ORTA DOĞU’DAKİ GERİLİMLER AVRUPA’DA BAŞKA BİR ENERJİ FİYAT ŞOKUNA YOL AÇAR MI?
Enerji analisti Dr. Yousef Alshammari petrol fiyatlarıyla ilgili görüşlerini Euronews ile paylaştı. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkez Bankası’nın (FED) faiz oranını yarım puan düşürme kararının ardından perşembe günü bir miktar fiyat desteği kazanmasına rağmen petrol fiyatları aşağı yönlü bir seyir sürdürüyor. Analistler ve ekonomistler, Orta Doğu’da arzı da etkileyebilecek artan gerilimleri takip ediyor. Bu haber yazıldığı sırada Brent ham petrolü yüzde 1,2 artışla varil başına 74 dolar (66 Euro) seviyesindeyken, ABD WTI yüzde 1,2 artışla varil başına 71 dolar (63 Euro) civarında işlem görüyordu. Bununla birlikte, her iki gösterge de üçüncü çeyrekte yaklaşık yüzde 13 düştü. Enerji analisti Dr. Yousef Alshammari, petrol piyasalarını etkileyen çeşitli faktörler olduğunu ancak Avrupa’nın Rusya-Ukrayna çatışmasının başlamasının ardından 2022’de yaşanan fiyat şokunu görmesinin pek olası olmadığını çünkü artık piyasada daha fazla tedarikçi olduğunu belirtti. Dr. Alshammari, yüksek enerji fiyatları ile boğuşmaya devam eden Avrupa’nın kendisini daha rekabetçi hale getirmek için neler yapması gerektiğine ilişkin düşüncelerini de paylaştı. Aşırı iddialı iklim hedefleri “Enerji sorunu Avrupa için yeni değil ancak gördüğümüz şey aşırı iddialı iklim hedefleri. Bunun Avrupa’da yatırımların nereye gideceğine yön verdiğine inanıyorum… Avrupa’nın öncelikle enerji dönüşümü için gerçekçi hedefler belirlemesi gerektiğini düşünüyorum,” diyen Alshammari, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ayrıca enerji güvenliğine de yatırım yapmamız gerekiyor- burada doğal gaz ve nükleer enerjiyi kastediyorum. Doğal gaz ve nükleer olmadan Avrupa’da enerji güvenliğinin istikrarsız olmaya devam edeceğine inanıyorum. İster Rusya’ya bağımlılık olsun ister petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar.” Dr. Alshammari ayrıca, üçüncü zorluğun üye ülkeler arasında birlik olduğunu ifade etti. Analistler yaşanan gelişmelerin daha geniş bölgesel çatışmalara yol açabileceği ihtimalini göz önünde bulundurarak, petrol fiyatlarının Orta Doğu’da tırmanan gerilimden etkilenmeye devam edeceği kanaatinde. Orta Doğu’da gerilim yüksek Geçtiğimiz yıl ekim ayında Hamas militanlarının İsrail’e düzenlediği sürpriz saldırı ve İsrail’in buna karşılık olarak Gazze’ye yönelik başlattığı saldırıların ardından Orta Doğu’da gerilim sürekli artıyor. İran’ın başkenti Tahran’da Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin ve Lübnan’da üst düzey Hizbullah yetkililerinin öldürülmesi ile tansiyon iyice yükselirken, İran, Tahran’daki suikastın karşılığı olacağını belirtmişti. Bu haftanın başlarında Lübnan’da 17 ve 18 Eylül’de Hizbullah’ın kullandığı telsiz ve çağrı cihazlarının patlatılması ile çatışmaların bölgesel bir savaşa dönüşeceğine dair endişeler iyice arttı. Lübnan’daki benzeri görülmemiş bu saldırılar, İran’ın Orta Doğu’daki en güçlü vekili olan Hizbullah’ı şaşkına çevirirken, İsrail’in 11 aydır Gazze’deki Filistinli Hamas militanlarına karşı sürdürdüğü savaşla aynı dönemde gerçekleşti. Lübnan’da Hizbullah üyelerinin kullandığı çağrı cihazlarının salı günü ülke genelinde neredeyse eş zamanlı olarak patladı. Çarşamba günü ise ülkenin başkenti Beyrut’un güneyindeki mahallelerinde Hizbullah militanlarının kullandığı el telsizlerinin patladığı bildirildi. Patlamalarda şu ana dek 32 kişi hayatını kaybederken, 3.250’yi aşkın kişi de yaralandı. Lübnan Hizbullah’ı patlamalardan İsrail’i sorumlu tuttu. Hizbullah yetkilisi patlamanın örgütün iletişim ağı içeresinde kullandığı çağrı cihazlarının hedef alındığı patlamanın bir İsrail “güvenlik operasyonunun” sonucu olduğunu iddia etti. İsrail ordusu ise suçlamalarla ilgili yorum yapmayı reddetti. Dün akşam saatlerinde de İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Hizbullah’ın altyapısını hedef almak ve yok etmek amacıyla Lübnan’ın güneyine yeni bir saldırı başlattı. (Yukarıdaki yazı EURONEWS sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com
ÜLKE PSİKOLOJİMİZ
İçinde bulunduğumuz ve çıkmaya gayret gösterdiğimiz ekonomik koşullarda halkımızın büyük bir kısmının psikolojisi bozuldu ve psikologlara olan ihtiyacımız her geçen gün çoğalmaya başladı. Hepimizin sinir katsayısı yükseldi ve en küçük olaylara dahi katlanmamız zorlaştı ve birbirimize karşı sinir ve stresle konuşmaya, tartışmaya başladık. Sokakta, caddede, pazarda, markette, toplu taşım araçlarında kısaca her yerde şöyle bir baktığımız zaman güler yüzlü vatandaşlarımıza hasret kalmaya başladık. Herkes asık suratlı, düşünceli, dalgın bir seyir izlemekte ve belli ki insanlar başta ekonomi olmak üzere diğer problemlerine odaklanmış durumda ve etrafı ile ilgilenecek durumda değil. Mutfakta tencere nasıl kaynayacak, ev kirası nasıl ödenecek, çocuğun okul taksiti nasıl karşılanacak hatta beslenme çantasına ne konulacak, işyerimden çıkarılabilme ihtimali, iş bulma hayali, yaptığı iş görüşmelerden olumlu sonuç gelecek mi gibi sorunlardan başını kaldıramıyor ve sürekli düşünceli bir halde hayatlarına devam etmeye çalışıyor. Bunun yanında belirli bir kesim de borsa düşütü mü yükseldi mi? Dolar ne zaman yükselecek, mevduat faizinden ne kadar alacağım vd. gibi pozitif gelişmeleri bekliyor ve dikkatle takip ediyor. Ülkemizde çalışan nüfusun yaklaşık %40 kadarı asgari ücretle çalışıyor ve asgari ücretin normal ücret haline geldiği bir gerçek. Buna bir de 16 milyon emekli sayısı eklendiğinde genel nüfusun yaklaşık yarısı açlık sınırında veya altında geçinmeye çalışıyor. Ve her dönem enflasyon altında ezilen, alım gücü sürekli düşen, hayat pahalılığını en çok hisseden kesim emekli ve asgari ücretliler olmuştur. Bu bağlamda baktığımızda insanlarımızın psikolojisi de bozulmuş, son derece sinirli bir toplum hakine gelmiş durumdayız. Örneğin trafikte bir dakika ile beklemek insanlara zor geliyor ve en basit hata veya gecikmelerden dolayı gereksiz şekilde tartışmalara tanık oluyoruz. Herkesin sinirleri bozuk veya tartışmaya da hazır durumda sanki. Ülkemizde geçen yıl verilen rakamlara göre yaklaşık 800000 üniversite öğrencimiz ekonomik koşulların yetersizliği nedeniyle okullarını bırakıp memleketlerine dönmek zorunda kalmış. Bu, ülkemiz için son derece önemli ve çözülmesi gereken bir sorundur ve ivedilikle çözülmesi gerekir. Söz konusu gençlerimiz ilerideki süreçlerde ekonomiye katkıda bulunacakları aşikardır ve bunların eğitim ve öğretim kadrolarına geri dönüşümü sağlanmalıdır. En başta barınma sorunu, beslenme, eğitim enflasyonunun yüksekliği bu çocukların okullarından uzaklaşmasına sebep olmuştur ve bu çocukların da psikolojilerinin bozulmasının normal olduğu abartı değildir. Psikolojik tedaviye gelince, eskiden anormal karşılanmaktaydı ama psikoloğa gitmek günümüzde son drece normal karşılanmaktadır ve doğal olanı da budur. Çünkü hiçbir bilim dalı boşuna doğmamıştır ve hepsi insanlığa hizmet içindir ve her geçen gün her bilim dalı gelişmekte ve insanlığa hizmete devam etmektedir. Ülkemiz, yapılan araştırmalarda dünyanın en sinirli ikinci ülkesi konumundadır. Karar gazetesinin haberine göre; Gallup’un “Global Emotions” raporuna göre Türkiye, dünyanın en sinirli ikinci ülkesi olarak belirlendi. 100 ülke arasında yapılan araştırmada Türkiye, yüzde 48 ile en yüksek sinirlilik oranına sahip ülkeler arasında yer aldı. Rapor, Türkiye’deki yüksek enflasyon ve otoriterleşen yönetimin öfke düzeyini artırdığını ortaya koydu. Dünya çapında yapılan bir araştırmaya göre Türkiye, dünyanın en sinirli ikinci ülkesi oldu. Gallup’un “Global Emotions” raporunda, Türkiye’de yaşayanların yüzde 48’inin sık sık öfke duyduğu belirtildi. Rapor, bu durumun nedenleri arasında yüksek enflasyon, ekonomik sıkıntılar ve otoriterleşen yönetimi gösterdi. Öte yandan, El Salvador ise dünyanın en mutlu ülkesi seçildi. Türkiye, yüzde 48 ile dünyanın en sinirli ikinci ülkesi olurken; Avrupa’nın ise birincisi oldu. Listede üçüncü sırada Ermenistan yer alırken, Irak, Afganistan, Ürdün, Mali ve Sierra Leone ise bu ülkeleri takip etti. Gallup’un Türkiye hakkındaki değerlendirmesinde, “Ukrayna’daki savaştan önce bile yüksek enflasyonla…
BAŞKAN YILMAZ: “KADINLARLA YENİ BİR ÜRETİM HİKAYESİ YAZACAĞIZ”
Silivri Belediyesinin Avrupa Birliği Erasmus Projeleri kapsamında yürütmüş olduğu “Tarım Kooperatiflerinde Kadının Güçlendirilmesi” projesinin kapanış toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan Başkan Yılmaz, “Silivri’de kadınlar üretiyor anlayışımızın bir gereği olarak, kalıcı ve köklü çözümler geliştirebilmek amacıyla, kooperatifçiliğin yaygınlaşmasını hedefleyerek birçok çalışma yaptık” dedi. Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz’ın “Kadın varsa üretim var, üretim varsa hayat var” vizyonu doğrultusundaki çalışmaları sürüyor. Silivri Belediyesi, geliştirdiği projelerle ilçede yaşayan kadınları üretime teşvik etmeye devam ediyor. Avrupa Birliği Erasmus Projeleri kapsamında 134.324 euro hibe almayı hak ettiği, 2021-1-TR01-KA220-ADU-000029357 numaralı “Tarım Kooperatiflerinde Kadının Güçlendirilmesi” (Women Emprowerment In Agricultural Cooperatives) projesinin kapanış toplantısı, Silivri Eser Diamond Otel’de yapıldı. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülen Özdemir’in hitaplarıyla başlayan program, Silivri Belediyesinin tarım alanındaki hizmetleri ve Tarımsal Hizmetler Müdürlüğünün kooperatifçilikle ilgili video gösterileriyle devam etti. Toplantı kapsamında Silivri Belediyesi Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü Ziraat Yüksek Mühendisi Aslı Uçman, proje faaliyetine ilişkin sunum yaptı. Ardından Mimi Yenilebilir Çiçek Çiftçiliği Kurucusu Nesrin Demirer ve Grandma Akören Çiftçiliği Yetkilisi Özgün Akbayır tarafından konuşmalar gerçekleştirildi. ÖZDEMİR: “SİLİVRİ’NİN KADINLARI ÇOK ŞANLI” Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülen Özdemir, “Öncelikle bu projeye, tarıma ve kadınlara verdiği desteklerden dolayı Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz’a çok teşekkür ederim. Silivri’nin kadınlarının çok şanslı olduğunu belirtmek istiyorum. Buradaki yöneticiler Silivri’deki kadınlar için gayretle çalışıyor. Bizlerin görevi öğrenci yetiştirmek ve meslek edindirmek olsa da diğer bir görevimiz de halkımıza bilgiyi aktarabilmektir. Bu nedenle böyle bir projenin parçası olmak bizleri son derecek mutlu etti” dedi. ERTUĞRUL: “SİLİVRİ CİDDİ BİR TARIM VE HAYVANCILIK KENTİDİR” Özdemir’in ardından konuşan Silivri İlçe Tarım Müdürü Nuri Ertuğrul, “Silivri İlçe Tarım Müdürlüğü’müzde 2.200 adet kadın çiftçimiz ve 2.000’e yakın hayvansal işletmemiz kayıtlıdır. Silivri bu anlamda 60.000’e yakın hayvan varlığı ve 400.000 dönümlük arazisiyle ciddi bir tarım ve hayvancılık kentidir. Silivri, tarım ve hayvancılık adını önümüzdeki yıllara da taşıyacaktır diye düşünüyoruz. Silivri’ye Tarım ve Orman Bakanlığı olarak yıllık 130 milyon TL’ye yakın destek vermekteyiz. Silivri Belediyesi de bizim en büyük çiftçilerimizden biridir. 4.000 dönüme tarımsal alan işletmektedir. Bu durum Türkiye içinde üreticilik anlamında büyük bir rakamdır. Silivri Belediyesi ile ortaklaşa birçok projelerimiz devam ediyor. Belediyemiz son 2 yıldır hayvancılarımızın aşılarını ücretsiz bir şekilde karşılıyor. Tarım ve hayvancılık konularındaki desteklerinden dolayı Başkanımız Volkan Yılmaz’a çok teşekkür ederim. Kadınlarımızın başımızın üstünde yeri vardır diyor ve programımızın hayırlı olmasını diliyorum” diye konuştu. BAŞKAN YILMAZ: “KADINLARIN GÜÇLENMESİNDE KOOPERATİFLERİN ÖNEMLİ ROLÜ VARDIR” Toplantıda bir konuşma yapan Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz, “Avrupa Birliği Erasmus Projemiz olan Tarım Kooperatiflerinde Kadının Güçlendirilmesi Projesinin kapanış toplantısında sizlerle bir arada olmaktan duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Hayatın bütün yükünü omuzlamış ve bu yükle beraber dimdik yürüyen, cesaretiyle şanlı tarihimize damga vuran, günümüzün Nene Hatun’larına, Kara Fatma’larına, Şerife Bacı’larına, vatan, millet ve bayrak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan kadınlarımıza, en kalbi duygularla sevgilerimi iletiyorum. Günümüz, kadınların ekonomi ve kalkınmaya yön veren aktörleri olduğu bir sürece sahne oluyor. Kadınlar artık yalnızca anne ve çalışan değil, girişimciler olarak da karşımıza çıkıyor. İş dünyasında ve siyasette kadınları karar mekanizmalarında görüyoruz. Bu durumun tüm çevremize sirayet eden olumlu etkilerini tecrübe ediyoruz. Çağımızda güçlü bir ülkenin üç bileşeni vardır; güçlü kadın, güçlü aile ve güçlü toplumdur. Dolayısıyla, kadınları girişimci olmaya cesaretlendirmek ve imkân sağlamak, kalkınmada hızla yol almak demektir. Kadınların güçlendirilmesinde, kooperatiflerin…
DOĞAL AFET SADECE DEPREM DEMEK DEĞİL!
Türkiye’de uzun yıllardır deprem ile ilişkilendirilen doğal afet sigortasının algısını değiştirmeye yönelik çalışmalar başladı. DASK’ın teminat sunduğu risklere başta “sel” olmak üzere deprem dışındaki diğer tüm doğal afetler dahil edilecek. Türkiye’nin deprem kuşağında yer alan bir ülke olmasına paralel zorunlu deprem sigortası sahibi olma bilinci de son yıllarda artış gösteriyor. Ancak genel sigortalılık oranına bakıldığında ise, nüfusun hala sadece yarısının doğal afet sigortası yaptırmış olduğu görülüyor. DASK’ın son açıkladığı verilere göre; Afet Sigortaları Kanunu kapsamında geçen yıl Ekim ayında 8,1 milyon olan poliçe sayısı, bu yıl aynı dönem itibarı ile 8.5 milyona ulaşarak %4,7’lik bir artış göstermiştir. Geçen Ekim ayında %56 olan sigortalılık oranı ise bu yıl aynı dönem itibarı %58,8 olmasının en önemli nedenlerinden biri ise DASK’ın sadece depremden kaynaklı hasarları teminat altına alması olarak görülüyor. Geçtiğimiz yıl ülkemizde yaşanan sel ve yangın felaketleri gösteriyor ki iklim krizi dünya genelini olduğu gibi ülkemizi de ciddi bir şekilde tehdit ediyor. İklim bilimcilerin de söylediği gibi iklim krizinden kaynaklı yaşanacak doğal afetler önümüzdeki yıllarda da artarak devam edecek. Bu durum, sadece hayatlarımızı değil aynı zamanda ekonomik olarak da bizleri etkiliyor ve her sektörü olduğu gibi sigorta sektörünü de değişime yönlendiriyor. Monopoli Sigorta Kurucu Ortağı Erol Esentürk, “Doğal afetlerin sebep olduğu ve olacağı ekonomik kayıpların en aza indirilmesinde sigorta büyük rol oynuyor. Her ne kadar rakamlar geçen yıla göre daha iyi bir yerde olduğumuzu gösterse de yüzde 58,8 olan sigortalılık oranı gösteriyor ki hala önlem alma ve hasarın giderilmesinde beklenen noktada değiliz. Bu verilere baktığımızda, DASK poliçesinin kapsadığı risklerin genişletilmesinin mecburi olduğunu görüyoruz. Poliçenin genişletilmesi ile birlikte sigortalılık oranında da artış olacağını düşünüyorum.” dedi. Türkiye Doğal Afet Sigortasında Önemli Değişikliklere Gidiyor! Ülkemizde yaşanan doğal afetlerin sonucunda Türkiye, DASK poliçesinin teminatı altına aldığı riskleri genişletmek için çalışmalara başladı. Resmi Gazete’de yayımlanan 2022 YılıCumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na göre, bütüncül bir zorunlu doğal afet sigortası tasarımına ilişkin çalışmalar hızlandırılacak. Aynı zamanda zorunlu deprem sigortası beyanı ve ödemesinin etkin şekilde takip edilmesi ile birlikte doğal afet sigorta poliçe sayısının artırılması hedefleniyor. Esentürk,“İklim krizinin etkilerini ülkemizde de derinden hissettiğimiz günlerde DASK’ın teminat sunduğu risklere, başta sel olmak üzere deprem dışında kalan diğer doğal afetlerin de dahil edilmesine yönelik yapılan çalışmalar, hem sigorta sektörü hem de ülkemiz adına önemli bir adım olma niteliği taşıyor. Bu durum hem sigorta bilincini artırmaya etken olacak hem de doğal afetlerin doğuracağı riskleri minimize edecektir.” diye belirtti. Doğal afet sigortasına karşı olan algının değiştirilmesi ve sigortalılık oranının yükseltilmesi konusunda sigorta firmalarına da büyük iş düştüğünü belirten Erol Esentürk, “Biz Monopoli Sigorta olarak dünyanın ve doğanın sürdürülebilirliği için artık her ticari girişimin sosyal fayda yaratan projeler üretmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu bilinçle kurduğumuz “Monopoli ile Değer Katanlar Platformu” çatısı altında gerçekleştireceğimiz faaliyetlerimizde, tüm paydaşlarımız ve iş ortaklarımız ile beraber daha iyi bir dünya için kendi sektörlerimizde neler yapabileceğimize dair tecrübe ve fikir paylaşımı gerçekleştirmeyi ve sonucunda değer yaratan projeler üretmeyi hedefliyoruz.” dedi.
Anadolujet İzmir’den yeni yurtdışı rotasına uçacak
Türk Hava Yolları’nın alt markası Anadolujet İzmir’den yeni bir yurtdışı rotasına uçuş düzenleyecek. Türk Hava Yolları’nın alt markası Anadolujet’in İzmir’den İran’ın Tebriz şehrine uçuşlara başlayacağı açıklandı. İran basınında yer alan bilgilere göre, İzmir-Tebriz hattında uçuşların 3 Haziran’da başlayacağı ve haftada bir frekans olarak yapılacağı bildirildi. THY’de 2021 yılında bu yana İstanbul’dan Tebriz şehrine uçuşlara devam ediyor.(Airturkhaber)
Turizm sektörüne yardımı 28 milyar euroyu buldu
Dünyanın en fazla ziyaret edilen ülkesi olan Fransa koronavirüs salgınından büyük darbe yiyen turizm sektörü için kesenin ağzını açtı. Avrupa’da Covid-19 salgınından en fazla etkilenen ülkelerden olan Fransa’da ekonominin çarklarının dönmesini sağlayan sektörlerden biri de turizm. Turizm sektörüne yardım miktarı 28 milyar euroyu buldu Turizmden Sorumlu Devlet Bakanı Jean-Baptiste Lemoyne koronavirüs salgını döneminde turizm sektörüne yapılan yardımın 28 milyar euroyu bulduğunu açıkladı. Lemoyne, Şubat ayındaki açıklamasında ülkeye turist gelememesi nedeniyle sektörde büyük kayıp yaşandığını belirterek, korona krizi nedeniyle 2020 yılındaki turizm gelirlerinde 60 milyar euro düşüş yaşandığını kaydetmişti. Dünyanın en fazla ziyaret edilen ülkesi olan Fransa ekonomisinde turizm en önemli sektörlerden biri konumunda. Turizm sektörü ve sektörle bağlantılı harcamaların OECD’nin 2018 verilerine göre gayrisafi yurtiçi hasıladaki payı yüzde 7’yi buluyor. Sektör 1,4 milyon kişiyi doğrudan istihdam ederken, dolaylı istihdam edilenlerle beraber bu rakam 2 milyon kişiyi buluyor. Fransa 89,4 milyon turist sayısı ile 2018 yılında rekor kırmıştı. 2018’de 40 milyondan fazla turist sadece Paris’i ziyaret etmişti. Ülke salgından önce 2020 yılı için 100 milyon turist hedefi koymuştu. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre Fransa’da koronavirüs salgınında toplam vaka sayısı 5,68 milyonu geçerken, salgında 105 binden fazla kişi de yaşamını yitirdi. Fransa ABD, Hindistan ve Brezilya’nın ardından dünyada en fazla vaka sayısına sahip dördüncü ülke konumunda bulunuyor. Türkiye beşinci sırada yer alıyor. (Deutsche Welle Türkçe)
Seyahat sektöründe inovasyonun geçmişi ve geleceği!
21 Ocak 2021, 12:17 Korona pandemisinde en olumsuz etkilenen sektörlerden biri kuşkusuz seyahat sektörü. Bu kriz sektör için yeniliklere yol açabilir mi sorusunu kendimize sorup, geçmişte yenilikleri ve gelecekteki olası inovasyon gelişmelerini sizin için derledik. Kemerleri bağlayın! GOOINN sizi evlerinizden alıp, dünya seyahatine çıkarıyor! 5 Temmuz 1841’de sıcak bir yaz Pazar sabahında Leicester/İngiltere’de bir yıl önce hizmete açılan tren istasyonunda bir kalabalık bir araya geliyor. 571 kişi Loughborough’ya şehirdeki sefalet ve alkol sorunlarından uzaklaşmak üzere bir Pazar kırsal gezisine katılmak üzere trene biniyor. Tüm seyahat sadece 10 millik bir mesafeye olacak, ancak farkında olmadıkları, seyahat alanındaki en büyük inovasyona tanıklık edecekleri. Genç girişimci Thomas Cook ulaşım, yemek ve hatta canlı müzik içeren ilk paket turu oluşturmuş ve 1 şilin gibi müthiş bir fiyatla (Pound’un 20’de biri) başarıyla satış yapmıştır. 1 şilinin bugünün değeri yaklaşık 5 Pound civarında. Bu tarihten önce seyahat etmek her unsurunu kendiniz veya durumunuz varsa personeliniz tarafından ayarlanması gereken bir eylemdi, ancak Thomas Cook’la beraber artık hazır ulaşım, konaklama, yemek ve gezi gibi tüm seyahat ihtiyaçlarını birleştirip hazır olarak satış sunuldu. Bu kolaylık önce İngiltere’de sonra da diğer ülkelere yayılıp seyahatin geniş kitlelere açılmasını sağladı. Cook 1855 yılında ilk yurtdışı turunu İsviçre’ye gerçekleştirdi, ayrıca otel voucherları ve seyahat dergileri çıkararak müşterilerinin seyahat arzularını harekete geçirmesini de sağladı. Seyahat etmek antik dönemden beri gerçekleştirilen, ancak o tarihlerde ancak varlıklı kişilerin gerçekleştirebildiği bir eylemdi. Ancak seyahatin daha geniş kitlere yayılması buharlı trenler ile mümkün oldu. İlk tasarlayanlar talebin daha varlıklı kitlelerden geleceğini öngörmüşler ve ağırlık 1.sınıf vagonlara verilmiş, ancak orta sınıfı adeta trenleri doldurmaya başlamıştı 19. yy sonlarında. Zamanla seyahat bir lüks olmaktan çıkmış ve alt mevkilerin oranı artmış, öyle ki tren yolcu sayısının %80’den fazlası 4. mevkilerden gelmeye başlamıştı. 2. Dünya Savaşı ile sekteye uğrayan seyahat hareketliliği 1950’li yıllarda tekrar artışı geçmiş ve esasen 1960’larda uluslararası paket turların çoğalması ile özellikle 1 yıl çalışıp 2 – 3 haftalık tatili iple çekenlerin en önemli özlemi haline geldi ve bildiğimiz anlamda turizm faaliyetleri oluştu. Tatil bir bakıma görevlerden azat olmadır ve iş hayatı ile tatil kesin çizgilerle ayrılmıştı. Seyahat sektörü özellikle pazarlama alanında dijital enstrümanları çok iyi kullanıyorken, inovasyon çalışmalarında durum farklı. Büyük işletme oranının azlığı, seyahat ürününün gerçek zamanlı olması ve çok karmaşık çok paydaşlar olmasından dolayı, seyahat sektörü inovasyon alanında diğer sektörlere nazaran göreceli daha dezavantajlı. Marjların küçülmesi de inovasyona, yani gelecekteki başarıya, odaklanmayı zorlaştırıyor. Tüm bunlardan dolayı seyahat alanında faaliyet gösteren şirketlerin, genel olarak kurumsal bir inovasyona stratejisine ve yapılandırılmış bir inovasyon sürecine sahip olmadıkları görülüyor. Yenilikler genelde kişisel çaba, rakip veya başka paydaşlardan esinlenilen fikirlerin hızlıca test edilmeden sunulmasından oluşuyor. Seyahat sektöründeki inovasyona örneklerde oteller öne çıkıyor, genelde donanım ve teknolojik inovasyonlarla misafirler için daha iyi deneyimler sunulmaya çalışılıyor. Örneğin Viyana’da bir otelde akıllı telefon ile oda kapısı açılabiliyorken, duvarlarda ışıklı yönlendirmelerle odanızı daha kolaylıkla bulabiliyorsunuz. Korona günlerinde evden çalışma ile iş/özel hayat ayrımı iyice iç içe geçmeye başladı. Son ayların getirdiği zorluklar, seyahat sektörü paydaşlarını yaratıcı çözümler üretmeye zorladı. Otel odalarını ofislere çeviren oteller olduğu gibi, evden çalışmak yerine bir tatil tesisinde konaklayıp, odadaki hızlı internet ile çalışıp, mesai sonrası diğer misafirlerle tanışma veya etkinliklere katılma imkânı sunan paketler “worcation” olarak sunulmaya başlandı. Kalktığı havalimanına geri dönen ve sadece hasret kalınan uçuş deneyimini tekrar yaşamak isteyenler, ilk…
İNGİLİZ LOJİSTİK DEVİNDEN TÜRKİYE’YE 3 YENİ HAT
Dünyanın en büyük lojistik şirketlerinden İngiliz devi P&O Ferrymasters, Türkiye’ye yönelik 3 hat açtı. Hatlar Pendik, Ambarlı ve Mersin limanlarından İtalya’nın Trieste Limanı’na ulaşarak Avrupa’ya bağlanacak intermodal ağına dahil olacak. U.N. Ro-Ro’yu satın alarak Türkiye pazarına giren Danimarkalı DFDS’nin ardından bu kez İngiliz devi P&O Ferrymasters, Türkiye’ye yönelik 3 hat açtı. Hatlar Pendik, Ambarlı ve Mersin limanlarından İtalya’nın Trieste Limanı’na ulaşarak Avrupa’ya bağlanacak intermodal ağına dahil olacak. P&O Ferrymasters’ın Intermodal Müdürü Wim Blomme, “Hizmetlerimizin erişimini birçok müşterinin üretim merkezlerini taşıdığı Doğu Avrupa ve Asya’ya genişletmeye devam ediyoruz. Türkiye ile Avrupa ağımız arasındaki bu yeni bağlantı, transit zamanlarında onlara kesinlik verecek ve yürüttüğümüz ortaklıklar nedeniyle nakliye maliyetlerini düşürecek” dedi. İngiliz P&O Ferrymasters, Avrupa’daki 12 ülkede 20 yerel lokasyona hizmet veriyor. Geçen yıl ofis açmıştı Hatırlanacağı üzere şirketin Türkiye’de ilk ofisini gazetemiz editörlerinden Aysel Yücel duyurmuştu. 4 bin treyler ve konteyner filosu ile entegre kara, liman ve deniz bağlantılarını işleten, 2006 yılında Dubai Emiri Al Maktoum’un yönettiği Dubai World tarafından satın alınan P&O Ferrymasters ayrıca 8.4 milyon yolcu ve 2.3 milyon adet kargo satan 20’den fazla gemi işletiyor. Geçen yıl Danimarkalı DFDS, İskandinavya ile Türkiye’yi birbirine bağlayan 5 farklı hat kurduğunu açıklamıştı. Kerim ÜLKER – DÜNYA Kaynak: lojiport.com
SAVUNMA SANAYİSİNE GÜÇ KATACAK
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, alanında dünyanın ilk 10’u arasında girecek İTÜ Kavistasyon Tüneli’ne ilişkin, “Kavitasyon tünelinde torpido gibi çok kritik ürünlerin testlerini önümüzdeki dönemde yapabileceğiz. Gerçekten çok güçlü bir altyapıdan bahsediyoruz.” dedi. Varank, İTÜ’yü ziyaret ederek, açılışına kısa süre kalan ve savunma sanayisine önemli katkı sunacak Türkiye’nin ilk büyük kavitasyon tüneli başta olmak üzere, Ata Nutku Gemi Model Deney Laboratuvarı, Uydu Haberleşme ve Uzaktan Algılama UYG-AR Merkezi, Yenilikçi Teknolojilerin Akıllı Havacılık ve Uzay Uygulamaları Araştırma Merkezi’nde incelemelerde bulundu. Ulusal Membran Teknolojileri Araştırma Merkezi ve Nano Teknoloji ve Araştırma Merkezi’ni de ziyaret eden Varank’a, İTÜ Rektörü Prof. Dr. İsmail Koyuncu eşlik etti. Bakan Varank, ilk olarak İTÜ Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi bünyesinde dizayn ve inşa edilen Türkiye’nin ilk büyük ölçekli büyük kavitasyon tünelinde (İTÜ KAT) incelemelerde bulundu. Ziyarette tünelle ilgili bilgi veren proje ekibinden Doç. Dr. Uğur Oral Ünal, kavitasyon tünelinin her türlü su üstü ve su altı deniz araçlarının ve sevk sistemlerinin yüksek akım düzenliliğine ve düşük türbülans seviyesine sahip, basıncın kontrollü biçimde değiştirilebildiği bir ortamda detaylı hidrodinamik ve hidroakustik testlerinin gerçekleştirilebilmesine olanak tanıyacağını söyledi. Ünal, özelikle torpido, denizaltı, savaş gemisi, insansız taşıtlar gibi savunma sanayisinde kritik öneme sahip platformların ve sivil deniz taşıtlarının kapsamlı performans, gürültü ve akış görüntüleme gibi deneylerinin yapılmasına imkan sağlayacak tünelin, teknik özelikleri bakımından alanında dünyanın ilk 10 test merkezi arasında yer alacağını vurguladı. Kavitasyon tünelinin, Savunma Sanayii Başkanlığının “Teknoloji Kazanım Yükümlülüğü” (TKY) programı çerçevesinde ASELSAN’ın destekleriyle finanse edildiğini kaydeden Ünal, tünelin yaz aylarından itibaren hizmete girmesinin beklendiğini anlattı. PROJELERLE İLGİLİ BİLGİ ALDI, ÖĞRENCİLERLE GÖRÜŞTÜ Ata Nutku Gemi Model Deney Laboratuvarı’nı ziyaret eden Varank, burada model tekneleri zımparaladı. Uydu Haberleşme ve Uzaktan Algılama UYG-AR Merkezi’nde de incelemelerde bulunan Varank, yetkililerden, merkezin faaliyetleri, görüntü tahsisi, bugüne kadar hayata geçirdiği ve planladığı projeleri hakkında bilgi aldı. Yenilikçi Teknolojilerin Akıllı Havacılık ve Uzay Uygulamaları Araştırma Merkezi ziyaretinde de Bakan Varank’a merkezle ilgili sunum yapıldı. Merkezi gezerek burada hayata geçirilen projeler hakkında bilgi alan Varank, öğrenci, asistan ve öğretim üyeleriyle görüştü. Varank, Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali TEKNOFEST’te ve ABD’de girdiği yarışmada derece alan İHA projelerini inceledi. “BAKANLIK OLARAK İTÜ İLE YAKIN İŞ BİRLİĞİMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ” Ziyaret sonrası açıklamalarda bulunan Bakan Varank, İTÜ’nün Türkiye’nin marka üniversiteleri arasında yer aldığını belirterek, “Gelecek dönemde hem eğitim-öğretim kalitesini artıran hem de dünya çapında ses getirecek araştırmaları daha fazla yapabilen bir üniversite olması için hocamızla (İTÜ Rektörü Prof. Dr. İsmail Koyuncu) görüştük.” dedi. İTÜ’nün Ar-Ge faaliyetlerine gelecek dönemde daha fazla vakit ve imkan ayırması için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak üniversite ile yakın iş birliği içerisinde çalışmaya devam edeceklerini dile getiren Varank, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin en önemli teknoparklardan birisi burada. Önümüzdeki dönemde İTÜ’nün teknopark anlamında neler yapacağının, gelecek dönem planlarının üzerinden geçtik. Ar-Ge çok önemli. Türkiye ekonomisini daha katma değerli hale getirmenin yolu Ar-Ge’ye daha fazla yatırım yapmaktan geçiyor. Bu da tabii ki Ar-Ge merkezleri ve üniversitelerle birlikte yapılacak bir çalışma. Şu anda içerisinde bulunduğumuz Yenilikçi Teknolojilerin Akıllı Havacılık ve Uzay Uygulamaları Araştırma Merkezi bu manada çok önemli projeler yapan, AB’den önemli fonları ülkemize kazandıran araştırma merkezlerinden birisi. Burada genç kardeşlerimiz önümüzdeki dönemde katılacakları yarışmaların hazırlıklarını da yapıyorlar. Daha önce TEKNOEST’te önemli başarıları vardı. Gelecekte dünyada başarılı olmak için hazırlıklarını yapıyorlar.” “GENÇ ARAŞTIRMACILARIMIZLA ÇOK ÖNEMLİ İŞLERE İMZA ATACAĞIZ” Sanayi ve…
TÜM DEVLET DESTEKLERİ BİR TIK UZAKLIKTA
Tüm devlet desteklerini tek bir platformda toplayan www.yatirimadestek.gov.tr, yatırım yapmak, iş fikirlerini hayata geçirmek isteyenlerin yeni adresi oldu. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, kamu tarafından verilen hibe, teşvik ve desteklerin tek bir çatı altında sunulduğu internet sitesini videolu bir mesaj ile anlattı. Bakan Varank, mesajında, “Yatırım yapmak, fikrini ticarileştirmek isteyenlerin işi artık daha kolay. Devletin verdiği destek, teşvik ve hibeleri tek çatı altında www.yatirimadestek.gov.tr adresinde topladık. Yatırımcının, girişimcinin işini kolaylaştırmaya var gücümüzle devam ediyoruz!.” ifadelerini kullandı. YATIRIMA İLİŞKİN TÜM SÜREÇLER Bakan Varank’ın sosyal medyada paylaştığı videoda, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen web sitesinin yatırıma ilişkin tüm süreçleri ayrıntıları ile aktardığı ifade ediliyor. GELİŞMİŞ ALGORİTMA Web sitesinin ana sayfasında yer alan arama motoru hızlı ve güvenilir sonuçlar veriyor. Destek ilanlarının özet veya detaylı bilgilerine anında erişim sağlayan sitede, gelişmiş arama algoritması ile daha detaylı aramalar da yapılabiliyor. TEŞVİK ROBOTU Sitede bulunan “Teşvik Robotu” ile yatırım yapılması düşünülen şehir ve sektörle ilgili ayrıntılara yer veriliyor. Yatırım teşvikinin getirisini tahmini olarak paylaşan sitede, “Yatırımcı Sözlüğü” ile destekler ya da yatırım ile ilgili teknik terimlerin anlamı öğrenilebiliyor. YATIRIM FIRSATLARI Sitenin “Yatırım Fırsatları” bölümünde yerel, ulusal ve küresel fırsatlara yönelik hazırlanmış ön fizibilite çalışmaları da bulunuyor. Örnek yatırım konularıyla ilgili özet bilgilere ulaşılabiliyor. Yatırım maliyetleri ve geri dönüş süresiyle ilgili detaylı bilgiler edinilebiliyor. UZMANLARA ANINDA ULAŞILABİLİYOR Sitede yer alan “Soru-cevap” sayfasında, Kalkınma Ajanslarının 81 ilde görev yapan yatırım destek ofisi uzmanlarına anında ulaşılabiliyor. Böylece yatırım süreçleri, yatırımı hayata geçirmek için verilecek devlet destekleri ve yatırım boyunca ihtiyaç duyulan danışmanlık hizmetine kolayca erişim sağlanabiliyor. TÜM GELİŞMELERDEN HABERDAR OLUN “www.yatirimadestek.gov.tr” adresine kayıt yaptıran kullanıcılar, devlet destekleriyle ilgili tüm gelişmelerden anında haberdar olabiliyor. YENİLİKÇİ BİR YAKLAŞIM Yatırımcılara destek olma konusunda bütüncül ve yenilikçi bir yaklaşım olarak hayata geçen www.yatirimadestek.gov.tr, Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda Kalkınma Ajansları Yatırım Destek Ofislerinin iş birliğiyle hazırlandı. Haberin Videosu için : youtu.be/yAI0OZPeAww
2020 Yılı Genelinde Toplam Konut Satış Sayısı 1.499.316’a Ulaştı
2020 yılı dördüncü çeyrek konut satışları, konut kredisi faiz oranlarındaki artışın etkisiyle bir önceki çeyreğe göreyaklaşık %37 oranında bir azalma göstererek 338.038 adet olmuştur. Bununla birlikte, yıl genelinde toplamkonut satış sayısı 1.499.316’a ulaşmış ve veri setindeki yıllık bazda en yüksek konut satış sayısı gerçekleşmiştir.İlk satışlarda ise 469.740 adet ile veri setindeki yıllık bazda en düşük ilk satış sayısı gözlemlenmiştir. 2020 yılı dördüncü çeyreğinde, geçen yılın aynı dönemine göre, ilk satışlarda %36,7 oranında düşüş, ikinci el satışlarda %26,3 oranında düşüş yaşanmıştır. İlk satışların toplam satışlar içerisindeki oranı ise geçtiğimiz çeyrekte gerçekleşen en düşük seviyesinden 2,6 puan artış göstererek %32,7’ye yükselmiştir. İpotekli satışlar konut kredisi faiz oranlarındaki artış ile birlikte geçen yılın aynı dönemine göre %55,3 oranında bir düşüş kaydederek 64.647 adet olmuştur. Diğer satışlar, geçen yılın aynı dönemine göre daha sınırlı bir gerileme göstermiş ve %19,3 oranında düşüşle 273.391 adet olarak gerçekleşmiştir. Konut fiyatlarında kasım ayında en yüksek artış oranları görülmüş olup konut fiyat endeksinin yıllık değişimi %29,97, yeni konut fiyat endeksinin yıllık değişimi %31,14 olarak gerçekleşmiştir. Konut satış sayılarındason çeyrekte görülen azalmaya karşın konut fiyatlarında artışın devam ettiği gözlemlenmektedir. Bununla birlikte,son açıklanan veriler doğrultusunda 11 aylık aradan sonra, reel olarak konut fiyatlarının getirisi bir önceki aya göre %13,98’e, yeni konutlarda ise %15,01’e gerilemiştir.Yabancılara yapılan satışlarda ise bir önceki döneme göre %8,0 oranında artış görülmüş olup dördüncü çeyrekte yabancılara 14.647 adet konut satışı gerçekleştirilmiştir. Yabancılara yapılan satışların toplam satışlar içerisindeki oranında da artış devam etmiş ve %4,3 olarak gerçekleşmiştir. Dördüncü çeyrekte yabancılara yapılan konut satışlarında ilk sırada %49,2 pay ile İstanbul yer alırken, ikinci sırada %17,8 pay ile Antalya bulunmaktadır.
2020 Son Çeyrekte Türkiye EkonomisiSınırlı Ölçüde Yavaşladı
COVID-19 salgını nedeniyle duraksamanın yaşandığı 2020 ikinci çeyrekte sert daralan Türkiye ekonomisi üçüncü çeyrekte güçlü bir toparlanma kaydetmiştir. 2020 üçüncü çeyrekte, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) bir önceki döneme kıyasla %15,6 büyürken, takvim etkisinden arındırılmış GSYH’de yıllık bazda büyüme %6,5 olarak gerçekleşmiştir. Arındırılmamış verilere göre GSYH’de yıllık bazda büyüme %5,5 olan piyasa ortalama beklentisinin üzerinde %6,7 seviyesinde gelmiştir. Ekonomideki bu toparlanmada özel sektör tüketimininve yatırım harcamalarının etkili olduğu görülürken, net dış talep büyümeyi sınırlamıştır. Üretim tarafından bakıldığında ise genele yayılan artışlar gözlenmiştir. Bu sonuçlarla, 2020 Ocak-Eylül döneminde GSYH 2019’un aynı dönemine göre %0,5 büyümüştür. 2020 ikinci çeyrekte 743,9 milyar dolar olan yıllıklandırılmış dolar bazında GSYH, 2020 üçüncü çeyrekte 736,10 milyar dolar seviyesine inmiştir. Döviz kurlarındaki oynaklık ve normalleşme sürecinin yol açtığı kapasite kısıtlarının yanında gıda fiyatlarındaki hızlı artışlarla enflasyon yükseliş eğilimini sürdürmektedir. Eylül’de %11,7 olan genel tüketici fiyatları endeksi (TÜFE) yıllık enflasyonu Aralık ayı itibarıyla %14,6 seviyesine yükselmiştir. Bu dönemde çekirdek enflasyon göstergelerinde döviz kurlarının gecikmeli etkileriyle yükselişler devam etmiştir. Bununla birlikte, döviz kuru ve uluslararası emtia fiyatlarındakigelişmelerin yol açtığı maliyet baskısıyla yurtiçi üretici fiyatları endeksi (Yi-ÜFE) yıllık enflasyonu Eylül’deki %14,3’ten Ekim’de %18,2’ye, Kasım’da %23,1’e ve Aralık’ta %25,1’e ulaşmıştır. Enflasyon görünümündeki artan riskler üzerine TCMB politika faizini yükseltirken, para politikası çerçevesinde sadeleşme adımları atmıştır. Ekim ayı toplantısında faizleri değiştirmeyen TCMB önce Kasım ayı toplantısında %10,25 olan haftalık repo faizini %15,00’a yükseltmiş, ardından bu oranı Aralık ayında %17’ye çıkarmıştır. Bununla birlikte, piyasanın fonlaması haftalık repo ihaleleriyle karşılanmaya başlanmıştır.Aynı zamanda TCMB reel kredi büyümesine dayalı ve sektörel bazda ayrışan zorunlu karşılık sistemini sonlandırarak sadeleşmeye gitmiştir. Bu kapsamda efektif olarak zorunlu karşılıklarda yükselişe gidilerek finansal koşullar sıkılaştırılarak enflasyonla mücadeleyi güçlendirmek amacıyla parasal aktarım mekanizması desteklenmiştir. Son olarak Ocak toplantısında faizleri değiştirmezken, sözlü yönlendirmesinde yaptığı değişikliklerle gerekmesi halinde ilave sıkılaştırma yapılabileceğini ve sıkı duruşun uzun süre korunacağını vurgulamıştır. Bankacılık Düzenleme ve DenetlemeKurulu salgın döneminde alınan tedbirleri kademeli olarak geri çekmeye başlamıştır. Bu kapsamda Aktif Rasyosu (AR) uygulamasının yıl sonundan itibaren sonlandırılmasına karar verilmiştir. Aynı zamanda yurtdışı yerleşiklerle yapılan işlemlere yönelik kısıtlamalar hafifletilmiştir. Son dönemde finansal piyasalar COVID-19’a karşı geliştirilen aşılara yönelik olumlu gelişmeler ile başlayan aşılama faaliyetleri, artan vaka sayıları ve dünya genelinde açıklanan makroekonomik verilerle yön bulmuştur. Gelişmiş ekonomilerde destekleyici para ve maliye politikaları korunurken, açıklananveriler küresel ekonominin artan vaka sayılarıyla bir miktar hız kesmiş olabileceğine işaret etmiştir. COVID-19’a karşı geliştirilen aşılara yönelik olumlu haberler orta vadede salgının kontrol altına alınma ihtimalini güçlendirmektedir. Uluslararası kuruluşlar bu gelişmeler sonrası küresel görünüme ilişkin beklentilerini bir miktar iyileştirse de risklerin sürdüğünü hatırlatmaktadır.
Gayrimenkul Sektörün 2021’in İlk Çeyreği:
Türkiye’nin Enflasyonla İmtihanı2021 yılı görünümüne sevimsiz bir tespitimizi hatırlatmakla başlayalım: Türkiye’de net kredi büyümesi ile ekonomik büyüme arasındaki korelasyon 0,75 civarında. Bir başka deyişle, Türkiye’nin büyümesi için bankacılık sektörünündevamlı kredi yaratması gerekiyor. Bu özellikle 2021 için sevimsiz bir tespit çünkü geçen yılın son çeyreği ile beraber kredi genişlemesine dayalı bir büyümenin sürdürülemez olduğu ortaya çıkmıştı. Bankaları kredi vermeye zorlayan düzenlemeler, gerileyen TCMB rezervleri ve bir türlü kontrol altına alınamayan enflasyon ekonomideki kırılganlıkları arttırınca da para politikasında sert bir manevra kaçınılmaz olmuştu. Dolayısıyla TCMB’nin geçen senenin sonundan itibaren başlattığı sert duruşu yeni bir politika tercihi olarak okumak yerine zorunlu bir faiz artışı olarak yorumlamak daha doğru olacaktır. Zorunlu diyoruz çünkü TCMB’nin enflasyonun kontrolden çıkmasını engellemesi, rezerv biriktirmesi, para politikasının etkinliğini azaltan dolarizasyonu tersine çevirmesi ve en nihayetinde de kredilere bir “çeki düzen” vermesi için tek yol buydu. TCMB’nin politika değişikliğinin etkisini ilk olarak kur piyasasında, daha sonra da faiz makasının kapanmasında örmemiz normal. Bununla beraber enflasyonda bir düzelme görmemiz için biraz daha fazla beklememiz gerekebilir. Tarımda ve gıda tedarik zincirindeki yapısal sorunların bir türlü giderilememesi enflasyonda hızlı bir düzelme görmememizin en önemli sebeplerinden biri. Bir başka etken faktör de TCMB’nin beklentileri yönetmekte yalnız bırakılması. Son dönemdeenflasyona etki edecek vergi artışları, TCMB’nin şeffaflaşan ve ciddileşen yönetim anlayışına diğer kurumların yeterince eşlik edememesi enflasyondaki beklentilerin bir süre daha yüksek seyredeceğini gösteriyor. Bu da faizlerin bir süre daha bu seviyelerde kalmasına, dolayısıyla da enflasyonun üretim ve istihdam maliyetinin de yüksek olmasına yol açıyor.Bu açıdan 2021’in ilk çeyreğini Türkiye’nin enflasyonla imtihanı olarak nitelendirmek yanlış olmayacaktır. Tam da bu noktada elimizi güçlendiren ve zayıflatan faktörlerden bahsetmek gerekiyor. Risk olarak göze çarpan ilk unsur tabii ki kamu maliyesi. Salgın döneminde bütçe açıklarının olması kaçınılmaz olmakla beraber mali alanda fazla bir manevra abiliyeti olmaması dikkat çekici. Sosyal güvenlik açıkları, artan kamu istihdamı ve yüksek faiz harcamalarının bozduğu bütçe disiplini salgın sonrasında da bizi zorlayacak konular arasında. Pozitif tarafta ise dış talebin artması ile beraber toparlaması beklenen ihracat, değerlenen TL ile beraber de düşmesi beklenen üretim maliyetleri var. Bütün dünyada salgından çıkma belirtilerinin güçlenmesi, atlatılan ABD seçimleri ve daha az gergin bir dış konjonktür bize bu dönemdeen fazla yardımcı olacak unsurlar. Bununla beraber yukarıda yazdıklarımızı tekrarlamak gerekiyor: Bu olumlu faktörlerden hemen ve daha fazla faydalanmak, aynı zamanda da enflasyonu düşürmenin maliyetini azaltmak için CMB’yi yalnız bırakmamak gerekiyor. Bu yönde gerekli adımların atıldığını söylemek ise şimdilik güç görünüyor.Prof. Dr. Ümit Özlale15 Şubat 202
“En Çok Aşılama Yapan Ülkeler Arasındayız”
Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, Sağlık Bakanlığı Bilkent Yerleşkesi’nde düzenlenen Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı’nın ardından açıklamalarda bulundu. Bakan Koca, yaptığı konuşmada, Türkiye’nin 10 Nisan itibarıyla günlük vaka sayısının 52 bin 676, vefat sayısının 248, toplam vaka sayısının 3 milyon 798 bin 333, vefat sayısının 33 bin 702 olduğunu hatırlattı. Bakan Koca, mart ayının başından itibaren vaka durumlarını il, il gösteren bir harita yayınladıklarını anımsatarak, “Bu harita, vakaların her yerde artışta olduğunu gösteriyor. Kovid-19 risk haritamızsa nüfusun yüzde 80’inin çok yüksek risk grubundaki şehirlerde yaşadığını ortaya koyuyor. Şu anda iki önemli olumsuz faktör güçlerini bize karşı birleştirmiş, daha hızlı yol almamızı zorlaştırmaktadır. Faktörlerden biri, belirsizliğin verdiği gerginlik içinde zamanla yorulmuş olmamızdır, diğer olumsuz faktör virüsün yeni varyantlarıdır. Yorgunluğun haklı sebepleri var” dedi. “Varyantlarla mutantların işi zorlaştırdığı bir gerçektir” Bakan Koca, varyantın, ortaya çıktığı ilk şekle göre farklılık göstermiş virüs anlamına geldiğini söyleyerek, “Vaka artışlarında etkisi yüksek olan varyantlarla virüsün daha ciddi değişime uğramış bir şekli olan mutantların işi zorlaştırdığı bir gerçektir. Hızlı yayılım dışında, bunlar hastalığın daha ağır geçirilmesine de neden olabilmektedir” diye konuştu. “Yeni vakaların yüzde 85’i İngiltere mutasyonu kaynaklı” Koca, son haftalarda çok sayıda mutant ve varyant virüs tespit ettiklerini bildirerek, şöyle devam etti: “Yeni vakaların yüzde 85’i İngiltere mutasyonu kaynaklıdır. Virüsün değişime uğramış bu şekli, ilk koronavirüse göre daha hızlı yayılmaktadır. Bugün, virüsün dünyada yaygın olan tipi budur. Bunun dışında tespit edilen başka varyantlar var. Güney Afrika varyantı 11 ilimizde 285 kişide, Brezilya varyantı ise 9 ilimizde 166 kişide görülmüştür. Az sayıda olmakla birlikte Kaliforniya-New York ile B.1.525 varyantı da tespit edilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü’nün yüksek bulaştırıcılığı nedeniyle sıkı takibini tavsiye ettiği E484K mutasyonuna ise 4 bin 820 vakada rastlanmıştır.” “Dramatik artış yok ama gelişmeler ciddi, veriler ikaz edicidir” “Türkiye genelinde yüzde 59 olan yatak doluluk oranı ve yüzde 67,4 olan yoğun bakım doluluk oranında dramatik artış yoktur ama gelişmeler ciddi, veriler ikaz edicidir” diyen Bakan Koca, “Sağlık hizmetlerimiz halen genel sağlık hizmetlerini muntazam olarak kapsayacak şekilde, eksiksiz sürmektedir. Şayet yükümüz önü alınamaz derecede ağırlaşırsa örneğini daha önce yaşadığımız gibi bir düzenlemeye gitmek zorunda kalabiliriz” şeklinde konuştu. Koca, bu bilgilerin, günlük hayatın, Kovid-19 test laboratuvarlarının ve vaka tablolarının gerçeği olduğunu belirterek, bu gerçeğin uyarısına dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Kovid-19’la mücadele kapsamındaki aşılamanın etkisinin görüldüğüne işaret eden Koca, “Kasım ayında yoğun bakıma yatan hastaların yüzde 69’unu 65 yaş üstü oluştururken, bugün bu oran yüzde 53’lere kadar düştü. Belirlenen gruplardan başlayarak aşı programı devam ediyor. En çok aşılama yapan ülkeler arasındayız. Yakın zamanda hem tedarik yoluyla aşı çeşitliliğini sağlayarak hem de yerli aşı üretimiyle toplum bağışıklığını gerçekleştireceğiz” diye konuştu. “Türkiye, dünyada en çok aşı yapan 6’ncı ülkedir” Koca, şu ana dek 18 milyon dozdan fazla aşı yapıldığını bildirerek, “İkinci doz aşısını olan vatandaşlarımızın sayısı 7,5 milyonu bulmuştur. Bu bilgi ışığında, ister ‘Türkiye aşıda başarılı’ diyelim, ister ‘başarısızdır’ diyelim, şurası tartışma götürmez bir gerçektir: Türkiye, dünyada en çok aşı yapan 6’ncı ülkedir” bilgisini paylaştı.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca güncel corona virüsü rakamlarını açıkladı
Son dakika corona virüsü (koronavirüs) haberi… Çin‘in Wuhan kentinde başlayan ve dünya çapında yayılım gösteren corona virüsü, ülkemizde de etkisini göstermeye devam ediyor. Günbegün vaka sayılarını paylaşan Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, 9 Mayıs gününe ait rakamları duyurdu. Peki, corona virüsü vaka sayısı bugün kaç? İşte Bakan Koca’nın o açıklaması… Türkiye’de son dakika corona virüsü gelişmelerini, vaka ve ölüm sayılarını her akşam paylaşan Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, 9 Mayıs günü vaka ve ölüm sayıları hakkında güncel bilgileri yaptığı son dakika açıklaması ile duyurdu. Bakan Koca 9 Mayıs günü 15 bin 191 vakaya rastlandığını açıkladı. CORONA VİRÜSÜ NEDİR?Hem dünyada hem de ülkemizde hayatı tehdit eden ve küresel bir salgın haline dönüşen corona virüsüyle ilgili bilgiler Sağlık Bakanlığı’nın internet sitesinde yer alıyor. Peki corona virüsü nedir? İşte, corona virüsünün tanımı; Corona virüsler, hem hayvanlarda hem de insanlarda bulunan geniş bir virüs ailesidir. Bazıları insanları enfekte eder ve soğuk algınlığından, Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS) ve Şiddetli Akut Solunum Sendromu (SARS) gibi daha ciddi hastalıklara neden olduğu bilinmektedir. BELİRTİLERİ NELERDİR?Genellikle yaşlıların risk grubunda yer aldığı corona virüsü hastalığı, kişiden kişiye bulaşabilerek ve farklı semptomlar halinde kendisini belli ediyor. İşte, ‘corona virüsü belirtileri nelerdir? sorusunun yanıtı; COVID-19’un en yaygın semptomları ateş, yorgunluk ve kuru öksürüktür. Bazı hastalarda ağrı ve sızı, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, boğaz ağrısı veya ishal olabilir. Bu semptomlar genellikle hafiftir ve yavaş yavaş başlar. Bazı insanlar enfekte olur, ancak herhangi bir semptom görülmez ve kendilerini kötü hissetmezler. Çoğu insan (yaklaşık% 80) özel tedaviye ihtiyaç duymadan iyileşir. COVID-19 virüsünü alan her 6 kişiden yaklaşık 1’i ağır hastalanmakta ve nefes almakta güçlük çekmektedir. Yaşlı insanlar ve yüksek tansiyon, kalp problemleri veya diyabet gibi altta yatan tıbbi sorunları olanların ciddi hastalık geliştirme olasılığı daha yüksektir. Hastalığa yakalanan insanların yaklaşık % 2’si ölmüştür. Ateş, öksürük ve nefes almada zorluk çeken insanlar mutlaka tıbbi yardım almalıdır. CORONA VİRÜSÜ NASIL BULAŞIR?‘Corona virüsü nasıl bulaşır?’ sorusu ülkemizde de corona virüsüne karşı araştırılan en fazla konuların başında geliyor. Sağlık Bakanlığı ve yetkililer, vatandaşlara ‘evde kalın’ çağrısı yaparken, hastalığın genellikle solunum, öksürme, dokunma gibi eylemlerle bulaştığının da altını çiziyor. İşte, corona virüsünün bulaşma şekilleri şöyle anlatılabilir. COVID-19 virüsü kişiden kişiye, hasta bir kişi tarafından öksürme, hapşırma veya solunum esnasında havaya atılan küçük damlacıklar yoluyla bulaşır. Hasta kişinin yakınında bulunan diğer kişiler havadaki damlacıkları soluyarak enfekte olabildikleri gibi, damlacıkların etraftaki nesnelere ve yüzeylere düşmesi ve insanların buralara temas etmiş kirli elleriyle gözlerine, burunlarına veya ağızlarına dokunmasıyla da COVID-19’a yakalanmaları mümkündür. Bu yüzden hasta olan bir kişiyle arada 1 metreden (3 feet) daha fazla mesafe bulundurmak ve elleri sık sık yıkamak çok önemlidir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), COVID-19’un yayılma yolları konusunda devam eden araştırmaları değerlendirmekte ve güncellenmiş bulguları paylaşmaktadır.
TİM, LOJİSTİK SORUNLARI ‘PORTAL’ İLE AŞACAK
TİM Başkanı İsmail Gülle, “Portal, lojistik firmalarıyla ihracatçılarımız arasında bir köprü vazifesi görecek. Ürünlerimiz, dünyanın dört bir köşesine artık daha hızlı, daha ucuz ve daha güvenli bir şekilde ulaşacak” dedi. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), İhracat 2021 Raporu’nu gerçekleştirdiği basın toplantısıyla tanıttı. Raporda; küresel ekonomi ve Türkiye ekonomisinin 2020 yılı performansı ve 2021 beklentileri yer alıyor. Küresel ticarette orta ve uzun vadeli trendler, Türkiye için fırsatlar ve riskler, küresel tedarik zincirlerindeki dönüşüm süreci ve TİM’in 2021 ajandası rapordaki önemli başlıklar arasında dikkat çekiyor. 100 bin ihracatçının gerekli potansiyel ve enerjiye sahip olduğunu belirten TİM Başkanı İsmail Gülle, “Bu yıl artık geleneksel bir yapıya kavuşan raporumuzun 3’üncüsünü yayımlıyoruz. 2021’de tekrar yükselen talep ve ekonomilerdeki normalleşmeyle, ihracatta yıllık rekorumuzu tazelemek ve 2021 yılı ihracat hedefimiz olan 184 milyar doları aşmak adına durmadan çalışacağız.” dedi. Lojistik sorunları çözebilmek adına oluşturdukları lojistik komitesi ile Türkiye Lojistik Portalı’nı kuracaklarını belirten Gülle, şu bilgileri verdi: “TİM olarak, lojistikte küresel olarak yaşanan sorunları dikkatle takip ediyoruz. Bu küresel soruna, ulusal bir çözüm getirmek adına hazırlıklarımızı tamamladık. Çok yakında, Türkiye Lojistik Portalımızı faaliyete geçirerek, bu portalı İhracatçılarımızın dünyaya açılan kapısı haline getireceğiz. Türkiye Lojistik Portalı ile ihracat hacmimiz artarken, lojistik noktasında önemli avantajlar elde edeceğiz. Portal, lojistik firmalarıyla ihracatçılarımız arasında bir köprü vazifesi görecek. Ürünlerimiz, dünyanın dört bir köşesine artık daha hızlı, daha ucuz ve daha güvenli bir şekilde ulaşacak. Önümüzdeki günlerde, portalımızın detaylarını paylaşacağız.”İmam GÜNEŞ – DÜNYA Kaynak: lojiport.com
TEKSTİLDE HAMMADDE SIKINTISI SEKTÖRÜN BELİNİ BÜKÜYOR
Türkiye’de tekstil sektöründe yaşanan hammadde ve ara malı fiyatlarındaki artıştan Asrın İşadamları Derneği (ASRİAD) bünyesinde sektörde hizmet veren iş insanları da fazlasıyla nasibini aldı. ASRİAD Tekstil Sektör Komisyonu tarafından yapılan açıklamada; pamuk ipliğinde fiyatların son 5 ayda yüzde 50’ye varan oranlarda arttığı, kilosu 20 lira olan ipliğin 30 TL’ye kadar yükseldiği belirtilirken, Eylül’de 9 buçuk lira olan pamuk fiyatının bugünlerde 17 TL’ye kadar çıktığı dile getirildi. Açıklamada, salgın ile birlikte örme giyime ilginin artmasıyla pamuk ipliğinin de global anlamda kıymete bindiği, bazı ülkelerin pamuk ipliği ihracatına sınır koyup, iç pazara odaklandığı, Avrupa’nın ise yükselen navlun fiyatları nedeniyle iplik almak için Türkiye’ye yöneldiği ifade edildi. Pamuk elyafı ve ipliği başta olmak üzere hazır giyim sektörünün kullandığı hammadde ve ara malların fiyatlarında dünyadaki artışın yüzde 20-25 düzeyindeyken, Türkiye’de doların da yükselmesi nedeniyle yüzde 50’lere kadar çıktığının altı çizildi. Bu durumun tekstil sektörünün rekabet gücünü bir hayli zayıflattığı, buna engel olmak adına bazı önlemler alınmasının elzem gözüktüğü belirtildi. Önlem olarak ise, içeride katma değerli ürüne dönüştürebileceğimiz elyaf ve ipliğinin yurtdışına ihracatına yönelik gözetim getirilmesi dışında, iplik ithalatında uygulanan ilave gümrük vergilerinin de en azından piyasalarda rahatlama olana kadar kaldırılması gerektiği vurgulandı. Lojistik sıkıntısı sektörü olumsuz etkiliyor Pandemi sürecinin başlamasıyla, dünyadaki lojistik zincirinde kopmalar ve yığılmalar olduğunun altı çizilirken, boş konteyner bulma sorununun ortaya çıktığı belirtildi. Yapılan açıklamada şu hususlara yer verildi: “Uzun süre çok düşük karlarla çalışan armatörler, pandemiden dolayı oluşan hızlı talep artışını fırsata çevirerek, konteyner nakliye fiyatlarında fahiş artışlar yapmaya başladı. Bunu fırsat bilen gemi sahipleri de gemi kiralama fiyatlarını ve kontrat sürelerini arttırdı. Bunların sonucu olarak, 2 bin dolar düzeyinde olan konteyner nakliye ücretleri 12-13 bin dolarlara çıktı. Libya’ya 800-900 dolara giden konteynerler 4500-5000 dolarlara çıktı. Bunun yanı sıra armatörlerin, sürekli çalıştıkları müşterilerine öncelik verdiği için, spot çalışan müşterilerine uzun terminler veya yüksek fiyatlar teklif ettiği ifade edildi. Nakliye fiyatlarının artması, maske lastik imalatındaki aşırı artış, evlerde rahat kıyafetlere yönelimden dolayı artan taleple ve Avrupa’da dünyanın en büyük likra hammadde üreticisinin pandemi dolayısıyla kapasitesini %30 civarında düşürmesiyle, likra fiyatları katlanarak arttı. 5 dolar olan likra 20-25 dolarlara kadar çıktı. Bu artışta aracıların ve bayilerin de kar marjlarını arttırmalarının etkisi oldu. Likra olarak adlandırılan elastanın Türkiye’ de tek üreticisi var ve kapasitesi Türkiye’ ye yetmiyor. Mevcut üretici, ürünlerinin bir kısmını yurtdışına ihraç ettiği ve daha önce yurtdışından takviye olarak getirdiği likraları yeteri kadar getiremediği için, ülkemizde likra fiyatları fahiş oranda artmış ve “20 denye likra” gibi kalemleri bulmak çok zor bir hale gelmiştir. Yıllık yaklaşık 100-120 bin ton ihtiyaç olan likranın bulunamaması ve fiyatlarının aşırı artmasından dolayı, birçok hazır giyim ve kumaş üreticisi, üretimi durdurmak veya kapasitesini düşürmek zorunda kalmış ve fiyat tutturmakta zorlanmıştır. TİM’in hazırladığı ihracat raporlarından elde edilen bilgilere göre, 2021 Ocak-Mart döneminde ihracat yapılan tekstil hammaddenin ortalama kg değeri 3,7$ iken, aynı dönemde hazır giyimde yapılan ihracatın ortalama kg değeri 13,2$ olarak gerçekleşmiştir. (tablo1). Yani hazır giyim ihracatının katma değeri, hammadde ihracatına göre yaklaşık 4 kat fazladır. Pamuk ipliğinde de, ham pamuk fiyatlarının dolar bazında uluslararası piyasalarda artması ve Çin, Rusya, Pakistan gibi ülkelerin Türkmenistan ve Özbekistan gibi ülkelerden yüksek miktarda satın aldıkları ipliklerden dolayı, Türkiye’ye gelen iplik miktarı azalmış ve fiyatlar artmıştır. Pandemi döneminde gümrük ithalat vergilerinin artmasını fırsat bilen bazı yerli iplik üreticileri, döviz kurunun da artmasıyla hem ihracata…
Türkiye ve Ukrayna arasında e-ticaret yolu neden inşa edilmesin?
Çok değil bundan 7-8 yıl evvel, Ukrayna’da başkent Kiev’de dahi benzin istasyonlarında kredi kartıyla ödeme yapmak istediğinizde kart hesabınızda para var mı diye sorulması alışık olmanız gereken bir durumdu, zira kredi kartı kullanımı yok denecek kadar azdı ve birçok kasiyer kredi kartını, banka kartıyla aynı olarak değerlendiriyordu. O günlerden bugüne köprünün altından çok sular aktı, Ukrayna’da her alanda olduğu gibi finans ve ödeme altyapısında, iletişim teknolojililerinde, tüketici alışkanlıklarında köklü değişiklikler gerçekleşti. Bugün cep telefonuyla ödeme yapmak sıradan bir durum. Ukrayna’da bırakın yeniliklere açık Ukrayna halkı tarafından kredi kartının benimsenmesini, ülke geçtiğimiz yıl mobil ödeme sistemlerinde 35 katlık büyüme ile Avrupa’da en çok büyüme kaydeden ikinci ülke oldu. Teknolojik değişimlerden, inovatif gelişmelerden ticaretin gerçekleştiği yerler ve biçimler de etkileniyor ve özellikle son 5 yılda Ukraynalı tüketiciler alım yaptıkları alanları hızla alışveriş merkezi, mağaza, dükkan gibi klasik kanallardan online platformlara döndürüyorlar. 2019 yılında e-ticaret pazarı ülkede 3 milyar $’lık büyüklüğe ulaşırken, bunun %20’lik kısmı yani 600 milyon $’ı ise sınır ötesi alımlardan, ithalattan oluştu. Ukrayna, Dünya’da en çok yazılım uzmanı olan ilk 5 ülkeden biri Ukrayna’da nüfusun teknolojik gelişmelere adaptasyonunu kolaylaştıran, dijitalleşmeyi teşvik eden, tüketiciyi online platformlara, mobil uygulamalara yönlendiren elverişli bir ekosistem var. Her şeyden önce ortalama eğitim düzeyi olarak dünyanın ilk on ülkesi arasında. Okullaşma oranı %99,7, toplumda neredeyse yüksekokul mezunu ya da bir meslek sahibi olmayan bir insan yok. Ukrayna üniversiteleri Avrupa’da en çok mühendis mezun eden eğitim kurumları arasında yer alırken, Sovyetler Birliği’nde teknolojik gelişmelerin öncüsü, sanayileşme oranında %50 ile Birliğin lider ülkesi olan, ilk bilgisayarın icat edildiği Ukrayna’da araştırma merkezleri, enstitüleri ve nitelikli üniversiteleriyle bugünlere taşınan müthiş bir matematik altyapısı oluşmuş. Bu da özellikle son on yıllarda bilişim ve bilgi teknolojileri sektörlerinin ihtiyaç duyduğu uzmanların yetişmesine olanak sağladı. Bugün Ukrayna yazılım mühendisi sayısında dünyada ilk 5 ülke arasında ki önünde yalnızca Amerika, Çin, Hindistan ve Rusya Federasyonu gibi nüfusu Ukrayna’nın en az üç katı olan ülkeler var. Aynı şekilde ülke, IT outsource’unda ise Avrupa birincisi. Yazılım ve bilişim sektörü, ekonomide kümülatifte %17 küçülme yaşanan 2014 ve 2015 yıllarında bile kan kaybetmedi ve çift haneli büyüdü. Ukrayna’nın bu alandaki geleceği ise bugünkünden de parlak. Zira hem ülkenin değeri zamanla daha çok anlaşılıyor hem de Ukrayna üniversiteleri özellikle mühendis kökenli yazılımcı yetiştirmeye büyük bir hızla devam ediyorlar. Ukrayna’da 180 bin kişilik yazılım ve bilişim ordusuna yılda en az 15 bin kişi daha ekleniyor. 4000 binden fazla bilgiişlem firması faaliyet gösterirken, elektronik ticaret, oyun, iletişim ve yazılım gibi alanlarda yerel ve global 150’den fazla AR-GE merkezinin bulunduğu ülkede, son olarak bu AR-GE merkezleri arasında dünya devi Google da katıldı. 2018 yılında yazılım ve bilişim ihracatından 4.5 milyar dolar gelir edilirken, 2019’da ise ihracat 5 milyar $’ı aştı ve sektör ülkenin başat döviz kazanç kalemlerinden biri haline geldi. İşte bu ekosistem zaten bugün büyüklüğü 3 milyar doları aşan e-ticaret sektörünün sürdürülebilir bir biçimde büyümesinin ve sınır ötesi ticaretin de bu sistemin önemli bir parçası olmasının hızlandırıcısı, kolaylaştırıcısı hatta garantörü. Ukrayna’da sınır ötesi e-ticaretin ve özellikle de Çin’den bu yolla gelen ithalatın patlaması 2016’da devlet posta şirketi Ukrpoşta’nın Çin’e gitmesi ve Alibaba Group’un kargo şirketi Cainiao ile antlaşma imzalamasıyla oldu. Her yıl Çin’den gelen ürün miktarı artarken, 2019’da bu sayı 32 milyon parsele ulaştı. Kargo sistemi iki ülke arasında adeta yeni İpekyolu’nu inşa…
Güvenilir dezenfektan nedir ?
Zarflı virüsler; nükleik asitler, protein ve moleküler bağlarla bir arada tutulan yağlı bir dış zardan oluşur. Dezenfektanlardaki alkol, dış zarın üzerindeki yağı çözerek parçalar ve virüse ait proteinlerin, nükleik asitlerin zar dışına çıkmasına neden olur. Bu sayede zarflı virüslerin yapıları bozularak yok edilmeleri sağlanır. Dezenfektan kullanımı sadece içinde bulunduğumuz bu zor süreçte değil Covid-19 sonrasında da zararlı tüm mikroorganizmalardan ve çeşitli bulaşıcı hastalıklardan korunmak için kazanılması gereken en önemli alışkanlıklardan biri olmalıdır. Başta sağlık profesyonelleri olmak üzere pek çok kişi salgın öncesinde de dezenfektanları biliyor ve kullanıyordu; pandemi ile birlikte son tüketici tarafında da bu ürünlere talepte büyük bir artış söz konusu oldu. Talep bu kadar yoğun olunca haliyle arz da hızla beraberinde geldi ve dezenfektan üretiminde tecrübeli tecrübesiz pek çok kişi ya da firma krizi fırsata çevirme gayesi ile üretim işine girdi. Bu dönemde piyasada pek çok ruhsatsız ürün yerini alırken bundan yine en çok etkilenen insan sağlığı oldu. İnsanlar için doğru ve kaliteli ürünü ayırt edip seçmek ne yazık ki fazlasıyla zorlaştı. Işte bu sebeple hepimiz bilinçli tüketiciler olmalı, sağlığımızın en temel koruyucularından olan dezenfektan ürünlerini tercih ederken hassas ve özenli davranmalı, güvenilir ürünleri tercih etmeliyiz. Peki Güvenilir Dezenfektan Nedir? Öncellikle güvenilir bir dezenfektan mutlaka T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından onaylı biyosidal ruhsata sahip olmalıdır. Alkol oranı minimum %60 olmalı. Kullanılan alkol türü insan sağlığı için risk taşımamalıdır. Toksik etkiye sahip hiç bir bileşen içermemelidir. Bakterisidal, fungusidal ve virusidal etkinliğe sahip olmalıdır. Etkinliği bağımsız laboratuvarlarca kanıtlanmalıdır. Hızlı ve etkili koruyucu özellik gösterebilmelidir. Cilde zarar vermemeli, içeriğinde uygun nemlendiriciler barındırarak cildin dokusunu korumalıdır. Ellerde yapışkanlık hissi bırakmamalı, kullanıcıya kullanım konforu sağlamalıdır. Kötü kokmamalı, kokusu ile rahatsızlık hissi vermemelidir. Kalitesiz ve ucuz alkol kullanımının ürünün kötü kokmasına neden olduğu bilinmelidir. Ürün etiketinde üreticiye, içeriğe, üretim ve son kullanma tarihine ilişkin bilgiler muhakkak bulunmalıdır. Ürünün SKT’si geçmiş olmamalıdır. 20 Yıllık Medikal Tecrübe ile Üretilen KONIX… KONIX El Dezenfektan Jeli, T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından onaylı Türkiye’nin ilk biyosidal ruhsatlı el dezenfektan jelidir. ABD Gıda ve İlaç Dairesi tarafından “FDA” onaylıdır. Bakteri, virüs ve mantarlara karşı %99.9 koruma sağlar. EN 14476 standartlarına uygun test edilmiştir ve EN 14476 standartlarında belirtilen, MERS ve SARS ailesi virüsleri dahil tüm virüslerde, antiviral aktivite gösterdiği klinik çalışmalarca kanıtlanmıştır. Hızlı etki gösterir. 30 saniye’de antimikrobiyal etki ile hızlı korur. Cildinizi kurutmaz. Piyasadaki bir çok üründen farklı olarak, KONIX ürünleri içerdiği özel nemlendiriciler sayesinde alkolden kaynaklanan zararı gidererek ellerinizde yumuşak bir his bırakır. Yapışkanlık hissi vermez, hızlı kurur ve durulama gerektirmez. Hoş kokusu ile keyifli kullanım sağlar. Tüm bu özellikleri ile sağlık profesyonellerinin de tercihi olan KONIX dezenfektan ailesinin tüm ürünlerini güvenle kullanabilir; kendinizin ve sevdiklerinizin sağlığını korumak için gönül rahatlığı ile tercih edebilirsiniz.
GSYH 3. çeyrekte beklentilerin çok üzerinde toparlandı
GSYH, şimdiden salgın öncesi seviyelerinin üzerine çıktı. TÜİK, GSYH’nin 3Ç20’de %5,0-5,5’lik piyasa beklentileri ve bizim %4,2’lik beklentimizin üzerinde %6,7 büyüdüğünü açıkladı. Takvim ve mevsim etkilerinden arındırılmış GSYH ise çeyreklik bazda %11,0 daralmanın ardından %16,2 artış gösterdi. GSYH böylece, salgın öncesi seviyelerinin %3,4 kadar üzerine çıktı. İç talepteki canlanma turizm kaynaklı daralmanın çok üzerine çıktı. Kredi teşviki kaynaklı iç talep canlanmasına bağlı olarak, özel tüketim harcamalarının (beklentimize paralel) %9,2 büyüdüğü görülüyor. Bunda da belirleyici faktörün dayanıklı harcamalarındaki %55 ve yarı dayanıklı mal harcamalarındaki %17’lik artış olduğu, hizmet sektörü harcamalarındaki %8’lik daralmanın ise büyümeyi önemli ölçüde aşağı çektiği görülüyor. Sabit sermaye yatırımlarında ise beklentilerin çok üzerinde %22’lik artış olduğu görülüyor ki, bunun büyük ölçüde düşük faizlere bağlı olarak ticari araç satışlarından kaynaklandığını düşünüyoruz. Buna göre, yatırımlardaki büyüme trendinin kalıcılığına ilişkin soru işaretleri bulunduğunu söyleyebiliriz. Buna karşın, yatırımlar kalemindeki artışın 3. çeyrek GSYH büyümesine %5,2’lik bir katkı yaptığını belirtmek lazım. Öte yandan, mal ve hizmet ihracatının %22 daraldığı görülüyor, ki bu da tamamen turizm gelirlerindeki düşüşten kaynaklanıyor. İç talepteki canlanmayla mal ve hizmet ithalatının ise %16 arttığını görüyoruz. Buna göre, net dış talebin GSYH büyümesini %9,1 gibi ciddi bir oranda aşağı çektiğini söyleyebiliriz. Kamu harcamalarının ise büyümeye %0,1’lik çok sınırlı bir katkı yaptığı görülüyor. Bu sonuçlara göre, stoklardaki değişimin (stok biriktirme eğiliminin) de GSYH büyümesine %5,1’lik bir katkı yaptığı anlaşılıyor. 2020 GSYH büyümesinin %1,0’e ulaşması olası görünüyor. Özetle, turizm kaynaklı ekonomik aktivitedeki ciddi daralmaya karşın, kredi teşvikli iç talep sayesinde, GSYH’nin salgın öncesi seviyelerini şimdiden aştığı görülüyor. Ancak bunun TL’de hızlı değer kaybı ve faizlerde artış gibi ciddi bir maliyet ile başarıldığını da dikkate almak gerekiyor. TL’deki değer kaybı ve parasal sıkılaştırmaya bağlı olarak, iç talepte önümüzdeki dönemde kayda değer bir yavaşlama (gerileme) bekliyoruz. Öte yandan, elektrik tüketimi, kapasite kullanımı, imalat PMI ve ihracat/ithalat rakamları ile birlikte haftalık yayınlanan kredi kartı harcamaları henüz böyle bir yavaşlamaya işaret etmiyor. Buna göre, eldeki rakamlarla 2020 yılı GSYH büyümesinin %1,0’e ulaşması olası görünüyor. Bu rakamın, salgının ilk aylarında hiç de gerçekçi görünmediğini belirtmek lazım. 2020’de büyümede beklenenden hızlı toparlanma 2021 yılı GSYH büyümesini sınırlayabilir. Salgın sonrası toparlanmanın, ilk beklentilerin çok üzerine çıktığını, ancak buna bağlı olarak da 2021 için daha önce öngördüğümüz olumlu baz etkisinin, üçüncü ve dördüncü çeyrekler için ortadan kalktığını söyleyebiliriz. 2021’in çok büyük bölümünde hakim olmasını beklediğimiz yüksek faiz ortamı ile birleştiğinde, 2021 yılı GSYH büyümesinin %2,0-2,5 civarında gerçekleşebileceğini düşünüyoruz. Ancak bu tahmini her iki yönde de etkileyebilecek ciddi belirsizlikler olduğunu da not etmek lazım. Öncelikle, salgının gelişimi ve aşı haberleri en kritik konular olmaya devam ederken, bu taraftaki olumlu gelişmelerle turizm ve bağlantılı sektörlerde örneğin 2019 seviyelerine geri dönülebilirse, bu tahmin üzerinde ciddi yukarı yönlü riskler ortaya çıkabilir. Öte yandan, TL’deki istikrar da GSYH üzerinde belirleyici olmaya devam edecek. TL’de 2021’de ek değer kayıpları yaşanması durumunda, GSYH büyümesinin hiç arzu edilmeyen noktalara da gidebilir.




























