Şenpiliç, İTÜ’de Dijital Dönüşüm Yolculuğunu Gençlerle Paylaştı

Türkiye’nin lider entegre piliç eti üreticisi Şenpiliç, İstanbul Teknik Üniversitesi Bilgisayar ve Bilişim Fakültesi tarafından düzenlenen IV. Sektör–Öğrenci Buluşması etkinliğinde yer aldı. Akademi ve özel sektörün bir araya geldiği organizasyonda Şenpiliç, öğrencilerle bir araya gelerek şirketin dijital dönüşüm süreci, bilgi sistemleri altyapısı ve kariyer olanakları hakkında bilgi verdi. Etkinlik kapsamında Şenpiliç’i temsilen Bilgi Sistemleri Direktörü Özgür Tunç konuşmacı olarak yer aldı. Tunç, oturumda Şenpiliç’in yenilikçi teknolojilerle desteklenen üretim yapısını ve dijitalleşme vizyonunu anlattı. ‘Teknolojiyle büyüyen bir üretim anlayışı’ Bilgi Sistemleri Direktörü Özgür Tunç konuşmasında, bilgi sistemleri altyapısından siber güvenlik uygulamalarına, veri analitiğinden üretim yönetimi yazılımlarına kadar geniş bir yelpazede yürütülen çalışmalara değinen Tunç, dijitalleşmenin Şenpiliç için yalnızca bir araç değil, aynı zamanda sürdürülebilir büyümenin temel unsuru olduğunu vurguladı. Etkinlikte ayrıca, şirketi anlatan kısa bir tanıtım videosu izletilerek, bilişim sistemlerinin entegre üretimdeki rolü hakkında örnekler paylaşıldı. Genç yeteneklerle buluşma noktası Etkinlik kapsamında kurulan Şenpiliç standında, öğrencilerle birebir iletişim kurularak iş ve staj fırsatları hakkında bilgi paylaşıldı. Şirket temsilcileri, katılımcılara Şenpiliç’in çalışma kültürü ve kariyer olanakları hakkında bilgi verirken, etkinlik sektördeki profesyonellerle genç yetenekler arasında bir köprü oluşturdu. Organizasyon, geleceğin profesyonellerine ilham vermek ve öğrencilerin sektöre dair farkındalığını artırmak açısından önemli bir platform sundu. Dijitalleşme, sürdürülebilir büyümenin anahtarı Şenpiliç, bilgi teknolojileri ve dijital dönüşüm alanındaki yatırımlarıyla sektöründe fark yaratmaya devam ediyor. Şirket, teknolojiyi üretimin her aşamasına entegre ederek gıda güvenliği, izlenebilirlik ve verimlilik standartlarını sürekli geliştiriyor. İTÜ’de gerçekleştirilen bu buluşma, Şenpiliç’in teknoloji odaklı vizyonunu genç kuşaklarla paylaşması açısından önemli bir platform oluşturdu.

UTİKAD’dan 200 Milyar Dolar Sektör Büyüklüğü Hedefiyle İki Stratejik Adım

Türkiye lojistik sektörü için 200 milyar dolar pazar büyüklüğü ve dünyada ilk 10 ülke arasında yer alma hedefini kamuoyuyla paylaşan UTİKAD, bu yolda inovasyon, teknoloji ve kapsayıcı sürdürülebilirlik odaklı iki stratejik adımı, düzenlendiği basın toplantısında duyurdu. Türkiye’yi lojistikte bir merkez haline getirecek dönüşümün öncülüğünü üstlenen UTİKAD’ın iki stratejik adımdan biri olan ve Turkish Cargo ana sponsorluğunda 7 Kasım’da gerçekleştirilecek Türkiye Logistics Summit 2025’te günümüzde hızla değişen küresel lojistik dinamikleri ve sektörün geleceğine öncülük edecek konular, en güncel verilerle ve uzman görüşleriyle ele alınacak. UTİKAD’ın ikinci stratejik adımı ise, küresel lojistik sektöründe büyük önem taşıyan kadın varlığı ve temsiliyeti konusunda hazırlanan “Lojistik Sektöründe Kadın Etki Raporu” oldu. “Lojistik Sektöründe Kadın Etki Raporu” verileri basın toplantısında ilk kez kamuoyu ile paylaşıldı ve sektörde büyümenin ancak fırsat eşitliğiyle mümkün olacağının altı çizildi. Türk taşımacılık ve lojistik sektörünün en geniş kapsamlı sivil toplum kuruluşu olan UTİKAD (Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği), düzenlediği basın toplantısıyla sektörel büyüklük hedeflerini ve bu hedeflere yönelik iki stratejik adımı duyurdu. Türkiye lojistik ve taşımacılık sektörü, 2024 itibarıyla 100 milyar dolarlık pazar büyüklüğüne ulaşmış ve Türkiye’nin 115,2 milyar dolarlık hizmet ihracatının yüzde 40’ını tek başına gerçekleştirmiştir. T.C. Ticaret Bakanlığı’nın 2028 yılı için belirlemiş olduğu, lojistik ve taşımacılık sektöründe 78 milyar dolar hizmet ihracatı hedefini projeksiyon olarak alan UTİKAD, sektör için 200 milyar dolarlık pazar büyüklüğü hedefiyle hareket ediyor. Basın toplantısında, küresel jeopolitik dengelerde ve lojistik dinamiklerdeki değişimler doğrultusunda, sektörün 200 milyar dolar hedefine ulaşması için gerekli dönüşümün altı çizildi. Bu dönüşümde öncülük üstlenen UTİKAD, küresel lojistiğin en önemli buluşmalarından biri haline gelen Türkiye Logistics Summit 2025 ile ülkemizin stratejik konumunu en iyi şekilde vurgularken, bir yandan da “Lojistik Sektöründe Kadın Etki Raporu” yayımlayarak, fırsat eşitliği ve kapsayıcılık alanında önemli bir adım attı. 200 Milyar Dolarlık Sektör ve Türkiye’yi Küresel Lojistikte Başat Bir Merkez Haline Getirme Hedefi UTİKAD Yönetim Kurulu Başkanı Bilgehan Engin, basın toplantısında “Türkiye’mizin lojistikte 200 milyar dolar düzeyinde pazar büyüklüğüyle bu alanda dünyanın 10 ülkesi arasında yer alan başat bir merkez haline gelmesini hedefliyoruz. Sektörümüz bu hedefi gerçekleştirebilecek ve hatta aşabilecek bilgi, deneyim, yetkinlik kalitesine ve yönetim vizyonuna sahiptir. Bununla birlikte günümüzde hem jeopolitik dengeler hem küresel lojistik dinamikleri hem de uluslararası ticaret ağlarında iş yapış şekillerinin hızlı değişimine, inovasyon, teknoloji ve kapsayıcı sürdürülebilirlik odaklı dönüşümle ayak uydurmak büyük önem taşıyor” Türk taşımacılık ve lojistik sektörünün en geniş kapsamlı sivil toplum kuruluşu olan UTİKAD’ın, Türkiye’de lojistik kültürünün yerleşmesine ve sektörün uluslararası standartlarda sürdürülebilir gelişimine her zaman somut adımlarla öncülük etmeye odaklandığını belirten Bilgehan Engin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugün de iki önemli adımın bilgisini paylaşıyoruz. Bunlardan biri, 7 Kasım 2025 tarihinde Turkish Cargo ana sponsorluğunda ikincisini düzenleyeceğimiz, Türkiye Logistics Summit etkinliğimiz, diğeri de küresel lojistik sektöründe sadece bir çeşitlilik ve kapsayıcılık konusu olarak değil, verimlilik, sürdürülebilirlik ve yenilikçilik açısından da büyük önem taşıyan kadın varlığı ve temsiliyeti konusunda hazırlamış olduğumuz Lojistik Sektöründe Kadın Etki Raporudur.” İnovasyonun Öncüleri Türkiye Logistics Summit 2025’te Sahneye Çıkıyor UTİKAD Başkanı Bilgehan Engin, Turkish Cargo ana sponsorluğunda düzenlenecek Türkiye Logistics Summit 2025’in, henüz ikinci yılında sektörün en önemli uluslararası buluşmalarından biri haline geldiğini belirtti. Engin, “Küresel lojistik dünyasının liderlerini, uzmanlarını ve karar vericilerini bir araya getiren zirvemiz, stratejik iş birlikleri için önemli bir platform olarak küresel ajandada yerini aldı. Zirve, aynı zamanda teknoloji geliştiriciler…

TÜKİD, yurt dışı kaynaklı sahte ve güvensiz ürünlerle mücadeleye etkin destek veriyor

Ticaret Bakanlığı, yurt dışı kaynaklı sahte ve güvensiz ürünlerin Türkiye’ye girişini önlemek amacıyla e-ticarette yeni bir denetim dönemi başlattı. Ayakkabı, oyuncak ve saraciye gibi yüksek riskli ürünlerin basitleştirilmiş gümrük beyannamesiyle ülkeye getirilmesi kısıtlandı. TÜKİD bu adımı tüketici sağlığını koruma, yerli üretimi destekleme ve güvenli ticaret kültürünü yaygınlaştırma yönünde kritik bir gelişme olarak değerlendirirken; eğitim ve farkındalık çalışmalarıyla sürece tam destek veriyor. Ticaret Bakanlığı, son dönemde artan yurt dışı kaynaklı güvensiz ürünlerin ülkeye girişini önlemek amacıyla, posta ve hızlı kargo taşımacılığıyla yapılan e-ticaret satışlarına yönelik yeni bir denetim dönemini başlattı. Bu kapsamda, yüksek risk taşıdığı belirlenen ayakkabı, oyuncak ve saraciye ürünlerinin “basitleştirilmiş gümrük beyannamesi” kapsamında ülkeye getirilmesi kısıtlandı. Gerçekleştirilen denetimler ve laboratuvar analizleri neticesinde, incelenen 182 adet üründen 148’inin ürün güvenliği kriterlerini karşılamadığı ve mevzuata aykırı olduğu tespit edildi. Bu ürün gruplarında uygunsuz ürün oranı yüzde 81 olarak belirlendi. Özellikle oyuncak, kırtasiye ve saraciye ürünlerinde tespit edilen bazı sahte ürünlerde ağır metal ve toksik madde oranlarının yasal sınırların çok üzerinde olduğu tespit edildi. Bu ürünler hem çocuk sağlığı hem de güvenli ticaret yapısının korunması açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor. Yeni düzenleme, bu kapsamda çocuk sağlığını tehdit eden, alerjen veya kanserojen madde içeren oyuncak ve tekstil ürünlerinin piyasaya girmesini önlemeyi amaçlıyor. Ayrıca yeni düzenlemenin yurt dışı menşeli, standart dışı ve kayıt dışı ürünlerin yerli üretici üzerindeki haksız rekabet baskısını azaltması bekleniyor. Eğitim ve farkındalık çalışmalarıyla süreci destekleyeceğiz Tüm Kırtasiyeciler Derneği (TÜKİD) Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci, dernek olarak yıllardır “güvenli ürün, bilinçli tüketim, sürdürülebilir ticaret” ilkeleriyle hareket ettiklerini belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Ticaret Bakanlığı’mızın özellikle e-ticaret alanında başlattığı bu sıkı denetim sürecini son derece değerli buluyoruz. Yurt dışı kaynaklı sahte ve güvensiz ürünler hem tüketici sağlığı hem de yerli üreticinin rekabet gücü açısından ciddi riskler taşıyor. Bu yeni önlemler, güvenli ticaret kültürünün gelişmesine önemli katkı sağlayacaktır. TÜKİD olarak elimizden gelen her desteği vermeye hazırız.” Keresteci, yeni denetim sürecinin bilinçlendirme yönüyle desteklenmesi gerektiğini vurgulayarak, “Yurt dışı e-ticaret siteleri üzerinden gelen sahte ürünler yalnızca kayıt dışılığı artırmıyor, aynı zamanda yerli üretici ve perakendecilerin satış kanallarını olumsuz etkiliyor. Bu anlamda e-ticaret çağında denetimler kadar eğitimler de önem taşıyor. TÜKİD olarak biz de üretici, ithalatçı ve perakendecilere yönelik bilgilendirme ve farkındalık çalışmalarımızı artıracağız. Tüketicilerimizin güvenli alışveriş konusunda bilinçlenmesi için kamu kurumlarımızla birlikte hareket etmeye devam edeceğiz” dedi. Yerli üretim, sürdürülebilir büyümenin temelidir Yerli üretimin güvenli ürün ve kırtasiye sektöründe sürdürülebilir büyümenin temeli olduğuna işaret eden Keresteci, “Eylül 2025 tarihli İstanbul Sanayi Odası Türkiye Sektörel PMI raporuna göre; anket kapsamındaki 10 sektörden yalnızca ikisi üretim hacmini artırabildi: Gıda ürünleri ile ağaç ve kâğıt ürünleri. Bu tablo, kırtasiye ve kâğıt ürünleri sektörünün üretim gücünü koruduğunu ve yerli üretimin dış etkenlere rağmen dirençli olduğunu gösteriyor” dedi. Keresteci sözlerini şöyle tamamladı: “Sektörümüz üretimde dirençli, ihracatta ise potansiyeli yüksek bir konumda. TÜKİD olarak kırtasiye ve kâğıt ürünleri sektörünün rekabet gücünü artırmak, üretimde sürdürülebilirliği desteklemek ve ihracatta yeni fırsatlar yaratmak için çalışmalarımıza kararlılıkla devam ediyoruz.” TÜKİD Hakkında Tüm Kırtasiyeciler Derneği (TÜKİD), 1985 yılında sektörün öncü ve deneyimli isimlerinin girişimleriyle kurulmuştur. Türkiye genelinde kırtasiye sektörünü temsil eden ilk ve tek sivil toplum kuruluşu olan TÜKİD, kurulduğu günden bu yana sektörün gelişimine liderlik etmektedir. TÜKİD’in mesleki standartları dört temel değer üzerine inşa edilmiştir: Ticaret Ahlakı, Tüketici Güvenliği, Açık Fikirlilik ve Sektörün ve Perakendenin Geleceğini Planlama.…

AVRUPA-AKDENİZ ORTAKLIĞI.

Avrupa-Akdeniz Ortaklığı, son otuz yılda Avrupa Birliği’nin dış politika vizyonunda önemli bir yer edinmiş, bölgesel barış, istikrar ve refah hedeflerini birleştiren çok katmanlı bir iş birliği çerçevesi olarak dikkat çekmiştir. Bu ortaklık, yalnızca ekonomik bütünleşmeye değil; siyasal diyalog, kültürel etkileşim, göç yönetimi ve çevresel sürdürülebilirlik gibi alanlara da kapsamlı bir yön vermeyi amaçlamaktadır. Kökleri 1995 yılında imzalanan Barselona Bildirgesi’ne dayanan bu girişim, Akdeniz havzasını “ortak bir refah ve güvenlik alanına dönüştürmeyi hedefleyen tarihi bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Barselona Süreci: Ortaklık Fikrinin DoğuşuAvrupa-Akdeniz Ortaklığı’nın temelleri, 27-28 Kasım 1995 tarihlerinde Barselona’da düzenlenen konferansta atılmıştır. Avrupa Birliği üyesi 15 ülke ile 12 Akdeniz ülkesi arasında imzalanan Barselona Bildirgesi, “Avrupa-Akdeniz Ortaklığı” adını taşıyan yeni bir iş birliği sürecini başlatmıştır. Bu bildirge, üç temel sütun üzerine inşa edilmiştir: siyasi ve güvenlik diyaloğu, ekonomik ve mali ortaklık, sosyal, kültürel ve insani iş birliği.Bu yapının temel amacı, Avrupa ile Akdeniz’in güney ve doğu kıyılarındaki ülkeler arasında dengeli bir gelişim modeli oluşturmaktır. Sadece serbest ticaret değil, aynı zamanda demokratik yönetişimin teşvik edilmesi, insan haklarının güçlendirilmesi ve kültürel karşılıklı anlayışın geliştirilmesi gibi hedefler, sürecin uzun vadeli başarısı açısından kritik görülmüştür. Barselona Süreci, bu anlamda sadece bir ekonomik ortaklık değil, aynı zamanda siyasi bir yakınlaşma ve bölgesel istikrar projesi olarak değerlendirilmiştir.Ekonomik Entegrasyon ve Ticaretin GelişimiAvrupa-Akdeniz Ortaklığı’nın en dikkat çekici unsurlarından biri, ekonomik ve ticari entegrasyon hedefidir. Bu kapsamda, 2010 yılına kadar Avrupa-Akdeniz Serbest Ticaret Alanı (Euro-Med Free Trade Area) kurulması hedeflenmişti. Bu vizyon, bölge ülkeleri arasında ticaretin serbestleştirilmesi, gümrük engellerinin azaltılması ve yatırım ortamının iyileştirilmesi yoluyla ekonomik refahın artırılmasını öngörüyordu.Bugün gelinen noktada, Avrupa Birliği birçok Akdeniz ülkesiyle ikili “Ortaklık Anlaşmaları” imzalamış, bu anlaşmalar aracılığıyla mal ve hizmet ticaretinin önündeki engellerin önemli ölçüde kaldırılmasını sağlamıştır. Türkiye, Fas, Tunus, Mısır, İsrail ve Ürdün gibi ülkelerle imzalanan bu anlaşmalar, Akdeniz ekonomilerini AB iç pazarına daha fazla entegre etmiştir. Bununla birlikte, bazı ülkelerde ekonomik reformların yavaş ilerlemesi, bölgesel siyasi istikrarsızlık ve yatırım güvensizliği, hedeflenen bütünleşmenin tam olarak gerçekleşmesini zorlaştırmıştır.Siyasal Diyalog ve Demokrasi BoyutuAvrupa-Akdeniz Ortaklığı’nın ikinci temel ayağı olan siyasal ve güvenlik diyaloğu, bölgesel barış ve istikrarın güçlendirilmesine yöneliktir. Ortaklık ülkeleri, demokrasiye geçiş süreçlerinde karşılaştıkları zorluklarla başa çıkarken, Avrupa Birliği’nin teknik ve diplomatik desteğinden yararlanmaktadır. İnsan hakları, hukuk devleti ilkeleri, basın özgürlüğü ve yönetişim kalitesi gibi alanlarda yapılan iş birliği, bölgesel reform hareketlerini destekleyen önemli bir araç haline gelmiştir.Ancak, Arap Baharı sonrasında yaşanan siyasi kırılmalar, Akdeniz havzasında güvenlik dengelerini yeniden şekillendirmiştir. Ortaklık süreci, bu dönemde demokratikleşme beklentilerini yönetmekte zorluk yaşamış; bazı ülkelerde otoriterleşme eğilimlerinin yeniden güçlenmesi, iş birliğinin demokratik yönünü zayıflatmıştır. Buna rağmen, Avrupa-Akdeniz Ortaklığı hâlâ bölgesel diyalogun en geniş çerçeveli platformu olma özelliğini korumaktadır.Kültürel ve Sosyal Boyut: Ortak Kimlik ArayışıAvrupa-Akdeniz Ortaklığı’nın üçüncü boyutu, toplumlar arası etkileşimi ve kültürel diyaloğu teşvik etmeyi hedefler. Bu çerçevede, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, medya temsilcileri ve gençlik örgütleri arasında çok sayıda program hayata geçirilmiştir. Amaç, karşılıklı önyargıları azaltmak, kültürlerarası anlayışı güçlendirmek ve Akdeniz kimliği etrafında yeni bir dayanışma kültürü oluşturmaktır.Özellikle eğitim ve kültür alanındaki “Anna Lindh Vakfı” gibi inisiyatifler, Avrupa-Akdeniz diyaloğuna canlılık katmış; Akdeniz gençliği arasında barış, demokrasi ve çevre bilincinin gelişmesine katkı sağlamıştır. Bunun yanı sıra, göç, çevre kirliliği ve iklim değişikliği gibi ortak sorunlar, kültürel boyutu daha da işlevsel kılmıştır. Akdeniz havzası, bu anlamda, sadece bir coğrafi alan değil, ortak sorunlara karşı kolektif çözüm üretme potansiyeli…

BÜYÜK SIFIRLAMA GİRİŞİMİ

BÜYÜK SIFIRLAMA GİRİŞİMİSon yıllarda küresel gündemi meşgul eden kavramlardan biri “Büyük Sıfırlama” (The Great Reset) oldu. İlk olarak 2020 yılında Dünya Ekonomik Forumu (WEF) çerçevesinde gündeme gelen bu girişim, pandemiyle birlikte dünya ekonomisinin ve sosyal yapısının yeniden dizayn edilmesi ihtiyacını vurguluyor. Ancak “sıfırlama” ifadesi, basit bir reformdan çok daha radikal bir dönüşümü çağrıştırıyor ve bu nedenle hem ekonomik hem de siyasal açıdan tartışmalara yol açıyor. Büyük Sıfırlamanın temel iddiası, mevcut küresel sistemin sürdürülebilir olmadığıdır. Dünya nüfusu hızla artarken, iklim krizi derinleşiyor, gelir eşitsizlikleri giderek büyüyor ve teknolojik dönüşümler ekonomiyi kökten değiştiriyor. WEF’in kurucusu Klaus Schwab, bu girişimi “daha adil, kapsayıcı ve yeşil bir dünya” yaratma amacıyla açıklıyor. Temel sloganlardan biri “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” cümlesi. Bu, pandeminin yarattığı ekonomik ve sosyal boşlukları bir fırsata çevirmeyi hedefleyen bir çağrı olarak da okunabilir. Ekonomik Boyut: Kapitalizmin Yeniden Şekillendirilmesi Büyük Sıfırlamanın ekonomik boyutu, mevcut kapitalist sistemin bazı unsurlarını radikal biçimde değiştirmeyi içeriyor. Teknoloji ve dijitalleşme odaklı bir ekonomik model öngörülüyor. Yapay zekâ, veri ekonomisi, dijital para birimleri ve sürdürülebilir enerji kaynakları, yeni dünyanın yapı taşları olarak sunuluyor. Bu çerçevede, şirketlerin ve devletlerin sürdürülebilirliği ölçme biçimleri yeniden tasarlanıyor; ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) kriterleri yatırım kararlarının merkezi haline geliyor. Ancak bu dönüşüm, mevcut gelir ve servet dağılımını da kökten etkileme potansiyeli taşıyor. Büyük şirketler, özellikle teknoloji devleri, bu yeni düzenin en kazançlı aktörleri olabilirken, küçük ve orta ölçekli işletmelerin uyum sağlamakta zorlanması bekleniyor. Ayrıca, dijital ekonomiye hızlı geçiş, iş gücü piyasasında ciddi değişimlere yol açabilir. Otomasyon ve yapay zekâ, bazı meslekleri tamamen ortadan kaldırırken, yeni yetkinlikleri olan işgücüne olan talebi artıracak. Bu durum, eğitim ve beceri geliştirme politikalarının yeniden ele alınmasını kaçınılmaz kılıyor. Sosyopolitik Boyut: Toplumsal Yapının Dönüşümü Büyük Sıfırlama yalnızca ekonomik bir yeniden yapılanma değil, aynı zamanda sosyopolitik bir dönüşüm vizyonunu da içeriyor. Pandemi süreci, devletlerin vatandaş hayatına müdahale biçimlerini gözler önüne serdi ve bu müdahaleler bazı ülkelerde kalıcı normlara dönüştü. Dijital kimlikler, merkezi veri yönetimi ve sosyal kredi sistemleri gibi uygulamalar, bireylerin davranışlarını izleme ve yönlendirme potansiyeline sahip. Bu durum, bireysel özgürlükler ile toplumsal güvenlik arasında tartışmaları yoğunlaştırıyor. Büyük Sıfırlamanın çevre ve iklim odağı da toplumsal yapıyı yeniden şekillendiriyor. Fosil yakıtlardan uzaklaşma, yeşil enerji yatırımları ve karbon nötr ekonomiler, işgücü ve yaşam tarzı üzerinde ciddi etkiler yaratacak. Bu dönüşüm, düşük gelirli ülkelerde ve kırılgan ekonomilerde uyum sağlama güçlüğü nedeniyle küresel eşitsizlikleri artırabilir. Öte yandan, bu dönüşüm fırsatlarını erken benimseyen toplumlar, ekonomik ve teknolojik üstünlük kazanabilir. Tartışmalar ve Eleştiriler Büyük Sıfırlama, tartışmaları da beraberinde getiriyor. Bazı çevreler, bu girişimi küresel elitlerin dünya ekonomisi ve siyaset üzerindeki kontrolünü artırma çabası olarak yorumluyor. “Sıfırlama” ifadesi, sistemin tümden değişeceği algısı yaratıyor ve bu da spekülasyonlara yol açıyor. Eleştirmenler, sürdürülebilirlik ve sosyal adalet söylemlerinin arkasında, dijital gözetim ve merkezi kontrol gibi risklerin yattığını iddia ediyor. Öte yandan destekleyenler, mevcut sistemin işleyişinin sürdürülemez olduğunu ve radikal değişimin kaçınılmaz olduğunu savunuyor. Onlara göre, Büyük Sıfırlama, sadece ekonomik büyüme değil, aynı zamanda insan ve çevre odaklı bir kalkınmayı hedefliyor. Pandemi, iklim krizi ve teknolojik devrimler, tüm dünyada sistemlerin kırılganlığını ortaya koymuş durumda; bu nedenle daha kapsayıcı ve dirençli bir düzen ihtiyacı giderek belirginleşiyor. Sonuç: Küresel Bir Kavşakta İnsanlık Büyük Sıfırlama, sadece ekonomi veya politika değil, kültür ve değerler üzerine de etkisi olacak bir dönüşüm vizyonu sunuyor. Dünya, tarihsel olarak krizlerden…

ABD-Afrika ticaret anlaşması bitiyor: Türkiye için yeni fırsat

Uzmanlar, ABD’nin Afrika ülkelerine gümrüksüz ihracat imkanı tanıyan AGOA anlaşmasının 2025’te sona ermesinin, Washington’un kıtadaki ekonomik etkisini zayıflatacağını ve bu boşluğu Türkiye, Çin ve Hindistan gibi rakiplerin doldurabileceğini belirtiyor. AA Giriş: 21.10.2025 – 14:57 Güncelleme: 21.10.2025 – 14:57Takip EtGoogle NewsPaylaş Uzmanlar, Afrika Büyüme ve Fırsat Yasası’nın (AGOA) sona ermesinin, Washington’un kıtadaki ekonomik etkisini Çin, Türkiye ve Hindistan gibi rakiplerine kaptırabileceğini ifade ediyor. Uzmanlar, Afrika Büyüme ve Fırsat Yasası’nın (AGOA) sona ermesinin, Afrika’da milyonlarca kişinin işini kaybetmesine ve binlerce iş kolunun kapanmasına yol açabileceğini belirterek Washington’un kıtadaki ekonomik etkisini Çin, Türkiye ve Hindistan gibi rakiplerine kaptırabileceğini ifade ediyor. AGOA, ABD Kongresi tarafından 2000 yılında, dönemin Başkanı Bill Clinton döneminde yürürlüğe girdi. Eski ABD Başkanları George W. Bush ve Barack Obama yönetimleri tarafından da desteklenen yasa, 2015’te 10 yıl süreyle uzatılmıştı. Yasa, mevcut haliyle 30 Eylül 2025’te süresini doldurdu. Ancak Washington yönetimi, Sahra Altı Afrika ülkelerinin ABD pazarına gümrüksüz erişim olanağı tanıyan AGOA programını uzatma teklifine ilişkin görüşmelerini hala sürdürüyor. Programın geleceğine dair tartışmalar, Afrika ülkelerinde endişeyle takip edilirken uzmanlar, anlaşmanın sona ermesinin özellikle tekstil, giyim ve otomotiv sektörlerinde ciddi istihdam kayıplarına neden olabileceğini vurguluyor. AA muhabiri, ABD-Afrika ticaret programının sona ermesinin ekonomik ve diplomatik etkilerini derledi. 6 BİNDEN FAZLA ÜRÜNDE GÜMRÜKSÜZ İHRACAT TEHLİKEDE AGOA, uygun görülen ülkelere 6 binden fazla ürün kaleminde gümrüksüz ihracat imkânı tanıyor. ABD Ticaret Temsilciliği verilerine göre, program sayesinde Sahra Altı Afrika’nın ABD’ye ihracatı 2022’de 20 milyar doları aştı. Bu ihracatın büyük bölümünü tekstil, giyim, otomotiv ve imalat ürünleri oluşturdu. Programın sona ermesi halinde, özellikle Lesotho, Esvatini ve Kenya gibi ülkelerde binlerce tekstil işçisinin işini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabileceği belirtiliyor. Lesotho’da tekstil ürünlerinin yaklaşık yüzde 90’ının ABD’ye ihraç edilmesi, olası kayıpların büyüklüğünü gösteriyor. Program kapsamında doğrudan veya dolaylı olarak 1,3 milyon kişinin istihdam edildiği tahmin ediliyor. ÇİN, KITADAKİ ETKİSİNİ ARTTIRABİLİR ABD Kongresinde, bazı Demokrat ve Cumhuriyetçi üyeler AGOA’nın uzun vadeli uzatılmasını savunurken diğerleri programın bazı Afrika ülkeleriyle ABD çıkarları arasında uyumsuzluk yaratabileceği gerekçesiyle temkinli yaklaşıyor. Washington yönetimi, geçmişte insan hakları ihlalleri nedeniyle Uganda ve Nijer gibi ülkeleri programdan çıkarmıştı. Afrika liderleri, AGOA’nın uzatılmasını talep ederek programın sona ermesinin yalnızca Afrika’ya değil, ABD ekonomisine de zarar verebileceğini vurguluyor. Uzmanlara göre programın bitmesi, Afrika ülkelerini alternatif ticaret ortaklarına yöneltebilir ve Çin’in bölgedeki etkisini artırabilir. Çin, son yıllarda altyapı yatırımları, kredi paketleri ve koşulsuz ticaret anlaşmalarıyla Afrika’nın en büyük ticaret ortaklarından biri haline geldi. Sivil toplum kuruluşlarına göre, AGOA’nın sona ermesi ABD’nin Afrika’daki ekonomik nüfuzunu Çin’e kaptırması anlamına geliyor. Programın sona ermesinin kısa vadede istihdam kayıpları yaratmakla kalmayacağı, Afrika’nın küresel tedarik zincirindeki konumunu zayıflatabileceği belirtiliyor. Özellikle kobalt, lityum ve platin gibi kritik madenlerde Afrika’nın stratejik önemi nedeniyle ABD’nin ticari bağlarını sürdürmesinin önem taşıdığı ifade ediliyor. “TÜRKİYE, AFRİKA İÇİN GÜÇLÜ BİR ALTERNATİF PARTNER HALİNE GELİYOR”   Anlaşma ilişkin değerlendirmelerde bulunan Türk Afrika İş Adamları Derneği (TABA) Sahra Altı Afrika Diplomatik İlişkiler Direktörü Olivia Rabearisoa, AGOA’nın sona ermesinin Afrika genelinde milyonlarca kişinin işini kaybetmesine yol açabileceğini söyledi. Rabearisoa, programın Afrika’da yerel üretimi teşvik ettiğini ve binlerce kişiye istihdam sağladığını belirterek “Anlaşmanın sona ermesi durumunda en çok tekstil ve tarım sektörleri etkilenecek. Benim ülkem Madagaskar gibi giyim ve tarım ürünlerinde uzmanlaşmış ülkelerde gümrük vergilerinin yüzde 20’nin üzerine çıkması, küçük ihracatçılar için büyük bir yük oluşturacaktır.” dedi. Bu süreçte kadınların ve gençlerin en fazla etkilenecek gruplar arasında aldığını ifade…

Bakan Şimşek rakamlarla açıkladı: İhracatçılara 53 milyar dolarlık finansman desteği!

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak amacıyla atılan destek adımlarını duyurdu. Şimşek, bu yıl Eximbank’ın ihracatçılara nakdi ve gayrinakdi toplam 53 milyar dolar destek sağlamasının beklendiğini açıkladı. Giriş: 25.10.2025 – 12:23 Güncelleme: 25.10.2025 – 12:23Takip EtGoogle NewsPaylaş Bakan Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “İhracatçılarımızın finansmana erişimini kolaylaştıracak adımları atmaya devam ediyoruz.” ifadesini kullandı. Reeskont kredi limitlerinin önemli ölçüde artırıldığını belirten Şimşek, bu sayede ihracatçılara düşük maliyetli finansman imkânı sunulduğunu vurguladı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek şu ifadeleri kullandı:  İhracatçılarımızın finansmana erişimini kolaylaştıracak adımları atmaya devam ediyoruz.  Piyasa faizinin yaklaşık yarısı maliyetle kullandırdığımız reeskont kredi limitlerini artırıyoruz.  Reeskont kredileri günlük limitini program döneminde 300 milyon TL’den 4,5 milyar TL’ye 15 kat yükselttik.  Yabancı para reeskont toplam limiti 1 milyar dolara çıkarıldı.  Eximbank’ın sermayesi 5 kattan fazla artışla 88,4 milyar TL’ye ulaştı. Bu sene Eximbank’ın ihracatçılarımıza nakdi ve gayrinakdi toplam 53 milyar dolar destek sağlamasını bekliyoruz.  Küresel değer zincirlerinde daha üst sıralara çıkmak için ihracatı ve katma değerli üretimi desteklemeyi kararlılıkla sürdüreceğiz.

TOKİ SON DAKİKA: 81 ile sosyal konut! İşte İstanbul dahil il il rakamlar

Son dakika haberi: Cumhuriyet tarihinin en büyük sosyal konut hamlesi olan “Yüzyılın Konut Projesi” kapsamında, Türkiye’nin 81 ilinde dar gelirli vatandaşlara uygun koşullarda ev sahibi olmalarını sağlayacak, 500 bin sosyal konut inşa edilecek. Giriş: 24.10.2025 – 21:08 Güncelleme: 24.10.2025 – 21:08Takip EtGoogle NewsPaylaş Son dakika haberleri: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün, İstanbul’un Başakşehir ilçesi Kayabaşı Mahallesi’nde düzenlenen “Yüzyılın Konut Projesi Programı”nda yeni projeye ilişkin ayrıntıları paylaştı. Projeyle Türkiye’nin 81 ilinde toplam 500 bin sosyal konut hayata geçirilecek. Bu kapsamda ilk etapta inşa edilecek konutların illere göre dağılımı şöyle: “İstanbul 100 bin, Ankara 30 bin 780, İzmir 21 bin 520, Gaziantep 13 bin 940, Konya 13 bin 670, Şanlıurfa 13 bin 190, Diyarbakır 12 bin 170, Bursa 13 bin 730, Antalya 13 bin 160, Hatay 12 bin 640 ve Ardahan 540.” Konutlar 2+1 ve 1+1 şeklinde, yatay mimari ve geleneksel dokuya uygun tasarlanacak. Projede şehit yakınları, gaziler, engelliler, emekliler, gençler ile 3 ve daha fazla çocuğu bulunan ailelere özel kontenjanlar oluşturuldu. Buna göre şehit aileleri, terör, harp ve vazife malulleri ve gaziler ile engellilere yüzde 5, 3 ve daha fazla çocuklu ailelere yüzde 10, emekliler ve 18-30 yaş aralığındaki gençlere de yüzde 20 kontenjan imkanı sağlanacak. Projeye, 18 yaşını dolduran, en az 10 yıldır Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ve tapuda kendisi, eşi ve çocuklarının üzerine kayıtlı evi olmayan herkes başvurabilecek. Başvuru için hane halkı aylık net gelirinin, İstanbul için en fazla 145 bin lira, diğer iller için de 127 bin lira olması gerekecek. Deprem bölgesinde yaşayan ve projeye başvuru yapmak isteyenler için nüfus kayıt örneği veya 1 yıl ikamet şartı yeterli olacak. UYGUN ÖDEME PLANLARI  Konutların satış bedeli 1 milyon 800 bin liradan başlayacak. Bu konutlar devlet güvencesiyle yüzde 10 peşinat ve 240 ay vadeyle satışa sunulacak. Taksitler, İstanbul’da 7 bin 313 liradan, diğer illerde 6 bin 750 liradan başlayacak. Projeye başvurular, 10 Kasım-19 Aralık tarihlerinde alınacak. İnşa ve ihale süreci kasımda başlayacak projede ilk kuralar aralıkta çekilecek. Konutların teslimatlarının ise Mart 2027 itibarıyla başlaması planlanıyor. İSTANBUL’DA 15 BİN KİRALIK KONUT  Öte yandan İstanbul’daki yüksek kira artışlarını dengelemek amacıyla TOKİ eliyle ilk kez “kiralık sosyal konut” uygulaması da başlatılacak. Sadece İstanbul’da hayata geçirilecek kiralık konut uygulaması kapsamında 15 bin kiralık sosyal konut inşa edilecek. Bu evler kura ile belirlenecek hak sahiplerine 3 yıllığına kiralanacak. Evlerin bakım ve denetimi devletin kontrolünde olacak. 3 yılın ardından evler yeni hak sahiplerine kiralanacak. Kiralar, piyasa rayicinin yarısına denk gelecek. “Yüzyılın Konut Projesi”yle bir yandan afet riskine karşı güvenli ve modern konutlar inşa edilirken, diğer yandan vatandaşların 81 ilde uygun koşullarla ev sahibi olması hedefleniyor. Kaynak : İstanbul Ticaret Gazetesi

Yapay Zekâ Enerjiye Akıl Katıyor!

Veriye dayalı akıllı sistemler sayesinde enerji tüketimi anlık olarak izleniyor, geçmiş verilerden öğrenilerek kayıplar yüzde 30’a kadar azaltılabiliyor. EYOPAN(Elektrik-Yazılım-Otomasyon-Pano) kurucu ortakları Elektrik-Elektronik Mühendisi Uğur Doğan ve Mekatronik Mühendisi Barış Demir, yapay zekânın enerji, yazılım ve otomasyonu bütünleştirerek sanayi tesislerinde sürdürülebilir verimlilik sağladığını vurguluyor. Bu teknolojiler, hem üretim maliyetlerini düşürüyor hem de karbon salımını ciddi oranda azaltarak çevresel sürdürülebilirliği güçlendiriyor. EYOPAN mühendislerine göre artık enerji yalnızca ölçülmüyor; öğreniliyor, öngörülüyor ve geleceğe yön veriyor. Enerji, artık yalnızca üretim ve tüketim dengesiyle yönetilen bir alan değil; veriye dayalı, öngörülebilir ve akıllı sistemlerle optimize edilen bir mühendislik disiplini haline geldi. Dünyada yapay zekâ destekli enerji sistemlerinin kullanımı hızla artarken, Türkiye’de de sanayi tesisleri ve üretim merkezleri bu dönüşümün parçası oluyor. Yapay zekâ, enerji verimliliğinde hem performansı artırıyor hem de sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmayı kolaylaştırıyor. Uluslararası araştırmalara göre yapay zekâ tabanlı enerji yönetim sistemleri, enerji maliyetlerini %30’a kadar düşürürken, karbon salımını %40’a varan oranlarda azaltabiliyor. Google’ın veri merkezlerinde AI kullanımıyla enerji verimliliğinde 23 katlık bir iyileşme sağlanmış durumda. Uğur Doğan: “Enerji kayıplarını yüzde 30 azaltmak mümkün!” EYOPAN(Elektrik-Yazılım-Otomasyon-Pano) kurucu ortaklarından Elektrik-Elektronik Mühendisi Uğur Doğan “Enerji verimliliğinde artık ölçüm değil, öğrenme çağındayız. Yapay zekâ destekli sistemlerle enerji tüketimini anlık izlemekle kalmıyor, geçmiş verilerden öğrenerek gelecekteki ihtiyaçları tahmin edebiliyoruz. Bu sayede hem enerji kayıplarını hem de bakım maliyetlerini yüzde 20-30 oranında azaltmak mümkün. Özellikle sanayi tesislerinde akıllı otomasyon çözümleri üretim sürekliliğini artırıyor, karbon ayak izini ciddi ölçüde düşürüyor.” Dedi. “Mekatronik mühendisliği perspektifinden baktığımızda yapay zekâ, sistemin tüm bileşenlerini birbirine konuşturuyor” diyen EYOPAN(Elektrik-Yazılım-Otomasyon-Pano) kurucu ortakları Elektrik-Elektronik Mühendisi Uğur Doğan ve Mekatronik Mühendisi Barış Demir “Enerji, yazılım ve otomasyon artık ayrı dünyalar değil; entegre, dinamik bir yapı oluşturuyor. Dijital ikiz teknolojileriyle tesislerin sanal modellerini oluşturarak olası enerji senaryolarını test edebiliyoruz. Bu, işletmelere hem verimlilik hem de rekabet avantajı kazandırıyor.” ifadesini kullandı. Sanayide Verimliliğin Yeni Anahtarı: Yapay Zekâ EYOPAN mühendislerine göre yapay zekâ sayesinde enerji sistemleri artık “reaktif” değil, “öngörücü” çalışıyor. Makine öğrenimi algoritmaları, üretim hatlarından binalara, güneş santrallerinden panolara kadar her noktada enerji tüketimini analiz edip en verimli çözümü kendi kendine önerebiliyor. Türkiye’de enerji yoğun sektörlerde dijitalleşme oranı hızla artarken, yerli firmaların bu dönüşüme öncülük etmesi büyük önem taşıyor. Uğur Doğan ve Barış Demir, Türkiye’nin bu alanda ciddi bir potansiyele sahip olduğuna dikkat çekerek şu ifadeleri kullandılar: “Ülkemizde otomasyon altyapısı güçlü. Yapay zekâ tabanlı enerji çözümleri yerli mühendisliğin katkısıyla yaygınlaşırsa, hem üretim maliyetleri düşer hem de enerji ithalatı azalır. Akıllı enerji, sadece bir teknoloji yatırımı değil, milli ekonomi için stratejik bir hamle.” Enerjiyi Değil, Geleceği Yönetiyoruz EYOPAN, enerji verimliliği, otomasyon ve yazılım alanlarında geliştirdiği mühendislik çözümleriyle işletmelerin dijital dönüşüm süreçlerine rehberlik ediyor. Doğan ve Demir’in ortak vizyonu ise net: “Yapay zekâ enerjiyi ölçmenin ötesine taşıyor; artık enerjiyi anlamak, yorumlamak ve yönetmek mümkün. Biz EYOPAN olarak bu dönüşümün parçası değil, öncüsü olmayı hedefliyoruz.” EYOPAN Hakkında EYOPAN (Elektrik-Yazılım-Otomasyon-Pano), enerji verimliliği ve endüstriyel otomasyon çözümleri alanında faaliyet gösteren, yerli mühendislik gücüyle teknoloji geliştiren bir firmadır. Elektrik, yazılım, mekatronik ve otomasyon disiplinlerini entegre eden yapısıyla EYOPAN, sanayi tesislerinden akıllı binalara kadar geniş bir yelpazede mühendislik çözümleri sunmaktadır. Basın İletişim EYOPAN Kurumsal İletişim E-posta: info@eyopan.com.tr Web: www.eyopan.com.tr

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GIDA VE TARIM ÖRGÜTÜ(FAO)

1945 yılında, İkinci Dünya Savaşı’nın harap ettiği dünyada bir umut ışığı olarak kurulan Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), insanlığın en temel ihtiyacını merkeze alarak “açlığa son verme” hedefiyle yola çıktı. Kuruluşundan bu yana FAO, yalnızca tarımın üretim yönüne değil, aynı zamanda sosyal, ekonomik ve çevresel boyutlarına da odaklanan çok yönlü bir yapı haline geldi.Gıdanın bir güç unsuru haline geldiği 21. yüzyılda FAO, 194 üye ülke ve Avrupa Birliği’nin desteğiyle dünya nüfusunun artan gıda ihtiyacına cevap arıyor. Örgütün merkezinde yer alan temel amaç, “dünyada açlığı ortadan kaldırmak, beslenmeyi iyileştirmek ve tarımsal üretkenliği sürdürülebilir şekilde artırmak.” Ancak bu hedef, iklim değişikliği, savaşlar, ekonomik krizler ve doğal afetler gibi küresel tehditlerin arttığı bir çağda her geçen gün daha karmaşık hale geliyor.Gıda Güvencesi ve Sürdürülebilirlik Arasındaki Kırılgan Denge FAO’nun en önemli faaliyet alanlarından biri “gıda güvencesi” kavramıdır. Bu kavram, yalnızca insanların yeterli gıdaya erişimini değil, aynı zamanda o gıdanın besleyici, güvenli ve sürdürülebilir bir şekilde üretimini de kapsar. Ancak bugün dünya genelinde yaklaşık 735 milyon insanın yetersiz beslendiği tahmin ediliyor. Bu sayı, küresel üretim kapasitesinin artmasına rağmen gıdanın adil dağılmadığını gösteriyor. FAO’nun yayımladığı “Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumu” raporuna göre, açlığın en yoğun olduğu bölgeler Sahra Altı Afrika ve Güney Asya. Bu bölgelerdeki açlık yalnızca üretim eksikliğinden değil, aynı zamanda gelir dağılımındaki eşitsizlik, çatışmalar, su kaynaklarının azalması ve tarım altyapısının zayıflığından kaynaklanıyor. Bununla birlikte FAO, sürdürülebilir tarım uygulamalarını teşvik ederek bu dengesizliği gidermeye çalışıyor. Yenilenebilir enerji kullanımı, su verimliliği teknolojileri, yerel tohum çeşitlerinin korunması ve küçük çiftçilerin desteklenmesi bu çabaların merkezinde yer alıyor. “Sürdürülebilir tarım olmadan kalıcı gıda güvenliği olmaz” ilkesi, FAO’nun stratejik vizyonunun özünü oluşturuyor. İklim Krizi, Tarımsal Üretim ve FAO’nun Müdahale Stratejileri İklim değişikliği, gıda üretimi üzerinde en yıkıcı etkilere sahip faktörlerden biri haline geldi. Kuraklık, sel, sıcak hava dalgaları ve toprak bozulması birçok bölgede tarımsal üretimi doğrudan tehdit ediyor. FAO, bu noktada hem bilimsel hem de politik düzeyde önemli adımlar atıyor. Örgüt, “İklime Dayanıklı Tarım” (Climate-Smart Agriculture) yaklaşımıyla, üretim süreçlerinin iklim değişikliğine uyum sağlamasını hedefliyor. Bu kapsamda çiftçilere sürdürülebilir sulama sistemleri, verimli toprak yönetimi ve karbon ayak izini azaltan üretim teknikleri öğretiliyor. Ayrıca FAO, özellikle gelişmekte olan ülkelerde erken uyarı sistemleri ve afet sonrası tarımsal yeniden yapılanma projeleriyle gıda üretiminin devamlılığını sağlamaya çalışıyor. Türkiye de bu konuda FAO’nun bölgesel ortaklarından biri. FAO ile Tarım ve Orman Bakanlığı arasında yürütülen FAO-Türkiye Ortaklık Programı, Orta Asya’dan Kuzey Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyada iklim dostu üretim modellerinin yaygınlaştırılmasına katkı sunuyor. Kırsal Kalkınma ve Kadının Rolü Dünya nüfusunun yaklaşık üçte biri hâlâ kırsal alanlarda yaşıyor ve geçimini büyük ölçüde tarımdan sağlıyor. Ancak kırsal yoksulluk, özellikle kadınlar ve gençler açısından ciddi bir sorun olmaya devam ediyor. FAO, kırsal kalkınmayı yalnızca üretim artışıyla değil, sosyal adalet ve cinsiyet eşitliğiyle de ilişkilendiriyor. Örgüt verilerine göre, kadın çiftçiler erkeklerle eşit imkânlara sahip olsaydı, tarımsal üretim %20’ye kadar artabilirdi. Bu fark, yalnızca ekonomik bir kazanç değil; aynı zamanda toplumsal dönüşümün de anahtarı anlamına geliyor. Bu nedenle FAO, “Kadınların Tarımdaki Rolünü Güçlendirme” programlarıyla, kadınların finansal destek, eğitim ve toprak mülkiyeti gibi alanlarda güçlenmesine katkı sağlıyor. Küresel İş birliği ve Dijital Tarımın Yeni Ufukları Günümüz tarımı artık yalnızca tarlada değil, aynı zamanda dijital platformlarda da şekilleniyor. FAO, “Tarımda Dijital Dönüşüm” stratejisiyle, küçük çiftçilerin veri temelli üretim kararları almasını kolaylaştıran sistemler…

Mplus Türkiye, yapay zekâ ile müşteri deneyimi ve operasyonel verimliliğinde fark yaratıyor

Mplus Türkiye, müşteri deneyimi süreçlerinde yapay zekâdan yararlanarak daha öngörülebilir, kişiselleştirilmiş ve veri destekli bir hizmet modeli oluşturuyor. Böylece hem müşteri taleplerine daha hızlı ve tutarlı yanıt veriliyor hem de süreçlerdeki tekrar eden iş yükünün optimize edilmesi mümkün kılınıyor. Şirketin kendi Ar-Ge birimi tarafından geliştirilen Graia ve diğer yenilikçi yapay zekâ çözümleri sayesinde operasyonel verimlilik ölçülebilir şekilde artırılırken, çalışanların karar alma ve problem çözme gibi yüksek katma değerli becerilere yönelmesi teşvik ediliyor. Teknolojiyi iş süreçlerinde sürdürülebilir gelişimin bir parçası olarak gören şirket, sektördeki dönüşüm dinamiklerine aktif olarak katkı sunuyor. Müşteri deneyimi ve operasyonel verimlilikte yapay zekânın dönüştürücü gücü, iş hayatının en kritik dinamiklerinden biri haline geldi. Türkiye’nin lider bağımsız dış kaynak sağlayıcılarından biri olan Mplus Türkiye, 2020 yılından bu yana yapay zekâyı operasyonlarına entegre ederek hem verimliliği artırıyor hem de çalışanlarının yeteneklerini geliştiriyor. Şirketin Ar-Ge birimi tarafından geliştirilen ve bu dönüşümün merkezinde yer alan Graia, çok dilli çeviri kabiliyetiyle müşteri iletişimini hızlandırıyor, entegre copilot modülleriyle eğitim sürelerini yüzde 40 azaltıyor ve temsilcilerin daha stratejik görevlere odaklanmasını sağlıyor. Bu güçlü teknoloji altyapısıyla Mplus Türkiye, müşterilerine daha hızlı, esnek ve etkili çözümler sunarken hem iç operasyonlarında sürdürülebilir bir dönüşüm gerçekleştiriyor hem de rekabet avantajını güçlendiriyor. Yapay zekânın müşteri deneyimindeki performansı, araştırmalarla da destekleniyor Araştırmalar, müşteri deneyimini etkileyen unsurlar arasında yapay zekânın önemli bir paya sahip olduğunu ortaya koyuyor. Buna göre, müşteri deneyimindeki farklılıkların yaklaşık yüzde 26,4’ü yapay zekâya bağlı olarak açıklanabiliyor; bu etkinin yüzde 22,9’u ise doğrudan kişiselleştirilmiş hizmetlerden kaynaklanıyor. Yapay zekâ destekli araçlar, ortalama işlem süresini yüzde 40’a kadar azaltabilirken, ilk çağrıda çözüm oranlarını yüzde 35 oranında artırabiliyor. Ayrıca, çağrı sonrası işlem sürelerinde yüzde 50’ye varan bir azalma sağlanabiliyor. İş ve teknoloji konularına odaklanan bir Amerikan araştırma ve danışmanlık firması Gartner, 2025 yılının sonuna kadar müşteri hizmetleri kuruluşlarının yüzde 80’inin üretken yapay zekâyı uygulamalarını sistemlerine entegre etmiş olacağını öngörüyor. Küresel araştırma ve danışmanlık şirketi Forrester Research ise yapay zekâyı, insan yeteneklerini tamamlayan ve onları güçlendiren bir destek aracı olarak tanımlıyor. KPMG tarafından 2024 Müşteri yılında yapılan Deneyimi Mükemmeliyeti Araştırması, yapay zekâ kullanımına yönelik kişisel veri güvenliği (yüzde 51 Türkiye) ve yapay zekânın insan duygularını yeterince anlayamaması (yüzde 50 Türkiye) gibi önemli müşteri endişelerini ortaya koyuyor. Mplus Türkiye, bu endişelere karşı şeffaflık, güçlü veri güvenliği önlemleri ve insan-yapay zekâ iş birliği modelini benimsiyor. Bu dengeyi sağlayan temel araçlardan biri olarak öne çıkan Graia, müşteri iletişiminde hız sağlarken, çok dilli altyapısıyla global operasyonlarda erişilebilirliği artırıyor. “Müşteri deneyimini anlamak, yapay zekânın yanı sıra insan odaklı bakış açısıyla mümkün” Günümüz rekabet ortamında müşteri deneyiminin hızla değil, zekâyla da kazanıldığının altını çizen Mplus Türkiye & MENA CEO’su Cemile Banu Hızlı, müşteri beklentilerinin giderek daha karmaşık, çok boyutlu ve duygusal hale geldiğini söyledi. Hızlı, “Müşteri deneyimi artık yalnızca müşteri memnuniyetine indirgenebilecek bir konu değil. Karar alma süreçlerinde sezgi, etkileşimlerde duygu, çözüm üretiminde veri ve tüm bunların arkasında stratejik bir zekâ yer almalı. Başarılı bir müşteri deneyimi yönetimi, teknolojiyi insan anlayışıyla birleştirebilen bütünsel bir yaklaşıma ihtiyaç duyuyor. Sadece süreçlerin değil, ilişkilerin de dönüştüğü bir çağda müşteri deneyimini anlamak, yapay zekânın yanı sıra insan odaklı bakış açısıyla mümkün. Bu vizyon da Graia ile hayat buluyor. Graia, teknolojiyi insan anlayışıyla birleştirerek müşteri etkileşimlerinde hız ve empatiyi aynı platformda sunuyor” dedi. “Yenilikçi çözümlerimizle yüzde 80’e varan verimlilik artışı sağlıyoruz” Mplus Türkiye’nin, yapay…

CLOUD 34, SONBAHAR AKŞAMLARINA CANLI MÜZİKLE YENİ BİR RİTİM KATIYOR

Hilton İstanbul Bomonti Hotel & Conference Center’ın en üst katında yer alan ve nefes kesen bir İstanbul manzarasına sahip Cloud 34, enfes lezzetlerinin yanı sıra 22 Ekim’de başlayacak canlı müzik performanslarıyla sonbahar akşamlarına yepyeni bir soluk ve unutulmaz anlar katmaya hazırlanıyor. İstanbul’un en dinamik lokasyonlarından biri olan Bomonti’de konumlanan ve kusursuz hizmetiyle tüm olanakları tek çatı altında toplayan Hilton İstanbul Bomonti Hotel & Conference Center’ın 34. katında eşsiz bir İstanbul manzarası sunan Cloud 34, 22 Ekim’de başlayacak canlı müzik konseptiyle de İstanbul sosyal hayatının yeni durağı olmayı hedefliyor. Etkileyici atmosferi ve Japon mutfağından ilham alan lezzetleri ile İstanbul’un en özel mekanlarından biri olarak öne çıkan Cloud 34, canlı müzik performanslarıyla da misafirlerine unutulmaz anlar yaşatmaya hazırlanıyor. Birbirinden değerli sanatçı ve grupların sahne alacağı canlı müzik gecelerinin ilki 22 Ekim’de Türkiye’nin önemli caz vokalistlerinden Erdem Özkan Trio ile başlayacak. 29 Ekim’de caz sanatçısı Ebru Selvikavak’ın, 5 Kasım’da ise Cafe Cubano’nun sahne alacağı Cloud 34’te, müzik severlerin sonbahar akşamlarına yepyeni bir soluk gelecek. Muhteşem panoramik manzarasıyla misafirlerine benzersiz bir deneyim sunan ve Japon mutfağından ilham alan yaratıcı lezzetleri, özenle hazırlanan sushi çeşitleri ve imza kokteylleriyle damaklarda unutulmaz tatlar bırakan Cloud 34, şık ve modern tasarımıyla dikkatleri çekiyor. Rezervasyon için: 0549 790 31 94 / 0212 375 30 00 numaralı telefonları arayabilirsiniz. Hilton İstanbul Bomonti Otel ve Konferans Merkezi:                                                                                         Dünyanın lider turizm ve konaklama şirketi Hilton Worldwide bünyesinde faaliyet gösteren Hilton İstanbul Bomonti Otel ve Konferans Merkezi, 84’ü suit 829 odası ile İstanbul’un en büyük oteli konumundadır. 12.000 metrekarelik etkinlik alanına ev sahipliği yapan otel, 6350 kişilik konaklama ve konferans kapasitesi, 32 toplantı odası ve biri dokuz metrelik tavan yüksekliğiyle İstanbul’un en büyük kolonsuz salonu olmak üzere iki balo salonuyla müşterilerine hizmet vermektedir. Hilton İstanbul Bomonti, tamamı cam ile kaplı 34 kat üzerine kurulu etkileyici mimarisi, şık dekorasyonlu odaları, Türk ve dünya mutfağından seçkin lezzetleri sunan restoranları, global anlamda En İyi Lüks İş Oteli Spa’sı ve En İyi Lüks Fitness Spa kategorisinde ülke ödülü alan Türkiye’nin ilk eforea SPA’sı ve nefes kesen Boğaz ve şehir manzaralarıyla İstanbul’un yeni çekim noktaları arasındadır. Şehrin iş, tarih, alışveriş ve eğlence merkezlerine yakın mesafede bulunan otel, merkezi konumuyla hem iş seyahatleri hem de turistik amaçlı seyahatler için konuklarına eşsiz bir konaklama ve etkinlik deneyimi sunmaktadır. Açıldığı günden beri Avrupa’nın konferans oteli segmentindeki en büyük Hilton oteli olma özelliğiyle hem turizm kapasitesini yeni bir boyuta taşıyan hem de bulunduğu bölgenin çehresini değiştiren Hilton İstanbul Bomonti Hotel & Conference Center, kişiye özel hizmet kalitesini, dünyaca ünlü Hilton misafirperverliğini konuklarıyla buluşturmaya devam ediyor. Detaylı bilgi için: Melike Balıkçı – Müşteri İlişkileri Direktörü / PR House İletişim ve Danışmanlık  0536 784 61 55 melike@prhouse.com.tr Müzeyyen Öztürk – Medya İlişkileri Direktörü / PR House İletişim ve Danışmanlık 0532 588 22 72 muzeyyen@prhouse.com.tr 

Aktaşlar Lezzet Grubu, Anuga 2025’te geleneksel Türk lezzetlerini dünyaya tanıttı

Geleneksel Türk mutfağının özgün tatlarını yenilikçi üretim teknolojileriyle buluşturan Aktaşlar Lezzet Grubu, geçtiğimiz günlerde Almanya’nın Köln kentinde düzenlenen dünyanın en büyük uluslararası gıda fuarlarından Anuga 2025’te yerini aldı. Aktaşlar Lezzet Grubu, zengin ürün çeşitliliğiyle birlikte özellikle 250 gramlık yeni pide seçeneği ve ilk kez uluslararası arenada tanıtılan mini pizzalarıyla dikkat çekti. İki yılda bir gerçekleşen fuar, global gıda endüstrisinin öncü markalarını buluştururken, Aktaşlar Lezzet Grubu, dünya markası olma yolunda güçlü bir adım daha attı. Aktaşlar Lezzet Grubu, yenilikçi yaklaşımı, kaliteli ürünleri ve güçlü markalarıyla Türk gıda sektörünü dünya arenasında temsil etmeyi sürdürüyor. 50’ye yakın ülkeye yaptığı ihracatla Türkiye’nin gıda sektöründeki önemli temsilcilerinden biri olan Aktaşlar Lezzet Grubu, Anuga 2025’te uluslararası pazardaki varlığını daha da pekiştirdi. Uluslararası gıda endüstrisi için ticaret fuarında globaldeki varlığını daha da pekiştiren Aktaşlar Lezzet Grubu, yenilikçi ürünleri ve güçlü markalarıyla hem profesyonel ziyaretçilerden hem de uluslararası iş ortaklarından beğeni aldı. İnovatif ürün portföyüyle öne çıktı Almanya’nın Köln kentindeki Koelnmesse Fuar Alanı’nda düzenlenen Anuga 2025’te; kaliteli yiyecek, içecekler, soğutulmuş ve taze yiyecek, et, dondurulmuş yiyecek, süt ürünleri, ekmek ve fırın, sıcak içecekler, organik ve alternatif ürünler gibi geniş ürün segmentleri sergilenirken, Donuk pidede rakipsiz olan Aktaşlar Lezzet Grubu, geniş ürün portföyüyle öne çıkarak profesyonel ziyaretçilerin ilgisini çekti. Aktaşlar Lezzet Grubu; 40 gram, 125 gram, 150 gram ve 170 gram (tam pişmiş) pidelerinin yanı sıra 250 gram pidelerini de ilk kez yurt dışında bir fuarda beğeniye sundu. Pidelerin yanı sıra Calzone, PizzaCup, Focaccia ve lezzet ödüllü Vegan Lahmacun da fuar standında yerini aldı. Pizzalarda ise hem ince kenarlı (thin crust) hem de Napoliten çeşitlerinin yanı sıra özel ürünü PizzaRoll ve mini pizzalar PizzaPicco fuar ziyaretçileriyle buluştu. Mini pizzalarını ilk kez sergileyen şirket, Pidemiss, Pizzamiss, Nelipide, Pizzacup ve Bonapita markalarında yer alan inovatif ürünleriyle Anuga 2025’te sahne aldı. “Türk mutfağının eşsiz tatlarını ve üretim gücümüzü dünya sahnesine taşıdık” Aktaşlar Lezzet Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Aktaş, Anuga 2025’e Pidemiss, Pizzamiss, Nelipide, Pizzacup ve Bonapita markalarıyla katılarak Türk mutfağının en sevilen lezzetlerini uluslararası katılımcılarla buluşturduklarını söyledi. Özellikle farklı içerik ve gramaj seçenekleriyle hazırlanan pidelerin yanı sıra bu yıl ayrıca 250 gramlık pide ile mini pizzaların ilk kez uluslararası ziyaretçilerin beğenisine sunulduğunu ve büyük ilgi gördüğünü ifade eden Aktaş şöyle konuştu: “Anuga 2025, gıda ve içecek endüstrisinin lider üreticilerinden perakendecilere, ithalatçılardan gastronomi profesyonellerine kadar geniş bir hedef kitleyi ağırladı. Gıda ticareti, catering, otelcilik ve restoran sektörlerinden karar vericilerle buluşmamıza olanak sağlayan fuarda, mevcut iş ortaklarımızla ilişkilerimizi güçlendirirken, yeni iş birliklerinin temellerini de attık. Bu kapsamda, Anuga 2025 Türk mutfağının eşsiz tatlarını ve üretim gücümüzü dünya sahnesine taşıdığımız benzersiz bir platform oldu. 50’ye yakın ülkeye ihracat yapan bir marka olarak, global pazarda daha güçlü bir yer edinme vizyonumuz doğrultusunda bu tür uluslararası organizasyonlarda yer almaya devam edeceğiz.” AKTAŞLAR Hakkında: Türk mutfağına özgü otantik lezzetleri global gastronomi sahnesine taşımayı misyon edinen Aktaşlar Lezzet Grubu, marka yolculuğuna 1981 yılında Ordu’da 40 kişiye hizmet veren mütevazı bir restoranla başladı. İkinci neslin liderliğinde, aile işletmesi bir başarı hikayesine dönüştü ve Aktaşlar, Pidemiss, Nelipide ve Pideor gibi sevilen markaları ve franchise modelleri ile dünya çapında beğeni kazandı. Yerli ve yabancı zincir marketler dahip 30’dan fazla ülkede faaliyet gösteren, vegan Lahmacun ve margarita pide gibi inovatif ürünleriyle dondurulmuş gıda ve fast-food sektöründe güçlenen Aktaşlar, Lufthansa, Delta Airlines, Singapur ve…

ULUSLARARASI ENERJİ AJANSI

Enerji, insanlığın ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişiminin kalbinde yer alan bir kavram. Küresel ölçekte artan enerji talebi, iklim değişikliğiyle mücadele, enerji güvenliği ve yenilenebilir kaynaklara yönelim gibi başlıklar, ülkelerin gündeminde hiç olmadığı kadar öncelikli hale geldi. Bu bağlamda, 1974 yılında OECD çatısı altında kurulan Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), bugün sadece gelişmiş ekonomilerin değil, küresel enerji düzeninin tamamını ilgilendiren kritik bir kuruluş olarak öne çıkıyor.Kuruluş amacı, 1970’lerdeki petrol krizleriyle birlikte gelişmiş ülkelerin enerji arz güvenliğini sağlamak olsa da IEA günümüzde enerji dönüşümü, karbon nötr hedefleri, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik politikaları üzerine yoğunlaşmış durumda. Bu değişim hem uluslararası politikalara hem de enerji piyasalarının geleceğine yön veriyor. Tarihsel Arka Plan ve Gelişim Uluslararası Enerji Ajansı’nın ortaya çıkışı, 1973 petrol krizine dayanır. O dönemde petrol ihracatçısı ülkelerin uyguladığı ambargolar, Batı ekonomilerinde ciddi şoklar yaratmış, enerji fiyatlarının hızla artmasına yol açmıştı. Bu kriz, enerji arz güvenliğinin yalnızca ticari bir mesele değil, aynı zamanda stratejik ve jeopolitik bir konu olduğunu gösterdi. İşte bu noktada OECD üyesi ülkeler, kolektif bir mekanizma kurarak gelecekte benzer şoklara hazırlıklı olmak için IEA’yı hayata geçirdi.Ajansın ilk yıllardaki misyonu, petrol piyasasında yaşanabilecek ani kesintilere karşı üye ülkeler arasında zorunlu petrol stokları mekanizması oluşturmaktı. Bugün hâlâ üye ülkeler, acil durumlarda piyasaya sürülmek üzere 90 günlük petrol stoku bulundurmakla yükümlü. Ancak IEA, 1980’lerden itibaren görev alanını genişletmeye başladı. Doğal gaz, kömür, elektrik piyasaları ve yenilenebilir enerji kaynakları, kurumun raporlarında giderek daha fazla yer buldu.Günümüzde IEA’nın Rolü21.yüzyılda Uluslararası Enerji Ajansı, yalnızca enerji güvenliğiyle sınırlı bir kurum olmaktan çıkarak, küresel iklim gündeminin merkezine yerleşti. Ajansın her yıl yayımladığı World Energy Outlook (WEO) raporu, dünya enerji piyasalarının geleceğine ışık tutan en kapsamlı kaynaklardan biri. Bu raporlarda küresel enerji talebinin eğilimleri, yenilenebilir enerji teknolojilerinin yaygınlaşma hızı, fosil yakıtların rolü ve karbon emisyonları gibi konular ayrıntılı biçimde analiz ediliyor.Özellikle son yıllarda, IEA’nın “Net Sıfır 2050” senaryosu dikkat çekiyor. Ajansa göre, dünyanın iklim hedeflerine ulaşabilmesi için 2030 yılına kadar yenilenebilir enerji yatırımlarının üç katına çıkması, fosil yakıt yatırımlarının ise kademeli olarak azaltılması gerekiyor. Elektrikli araçlar, enerji verimliliği ve hidrojen ekonomisi, ajansın geleceğe dönük öngörülerinde kritik başlıklar arasında yer alıyor.IEA ayrıca, enerji krizleri dönemlerinde de aktif rol üstleniyor. Örneğin Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Avrupa’nın doğal gaz bağımlılığının yarattığı riskler karşısında, Ajans üye ülkelere enerji çeşitlendirmesi ve yenilenebilir kaynaklara hızla geçiş önerilerinde bulundu.Eleştiriler ve TartışmalarHer uluslararası kuruluş gibi, IEA da zaman zaman eleştirilerin hedefi olabiliyor. Özellikle çevre örgütleri, Ajans’ın uzun yıllar fosil yakıtları yeterince hızlı terk etmeye yönelik stratejiler geliştirmediğini savunuyor. 2000’li yılların başında yayımlanan raporlarında fosil yakıtların gelecekteki payını yüksek göstermesi, yenilenebilir enerji potansiyelini küçümsediği iddialarına yol açmıştı.Ancak son on yılda bu yaklaşımda bir değişim gözleniyor. Ajans artık güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir kaynakların hızla büyüyen rolünü açıkça kabul ediyor ve hükümetlere bu alanda daha fazla yatırım yapılması gerektiğini vurguluyor. Buna rağmen, bazı eleştirmenler IEA’nın enerji dönüşümünde hâlâ “temkinli” davrandığını ve fosil yakıt şirketlerinin baskısından bütünüyle bağımsız hareket edemediğini ileri sürüyor.Türkiye ve IEA İlişkisiTürkiye, 1974’ten bu yana IEA’nın aktif bir üyesi. Hem coğrafi konumu hem de enerji tüketimindeki hızlı artış nedeniyle Türkiye’nin Ajans içindeki rolü her geçen yıl daha da önem kazanıyor. Türkiye, enerji çeşitlendirmesi, yenilenebilir kaynak yatırımları ve enerji verimliliği konularında IEA’nın uzmanlık birimleriyle yakın iş birliği yürütüyor.Son yıllarda Türkiye’nin enerji stratejisi, yerli ve yenilenebilir kaynakların artırılması, doğal gaz depolama kapasitelerinin geliştirilmesi ve…

YENİLENEBİLİR ENERJİNİN YÜKSELİŞİ

Enerji Dönüşümünün KaçınılmazlığıDünya, enerji üretiminde fosil yakıtlara bağımlılığını azaltmaya çalışırken, gözler yenilenebilir enerji kaynaklarına çevrilmiş durumda. İklim değişikliği, artan enerji talebi, karbon salımının çevresel ve ekonomik maliyetleri; ülkeleri güneş, rüzgâr ve jeotermal enerjiye daha fazla yatırım yapmaya yönlendiriyor. Türkiye’nin coğrafi konumu ise bu dönüşümde önemli avantajlar sunuyor. Zira ülkemiz hem güneş ışınımı potansiyeli hem de rüzgâr yoğunluğu bakımından Avrupa’nın önde gelen ülkelerinden biri konumunda. Ayrıca yer altı kaynaklarıyla güçlü bir jeotermal enerji kapasitesine sahip.Bugün artık enerji politikaları yalnızca elektrik üretimini değil, aynı zamanda istihdamı, dış ticaret dengesini ve bölgesel kalkınmayı da doğrudan etkileyen stratejik bir alan haline geldi. Yenilenebilir enerji yatırımlarının artışı, fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmanın ötesinde, enerji arz güvenliği ve ekonomik çeşitlilik için de hayati bir öneme sahip.Güneş Enerjisi: Geleceğin IşıltısıGüneş enerjisi, temizliği, teknolojik esnekliği ve hızla düşen maliyetleriyle enerji dönüşümünün baş aktörü konumunda. Panellerin verimliliği son yıllarda ciddi şekilde artarken, kurulum maliyetleri dünya genelinde neredeyse yarı yarıya azaldı. Bu gelişme, güneş enerjisini yalnızca büyük ölçekli santrallerde değil, bireysel konutlarda ve küçük işletmelerde de cazip hale getiriyor.Türkiye, yıllık ortalama 2.700 saatten fazla güneşlenme süresiyle Avrupa’nın en avantajlı ülkelerinden biri. Güneydoğu Anadolu, Akdeniz ve İç Anadolu bölgeleri, güneş panelleri için adeta doğal bir laboratuvar niteliğinde. Ancak bu potansiyelin tam anlamıyla değerlendirilebilmesi için elektrik şebekelerinin modernleştirilmesi, depolama teknolojilerinin geliştirilmesi ve bürokratik engellerin azaltılması gerekiyor.Güneş enerjisinin yaygınlaşması yalnızca enerji üretiminde değil, tarım ve sanayide de verimlilik sağlıyor. Tarımsal sulamada güneş panelli sistemler, çiftçilerin maliyetlerini azaltırken kırsal kalkınmaya doğrudan katkı sunuyor. Fabrikalarda kurulan çatı panelleri ise işletmelerin hem enerji giderlerini düşürüyor hem de çevre dostu üretim imajı kazandırıyor.Rüzgâr Enerjisi: Doğanın GücüRüzgâr enerjisi, özellikle Ege ve Marmara bölgelerinde güçlü bir potansiyele sahip. Türkiye’nin rüzgâr haritasına bakıldığında, Çanakkale’den İzmir’e uzanan sahil şeridi adeta doğal bir enerji koridoru gibi görünüyor. Bu bölgelerde kurulan rüzgâr türbinleri hem yerel ekonomiye hem de ülkenin enerji arzına ciddi katkı sağlıyor.Rüzgâr enerjisinin en büyük avantajı, kesintisiz ve karbon salımı olmadan elektrik üretebilmesi. Teknolojik gelişmeler sayesinde türbinlerin boyutları büyüdükçe verimlilik artıyor, maliyetler düşüyor. Ayrıca Türkiye, rüzgâr enerjisi ekipmanlarının bir kısmını kendi içinde üreterek sanayisine yeni bir ivme kazandırmış durumda.Elbette rüzgâr enerjisinde de bazı tartışmalar mevcut. Türbinlerin kuş göç yollarına etkisi, yerel halkın gürültü ve görsel kirlilik şikâyetleri, planlamalarda dikkatle ele alınması gereken konular arasında. Ancak doğru çevresel değerlendirmelerle bu sorunların büyük kısmı aşılabiliyor. Nitekim Avrupa ülkelerinde rüzgâr enerjisi, uzun süredir yerel kalkınmanın önemli bir bileşeni haline gelmiş durumda. Türkiye’nin de bu deneyimlerden faydalanarak, daha katılımcı ve dengeli bir enerji politikası izlemesi mümkün.Jeotermal Enerji: Toprağın Derinliklerinden Gelen GüçTürkiye’nin yenilenebilir enerji alanındaki en büyük avantajlarından biri de jeotermal kaynakları. Özellikle Batı Anadolu kuşağı, jeotermal enerji bakımından dünyanın önde gelen bölgelerinden biri. Bugün Türkiye, kurulu güç bakımından dünyada ilk beş ülke arasında yer alıyor.Jeotermal enerji, sadece elektrik üretimiyle sınırlı değil; şehir ısıtmasında, seracılıkta, kaplıca turizminde ve endüstriyel uygulamalarda da kullanılıyor. Bu çok yönlülük, onu diğer yenilenebilir kaynaklardan farklı ve daha kapsayıcı hale getiriyor. Özellikle tarımsal üretimde seraların jeotermal ile ısıtılması, ürün çeşitliliğini artırırken maliyetleri düşürüyor. Ayrıca kış aylarında şehirlerin merkezi ısıtma sistemlerinde jeotermal kullanımının yaygınlaştırılması hem çevre dostu hem de ekonomik bir çözüm sunuyor.Ancak jeotermal yatırımlar da dikkatli planlama gerektiriyor. Kaynakların sürdürülebilir kullanımı için düzenli denetim şart. Aksi takdirde rezervuarların zamanla tükenmesi veya çevresel dengesizliklerin ortaya çıkması söz konusu olabilir. Bu nedenle jeotermal enerji yatırımlarının bilimsel…

Gayrimenkul Sektöründe Yeni Ufuklar: CCIM İstanbul’dan “Blue Friday” Etkinliği

Gayrimenkul sektörünün önde gelen profesyonellerini bir araya getiren CCIM In İstanbul, “Colorful Fridays for Real Estate” serisinin yeni durağı olan Blue Friday etkinliğini 24 Ekim 2025’te *İstanbul Kozyatağı Kültür Merkezi*’nde gerçekleştirecek. Eğitim ve deneyim paylaşımını bir arada sunan etkinlik, katılımcılara hem sektörel bilgi hem de network fırsatı sağlayacak. Gün boyu sürecek programda, alanında uzman isimler gayrimenkulün geleceğini çok yönlü biçimde ele alacak. Etkinlik, Yusuf Murat Genç’in “Gayrimenkul ve Ticaretin Yeni Gerçekleri” başlıklı oturumuyla başlayacak. Ardından Av. Cengiz Aydemir “Gayrimenkulde Türev Finansman Yöntemleri” konusunu aktaracak. Kısa bir network arası sonrasında, Sinan Şensivas “Yapay Zeka ile Ticaret Yapmak” başlıklı sunumuyla yapay zekânın ticari gayrimenkul alanındaki kullanımına ışık tutacak. Öğle arasının ardından *Ebru Zeybekoğlu* “Satış Psikolojisi” eğitimiyle katılımcılara etkili iletişim ve satış stratejileri sunacak. Günün ilerleyen saatlerinde *Yusuf Kurucu* “Hedef 2.0: Bütünsel Yaşam Vizyonu” konusuyla kişisel gelişim ve profesyonel denge arasındaki bağı ele alacak. Etkinlik, perakende sektöründen sürpriz bir konuşmacı ve *Steve Rich’in “*CCIM Global” başlıklı oturumuyla sona erecek. “Blue Friday”, sadece bilgi paylaşımının değil, aynı zamanda fikir alışverişi ve yeni iş birliklerinin doğacağı bir platform olmayı hedefliyor. Etkinlik Detayları: Tarih: 24 Ekim 2025 Yer: İstanbul Kozyatağı Kültür Merkezi İletişim: 0540 224 62 66 CCIM İstanbul hakkında: CCIM (Certified Commercial Investment Member), ticari gayrimenkul alanında dünya çapında kabul gören bir uzmanlık sertifikasyonudur. CCIM In İstanbul, sektör profesyonellerine analitik düşünme, veri temelli yatırım kararı alma ve finansal okuryazarlık becerileri kazandırmayı amaçlayan eğitimler ve etkinlikler düzenlemektedir.

EKONOMİDE ŞEFFAFLIK VE HESAP VERİLEBİLİRLİK

Ekonomi, yalnızca rakamların ve grafiklerin yönetildiği bir alan değildir; aynı zamanda toplumun güven duygusuna dayanan bir sistemdir. Bu güvenin sağlanmasında şeffaflık ve hesap verebilirlik kavramları kritik bir rol oynar. Hem kamu sektöründe hem de özel sektörde, ekonomik kararların nasıl alındığını ve kaynakların nasıl kullanıldığını şeffaf bir şekilde görmek, toplumun ekonomik süreçlere duyduğu güveni artırır. Şeffaflık, yalnızca bilgi paylaşımı değil; doğru ve zamanında bilgi sunma kültürünü ifade ederken, hesap verebilirlik bu bilgilerin sorumlulukla takip edilmesini ve yanlış uygulamaların düzeltilmesini kapsar.Şeffaflığın Ekonomideki RolüŞeffaflık, ekonomik faaliyetlerin görünürlüğünü artırır ve karar alma süreçlerinde belirsizliği azaltır. Örneğin, devlet bütçesi, vergi gelirleri, kamu harcamaları ve borçlanma konularının açık ve erişilebilir olması, vatandaşların yönetime duyduğu güveni pekiştirir. Bu sayede halk, kamu kaynaklarının nerelere harcandığını görebilir ve yönetim üzerinde doğal bir denetim mekanizması oluşur.Özel sektörde de durum benzerdir. Şirketlerin mali tablolarının şeffaf şekilde açıklanması, yatırımcı güvenini artırır ve sermaye piyasalarının etkinliğini güçlendirir. Şeffaf olmayan bir şirket, yatırımcılar açısından riskli görülür; bu da sermaye maliyetini artırır ve uzun vadede ekonomik büyümeyi olumsuz etkiler.Günümüzde küreselleşen dünya ekonomisinde, uluslararası yatırımcılar için şeffaflık bir tercih kriteri haline gelmiştir. Şeffaf ve düzenli bilgi akışı sağlayan ülkeler, yabancı sermaye çekmekte daha başarılıdır. Örneğin, Dünya Bankası ve IMF raporlarında şeffaflık endeksleri, ülkelerin yatırımcı algısını doğrudan etkileyen göstergeler arasında yer alır. Bu bağlamda, şeffaflık yalnızca etik bir sorumluluk değil, aynı zamanda ekonomik rekabet avantajıdır.Hesap Verebilirlik: Sorumluluk KültürüŞeffaflığın etkin olabilmesi için hesap verebilirlik şarttır. Hesap verebilirlik, ekonomik kararları alan kişi ve kurumların, bu kararların sonuçlarından sorumlu tutulması anlamına gelir. Kamu yönetiminde, yöneticilerin bütçe harcamaları ve yatırımlar konusunda vatandaşlara hesap verebilmesi, demokratik denetimin temelini oluşturur.Özel sektörde ise şirket yönetiminin hissedarlara ve paydaşlara karşı sorumlu olması, piyasa güvenliği açısından önemlidir. Hesap verebilirlik yalnızca hataların tespiti için değil; aynı zamanda karar alma süreçlerinin iyileştirilmesi için de kritik bir araçtır. Bağımsız denetim mekanizmaları ve yasal yaptırımlar, hesap verebilirliğin temel unsurlarını oluşturur.Örneğin, Türkiye’de son yıllarda kamu mali yönetiminde yapılan dijitalleşme adımları, şeffaflık ve hesap verebilirliği artırma yönünde önemli bir gelişmedir. E-devlet uygulamaları ve merkezi veri tabanları sayesinde vatandaşlar, devlet harcamalarını ve yatırımlarını daha kolay takip edebilmektedir. Bu sayede kamu yöneticileri üzerindeki denetim mekanizması güçlenmekte, hesap verebilirlik kültürü yaygınlaşmaktadır.Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik Arasındaki DengeEkonomik yönetimde şeffaflık ve hesap verebilirlik birbiriyle yakından ilişkilidir. Şeffaf bir sistemde, kararların arka planı, mali kaynakların kullanım şekli ve performans ölçümleri herkesin erişebileceği şekilde sunulur. Ancak bu bilgiler, hesap verebilirlik mekanizmaları olmadan anlamını yitirir; şeffaflık tek başına yeterli değildir. Bir kurum ya da yönetici, yapılan hatalardan dolayı sorumlu tutulmuyorsa, açık bilgi paylaşımı yalnızca formaliteye dönüşür ve toplumsal güveni sağlayamaz.Dijitalleşme ve bilgi teknolojilerindeki gelişmeler, şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından büyük fırsatlar sunmaktadır. E-devlet uygulamaları, veri tabanlı kamu raporlamaları, online mali denetim araçları ve şirketlerin elektronik yatırımcı bilgilendirme platformları, şeffaflık ve hesap verebilirliği destekleyen örneklerdir. Bu teknolojik altyapılar hem vatandaşın hem de yatırımcının ekonomik süreçleri takip etmesini kolaylaştırır.Toplumsal ve Ekonomik KazanımlarŞeffaflık ve hesap verebilirliğin yüksek olduğu ekonomilerde güven kültürü gelişir. Bu güven, ekonomik büyüme için önemli bir sermaye haline gelir. Yatırımcılar ve girişimciler, belirsizliğin düşük olduğu ve karar alma süreçlerinin izlenebilir olduğu ortamları tercih eder. Bu durum, ekonomik istikrarı artırırken kaynakların verimli kullanılmasını da sağlar.Aksine, şeffaflığın ve hesap verebilirliğin eksik olduğu sistemlerde yolsuzluk, yanlış yönetim ve ekonomik istikrarsızlık riski yükselir. Bu tür ortamlar, yatırımcıların uzak durmasına ve yerli girişimcilerin de kaynaklarını daha…

Gaziantep’te ‘Dijitalleşmede Yeni Fırsatlar’ Paneli: TÜYAFED ve Sektör Liderlerinden Önemli Mesajlar

Gazintep’te organize edilen Türkiye’de İş Dünyası, “Dijitalleşmede Yeni Fırsatlar” başlıklı etkinliğe Türkiye’de İş Dünyası Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Celal Toprak Moderatörlüğün’de Tüyafed Başkanı Sayın Mustafa Çalış panelist olarak “Yazılım ve Digital Dönüşüm” hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Ayrıca Hizmet İhracatcılar Birliği Başkan Vekili ve Gaib Başkanı Sayın Fikret Kileci ve Makarna Sanayicileri Derneği Başkanı Sayın Aykut Gökmen önemli açıklamalatda bulundular. Birçok konuğun yoğun katılım sağladığı güzel program için Türkiyede İş Dünyası Ailesine ve nazik davetlerinden dolayı teşekkür ederiz. TÜYAD HAKKINDA TÜYAFED, Yazılım ve Bilişim sektöründe faaliyet gösteren dernekler tarafından bir araya gelinerek kurulan bir çatı kuruluştur. Federasyon olarak üç temel amacımız bulunmaktadır; Ekonomik, Sosyolojik politikalar ve stratejiler ile yurtiçi ve yurtdışında güçlü, büyük bir yönetim kadrosu ile hedeflerini oluşturmaktadır. Yurt içi faaliyetlerimiz olarak hedeflerimiz Yazılımda sektör birliği sağlayarak odalaşmak, Dijital Dönüşümü hızlandırmak, Akademi ve Sanayi Birliği, Türkiye geneli ticaret odalarında yazılım meclislerinin kurulması ve firmalar ile entegrasyonu, Endüstri 4.0 ve 5.0 Entegrasyonu, Gelişmekte olan bölgelerin kalkınması, Eğitim çalışmaları, Ar-ge Kuluçka merkezlerini oluşturulması, Yeni buluşlar ile birlikte Melek yatırımcıları bir araya getirmek olacaktır. Bu kapsamda oluşturulan komitelerin sağlıklı çalışmaları ile birlikte ülkemizin ekonomik refaha kavuşmasında TÜYAFED gerekli katkıları sağlayacaktır. Yurtdışı hedeflerimiz olarak Asya ve Avrupa’yı birleştirecek büyük proje ile birlikte  Türkiye Cumhuriyeti, Balkan Ülkeleri, Türk Cumhuriyetleri, Kafkas ülkelerini ve Komşu ülkeleri tek bir çatı altında toplayarak yerli-yabancı yazılımları bir araya getirerek başta Avrupa olmak üzere gelişmiş ülkelere  yazılım ve donanım ihracatlarının  önünü açmak ve ülkemize döviz girdisi sağlamaktır. Teknoloji transferleri sağlayarak ve katma değerli hale gelen  ihracatların yolunu açmak ve Yurt dışına açılmak isteyen mikro, kobi veya büyük ölçekte olan bütün üreticilerimize kurmuş olduğumuz yurt dışı temsilcilikleri ile birlikte kılavuz olmak. Ülkemizde yer alan şirketlerin Global ölçekli birer şirket olması için gerekli alt yapıyı oluşturmak temel hedefimizdir. Çalıştay hedeflerimiz olarak ta bütün sektörün duayenlerini ve deneyimli firmalarını bir araya getirerek katma değerli çalışmalar ile sektörel  bazlı  çalıştaylar yaparak dış pazarlarda üyelerimize ve üyelerine  rekabet edebilir koşullar oluşturmak temel  hedefimizdir.

TÜRKİYE – KAZAKİSTAN YATIRIMCILAR BULUŞMASI İVEDİK OSB VE TEKNOPARK ANKARA’DA GERÇEKLEŞECEK

Türkiye ile Kazakistan arasındaki ekonomik, ticari ve teknolojik ilişkileri güçlendirmek amacıyla düzenlenen “Türkiye–Kazakistan Yatırımcılar Buluşması”, Kazakistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği öncülüğünde, İvedik Organize Sanayi Bölgesi (OSB) ve Teknopark Ankara ev sahipliğinde gerçekleştirilecek. Etkinliğin medya sponsoru ise Sanayi Haber Ajansı olacak. İki ülke arasındaki yatırım, ticaret, teknoloji ve sanayi iş birliği altyapısını güçlendirmek amacıyla düzenlenen toplantı, 10 Ekim 2025 Cuma günü saat 10.00–12.00 arasında Teknopark Ankara Toplantı Salonu’nda yapılacak. Etkinlik, Türkiye’nin sanayi gücü ile Kazakistan’ın yatırım potansiyelini bir araya getirerek yeni iş fırsatlarının önünü açmayı hedefliyor. Büyükelçi Sapiyev ve Kazakistan Heyeti Ankara’da İş Dünyasıyla Buluşacak Toplantıya, Kazakistan Cumhuriyeti Ankara Olağanüstü ve Tam Yetkili Büyükelçisi Yerkebulan Sapiyev başkanlık edecek. Büyükelçi Sapiyev’e; Ayan Kolbay – Kazakistan Cumhuriyeti Büyükelçiliği Müsteşarı Darkhan Beisenbay – Kazakistan Cumhuriyeti Büyükelçiliği Müsteşarı Mansiya Bytymbayeva – Kazakistan Cumhuriyeti Büyükelçiliği Başkatibi Erbol Sadyr – Abay Bölgesi Vali Yardımcısı Aybek Rakhimbekov – Abay Bölgesi Valiliği Girişimcilik ve Endüstriyel-İnovatif Kalkınma Dairesi Başkanı Aspandiyar Seisebayev – Jambıl Bölgesi Valiliği Girişimcilik ve Endüstriyel-İnovatif Kalkınma Dairesi Başkanı Alişer Sıranşı – Jambıl Bölgesi Valiliği Girişimcilik ve Endüstriyel-İnovatif Kalkınma Dairesi Baş Uzmanı Nurbol Kayranov – Zhambyl Invest Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Nurjigit Myrzahmetov – Türkistan Bölgesi Valiliği Girişimcilik ve Endüstriyel-İnovatif Kalkınma Dairesi Başkanı Pikir Sansızbayev – Mangıstau Bölgesi Valiliği Girişimcilik ve Endüstriyel-İnovatif Kalkınma Dairesi Başkanı Marat Abdulov – “Kaspiy” Sosyal Girişimcilik Şirketi Başkan Yardımcısıeşlik edecek. Kazakistan heyeti, Türkiye’deki sanayi bölgeleri, teknoparklar ve girişimcilik merkezleriyle kurulabilecek iş birlikleri hakkında bilgi alışverişinde bulunacak. Toplantıda ayrıca, Kazakistan’daki yatırım fırsatları, üretim teşvikleri ve sanayi altyapısı hakkında detaylı sunumlar yapılacak. İki Ülke Arasında Güçlü Bir Sanayi ve Yatırım Köprüsü Türkiye ile Kazakistan arasındaki ilişkiler son yıllarda diplomatik temasların ötesine geçerek sanayi, enerji, teknoloji ve girişimcilik alanlarında yeni bir ivme kazanıyor. Bu kapsamda düzenlenen Yatırımcılar Buluşması, iki ülkenin üretim kapasitelerini birleştirerek ortak Ar-Ge projeleri, teknoloji transferi ve yatırım iş birlikleri için yeni bir zemin oluşturacak. Toplantıda, Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı ile Kazakistan’ın stratejik konumu ve doğal kaynak zenginliği arasında kurulabilecek ortaklıklar, Orta Asya ile Anadolu arasında uzun vadeli bir ekonomik köprü oluşturulması vizyonu çerçevesinde değerlendirilecek. İş Dünyasına Açık Davet Etkinlik, iki ülke arasında yatırım, ticaret ve sanayi alanında yeni iş birlikleri geliştirmek isteyen tüm iş insanları, sanayiciler, girişimciler ve yatırımcılara açık olacak. Katılımcılar, Kazakistan heyetiyle doğrudan görüşme imkânı bularak potansiyel ortaklık ve yatırım fırsatlarını bulabilecek.

ÇALIŞANLARDA İŞ TATMİNİ

Modern iş dünyası, yalnızca finansal sonuçlarla değil, insan odaklı yaklaşımlarla şekilleniyor. Şirketlerin başarısı artık sadece kâr rakamlarıyla ölçülmüyor; çalışanların işlerinden duyduğu tatmin, kurumların sürdürülebilirliğinde ve rekabet gücünde belirleyici bir rol oynuyor. İş tatmini, basit bir “mutluluk” hissinden ibaret değil; motivasyonu artıran, bağlılığı güçlendiren ve verimliliği doğrudan etkileyen bir stratejik unsur olarak öne çıkıyor.İş tatmini, bir çalışanın iş ortamı, işin kendisi, yöneticileri ve iş arkadaşlarıyla olan ilişkilerinden ne derece memnun olduğunu ifade ediyor. Ancak bu memnuniyet, farklı boyutlarda değerlendirildiğinde şirketin genel performansı üzerinde şaşırtıcı derecede etkili sonuçlar ortaya çıkarıyor.İş Tatminini Şekillendiren Temel FaktörlerAraştırmalar, iş tatminini etkileyen unsurların oldukça çeşitli olduğunu gösteriyor. Bunlardan biri, işin niteliği ve anlamı. Çalışanlar, yaptıkları işin yalnızca bir görev olmadığını, aynı zamanda topluma veya organizasyona katkı sağladığını hissettiklerinde işlerine daha fazla bağlılık gösteriyor. İşin anlamı, özellikle genç nesil çalışanlar için kritik bir kriter haline geldi. Artık sadece maaş değil, “yaptığım işin bir değeri var mı?” sorusu, iş tatminini belirleyen en önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.Ücret ve yan haklar, iş tatmininde uzun süredir klasik bir belirleyici olarak kabul ediliyor. Rekabetçi bir maaş politikası, çalışanların motivasyonunu artırırken, adil yan haklar ve sosyal destek mekanizmaları da çalışan bağlılığını güçlendiriyor. Ancak günümüz çalışanı, yalnızca maddi ödüllerle tatmin olmuyor; esnek çalışma saatleri, sağlık ve yaşam dengesi gibi unsurlar da iş tatmininin önemli bir parçası haline geliyor.Bir diğer kritik faktör ise iş ortamı ve ilişkiler. Çalışanların birbirleriyle kurduğu ilişkiler, yöneticilerden aldığı geri bildirimler ve kurum kültürü, iş tatmininin belirleyicileri arasında öne çıkıyor. Pozitif bir çalışma kültürü, çatışmaların minimum seviyede olduğu bir ortam ve açık iletişim kanalları, çalışanların işten keyif almasını sağlıyor. Özellikle ekip çalışmasının ön planda olduğu sektörlerde, sosyal bağlar iş tatminini ciddi şekilde etkiliyor.İş Tatmini ve Şirket Performansı Arasındaki Bağlantıİş tatmini yüksek çalışanlar hem bireysel hem de organizasyonel düzeyde ciddi katkılar sağlıyor. Tatmin düzeyi yüksek çalışanlar, devamsızlık oranlarını düşürür, işlerini daha özenli yapar ve şirketlerine uzun vadeli bağlılık gösterir. Bu durum, iş gücü maliyetlerini azaltırken, şirketin verimliliğini ve süreç istikrarını artırıyor.Ayrıca iş tatmini, müşteri deneyimi üzerinde de doğrudan etkili. Tatmin olmuş bir çalışan, müşterilere daha kaliteli hizmet sunar, sorunları çözmede daha etkili olur ve dolayısıyla şirketin marka değeri yükselir. İş tatmini, bu anlamda görünmeyen ama hissedilen bir güç olarak şirket performansını destekliyor.Zorluklar ve İş Tatminini Tehdit Eden FaktörlerGünümüz iş dünyası, iş tatminini olumsuz etkileyebilecek birçok zorlukla karşı karşıya. Uzun çalışma saatleri, yoğun iş yükü, teknolojinin sürekli bağlılık talebi ve iş güvenliğindeki belirsizlikler, çalışanların motivasyonunu düşürebiliyor. Özellikle pandemi sonrası dönemde, uzaktan çalışma ve hibrit modellerin getirdiği yeni düzenlemeler, çalışan memnuniyetini hem artıran hem de karmaşıklaştıran faktörler arasında yer alıyor.Genç nesil çalışanlar ise farklı beklentilere sahip. Sadece maaş değil, kariyer gelişimi, kişisel öğrenme fırsatları ve anlamlı projelerde yer alma isteği, iş tatmininde belirleyici bir unsur haline geldi. Şirketler, bu beklentileri karşılayamadığında yetenek kaybı ve düşük motivasyon gibi ciddi sonuçlarla karşılaşabiliyor.Yönetim Stratejileri ve İş TatminiÇalışan tatminini artırmanın en etkili yolu, çalışan odaklı yönetim anlayışı. Şirketler, düzenli performans değerlendirmeleri, kariyer planlamaları, esnek çalışma modelleri ve açık iletişim kanalları ile çalışanların memnuniyetini artırabilir. Özellikle geri bildirim mekanizmaları, çalışanların seslerinin duyulduğunu hissetmesini sağlar ve bu da bağlılığı güçlendirir.Hibrit ve uzaktan çalışma uygulamaları, çalışanların iş ve özel yaşam dengesini korumasına yardımcı olarak iş tatminini artırabilir. Bunun yanında, ödüllendirme sistemleri yalnızca maddi değil, aynı zamanda sosyal ve psikolojik ödülleri de…