TRUMP IN GAZZE PLANI VE ÜLKEMİZİN TEPKİSİ
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Trump’a şöyle seslendi: ”Olmayacak duaya ‘Âmin’ demeyin diyerek ABD’nin yeni başkanını uyarıyor ve bu yanlış tutumdan acilen dönmesinin dünya barışı için de Ortadoğu barışı için de önemli olduğunu ifade etmek istiyorum.” ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail Başbakanı Bünyamin Netanyahu ile görüşmesinde bahsettiği ‘Gazze Planı’na Türkiye’den tepki geldi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bu planın tartışmaya açılmasının bile yanlış olduğunu söyledi. Trump’ın ikinci görev döneminde Washington’da ağırladığı ilk yabancı lider Netanyahu oldu. Trump görüşme önce Gazze’deki Filistinlilerin başka ülkelere gönderilmesi önerisinden bahsetmişti. Sonrasında ise Netanyahu ile kameralar karşısına geçen Trump “ABD, Gazze Şeridi’ni devralacak ve biz de orada bir iş yapacağız. Sahanın sahibi olacağız ve sahadaki tüm tehlikeli patlamamış bombaların ve diğer silahların imhasından sorumlu olacağız,” dedi. Trump, “İnsanların geri dönmesi gerektiğini düşünmüyorum,” dedi ve ekledi: “Şu anda Gazze’de yaşayamazsınız. Bence başka bir yere ihtiyacımız var. Bence insanları mutlu edecek bir yer olmalı.” Bunu hangi ‘yetkiyle’ yapacağı sorusuna yanıt vermeyen Trump ABD’nin hamlesi ‘uzun vadeli bir sahiplik durumu’ olarak gördüğünü belirterek bölge liderlerinin de bu düşünceyi desteklediğini iddia etti. Fidan: ‘Tartışmaya açılması bile yanlış’ Buna Türkiye’den ilk tepki Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’dan geldi. Fidan Trump’ın planı için “Bu kabul edilemez bir konu. Filistin meselesi zaten bu nedenden başladı. Filistinlilerin Gazze’den çıkarılması tartışmaya açılamaz,” dedi. Fidan, Trump’ın iki devletli çözüme ilişkin taahhüt ortaya koyduğunun da görülmediğini vurgulayarak “Gazze ile ilgili tehcir meselesi hiçbir şekilde ne bölgenin ne de bizim kabul edeceğimiz bir durum değil. Bunu düşünmek bile aslında, kötü. Bunu düşünmek bile abesle iştigal. Tartışmaya açılması bile yanlış,” dedi. Kurtulmuş: ‘ABD Başkanı’nı uyarıyorum’ Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, Netanyahu’nun Trump tarafından ‘kral edasıyla’ karşılandığını belirterek, İsrail liderinin Uluslararası Adalet Divanı’ndaki yargılanma sürecini hatırlattı. Trump’ın planı hakkında ”Gazze, Filistinlilerindir ve kıyamete kadar Filistin ‘in bir parçası olmaya devam edecektir. Gazze, sizin şirketlerinize satılık, kupon bir arazi değildir,” diyen Kurtulmuş şöyle devam etti: ”Nasıl bizim için bu vatanın her bir köşesi her bir karışı aziz bir vatan parçasıysa Filistinliler için Gazzeliler için de Gazze toprakları öyle bir yerdir, kıyamete kadar da öyle kalacaktır. İspatı da herhalde 1,5 yıldır fiilen her gün yapılmıştır, gerçekleştirilmiştir.” ABD ordusunun Vietnam, Afganistan, Irak’taki deneyimlerini hatırlatan Kurtulmuş böyle bir plana tüm Ortadoğu ülkelerinin tepki göstereceğini ve asla gerçekleşmeyeceğini söyledi. Kurtulmuş ”Olmayacak duaya ‘Âmin’ demeyin diyerek ABD’nin yeni başkanını uyarıyor ve bu yanlış tutumdan acilen dönmesinin dünya barışı için de Orta Doğu barışı için de önemli olduğunu ifade etmek istiyorum,” dedi. Türkiye, Filistin konusunda neyi savunuyor? Türkiye de uzun süredir İsrail-Filistin krizinde iki devletli çözümü destekleyen ülkeler arasında. Ankara, Filistin’in 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir devlet olarak tanınması gerektiğini savunuyor. Ayrıca Türkiye, İsrail’in Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki yerleşim politikalarını uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtip eleştiriyor. ABD’nin pozisyonu ABD, Filistin-İsrail meselesinde uzun yıllardır ‘iki devletli çözüm’ politikasını desteklese de bu tutum ilk Trump yönetiminde önemli bir sarsıntı yaşadı. 2017’de Donald Trump, Kudüs’ü resmen İsrail’in başkenti olarak tanıyıp büyükelçiliği Tel Aviv’den Kudüs’e taşıyarak uluslararası toplumun tepkisini çekti. Bu hamle, Kudüs’ün statüsünün nihai barış görüşmelerine bırakılması gerektiğini savunan Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı. Ayrıca Trump, Filistin’e yapılan mali yardımları kesip diplomatik bağları büyük ölçüde kopardı. Biden yönetimi ise göreve geldikten sonra ‘iki devletli çözüm’ ilkesini yeniden savunmaya başladı ve Filistin’e mali yardımları geri getirdi. Kudüs’ü İsrail’in başkenti…
Enflasyonun birçok çeşidi mevcuttur ve tüm bu çeşitler TÜİK tarafından belirli dönemlerde kamuoyuile paylaşılmaktadır. Doğal olarak bizleri vatandaş olarak en çok ilgilendiren tüketici fiyat endeksiolduğundan diğer enflasyon çeşitlerine çoğunlukla ilgi göstermeyebiliriz ama hepimizin bilmesigereken diğer endeksleri de unutmamamız gerekir. Bunlardan en önemlileri Yİ-ÜFE, TÜFE, YD-ÜFEsayılabilir.Yurt dışı üretici fiyat endeksi; belirli bir dönem içinde yurt dışına satılmak üzere üretimi yapılanürünlerde yaşanan fiyat değişikliğidir. Yani ihracat için üretilen ürünlerde yaşanan fiyat hareketleriolarak tanımlanabilir.İhracat, bir ülkenin ekonomik anlamda büyümesi, gelişmesi için olmazsa olmaz faktörlerin başındagelir. İhracat yüksek rakamlara ulaşmış ise o ülkede üretim var demektir, işsizlik azalmakta demektir,devletin vergi gelirleri artıyor demektir, ülkeniz döviz rezervleri artıyor gibi birçok olumlu ekonomikgelişmeler oluyor demektir. Ülkemizde ihracat rakamları yüksek seviyededir ama ithalatımız maalesefihracatın üstündedir. Bunun yegâne sebebi zorunlu olarak dışarıdan tedarik ettiğimiz akaryakıt,enerji, doğalgaz gibi temel tüketim ürünlerine yaptığımız döviz ödemeleridir.İhracatın gelişebilmesi için öncelikle üretim kaynaklarının doğru ve verimli şekilde kullanılmasıgerekir. Günümüzde yapılan üretimin ara mal ve hammaddesinin yaklaşık yüzde ellisi yurt dışındanithal yoluyla gelmektedir. Doğal olarak söz konusu aramalı ve hammaddeye döviz ödemekzorundayız. Kurlar yüksek olunca da ödediğimiz para da yüksek olacağından ödenen bedel üretimmaliyetine yansıyacaktır ve bu da enflasyon demektir. Dolayısıyla ülke olarak ithal ikame ürünlerikendimiz üretmek zorundayız ve ayrıca katma değeri yüksek, teknolojik ürünlere önem vermekzorundayız.İhracat yapan işletmelerde döviz kurlarının yüksek olması ihracatın arttırılması yönünden olumlusonuçlar verebilir. Örneğin günümüzde ihracat işletmelerinin dolar kurunun 40 TL olmasınınistemeleri doğaldır. Çünkü ülkemizde hammadde, işçilik, ambalaj, nakliye gibi üretim araçlarının fiyatısürekli olarak artmaktadır ve bu yüzden ihracatçılar aldıkları hammaddeye sürekli yükselen fiyatlatedarik bedeli ödemekte bu da üretim maliyetlerini yükseltmektedir. Ancak döviz kuru sabit kalıncagelirlerde olumlu bir fark oluşmamakta, bu sebeple kar oranları düşmekte hatta bazen zarar bileetmektedir. İhracatın arttırılarak ülkeye döviz girdisi sağlamak temel hedef olduğuna göre kurdengesini iyi ayarlamak zorundayız. Yoksa zarar eden veya kar elde etmeyen işletmelerin faaliyetlerinisürdürebilmesi mümkün değildir ve bu da ekonomi alanında çeşitli olumsuzluklara yol açacaktır.Sorunun çözümü ancak ve ancak enflasyonun kontrol atına alınmasıyla birlikte üretim maliyelerininyükselmesini önlemek ve ihracatçıya özellikle ithal ikame ürün üreten işletmelere devlet desteğininarttırılmasıyla mümkün olduğu aşikardır.Ülkelerin kalkınmasında, ekonomik güvenin sağlanmasında üretim faktörünün en verimli kullanılmasıtartışılmaz bir gerçektir. Ancak üretim yaparken sıradan ürünler değil, yükte hafif, pahada ağır,gelişen teknolojiye uygun ürünlere ağırlık verilmesi elzemdir. Ayrıca üretilen malın ara mal vehammaddesinin de yerli olması önemlidir. Günümüzde ülkemizde üretimi yapılan malların aramalı vehammaddesinin yaklaşık yüzde ellisi yurt dışından ithal yoluyla tedarik edilmektedir. Söz konusuaramalı ve hammaddelere ödenen para döviz olduğundan yüksek rakamlar ödenmekte bu da üretimmaliyetini arttırdığından üretim maliyelerine doğal olarak yansımakta ve enflasyon olarak karşımızaçıkmaktadır. Yurt dışına satılmak üzere (ihracat için) üretilen ürünlerle yurt içinde üretilen ürünlerinüretim miktarları neden fark ediyor diye düşünen vatandaşlarımız olabilir. Bu farkın nedenleriniyaklaşık 45 yıl içinde bulunduğum kilit ve emniyet sistemlerinden örneklerle açıklamaya çalışayım. *Ürün ebatları: Ülkemizde kapı kilitlerinin eksen mesafesi (anahtar deliği ile kol demiri deliğininarasındaki uzaklık) oda kilitlerinde 90 mm. Olmasına rağmen çeşitli ülkelerde değişim gösterebilir.Örneğin yakın doğu ülkelerinde bu ölçü 72 mm’dir. Bunun için pahalı bir maliyet olan kalıp bedeli ekbir maliyettir.*Ürün için kullanılan malzemenin özelliği: Bazı ülkelerde kapı kolları alüminyum, bazı ülkelerdepaslanmaz çelik olabilir.*Nakliye bedeli: İthalat ve ihracatta “CIF ve fob denilen kavramlar vardır. Sanayinin iki sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında %21,66 artış, imalatta%20,45 artış olarak gerçekleşti.Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında %19,42 artış, dayanıklı tüketim mallarında%20,57 artış,…
RAMAZAN EKONOMİSİ
Mübarek ramazan ayına başlamış bulunuyoruz. Bu vesile ile tüm Müslüman ülkelere hayırlı olmasını dilerim. Klasikleşmiş bir cümle olan “nerede o eski ramazanlar” cümlesiyle başlayalım. Liseyi bitirinceye kadar çocukluğumun geçtiği Antalya’da ve tüm yurtta ramazan gelmeden önce birtakım hazırlıklar yapılır, ibadetle aksatılmaz, herkes birbirine son derece hoşgörülü, sevgi ve saygı ön planda tutulurdu. Ramazan’ın birinci günü ise her ailenin en büyüğünün evinde iftar yemeği yenir ve her birey birbirini kutlardı. Ve neredeyse her gün konu komşu birbirlerine iftar yemeği vermek için adeta yarışırlardı. Ekonomik açıdan ele aldığımızda ise ramazan ayı bereket ayı olduğundan ekonomik sıkıntının sözü bile edilmez, ikramların ardı arkası kesilmez, herkes birbirine evinden her çeşit yiyecek ve içecekleri misafirliğe giderken götürür, teravih namazından sonra afiyetle yenirdi ve arkasından dualar edilirdi. Günümüzde ise yukarıda bahsettiğim modelden bahsetmek bile mümkün olmaz duruma geldi. Çünkü ramazan gelmesine yakın tüm yiyecek ve içeceklerin fiyatı yükselme eğilimine girmeye başladı ve ramazan zammı olarak ifade edilmeye sürecine girdi. Hükümet yetkilileri, bu durumu önlemek için gıda sektörü mensuplarıyla bir araya gelip önlem almaya çalışsa da aşağıda açıklamaya çalışacağım sebeplerden dolayı fayda etmemişe benziyor, fiyatlar yükselmeye devam ediyor. Özellikle gıda enflasyonunun dirençli olması genel enflasyona negatif etkisi devam ediyor. Bu durumdan da en çok en düşük emekli aylığı alanlar, dar ve sabit gelirliler olumsuz şekilde etkileniyor. Ve bu ekonomik koşullarda eski ramazanlarda olduğu gibi iftar davetleri, yapılan ikramlar son derece sınırlı olacak gibi gözüküyor. Ramazan ayının en önemli yiyeceklerinden bir olan pidenin fiyatı 30 TL olursa diğer yiyecekleri de tahmin etmek zor olmasa gerek. Ülkemizde gıda enflasyonu yaklaşık üç yılı aşkın bir süreden bu yana sürekli yüksek seyretmekte ve bunun için bazı yiyecek ürünleri ithal yoluyla tedarik edilmektedir. Çünkü ülkemizde yapılan üretimim gittikçe azaldığı, ekim alanlarının küçüldüğü, üreticilerin girdi maliyetlerinden dolayı üretim yapmamaları ve dolayısıyla ekim alanlarının boş kalması sebebiyle tarım ve hayvancılık sektörü gün geçtikçe küçülmektedir. Bundan birkaç ay önce üreticilerinin seslerini duyurabilmek için yaptıkları eylemleri hepimiz yazılı ve görsel basından izledik. Tüm bunların üstüne yaşadığımız kış sezonu da eklenince önümüzdeki süreçte gıda enflasyonunun daha da artacağı ve ülkemizde gıda krizi oluşacağını söylemek abartı olmayacaktır. Sorunun çözümü ancak ve ancak sıkı ve sürdürülebilir bir tarım ve hayvancılık projesinin acilen uygulamaya konulmasıyla mümkün olacaktır. Dışardan ithal ederek nereye kadar gideceğiz veya paramız nereye kadar yurt dışına gidecek. Dış ticaret açığımızın olduğu bir dönemde; ekim alanlarımız boş dururken, hayvanlarımız yem fiyatlarının yüksekliğinden dolayı erkenden kesime gönderilirken başta baklagiller olmak üzere bazı gıda ürünlerine veya canlı hayvan ithalatına para ödememiz ve kurlar yükseldikçe maliyetlerin de yükselmesiyle sorunun çözülmeyeceği kesindir. Mübarek ramazan ayının en önemli özelliklerinden biri de fitre ve zekât ödemelerinin zamanında ve gerçek rakamlarla ödenmesidir. Dinimize göre sosyal adaletin sağlanmasında da fitre ve zekâtın önemi tartışılmaz bir konudur. Herkes varlığının kırkta birini ve fitesini günün ekonomik koşullarına göre (Dinimizin emrettiği şekilde) verse fakir ve muhtaç kimse kalmayacağı muhakkaktır. Âmâ maalesef ülkemizde yaklaşık on dokuz milyon kişi devlet yardımlarıyla yaşam savaşı vermektedir. İşte bu rakam zekât ve fitre aracılığıyla önemli ölçüde düşebilir. Bir diğer konu da verilen iftar yemekleridir. İftar yemeği muhtaç olanlara verilmesi, aç olanların doyurulması esas alınarak yapılmalıdır. Âmâ günümüzde 5 yıldızlı otellerde genellikle reklam amacıyla verilmekte, büyük şirketler müşterilerini ağırlayarak menfaat esasına dayalı iftar yemekleri verilmektedir. Bu durum son derece yanlıştır. İstanbul planlama ajansının ramazan ayı araştırmasına…
OCAK AYI DIŞ TİCARET İSTATİSTİKLERİ
Dışa bağımlılık, dış ticaret açığı vermenin temel nedenlerinden biridir. Bazı ürünleri ithal etmek zorunda olan ülkeler maksimum seviyede üretim yaparak ihracatını ithalatından daha yüksek rakamlara ulaştırmadığı sürece dış ticaret açığı vermekten kurtulmaları mümkün değildir. Yani dış ticaret açığını en aza indirgemek veya dış ticaret fazlası vermek ancak ve ancak üretimin artmasıyla mümkündür. Ülkemiz de akaryakıt, enerji, doğalgaz gibi temel ihtiyaçlarımız bakımından dış ülkelere bağımlıdır ve bu ihtiyaçlarımız ithalat yoluyla tedarik edilmektedir. Bizim uzun yıllardan bu yana dış ticaret açığı vermemizin sebeplerinden biri de budur. Açığı kapatmak için üretim kaynaklarını en verimli şekilde kullanmak, üretimi teşvik edecek önlemleri almak, yabancı yatırımcıların ülkemizde yatırım yapması için koşulları oluşturmak, global pazarlarda söz sahibi olmak ve rekabet kriterlerine ayak uydurmak zorundayız. Bunun için ise millet olarak çok çalışarak çok üretim yapmak temel hedefimiz olmalıdır. Üretim yaparken kalitesiz, teknolojik olmayan vd. gibi ürünleri değil; yükte hafif pahada ağır, yüksek teknolojiye uygun, katma değeri yüksek ürünler üretmeliyiz ki uluslararası pazarlarda yerimizi alalım ve rekabet gücüne ulaşalım. Günümüzde Çin büyük çapta ihracat yaparak dış ticaret fazlası vermektedir. Bunun sebebi her türlü ürünü üreterek yabancı ülkelere kolaylıkla satabilmesi ve uluslararası pazarlarda kendini kabul ettirmesidir. Merhum Turgut Özal döneminde yani 1980 li yıllarda ithalat yasağı kalkınca koşulları uygun olan işletmeler genellikle Çin başta olmak üzere her türlü ürünü ülkemize getirerek sattılar. Ancak getirilen ürünlerin çoğu kalitesiz ama fiyat rekabetine uygun olduğu için ülkemiz pazarında rağbet gördü. İthalat yasağının kalkması, yerli ürünlerin fiyatlarının astronomik seviyeye gelmesini önlemek için yapılmıştı ama ülkemizde neredeyse yerli sanayi diye bir üretim kalmamıştı. Çünkü bizim üretim işletmelerinin Çin den gelen ürünlerle fiyat açısından rekabet etmeleri mümkün değildi ve hepsi birer birer faaliyetlerine son vermek zorunda kaldılar. Örneğin o dönemde 64 tane asma kilit fabrikası kepenk indirmişti. Ülkemiz ithalat cenneti durumuna girerken paramız sürekli yurt dışına gittiğinden dış ticaret açığı doğal olarak devam etmekte idi. Bugünkü hükümetin Eylül 2021 de Türkiye modeli diye adlandırdığı ekonomi modeli son derece olumludur. Ancak gidilen yolun yanlış olduğu sürekli olarak tartışma konusu oldu ve seçimden sonra görevlendirilen ekonomi yönetimi düşük faiz yüksek kur politikasından yumuşak geçiş yapılmasını öngördü. Türkiye modelinin amacı öncelikle ithalatı azaltarak yerli üretime önem vermek, üretim işletmelerine ucuz kredi vererek üretim maliyetlerini aşağı yönlü hareketlendirmek ve enflasyonu kontrol altına almaktı. Fakat uygulamada düşük faiz sanayiciye bir türlü ulaşmadı ve hatta faizler daha da yükseldiğinden kredi muslukları neredeyse kapandı. Bir üretim veya ticaret işletmesi, ürün gamını genişletmek, daha bölgesel Pazar payı yakalamak, ihracatı arttırmak için büyümek zorundadır ve büyümek için de global pazarın kabul ettiği ürünleri üretmek ve bunlar için doğal olarak makine ve teçhizat yatırımı yapmak durumundadır. İşte bu büyüme sırasında kaynak kullanmak son derece normaldir ve o kaynak, bankalardan sağlanan kredidir. Kullanılan kredi ne kadar uzun vade ve düşük maliyetli ise üretim kaynaklarına o kadar olumlu etkisi olacaktır. Günümüz koşullarında politika faizi 8 ay değişmeyerek %50 de sabit kalmasından dolayı kredi faiz oranları %65-70 seviyelerine kadar yükselmişti. Kredi maliyetleri astronomik şekilde yükselince üretim maliyetlerine yansıdığı için bazı işletmeler üretimlerini azaltarak, bazıları da ürün gamını azaltarak bu dönemi geçirmek durumundadır. Dolayısıyla koşullar böyle olduğu için iflas ve konkordatolar artmıştır. Üretimde daralma ise ihracatın azalmasına, işsizliğin artmasına yol açmıştır. Bu bağlamda olayı irdelediğimizde ise faizlerin düşmesi gerekirdi ki ocak aralık ve ocak aylarında 250 şer baz puan olmak üzere…
TİCARİ AHLAK
Son yıllarda yaşadığımız ekonomik olumsuzluklar, alım gücünün giderek azalması, geçim sıkıntısının çoğalması ister istemez TİCARİ AHLAK kavramını bir kez daha öne çıkarmaktadır. En basit tanımıyla ticari ahlak yalan söylememek, bir ürünü ederinden fazlaya satmamak veya kalitesini olduğundan fazla göstermemek, satılan ürünün arkasında durmak, devlete kazancı oranında yasalar çerçevesinde vergisini tam ve zamanında ödemek olarak tanımlanabilir. Günümüzde yazılı ve görsel basında sık sık yerini alan ticari ahlak kurallarına uymayan, bazı konuları kendi yararına fırsata çeviren birtakım işletmelerden bahsetmek mümkündür. Özellikle marketlerde eksik gramajlı ürünler, kullanım ömrü bitmiş veya çok az zaman kalmış yiyecek ve içecekler, fahiş fiyatla satış faaliyetleri bunlara örnek olabilir. Bunların önüne geçebilmek için hükümetin yetkili kurulları denetimlerini sıklaştırmaları ve yüksek ceza uygulamalarına rağmen maalesef bazı satıcı kesimler tarafından devam etmektedir. Ticari ahlak sadece yukarıdaki saymaya çalıştıklarımla sınırlı değildir. Örneğin bir taksi şoförünün müşterisinden fazla para almak için yolu uzatması, doğal afetlerde gereğinden fazla para talep etmesi; enflasyonist ortamlarda fiyat algısının fırsatçılığa çevrilmesi, bazı dönemlerde tedarik sıkıntısı çekilen ürünlerin fiyatlarının yükseltilmesi, gene doğal afetlerde bazı iyi niyetli ve duyarlı vatandaşlarımızın veya devlet yardımlarının yerine ulaştırılmaması gibi örnekler sayılabilir. Ticari ahlak kurallarının benzeri konuları ticaret kanunumuzda HAKSIZ REKABET olarak yerini almıştır. Kayıt dışı işlem veya işlemler yapmak, rakipleri kötülemek, satılan veya üretilen ürünü olduğundan farklı kalitede sunmak, gene üretilen ürünlerde ucuz ve kalitesiz hammadde kullanarak ürün kalitesini düşürmek veya kullanım ömrünü normalden aza indirmek, müşteriye verilen sözleri yerine getirmemek, bir müşteriden duyduğunu diğerine iletmek, bir firmanın maddi durumunu olduğundan kötü olarak bahsetmek,tyedarik,tahsilat veya ödeme kurallarını kendi lehine çevirmek gibi hem insanlığa hem de ticari ahlak kurallarına sığmayan davranışlar sergilemek hukuk ve ahlak dışı davranışlardır. Ticari ahlak veya iş ahlakı tüm piyasa mensupları için geçerlidir. İşçi olarak çalıştığı işletmenin menfaatlerini gözetmek, firma ile ilgili bilgileri rakipler başta olmak üzere dışarıya sızdırmak, üretim kalitesinde işletmeye zarar verebilecek işlem yapmak, iş arkadaşlarıyla iyi geçinmek, üslerinin emirlerini harfiyen yerine getirmek, mesai saatlerine uymak ticari ahlak kurallarından bazılarıdır ve bunlara tamamen uyum sağlanması gerekir. Aynı şekilde patronların işçi haklarını korumamak, onlara emeklerinin karşılığını vermemek, yasalarımızda belirtilen mesai saatleri dışında ücret ödemeden çalıştırmak, kıdem ve ihbar tazminatını eksik veya zamanında ödememek, işçinin kapasitesinin üstünde görev yüklemek, kayıt dışı işlem yapmak, devlete kazancı oranında yasalara uygun olarak ve zamanında vergi ödememek gibi işlemler de ticari ahlak kuralları ile bağdaşmaz Günümüzde ticari ahlak kurallarına maalesef tam olarak uyulduğunun söylemek mümkün değildir. Ancak dürüst, işine ve müşterisine saygılı, fırsatçılığı menfaat olarak görmeyen birçok iş insanımızın olduğunu da unutmamamız gerekir. Daha da ötesi doğal afetlerde bölgelere yardım gönderen, tahsil hayatı boyunca özellikle yüksek öğrenim gören öğrencilere karşılıksız burs veren, vergisini tam ve zamanında ödeyen, hayır yapmak için okul, cami, sağlık ocağı yaptıran çok değerli iş adamlarımıza da şükranlarımızı sunar böyle girişimlerin çoğalmasını dileriz. Bunların yanında bazı marketlerdeki aynı ürün, aynı gramaj, aynı marka olduğu halde arada önemli ölçüde fiyat farkı olduğunu maalesef üzülerek izlemekteyiz. Artık yaşadığımız olumsuz ekonomik koşullardan dolayı tüketici olarak hepimiz bilince sahibiz ve araştırma yapmadan ürün almak istemiyoruz. Son yaşadığımız Bolu Kartalkaya’da yangın faciasında hepimizin bildiği üzere 78 canımızı kaybettik ve bunların neredeyse yarısı çocuk yaştadır. Ancak otelde yasal olarak alınması gereken yangın tedbirlerinin alınmadığı ortadadır. Biz zaten millet olarak bir olay yaşamadan önlem almayım aklımızdan geçirmeyiz. Deprem olur deprem önlemleri, yangın olur yangın önlemleri, su baskını olur…
İSTANBUL DA YILIN AİLK AYI ENFLASYON ORANLARI
Enflasyon oranları TÜİK ve ENAG tarafından her ay kamuoyu ile paylaşılıyor. Bunların dışında sadece İstanbul’a özel enflasyon ise İstanbul Ticaret Odası (İTO) hesaplayarak kamuoyuna açıklıyor. Başka hiçbir ilimizde ile özel enflasyon oranı hesaplanmamasına rağmen İstanbul’da neden ayrı hesaplanıyor? Hepimizin bildiği gibi İstanbul Türkiye’nin %20 si demektir. Kaldı ki İstanbul’da yurdun her yanından vatandaşlarımız ikamet ediyor. Çeşitli meslek gruplarında faaliyet gösteriyorlar. Eskilerin “taşı toprağı altın “dedikleri dönemlerde ekonomi açısından son derece verimli olan İstanbul şimdilerde dar ve sabit gelirli vatandaşlar için bu özelliğini yavaş yavaş kaybetmeye başladı. Yaşadığımız yüksek enflasyon, hayat şartlarının ağırlaşması, hayat pahalılığının artması, alım gücünün düşmesi nedeniyle İstanbul’dan göç başladı. Özellikle 1970 li yıllarda Türkiye’nin ticaret merkezi İstanbul idi ve her türlü emtia İstanbul’da bütün Türkiye’ye dağılmakta idi. Merhum Turgut Özal döneminde başlayan serbest piyasa ekonomisi ve internetin hayatımıza girmesinden sonra toptancılık veya üreticilik Anadolu’ya yayılmaya başladı. Artık illeri bırakın İlçelerde de toptancılar oluşmaya başladı ve devam eden süreçte İstanbul iş hayatı bakımından değer kaybetmeye başladı. Ancak İstanbul ne kadar önemini kaybetse de ekonomik göstergeler bakımından önemli bir paya sahiptir. Ülkemizin vergi gelirlerindeki payı %48 dir ve neredeyse tüm ülkenin vergisinin yarısı İstanbul’dan elde edilmektedir. Enflasyon açısından konuya bakıldığında ise metropol de yaşam koşulları oldukça zordur ve belirli bir rakamın üzerinde gelir else etmek zorundasınız. Çünkü Anadolu’daki birçok şehirden farklı bir yaşam koşulları mevcuttur. İstanbul’da enflasyon oranı her dönem TÜİK tarafından açıklanan enflasyon oranlarından daha yüksek çıkmaktadır. Demek ki İstanbul’da asgari ücret de İstanbul enflasyonu baz alınarak değerlendirilmeli, zam oranı hesaplanırken İstanbul enflasyonu esas alınmalıdır. Çünkü enflasyon oranı İstanbul’da farklılık göstermektedir. Sigortalı çalışan nüfusun %24 ü İstanbul’da ikamet etmektedir ve bu kesimin hakkı korunmalıdır. Sadece çalışan, vergi veren açısından değil diğer bazı faktörler için de İstanbul’un Türkiye şampiyonluğundan bahsedilebilir.1970 li yıllarda üniversite sayısı 3 (İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik üniversitesi, Boğaziçi üniversitesi) ve birkaç akademiden oluşan eğitim kadrosu günümüzde 70 üniversiteye ulaşmış durumdadır. İstanbul’da yaşamak ekonomik olarak günümüzde epeyce bir kazanç gerektiren bir duruma gelmiştir. Öncelikle kiraların en az 20000 TL olduğu, bunun yanında ulaştırma, sağlık ücretleri, çocuğunuzun eğitim giderleri olmak üzere diğer giderler de eklenince ciddi rakam ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla gelir açısından bakıldığında önemli bir rakam gerektiği gerçektir. Konuya bir de olumlu yönden baktığımızda ise durum farklıdır. Eşsiz güzellikleri yaşamak, tarihi mekanlar, kültürel uygulamalar gibi sosyal yönden birtakım farklılıklar İstanbul’a özeldir ve birçok insanımız için İstanbul bir tutkudur. Ekonomi olarak bakıldığında ise yukarıda bahsetmeye çalıştığım gibi kariyer yapmak, para kazanmak, kendinizi sosyal yönde geliştirmek istiyorsanız İstanbul’da vazgeçemezsiniz. İstanbul ticaret odası tarafından her ay yayınlanan İstanbul enflasyonu ve yaşam maliyeti bilgileri geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Bildiğiniz üzere geçtiğimiz aralık ayında İstanbul’da yıllık enflasyon %55 olarak açıklanmıştı ve aynı oran TÜFE ye göre %44,38, ENAG a göre ise %83 civarında idi. Ülkemizde her ay olduğu gibi bu yıl da zamların yılbaşlarına ertelenmesi sebebiyle yılın ilk ayları (Ocak-Şubat) enflasyon oranları yüksek çıkmakta, ancak yıllık enflasyona etkisi az olmaktadır. Bu bağlamda baktığımızda İstanbul’da ocak ayı aylık enflasyonu %5.16; yıllık enflasyon ise %48,40 olarak açıklanmıştır. Ayrıca İstanbul Ticaret odası en son 1995 yılında güncellenen enflasyon sepetinde de önemli değişiklikleri yapılarak enflasyon oranı açıklanmıştır. Enflasyon hesaplamalarında baz alınan 8 ana harcama grubu indeksi 12 ye yükseltilmiştir. Kaynak: TÜİK Yapılan değişiklikler ve ilgili sayısal değerler tabloda görüldüğü gibidir. Sözcü gazetesinden Sn. Mustafa Balcı’nın haberine göre; Yapılan kapsamlı…
DÜNYAYI SARSAN YAPAY Zekâ ARCI DEEP SEEK HAKKINDA BİLGİLER
Az sayıda çip ve az maliyetle geliştirilen modellerin sonuncusu DeepSeek-R1, OpenAI, Google ve Meta gibi dev oyuncuların sektördeki hakimiyetine meydan okuyor. Çinli yapay zekâ laboratuvarı DeepSeek’in kendi adını taşıyan büyük dil modeli (LLM), ABD’li OpenAI firmasının ChatGPT’sinin en büyük rakiplerinden biri haline gelirken, Silikon Vadisi’ni şaşkınlığa uğrattı. Bu ay yayınlanan son DeepSeek modellerinin hem son derece hızlı hem de az maliyetle geliştirildiği söyleniyor. Aynı zamanda daha az sayıda çiple geliştirilen modellerin sonuncusu DeepSeek-R1, OpenAI, Google ve Meta gibi dev oyuncuların sektördeki hakimiyetine meydan okuyor. İşte sekiz soruda DeepSeek: 1. Nereden çıktı bu DeepSeek? Çin’in Hangzhou kentindeki şirket, Temmuz 2023’te Zhejiang Üniversitesi mezunu, bilgi ve elektronik mühendisi Liang Wenfeng tarafından kuruldu. Liang’ın 2015’te kurduğu bir fon olan High-Flyer’ın kuluçka programında yer aldı. Liang da sektörün diğer ileri gelen isimleri gibi, çeşitli görevlerde insanlara yetişebilen veya onları geçebilen “yapay genel zekâ” seviyesine ulaşmayı hedefliyor. Bağımsız faaliyet gösteren DeepSeek’in finansman modeli, dış yatırımcıların baskısı olmadan iddialı yapay zekâ projelerini sürdürmesine ve uzun vadeli araştırma ve geliştirmeye öncelik vermesine olanak tanıyor. DeepSeek ekibi, Çin’in en iyi üniversitelerinden mezun genç ve yetenekli kişilerden oluşuyor ve yenilikçilik kültürünü teşvik ediyor. Şirketin işe alım sürecinde iş deneyiminden çok teknik becerilere öncelik veriliyor. Kısacası yapay zekâ modelleri geliştirme sürecinde yeni bir bakış açısına sahip olduğu düşünülüyor. DeepSeek’in yolculuğu, Kasım 2023’te kodlama görevleri için tasarlanmış açık kaynaklı bir model olan DeepSeek Coder’ın piyasaya sürülmesiyle başladı. Bunu, diğer büyük dil modelleriyle rekabet etmeyi amaçlayan DeepSeek LLM izledi. Mayıs 2024’te piyasaya sürülen DeepSeek-V2, güçlü performansı ve düşük maliyeti nedeniyle ilgi gördü. ByteDance, Tencent, Baidu ve Alibaba gibi diğer büyük Çinli teknoloji devlerini de yapay zekâ modellerinin fiyatlarını düşürmeye zorladı. 2. DeepSeek modellerinin kapasitesi ne durumda? DeepSeek-V2, daha sonra 236 milyar parametreye sahip daha gelişmiş bir model olan DeepSeek-Coder-V2 ile değiştirildi. Karmaşık kodlama istemleri için tasarlanan model 128.000 token’a varan yüksek bir bağlam penceresine sahip. 128.000 token’lık bağlam penceresi, modelin aynı anda işleyebileceği maksimum giriş metni uzunluğunu ifade ediyor. Daha geniş bir bağlam penceresi, bir modelin daha uzun metinleri anlamasına, özetlemesine veya analiz etmesine olanak tanır. Bu, örneğin uzun belgeler, kitaplar veya karmaşık diyaloglar üzerinde çalışırken büyük bir avantaj sağlar. Token ise metindeki bir birim anlamına geliyor. Bu birim genellikle kelime, kelime parçacığı (örneğin “yapay” ve “zekâ” gibi) veya hatta bir karakter olabilir. Örneğin: “Yapay zekâ harika!” cümlesi dört tokendan oluşabilir: “Yapay,” “zekâ,” “harika,” “!”. Şirketin en son modelleri DeepSeek-V3 ve DeepSeek-R1 ise konumunu daha da sağlamlaştırdı. 671.000 parametreli bir model olan DeepSeek-V3, akranlarından önemli ölçüde daha az kaynak gerektirirken diğer markalarla çeşitli kıyaslama testlerinde etkileyici bir performans sergiliyor. Ocak 2025’te piyasaya sürülen DeepSeek-R1 de akıl yürütme, kodlama ve matematik gibi karmaşık görevlere odaklanıyor. Bu alandaki yetenekleriyle ChatGPT’nin son modellerinden biri olan o1’e meydan okuyor. DeepSeek kısa sürede önemli bir başarı yakalamış olsa da Forbes, şirketin öncelikli olarak araştırmaya odaklandığını ve yakın gelecekte ticarileştirmeye yönelik detaylı planları olmadığını yazdı. 3. Son kullanıcı için ücretsiz mi? DeepSeek’in ilgi çekmeyi başarmasının temel nedenlerinden biri son kullanıcılar için ücretsiz olması. Hatta bu, kullanıcılara ücretsiz olarak sunulan bu denli gelişmiş ilk yapay zekâ sistemi. OpenAI o1 ve Claude Sonnet gibi diğer güçlü sistemler ücretli abonelik gerektiriyor. Hatta bazı aboneliklerde bile kullanıcılara kota konuyor. Google Gemini da ücretsiz olarak sunuluyor, ancak ücretsiz sürümleri eski modellerle sınırlı. DeepSeek’in şimdilik…
ARALIK AYI TARIMSAL GİRDİ FİYAT ENDEKSİ
Toprak, işgücü ve sermayeyi etkin hale getiren unsur tarımsal girdilerdir. Bitkisel üretim faaliyetinde kullanılan girdiler; tohum, gübre, tarım ilacı, tarım alet ve makineleri, sulama ve tarımsal kredilerdir. Üretim genel olarak tanımlanması ise; üretim faktörlerinin bir araya getirilerek mamul elde edilmesidir. Tarım da sanayi üretimi gibidir. Yukarıdaki tanımdan da anlaşılacağı üzere tarımda üretim fide, zirai ilaç, tohum, mazot, makine ve teçhizat, sulama maliyeti, ihtiyaç durumunda kredi olanaklarının kullanılarak tarım ürünlerinin elde edilmesidir. Genel olarak tarım ürünleri üreticiliği ve hayvancılık ülkemizdeki en zor mesleklerdendir ve neredeyse bütün aile fertleri gece, gündüz demeden, tatil de yapmadan bu işi becermeye çalışırlar. Ülkemizde tarım ürünleri maliyetleri, enflasyonla birlikte maalesef artmaya devam ediyor. Tarım üreticilerimiz de bu durumdan olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz haldedir. Tarım girdi maliyetlerinin yüksekliğinden dolayı tarlasını ekmeyen, ekim alanlarını boş bırakan çiftçilerimizi yazılı ve görsel bakımdan izlemekteyiz. Son bir yıla bakıldığında zirai ilaç, mazot, gübre, fide gibi üreticinin olmazsa olmazı olan maliyetler katlanarak arttığını görüyoruz ve üreticilerimizin de gelirleri giderleri zor karşılıyor veya karşılamıyor. Günümüzde Adana’da üreticide 1 veya 3 TL olan patlıcan marketlerde 40-50 TL ye,3-5 TL olan limon ise 20-30 TL’den satılıyor. Bu kadar fark nereden geliyor veya bu kadar makas neden açılıyor? Araştırılması ve denetim altına alınması gereken bir konudur. Durum böyle olunca sebze ve meyve fiyatları yükseliyor ve fiyatlar bir çizgide tutulamıyor. Öncelikle dar ve sabit gelirli vatandaşlarımızın enflasyon oranı diğer yüksek gelirli vatandaşlarımızdan çok üzerinde olduğundan fakir ve yoksul vatandaşlarımız istediğini alıp yiyemiyor, sadece seyretmekle yetinmek zorunda kalıyor. Ülkemizde ekim alanlarının birçoğunun boş bırakıldığını belirtmiştim. Bazı ekim alanlarına ise siteler, fabrika binaları yapılıyor. Ne kadar tezat bir durum değil mi? Çünkü zirai alanlar zaten bir fabrika özelliğine sahiptir ve ektiğiniz zaman yılda bir veya birden fazla mahsul alabilirsiniz. Son üç yıl içinde ülkemizde ekilebilen alanların yüzölçümü azalma eğilimindedir. Tarım ürünleri üreticilerine devlet tarafından çeşitli destek verilmektedir ama verilen bu destekler bir kez daha gözden geçirilmeli, yeni önlemler alınmalıdır. Çünkü verilen destekler yetersiz kalmaktadır. Öncelikle yukarıda saydığım çiftçinin olmazsa olmazı olan zirai ilaç, tohum, gübre, fide maliyetleri makul bir seviyeye çekilmeli, bunlardan alınan KDV de sıfırlanmalıdır. Ayrıca mazottan alınan KDV ve ÖTV’den de çiftçilerimiz muaf tutulmalıdır. Bir başka konu ise sıkı ve sürdürülebilir bir tarım politikamızın mevcut olmamasıdır. Devlet destekli, hangi ürünün nereye, ne miktar ekileceğine yerel yönetimler yardımıyla devlet tarafından belirlenmelidir. İsteyen istediğini eker veya ekmez diyebilirsiniz ama makul ve mantıklı destek sunulduğunda çiftçilerimiz devletin öngörülerine uyacaktır. Sebze meyve ihracatımız oldukça yüksek rakamlara ulaşmıştır ve bu konuda Rusya ilk sıradadır. Döviz ihtiyacımız olduğu aşikardır. Ancak ihracatı arttırırken kendi vatandaşımızı unutmamamız, onlara yüksek fiyatlı ürünler sunmamalıyız. Gıda fiyatları, tüm dünyada düşme eğilimine girdiği halde ülkemizde uzun süreden bu yana sürekli olarak yükselişini sürdürmektedir. Bunda uygulanan para politikaların hatalı olduğu bir gerçektir. Son genel seçimlerden sonra vazgeçtiğimiz düşük faiz dönemi enflasyonun yükselmesinde en büyük etkendir ve vazgeçilse de dengeye gelmesi 3-5 yılımızı alacaktır. Çiftçiye verilen kredi desteklerini zaten zor ödemekte iken faizlerin yükselmesi sonucu değiştirilen faiz oranları çiftçilerimizi iyice zor duruma sokmuştur. En azından tarım ürünleri üreticileri bu uygulamanın dışında tutulmalıydı. Tarımda ve sanayide girdi maliyetlerinin yüksek seyretmesini önleyecek, üreticilere verilen kredilerin doğru alanda kullanılmasını sağlamadan ve çok sıkı denetlenmeden fiyatların düşmesi mümkün değildir. Bir başka ifade ile ekonomik olumsuzlukların sebebi yüksek seyreden enflasyondur. Ülkemizde yıllardan bu yana gündemde olan haller yasasından…
DEEPSEEK İN GÜVENLİĞİ
Son günlerde DeepSeek modelleriyle ilgili tartışmalar veri güvenliği etrafında şekillenmeye başladı. Çinli yapay zekâ laboratuvarı DeepSeek’in kendi adını taşıyan büyük dil modellerine (LLM) yönelik tartışma devam ediyor. Bu ay yayınlanan son DeepSeek modellerinin hem son derece hızlı hem de az maliyetle geliştirildiği söylenirken, aynı zamanda daha az sayıda çiple geliştirilen modellerin sonuncusu DeepSeek-R1, OpenAI, Google ve Meta gibi dev oyuncuların sektördeki hakimiyetine meydan okumuştu. R1 modelinin yayınlanmasının ardından Nvidia başta olmak üzere bazı teknoloji firmaları milyarlarca dolar değer kaybetmişti. Ancak son günlerde DeepSeek modelleriyle ilgili tartışmalar veri güvenliği etrafında şekillenmeye başladı. ‘Kullanıcı sohbetleri korunmasız’ Bulut güvenlik firması Wiz, DeepSeek’te kullanıcı sohbet geçmişlerini, API (Uygulama Programlama Arabirimi) kimlik doğrulama anahtarlarını, sistem günlüklerini ve diğer hassas bilgileri gösteren bir veritabanının “tamamen açık” halde bırakıldığını tespit etti. Wiz’in blog yazısına göre, DeepSeek’e bağlı bu ClickHouse veritabanı, 1 milyondan fazla satırdan oluşan veri içeriyordu. Bunlar arasında kullanıcıların sohbet geçmişi, uygulamanın çalışmasını sağlayan arka uç verileri, API anahtarları ve operasyonel ayrıntılar da vardı. Üstelik Wiz araştırmacıları bu açığı dakikalar içinde bulduklarını söylüyor. Bu açık kötü niyetli kişilerin şirketin dahili sistemlerine erişim sağlamasına olanak tanıyabilecek nitelikteydi. Wiz araştırmacıları şirkete ulaştıklarını ve hemen ardından DeepSeek’in bu veri tabanını kontrol altına aldığını bildirdi. Ancak bu süreçte başka birinin bu açık verilere erişip erişmediği henüz bilinmiyor. Araştırmacılar Wired’a, “Açığı keşfetmek basitti. Birilerinin erişmesi şaşırtıcı olmayacaktır,” dedi. Siber saldırıdan ABD’yi sorumlu tuttular DeepSeek bu hafta geniş çaplı bir siber saldırıya da maruz kalmıştı. Şirket saldırı nedeniyle yeni kullanıcı kayıtlarını durdurmak zorunda kalmış ve halihazırda kayıtlı olan kullanıcılar da sohbet botuna erişim sağlayamamıştı. Bu siber saldırı, yapay zekâ platformlarının güvenliği ve kullanıcılara yönelik riskler konusunda endişeleri artıran bir diğer olay olmuştu. Çin devlet medyası ise bu büyük çaplı siber saldırının ABD’de gerçekleştiğini iddia etti. CCTV’ye bağlı sosyal medya hesabı Yuyuan Tantian, saldırıların ABD’deki IP adreslerinden geldiği bilgisini paylaştı. Çinli siber güvenlik şirketi QAX Technology Group’a göre, ilk saldırılar DeepSeek’e sunucuları ve bant genişliğini alt üst edecek derecede yoğun bir internet trafiği gönderirken (bu saldırı biçimi DDOS diye biliniyor), daha sonraki saldırılar yapay zekâ modelinin nasıl çalıştığını anlamaya yönelikti. İkinci saldırılarda tüm olası parola kombinasyonları denenerek, kullanıcı kimlik bilgileri kırılmaya çalışıldı. QAX siber güvenlik uzmanı Wang Hui, CCTV’ye yaptığı açıklamada, “Saldırıya ilişkin tüm IP’ler kaydedildi ve hepsi ABD’den,” dedi. Pentagon çalışanları bile kullandı DeepSeek’le ilgili güvenlik endişelerinin bir diğer boyutu da Tik Tok kriziyle benzerlik gösteriyor. Avrupa ve ABD’de yetkililer, kullanıcı verilerinin Çin’de depolanmasından rahatsız. DeepSeek’in hizmet şartlarında, kullanıcı verilerinin Çin sunucularında saklandığı ve bu verilerin Çin yasalarına göre yönetildiği açıkça belirtiliyor. Bu yasalar, ülkenin istihbarat teşkilatlarıyla iş birliğini zorunlu kılıyor. Ancak buna rağmen, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) çalışanları, bu hafta DeepSeek çılgınlığına kapılıp iş bilgisayarlarından yapay zekâ hizmetini iki gün boyunca kullandı. Bloomberg’e göre, Pentagon, DeepSeek’i ağlarında engellemeye başladı, ancak bazı çalışanlar halen hizmete erişebiliyor. CNBC, ABD Donanması’nın da 24 Ocak’ta güvenlik ve etik kaygıları nedeniyle çalışanlarının DeepSeek’e erişimini yasakladığını duyurmuştu. İtalya’da yasaklanırken, Tayvan’da kısıtlandı İtalya ise DeepSeek’i kökten yasaklama yoluna gitti. Ülkenin veri koruma kurumu Garante, perşembe günü Çin yapımı yapay zekâ uygulaması DeepSeek’e erişimi engelledi. Ayrıca uygulamanın geliştirici şirketleriyle ilgili de soruşturma başlattı. Garante, DeepSeek’in kişisel verilerin ne şekilde toplandığı, nerede saklandığı ve kullanıcıların bu konuda nasıl bilgilendirildiğine dair şirketten bilgi istemişti. Şirketten gelen yanıtın “yetersiz” bulunması nedeniyle uygulamaya erişim…
YANGIN GÜVENLİĞİ KONUSUNDA UZMANLARIN GÖRÜŞLERİ
Aşağıda okuyacağınız metin, yangın güvenliği ve alınacak önlemler konusunda son derece değerli ve konunun uzmanı Metalurji mühendisi Sn. İbrahim Ekin tarafından kaleme alınmıştır. Ülkemizde geçtiğimiz günlerde yaşanan yangın faciasında 78 canımızın gittiği maalesef yönetmeliğe uygun koşulların sağlanmamasından dolayı olduğu gerçeği ile paylaşma ihtiyacı duydum ve aşağıda aynen yazıyorum. Yangın önlemleri konusunda deneyimli ODTÜ Makina / Bülent Özgür gelen bilgi; Değerli Arkadaşlarım, Geçtiğimiz günlerde meydana gelen feci Otel Yangını ile ilgili grupta, medyada çeşitli görüşler ortaya konuldu. Bu meslekte yaklaşık 45 sene Mekanik Tesisat Projeler (yurtiçi yurtdışı) kapsamın yangın önleme projeleri yapan bir arkadaşınız olarak ben de aşağıdaki hususları yazma ihtiyacını hissettim.2007 yılında yürürlüğe giren “Binaların Yangından Korunması Yönetmenliği ” nin hazırlık aşamasında TTMD olarak biz de katkıda bulunmuş; Amerikan ASHRAE ve Rus SNIP normlarından yararlanarak gayet başarılı bir Yönetmelik hazırlanmıştı. Söz konusu otelin, Yangın Yönetmeliği kurallarının dışında nasıl hizmet verebildiğini aşağıda özetlemeye çalışacağım. MADDE 38- (1) Yapının ortak merdivenlerinin yangın ve diğer acil hâllerde kullanılabilecek özellikte olanları, kaçış merdiveni olarak kabul edilir. (2) Kaçış merdivenleri, yangın ve diğer acil hâl tahliyelerinde kullanılan kaçış yolları bütününün bir parçasıdır ve diğer kaçış yolları öğelerinden bağımsız tasarlanamazlar. (3) Kaçış merdivenlerinin duvar, tavan ve tabanında hiçbir yanıcı malzeme kullanılamaz ve bu merdivenler, yangına en az 120 dakika dayanıklı duvar ve en az 90 dakika dayanıklı duman sızdırmaz kapı ile diğer bölümlerden ayrılır. (4) Kaçış merdivenlerinin kullanıma uygun şekilde boş bulundurulmasından, bina veya işyeri sahibi ve yöneticileri sorumludur. OTELDE YANGIN MERDİVENİ YOK… MADDE 50- (1) Otellerin, motellerin ve diğer binaların yatakhane olarak kullanılan bölümlerinin aşağıda belirtilen şartlara uygun olması gerekir: a) Yatak odaları, iç koridordan en az 60 dakika yangına karşı dayanıklı bir duvar ile ayrılır. Toplam yatak sayısı 20’den fazla veya kat sayısı ikiden fazla olan otellerde her katta en az 2 çıkış sağlanır. Yatak sayısı 20’den az ve yapı yüksekliği 15.50 m’den az olan bina veya bloklarda ise, merdiven korunumlu yapıldığı veya basınçlandırıldığı takdirde, tek merdiven yeterli kabul edilir. MERDİVEN BASINÇLANDIRMA TESİSATI MEVCUT DEĞİL… MADDE 57- (1) Konutlar hariç olmak üzere, alışveriş merkezleri, yüksek binalar içinde bulunan mutfaklar ve yemek fabrikaları ile bir anda 100’den fazla kişiye hizmet veren mutfakların davlumbazlarına otomatik söndürme sistemi yapılması ve ocaklarda kullanılan gazın özelliklerine göre gaz algılama, gaz kesme ve uyarı tesisatının kurulması şarttır. MUTFAK DAVLUMBAZLARINDA YANGIN YOK. YOK. MADDE 96- (1) Yağmurlama sisteminin amacı; yangına erken tepki verilmesinin sağlanması ve yangının kontrol altına alınması ve söndürülmesi için belirli bir süre içerisinde tasarım alanı üzerine belirlenen miktarda suyun boşaltılmasıdır. Yağmurlama sistemi, aynı zamanda bina içindekilere alarm verilmesi ve itfaiyenin çağrılması gibi çeşitli acil durum fonksiyonlarını da aktif hâle getirebilir. Yağmurlama sistemi; yağmurlama başlıkları, borular, bağlantı parçaları ve askılar, tesisat kontrol vanaları, alarm zilleri, akış göstergeleri, su pompaları ve acil durum güç kaynağı gibi elemanlardan meydana gelir. Yağmurlama sistemi elamanlarının TS EN 12259’a uygun olması şarttır. (2) Aşağıda belirtilen yerlerde otomatik yağmurlama sistemi kurulması mecburidir: a) Yapı yüksekliği 30.50 m’den fazla olan konut haricindeki bütün binalarda, b) Yapı yüksekliği 51.50 m’yi veya 17 katı geçen konutlarda, c) Araç kapasitesi 20’den fazla olan veya giriş ve çıkışları bağımsız olsa dahi birden fazla bodrum katı kullanan kapalı otoparklarda ve 10’dan fazla aracın asansörle alındığı kapalı otoparklarda, Ç) Birden fazla katlı bir bina içerisindeki yatılan oda sayısı 100’ü veya yatak sayısı 200’ü…
TRUMP IN TİCARET SAVAŞI VE ÇİN PİYASALARI
Başkan Donald Trump’ın yorumları, ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşında gerilimin azalması umutlarını arttırdı. Bu durum, DeepSeek’in yapay zekâ modelinin sürpriz bir şekilde piyasaya sürülmesiyle ay boyunca değer kazanan Çin para birimini ve hisse senedi piyasalarını daha da güçlendirdi. ABD Başkanı Donald Trump geçtiğimiz günlerde Air Force One uçağında gazetecilere verdiği demeçte, Çin ile bir ticaret anlaşmasının “mümkün olduğunu” açıkladı. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile “harika bir ilişkisi” olduğunu söyleyen Trump, “Ama unutmayın, o Çin’i seviyor, ben de ABD’yi seviyorum. Yani biliyorsunuz, burada biraz rekabet var ama Başkan Şi ile olan ilişkimin harika olduğunu söyleyebilirim,” dedi. Ayrıca ilk döneminde Çin ile bir ticaret anlaşması yaptığını da belirtti. ABD ve Çin’in 2020’de imzaladığı Birinci Aşama ticaret anlaşmasına atıfta bulunarak, “Çin ile harika bir anlaşma yaptık, çiftçiler için harika oldu, üreticiler için harika oldu,” dedi. “Ellerinde yaklaşık 50 milyar dolar değerinde ürünümüz vardı ve biz bunu onlara aldırıyorduk. Sorun şu ki Biden onları buna uymaya zorlamadı,” diye ekledi. ABD-Çin ticaret savaşı Trump ay başında Çin’den ithal edilen ürünlere yüzde 10 ek gümrük vergisi getirdi. İki gün sonra Çin Devlet Konseyi Tarife Komisyonu, 10 Şubat’tan itibaren geçerli olmak üzere ABD’den ithal edilen kömür ve sıvılaştırılmış doğal gaza (LNG) yüzde 15, Amerikan ham petrolüne, tarım ekipmanlarına ve bazı araçlara yüzde 10 vergi uygulayacağını açıkladı. The Wall Street Journal’da yer alan bir habere göre, Çin’in Trump’ın yeni gümrük vergilerine cevaben ilk önerisi, Birinci Aşama ticaret anlaşmasını yeniden tesis etmekti. Önerilen diğer tedbirler arasında Çin yuanının değerini düşürmeme taahhüdü ve fentanil bileşen maddelerinin ihracatını azaltma taahhüdü yer alıyordu. O zamandan bu yana başka bir gerilim yaşanmadı, ancak Trump, ABD tarifelerinden etkilenen ülkelerin herhangi bir misillemesinin ihracat maliyetlerinde artışa veya genişlemeye yol açabileceğinin sinyalini verdi. İki ülkenin başta fentanil olmak üzere uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele için sınır kontrollerini sıkılaştırmayı kabul etmesinin ardından Meksika ve Kanada’ya uygulanması planlanan yüzde 25’lik genel gümrük vergisini durdurdu. Çin yuanı ve hisse senedi piyasaları değer kazandı Çin yuanı, Trump’ın ticaret anlaşmasına ilişkin yorumlarının kısmen etkisiyle perşembe günü ABD doları karşısında keskin bir şekilde güçlendi. Doları Çin offshore Yuan’ı karşısında ölçen USD/CNH döviz kuru, 24 Ocak’ta kısa bir süre bu seviyeye dokunduktan sonra yüzde 0,65 düşerek Kasım 2024’ten bu yana en düşük seviyesine geriledi. Çin borsaları da haberlerin ardından yükselişe geçti ve Hang Seng Endeksi (HSI) gün içindeki kayıplarını azaltarak yüzde 1,6 düşüşle kapandı ancak dört aydan uzun bir sürenin en yüksek seviyesinde kaldı. Endeks, cuma günkü Asya seansında Hong Kong Menkul Kıymetler Borsası’nın açılışında Alibaba’dan gelen olumlu kazançların da etkisiyle yüzde 2 artış gösterdi. Çinli e-ticaret devi, üç aylık kazançlarında beklentileri aştı ve şirketin yapay zekâ destekli bulut işi iki yıldaki en hızlı büyümesini gerçekleştirdi. Alibaba’nın hisseleri perşembe günü ABD’deki işlemlerde kazançlarını azaltmadan önce yüzde 15 artışla üç yılın en yüksek seviyesine çıktı. HSI, WeChat’in sahibi Tencent Holdings, Jack Ma’nın kurucusu olduğu Alibaba Group, Apple’ın Çinli rakibi Xiaomi ve Tesla’nın rakibi BYD gibi Çin’in önde gelen teknoloji şirketlerinin ağırlıkta olduğu Çin gösterge endeksidir. Çinli girişim DeepSeek’in ocak ayı sonunda R1 adlı yapay zekâ modelini tanıtmasından bu yana hem Çin yuanı hem de Çin borsaları yükselişte. Bu model OpenAI’nin ChatGDP’sine doğrudan bir rakip. Bu ayın başlarında, Çin’in en büyük elektrikli araç üreticisi BYD, DeepSeek’in yapay zekâ modelini operasyonlarına entegre etme planını açıkladı ve hisse…
OCAK AYINDA EKONOMİK GÜVEN ENDEKSİ ARTTI
Ekonomi bilimi bir derya gibi çok geniş bir kapsama alanındadır. Ülkelerde ve dünya genelinde sürekligüncelliğini korur. Öncelikle ekonominin temel ögelerinden bazıları Milli gelir, enflasyon, ihracat, parapolitikası, yoksulluk sınırı, üretim, ithalat sayılabilir.*Milli gelir bir ekonomide bir yıl içerisinde üretilen mal ve hizmetlerin toplam değeridir.Bir ülkenin milli geliri ne kadar yüksekse kişi başına düşen milli gelir de o kadar yüksek olacaktır veülke halkı zenginleşecektir. Zenginleşen ülke halkı iktisat kuralı gereği (kişinin geliri arttıkçaharcamaları da artar.) harcamalarını arttıracak, halkın alım gücü yükselecek ve genel ekonomicanlanacaktır. Genel ekonominin hareketlenmesi basit ifadeyle yeni işyerlerinin açılmasına yolaçacaktır. Ve dolayasıyla devletin vergi gelirleri de artacağından devlet yatırımları hız kazanacak yeniistihdam sahaları oluşacaktır.*Enflasyon konusuna gelince ülke halkımızın en çok üzerinde durduğu, en çok etkilendiği ekonomikfaktördür. Maaş ve ücretlerin enflasyonun üzerinde olması çalışan ve emekli kesimin en büyükbeklentisidir. Enflasyonun düşük olması, ülkede yeterli miktarda üretim yapıldığını, halkın gelirseviyesinden yakınmadığını, stok maliyetlerinin düştüğünü işaret eder. Enflasyonu düşük olanülkelerde halkın ekonomi yönetimine olan bağımlılığı ve güveni tamdır. *İhracat en önemli iktisadi faktörlerinden biridir. Üretim olmazsa istihdam olmaz, üretim olmazsaihracat olmaz, üretim olmazsa ihtiyaçlar ithal girdileriyle karşılanmaya çalışılır; bu durumda cari açıkbüyür, ülkeden döviz çıkışı hızlanır ve merkez bankasının döviz rezervi düşer. İhracatın bir diğerözelliği de üretimde kalitenin artması, yeni ürünlerin hizmete girmesi şeklinde açıklanabilir.Dolayısıyla ihracat, üretimle doğru orantılıdır. Bir ülkede üretim çoksa ihracat da çok olacaktır ve enönemlisi ülkeye döviz girdisi sağlanacaktır.*Para politikaları: Ülkemizde para politikaları, her ülkede olduğu gibi merkez bankası tarafındanyönetilir. Hepimizin bildiği gibi faiz baz alınır. Başka bir deyişle faiz düşerse döviz kurları artar.Tasarruf sahipleri bankalardaki mevduatını TL’den döviz hesaplarına aktararak daha yüksek gelir eldeetmeyi amaç edinirler. Dövizin yükselmesiyle birlikte enflasyon da artışa geçer. Bu da halkın aleyhineolacağından halkın ekonomi yönetimine olan güven azalma eğilimine girer. Diğer taraftan faizinyükselmesi kredi maliyetlerini yükseltecektir ve üretim maliyetlerine olumsuz yansıyacaktır. Belki deüretim miktarının azalmasına yol açabilir. Bu konu oldukça hassas bir konudur. Faiz dengesini dövizkurlarıyla optimal dengede tutmak esas alınmalıdır. Örneğin ülkemizde kredi maliyetlerinin yüksekliğinedeniyle yaklaşık sekiz aydan bu yana üretimde düşme gözlenmektedir.*Yoksulluk sınırı bir kişinin ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için gereken minimum aylık değerdir.Yoksulluk sınırının altında yaşayan vatandaşların genel nüfusa oranı ne kadar yüksekse yoksulvatandaşların sayısı o kadar az olacaktır.*Üretim konusuna yukarıda değinmiştik. Ülkelerin ekonomik büyümesine katkı sağlayan en önemliunsurlardan biridir. Üretim, istihdam ve sağladığı ihracat girdileriyle ekonomik kalkınmaya etkiliolmaktadır.*İthalat ülke ihtiyaçlarının yeterli miktarda üretilmemesi durumunda başvurulan çözüm yoludur.Bazen yerli sanayi ile rekabet için de ithalat yoluna gidilebilir. İhracatın ithalatı karşılama oranı 1 iseülkeye ithal girdisi kadar ihracat çıktısı gerçekleşmiş demektir. Her zaman ihracatın ithalattan fazlaolması tercih edilir. Yukarıda anlatmaya çalıştığım ekonomi faktörlerinin dengede olması durumunda ekonomik istikraryerine gelmiş, halkın ekonomiye güveni artmış, dış yatırımcıların da ülkemize girişi çoğalacakdemektir. Bu bağlamda ekonomik güven endeksimiz de artacaktır. Çünkü temel faktör ekonomikgüvendir.Yabancı yatırımcıların ülkemize gelerek yatırım yapması için ekonomimize güvenmeleri gerek ve yeterkoşuldur. Ülkemizde çok kısa süre öncesine kadar yaklaşık -60 milyar dolar olan rezervlerimiz,günümüzde 161 milyar dolara kadar yükselmiştir. Yani dışardan para girişi, uygulanan sıkı parapolitikası sayesinde başlamıştır. Ancak bu girişler yatırımdan çok” carry trade” yoluylagerçekleşmektedir. Carry trade en basit tanımıyla faiz oranı düşük bir ülkeden ülkemize para getiripTL ye çevirerek yüksek faizden nemalanıp ülkesine geri götürmektir. Bu sırada kendisi de parakazanacaktır. Bu yöntemle ülkemize yurt dışından gelen para bir müddet sonra geri gidecektir.Burada önemli olan üretim kaynaklarını artırmak suretiyle ihracatı yükseltmek suretiyle yurt…
2024 TEMMUZ EYLÜL DÖNEMİ (3, Çeyrek) HANE HALKI YURT İÇİ TURİZM
Her köşesi bir cennet olan vatanımız turizm açısından dünya ülkeleri açısından önemli bir yere sahiptir. Dünyanın eşsiz güzelliklerine sahip kıyıları ve denizleri, görülmeye değer mağara ve koylar, eşine az rastlanan tarihi eserler, göller, çağlayanlar gibi birçok özellikleri olan ülkemizde turizm önemli bir gelir kaynağımızdır. Bu bağlamda dünyanın dört bir yanından ziyaretçileri misafir etmemiz en önemli özelliğimiz arasındadır. Ülkemizin coğrafi yapısı itibariyle Avrupa ülkeleri arasında en gözde ülkelerden biridir. Yaz ve kış aylarında ayrı ayrı faaliyetlere olanak tanıyan her mevsim gezilebilecek, görülebilecek mekanları bitmeyen ülkemizde yabancı ziyaretçi sayısı her geçen yıl artmaktadır. Özellikle ege ve Akdeniz bölgelerinde doluluk oranı yaz aylarında %90 civarındadır. Ekonomik olarak değerlendirmeye çalışırsak son yıllarda ülkemiz en ucuz tatil beldeleri arasındadır. Yerli ve milli paramızın değer kaybetmesi, yabancılar için son derece ucuz tatil imkânı sağlamaktadır. Döviz kurlarının sürekli yükselmesi nedeniyle yurt dışından gelen ziyaretçiler harcama konusunda sınır tanımamakta ve tabii ki dostlarına anlatmaktan geri kalmamakta bu da bize gelen turist sayısını arttırmaktadır. Yabancı bir emekli bir aylık maaşı ile yurdumuzda rahatça tatil yapabilmekte, istediği alışverişi yapabilmekte iken bizim emekliler de onları sadece seyretmekle yetinmektedir. Çünkü bizde emekliler her dönem en çok ekonomik olarak ezilen kesim oldukları için en kısa süreli tatil bile onlar için hayalden başka bir şey olmamaktadır. Bırakın tatil yapmayı emeklilerimiz memleketlerine bile zor gitmekte hatta gidememektedir. Yukarıda bahsettiğim gibi turist cenneti olan ülkemizde ne yazık ki otellerden birçoğu yabancılar tarafından işletilmektedir. Ve doğal olarak kazanılan para dışarıya gitmektedir. Otellerin her şey dahil sistemini benimsemesi ise yöre esnafının zararına olmuş, yurt dışından gelen ziyaretçiler otelden dışarı çıkmamaya başladıkları için alışveriş yapmadan dönebilmektedir. Ortaokul ve lise dönemlerimde yani 1970 li yıllarda okullarda tarihi eserleri koruma kolu, gezi kolu gibi aktif görevler üslenen öğrenciler vardı ve turizm konusunda etkin görevler alırlardı. Örneğin tarihi eserleri koruma kolu, çevredeki tarihi eserleri tespit ettikten sonra gezi kolu tarafından tüm okulla birlikte gezi organize eder, öğretmenlerimiz ise her konuda yardım eder, gidilen yer hakkında, gelecekte olabilecek gelişmeler gibi konularda bizlere bilgi verirlerdi. Şimdilerde bu faaliyetler azaldı veya hiç kalmadı. Turizm gelirleri bütçemiz açısından da son derece önemli kazancımız olarak kayıtlara geçmektedir. Öncelikle ülkemize döviz girdisi sağlamaları, birbirleri arasında bedava ülkemizin reklamını yapmaları sonucu ziyaretçi sayısının artması bizim için önemlidir. Özellikle dövize ihtiyacımız olan dönemlerde yaz sezonunun gelmesini ve döviz girdisinin artacağından dolayı kurların düşmesini bazen iple çekiyoruz. İçinde bulunduğumuz ekonomik ortamda dar ve sabit gelirliler genelde tatil yapamıyor ve sadece yüksek gelirli vatandaşlarımız tatil yapma olanağına sahip. Ayrıca tatil beldesi, otellerin fiyatları aşırı yüksek ve ulaşılabilmesi son derece zorlaşmıştır. Yaşadığımız ekonomik kriz nedeniyle bu yaz otellerde, tatil köylerinde doluluk oranı yeterince sağlanamadığından önce %10 daha sonra da %50 indirim yapan oteller mevcuttur. Aynı şekilde yiyecek sektörü de artan fiyatlardan nasibini almış ve indirime gitmek zorunda kalmıştır. Son yapılan hesaplamalarda açlık sınırı haziran aralıkta 21000 TL ye kadar çıkmıştır ve asgari ücretin çok az altındadır. Açlık sınırı dört kişilik bir ailenin yaşamını sürdürebilmesi için alması gereken besin maddelerine ödemesi gereken asgari değerdir. Dolayısıyla en düşük emekliler ve asgari ücretlilerin besin ihtiyaçlarını karşılaması mümkün değildir. 2025 yılı için asgari ücret bildiğiniz üzere 22104 TL olarak belirlendi. Ancak maaşlar şubat ayında alınacağı için yüksek enflasyon karşısında maalesef çalışanın eline geçmeden erimeye başladı. Çünkü her yıl olduğu gibi bu yıl da zamlar yılbaşına ertelendi. Ocak ayının…
GIDA ÜRETİCİLERİNİN SORUNLARI
Bir tarım ülkesi olmamıza rağmen gıda ürünlerinin üretiminde ve fiyatlarında devam eden istikrarsızlık ister istemez önümüzdeki süreçte doğabilecek sıkıntıları gündeme getirmektedir. Çünkü yaşadığımız süreçte hem üretici hem de tüketici bu durumdan memnun değildir ve özellikle dar ve sabit gelirliler için önü alınamayan fiyat artışları geçim sıkıntısını arttırmaktadır. Geçtiğimiz yıl hepimizin bildiği üzere yurdun dört bir yanında tarım ürünleri üreticileri problemlerini yetkililere duyurabilmek için ürünlerini caddelere dökerek, traktörleriyle yoların bir kısmını kapatarak toplu veya başka şekillerde eylem yapmışlardı. Öyle ki üretim maliyetlerinin gelirlerini karşılamadığını veya ürünlerinin toplam giderlerini karşılamadığı gibi birçok gerekçeleri yazılı ve görsel basında izlemiştik. Üreticilerin birçoğu ekili alanları boş bıraktıkları için birtakım sıkıntılar çekmeye başladık. Sorunun kaynağı, yüksek enflasyon olduğu aşikardır. Ekim alanlarımız, alışveriş merkezleri, siteler, iş merkezleri yapılmak suretiyle her geçen zaman azalmaya devam ediyor. Böyle giderse yani tarım üreticilerinin sorunlarına bir çözüm yolu bulamazsak gıda konusunda önümüzdeki süreç de sıkıntılı olacaktır. Öncelikle çiftçinin girdi maliyetlerine gelen fiyat artışları durdurulmalı hatta KDV ve ÖTV’den muaf tutulmalıdır. Gıda ürünlerinde olduğu gibi hayvancılıkta da benzer problemler söz konusudur. Öncelikle artan yem fiyatları sebebiyle sektör zor durumda kaldığından hayvanlar zamanından önce kesime gönderilmekte ve bu yüzden et sıkıntısı da gündeme gelmektedir. Kümes hayvanlarında da durum benzerdir. Et ve süt fiyatlarında üretim fiyatı ile market fiyatı arasında uçurum vardır ve bunun sebepleri araştırılarak çözüm bulunmalı, son tüketicinin sofrasına daha ucuz gelmesi sağlanmalıdır. Dünya ülkelerinde gıda enflasyonu genel olarak %5 in altında seyrederken bizde sürekli yükselmektedir ve 2024 yılı sonu itibariyle gerçekleşen gıda enflasyonu %43,5 seviyelerine kadar yüksek durumdadır. Bunun anlamı da üretim ve tüketim arasında tedarik zincirinde sorunlar olduğu kesindir. Örneğin yılbaşından bu yana art arda gelen akaryakıt zamlarını düşündüğümüzde bile tek başına tarım ürünlerinin nakliye bedeline yansıyacaktır. Bunun dışında üreticiler de karsız faaliyet gösteremeyeceklerine göre onların kazanç elde etmelerini sağlayabilecek çözüm yolları aranmalı ve bazı devlet destekleri daha da arttırılmalıdır. Özellikle çiftçinin olmazsa olmazı olan zirai ilaç, gübre, tohum, fide gibi üretim maliyetlerindeki fiyat artışları önlenmelidir. Yukarıda anlatmaya çalıştığım sorunların temel nedeninin enflasyon olduğunu hepimiz biliyoruz. İçinde bulunduğumuz dönemde TÜİK hesaplarının tartışmaya açık olduğu halde kâğıt üzerinde de olsa dezenflasyon dönemine girdik ve enflasyon da önümüzdeki süreçte düşme eğilimine devam edecek gibi gözüküyor. Enflasyonun düşmesi ile beraber politika faizlerinin de düşme ihtimali son derece yüksek olduğundan bu gelişme, sanayi ve tarım sektörünü olumlu yönde etkileyecektir. Kredi maliyetleri de düşecek olması üretim maliyetlerinin azalmasına sebep olacak ve bu maliyet düşmesi son tüketiciye kadar yansıyacaktır ve başka bir deyişle enflasyon kontrol altına alınmış olacaktır. Ancak dış borç ve faiz ödemelerimizi, bütçe açığımızı dikkate aldığımızda bunun gerçekleşmesinin kolay olmayacağı aşikardır. İnşallah olağanüstü bir olaylar da başımıza gelmez ve program aksamadan devam eder. Yazılı ve görsel basında izlediklerimize göre bazı tarım ürünlerinin ihracat yapılan ülkelerden yüksek tarım ilacı bulunduğu gerekçesiyle iade edilmektedir. Bu işlem tamamen bilinçsiz yapılan üretimden kaynaklanmaktadır. Olaya bu bağlamda bakıldığında tabii ki devlet bütçesinin elverdiği ölçüde her köye bir veteriner, bir ziraat mühendisi veya ziraat teknisyeni atanmalıdır ve tarım ve hayvancılık sektörü daha bilinçli ce sağlıklı üretim yapabilmesi sağlanmalıdır. Hayvan sağlığı ve zirai ilaç kullanımının ilkel yöntemlerle yapılmasının önüne geçilmeli ve bu iki sektör ekonomiye katkı sağlamaya devam edebilsin ve sofralarımızda güvenli ürünler yerini alsın. Bir diğer konu da üreticilerin zorunlu olarak kullandıkları kredi faizlerinin yüksekliğidir. Günümüzde büyük çoğunluk kredi kullanmak durumundadır.…
Ocak’ta En Yüksek Reel Getiri DİBS’te Oldu
Yüksek enflasyonla yaşamaya başladığımız yaklaşık üç yılı aşan bir süreden bu yana hepimiz enflasyondan korunmak, alım gücümüzü düşürmemek, aile bütçemizi en az zararla dengelemek, hayat pahalılığından en az etkilenmek gibi ekonomi verilerini sürekli olarak takip etmeye başladık ve günümüzde de takip etmeye devam ediyoruz. Yaşadığımız bu süreçte zengin iyice zenginleşirken fakir daha da fakirleşti. Parası olan her zaman olduğu gibi paradan para kazanmaya devam etti. Döviz kurlarının yükselişini engellemek amacıyla uygulamaya konulan kur korumalı mevduat sistemi adeta fakirden alınıp zengine verilen bir sistemdir ve devlete olan maliyeti son derece yüksek olduğundan sistemden bu yıl sonuna kadar çıkılmaya çalışılıyor. Merkez bankasının 818 milyar TL zararı KKM yüzündendir. Günümüzde ise bu sistemde parası olanların sayısı epey azaldı ve hükümet de bazı avantajları ortadan kaldırarak sistemin sona ermesine çalışmaktadır.Seçimlerden sonra iş başına gelen ekonomi yönetimi eski sistemin yani düşük faiz yüksek kur sisteminin yanlış olduğunu kabul ederek politika faizlerini 14 ayda %41,5 arttırarak %50 ye kadar yükselmesine rağmen enflasyon da yükselmeye devam ediyor. Son sekiz aydan bu yana politika faizi aynı kaldı. Ancak aralık ve ocak ayında enflasyonun da kâğıt üzerinde veya baz etkisiyle de olsa düşmesi nedeniyken politika faizi 250şer baz puan düşürüldü ve önümüzdeki süreçte de enflasyona bağlı olarak düşme ihtimali yüksektir. Geçtiğimiz üç 6/7 ay öncesine kadar öncelikle otomobil olmak üzere konut, gayrimenkul yatırım aracı olmuştu ve halen yüksek fiyatlar devam ettiği için satışların azalması gündemde. Ancak döviz kurlarının yatay seyretmesi sonucu yatırımcılar konuta yönelmiş gibi gözüküyor. Çünkü son üç aydan bu yana konut satışları yükselme eğilimindedir.Yukarıda bahsetmeye çalıştığım gibi dar ve sabit gelirliler geçim derdinde iken parası olan zenginler de finansal yatırım araçlarından en yüksek getiriyi elde etmek peşinde. Borsa, döviz, gayrimenkul, araç, hisse senedi, devlet iç borçlanma senedi, Euro Bond, altın, kur korumalı mevduat gibi yatırım araçları tamamen varlıklı kimseler için geçerli bir gelir kaynağı olabilir. Yüksek enflasyonun bir diğer sonucu da halkın büyük bir kısmının yoksullaşmasına sebep olmasıdır. Gene büyük bir kesim ise kredi kartlarıyla yaşamını idame ettirmeye çalışmaktadır. Yukarıdaki gelişmelerden sonra TCMB başkanımız Sn. Fatih Karahan tarafından yapılan açıklamada 2024 yıl sonu enflasyon hedefinin %41,5 dan %44 e;2025 hedefinin de %21 e çıkarılarak revize edilmiş oldu. Geçtiğimiz yıl istatistiklerine baktığımızda ise hiçbir tahminin tutmadığını görebiliriz. Sebep olarak da yapılan açıklamada gıda ve hizmet enflasyonunun dirençli olması yani enflasyonun öngörüldüğü şekilde azalmadığı belirtilmektedir. Diğer taraftan doğalgazda devletin sübvansiyonunun sınırlanması, elektrikte tüketim miktarına göre (471 KW-H) sanayi tarifesine geçilmiş olması zamdan başka bir şey değildir. Bu durumda daha iki ay gibi kısa sürede revize edilmiş olan %44 enflasyonu kâğıt üzerinde gerçekleşmiştir. Diğer taraftan dövizden dönüşler de başlamış, yüksek faizle TL’den daha çok kazanılacağı algısı yavaş yavaş gelişmektedir. Yurt dışından yapılan girişler sayesinde uzun bir dönemden sonra merkez bankası rezervleri artı değere yükselmiştir. Ancak yabancılar tarafından yapılan para girişlerinin büyük bir çoğunluğu CARRY-TRADE yöntemi ile gelmiştir ve bir müddet sonra tekrar gidecektir.Dış ticaret açığımız olduğu müddet zarfında finansal yatırım araçlarının reel getiri durumlarını tahmin etmek oldukça zordur. Geçtiğimiz 2023 yılını kesinlikle unutamayacağız. Bir taraftan yaşadığımız deprem felaketi nedeniyle oluşan bütçe açığı ve kapanması için yapılan zamlar, arttırılan vergiler; diğer taraftan Ortadoğu’da halen devam eden belirsizlik gibi koşulların oluşabileceğini öngöremeyiz. Uzun sözün kısası ülkede yatırım yapılmadığı, üretim kaynaklarının verimli şekilde kullanılmadığı süre zarfında ekonomik büyüme gerçekleşmesi zordur. Yani çalışan kazanır ilkesi mutlaka uygulanmalıdır. Millet olarak kolay para kazanmaya, tembelliğe alıştık. Mevduat…
Ekonomist Zafer ÖZCİVAN – TÜRKİYE DE İTHALAT DOĞUDAN İHRACAT BATIYA
İthalat hacmindeki gerileme, Orta Doğu’daki çatışma ortamı, değişen jeopolitik öncelikler, mevcut stoklar ve arz ekseniyle paralel çizgide şekillendi. Ticaret Bakanlığı, 2024 yılının Dış Ticaret İstatistikleri veri setini yayınladı. Buna göre, mevcut enerji bağımlılığına karşın Türkiye’nin dış ticaretteki en büyük partneri Çin oldu. Ankara, 2024 yılı boyunca Pekin’den 44,935 milyar dolarlık (1,587 trilyon Türk Lirası) ürün sipariş etti. Bir önceki yıla kıyasla (45,048 milyar dolar – 1,591 trilyon Türk Lirası) ithalatta gerileme olsa da yüzde 13,1’lik payla Çin ilk sırada yer aldı. Bunu yüzde 12,8’le Rusya, yüzde 7,9’la Almanya, yüzde 5,6 ile İtalya, yüzde 4,7 ile ABD, yüzde 3,6 ile Fransa takip etti. Rusya ile yapılan ticaret, 2022’de 58,849 milyar dolarken (2,78 trilyon Türk Lirası), 2023’te 45,6 milyar dolara (1,61 trilyon Türk Lirası), 2024’te 43,915 milyar dolara (1,551 trilyon Türk Lirası) geriledi. Geçtiğimiz yıl, Rusya ile Çin arasındaki makas 500 milyon dolar (17,6 milyar Türk Lirası) bandına kadar düşmüştü. Enerji pastası Türkiye ile Rusya arasındaki ticaretin önemli kalemini enerji ithalatı oluşturuyor. Dışişleri Bakanlığı’na göre, Türkiye enerjide yüzde 74 oranında dışa bağımlı bir ülke. 2024 yılında 65,635 milyar dolarlık (2,318 trilyon Türk Lirası) enerji ithalatı yapıldı. Geride bıraktığımız yıl bu alımın ağırlıklı olarak hangi ülkeden yapıldığı belirtilmese de Enerji Bakanlığı’nın 2022 verilerine göre, doğalgaz (yüzde 42,2), petrol (yüzde 39,5), kömür (yüzde 40,5) kalemlerinde Rusya ilk sıradaydı. Çin, Türkiye’nin enerji ithalatında listede olmamasına rağmen, yani 65,635 milyar dolarlık pazarda önemli payı bulunmamasına karşın, bu alanda lider konumdaki Rusya’yı geride bıraktı. Ankara’nın 2024 yılındaki ithalatı yüzde 4,9 gerilemeyle 344,085 milyar dolar (12,15 trilyon Türk Lirası) olarak ölçüldü. Bu rakam bir önceki yıl 361,967 milyar dolardı (12,78 trilyon Türk Lirası). Gerileme, Orta Doğu’daki çatışma ortamı, değişen jeopolitik öncelikler, mevcut stoklar ve arz ekseniyle paralel çizgide şekillendi. Türkiye’nin 2024’te Türk Lirası ile yaptığı ithalatın toplamı 811,402 milyar lira (22,97 milyar dolar) civarındaydı. İhracat İthalattaki 16 milyar doları (565,16 milyar Türk Lirası) aşan gerilemeye karşın ihracatta, 2023 yılına kıyasla yüzde 2,46’lık artışla 6 milyar dolardan (211,94 milyar Türk Lirası) daha fazlaydı. Türkiye’nin en çok ürün ihraç ettiği ülke, 20,438 milyar dolarla (721,92 milyar Türk Lirası) Almanya’ydı. Onları, 16,347 milyar dolarla (577,42 milyar Türk Lirası) ABD, 15,236 milyar dolarla (538,18 milyar Türk Lirası) İngiltere takip etti. Almanya, Türkiye ihracatının yüzde 7,8’inde pay sahibiyken, ABD yüzde 6,2, İngiltere yüzde 5,8, Irak yüzde 5, İtalya yüzde 4,9. Çin İthalatta ilk sırada yer alan Çin, ihracatta ilk 20 ülke arasında yoktu. Yani açığın 40 milyar dolardan daha fazlası Pekin’le ticari ilişkilerden kaynaklanıyor. Türkiye, bu açığı dizginlemek için geçtiğimiz aylarda Avrupa Birliği harici bir ülkeden yapılacak e-ticaret alışverişinde, 30 euroyu (1.093 TL) aşan değere sahip ürünlere yüzde 30 yerine yüzde 60 vergi uygulanacağını açıklamıştı. Ayrıca, 8 Haziran 2024 itibarıyla Çin’den ithal edilecek elektrikli araçlara yüzde 40 gümrük vergisi getirildi. Bunun üzerine Çin, Ekim 2024’te Türkiye’yi Dünya Ticaret Örgütü’ne şikayet etmişti. Rusya İthalatın ikinci sırasındaki Rusya, yüzde 3,3’lük payla 11. sıradaydı. Türkiye, Rusya’dan 43,915 milyar dolarlık mal almasına karşın, Rusya’ya 8,567 milyar dolarlık (302,61 milyar Türk Lirası) ürün satabildi. 2023’te bu rakam 10,907 milyar dolardı (385,26 milyar Türk Lirası). Hem ihracat hem de ithalatta rakamların aşağı yönlü olması, ekonomiden farklı olarak, 2024’ün son günlerinde siyasi arenada ‘arabuluculuk’ tartışmalarıyla yankılanmıştı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye’nin arabuluculuk çabalarına ilişkin, Türk menşeli silahların Ukrayna ordusu tarafından…
Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : AVRUPA TRUMP IN İKİNCİ DÖNEMİNDEN ENDİŞELİ
Yeni bir küresel ankete göre, İngiltere, Güney Kore ve AB üyeleri gibi geleneksel ABD müttefiki ülkelerin vatandaşları, Trump yönetiminin geleceği konusunda dünyanın geri kalanına kıyasla daha fazla endişeli. Türkiye’deki genel görüş ise kararsız. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) ve Oxford Üniversitesi’nin “Europe in a Changing World” araştırma projesi kapsamında yapılan anket, dünya genelinde farklı ülkelerin Trump’ın başkanlığına dair görüşlerini ve gelecekteki dünya düzenine ilişkin beklentilerini ortaya koydu. Buna göre, ABD’nin Avrupa’daki müttefikleri Donald Trump’ın liderliğinde gelecekteki küresel düzen konusunda endişeli. Yine ankete göre, Türkiye’deki katılımcıların önemli bir kısmı, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ABD ve dünya barışı için olumlu olacağını düşünüyor. Ancak, olumsuz bakan ve kararsız olan katılımcıların sayısı da oldukça fazla. Aynı zamanda Türkiye’deki katılımcıların neredeyse yarısı, ABD’nin önümüzdeki 20 yıl içinde demokrasi olmaktan çıkabileceğini düşünüyor. Avrupa Birliği (AB) ve İngiltere’de halkın çoğunluğu ikinci bir Trump yönetiminin Amerikan vatandaşlarına, kendi ülkelerine ve küresel çatışmaların çözümüne zarar vereceğini düşünüyor. Benzer şekilde Güney Kore’de de Trump’a yönelik kamuoyu algısı oldukça düşük. Euronews’e konuşan Oxford Üniversitesi’nden tarihçi ve araştırmanın eş yazarı Timothy Garton Ash, “Bizim [AB ve Güney Kore] ortak noktamız nedir? İkimiz de ABD’nin müttefikiyiz ve güvenliğimiz için ABD’ye muhtacız,” dedi. Ancak Trump’ın dış politikadaki öngörülemezliği, özellikle de NATO’ya ve Ukrayna’da devam eden savaşa yaklaşımı, ABD’nin bir çatışma durumunda transatlantik müttefiklerini destekleyip desteklemeyeceği konusunda Avrupa’da giderek artan endişelere yol açıyor. Ancak ECFR, AB’nin ABD’nin seçilmiş başkanı ve bloğun bu ülkeyle nasıl bir ilişki içinde olması gerektiği konusunda bölünmüş durumda olduğunu da ekliyor. Garton Ash, “Korkarım Trump’ın etkisi sadece Batı’yı bölmekle kalmayacak, Avrupa’yı da bölecek. Bu da biz Avrupalılar için büyük bir meydan okuma,” diye ekledi. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin kısa süre önce Florida’daki konutu Mar-a-Lago’ya yaptığı ziyareti ya da Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın Trump’a verdiği güçlü desteği hatırlattı. Rapora göre, AB’nin Trump’a karşı doğrudan bir birlik sağlama çabası hem üye ülkeler arasında hem de üye ülkeler içinde büyük bölünmelere yol açabilir. Blok genelinde, katılımcıların yüzde 21’i ABD’yi çıkar ve değerleri paylaşan bir müttefik olarak görürken, yüzde 50’si gerekli bir ortak, yüzde 3’ü ise çatışma halindeki bir rakip olarak değerlendiriyor. Avrupa’daki algıların aksine, Hindistan, Çin ve Rusya gibi ülkelerde yaşayanlar, Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü konusunda daha iyimser ve bunun kendi ülkeleri ve küresel barış için faydalı olduğunu düşünüyor. Rapor bu iyimserliği Trump’ın Ukrayna ve Orta Doğu’daki savaşları sona erdirme vaatlerine bağlıyor ancak bu vaatlerin yerine getirilmemesinin önümüzdeki yıllarda kamuoyunun görüşünü değiştirebileceği uyarısında bulunuluyor. Örneğin, Hindistan’daki katılımcıların yüzde 82’si Trump’ın başkanlığının dünya barışı için iyi olacağını düşünürken, bu görüş Suudi Arabistan’da vatandaşların yüzde 57’si ve Çin’de yarısından fazlası (yüzde 52) tarafından paylaşılıyor. Etki için yarış ABD’nin önümüzdeki yıllardaki rolüne ilişkin algılamalardaki bölünmeler, hangi ülkelerin başlıca küresel aktörler olacağına ilişkin algılamalara da yansıyor. Dünya genelinde pek çok kişi Avrupa Birliği’ni giderek daha büyük bir küresel güç olarak görmektedir. Aralarında Çin, ABD ve Suudi Arabistan’ın da bulunduğu çoğu ülke AB’nin diğer büyük güçlerle eşit şartlarda müzakere edebileceğini düşünmektedir. Ancak araştırma, AB’nin etkisine en şüpheyle yaklaşanların Avrupalıların kendileri olduğunu ve vatandaşların neredeyse yarısının AB’nin ABD ya da Çin ile eşit şartlarda müzakere edebileceğinden şüphe duyduğunu gösteriyor. (Yukarıdaki yazı Euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com
Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : 2025 YILINDA PİYASALARI ETKİLEYECEK 5 FAKTÖR
Borsada yeni rekorların kırıldığı bir yılın ardından, 2025’in daha fazla ralli bekleniyor. Peki yeni yılda piyasa duyarlılığını değiştirebilecek temel faktörler neler? Küresel hisse senetleri 2024 yılında, özellikle üretken yapay zekâ ve küresel ekonomik toparlanma sayesinde rekor seviyelere ulaştı. Analistlere göre, 2024’teki olumlu ekonomik zemine dayanarak, küresel ekonominin büyümeye devam etmesi ve hisse senetlerinin yeni yılda da dalgayı sürdürmesi bekleniyor. Borsa coşkusu 2025’te de sürecek mi? İngiltere merkezli yatırım yönetimi şirketi Brooks Macdonald, enflasyon baskılarının hafiflemesi ve faiz oranlarının düşmesinin piyasa performansını artırmasının beklendiğini belirtiyor. Crawford Fund Management’ın yönetici ortağı Chris Crawford, ABD’de piyasaların “2025’te vergi indirimlerinin uzatılması (ve olası iyileştirilmesi)” ile de desteklenebileceğini söyledi. Bir başka servet yöneticisi AJ Bell de yatırımcıların “doğru yaklaşımı” seçmeleri halinde hisse senedi piyasalarında, özellikle de “Büyük Teknoloji” alanında iyi sonuçlar alınacağını öngörüyor. AJ Bell yatırım direktörü Russ Mould, yapay zeka sayesinde piyasanın kurallarının değiştiği konusunda uyardı ve “yatırımcıların bir zamanlar ‘hızlı değişim zamanlarında, deneyim en kötü düşmanınız olabilir’ diyen Amerikalı sanayici J. Paul Getty’nin sözlerini dikkate almaları gerektiğini, çünkü uzun süredir devam eden değerleme disiplinlerine bağlı kalanların, genel olarak ABD hisse senetleri, daha spesifik olarak yapay zeka ile ilgili isimler ve kripto para birimleri hızla yükselirken geride kaldığını” söyledi. Mould, daha soğuk enflasyon, istikrarlı büyüme ve düşük faiz oranları umulduğu gibi geliştiği sürece bu eğilimin devam etmesini beklediğini belirtti. Chris Crawford, Bitcoin’in son rallisinin sona ermediğini de sözlerine ekledi. “Finansal danışmanlar ve kurumlar Bitcoin’i portföylerine entegre ettikçe Bitcoin’in artan ana akım benimsenmesi yeni yılda beklediğimiz bir başka ilginç anlatıdır,” dedi. Bununla birlikte, piyasaların ticaret ve büyüme üzerinde baskı yaratabilecek borç, gümrük vergileri ve daha güçlü bir dolar gibi risklerin farkında olması gerektiğini belirtti. Piyasayı şekillendirebilecek beş temek faktör nelerdir? Analistler, büyük ekonomilerin ekonomik büyümeyi tehlikeye atabilecek artan bir borç sorunuyla boğuştuğu konusunda hemfikir. Brooks Macdonald, 2025 yılı için hazırladığı görünüm raporunda “Bu zorlukların ele alınması, 2025 yılında ekonomik istikrarın korunması açısından hayati önem taşıyacaktır” dedi. İngiltere ve Fransa’da borcun GSYH’ye oranı sırasıyla neredeyse yüzde 100 ve yüzde 112. Havuzun diğer tarafında ise ABD yüzde 123 ile karşı karşıya ve bu oranın daha da yükselmesi bekleniyor. “Başkan seçilen Trump’ın politika paketi, halihazırda rekor düzeyde olan 36 trilyon dolar tutarındaki devlet borçlanmasındaki büyümeyi daha da hızlandırabilir” diyen Mould, ABD’nin bu borcun yıllık faiz faturasının halihazırda 1 trilyon doları aştığını ve bunun “savunma bütçesinden daha büyük bir meblağ” olduğunu sözlerine ekledi. ABD giderlerini kısmaya ya da gelirlerini arttırmaya başlamadığı sürece, ileride sorun çıkabilir. Olası senaryolar arasında “artan arz karşısında tahvil getirilerinin yükselmesi, faiz oranlarının daha uzun süre yüksek kalması ya da FED’in faiz oranlarını düşürmeye çalışması” olduğunu belirten Mould, “bu son senaryo, yatırımcıların algılanan değer depoları aramasıyla altının (ve bu bağlamda Bitcoin’in) yükselişe geçmesinin nedeni olabilir” dedi. ABD’nin ekonomik büyümesinin etkileyici olması beklenirken, Başkan Donald Trump’ın gümrük tarifeleri de dahil olmak üzere ticaret politikası Çin’i ve başta Almanya olmak üzere Euro bölgesini diğer bölgelerin gerisine itebilir. Gümrük vergileri ayrıca ABD’de enflasyonu körükleyerek FED’in para politikasını değiştirmesine yol açabilir. Ancak analistler iyimser. Crawford, “Trump yönetiminin gümrük tarifeleri uygulamasının hedefli ve sınırlı kalması beklendiğinden, büyük bir ticaret savaşı olasılığı abartılı olabilir,” dedi. Mould, “Trump ilk döneminde gümrük vergileri konusunda yüksek sesle konuştu ve büyük bir sopa taşıdı, ancak sopayı gerçekten sadece Çin’e karşı kullandı,” dedi. “Trump’ın anlaşma arayışındaki eğilimi göz…
Ekonomist Zafer ÖZCİVAN: 2024 YOKSULLUK VE YAŞAM KOŞULLARI İSTATİSTİKLERİ
Yoksulluk, beslenme, giyinme, barınma, sağlık gibi temel ihtiyaçların karşılanması için yeterli gelire sahip olamama durumudur. Ülkemizde yoksulluk sayısı birkaç yıldan bu yana maalesef artış göstermektedir.Yoksulluğun önlenebilmesi; millî gelirin eşit şekilde dağılımı, maaş ve ücretlerin en
Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : ARALIK AYI KONUT SATIŞ İSTATİSTİKLERİ
Ekonomik koşulların daha iyiye gelmesi için mücadele ettiğimiz günümüzde sadece konut satış fiyatları değil kira ücretleri de astronomik boyutlara gelmiştir. Özellikle büyük kentlerde merkezi bölgelerde en düşük ortalama kira ücreti yirmi-yirmi beş bin TL civarında seyretmektedir ve kiralık ev bulunması da epeyce zorlaşmıştır. Öncelikle belirtmemiz gerekir ki konut açığının en büyük sebeplerden biri, 2023 yılı 6 şubatta yaşadığımız,11 ilimizi etkisi altına alan deprem felaketidir. On binlerce bina yerle bir olduğu için depremzede vatandaşlarımız başka merkezlere akrabalarının yanına göç etmek zorunda kalmıştır. Yabancılara 400,000 dolarlık gayrimenkul almaları durumunda vatandaşlık verilmesi, yurdumuza gelen göçmen ve sığınmacı sayısının artması gibi nedenler konut fiyatlarının ve kira ücretlerinin yükselmesine sebep olmuştur. Bütün bu faktörlere ilaveten fiyatların artmasında en önemli faktör seyreden yüksek enflasyon nedeniyle inşaat malzemelerinde meydana gelen fiyat artışlarıdır. Bir başka konu da kentsel dönüşümün hız kazanmasıdır. Kısa süreliği için de olsa kiralık ev bulmayı zorlaştırdığı gibi kira ücretlerinin artmasının bir sebebi de kentsel dönüşüm olmuştur. Konut ve kira ücretlerinin artışının bir diğer sebebi de yaklaşık iki yıla yakın bir süreden bu yana devam eden ve ne zaman biteceği belli olmayan Rusya-Ukrayna savaşı olabilir. Savaştan uzaklaşmak isteyen özellikle Ruslar Antalya’ya akın etmiş konut rakamları adeta uçmasına sebep olmuştur. Hatta Antalya’da Rus tabelalar da yerini almış, şehrin adeta yerlisi gibi yaşamaya başlamışlardır. Yerli ve milli paramızın değerinin oldukça düşük olması, yabancıların ülkemizde çok rahat bir şekilde harcama yapmasına ve rahat bir tatil yapmalarına olanak sağlamaktadır. Bizim emekliler de onları sadece seyretmekle yetinmektedir. Paranın bol olduğu veya TL’nin değerli olduğu 2010-2015 yılları arasında ülkemizde inşaat yatırımları gereğinden fazla yapılmasına rağmen konut açığımız devam ediyor. İnşaata yatırım yapılması ekonomik büyümeye geçici olarak katkı sağlar ama yatırımlar bitince ekonomik büyüme rakamı düşecektir. Dolayısıyla yatırımları üretime dönük yapmalıyız ve kalıcı bir büyüme sağlamalıyız. Bir başka konu da ülke genelinde boş duran konutlardır. Örneğin İstanbul’da yaklaşık bir milyon yüz bin konutun boş olduğunu hakkında bilgileri yazılı ve görsek basından izlemekteyiz. Eğer boş konut sayısı söylendiği kadar ise ivedilikle önlem alarak onların kullanımı sağlanmalıdır. Konut açığı en azından az da olsa azalacaktır. Yukarıda bahsetmeye çalıştığım gibi inşaat maliyet endeksi sürekli yüksek seyretmekte, doğal olarak da inşaat maliyetleri artmaktadır. Konut sorununun çözümü için hükümet çeşitli projeler üreterek başvuranlara da gerekli desteği vermeye çalışmaktadır. Ancak sorunun en ideal çözümü merhum Turgut Özal’ın uygulamaya başladığı ve yurdun dört bir yanına yayılan kooperatifçiliğin tekrar gündeme getirilmesidir. Her ne kadar uygulamaya konulan projeler bazı vatandaşlarımız için ulaşılabilir olsa da toplumda projelere ulaşamayan büyük bir kesim olduğu aşikardır. Kooperatifleşmeye gidildiği taktirde dar ve sabit gelirliler de ev sahibi olabiliriler. Günümüzde asgari ücretli ve emeklilerin ev alması hayalden öte gitmemektedir. Son birkaç aydan bu yana konut satışlarında yükselme eğilimi görülmektedir. Bunun yegâne sebebi ise döviz kurlarının yatay seyretmesinden dolayı konutun bir yatırım aracına dönüşmesidir. Kredi imkanlarının daralması, yüksek faiz oranının kredi maliyetlerine yansıması ise dar gelirli için olumsuz bir gelişme olarak görülebilir. Dolayısıyla ev sahibi olabilmek günümüzde özellikle dar ve sabit gelirliler için her geçen gün zorlaşmaktadır. Ekonomide her konuda olduğu gibi arz talep kanunu konut piyasasında da kendini göstermektedir. Yatırım aracı olmaktan sonra talep azaldığı için konut arzı çoğalmış, bu yüzden konut fiyatları düşme eğilimine girmişti. Ancak son iki aydan bu yana konut satışlarında artış gözlenmektedir. İşte eriyen maaşlar ve yüksek seyreden enflasyon nedeniyle geçim sıkıntısına giren vatandaşlar…










