ücret ile çalıştığının belirtildiği raporda, 14,5 milyon işçinin (yüzde 80,1) ise en fazla asgari ücretin yüzde 50 fazlası ücrete çalıştığı kaydediliyor. Avrupa İstatistik Ofisi’ne (Eurostat) göre Türkiye, Avrupa ülkeleri içinde en düşük asgari ücrete sahip beşinci ülke konumunda bulunuyor. Verilerini brüt asgari ücretler üzerinden hesaplayan Eurostat’a göre, Türkiye’den daha düşük asgari ücrete sahip ülkeler arasında dört ülke bulunuyor; Sırbistan (544 euro), Karadağ (532 euro), Bulgaristan (477 euro) ve Arnavutluk (398 euro). Türkiye’nin brüt asgari ücreti Eurostat’ın temmuz ayı raporunda 568 euro olarak belirtiliyor. Ancak aralık ayındaki 36 TL civarında olan euro kuruna göre, 20.002 TL brüt asgari ücret 544 euro, 17.002 TL net asgari ücret ise yaklaşık 462 euro. Asgari ücrette GSYH’nin baz alınması Kocaeli Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Profesörü ve DİSK-AR araştırmacısı Prof. Dr. Aziz Çelik Euronews Türkçe ’ye verdiği demeçte, “Ülkenin büyümesindeki paydan asgari ücrete bir şey eklenmiyor. Sadece enflasyonu baz alarak asgari ücretin artırılması doğru değil” ifadelerini kullandı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK-AR) 2025 yılına…

Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : 2023 SOSYAL KORUMA İSTATİSTİKLERİ

Yoksulluk, beslenme, giyinme, barınma, sağlık gibi temel ihtiyaçların karşılanması için yeterli gelire sahip olamama durumudur. Ülkemizde yoksulluk sayısı birkaç yıldan bu yana maalesef artış göstermektedir. Yoksulluğun önlenebilmesi; millî gelirin eşit şekilde dağılımı, maaş ve ücretlerin enflasyonun üzerinde seyretmesine bağlıdır. Bir ülkede gelir adaletsizliği olduğu müddetçe yoksul sayısının azalması mümkün değildir. Ülkemizde yoksul sayısı her geçen yıl artış göstermektedir. Zaten yapılan sosyal yardım sayısı bu tezi ispatlamaktadır. Yaklaşık dört milyon aile devlet desteği ile yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Dört milyon aile ise 16 milyon kişi demektir ve önemli bir rakamdır. Açlık ve yoksulluk sınırı hesaplamaları her ay çeşitli kurumlar tarafından yapılarak kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Fakat bu hesaplamaların neden yapıldığı nerede kullanıldığı belli değildir. Çünkü ülkemizde asgari ücret bile genellikle açlık sınırının altında kalıyor. Emekliler ise her dönem olduğu gibi yabana atılıyor. En düşük emekli maaşım alanlar veya daha düşük maaş alanlar yukarıdaki tabloya göre açlıkla mücadele ederek yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Asgari ücret, adı üstünde verilmesi gereken en düşük ücret demek olduğuna göre memurlara, asgari ücretlilere yüksek oranda zam verilerek emeklilere sadece çok az bir zam ile yetinmek hatta bazılarına hiç zam vermemek nasıl açıklanabilir. Hangi hesaba hangi mantığa uygundur bilen varsa açıklasın. Milli gelirden en az pay alan kesim en düşük gelire sahip %20 lik kesimdir ve bu oran sürekli benzerlik göstermektedir. İşte bu gelir adaletsizliği düzelmedikçe yoksul sayısı da artmaya devam edecektir. Emeklilik, bedeli peşin ödenmiş bir haktır ve hiçbir zaman açlığa terk edilecek bir kesim olmamalıdır. Yıllarca gece gündüz çalışarak devlete prim ödedikten sonra düştükleri durum hiçbir şekilde kabul edilemez. Verilen emekli ve asgari ücret zamları, birkaç yıldan bu yana yaşadığımız yüksek enflasyon döneminde maalesef daha ilk maaşlar alınmadan enflasyona yenik düşmekte, alım gücü her geçen gün azalmakta, hayat pahalılığı her geçen gün artmaktadır. Durum böyle olunca ülkemizdeki yoksul sayısı da giderek artmaktadır. Aşağıda TÜİK tarafından yayınlanan 2023 yılı sosyal koruma istatistiklerini okuyabilirsiniz. Sosyal korumaya 2 trilyon 693 milyar 497 milyon TL harcandı Sosyal koruma harcaması 2023 yılında bir önceki yıla göre %108,6 artış göstererek 2 trilyon 693 milyar 497 milyon TL oldu. Bu harcamanın %98,2’sini 2 trilyon 645 milyar 267 milyon TL ile sosyal koruma yardımları oluşturdu. Sosyal koruma yardımlarında ise en büyük harcama 1 trilyon 175 milyar 190 milyon TL ile emekli/yaşlılara yapılan harcamalar oldu. Bunu 809 milyar 343 milyon TL ile hastalık/sağlık bakımı harcamaları takip etti. GSYH’nin %10,1’ini sosyal koruma harcamaları oluşturdu Sosyal koruma harcamalarının gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki payı 2023 yılında %10,1 oldu. Sosyal koruma yardımlarının GSYH içindeki payı ise %10,0 olarak gerçekleşti. Risk/ihtiyaç grupları bazında bakıldığında, emekli/yaşlılara yapılan harcamaların %4,4 ile en büyük paya sahip olduğu görüldü. Bunu, %3,0 ile hastalık/sağlık bakımı harcamaları ve %1,0 ile dul/yetim harcamaları takip etti. Sosyal koruma yardımlarının %13,3’ü şartlı olarak verildi Şartlı yardımlar içinde en büyük payı %51,2 ile aile/çocuk yardımları oluşturdu. Bunu %17,7 ile engelli/malul yardımları ve %13,4 ile hastalık/sağlık bakımı yardımları takip etti. Sosyal koruma yardımlarının %63,0’ı nakdi olarak verildi Nakdi yardımlarda en büyük payı %70,1 ile emekli/yaşlılara yapılan yardımlar oluşturdu. Bunu %15,4 ile dul/yetim yardımları ve %5,4 ile aile/çocuk yardımları takip etti. Sosyal koruma gelirlerinin %39,6’sını devlet katkıları oluşturdu Sosyal koruma gelirlerinin %39,6’sını devlet katkıları, %29,7’sini işveren sosyal katkıları ve %23,9’unu koruma kapsamındaki bireyler tarafından yapılan sosyal katkılar oluşturdu. Sosyal koruma kapsamında maaş alan kişi…

AVRUPA BİRLİĞİ VE BEYİN GÖÇÜ İLE MÜCADELE

Euronews, Portekiz’e giderek buradaki beyin göçünün nedenlerini, sonuçlarını ve olası çözüm yollarını araştırdı. Beyin göçü, kalifiye işçilerin daha iyi ücretler ya da daha iyi yaşam ve çalışma koşulları arayışıyla ülkeyi terk etmesi olarak biliniyor. Böylesine yüksek eğitimli bir iş gücüne kucak açan yerler ise “beyin göçü” ile gelişim gösteriyor. Peki ya geride kalan bölgeler? Bu bölgeler “yetenek geliştirme tuzakları” olarak görülüyor. Buralarda nitelikli iş gücü küçülebiliyor ve üretkenlik azalabiliyor. Yüksek öğrenim oranları düşerken, bir yandan demografik değişiklikler de yaşanıyor. Bu durum yeni nesil gençleri göç etmeyi düşünmeye zorlayan bir kısır döngüye dönüşmesine neden oluyor. Avrupa Komisyonu’na göre bu durum AB nüfusunun neredeyse yüzde 30’unu oluşturan 82 bölgeyi etkiliyor. Portekiz, mevcut zorlukların ve araştırılan olası çözümlerin açık bir örneği olarak görülüyor. Portekizli gençlerin yüzde 30’unun yurt dışında yaşadığı belirtiliyor. Portekizli göçmenlerin yüzde 70’i ise 40 yaşın altında bulunuyor. Portekiz hükümeti vasıflı gençleri elinde tutmak için 18-35 yaş arası işçilerin vergilerini düşürmek üzere bir plan başlattı. Bu proje ile 400.000 kadar gence yardımcı olabileceği düşünülüyor. Ancak bu girişim Constança ve Joao isimli iki genci beyin göçü fikrinden caydırmış gözükmüyor. Hukuk mezunu olan bu iki genç, 14.000 kilometre uzaklıktaki Güneydoğu Asya’daki Doğu Timor’a taşınmak üzereler. 25 yaşında bir avukat olan Constança, orada bir hukuk firmasında Portekiz’dekinden çok daha iyi koşullara sahip yeni bir iş bulduğunu belirtiyor. Constança, “Konut ödeneğinden arabaya kadar daha fazla avantaj ve buraya kıyasla çok daha yüksek bir maaş var. Bu da orada, örneğin tek odalı bir dairede yaşamak isteseydik burada sahip olacağımdan daha fazla satın alma gücüne sahip olacağım anlamına geliyor,” diye açıklıyor. Pek çok genç Portekizli gibi Constança ve João da Portekiz’i bitmek bilmeyen bir işsizlik, düşük ücretler, yüksek vergiler, karşılanamaz konut fiyatları ve kötü çalışma koşulları ülkesi olarak görüyor. Ülkesini ne kadar sevdiğinden bahseden Joao ise, ‘Hayal kırıklığına uğramış hissetmenin ötesinde, bence bizim neslimiz sinirli hissediyor. Üzülüyorum, çünkü ülkemi gerçekten seviyorum. Ve benim için, bu koşullar olmasaydı, burada doğru koşulları bulabilseydim, (Portekiz’i) terk etmezdim,’ diyor. Bu durumu ele almak amacıyla Avrupa Birliği bölgeleri, üye devletler ve Avrupa Komisyonu’nun kendisi de “Yetenek Teşvik Mekanizması” adını verdikleri bir süreçte yer alıyor. Mekanizmanın etkileri, Alentejo bölgesindeki Évora’da inşa edilmekte olan hastane gibi şantiyelerde şimdiden görülebiliyor. Yaklaşık yarım milyon kişiye daha iyi sağlık hizmetleri sunmak için 200 milyon euro değerinde bir başlangıç yatırımı yapıldı. Aynı zamanda özellikle beyin göçünden etkilenen bir bölgede kalifiye sağlık çalışanlarını eğitmek ve elde tutmak için bu yatırım gerçekleştirildi. Bölgenin 2080 yılına kadar nüfusunun yüzde 30’unu kaybetmesi bekleniyor. Yetenek Arttırma Mekanizması bölge koordinatörü Tiago Pereira, “Önümüzdeki yılın sonunda (hastane) bittiğinde, umduğumuz gibi, burada sağlık profesyonellerimiz olacak ve insanlar bu bölgeye gelecek. Uzman teknisyenlerimiz ve eğitimimiz olacak. Bu mikro sektörde insanlar önümüzdeki iki ila üç yıl içinde etkili değişiklikler yapabilecekler,” diye belirtiyor. Bölgesel, ulusal ve Avrupalı yetkililer hastane ve eğitim merkezinin 2000’e kadar vasıflı istihdam oluşturacağını tahmin ediyor. Gazeteci adı • Julian GOMEZ (Yukarıdaki yazı Euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com

2023 KOBİLERİN GİRİŞİM İSTATİSTİKLERİ

Toplum içinde insanlar refah düzeyini arttırmak, ailelerine en çok gelir sağlamak için birtakım işlerle uğraşırlar. Önemli olan yapılacak olan işin en fazla gelir getireninin yanında en fazla haz vereni, en farklı olanı seçmektir. Ancak bu seçimi yaparken ailemizi ihmal etmemeli onlara da gereken zamanı ayırmamız gerekir. Yani iş ile aş paralel yürümelidir. İşte saydığımız amaçlara ulaşmak için karar vererek bir konuya odaklanılması ve odaklanılan bu konu ile ilgili olarak faaliyetlere başlanmasına GİRİŞİMCİLİK denir. Girişimcilik, gelişen teknoloji, insanların ihtiyaçlarının değişim göstermesi, kazanç şekli ve miktarına bağlı olarak değişim gösterir. Girişimlerin hepsi başarılı olacak diye bir kural yoktur ama bireyler veya gruplar, başarısız olmak için atılım yapmazlar. Yani her girişim kâr amaçlıdır. Ancak başarısızlıkla sonuçlanan girişimler de yok değildir. Başarılı bir girişim için yapılacak işin fizibilitesinin çok dikkatli, kantitatif olarak yapılması gerekir. Toplumda bazı girişimciler rakiplere göre karar vermektedir ve bu şekilde yapılan girişimler maalesef başarısızlıkla sonuçlanmaktadır. Örneğin A firması ürettiği 10 çeşit ürünü belirli fiyatlarla ve kendi belirlediği satış koşullarıyla satmakta ve sektörde çizgi ötesine geçmiş, marka olmuş bir yapıdadır. Ayrıca ürün kalitesi de oldukça yüksek seviyededir ve firma uzun yıllardan bu yana sektörün içindedir. Yeni kurulan ve girişim yapma hazırlığında olan B firması ise, A firmasının ürettiği ürünleri üreterek sektörde lider konumundaki A firmasının ürettiği ürünleri üreterek pazarda söz sahibi olmayı, rakip fiyatlarıyla ürünlerini satmayı, birebir aynı ürünleri üretmeyi esas almaktadır. Bu amaçla aynı ürün ve aynı pazarda faaliyet göstermeyi planlamaktadır. İşte rakiplere göre girişim yukarıdaki örnekte anlatmaya çalıştığım gibidir. Hâlbuki A firması sektöre yıllarını vermiş, Pazar elde etmek için çeşitli problemleri çözmüş, ürün kalitesini çok zor elde etmiş, ithal ürünlerle rekabet etmiş ve son tüketici tarafından da talep görmektedir. Firma bu duruma gelene kadar yıllarını vermiş, çeşitli uğraşılardan geçmiştir. B firmasının aynı başarıyı göstermesi kısa vadede olanaksızdır. En başta hatasız üretim olmayacağına göre, ürün kalitesini yakalaması çok zordur. İkinci olarak Türkiye’de tüketici alışkanlıkları kolay kolay değiştirilemez. Örnek olarak tras bıçağı ilk defa 1970 li yıllarda Jilet marka olarak çıkmıştı ve bugün hala son tüketici marketten isterken Jilet olarak istemektedir. İkinci bir örnek kâğıt mendil olarak verilebilir. Kâğıt mendil de ilk çıktığında sel pak olarak çıkmıştı. Markete gittiğinizde birçok marka kâğıt mendil görebilirsiniz ama bunların adı tüketici dilinde selpak tır. Örneklerde görüldüğü gibi tüketiciyi ikna etmek, son tüketiciden talep yaratmak çok zor ve aşamalı işlemlerdir. Bunun için çeşitli şekillerde tüketiciye ulaşacak şekilde, gerekirse bölgelere göre reklam ve tanıtımlar yapmanız, yazılı ve görsel reklamlar yapmanız da yetmeyebilir. Bir de bayinizin ve son tüketicinin rakipten çok fayda sağlayacağı koşullar uygulamalısınız. Rakiple aynı fiyatla ürün satmayı düşünmek ise sadece hayalden başka bir şey değildir. Yukarıda açıklamaya çalıştığım örnekler maalesef yaşadığım tecrübelerden alınmıştır ve ülkemizde bu tür örnekler çoğunluktadır. Günümüzde girişimcilik kavramına gelince; Özellikle Z kuşağı veya şimdiki gençlerin internet kullanarak kazanç elde etme peşinde oldukları bir gerçektir. Çünkü bugünkü gençler teknolojik değişimlere kolayca ayak uydurabiliyor ve teknolojiyi de çok iyi kullanabiliyorlar.1980 li yılların ikinci yarısında başlayan ve kullanımı çok hızlı şekilde yayılan ve sürekli teknolojik yeniliklere haiz olan internet kullanımı, artık kadın erkek, genç yaşlı, çocuk öğrenci toplumun tüm kesimlerde kullanılmıştır ve internet kullanımı günlük hayatımızın bir parçası haline gelmiştir. Bu süreç sonunda günümüzde e ticaret kavramı oldukça büyümüş, sadece ülkemiz içinde değil uluslararası düzeyde iş hacmi yaratmıştır. Öyle ki büro kirası, depo kirası,…

ÜLKEMİZDE VE OECD ÜLKELERİNDE DOKTOR SAYISI

Türkiye’den yurtdışına giden doktor sayısı artmaya devam ediyor. Türkiye hem OECD üyeleri arasında hem de Avrupa’da kişi başına doktor sayısının en düşük olduğu ülke konumunda. “Göğsümde bir kitle fark ettim. Bugün muayene oldum ve haliyle ultrason istendi. Taksim İlk Yardım’a yönlendirdiler. Verdikleri en erken tarih tam 2 ay sonrası. Meme kanserinde erken teşhis deyip verebilecek en uzak tarihe randevu verdiler! Kötü bir şeyse ve ilerlerse bunun hesabını kim verecek?” diyerek sosyal medyada isyanını dile getirdi Rabia Çetin. Çetin, diğer bazı hastanelerde ise bu randevunun bir yıl sonrasına verildiğini belirtiyor. Bu paylaşıma yanıt verenler sağlık hizmetlerinde randevu sorunun ne kadar yaygın olduğunu ortaya koyuyor. Ekonomik İş birliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) verilerine göre bu durum sürpriz değil. OECD’nin 38 üyesi ile Avrupa ülkeleri arasında kişi başına doktor sayısının en düşük olduğu ülke Türkiye. Türkiye’de kişi başına kaç doktor düşüyor? Türkiye’de bin kişiye 2,2 doktor düşerken OECD ortalaması 3,7. Kişi başına düşen hemşire sayısında da Türkiye sondan ikinci durumda. OECD’nin 2021 verilerine göre Türkiye’de bin kişiye 2,2 doktor düşüyor. OECD ortalaması ise 3,7 doktor. Kişi başına düşen doktor sayısında Türkiye OECD üyeleri arasında son sırada bulunuyor. Yunanistan bin kişiye düşen 6,3 doktor ile OECD üyeleri arasında en iyi durumda. Ardından Portekiz (5,6), Avusturya (5,4) ve Norveç (5,2) geliyor. Türkiye bu değer ile Avrupa’da kişi başına doktor sayısında en kötü ülke. Türkiye’den sonra en düşük oran 3 doktor ile Lüksemburg’da. Almanya’da kişi başına düşen doktor sayısı Almanya ve İspanya’da bin kişiye 4,5 doktor düşüyor. Buna göre Almanya’da kişi başına düşen doktor Türkiye’nin iki katından fazla oluyor. Birleşik Krallık ve Fransa’da ise bin kişiye 3,2 doktor düşüyor. Kişi başına düşen hemşire sayısı Kişi başına düşen hemşire sayısında da Türkiye oldukça gerilerde. 38 üye içinde Türkiye Kolombiya’nın ardından sondan ikinci sırada. Türkiye bin kişiye 2,8 hemşire düşerken OECD ortalaması 9,2. OECD ortalaması Türkiye’nin üç katından bile fazla. Kişi başına hemşire sayısında en iyi durumda olan ülke Finlandiya (18,9), İsviçre (18,4) ve Norveç (18,3). Almanya’da bin kişi başına 12 hemşire düşerken bu oran Fransa’da 9,7; Birleşik Krallık ’ta ise 8,7. Hemşire sayısının doktor sayısına oranı da sağlık hizmetlerinde kullanılan göstergelerden birisi. Türkiye’de hemşirelerin doktorlara oranı 1,3. OECD ortalaması ise 2,5. Kaynak: OECD (Yukarıdaki yazı euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com