İKİNCİ EL KIYAFET VE TASARRUF
Küresel olarak moda endüstrisi yılda 37 milyon olimpik yüzme havuzunu dolduracak kadar su kullanıyor. “Hızlı modanın” açgözlü bir endüstri olduğu herkesçe biliniyor: işçileri sömürüyor, doğal kaynakları yutuyor ve dünyaya çöp yığınları pompalıyor. Yeni bir çalışma, bunun yerine ikinci el alışveriş yaparak yapabileceğimiz iyiliği ölçüyor. Kâr amacı gütmeyen kuruluş Oxfam’a göre, sadece bir çift eski kot pantolon ve bir tişört satın almak, 20.000 şişe suya eşdeğer bir tasarruf sağlıyor. Kuruluşun bu son analizi, pamuklu bir tişörtün üretilmesi için 5.400 standart 500 ml’lik şişe suya eşdeğer su gerektiğini gösteriyor. Bu da İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) standartlarına göre bir günde 1.600 kişinin su içme ihtiyacını karşılamaya yetiyor. Bir kot pantolonun üretimi için ise 16.000 şişe su gerekiyor ki bu da 4.750 kişinin bir günlük su ihtiyacını karşılamaya yetecek bir miktar. Oxfam’ın perakende direktörü Lorna Fallon “Bu istatistiklerden açıkça görülüyor ki moda içinde boğuluyoruz,” dedi. “İklim değişikliği nedeniyle dünyanın tatlı su sıkıntısı çektiği göz önüne alındığında, gardıroplarımızı ikinci el alımlarla harmanlarsak, giysi üretiminin su yoğun maliyeti hayati ölçüde azaltılabilir.” Moda endüstrisi neden bu kadar çok su kullanıyor? Moda, doğal liflerin (özellikle pamuk) yetiştirilmesinden kumaşların boyanmasına ve giysilerin yıkanmasına kadar tedarik zinciri boyunca susuzluk çeken bir sektör. Oxfam, İngiltere kullanılan giysilerin toplam su ayak izinin yılda sekiz milyar metreküpe eşit olduğunu belirtiyor. Bu da tüm İngiltere nüfusunun iki yıllık su tüketimini karşılamaya yetiyor. Küresel olarak, moda endüstrisi tarafından yılda 93 milyar metreküp su kullanılıyor- ki bu miktar, 37 milyon olimpik yüzme havuzunu doldurmaya yetiyor. Bu muazzam miktara rağmen, şeffaflıkla ilgili büyük bir sorun da var. Kâr amacı gütmeyen Planet Tracker’ın yakın tarihli bir raporuna göre, moda markalarının büyük çoğunluğu (yüzde 90’ı) belgelerinde suyla ilgili riskleri açıklamıyor. İkinci El Eylül kampanyası Oxfam’ın İkinci El Eylül kampanyası, 2019 yılından bu yana insanları hayır kurumlarından alışveriş yaparak ve kıyafetlerini bağışlayarak kıyafetlerin ömrünü uzatmaya teşvik ediyor. Fallon, “Giysilerimizi yeniden dolaşıma sokarak- ikinci el satın alarak, giyerek ve bağışlayarak- yeni giysilere olan talebi azaltmaya yardımcı olabiliriz,” diye açıkladı. “Bu da gezegenimize verilen zararın azaltılmasına yardımcı olabilir.” İngiliz TV sunucusu ve aktris Cat Deeley bu yılki kampanyanın başını çekiyor ve kendisi söz konusu uygulamanın büyük bir savunucusu. “Dünyanın neresine gidersem gideyim, her zaman bir hayır kurumu bulurum ve en muhteşem, önceden kullanılmış parçaları bulmak için hazine avına çıkarım,” diyen Deeley, sözlerini şöyle sürdürdü: “İkinci el alışverişte, kimsede olmayan, tamamen benzersiz, kişiselleştirebileceğiniz ve paranın iyi bir amaca gittiğini ve bu kıyafetlere ikinci bir yaşam şansı verdiğinizi bilerek, giymekten gerçekten keyif alacağım bir şey bulmayı seviyorum.” Deeley’in sözleri ile “ikinci elin kesinlikle ikinci en iyi anlamına gelmediğini” kanıtlayan Oxfam, ikinci el online pazar yeri Vinted ile ortaklaşa olarak 12 Eylül’de Londra Moda Haftası’nda bazı güzel ikinci el parçalarla podyuma çıktı. (Yukarıdaki yazı Euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com
TÜRKİYE’DE KAYIT DIŞI ÇALIŞAN KADINLAR ERKEKLERDEN FAZLA
Kadınların kayıt dışı tarım istihdamındaki oranı yüzde 96,5 olarak hesaplanırken, erkeklerin bu alandaki oranı yüzde 76 oldu. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) sözleşmesiz, yasal korumasız veya sosyal güvencesiz çalışma olarak da bilinen “kayıt dışı çalışma” veri setine göre, Türkiye’de kadınlar erkeklere göre daha fazla kayıt dışı olarak istihdam ediliyor. Toplamda kayıt dışı çalışan kadınların oranı yüzde 34,4 olurken, erkeklerin genel kayıt dışı çalışma oranı ise 23,8 olarak kaydedildi. ILO veri setine göre, Türkiye’de yüzde 27,3 oranında kayıt dışı istihdam oranı bulunuyor. Tarım içi istihdamda yüzde 84,5 olduğu hesaplanan Türkiye’deki kayıt dışı çalışma oranı, tarım dışı istihdamda ise yüzde 17,3 olarak kaydedildi. Kadınların tarım içi istihdamdaki oranı yüzde 96,5 olarak hesaplanırken, erkeklerin bu alandaki oranı yüzde 76 oldu. Tarım dışı sektörlerde kadınların kayıt dışı çalışma oranı yüzde 20 olurken, erkeklerin ise kayıt dışılık oranı yüzde 16 olarak hesaplandı En yüksek kayıt dışı oranı tarımda yüzde 84,5 olarak görülürken, ikinci en yüksek oran hizmet sektöründe görüldü. Bu sektördeki kayıt dışı çalışma oranı yüzde 17,5 olarak kaydedilirken, onun ardından gelen sanayi alanında ise kayıt dışı istihdam oranı 16,9 olarak belirlendi. Türkiye’nin 2022’de yüzde 28 olan kayıt dışı oranının son bir yılda yüzde 0,7 düşüş kaydettiği görülüyor. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) 2004 verilerine bakıldığında ise Türkiye’nin son 20 yılda kayıt dışı istihdam oranının yüzde 50,14’ten yaklaşık 45 düştüğü hesaplanıyor. Bu verilere bakıldığında Türkiye’de 2004 yılında tarımda yüzde 89,9, tarım dışında yüzde 33,8, sanayi alanında 37,2, hizmet sektöründe 31,9 kayıt dışı istihdam olduğu görülüyor. Avrupa’da rakamlar nasıl? ILO’nun 2023 verilerinde küresel işgücünün yüzde 58’i kayıt dışı istihdamda yer alıyor. Tarım dışı sektörlerdeki kayıtsız çalışmada ise küresel rakam yüzde 50 olarak öne çıkıyor. ILO’nun veri setindeki 2023 rakamlarına göre ise Avrupa kıtasında en yüksek kayıt dışı istihdamda yüzde 52,7 ile Moldova başı çekiyor. Moldova’nın bu oranı 2022 yılında ise yüzde 56,4 olarak kayıtlara geçmişti. İkinci sırada Doğu Avrupa ülkesi olarak listelenen Bosna-Hersek ise 19.9 kayıt dışı oranıyla kıtadaki ikinci yüksek orana sahip ülke konumunda bulunuyor. Avrupa Birliği (AB) ülkeleri arasında ise 2022 yılında en yüksek kayıt dışı çalışma oranında Polonya yüzde 9,8 oranıyla başı çekerken, Portekiz yüzde 4,6 kayıt dışı oranıyla ile ikinci sırada yer alıyor. Onu ise Yunanistan yüzde 4,5 ile takip ediyor. 2021 verilerine göre ise Macaristan, bu döneme ait yüzde 17,8 kayıt dışı oranıyla ilk sırada yer alıyordu. (Yukarıdaki yazı Euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com
KASIM AYI İNŞAAT MALİYET ENDEKSİ
İnşaat maliyet fiyatları, kira ve konut fiyatları günümüzün en güncel konularından sadece biridir. Çünkü astronomik seviyelere gelen kira ücretler ve ev bulmakta zorlanan büyük kesim, inşaat maliyet endeksinden etkilenen ve geleceğe dönük plan ve program yapamayan vatandaşlarımızın en büyük problemi durumuna gelmiştir. İçinde bulunduğumuz ekonomik koşullarda konut sorunu giderek barınma sorunu yönüne doğru evirilmektedir. Maslow’un ihtiyaç teorisinde belirttiği gibi barınma insanların yaşamlarını sürdürebilmeleri için en temel ihtiyaçlarından biridir. Ülkemizde konut ve kiralık ev sorununun en büyük nedeni, geçtiğimiz yıl 6 şubatta yaşadığımız ve yüzyılın felaketi olarak adlandırılan (Allah tekrarını göstermesin) Kahramanmaraş merkezli 11 ilimizi etkileyen deprem felaketidir. Yüzbinlerce vatandaşımız evsiz kalmış, hükümet tarafından konteynerlere yerleştirilmiş, vatandaşlarımızdan bir kısmı başka şehirlere göç etmek zorunda kalmıştır. Böylesine büyük ve acı bir felaketin yaşanması doğal olarak ekonomiyi olumsuz şekilde etkilemiş hatta 2023 yılında 1,1 trilyon TL lik ek bütçe yapılmasına sebep olmuştur. Dolayısıyla konut ve kiralık ev sorununun en büyük sebebi yaşadığımız bu deprem felaketidir. Bunun dışında ülkemize gelen ve sayıları milyonlarca ifade edilen sığınmacılar,400.000 dolar karşılığı gayrimenkul alan yabancılara vatandaşlık verilmesi, yüksek enflasyon nedeniyle inşaat malzeme fiyatlarının artması, Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle ülkemize özellikle güney illerimize gelen yabancılar, geçen yıl Avrupa’da yaşanan gaz sıkıntısı nedeniyle ülkemizde ikamet etmeyi tercih eden Ruslar, Ukraynalılar, depremden sonra tüm Türkiye’de hız kazanan kentsel dönüşüm projeleri gibi sebeplerdir. Kentsel dönüşümden bahsetmişken hükûmet, İstanbul’a özel bir yapılaşma sürecinin başlayacağını, bu konuda çalışma yapıldığını ifade etmiştir. İstanbul’un olası bir depremde yaşayacağı olumsuzluklar aşikardır ama ülke genelinde önlem alınması gerekir. Bu konuda TOKİ’nin yarısı bizden kampanyası ödeme gücü olan vatandaşlarımız için bir fırsattır. Ancak yüksek seyreden enflasyon nedeniyle ödeme güçlüğü iyice artmıştır. Çünkü kalite, yapılacak inşaat süresi vd. yönünden en ideali TOKİ tarafından yapılmaktadır. Kiraların geçen yıl hükümet tarafından %25 artırım oranı ile sınırlandırılması da fiyatların yükselmesinde, ev sahiplerinin ketum davranmasında başka bir faktördür. Çünkü %25 günümüzde komik bir orandır ve bu oran en azından enflasyon verilerine göre belirlenseydi bu kadar istenmeyen olay belki yaşanmayabilirdi. Ancak temmuz ayından itibaren bu yanlış düzeltilmiş ve kira artışlarının 12 aylık ortalama enflasyon oranında hesaplanmasını karara bağlamıştır. Bir emekli yıllarca gece gündüz çalışarak bir ev almış ve kiraya vermiş ise doğal olarak rayiç bedeli isteyecektir. Emekli maaşı ile geçinmesi mümkün değildir. Ancak bu kural birkaç tane evi olan kimseler için geçerlidir. Ayrıca sadece İstanbul’da yaklaşık 800.000 tane boş dairenin bulunduğu yazılı ve görsel basında ifade edilmektedir. Öncelikle bunun çözümü aranmalıdır. Konumuza dönecek olursak inşaat maliyetleri yaşadığımız yüksek enflasyon nedeniyle artmasından dolayı konut fiyatları da yükselme eğilimindedir. Önümüzdeki süreçte maliye ve hazine bakanımız Sn. Mehmet Şimşek’in de belirttiği gibi enflasyon da normal seyredeceği gerçeği de baz alındığında dahi inşaat malzeme fiyatları da artacağından konut fiyatlarının da artacağını söylemek abartı olmaz. Çünkü konut sıkıntısı devam etmektedir ve arz ve talep kanununa göre konut arzının çoğalması gerekir. Yaşadığımız depremden önce hükümet 500000 konut projesini uygulamaya koymuştu ama deprem nedeniyle ertelenmek zorunda kaldı. Diğer taraftan nüfus artışı da konut sorununun diğer bir parçasıdır. Kooperatifçiliğin tekrar gündeme gelmesi konut sorununu kısmen de olsa çözecektir.1980 li yılları hatırlayalım. Merhum Turgut Özal döneminde yurdun dört bir yanında yaygınlaşan kooperatifler sayesinde tüm gelir gruplarından birçok vatandaşımız ev sahibi olmuştu o dönemde enflasyon bu kadar yüksek değildi ve nüfus bu kadar yoğun değildi ama günümüz koşullarına göre bir sistem geliştirilebilir. Kooperatifler kâr amacı gütmediğinden maliyet…
2022 GİRİŞİM ÖZELLİKLERİNE GÖRE ULUSLARARASI HİZMET TİCARETİ İSTATİSTİKLERİ
Enflasyon halk arasında bilindiği gibi hayat pahalılığı anlamına gelmemektedir. Genel olarak fiyatların yükselmesi, alım gücünün azalması anlamında kullanılır ve birkaç çeşidi vardır. Tüketici fiyat enflasyonu, üretici fiyat enflasyonu (talep enflasyonu, arz enflasyonu) en çok karşımıza çıkan çeşitleridir. Bunun dışında bir de hizmet üretici fiyat enflasyonundan söz edebiliriz. Ülkemizde hizmet üreten işletmelerin hizmet verenlere ödedikleri ücretler de doğal olarak artmaktadır. İşte bu tür yükselişler hizmet enflasyonu olarak adlandırılır. Örneğin bir doktor hastalarına hizmet verir, bir avukat müvekkilinin işi için çalışır, bir muhasebeci şirketler için hizmet verir. Bunun dışında oteller, hastaneler, ulaşım hizmetleri, yazılım firmaları da hizmet işletmesi kategorisindedir. Milli gelir, belli bir zaman içinde ülkede üretilen mal ve hizmetler toplamı olarak tanımlandığını düşünürsek hizmet işletmelerinin de ülke kalkınmasına katkı sağladıkları ortadadır. Aynı şekilde dış ticaret açığı ithalat ve ihracat arasındaki farktır ama buna yabancı ülkelere yapılan hizmet rakamları eklendiğinde cari açık olarak tanımlanır. Hizmet enflasyonunu belirleyen en önemli etken ülkedeki çalışanlara ödenen ücretlerdir. Asgari ücret ne kadar yüksek olursa hizmet enflasyonu da o kadar yüksek olacaktır. Çünkü asgari ücret arttırıldığı zaman diğer çalışanların ücretleri de yaklaşık aynı oranda artmaktadır. Enflasyonu yükselten şu anda bir sebep de iç talep etkeni olduğu görülüyor. Yukarıda kısaca bahsetmeye çalıştığım gibi talep enflasyonu ile karşı karşıyayız. En basit ifade ile” nasıl olsa zam gelecek paramın yettiği kadar ihtiyacım olmasa da satın alayım” düşüncesi ile oluşan talep arz ve talep kanununa göre fiyatları yükseltmektedir. Tabi bu arada gereksiz yere fiyatları yükseltenleri de unutmamak gerekir. Örneğin 10 TL ye alınan bir ürün 12 TL ye satılırken 10 TL ye alamayacağım için fiyatını 15 TL ye yükseltmek ticari etik kurallarına aykırıdır. Asgari ücrete ve emekli maaşlarına zam yapıldığı günümüzde Pazar ve marketlerde fiyat artışlarının yaşandığını hatta bir gecede 700 ürünün fiyatının değiştiğini yazılı ve görsel basından bir süre önce izledik ve zam oranları da %20 ile 30 arasında değişmektedir. Hâlbuki hizmet işletmeleri haricindeki faaliyetlerde yapılan maaş ve ücret zamları üretimi en fazla %4-5 oranında etkilemektedir. Bunların kontrolü mutlaka yapılmaktadır ama demek ki denetimlerin arttırılması gerekmektedir. Ülkemizde hizmet üretimi yapan işletmelerde üretim maliyetinin en önemli faktörü hizmet maliyetleridir. İşsizlik oranının %10 olduğu günümüzde özellikle hizmet işletmelerinde elemen sıkıntısı olduğu bir gerçektir. Örneğin otel hastane işletmeleri, doktor, avukat, mali müşavir ticaretten ziyade hizmet üretimi ile iştigal eder. Bu tür işletmelerde işe göre eleman bulmak oldukça güçtür ve istikralı bir süreç öne çıkacaktır. Yukarıda kısaca değindiğim gibi enflasyonu yükselten bir faktör olan iç talebi azaltarak arz ve talep kanununa göre arz fazlası oluşturarak fiyatların düşmesini olmasa da artışların önünü kesmek için uzun bir süreden bu yana uygulana sıkı para politikası bir müddet daha uygulanacaktır ve hatta enflasyonun tek haneye düşünceye kadar devam edeceği ifade edilmektedir. Halkın büyük bir çoğunluğunun bırakın harcamayı beslenme için bile bütçesi yeterli değildir. Bunun yanında hizmet işletmelerinin önemli bir payı olan otellerde sezonun sona ermesi nedeniyle işçi çıkarmalar başlamıştır. Ancak hizmet işletmelerinin diğer sektörlerinde farklı sonuçlar oluşacağı için hizmet enflasyonunun da düşürülmesi zor gözüküyor. Ülkemize gelen ve sayıları 10 milyonun üstünde tahmin edilen sığınmacıların kayıt dışı ve düşük ücretle her türlü işlerde çalıştırılması da önemli bir konudur. 2022 yılı girişim özelliklerine göre uluslararası hizmet ticareti istatistikleri geçtiğimiz günlerde TÜİK tarafından yayınlandı. Bilgiler aşağıdaki gibidir. Hizmet ihracatının %64,4’ünü, hizmet ithalatının %56,3’ünü büyük ölçekli girişimler yaptı Uluslararası hizmet ticareti istatistikleri (seyahat…
KASIM AYI KÜMES HAYVANCILIĞI ÜRETİMİ
Bir tarım ülkesi olan ülkemizde maalesef hayvancılık sektörü istenen düzeyde değil ve sorunlar her geçen gün artmaya devam ediyor. Yüksek enflasyondan etkilenerek küçülme eğilimine giren hayvancılık sektörünün zayıflaması nedeniyle süt ve süt ürünleri üretimi ve kümes hayvancılığı üretimi de yüksek maliyetlere maruz kaldığı için olumsuz yönde etkilenmektedir. Öncelikle yem fiyatlarının yükselmesi, meraların azalması, köyden kente göç nedeniyle hayvancılık ülkemizde gelecek süreç için önlem alınması gereken konular arasındadır. Yazılı ve görsel basından öğrendiğime göre et ithalatı tekrar gündeme alınmış. Yüksek fiyatlarla rekabet edebilmek için başta hububat ürünleri olmak üzere canlı hayvan için hemen ithalat çözümmüş gibi bir yol izliyoruz. Paramızın yurt dışına gitmesi bir yana dış ticaret açığımız da yükselmiş oluyor. Hayvancılık deyince akla doğal olarak et, süt ve yumurta geliyor. İçinde bulunduğumuz dönemde hepsinin de fiyatı el yakıyor ve hepsine de sık sık zam geliyor. Ekonomik darboğazda olan birçok aile, çocuğuna süt ve yumurta veremiyor. Daha da ötesi geçen yıl depremde enkazdan çıkan bir çocuğun et yemeği istemesi, karne hediyesi olarak da başka bir öğrencinin et istemesi fazla yoruma neden bırakmıyor. Hayvancılık, genel olarak bakıldığında son derece zor ve birçok fedakârlık gereken sektörlerden biridir. Genellikle köylerde olmak üzere hayvancılık üretimi ile iştigal eden girişimciler tüm aile bireyleriyle birlikte, gece gündüz demeden çalışmak zorundadır. Kümes hayvanları ve yumurta üreticiliği büyük baş hayvancılığa göre biraz daha kolay olmasına rağmen sektör her geçen gün küçülmeye gitmektedir. Yüksek enflasyonun etkisiyle artan maliyetleri, başta yem fiyatları olmak üzere yaşanan fiyat artışları üretim maliyetlerini olumsuz etkilemesinden dolayı birçok üretici çözümü hayvan kesiminde aramakta ve doğal olarak üretim azalmaktadır. Gıda sektöründe olduğu gibi süt ve kümes hayvanları, yumurtada üretim fiyatı ile market raflarındaki fiyat arasında kat be kat farklılıklar gözlenmektedir. Dolayışıyla yumurta üreticileri kazanç sağlayamamakta, halkımız da son derece pahalı satın almak durumunda kalmaktadır. Tarımda olduğu gibi kümes hayvancılığı ile uğraşan girişimciler, kazanç elde edemedikleri için işlerinden vazgeçme eğilimindedir. Bunların birçoğu kesime gittiğinden dolayı yumurta üretimi de azalmış, fiyatları da sürekli olarak yükselmiştir. Kasım ayında da aşağıda TÜİK ndan aldığım bilgilere göre gene artıştadır. Dolayısıyla kümes hayvancılığı sektörü her geçen gün kaybetmektedir. Tarım ve hayvancılığı gelişmesi için bu iki sektöre verilen destekler arttırılmalı, yeni yapılacak girişimler için kredi desteği arttırılmalıdır. Hayvancılık, genel olarak köylerde yapıldığı için veteriner kontrolü çok zor hatta imkansızdır. Hayvanların hastalıklarına çözüm, aşılar gibi problemler hayvan sahipleri tarafından ilkel yöntemlerle yapılmaktadır. Olaya bu bağlamda baktığımızda her köye bir veteriner, bir ziraat mühendisi veya teknikeri atanmalı, bu sayede sektörün problemlerine yerinde çözüm aranmalıdır. Fakat bütçe açığı verdiğimiz ve tasarruf tedbirlerinin gündemde olduğu bir ortamda son derece zor bir konudur. Doğal olarak devlet bütçesinin yeterli olması zorunluluktur. Tavuk eti ve yumurtası insanların alması gereken besin maddelerinin temelinde yer almaktadır. Protein bakımından zengin olduğu için bazı hastaların da şifa kaynağı olduğu (diyaliz hastası olduğum için biliyorum.) özellikle çocukların olmazsa olmaz besinlerinden biridir. Ancak içinde bulunduğumuz ekonomik kriz döneminde bir taraftan gelirlerin azlığı diğer taraftan fiyatların sürekli olarak yükselmesi öncelikle emekliler, dar ve sabit gelirliler olmak üzere birçok aile yoksullaştığından dolayı ulaşılması son derece zor bir hal almıştır. Daha da ötesi bazı aileler ekonomik zorluklardan dolayı çocuklarına bile yedirmekte zorlanmaktadır. Yumurtada yapılan ağırlık hileleri de yazılı ve görsel basında izlenmektedir. Enflasyon dönemine girmeden önce öncelikle öğrenciler olmak üzere tavuk bazlı yiyecekler (tavuk döner) en ucuz formüllerden biri idi. Günümüzde…
KASIM AYI HİZMET ÜRETİM ENDEKSİ
Enflasyon halk arasında bilindiği gibi hayat pahalılığı anlamına gelmemektedir. Genel olarak fiyatların yükselmesi, alım gücünün azalması anlamında kullanılır ve birkaç çeşidi vardır. Tüketici fiyat enflasyonu, üretici fiyat enflasyonu (talep enflasyonu, arz enflasyonu) en çok karşımıza çıkan çeşitleridir. Bunun dışında bir de hizmet üretici fiyat enflasyonundan söz edebiliriz. Ülkemizde hizmet üreten işletmelerin hizmet verenlere ödedikleri ücretler de doğal olarak artmaktadır. İşte bu tür yükselişler hizmet enflasyonu olarak adlandırılır. Örneğin bir doktor hastalarına hizmet verir, bir avukat müvekkilinin işi için çalışır, bir muhasebeci şirketler için hizmet verir. Bunun dışında oteller, hastaneler, ulaşım hizmetleri, yazılım firmaları da hizmet işletmesi kategorisindedir. Milli gelir, belli bir zaman içinde ülkede üretilen mal ve hizmetler toplamı olarak tanımlandığını düşünürsek hizmet işletmelerinin de ülke kalkınmasına katkı sağladıkları ortadadır. Aynı şekilde dış ticaret açığı ithalat ve ihracat arasındaki farktır ama buna yabancı ülkelere yapılan hizmet rakamları eklendiğinde cari açık olarak tanımlanır. Hizmet enflasyonunu belirleyen en önemli etken ülkedeki çalışanlara ödenen ücretlerdir. Asgari ücret ne kadar yüksek olursa hizmet enflasyonu da o kadar yüksek olacaktır. Çünkü asgari ücret arttırıldığı zaman diğer çalışanların ücretleri de yaklaşık aynı oranda artmaktadır. Enflasyonu yükselten şu anda bir sebep de iç talep etkeni olduğu görülüyor. Yukarıda kısaca bahsetmeye çalıştığım gibi talep enflasyonu ile karşı karşıyayız. En basit ifade ile” nasıl olsa zam gelecek paramın yettiği kadar ihtiyacım olmasa da satın alayım” düşüncesi ile oluşan talep arz ve talep kanununa göre fiyatları yükseltmektedir. Tabi bu arada gereksiz yere fiyatları yükseltenleri de unutmamak gerekir. Örneğin 10 TL ye alınan bir ürün 12 TL ye satılırken 10 TL ye alamayacağım için fiyatını 15 TL ye yükseltmek ticari etik kurallarına aykırıdır. Asgari ücrete ve emekli maaşlarına zam yapıldığı günümüzde Pazar ve marketlerde fiyat artışlarının yaşandığını hatta bir gecede 700 ürünün fiyatının değiştiğini yazılı ve görsel basından bir süre önce izledik ve zam oranları da %20 ile 30 arasında değişmektedir. Hâlbuki hizmet işletmeleri haricindeki faaliyetlerde yapılan maaş ve ücret zamları üretimi en fazla %4-5 oranında etkilemektedir. Bunların kontrolü mutlaka yapılmaktadır ama demek ki denetimlerin arttırılması gerekmektedir. Ülkemizde hizmet üretimi yapan işletmelerde üretim maliyetinin en önemli faktörü hizmet maliyetleridir. İşsizlik oranının %10 olduğu günümüzde özellikle hizmet işletmelerinde elemen sıkıntısı olduğu bir gerçektir. Örneğin otel hastane işletmeleri, doktor, avukat, mali müşavir ticaretten ziyade hizmet üretimi ile iştigal eder. Bu tür işletmelerde işe göre eleman bulmak oldukça güçtür ve istikralı bir süreç öne çıkacaktır. Yukarıda kısaca değindiğim gibi enflasyonu yükselten bir faktör olan iç talebi azaltarak arz ve talep kanununa göre arz fazlası oluşturarak fiyatların düşmesini olmasa da artışların önünü kesmek için uzun bir süreden bu yana uygulana sıkı para politikası bir müddet daha uygulanacaktır ve hatta enflasyonun tek haneye düşünceye kadar devam edeceği ifade edilmektedir. Halkın büyük bir çoğunluğunun bırakın harcamayı beslenme için bile bütçesi yeterli değildir. Bunun yanında hizmet işletmelerinin önemli bir payı olan otellerde sezonun sona ermesi nedeniyle işçi çıkarmalar başlamıştır. Ancak hizmet işletmelerinin diğer sektörlerinde farklı sonuçlar oluşacağı için hizmet enflasyonunun da düşürülmesi zor gözüküyor. Ülkemize gelen ve sayıları 10 milyonun üstünde tahmin edilen sığınmacıların kayıt dışı ve düşük ücretle her türlü işlerde çalıştırılması da önemli bir konudur. TÜİK ten aldığı kasım ayı hizmet üretim endeksi bilgileri aşağıdaki gibidir. Hizmet üretim endeksi yıllık %0,9 arttı Hizmet üretim endeksi (2021=100) 2024 yılı Kasım ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %0,9…
KASIM AYI ÜCRETLİ ÇALIŞAN İSTATİSTİKLERİ
Bir ülkenin ekonomide güven sağlamasının en önemli koşullarından biri de işsizliğin azalması, istihdamın çoğalmasıdır. Bu anlamda devlet yatırım programları, iş alanları açmayı hedefler. Ülkedeki çalışan sayısı arttıkça refah düzeyinin yükseldiği anlamı çıkacaktır. Çalışan kesim gelir elde edeceği için harcamaları da doğal olarak artacak, ekonomi canlanacak, devletin vergi gelirleri de yükselecektir. Ancak işgücü hesaplamaları yapılırken çalışabilecek nüfus baz alınır ve bu kesim 15-64 yaş arası çalışan nüfus olarak tanımlanır. Çalışan nüfusta ise en önemli faktör üretime katılımdır. Yani ne kadar fazla kişi üretim birimlerinde çalışırsa ülkede o kadar çok üretim yapılıyor demektir. Üretime katılım sadece işçilik olarak değil, üretim sürecini hızlandırabilecek, seri üretimi arttıracak, otomasyona katkı sağlayacak girişimler de üretime katılımdır. Örneğin üretim sürecini hızlandıracak, süreci sistematik şekle sokabilecek bir bilgisayar programı da üretimin içindedir. Ülkemizde ücretli çalışan sayısı oldukça fazladır ve çalışan nüfusun %40 kadarının asgari ücretle çalıştığı tahmin edilmektedir. Diğer yandan yaklaşık üç yıldan bu yana devam eden yüksek enflasyon nedeniyle asgari ücret, normal ücret durumuna gelmiştir. Ayrıca asgari ücret ve özellikle en düşük emekli maaşları çoğunlukla açlık sınırının altında kalmaktadır. Dolayısıyla halkımızın büyük çoğunluğu yoksullaşmakta, alım gücü sürekli azalmaktadır. Verilen zamlar ise çok kısa sürede enflasyona yenik düşmektedir. Ülkemizde ücretli çalışanların, gelir vergisinden daha çok vergi verdiklerini hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla milli gelire katkı sağlayan kesim daha çok ücretli çalışanlardır. Bunun yanında en çok ekonomik anlamda ezilen kesim öncelikle dar ve sabit gelirlilerdir. Ve bunların büyük çoğunluğu açlık sınırının altında gelir elde etmektedir. Ekonomide tasarruf tedbirlerinin gündemde olduğu içinde bulunduğumuz dönemde kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması tedbirlerin en önemli konulardan biridir. Bazı işletmeler çalışanlarını aldıkları ücretten değil, asgari ücretten veya hiç kayda girmeden çalıştırdıkları bilinen bir gerçektir. Özellikle dışardan gelen mülteciler asgari ücretten daha az ücretle çalışmakta ve bu durum kendi vatandaşlarımızın işsiz kalmasına, devletin vergi kaybetmesine yol açmaktadır. Bir diğer konu da ülkemizde enflasyonun yüksek seyretmesine rağmen vergi dilimlerinin aynı oranda yükseltilmemesidir. Bordroya tabi çalışanlar özellikle yılın ikinci yarısında ücretlerinden fedakârlık yapmakta son üç ayda ise %30-35 civarında maaşları azalmaktadır. Yıllardır devam eden bu sorun bir an önce çözümlenmeli, ücretlilerin sıkıntıları giderilmelidir. Türkiye’de %1 lik kesim milli gelirin %40 oranına sahip olduğu bir gerçektir ve bunun adı tam anlamıyla gelir adaletsizliğidir. Gelir adaletsizliği olduğu için enflasyon oranları da her %20 lik kesim için farklı gelişmektedir. Serbest çalışan iş insanlarından bazıları kendinin, eşinin hatta çocuklarının arabasını şirkete kaydederek masraflarını gider kalemlerinin içine atıp vergi tasarrufu sağlamaktadır. Ücretlilerin ise böyle bir işlemi yapmaları mümkün olmadığı gibi maaşlarını alırken vergilerini tam olarak ödemektedir. İşsizliğin önlenebilmesi, devlet yatırımlarının ve özel sektör girişimlerinin artması ile mümkündür. Gençlere veya gelecek nesille iş alanları açmak, onlara çalışma alanı oluşturmak devletin en önemli görevlerinden biridir. Ülkemizde üniversite mezunlarının işsiz kaldığı; tamircilik, çöpçülük gibi işlerde çalıştığını yazılı ve görsel basından izlemekteyiz. Üniversitelerin çoğalması, ülkede eğitim seviyesinin yükselmesi ekonomik kalkınma için elbette önemlidir. Ancak yüksek öğretimden mezun olanlara iş alanı açılmadığı sürece üniversite bitirmenin önemi ortadan kalkmaktadır. Yaşadığımız ekonomik koşulların maalesef olumsuz olması yüzünden birçok gencimiz, daha üniversite öğrencisi iken yurt dışına gitmenin formüllerini aramaktadır. Amaçları ekonomik olarak daha uygun işlerde çalışmak, daha rahat bir yaşam koşulları içine girebilmektir. Hâlbuki ülkemizde yatırım yapılması durumunda beyin göçü ortadan kalkacaktır. Yukarıda açıklamaya çalıştığım ücretlilerin konumu ve geleceğe ilişkin beklentileri öncelikle devletin sonra da özel sektörün girişimleri ile mümkün olacaktır. Bu…
EKONOMİDE GÖRÜNÜM
Yaklaşık üç yıldan bu yana devam eden yüksek enflasyonla mücadele devam ediyor. Sıkılaştırılmış para politikası, yüksek faiz, döviz kurlarının yatay seyretmesi, artan vergiler vd. olduğu halde enflasyon neden düşmüyor. Öncelikle belirtmemiz gerekir ki geçmiş dönemde uygulanan yanlış para politikasının düzeltilmesi konusu epeyce bir zaman alacaktır. Dünyada 56 ülkede yapılan bir araştırmada şok enflasyonun normale dönmesi ortalama 3,4 yıl olarak bulunmuştur. Bu süre bizde neredeyse dolmak üzere olmasına rağmen yüksek enflasyonla yaşamaya devam ediyoruz. TCMB tarafından yapılan revizeye göre 2024 sonu hedefi %44,2025 yılı sonu için ise %21 enflasyon oranı ifade edildi. Bu yıl yapılan dördüncü tahmin değişimi yapıldı. Ancak aylık bazsa fiyat artışları %3 civarında gerçekleşiyor. Başka bir deyişle yıllık enflasyon düşmesine rağmen aylık oranlara bakılınca fiyatların sürekli yükseldiği yani enflasyonun düşmediği görülüyor ve bu arada yapılan tahminlerin 2024 sonunda TÜİK e göre tututtuğu görülüyor. Uzun süreden bu yana uygulanan sıkı para politikası pek işe yaramamış gibi gözüküyor. Politika faizinin yüksek olmasından dolayı ülkemizde sanayi üretimi son yedi aydan bu yana sürekli azalıyor. Doğal olarak politika faizlerinin yüksek olması ticari veya diğer kredi faizlerinin de yükselmesine neden oluyor. Yaklaşık %70-75 civarına kadar yükselen kredi ortamında şirketle kredi kullanmaktan uzak durmak zorunda kalmakta, kredi kullanan işletmeler de bu maliyetleri üretime yansıtmaktadır. Peki faizler düşürülme ihtimali var mı? Benim kanaatime göre eylül ayında faiz indirimine gidilmeli idi ama aralık ayında da para piyasaları kurulunda politika faizlerine dokunulmadı ve pas geçildi Çünkü faizler yüksek olduğu süre zarfında ülkede sanayi üretiminin düşmesi sonucu iflas ve konkordatolar artar hatta iflaslar çoğalır, işsizlik artar, ekonomik büyüme küçülmeye doğru gider, üretim azalmasından dolayı ihracat istenilen seviyeye ulaşamaz, devletin vergi gelirleri azalır, merkez bankası döviz rezervlerinde yükselme olmaz. Dolayısıyla ekonomik göstergelerin yükselmesinde en büyük faktör olan üretim kaynaklarının en doğru ve en verimli şekilde kullanılması gerekir. Aralık ve ocak ayında politika faizleri 250 şer baz puan düşürülerek politika faizi %45 seviyesine gelmiş oldu.TÜİK e göre dezenflasyon dönemine girdiğimizi düşündüğümüzde bundan sonra da enflasyona paralel olarak politika faizleri düşer ve yukarıda saymaya çalıştığım ekonomik olumsuzluklar da ortadan kalkar. İçinde bulunduğumuz ekonomik kriz döneminden çıkabilmek ekonominin başına kim gelirse gelsin en az üç yılımızı alacaktır. Çünkü ekonomide bozulan dengeleri tekrar düzeltmek kolay bir işlem değildir ve millet olarak önümüzdeki süreçte daha zor bir gelecek bizi bekliyor. Bu süreçte daha çok yoksullaşacağız ve geçim sıkıntısı devam edecek gibi gözüküyor. Enflasyonun sebeplerinden biri olan iç talebi daraltmak amacıyla uzun bir zamandan bu yana uygulanan ve daha bir süre daha devam edeceği söylenen sıkılaştırılmış para politikası tek başına yeterli değildir. Bunun yanında sıkılaştırılmış maliye politikasının da süratle uygulanması gerekir. Maliye politikası iki faktörden oluşur. *Vergilerin yükselmesi *Kamu giderlerinin kısıtlanması Vergilerin yükseltilmesi içinde bulunduğumuz dönemde sın derece zordur. Çünkü hükümet vergi artışları konusunda her türlü enstrümanı kullandı ve ayrıca vergilerin yükseltilmesi enflasyon olarak geri dönecektir.2025 yılı için vergi, harç gibi giderlerin artışı yurt için üretici enflasyonunun 12 aylık ortalaması olan %43,93 olarak yeniden değerlendirilecektir. *Kamu giderlerinin kısıtlanması için bundan bir süre önce açıklanan programa göre yaklaşık 100 milyon TL tasarruf tedbirleri açıklanmıştı. Ancak uygulandığını söylemek çok zordur. Ülkemizde asgari ücretli ve en düşük emekli aylığı alanların toplamı neredeyse çalışan nüfusun yarısı kadardır ve sürekli açlık sınırının altında gelir elde etmektedir ve asgari ücret normal ücret seviyesine yükselmiştir. Öncelikle dar ve sabit gelirlilerin normal yaşam maliyetini…
TÜRKİYE’DE SANAYİ VE SANAYİCİNİN PROBLEMLERİ
Sanayi, sektör farkına bakılmaksızın faaliyeti açısından bakıldığında en zor olduğu kadar en çok haz veren bir işlemler bütünüdür. Hammaddeleri ve diğer faktörleri birleştirerek ortaya bir ürün çıkarmak ve bunu insanlığın hizmetine sunmanın yanında ülke ekonomisine katkıda bulunmak son derece önemli bir olaydır. Ancak sanayiye genel olarak bakıldığında teoride olduğu kadar kolay değildir ve kuruluş ve faaliyet aşamalarında hiç hesapta olmayan problemlerle karşılaşma olasılığı yüksektir. Herhangi bir sanayi işletmesinin kurulması için öncelikle iyi bir fizibilite (ön yapılabilirlik) çalışması yapılmalıdır. Yapılan fizibilite etüdünde, gerekli sermaye miktarı, fabrika yeri ve büyüklüğü, gerekli makine ve teçhizat, gerekli insan kaynakları, üretilecek ürün gamının belirlenmesi, hedef kitlenin ihtiyaçlarının araştırılarak en iyi hizmetin verilebilmesinin olasılıkları, rakiplerin üretim miktarı ve satış politikalarının değerlendirilmesi gibi birçok çalışmanın doğru ve verimli bir şekilde yapılması zorunludur. Yukarıdaki işlemler yapıldıktan sonra faaliyete geçince de tedarik süreci ve üretim aşamasında da çeşitli çalışmalar devam etmek zorundadır. Birçok faktörü bir araya getirerek üretim yapmak tahmin edersiniz ki son derece zor ve fedakârlık gereken işlemlerdir. İlerleyen süreçte de teknolojinin gelişmesine paralel olarak gelişen teknolojiye ayak uydurmak için yapılacak makine ve teçhizatın yenilenmesi, araştırma geliştirmenin ülke içinde ve yurt dışında doğru bir çalışma yapılması sonucunda üretimde yapılacak değişiklikler ve yeni ürün grupları, hedef kitlenin ihtiyaçlarında oluşabilecek değişimler, ürün maliyet hesaplarının kusursuz hesaplanması, satış bütçesine bağlı olarak üretim bütçesinin hazırlanması ve tüm bu faaliyetler için gerekli insan kaynakları biriminin oluşturulması, genel imalat giderlerinin minimuma indirilmesi gibi çalışmaların zamanında ve en kısa sürede yapılması zorunlu işlemler arasındadır. İster ticari ister üretim işletmesi olsun kurulan her işletmenin amacı kar elde etmektir. Kâr elde etmek için ise büyümek gerekecektir. Ancak büyüme zamanında ve gerekli hesaplamalar yapılarak planlanmalıdır. İşletmelerin büyümesi ise öncelikle Pazar payının genişlemesi, ürün gamının çeşitliliği ve kalitesi, ihracat konusunda gerekli girişimlerin yapılması ve arttırılması için verimli çalışma yapılarak uluslararası pazarlarda rekabet kurallarına uyulması, gelişen teknolojiye uygun olarak ürün üretebilmek için gerekli yatırımların yapılması, tedarik zincirinin oluşturularak gerekli hammadde ve ara mal ihtiyacının en uygun şekilde temin edilmesi gerekecektir. Ancak bu işlemler için gerekli kaynak sağlanması ve kaynağın da en uzuz maliyetle elde etmesi gerekecektir. Ülkemizde sanayi kuruluşlarının benim tahminime göre% seksen kadarı ek kaynak kullanmaktadır. Ek kaynak maliyeti ise ülkenin ekonomik koşullarına göre değişiklik gösterebilir. Ülkemizde sanayinin problemlerine gelecek olursak; En başta fabrika yeri ve büyüdükçe artan daha büyük fabrikaların kira bedellerinin astronomik seviyelere gelmesi nedeniyle büyüyemeyen işletmeler söz konusudur. Bu sorunun çözümü ancak ve ancak devletin uzun vade ve düşük faizli bina kredisi vererek üretim kaynaklarının önünün açılması gerekir. Organize sanayi bölgelerinin sayılarının artmasına rağmen fabrika binası yeri sanayinin en büyük sıkıntılarından biridir. Ek kaynak ihtiyaçlarının giderilmesi her zaman mümkün olmayabilir. Çünkü bu konu ülkenin ekonomik durumu ile yakından ilgilidir. İçinde bulunduğumuz dönemde politika faizine bağlı olarak kredi maliyeti oldukça yüksek olduğundan bazı işletmeler küçülmeye gitmekte bu da üretimin azalmasına ve buna bağlı olarak ihracat siparişlerinin gerilemesine, ek kaynak bulunamamasından dolayı küçülmeye işçi çıkararak başlanmasından sonra ülkede işsizlik rakamlarının artmasına yol açmaktadır. İşte bu tür problemlerin temel nedeni yüksek enflasyondur ve politika faizi de enflasyona bağlı olarak sekiz aydan bu yana %50 oranında sabit tutulmaktadır. Aralık ayında olmaz ise ocak ayında mutlaka politika faizlerinin düşmesi beklenmektedir ama her yıl olduğu gibi ocak ve şubat aylarında aylık enflasyon yüksek çıkacağı için faiz indirimi de bu aylarda aynı kalabilme olasılığı…
KÜÇÜK ESNAF VE EKONOMİ
Yaşı 50 ve üzerinde olanlar hatırlayacaklardır.1980 li yılların ortalarına kadar her mahallede bakkal, kasap, berber, ayakkabı tamircisi, elektrikçi, terzi, su tesisatçısı, oto tamircisi gibi esnaflar vardı ve mahalle sakinleri sorunlarını kolayca çözerlerdi. Aynı zamanda yukarıda saymaya çalıştığım esnaflar mahallenin bekçileri gibiydiler. Mahalleye giren çıkan kontrol altındaydı ve bu kimselere gerektiğinde hepimiz anahtarlarımızı bırakıp gider, parasız kaldığımızda ödünç alır, veresiye alışveriş yapar ay sonunda maaşı alınca öderdik. Bilgisayar çağına girmeden önce (80 li yıllara kadar) kredi kartı vs. olmadığından güvene dayalı bir alışveriş sistemi vardı ve herkes gelirine göre harcamalarını düzenlerdi. Ayrıca güven ön planda olduğu için alışverişlerde pazarlık bile söz konusu olmazdı. Konunun en önemli ve iyi tarafı muhatabınızı bulmak ve işinizi görmek son derece kolaydı. Globalleşmeye geçtiğimiz 80 li yılların ortasından günümüze kadar alışveriş şekli değişti, ürün değişti, satın alma içgüdülerimiz arttı ve zincir marketlerin hızla çoğalması, alışveriş merkezlerinin her geçen gün sayıları artması küçük esnafların iyice küçülmesine hatta kepenk kapatmasına kadar gitti. Çünkü girdiğiniz bir markette sadece ihtiyacınız olanı değil, yapılan satış kriterlerinden dolayı ihtiyaç fazlası ürünün kredi kartıyla alıp ödeme günü geldiğinde de bazı kimseler zorlanmaya hatta asgari ödeme tutarını ödeyip kalan borcu ertelemeye daha da ötesi bir bankaya olan borcu başka bankadan kredi alarak ödemeyi seçenler bile olmaya başladı ve bu tür olaylar her geçen gün artmaya devam etti. İstatistiklere göre Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla yapılan toplam ödeme tutarı haziranda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 98 artarak 1,27 trilyon liraya yükseldi. Günümüzde bazı küçük esnaflar büyük market, servis merkezleri gibi işletmelerle anlaşarak işlerini bırakmak zorunda kaldılar ve kalanlar da son derece zor koşullarda iş hayatını sürdürmeye çalışmaktadır. Ekonomi yönetimi küçük esnafı koruyacak birtakım tedbirler alsa da yeterli olmamakta, halkın alışveriş yöntemi değiştiğinden pahalı da olsa alışveriş merkezlerine yönelmektedir. Ancak sayıları hızla artan bazı alışveriş merkezlerinin de zor durumda olduğunu yazılı ve görsel basından izlemekteyiz. Yukarıda bahsetmeye çalıştığım gibi bakkallar, kasaplar marketlerle anlaşarak iş değiştirebilirler ama bir ayakkabı tamircisi ne yapabilir? Eskiden bir ayakkabıyı tamir ettirip, pençe bile yaptırıp uzun süre giyebiliyorduk. Şimdilerde ise adına tüketim çılgınlığı dediğimiz sistem yüzünden ayakkabı tamiri bitti ve hepimiz birkaç ayakkabı sahibi olmaya başladık İçinde bulunduğumuz ekonomik kriz ortamında küçük esnafları mumla arar duruma geldik. Örneğin bir araba tamiri için yetkili servise gittiğimizde normal ücretin çok fazlasını talep etmekte, bir markete gittiğimizde ise pahalı olduğuna razı gelerek kredi kartı kolay geldiğinden alışveriş yapıyoruz. Günümüzde özellikle marketler, alışveriş merkezleri, reklamlar, Show room lar vasıtasıyla bizleri satın almaya zorlayan etkenleri her geçen gün artırmaktadır. Bir markete girdiğinizde; *Ürünlerin yerleştirme biçimi kolay alışverişe teşvik ediyor. Örneğin kule satışları denilen yöntem kullanılarak herhangi bir ürün çeşidi kule şeklinde yüksek görünümlü olarak teşhir edilerek ucuz satıldığı mesajı veriliyor ve tüketici ihtiyacı olmadığı halde satın almayı tercih ediyor. *Ürünlerin market içindeki konumu da satış tercihlerini değiştirebilir. Bir X ürünü almaya gittiğinizde aradığınız ürün marketin sonunda bulunan raflarda ise bütün marketi izlemek kendiliğinden oluşur ve birkaç ürün daha satın alarak marketten çıkarız. *İndirimli ürünler genelde marketin en sonda bulunan uç noktalara yerleştirilir. Bu da market içinde daha fazla görsel yapmanızı ve satın almak üzere torbanızı doldurmanızı sağlar. *Sebze ve meyveler özellikle marketin ön sıralarında konumlanır. Çünkü sebze ve meyveler en temel ihtiyaç maddeleridir ve taze oldukları için alışveriş hacmi yükselir ve içeride de devam…
ÜLKEMİZDE ÇALIŞAN MEMNUNİYETİ
İnsan kaynakları departmanı açısından çalışan memnuniyeti belirli zaman periyotlarında işletmenin tüm çalışanlarının katılımıyla gerçekleşen anket şeklinde yapılır. Çalışan memnuniyeti konusu ise işletmeler için son derece önemli ve son derece dikkate alınması gerekir. Çünkü çalışanların memnuniyeti işletmenin daha verimli olmasını sağlayacak, ileriye dönük atılacak adımlarda hatta ücretlerin değerlendirilmesinde baz alınabilecek bir faktördür. Ülkemizde kurumsal şirketlerde çalışanların patron şirketlerine göre çalışan memnuniyeti oranı daha fazladır. Çünkü yapılan veya yapılacak terfilerde, görev tanımının belirlenmesinde, mesai saatlerinin ve mesai ücretlerin tespitinde, maaşların ödemelerinin zamanında yapılmasında kurumsal şirketler daha hassastır ve hatta verilen sözlerin tutulmasında daha etkin ve belirleyicidir. Patron şirketlerinde ise çalışan memnuniyetinin az olma sebebi, öncelikle eş, dost, akraba olarak çalışan sayısı fazladır. Dolayısıyla özellikle önemli departmanlarda sorumluluk verilecek kişi akrabalardan seçilecektir ve bu yaklaşım başarılı çalışanlar tarafından benimsenmez ve verim düşüklüğüne neden olabilir. Çünkü her konu patronla ilişkilendirilir ve alınacak kararlar yanlış da olsa patron tarafından değerlendirilerek işletmenin önündeki süreç belirlenir. Ayrıca bazı patron şirketlerinde mesai kavramı yoktur. Günlük işler uzayabilir ve mesai ücreti de belki ödenmeyebilir. Bu tür şirketlerde “işe adam değil adama iş yöntemi öne çıkar. Ülkemizde patron şirketlerinde personel almak veya çıkarmak belirli kriterler gözeterek yapılmayabilir. Hatta bazı patronlar işten ayrılan personelinin tazminatını bile ödemek istemez. İşletmelerde çalışan memnuniyetini sağlamak için aşağıdaki kriterler uygulanabilir. *Her insan gibi çalışanlar da hata yapabilir. Önemli olan yapılan bu hatanın tekrarlanmamasını sağlayarak personeli kazanmaktır. Hata yaptı diye bir çalışan rencide edilmemelidir. *Çalışan her bireyin ücreti zamanında ve tam olarak ödenmelidir. Onların da bir ailesi olduğu ve giderleri olduğu unutulmamalıdır. *Başarılı çalışan her birey ödüllendirilmelidir. Bu ödül; satıştan prim, kısa süreli tatil vs. şeklinde olabilir. *İş yerinde iş sağlığı ve güvenliği yasanın öngördüğü şekilde sağlanmalıdır. Bu konuda çeşitli kurumlardan yardım alınabilir. *Gerektiği zamanlarda personel eğitimi için girişimler yapılarak ihtiyaç duyulan konularda çalışanın bilgilendirilmesi verim açısından faydalı olacağı kesindir. *Çalışan hakları titizlikle uygulanmalıdır. Yıllık izin, dini ve milli bayramlarda tatil hakkı kesinlikle verilmelidir. *Başarılı elemanlara gerekli durumlarda maaşından mahsup edilmek üzere özel kredi verilebilir. Örneğin çocuğunun okul taksiti gibi. *İnsan kaynakları departmanı tarafından yapılan TURNOVER RATE oranı (İşletmelerde personelin sirkülasyonu) düşük olmalıdır. Çünkü bu oran yüksek olduğu taktirde çalışanlar birtakım streslere girecek veya kendilerince çözüm arayacaklardır. Yukarıdaki örnekler çoğaltılabilir. Ancak ister kurumsal ister patron şirketi olsun işletmenin verimliliği, karlılığı, ileriye dönük alınacak kararlar, önümüzdeki süreç için yapılacak yatırımlar gibi faktörler açısından çalışan memnuniyeti mutlaka sağlanmalıdır. Yukarıda tamamıyla personel açısından konuyu değerlendirmeye çalıştım. Ancak madalyonun bir de öbür yüzüne bakmayı unutmayalım. Üst düzey yöneticilerin veya patronların da çalışandan memnun olması gerekir. Olaya bu açıdan baktığımızda ise her çalışan aldığı görevi zamanında ve eksiksiz yapmak, mesai saatlerine uymak, üslerinden aldıkları emirleri yerine getirmek, eğitim aldı ise öğrendiklerini işletmenin menfaati için kullanmak gibi kriterlere dikkat etmek zorundadır. İşletmelerin başarılı olmasında, Pazar payının genişlemesinde, ürün gamının büyümesinde, ülkeye katma değer yaratmasında çalışanların katkısı olduğu kesindir. Bu da ancak iyi, çalışkan, işini seven, başarıdan başarıya koşan, şirket menfaatlerini kollayan kısaca işletmenin her birimini kendininmiş gibi düşünen elemanlarla mümkün olacaktır. Çalışan memnuiyeti konusuna ekonomik olarak bakacak olursak, ülkemizde sadece çalışan değil toplam nüfusumuzun %80 kadarı ekonomik olarak memnun değildir. Türk İş tarafından yapılan ve %20 lik dilimler halinde 5 grup olarak açıklanan enflasyon oranlarında hepsinin değişik oranı olduğunu görebiliriz. Başka bir araştırmada ise en zengin %20 lik kesimin (yaklaşık 18 milyon kişi)…
TRUMP TAN DOLAYI ÇİN DE ZENGİNLER ÜLKEYİ TERK EDİYOR
Çin hükümeti, ABD Başkanı seçilen Donald Trump’ın vadettiği yüksek gümrük vergilerinin ekonomide yaratacağı şoklara hazırlanıyor. Çin’de, iktidardaki Komünist Partisi emlak krizi ve COVID-19 salgını sırasında yaşanan aksaklıklar nedeniyle tıkanan ekonomiyi canlandırmada tüketicilerin ve üreticilerin daha fazla harcama yapmalarını sağlamak, Çin para birimi Yuan ve hisse senedi fiyatları düşüşüne engel olmak için bir dizi önlem alıyor. Bu bir bakıma ABD Başkanı seçilen Donald Trump’ın vadettiği yüksek gümrük vergilerinin ekonomide yaratacağı şoklara karşı Çin hükümetinin hazırlıkları olarak görülebilir. Öte yandan, Henley & Partners tarafından hazırlanan bir rapora göre, 2022’den bu yana 13.800 kadar ‘süper zengin’, ekonomik zorluklar nedeniyle ülkeden ayrıldı. İşte, Çin’in kaderini tersine çevirmek için 2025 yılının öncelikler listesinde yer alan bazı başlıklar: Harcamaları teşvik etmek Çin, sürdürülebilir enerjiyle çalışan araç modellerinin satın alınmasında başvurduğu araç geri dönüşüm programını genişletmeyi amaçlıyor. Çarşamba günü yapılan bir açıklamada, geçen yıl haziran ayında başlayan program sayesinde benzinle çalışan 6,5 milyon aracın elektrikli ve hibrit araçlarla değiştirildiği belirtildi. Yetkililer ayrıca, son birkaç ay içinde yeni beyaz eşya satışlarında çift haneli artış görüldüğünü kaydetti. Harcamalardaki yüzde 20’lik sübvansiyonun artık bir düzine alet-edevatı, cep telefonları gibi dijital ürünleri kapsadığı belirtildi. Buna ek olarak fabrikalardaki eski makinelerin yenilenmesi de sübvanse ediliyor. Keyfi denetimlere uyarı Adalet Bakan Yardımcısı Hu Weillie, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, yerel yönetimlerin işleri aksatan “keyfi denetimlerden” kaçınmasını istedi. Devlet yayın kuruluşu Xinhua Haber Ajansı’nın aktarımına göre, varlıklara keyfi el konulması, üretimin durdurulması ve gücün kötüye kullanılması bu sayede engellenecek. Başbakan Li Qiang’a göre bu, Çin’deki iş ortamını iyileştirmeyi amaçlayan bir sürecin parçası. Bu adım, nakit sıkıntısı çeken yerel yönetimlerin şirketleri haraca bağladığına yönelik iddialar ve gelen şikayetler sonrasında atıldı. Daha fazla para Çin şimdiye kadar harcamalara teşvik ettirmede büyük bir proje başlatmamıştı. Daha hedefli ve kademeli bir yönteme başvuruyorlardı. Fakat Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu Başkanı Zhao Chenxin, hükümetin bu tür harcamaları finanse etmede “önemli ölçüde daha büyük” ölçekli uzun vadeli hazine tahvilleri duyurmayı planladığını söyledi. Ayrıca kesin rakamlar, mart ayı başında yapılması planlanan yasama meclisinin yıllık toplantısına kadar gelmeyecek. Halkın parası Çin Merkez Bankası’nın geçtiğimiz hafta sonu düzenlediği toplantıda, ülkenin para birimi yuanın sabit tutulması ve piyasalarda istikrar sağlaması yönünde karar alındığı aktarıldı. “Renminbi” (halkın parası) olarak tanımlanan Çin para birimi, ABD doları ve diğer para birimleri karşısında zayıflayarak finans piyasaları üzerinde baskı oluşturuyor. Şanghay’daki borsa da 3.700’e yükseldiği eylül ayı sonundaki kısa canlanmanın ardından yeniden düşüşe geçip 3.200 seviyesine geriledi. Yuan çarşamba günü dolar karşısında 7.3278’den işlem görüyordu. Ekim ayı başında 7’ydi. Yuanın zayıflaması Çin’in ihracatını daha rekabetçi hale getirebilir. Fakat ülkenin ticari ortaklarını kızdırma riskini de taşır. Ekonomiyi övmek Çin’deki iktidar, muhalefete çok az alan tanıyor ve bu bir bakıma ekonomi hakkında konuşmayı da kısıtlıyor. Devlet Başkanı Xi Jinping’in liderliğine destek toplamaya çalışan yetkililer, ekonomi politikalarını eleştiren uzmanların sosyal medya hesaplarını askıya aldı. Xinhua’nın geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir haberde, “ana akım kamuoyu yaratılması” ve “kamuoyunu doğru şekillendirecek görüşlerin sağlanması” için çağrı yapıldı. Araştırma ve danışmanlık firması Rhodium Group’un yakın dönemde paylaştığı bir raporda, Çin’in geçen yılki gerçek ekonomik büyümesinin yüzde 2,4 ila yüzde 2,8 aralığında olduğu, gerçek büyümenin resmi olarak açıklanan yüzde 5’in altında kaldığı belirtiliyor. (Yukarıdaki yazı Euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com
TRUMP’A GÖRE SURİYE DEN ABD ASKERLERİNİN ÇEKİLMESİ TÜRKİYE İLE İLGİLİ
ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump, Suriye’deki ABD askerlerinin durumunu ‘askeri stratejinin parçası’ olarak nitelendirerek Türkiye’ye atıfta bulundu. 20 Ocak Pazartesi günü Beyaz Saray’a dönmeye hazırlanan ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump, Florida’daki Mar-a-Lago malikanesinde düzenlediği basın toplantısında Suriye’de konuşlu ABD askerlerine değindi. Trump, bir gazetecinin, “Suriye’den ABD askerlerini çekecek misiniz?” şeklindeki sorusuna, “Bunu size söylemeyeceğim çünkü bu bir askeri stratejinin parçası. Ancak şunu söyleyebilirim ki bu Türkiye ile ilgili bir durum,” diye devam etti. “Suriye’de yaşananlara bakarsanız, Rusya ve İran zayıfladı. (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan çok zeki bir adam; adamlarını oraya farklı biçim ve isimler altında gönderdi. Onlar da gidip orada kontrolü ele geçirdiler,” değerlendirmesinde bulundu. Devam eden bölümde Erdoğan için, “Benim arkadaşım ve saygı duyduğum biri. Onun da bana saygı duyduğunu düşünüyorum,” ifadelerini kullandı. Trump daha önce de Beşar Esad’ın devrilmesiyle sonuçlanan sürecin arkasında Türkiye’nin olduğunu iddia etmişti. 16 Aralık Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Erdoğan çok zeki ve sert bir adam. Türkiye çok fazla can kaybı olmadan dostane olmayan bir şekilde kontrolü ele geçirdi. Esad bir kasaptı. Çocuklara neler yaptığını gördük,” şeklinde konuşmuştu. “Türkiye büyük bir güç ve Erdoğan çok iyi anlaştığım biri. Büyük bir askeri güce sahipler.” Suriye’de ABD’nin 2.000 askeri bulunuyor. ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Patrick Ryder, Aralık 2024’te yaptığı bir açıklamada, “Suriye’de yaklaşık 2.000 ABD askeri bulunuyor ve bana açıklandığı kadarıyla bu ek kuvvetler, görev gereksinimlerini karşılamak için konuşlandırılan geçici rotasyon kuvvetleri olarak değerlendiriliyor. Çekirdek sayı 900 ABD askeri daha uzun vadeli konuşlandırma için bulunuyor,” demişti. Ryder, 2.000 ABD askerinin Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın devrilmesinden önce Suriye’de konuşlandığını belirtti. Ne olmuştu? Suriye’de 13 yıldır devam eden iç savaş, HTŞ ve diğer muhalif grupların son 12 günlük operasyonunun ardından Esad ailesinin 54, Baas Partisi’nin 61 yıllık iktidarının bitişiyle sonuçlandı. Ülkenin kuzeybatısında, İdlib’de konumlanmış ve yaklaşık 4 milyonluk bir nüfusu idare ettiği belirtilen HTŞ tarafı, 27 Kasım Çarşamba günü sabahı Türkiye’nin de desteklediği Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) yardımıyla, Şam’daki Suriye hükümetine ve ordusuna karşı “Saldırganlığı Caydırma- Rad’ul Udvan” operasyonunu başlattı. Hızla ilerleyen muhalifler 28 Kasım’da Halep’i Şam’a bağlayan otoyolu kesti, aynı gün 46. Alay Üssü’nü ve en az 8 köyü ele geçirdi. 29-30 Kasım tarihlerinde ülkenin en büyük ikinci kenti Halep, muhaliflerin elindeydi. Bu gelişme sonrası Rus ve Suriyeli savaş uçakları, 2016’dan bu yana ilk kez, 2024’te muhaliflerin ele geçirdiği düşünülen mevzileri bombaladı. HTŞ’nin kontrolündeki muhalif gruplar 4 Aralık’ta Hama, 7 Aralık’ta Humus ve 8 Aralık’ta Esad’ın ülkeyi yönettiği Şam’ı ele geçirdi. Bu gelişmelerden sonra Esad, Rusya’nın “insani gerekçelerle” tanıdığı sığınma hakkı kapsamında ailesiyle beraber Moskova’ya uçtu. HTŞ lideri Colani veya gerçek adıyla Ahmed Hüseyin el-Şara ise aynı gün Suriye devlet televizyonunda Esad’ı devirdiklerini açıkladı. (Yukarıdaki yazı Euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com
ÜLKEMİZDE VE ABD EYALETLERİNDE KİŞİ BAŞINA DÜŞEN MİLLİ GELİR
Mississippi, ABD’nin en fakir eyaleti. Fakat kişi başına düşen gelirde Avrupa’nın en büyük ekonomisi Almanya ile yarışıyor. Türkiye’den de dört kat daha zenginler. ABD’nin en yoksul eyaleti Mississippi’nin kişi başına düşen gelirde, Avrupa Birliği’nin en güçlü ekonomisi olan Almanya’nın sadece 1.524 euro (55.474 Türk Lirası) gerisinde olduğunu biliyor muydunuz? Ya da Türkiye’den dört kat daha zengin olduklarını? Daha adil bir karşılaştırma sağlayan satın alma gücü standardı (PPS) hesaba katıldığında, Lüksemburg ve İrlanda hariç, ABD’nin en yoksul eyaletinin tüm Avrupa Birliği ülkelerini geride bıraktığı görülüyor. Kısa bir hatırlatma: Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH), bir ülkenin belirli bir dönemde (genellikle bir yıl) içinde üretilen tüm mal ve hizmetlerin toplam değeriyken, kişi başına düşen milli gelir, bir ülkenin toplam gelirinin (veya GSYİH ‘sının) nüfusuna bölünmesiyle elde ediliyor. Türkiye’de 2023 yılında kişi başına düşen milli gelir 13.110 dolar (463.791 Türk Lirası) seviyesindeydi. Bu rakam Mississippi’de 53.872 dolar (1,9 milyon Türk Lirası) civarında. Euronews, eyaletlerin 2024 yılındaki GSYİH’lerine ABD Ekonomik Analiz Bürosu’ndan (BEA), Avrupa ülkelerindeki rakamlara da Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) “Küresel Görünüm” raporu aracılığıyla ulaştı. ABD eyaletlerinde 2024 yılının üçüncü çeyreğinde mevsimsel olarak düzeltilmiş veri setleri ve ABD Nüfus Sayım Bürosu’nun Temmuz 2024’teki nüfus tahminleri kullanıldı. 2024’ün üçüncü çeyreğinde Mississippi’de kişi başına düşen milli gelir 53.872 dolardı. Bu rakam Columbia Bölgesi’nde 266.787 dolara (9,43 milyon Türk Lirası) kadar çıkıyor. Batı Virginia (58.100 dolar- 2,05 milyon Türk Lirası), Arkansas (58.578 dolar- 2,07 milyon Türk Lirası), Alabama (59.756 dolar- 2,11 milyon Türk Lirası), Güney Carolina (61.081 dolar- 2,16 milyon Türk Lirası) eyaletleri de alt sıralarda yer alıyor. İlk beşte New York (110.575 dolar- 3,91 milyon Türk Lirası), Massachusetts (104.588 dolar- 3,7 milyon Türk Lirası), Washington (102.759 dolar- 3,63 milyon Türk Lirası), California (99.619 dolar- 3,52 milyon Türk Lirası), Columbia Bölgesi’ni takip ediyor. Avrupa Birliği’nde de 2024 yılında kişi başına düşen milli gelir Bulgaristan’da 15.773 euro (574.142 Türk Lirası) iken Lüksemburg’da 125.043 euro (4,55 milyon Türk Lirası) seviyesindeydi. AB ortalaması 40.060 euro (1,45 milyon Türk Lirası), ABD ortalaması 80.023 euro (2,91 milyon Türk Lirası) olarak ölçüldü. Avrupa’nın en büyük beş ekonomisinde Almanya’da kişi başına düşen milli gelir 51.304 euro (1,86 milyon Türk Lirası) iken, bu rakam İngiltere’de 48.441 euro (1,76 milyon Türk Lirası), Fransa’da 44.365 euro (1,61 milyon Türk Lirası), İtalya’da 37.227 euro (1,35 milyon Türk Lirası), İspanya’da 33.070 euro (1,2 milyon Türk Lirası) seviyesindeydi. Avrupa’nın en büyük beş ekonomisi kişi başına düşen milli gelire göre değil, toplam ekonomik büyüklüğe, yani Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYİH) göre tanımlanıyor. Mississippi, Almanya’ya çok yakın, Türkiye’den çok uzak Bu rakamlar göz önünde bulundurulduğunda, ABD’de “en yoksul eyalet” olarak tanımlanan Mississippi’nin, Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya’nın, kişi başına düşen milli gelirde 1.524 euro (55.474 Türk Lirası) geride olduğu sonucuna varılıyor. Almanya, 2024’te dünyanın en büyük üçüncü ekonomisiydi ve Avrupa Birliği’nin GSYİH’sine yüzde 24,3 oranında katkı sağladı. Türkiye ise, IMF’in sağladığı veriler doğrultusunda, 1,024 trilyon dolarlık (36,23 trilyon Türk Lirası) GSYİH’si ile 2023 yılında dünyanın en büyük 17. ekonomisiydi. Kişi başına düşen milli gelir 13.110 dolardı. Yani Mississippi’den 40.762 dolar (1,44 milyon Türk Lirası) daha az. Bu hesapta ABD’nin en yoksul eyaletinde kişi başına düşen gelir, İspanya’dan 16.710 euro (608.249 Türk Lirası), İtalya’dan 12.553 euro (456.933 Türk Lirası), Fransa’dan 5.415 euro (197.107 Türk Lirası) ve İngiltere’den 1.339 euro (48.740 Türk Lirası) daha…
TRUMP IN ELEKTRİKLİ ARAÇ POLİTİKALARI VE ÜRETİCİLERİN 2025 TAHMİNLERİ
Elektrikli araç talebinin bu yıl artmaya devam etmesi bekleniyor, ancak politika değişiklikleri ve tarifeler konusundaki belirsizlik tahminleri gölgeliyor. S&P Global Mobility’ye göre, bataryalı elektrikli araçların küresel satışlarının 2025 yılında yüzde 30’luk bir artışla 15,1 milyona ulaşması bekleniyor. Aynı zamanda bataryalı elektrikli araçların hafif araç pazar payının yüzde 16,7’sini oluşturması da beklentiler arasında. Ancak araştırma raporuna göre, Donald Trump’ın başkanlığı hem elektrikli araç üreticileri hem de tüketiciler için vergi ve diğer teşviklerde büyük politika değişiklikleri anlamına gelebileceğinden, Tesla, Çinli BYD ve diğer üreticiler 2025 yılında büyük bilinmeyenlerle karşı karşıya. Rapor, ithalatta gümrük vergisi tehdidinin ve küresel olarak misilleme gümrük vergilerinin elektrikli araçların üretim ve satışını daha da zorlaştırabileceğine işaret ediyor. S&P Global Mobility’de otomobil istihbaratı müdür yardımcısı Stephanie Brinley, “Havada çok fazla belirsizlik var” dedi. “Bu, ille de gümbür gümbür gitmek isteyeceğiniz bir ortam değil.” ABD’de tüketiciler şu anda belirli yeni elektrikli araçlar için 7.500 dolara kadar federal vergi avantajı talep edebiliyor. Otomobil üreticileri de elektrikli araç üretimi ve altyapısı için bazı federal desteklerden yararlanıyor. Başkan Trump döneminde tüm bunların kesilmesi mümkün. Trump başkanlık kampanyası sırasında elektrikli araçlar için federal vergi kredisini kınadı. Bunu, otomobil endüstrisine zarar verecek “yeni yeşil aldatmacanın” bir parçası olarak nitelendirdi. Yine de yeni yönetimin, otomobil üreticilerine potansiyel olarak yardımcı olabilecek endüstrilerin daha geniş bir şekilde serbestleştirilmesi için baskı yapması bekleniyor. Daha büyük elektrikli araç üreticilerinden bazıları, tüketiciler ve üreticiler için faydalar sağlasa bile karışık bir 2024 geçirdi. Tesla’nın satışları yüzde 1,1 düşerek son 10 yıldır ilk kez yıllık bazda düşüş gösterdi. Rivian’ın teslimatları ise yüzde 2,9 arttı. Gümrük tarifeleri sektör için bir başka tehdit. Üretim küresel olarak gerçekleşiyor ve süreç boyunca parçalar ithal ve ihraç ediliyor. Trump Meksika, Kanada, Çin ve diğer ülkelerden yapılan ithalatı vergilendirmekle tehdit etti ki bu da muhtemelen misilleme tarifelerine yol açacaktır. Çin elektrikli araçlar için en büyük pazar ve onu ABD izliyor. ABD’de Tesla, pazar payının yaklaşık yüzde 50’sine sahip olan baskın elektrikli araç üreticisi konumunda. Otomobil üreticileri, Trump’ın vergi kredilerini iptal etme ve gümrük tarifelerini uygulama tehdidini yerine getirip getirmeyeceğini görmek için diğer birçok sektörle birlikte bekle ve gör pozisyonunda. Daha geniş anlamda otomobil endüstrisi temkinli ilerliyor. Genel olarak S&P Global Mobility, hafif araç üretiminin 2024 yılında yüzde 1,6 düşmesini ve 2025 yılında yüzde 0,4 daha azalmasını bekliyor. Bu, otomobil üreticilerinin üretim ve talebi daha iyi eşleştirmesinin bir sonucudur. Toplam hafif araç satışlarının 2025 yılında yüzde 1,7 artması bekleniyor. Elektrikli araçlara geçiş sürecinin devam etmesi de üretimin daha ılımlı hale gelmesinde rol oynuyor. Ford ve General Motors gibi şirketler daha fazla kapasite eklemek yerine bazı durumlarda üretim kapasitesini elektrikli araçlara kaydırıyor. (Yukarıdaki yazı Euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com










