MERKEZ BANKASI’NDAN ZORUNLU KARŞILIK ORANLARINDA ÖNEMLİ DEĞİŞİKLİK
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), geçtiğimiz günlerde kısa vadeli dış borçlanma araçlarına uyguladığı zorunlu karşılık oranlarında önemli bir güncelleme yaptı. Bu karar, ülke ekonomisinin finansal istikrarını güçlendirmek ve para politikalarının etkinliğini artırmak amacıyla alındı. Peki, zorunlu karşılık oranı nedir, bu değişiklikler neden yapıldı ve Türkiye ekonomisine nasıl etkiler yaratabilir? İşte detaylı açıklaması… Zorunlu Karşılık Nedir? Öncelikle, zorunlu karşılık bankaların veya finansal kuruluşların, mevduat veya yurt dışı kaynaklardan sağladıkları fonların belirli bir kısmını Merkez Bankası’nda tutmaları zorunluluğudur. Bu uygulama, Merkez Bankası’nın piyasadaki likiditeyi kontrol etmesine yardımcı olur. Yani, bankaların ellerinde ne kadar para bırakacaklarını belirleyerek, ekonomiye ne kadar kredi verilebileceğini dolaylı olarak düzenler. TCMB’nin Yeni Kararı: Vadeye Göre Farklılaştırılan Zorunlu Karşılık Oranları Daha önce, Türk lirası cinsi yurt dışı repo işlemlerinden sağlanan fonlar ve yurt dışından kullanılan krediler için 1 yıla kadar vadede zorunlu karşılık oranı yüzde 12 olarak uygulanıyordu. Ancak TCMB, kısa vadeli dış borçlanmaların ekonomide yaratabileceği riskleri azaltmak ve parasal aktarım mekanizmasını güçlendirmek için bu oranları vadeye göre farklılaştırmaya karar verdi. Yeni düzenleme şu şekilde: 1 aya kadar vadeli işlemlerde zorunlu karşılık oranı %18’e yükseltildi. 3 aya kadar vadeli işlemlerde ise oran %14 olarak belirlendi. 1 yıla kadar vadede ise önceki oran olan %12 geçerli olmaya devam ediyor. Neden Böyle Bir Değişiklik? Yurt dışından kısa vadeli borçlanma, finansal piyasalarda ani dalgalanmalara neden olabilen bir unsurdur. Özellikle kısa vadeli fonlar ekonomiye hızla girip çıkabildiğinden, ani sermaye çıkışlarında ekonomik istikrarı zedeleyebilir. TCMB’nin bu kararında temel amaç, kısa vadeli dış kaynaklardan sağlanan fonların maliyetini artırarak, bu tür fonların ekonomiye girişini sınırlamak ve böylece finansal istikrarı korumaktır. Özellikle 1 aya kadar olan kısa vadelerde zorunlu karşılık oranının yükseltilmesi, bankaların bu tür fonlardan yararlanmasını daha maliyetli hale getirecek. Bu da kısa vadeli yabancı fonların ekonomideki payını düşürerek, piyasalarda ani hareketlerin önüne geçilmesine katkı sağlayacak. Parasal Aktarım Mekanizması ve Makro İhtiyati Politikalar Parasal aktarım mekanizması, Merkez Bankası’nın politika faiz oranlarında yaptığı değişikliklerin ekonomiye ve nihayetinde enflasyon ile büyümeye nasıl yansıdığını ifade eder. TCMB, makro ihtiyati çerçeve kapsamında aldığı bu kararlarla parasal aktarım mekanizmasının etkinliğini artırmayı hedefliyor. Zorunlu karşılık oranlarının vadeye göre artırılması, para politikasının piyasaya yansımasını hızlandırabilir. Çünkü finansal kuruluşların kullandığı kaynakların maliyetinin artması, kredi verme iştahını azaltabilir ve böylece aşırı ısınan ekonomide talep yönlü baskılar hafifletilebilir. Türkiye Ekonomisine Olası Etkileri Bu yeni uygulamanın kısa ve orta vadede birkaç önemli etkisi olabilir: Likidite Yönetimi: Bankaların ellerinde tutmaları gereken zorunlu karşılık artacağından, piyasaya verilen likidite azalabilir. Bu da kredi büyümesini yavaşlatabilir. Sermaye Akımları: Kısa vadeli dış borçlanmanın maliyetinin yükselmesi, yabancı yatırımcıların Türkiye’ye kısa vadeli sıcak para getirme iştahını azaltabilir. Ancak bu, finansal kırılganlıkları azaltıcı bir etki olarak değerlendirilebilir. Kur Baskısının Azalması: Yüksek zorunlu karşılık oranları, döviz kurlarındaki ani dalgalanmaların önüne geçebilir. Çünkü kısa vadeli borçlanmanın azalması, döviz talebini dengeleyebilir. Finansal İstikrar: Makro ihtiyati tedbirlerin amacı, finansal piyasaların ani şoklara karşı dayanıklılığını artırmak ve sistem risklerini azaltmaktır. Bu karar, Türkiye’nin finansal istikrarını güçlendirmek için atılmış önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. Sonuç Merkez Bankası’nın zorunlu karşılık oranlarında vadeye göre farklılaştırmaya gitmesi, Türkiye ekonomisinin istikrarını korumaya yönelik önemli bir hamledir. Bu adım, kısa vadeli dış borçlanmanın maliyetini artırarak finansal dalgalanmaların önüne geçmeyi ve para politikası etkinliğini yükseltmeyi hedefliyor. Özellikle küresel piyasalarda artan belirsizliklerin ve dalgalanmaların olduğu bir dönemde, böyle makro ihtiyati önlemler ekonomik dengelerin korunması açısından kritik önem taşıyor. Önümüzdeki…
ABD İLE ÇİN GÜMRÜK VERGİLERİ KONUSUNDA ANLAŞTI
ABD başkanı Trump’ın tüm dünya ülkelerini ilgilendiren yeni ithalat verilerini 2 nisanda açıkladıktan bu yana tüm dünyada gündem olmaya devam ediyor. Söz konusu vergilerin açıklanmasında esas amaç, ABD’nin yüksek oranda verdiği dış ticaret açığının kapanmasıdır. Ancak ABD dış ticaret açığı verse de rezervleri yeterli olduğu için önemli değildir. 2 Nisan’da Trump tarafından açıklanan ithalat vergi oranlarına en çabuk ve net bir şekilde cevap veren ülke Çin olmuştu ve Trump’ın açıkladığı %34 ithalat vergisine karşılık Çin’de aynı oranda ABD ürünlerinin ithalatına vergi koymuştu. Bu olaylar yaşanırken oranlar karşılıklı olarak yükseltilerek %145 oranına kadar yükseldi. Ekonomik açıdan bakıldığında ABD ve Çin dünyanın iki büyük devi olduğu kesindir. Daha sonraki gelişmelerde ise Trump Çin harici ülkeler için gümrük vergisi uygulamasının 90 gün süreyle ertelendiğini ve Çin ile ilişkilerini azaltan ülkelere imtiyaz tanınacağını açıklamıştı. İki ülke arasında yaşanan bu ekonomik savaşın nereye varacağını da takip etmeye devam edeceğiz. Ancak savaşın galibi olmayacağına göre masaya oturup iki ülkenin anlaşması en ideal yol olacaktır. Bilindiği üzere Çin dış ticaret fazlası veren ülkelerden bir tanesidir. Bunun temel nedeni dünyanın dört bir yanına her türlü ürünü üreterek ihracat yapmasıdır ve geniş bir pazara sahip olmasıdır. Öyle ki aklınıza ne geliyorsa, istediğiniz kalitede, istediğiniz miktarda, istediğiniz şekilde üretim yapılabilen bir ülke durumundadır. Yaklaşık 46 yıl içinde bulunduğum hırdavat, nalbur iye sektöründen örneklemek gerekirse tüm değerli ve yüksek fiyatlı ürünlerin Çin’de ya fabrikası var ya da üretimi Çin’de fason yaptırmaktadırlar. Ben bizzat Çin’e gidip görmedim ama gidip gelen, fuarlara katılan, ithalat yapan birçok meslektaşlarımın ifadelerine göre özellikle işçilik maliyetleri ucuz olduğundan üretilen malın değeri de ekonomik duruma geliyor ve özellikle ülkemizde tercih edilen ürünler arasına rahatlıkla girdiğinden ülkemiz pazarında oldukça yoğun oranda yerini almaktadır. Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi tüm dünya ülkeleri ile ticari ilişkisi olan Çin bu konuda ABD yerine dünyada başka pazarlar arayacak ve üretimini azaltmayacak belki de çoğalacaktır. Çünkü dünyanın en meşhur markalarının Çin ile ilişkisi olduğu bilinmektedir. Yukarıdaki bilgileri daha önce yazmıştım ve konunun anlaşma ile sonuçlanacağı belli idi. Geldiğimiz noktada yapılan görüşmeler sonucunda nihayet iki ülke arasında anlaşma sağlandı. Euronews sitesinden konu ile ilgili aldığım bilgiler aşağıdadır. ABD, Çin’e uyguladığı yüzde 145 olan gümrük vergisini yüzde 30’a; Çin ABD’ye uyguladığı yüzde 125’lik vergiyi yüzde 10’a indirdi. İndirimler 90 gün geçerli olacak. Çin ve ABD arasında ticaret müzakerelerinin sürdürülmesi için mekanizma kurulacak. ABD ve Çin, karşılıklı uyguladıkları gümrük vergilerini sürpriz bir şekilde 3 ay süreyle düşürme konusunda anlaştı. ABD Çin mallarına uyguladığı gümrük vergilerini 90 gün için yüzde 145’ten yüzde 30’a, Pekin, ABD mallarına uyguladığı gümrük vergilerini yüzde 125’ten yüzde 10’a düşürecek. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, hafta sonu Cenevre’de Çin heyetiyle gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından basın toplantısı düzenledi. Bessent, Çin ile 90 günlük bir duraklama ve gümrük vergisi seviyelerinin önemli ölçüde aşağı çekilmesi konusunda anlaşmaya varıldığını bildirerek, Çin ve ABD’nin ayrışma istemediğini belirtti. Hafta sonu Çin ile yapılan görüşmeleri “sağlam” ve “saygılı” olarak nitelendiren Bessent, “Fentanil konusunda atılacak adımlara yönelik çok sağlam ve verimli bir görüşme yaptık. Her iki tarafın da ayrışmak istemediği konusunda hemfikiriz.” ifadesini kullandı. Bessent, gelecekteki görüşmelere yönelik “Çok iyi görüşmeler bekliyoruz, artık görüşmelerde Cenevre mekanizması var.” dedi. ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, ABD’nin Çin ile daha dengeli bir ticaret yapmak istediğini belirterek, “ABD ve Çin için oldukça iyi…
ENFLASYON BEKLENTİSİ VE MAAŞLAR
Milyonlarca emekli ve memur için maaş zammı hesaplamalarında belirleyici olan enflasyon verileri netleşmeye başladı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), mayıs ayına ilişkin Piyasa Katılımcıları Anketini yayımladı. Bu ankette yıl sonu enflasyon beklentisinin yükseldiği görüldü. Ayrıca Mayıs ve haziran ayı için öngörülen enflasyon oranları, temmuz ayında yapılacak zam oranlarına dair önemli ipuçları verdi. Enflasyon Verileri Maaşları Belirliyor Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her ay enflasyon rakamlarını açıklıyor ve bu veriler, emekli ve memur maaşlarının artış oranlarını doğrudan etkiliyor. Özellikle SSK ve BAĞ-KUR emeklileri için maaş artışları, 6 aylık enflasyon oranı üzerinden belirleniyor. Memur ve memur emeklilerinin maaşlarında ise toplu sözleşme zammı + enflasyon farkı formülü uygulanıyor. Nisan ayı enflasyon verilerine göre, SSK ve BAĞ-KUR emeklilerinin 6 aylık döneme ait maaş artışı şimdiden %13,36 olarak hesaplandı. Memur ve memur emeklileri için ise bu oran %12,29 oldu. Ancak nihai zam oranı, Mayıs ve haziran ayı enflasyonlarının açıklanmasıyla kesinleşecek. Merkez Bankası Tahminlerine Göre Yeni Zam Hesapları TCMB’nin Piyasa Katılımcıları Anketi’nde yer alan tahminlere göre; Mayıs enflasyonu: %2,36 Haziran enflasyonu: %1,77 Şeklinde bekleniyor. Bu oranlar ışığında, 2024 yılının ilk 6 ayı için toplam enflasyon %18,09 civarında olacak. Buna göre: SSK ve BAĞ-KUR emeklileri için doğrudan bu oran kadar (yaklaşık %18,09) maaş zammı gündemde. Memur ve memur emeklileri içinse toplu sözleşmeden kaynaklanan %10’luk artışın üzerine yaklaşık %6,97’lik enflasyon farkı eklenerek toplamda %16,97 oranında bir artış öngörülüyor. Mesleklere Göre Zamlı Maaş Tablosu Anket verileri ve mevcut maaşlar dikkate alınarak hazırlanan yeni zamlı maaş tablosu şu şekilde şekillendi: Meslek Mevcut Maaş Zamlı Maaş (Tahmini) Şube Müdürü (Üniversite) 66.358 TL 74.513 TL Memur (Üniversite) 45.555 TL 51.154 TL Uzman Öğretmen 58.663 TL 65.873 TL Öğretmen 52.935 TL 59.441 TL Başkomiser 64.481 TL 72.406 TL Polis Memuru 58.938 TL 66.181 TL Uzman Doktor 109.154 TL 122.569 TL Hemşire (Üniversite) 53.465 TL 60.036 TL Mühendis 67.691 TL 76.010 TL Teknisyen (Lise) 47.224 TL 53.028 TL Profesör 96.374 TL 108.218 TL Araştırma Görevlisi 63.877 TL 71.727 TL Vaiz 55.332 TL 62.132 TL Avukat 63.637 TL 71.458 TL Bu hesaplamalar, TCMB’nin tahmini enflasyon oranlarına göre yapılmış olup, TÜİK’in kesin verileriyle birlikte nihai hale gelecektir. Zamlar Temmuz’da Cebe Yansıyacak TÜİK’in haziran ayı enflasyonunu temmuz başında açıklamasıyla birlikte, 6 aylık enflasyon kesinleşmiş olacak. Böylece, SSK, BAĞ-KUR ve memur emeklilerinin yanı sıra aktif memurlar da yeni maaşlarına kavuşacak. Zamlı maaşlar temmuz ayında yürürlüğe girecek. Bu artışlar, özellikle yüksek enflasyonun etkilerini hissetmeye devam eden sabit gelirli kesim için önemli bir rahatlama sağlayacak. Ancak, fiyat artışlarının yıl boyunca sürmesi beklendiğinden, vatandaşların alım gücünde uzun vadeli iyileşmelerin sürdürülebilirliği tartışma konusu olmaya devam ediyor. Sonuç: Beklentiler Yüksek, Gözler TÜİK’te Son açıklanan tahminler, temmuz ayında maaşlara yapılacak zam oranlarının önceki dönemlere göre daha yüksek olabileceğini gösteriyor. Bu da emekliler ve memurlar için kısa vadede bir nebze rahatlama anlamına geliyor. Ancak nihai karar için gözler TÜİK’in 3 Temmuz 2025 tarihinde açıklayacağı haziran ayı enflasyon verisine çevrildi. Bu veriyle birlikte zam oranları kesinleşecek ve milyonlarca kişi maaş hesaplarına yansıyacak yeni tutarları öğrenmiş olacak. ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com
TEMİZLİK KÂĞITLARI VE TEKNOLOJİLERİ SEKTÖRÜNÜN LİDERLERİ İLK KEZ İSTANBUL’DA BULUŞTU!
Temizlik kâğıdı ve teknolojileri sektörünün dünyadaki en büyük paydaşları, Paper & Tissue Expo İstanbul’da ilk kez aynı çatı altında buluştu. Sektöre dikkat çekmek, ekonomik büyüklüğünü ve çevresel sürdürülebilirlikteki rolünü vurgulamak amacıyla hayata geçirilen fuar, daha ilk gününden büyük ilgi gördü. Kâğıt Sanayi Vakfı Başkanı ve Lila Kâğıt Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Öğücü, kâğıt ve karton sanayiinin son 5 yılda yapılan yatırımlarla birlikte kapasitesinin %36 artarak 7,8 milyon ton seviyesine ulaştığını vurguladı. Fuar, 3 gün boyunca sektörün önde gelen katılımcılarını ve profesyonel ziyaretçilerini aynı çatı altında buluşturacak. İstanbul, Küresel İş Birliklerinin Yeni Buluşma Noktası 26-28 Mayıs tarihlerinde gerçekleşen, toplam 18 ülkeden sektör liderlerinin yer aldığı fuarda, ABD, Çin, Almanya, Fransa ve Hindistan gibi ülkelerden katılımcılar yer aldı. İstanbul’un stratejik konumu ve güçlü altyapısı, şehri bu alanda küresel iş birliklerinin yeni merkezi haline getirmeye aday gösterdi. Dünyanın dört bir yanından, alanında öncü firmaların katılım gösterdiği etkinlikte temizlik kâğıdı ve teknolojileri alanındaki en yeni ürün ve çözümler üç gün boyunca sergilenecek. Dash Fuarcılık organizasyonuyla gerçekleştirilen fuar, yalnızca sektördeki en son teknolojileri tanıtmakla kalmadı, aynı zamanda temizlik kâğıdı sektörünün ekonomik hacmini ve geleceğe dair hedeflerini de gündeme taşıdı. “Fuarı Her Yıl Düzenleyerek İstanbul’u Bir Merkez Yapmak İstiyoruz” Fuarın açılış konuşmasını yapan Fuar Direktörü Sinem Akgöl, “Temizlik kâğıdı sektörü, ekonominin en önemli yapı taşlarından biri. Paper & Tissue Expo İstanbul, lider yerli firmaların yanı sıra küresel ölçekte firmaları da ağırlayacak. İstanbul’un kolay ulaşılabilir konumu, çevre ülkelerden gelen ziyaretçiler için büyük lojistik avantaj sağlıyor. Fuarımız, her yıl düzenlenerek bölge ülkelerdeki potansiyel alıcılarla üreticileri buluşturan stratejik bir merkez hâline gelecek.” değerlendirmesinde bulundu. “Sektör Hacminin 2029 Yılına Kadar 10 Milyon Tona Ulaşması Bekleniyor” Fuarda üç gün boyunca sektörün nabzının tutulacağına işaret eden ve sektördeki büyümeye dikkat çeken İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Münir Üstün, “Temizlik kâğıdı sektöründeki yatırımların %80’i son 15 yıl içinde gerçekleşmiş, genç ve potansiyeli son derece yüksek bir sektördür. Bütün dünyada temel ihtiyaç malzemesi olan temizlik kâğıtları ürünlerinin tüketimindeki artış trendi hızla yükseliyor. Bu doğrultuda, Türkiye’deki temizlik kâğıdı sektörü sanayisi de son 10 yılda üretim kapasitesini %60, üretim hacmini ise %50 oranında artırdı. 2024 yılında 8 milyon ton üretim gerçekleştiren temizlik kâğıdı sektörü paydaşlarını yürekten tebrik ediyorum. Sektördeki hacminin 2029 yılına kadar 10 milyon tona ulaşması bekleniyor” dedi. “Sektördeki Geri Dönüşüm Oranı %53 Seviyelerinde” Fuarın ana sponsoru Essel, sektörün önde gelen markalarından biri olarak etkinlikte yer aldı. Türkiye genelinde birçok tesise sahip Lilla Kâğıt, geniş üretim ağıyla dikkat çekerken; İzmir merkezli Viking Kâğıt, kahverengi ve mavi temizlik kâğıtları gibi niş ürünlerle fark yaratıyor. Kâğıt Sanayi Vakfı ve Lilla Kâğıt Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Öğücü, son 5 yılda yatırımlarla sektör kapasitesinin %36 artarak 7,8 milyon tona ulaştığını belirtti. Üretimin 5,7 milyon ton, tüketimin ise 6,9 milyon ton seviyelerinde olduğunu ifade eden Öğücü, “Tüketim üretimden fazla. İhracatta temizlik kâğıtları %47, ambalaj kâğıtları ise %25 paya sahip” dedi. Sektörün girdilerinin %74’ü atık kâğıt, %24’ü selüloz ve %2’si dolgu malzemelerinden oluştuğunu söyleyen Öğücü, “Atık kâğıt toplama oranımız %73, geri dönüşüm oranımız ise %53 seviyesinde. Bunu en az %60’a çıkarmayı hedefliyoruz. %20’lik kaybı teknoloji ve inovasyonla azaltmalıyız” diye ekledi. “Türkiye’de Geri Dönüştürülmüş Kâğıt Kullanımını Yaygınlaştırmamız Gerekiyor” ICM Makine Genel Müdürü Çınar Ulusoy da sektördeki gelişmelere ve geri dönüşümden yararlanma oranlarına değinerek, şu bilgileri aktardı: “Türkiye sürdürülebilirlik konusunda biraz geri kaldı.…
MART AYI DIŞ TİCARET İSTATİSTİKLERİ
MART AYI DIŞ TİCARET İSTATİSTİKLERİ Dışa bağımlılık, dış ticaret açığı vermenin temel nedenlerinden biridir. Bazı ürünleri ithal etmek zorunda olan ülkeler maksimum seviyede üretim yaparak ihracatını ithalatından daha yüksek rakamlara ulaştırmadığı sürece dış ticaret açığı vermekten kurtulmaları mümkün değildir. Yani dış ticaret açığını en aza indirgemek veya dış ticaret fazlası vermek ancak ve ancak üretimin artmasıyla mümkündür. Ülkemiz de akaryakıt, enerji, doğalgaz gibi temel ihtiyaçlarımız bakımından dış ülkelere bağımlıdır ve bu ihtiyaçlarımız ithalat yoluyla tedarik edilmektedir. Bizim uzun yıllardan bu yana dış ticaret açığı vermemizin sebeplerinden biri de budur. Açığı kapatmak için üretim kaynaklarını en verimli şekilde kullanmak, üretimi teşvik edecek önlemleri almak, yabancı yatırımcıların ülkemizde yatırım yapması için koşulları oluşturmak, global pazarlarda söz sahibi olmak ve rekabet kriterlerine ayak uydurmak zorundayız. Bunun için ise millet olarak çok çalışarak çok üretim yapmak temel hedefimiz olmalıdır. Üretim yaparken kalitesiz, teknolojik olmayan vd. gibi ürünleri değil; yükte hafif pahada ağır, yüksek teknolojiye uygun, katma değeri yüksek ürünler üretmeliyiz ki uluslararası pazarlarda yerimizi alalım ve rekabet gücüne ulaşalım. Günümüzde Çin büyük çapta ihracat yaparak dış ticaret fazlası vermektedir. Bunun sebebi her türlü ürünü üreterek yabancı ülkelere kolaylıkla satabilmesi ve uluslararası pazarlarda kendini kabul ettirmesidir. Merhum Turgut Özal döneminde yani 1980 li yıllarda ithalat yasağı kalkınca koşulları uygun olan işletmeler genellikle Çin başta olmak üzere her türlü ürünü ülkemize getirerek sattılar. Ancak getirilen ürünlerin çoğu kalitesiz ama fiyat rekabetine uygun olduğu için ülkemiz pazarında rağbet gördü. İthalat yasağının kalkması, yerli ürünlerin fiyatlarının astronomik seviyeye gelmesini önlemek için yapılmıştı ama ülkemizde neredeyse yerli sanayi diye bir üretim kalmamıştı. Çünkü bizim üretim işletmelerinin Çin den gelen ürünlerle fiyat açısından rekabet etmeleri mümkün değildi ve hepsi birer birer faaliyetlerine son vermek zorunda kaldılar. Örneğin o dönemde 64 tane asma kilit fabrikası kepenk indirmişti. Ülkemiz ithalat cenneti durumuna girerken paramız sürekli yurt dışına gittiğinden dış ticaret açığı doğal olarak devam etmekte idi. Bugünkü hükümetin Eylül 2021 de Türkiye modeli diye adlandırdığı ekonomi modeli son derece olumludur. Ancak gidilen yolun yanlış olduğu sürekli olarak tartışma konusu oldu ve seçimden sonra görevlendirilen ekonomi yönetimi düşük faiz yüksek kur politikasından yumuşak geçiş yapılmasını öngördü. Türkiye modelinin amacı öncelikle ithalatı azaltarak yerli üretime önem vermek, üretim işletmelerine ucuz kredi vererek üretim maliyetlerini aşağı yönlü hareketlendirmek ve enflasyonu kontrol altına almaktı. Fakat uygulamada düşük faiz sanayiciye bir türlü ulaşmadı ve hatta faizler daha da yükseldiğinden kredi muslukları neredeyse kapandı. Bir üretim veya ticaret işletmesi, ürün gamını genişletmek, daha bölgesel Pazar payı yakalamak, ihracatı arttırmak için büyümek zorundadır ve büyümek için de global pazarın kabul ettiği ürünleri üretmek ve bunlar için doğal olarak makine ve teçhizat yatırımı yapmak durumundadır. İşte bu büyüme sırasında kaynak kullanmak son derece normaldir ve o kaynak, bankalardan sağlanan kredidir. Kullanılan kredi ne kadar uzun vade ve düşük maliyetli ise üretim kaynaklarına o kadar olumlu etkisi olacaktır. Günümüz koşullarında politika faizi 8 ay değişmeyerek %50 de sabit kalmasından dolayı kredi faiz oranları %65-70 seviyelerine kadar yükselmişti. Kredi maliyetleri astronomik şekilde yükselince üretim maliyetlerine yansıdığı için bazı işletmeler üretimlerini azaltarak, bazıları da ürün gamını azaltarak bu dönemi geçirmek durumundadır. Dolayısıyla koşullar böyle olduğu için iflas ve konkordatolar artmıştır. Üretimde daralma ise ihracatın azalmasına, işsizliğin artmasına yol açmıştır. Bu bağlamda olayı irdelediğimizde ise faizlerin düşmesi gerekirdi ki ocak aralık ve ocak, şubat aylarında…
İSTANBUL DA YAŞAM MALİYETİ NİSAN AYINDA DA YÜKSELMEYE DEVAM ETTİ
Enflasyon oranları TÜİK ve ENAG tarafından her ay kamuoyu ile paylaşılıyor. Bunların dışında sadece İstanbul’a özel enflasyon ise İstanbul Ticaret Odası (İTO) hesaplayarak kamuoyuna açıklıyor. Başka hiçbir ilimizde ile özel enflasyon oranı hesaplanmamasına rağmen İstanbul’da neden ayrı hesaplanıyor? Hepimizin bildiği gibi İstanbul Türkiye’nin %20 si demektir. Kaldı ki İstanbul’da yurdun her yanından vatandaşlarımız ikamet ediyor. Çeşitli meslek gruplarında faaliyet gösteriyorlar. Eskilerin “taşı toprağı altın “dedikleri dönemlerde ekonomi açısından son derece verimli olan İstanbul şimdilerde dar ve sabit gelirli vatandaşlar için bu özelliğini yavaş yavaş kaybetmeye başladı. Yaşadığımız yüksek enflasyon, hayat şartlarının ağırlaşması, hayat pahalılığının artması, alım gücünün düşmesi nedeniyle İstanbul’dan göç başladı. Özellikle 1970 li yıllarda Türkiye’nin ticaret merkezi İstanbul idi ve her türlü emtia İstanbul’da bütün Türkiye’ye dağılmakta idi. Merhum Turgut Özal döneminde başlayan serbest piyasa ekonomisi ve internetin hayatımıza girmesinden sonra toptancılık veya üreticilik Anadolu’ya yayılmaya başladı. Artık illeri bırakın İlçelerde de toptancılar oluşmaya başladı ve devam eden süreçte İstanbul iş hayatı bakımından değer kaybetmeye başladı. Ancak İstanbul ne kadar önemini kaybetse de ekonomik göstergeler bakımından önemli bir paya sahiptir. Ülkemizin vergi gelirlerindeki payı %48 dir ve neredeyse tüm ülkenin vergisinin yarısı İstanbul’dan elde edilmektedir. Enflasyon açısından konuya bakıldığında ise metropol de yaşam koşulları oldukça zordur ve belirli bir rakamın üzerinde gelir else etmek zorundasınız. Çünkü Anadolu’daki birçok şehirden farklı bir yaşam koşulları mevcuttur. İstanbul’da enflasyon oranı her dönem TÜİK tarafından açıklanan enflasyon oranlarından daha yüksek çıkmaktadır. Demek ki İstanbul’da asgari ücret de İstanbul enflasyonu baz alınarak değerlendirilmeli, zam oranı hesaplanırken İstanbul enflasyonu esas alınmalıdır. Çünkü enflasyon oranı İstanbul’da farklılık göstermektedir. Sigortalı çalışan nüfusun %24 ü İstanbul’da ikamet etmektedir ve bu kesimin hakkı korunmalıdır. Sadece çalışan, vergi veren açısından değil diğer bazı faktörler için de İstanbul’un Türkiye şampiyonluğundan bahsedilebilir.1970 li yıllarda üniversite sayısı 3 (İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik üniversitesi, Boğaziçi üniversitesi) ve birkaç akademiden oluşan eğitim kadrosu günümüzde 70 üniversiteye ulaşmış durumdadır. İstanbul’da yaşamak ekonomik olarak günümüzde epeyce bir kazanç gerektiren bir duruma gelmiştir. Öncelikle kiraların en az 20000 TL olduğu, bunun yanında ulaştırma, sağlık ücretleri, çocuğunuzun eğitim giderleri olmak üzere diğer giderler de eklenince ciddi rakam ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla gelir açısından bakıldığında önemli bir rakam gerektiği gerçektir. Konuya bir de olumlu yönden baktığımızda ise durum farklıdır. Eşsiz güzellikleri yaşamak, tarihi mekanlar, kültürel uygulamalar gibi sosyal yönden birtakım farklılıklar İstanbul’a özeldir ve birçok insanımız için İstanbul bir tutkudur. Ekonomi olarak bakıldığında ise yukarıda bahsetmeye çalıştığım gibi kariyer yapmak, para kazanmak, kendinizi sosyal yönde geliştirmek istiyorsanız İstanbul’da vazgeçemezsiniz. Ayrıca İstanbul Ticaret odası en son 1995 yılında güncellenen enflasyon sepetinde de önemli değişiklikleri yapılarak enflasyon oranı açıklanmıştır. Enflasyon hesaplamalarında baz alınan 8 ana harcama grubu indeksi 12 ye yükseltilmiştir. Aşağıda İstanbul Planlama Ajansının haberine göre İstanbul’da nisan ayı yaşam maliyeti bilgilerini okuyabilirsiniz. İstanbul Planlama Ajansı (İPA), yapılan araştırmalara göre nisan ayında İstanbul’da dört kişilik bir ailenin yaşam maliyetinin bir önceki aya göre, yüzde 2,91 artarak 90 bin 32 liraya yükseldiğini bildirdi. İPA’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, İstanbul’da dört kişilik bir ailenin nisan ayındaki yaşam maliyetine yer verildi. Açıklamada, yapılan araştırmalara göre, İstanbul’da dört kişilik bir ailenin yaşam maliyetinin nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 2,91, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 51,74 oranında arttığı belirtildi. İstanbul’da dört kişilik bir ailenin yaşam maliyetinin 90 bin 32 lira olduğu ifade…
Dolarizasyon geriliyor, TL’ye dönüş artıyor
19 Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınarak tutuklanmasıyla birlikte, Türkiye’de siyasi tansiyon yükseldi. Bu gelişme, finansal piyasalarda ciddi bir belirsizlik ortamı yarattı ve yurtiçi yerleşiklerin dövize yönelmesine neden oldu. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, bu gelişmelerin ardından döviz tevdiat hesaplarında (DTH) hızlı bir artış yaşandı. Parite etkisinden arındırılmış veriler, 8 haftalık süreçte DTH’ların toplamda 7,1 milyar dolar arttığını gösterdi. Bu artışın 5,86 milyar doları, sadece 21 Mart haftasında gerçekleşti. Ancak nisan sonundan itibaren bu tablo tersine dönmeye başladı. Son üç haftada döviz hesaplarında azalma görülüyor. Parite etkisinden arındırılmış verilere göre, DTH’lar bu sürede toplam 1,68 milyar dolar geriledi. Bu düşüşün 698 milyon doları bireysel, 986 milyon doları ise kurumsal hesaplardan kaynaklandı. Bu durum, özellikle dövizden Türk lirasına geçişte bir eğilimin başladığına işaret ediyor. Dolarizasyon oranı da bu gelişmelere paralel olarak düşüşe geçti. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) haftalık verilerine göre, 14 Mart haftasında TL mevduatların toplam içindeki payı %59,25 iken, kur korumalı ve döviz mevduatlarının payı %40,25 düzeyindeydi. 25 Nisan haftasında ise dolarizasyon oranı %42,56 ile yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Ancak sonrasında başlayan düşüşle birlikte, oran 2 Mayıs haftasında %42,31’e, 9 Mayıs haftasında ise %42,25’e geriledi. Bu süreçte TL mevduatların toplam içindeki payı yeniden yükselerek %57,75’e çıktı. Kur korumalı mevduatlar hariç tutulduğunda da benzer bir eğilim dikkat çekiyor. Sadece yabancı para cinsi mevduatların toplam mevduat içindeki payı, 25 Mart haftasında %39,38 iken, 9 Mayıs haftasında %39,35’e geriledi. Bu da yatırımcıların yavaş yavaş dövizden uzaklaşarak TL’ye yönelmeye başladığını gösteriyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de döviz talebindeki bu azalmaya dikkat çeken bir açıklama yaptı. Sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede, DTH talebinde düşüş yaşandığını, ülke risk priminin (CDS) gerilediğini ve Merkez Bankası’nın brüt rezervlerinin bir haftada 5,8 milyar dolar arttığını belirtti. Şimşek, temel hedeflerinin “kalıcı fiyat istikrarı” olduğunu ifade ederek, uygulanan politikaların meyvelerini vermeye başladığını vurguladı. Ayrıca azalan küresel belirsizliklerin ve iyileşen finansal göstergelerin dezenflasyon sürecini destekleyeceğini belirtti. Ekonomistler ise bu gelişmeleri, ekonomi yönetiminin sürdürdüğü sıkı para ve maliye politikalarının sonucu olarak değerlendiriyor. 19 Mart sonrasında yaşanan siyasi gerilim, dövize olan talebi artırırken, uygulanan politikalarla birlikte yatırımcının güveni kademeli olarak yeniden kazanılıyor. TL varlıklara dönüş teşvik edilirken, döviz hesaplarındaki azalma bu güvenin işareti olarak görülüyor. Uzmanlara göre, döviz talebindeki düşüşün kalıcı hale gelmesi için yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi istikrarın da sağlanması gerekiyor. Eğer bu eğilim devam ederse, Merkez Bankası’nın rezerv birikimi artacak, döviz kuru üzerindeki baskı azalacak ve finansal istikrar daha güçlü şekilde sağlanabilecek.
EMEKLİ AYLIK BAĞLAMA ORANLARINDE DEĞİŞİKLİK
EMEKLİ AYLIK BAĞLAMA ORANLARINDE DEĞİŞİKLİK Bildiğimiz üzere ülkemizde çalışan nüfus sayısı olarak 15-64 yaş arası esas alınmaktadır. Ancak 2022’den önce emekli olabilmek için yaş sınırına bakılmaksızın prim ödeme gün sayısı belirleyici faktör idi ve yaş sınırına bakılmıyordu. Emekliler her dönem ekonomik açıdan en olumsuz koşulları yaşayan kesimdir ve buna asgari ücretliler de eklenebilir. Dolayısıyla emeklinin yaşam koşulları, aldıkları maaşlar gündemden düşmemektedir. Ülkemizde maalesef doğurganlık oranı %1,5 civarındadır ve bu oran ilerleyen dönem için çalışan nüfusun azalması tehlikesiyle karşı karşıyadır ve yaşlı nüfusumuz her geçen dönemde artmaktadır.Sn. Cumhurbaşkanımızın yıllar önce 3 çocuk önerisi demek ki doğru imiş ve bugünkü ortamda da bu tez ispatlanmış durumdadır. Ancak içinde bulunduğumuz dönemde tek çocuğa bile bakmak, yetiştirmek ekonomik anlamda oldukça zordur. Vatandaşlarımız emekli oldukları taktirde aldıkları maaşın yarısı kadar maaş almaktadır ve bu tutar geçinmek için zordur ve hatta mümkün değildir. Dolayısıyla emekli vatandaşlarımız ikinci bir işte çalışmak zorunda kalmakta ama tabii ki herkes iş bulmakta güçlüklerle karşı karşıya kalmaktadır. Emeklilik koşulları 2022 yılında çıkarılan bir kanunla erkekler için 65, kadınlar için ise 60 olarak belirlenmiş ve çalışan nüfus sistemine uygundur. Bu kanun çıkmadan önce 45 yaş civarında prim ödeme gün sayısına göre emekli olunabiliyordu. Yani üretime katkı sağlayabilecek yaşta emeklilik söz konusu idi. Ancak sadece yaş sınırı baz alınmamakta belirli bir prim sayısını da tamamlamak gerekmektedir. Prim ödeme gün sayısı ise gene 2022 yılında çıkan bir kanunla erkekler için 7200 gün erkekler için ise gene aynı gündür. Ancak erkeklerde 2028 yılından itibaren 9000 gün olarak uygulanacaktır. Emeklilikte ilk sigorta girişi son derece önemlidir. Çünkü emeklilik girişi, emeklilik yaşı ve prim ödeme gün sayısını belirlemekte baz alınmaktadır. Emeklilik maaşı hesaplama formülü, yıllık ortalama maaşın “aylık bağlanma oranı” ile çarpılıp sonucun SGK’ya prim olarak ödenen yıl sayısına bölünmesiyle aylık emekli maaşı hesaplama sonucunu verir. Özellikle içinde bulunduğumuz dönemde emekli maaşlarının yetersizliğini hepimiz biliyoruz. Kamuoyunda intibak yasası olarak bilinen ve 2000 yılından önce emekli olanlar ile 2000 yılından sonra emeklilerin aldıkları maaş neredeyse %50 fark oluşmasına sebep olmuştur. Bir diğer konu da 2008 yılında emeklilik katsayısının %45 e düşürülmesiyle emekli maaşlarının oldukça düşük kalmasıdır. Öncelikle bu iki konunu emekliler arasındaki adaleti sağlamak için ivedilikle ele alınması ve çözülmesi gerekir. Emeklilik katsayısı konusu geçtiğimiz günlerde TBMM ye sunuldu. Yapılan düzenlemeye göre 25 yıl hizmet dönemini tamamlayan ve primini de ödeyen bir kişi emekli olmak istediğinde alacağı maaşın aylık bağlanma oranı yüzde 50 seviyesinden yüzde 75 seviyesine çıkacak. Bu şekilde emekli maaşlarının da belirlenen yeniden bağlanma oranına göre artırılması söz konusu olabilir. Emekli aylığı bağlanmasıyla ilgili 5510 sayılı kanundaki 29. madde aylık bağlanma oranını her yıl için yüzde 2 olarak belirliyor. Bu oran mevcut haliyle kaldığı tabloda 25 yıllık hizmet süresini dolduran bir vatandaş prime esas gelirinin yarısını emekli aylığı olarak alıyor. 25 yılın altında çalışanlarda ise bu oran daha da düşüyor. İlgili kanun teklifi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülecek. Bir başka konu da emeklilerimizin birçoğu yaşlı olduğu için doğal olarak sağlık sorunlarının çoğalması, hastanelere olan ihtiyaçlarını ger geçen gün artmasıdır. Hastanelerden kesilen muayene farkı ve eczaneye ödenen ilaç farkları zaten az olan maaşlarını iyice düşürmektedir. Kendimden örnek verecek olursam diyaliz hastası olduğum için yani kronik hastalığım olduğu için birtakım ilaçları sürekli kullanmak zorundayım. Ve ilaç alımı için ocak ayında 485; şubat ayında da muayene katkı payı dahil 450…
NİSAN AYI YURT DIŞI ÜRETİCİ FİYAT ENDEKSİ
TÜİK’in (Türkiye İstatistik Kurumu) 2025 yılı Nisan ayına ait verilerine göre, Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi (YD-ÜFE) hem aylık hem yıllık bazda artışını sürdürdü. Bu endeks, yurt dışına mal satan üreticilerin fiyatlarının ne yönde değiştiğini gösteriyor. Yani ihracat yapan üreticilerin maliyetleri artıyor mu, azalıyor mu, bunu anlamamıza yardımcı oluyor. Hem ihracatçı firmalar hem de dış ticaret dengesi açısından önemli bir gösterge olan YD-ÜFE, genel ekonomik eğilimleri de yansıtır nitelikte. Nisan 2025’te YD-ÜFE bir önceki aya göre %4,41 oranında artış gösterdi. Bu artış, sadece bir ayda üretici maliyetlerinin ne kadar yükseldiğini ortaya koyuyor. Aynı zamanda yılbaşından bu yana, yani 2024 Aralık ayına göre toplamda %13,10’luk bir artış yaşandı. Geçen yılın aynı ayına kıyasla yıllık bazda artış oranı ise %22,92 oldu. Ayrıca, son 12 ayın ortalamasına bakıldığında da fiyatlarda %28,57 oranında artış görülüyor. Bunları biraz daha sade bir dille anlatmak gerekirse: Üreticiler yurt dışına mal satarken geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık dörtte bir oranında daha yüksek fiyatlardan satış yapıyorlar. Bu durum, maliyetlerin artmasının yanında döviz kurlarındaki oynaklık ve dış piyasadaki koşulların da etkisiyle şekilleniyor. Bu artışlara rağmen, geçen seneki artış hızının bu yıl azaldığı da göze çarpıyor. 2024 Nisan ayında YD-ÜFE yıllık bazda tam %65,53 artmıştı. Oysa 2025 Nisan’ında bu oran %22,92 ile daha düşük seviyede gerçekleşti. Bu da bize fiyat artışlarının hız kestiğini, yani maliyet baskısının geçen yıl kadar sert olmadığını gösteriyor. Sanayi sektörleri bazında baktığımızda; madencilik ve taş ocakçılığı sektörü yıllık bazda %19,96, imalat sanayi ise %22,97 oranında arttı. İmalat sektörü Türkiye’nin ihracatında çok büyük bir paya sahip olduğu için bu alandaki fiyat artışları doğrudan dış ticareti etkiliyor. Ana sanayi gruplarına göre yıllık fiyat değişim oranlarına bakacak olursak: Ara mallarında %21,15, Dayanıklı tüketim mallarında %30,42, Dayanıksız tüketim mallarında %25,64, Enerji grubunda %11,03 azalış, Sermaye mallarında %28,07 artış görüldü. Burada en dikkat çekici nokta enerji grubunda yaşanan %11’lik düşüş. Bu, küresel enerji fiyatlarının Türkiye’ye olumlu yansıdığını gösteriyor. Enerjideki bu düşüş, endeksteki genel artışı yavaşlatan en önemli etkenlerden biri. Diğer taraftan, özellikle dayanıklı tüketim mallarındaki %30’un üzerindeki artış, üretim maliyetlerinin hâlâ ciddi seviyelerde seyrettiğini ortaya koyuyor. Bu grup içinde mobilya, beyaz eşya, otomotiv gibi uzun ömürlü ürünler yer alıyor ve bu sektörler açısından maliyet baskısı devam ediyor. Aylık bazda da sanayi gruplarındaki artış dikkat çekici seviyelerde. Nisan ayında: Madencilik ve taş ocakçılığı %2,10, İmalat sanayi %4,45 oranında arttı. Ana gruplarda ise: Ara malları %4,00, Dayanıklı tüketim malları %7,50, Dayanıksız tüketim malları %4,93, Sermaye malları %5,37 oranında artarken, Enerji fiyatları aylık bazda da %3,76 oranında düştü. Özellikle dayanıklı tüketim mallarındaki %7,50’lik artış, kısa vadede yüksek maliyet artışlarına işaret ediyor. Bu durum, üreticilerin ihracat fiyatlarını artırmasına neden olabilir. Ancak fiyatların yükselmesi aynı zamanda dış pazarlarda rekabetçiliği azaltabilir. Sonuç olarak; YD-ÜFE verileri bize, Türkiye’den yurt dışına ürün satan üreticilerin fiyatlarının artmaya devam ettiğini gösteriyor. Artış hızı geçen yıla göre düşmüş olsa da özellikle dayanıklı tüketim ve sermaye mallarındaki yüksek oranlı artışlar, maliyet baskısının sürdüğünü ortaya koyuyor. Enerji fiyatlarının düşmesi sevindirici bir gelişme olsa da genel fiyat baskısı ihracatçılar açısından hala önemli bir sorun olmaya devam ediyor. Bu gelişmeler hem üreticilerin fiyat politikalarını hem de Türkiye’nin dış ticaret dengesini doğrudan etkileyebilir.
Mplus Türkiye, kariyer etkinliklerinde genç yeteneklerle buluştu.
Türkiye’nin dört bir yanındaki lokasyonlarıyla hızla büyüyen ve dijital dönüşüme öncülük eden teknoloji destekli dış kaynak kullanımı sağlayıcısı (BPTO) Mplus Türkiye, ülkenin dört bir yanında düzenlenen kariyer fuarlarında genç yeteneklerle bir araya geldi. Van, Malatya ve İstanbul’da düzenlenen etkinliklerde binlerce öğrenciyle doğrudan temas kuran Mplus Türkiye, sunduğu kariyer ve staj fırsatlarını paylaşarak yüzlerce geleceğin profesyoneline ilham verdi. İnsan odaklı yaklaşımıyla öne çıkan Mplus Türkiye, genç yeteneklere ulaşma ve onları iş dünyasına kazandırma hedefiyle Türkiye genelinde düzenlenen dört büyük kariyer fuarına katıldı. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen DAFAF’25, Malatya İnönü Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleşen İpekyolu Kariyer Fuarı, İstanbul’da Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası (AHK Türkiye) tarafından düzenlenen 8’inci Kariyer Günü ve Türk-Alman Üniversitesi TAÜ Kariyer Zirvesi kapsamında yüzlerce öğrenci ve genç profesyonelle birebir iletişime geçen Mplus Türkiye, kariyer yolculuğuna dair bilgi ve deneyim paylaşımında bulundu. Lise ve üniversite öğrencilerine staj imkânları ve kariyer fırsatları tanıtıldı Mplus Türkiye’nin ilk durağı, Van Expo Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen ve yaklaşık 50 bin kişinin ziyaret ettiği DAFAF’25 Kariyer Fuarı oldu. “Yetenek Her Yerde” sloganıyla düzenlenen etkinlik; Bitlis Eren, Hakkâri, Iğdır, Siirt ve Muş Alparslan üniversitelerinin paydaşlığında, Van Expo Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi koordinasyonunda ve Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın katılımıyla düzenlenen organizasyonda, Türk Hava Yolları, ASELSAN, HAVELSAN ve TUSAŞ gibi sektörün lider kurumlarının da yer aldığı 200’ü aşkın firma stant açtı. Mplus Türkiye, bu büyük organizasyonda lise ve üniversite öğrencileriyle doğrudan temas kurarak şirketi ve sunduğu kariyer fırsatlarını tanıtma imkânı buldu. İkinci durak ise Malatya İnönü Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen İpekyolu Kariyer Fuarı oldu. Malatya Turgut Özal, Fırat, Munzur, Sivas Bilim ve Teknoloji ile Sivas Cumhuriyet üniversitelerinin paydaşlığında gerçekleşen fuar, Malatya Büyükşehir Belediyesi Fuar Merkezi’nde yapıldı. Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi koordinasyonuyla düzenlenen bu etkinlikte, 150’den fazla firma yer alırken, 40 bini aşkın öğrenci katıldı. Otomotiv, yazılım, sağlık, eğitim ve inşaat sektörlerinden önemli firmaların yer aldığı fuarda Mplus Türkiye, genç yeteneklere iş ve staj imkânları sunarak doğrudan iletişim kurma fırsatı elde etti. Mplus Türkiye, gençlere şirket kültürünü tanıttı İstanbul’da gerçekleştirilen Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası (AHK Türkiye) 8’inci Kariyer Günü’nde, Mplus Türkiye; iş ve staj arayışında olan genç profesyonellerle bir araya gelerek şirket kültürünü ve kariyer fırsatlarını tanıttı. Almanya ile Türkiye arasındaki ticari ilişkilerin güçlendirilmesini hedefleyen etkinliğe, otomotiv, teknoloji, mühendislik, finans ve üretim gibi birçok sektörden 100’den fazla yerli ve uluslararası firma katıldı. Katılımcılar, şirketlerin stantlarını ziyaret ederek doğrudan bilgi alırken, sektör profesyonelleriyle birebir görüşmeler yapma fırsatı da yakaladı. Gençlerin kariyer yolculuklarına güçlü bir başlangıç yapmalarına katkı sağlandı Türk-Alman Üniversitesi Kariyer Zirvesi etkinliğinde ise öğrencilerle bir araya gelerek şirketlerinin sunduğu kariyer olanaklarını tanıtan Mplus Türkiye, gençlerle birebir iletişim kurarak onların kariyer hedeflerine yönelik sorularını yanıtladı ve sektöre dair bilgilerini paylaştı. Türk-Alman Üniversitesi Endüstri İlişkileri Koordinatörlüğü ve 19 öğrenci kulübünün iş birliğiyle düzenlenen etkinlik, yaklaşık 3 bin 500 öğrencinin katılımıyla gerçekleşti. 50’yi aşkın şirketin stant açtığı organizasyonda, marka genç yeteneklerle bir araya gelerek ilham verici sohbetler gerçekleştirerek, gençlerin kariyer yolculuklarına güçlü bir başlangıç yapmalarına katkı sağladı. “Gençlerin heyecanını ve merakını görmek, bize motivasyon sağlıyor” Mplus Türkiye İşe Alım ve Kaynak Planlama Direktörü Cem Ercan, “Türkiye’nin dört bir yanında gençlerle yüz yüze temas kurmak, şirketimizi tanıtmak, onların enerjisini ve potansiyelini hissetmek açısından bizim için büyük bir ayrıcalıktı. Van’dan İstanbul’a…
Geberit Türkiye, İletişim ve Pazarlama Alanındaki Başarısıyla Teşvik Ödülü Aldı
İsviçreli sıhhi tesisat devi Geberit, 2017’den bu yana sponsorluğunu üstlendiği Türkiye’nin mimarlık alanındaki ilk seyahat bursu olan “Arkitera Seyahat Bursu” ile 30. Altın Çekül Uluslararası Yapı Kataloğu Ödülleri’nin İletişim ve Pazarlama Kategorisi’nde “Teşvik Ödülü”ne layık görüldü. Türkiye’de yapı sektörünün en prestij ödülleri arasında yer alan Altın Çekül Uluslararası Yapı Kataloğu Ödülleri’nde 2024 yılının kazananları, Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi’nde gerçekleştirilen törenle açıklandı. Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarıyla sektörüne öncülük ederken içinde bulunduğu topluma karşı sorumluluk bilincini de benimseyen Geberit, Arkitera Mimarlık Merkezi tarafından düzenlenen ve 2017’den bu yana sponsorluğunu üstlendiği Arkitera Seyahat Bursu projesiyle 30. Altın Çekül Uluslararası Yapı Kataloğu Ödülleri’nin “İletişim ve Pazarlama Kategorisi”nde Teşvik Ödülü’ni almaya hak kazandı. Jüri üyelerinin Arkitera Seyahat Bursu’nu ödüle layık görmesinin nedenleri arasında projenin yıllardır süren ve prestij kazanmış bir burs programı olması, sürekliliği ve güvenilirliği, öğrencinin sosyal ihtiyaçlarını da göz önünde bulunduran bir vizyon sunmuş olması, Arkitera ile yapılan iş birliği ve markanın konumlandırılması, projeye yalnızca finansal destek sağlamakla kalınmayıp sürecin içine dahil olunması yer aldı. “Sektörümüze merak eden, sorgulayan, keşfetmek isteyen mimar adaylarını yetiştirmenin mutluluğu içindeyiz” Kazanılan ödüle dair görüşlerini paylaşan Geberit Türkiye Pazarlama ve Kurumsal İletişim Müdürü Savaş Çağlar, “Sıhhi tesisat ve vitrifiye sektöründe uzmanlaşan aktif bir grup olarak yolculuğumuzu 150 yılı aşkın bir süredir devam ettirirken global bakış açımızı merkeze alarak yerelde en uygun stratejilerle hareket ediyor, bu doğrultuda yaptığımız yatırımlarla kendimizi geliştiriyoruz. Bu doğrultuda Geberit Türkiye olarak ürün gamımızı genişletirken trendlere ve çağın şartlarına uygun yaklaşım ve sürdürülebilirlik odaklı çalışmalarımızla zamana meydan okuyoruz. Bunu yaparken de suya yön veren bir marka olarak hizmet verdiğimiz topluma karşı sorumluluğumuzun bilinciyle hareket ediyoruz. Yaptığımız projeler sayesinde sektörümüze merak eden, sorgulayan, keşfetmek isteyen mimar adaylarını yetiştirmenin mutluluğu içindeyiz. 2017’den bu yana sponsorluğunu üstlendiğimiz Arkitera Seyahat Bursu ile amacımız; mimarlık kültürüne katkı sağlamak, gençleri teşvik etmek, fiziksel çevre ve yapılaşmaya dair konuları üzerinde gençlerle fikir alışverişinde bulunabilecek iyi bir noktaya getirmek. Bu kapsamda bursumuzu, geleceğin mimarisinde söz sahibi olacak 20 – 25 yaş arasındaki mimarlık, şehir ve bölge planlama, iç mimarlık, peyzaj mimarlığı ve çevre tasarımı bölümü öğrencileri ve mezunlarına veriyoruz. Öte yandan projenin başından sonuna dek aktif rol alarak bursiyerin her adımında yanında oluyoruz. Bu çabamızın ödülle taçlandırılması da bizim için ayrı bir övünç kaynağı oldu. Geberit Türkiye olarak sosyal sorumluluk projelerimizin sürdürülebilirliği ve daha geniş kitlelere ulaşması için çalışmalarımıza devam edip toplumumuza ve sektörümüzde değer yaratmayı sürdüreceğiz.” dedi. Geberit Hakkında: Dünya çapında faaliyet gösteren Geberit Grubu, sıhhi tesisat ürünleri alanında Avrupa’nın lider şirketlerinden biridir ve 2024 yılında 150. yılını kutlamıştır. Geberit, Avrupa’nın çoğu ülkesinde güçlü bir yerel varlığa sahip olup sıhhi tesisat teknolojisi ve banyo vitrifiyeleri alanlarında benzersiz bir katma değer sunmaktadır. Şirketin 26 üretim tesisi bulunmaktadır ve bunlardan 4’ü Avrupa dışındaki ülkelerde yer almaktadır. Grubun merkezi İsviçre, Rapperswil-Jona’dadır. 50’den fazla ülkede yaklaşık 11.000 çalışanı bulunan Geberit, 2024 yılında 3,1 milyar İsviçre frangı net satış elde etmiştir. Geberit hisseleri, SIX İsviçre Borsası’nda işlem görmekte olup, 2012 yılından beri İsviçre Piyasa Endeksi (SMI) içerisinde yer almaktadır. Ahmet DoğanMedya Direktörü Adres: Meşrutiyet Cad. No:100/1 Beyoğlu / İst.Tel: 0212 243 08 07 GSM: 0536 892 88 21
MOTORLU KARA TAŞITLARI, NİSAN 2025
Nisan ayında trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı 192 bine yaklaşırken, bu dönemde motosiklet ve otomobil kaydı toplamın neredeyse %85’ini oluşturdu. Ay boyunca trafiğe kaydı yapılan toplam taşıt sayısı 191 bin 983 olurken, bunun %43,5’i motosiklet, %41,9’u otomobil, %9’u kamyonet ve kalan kısmı ise traktör, kamyon, minibüs, otobüs ve özel amaçlı araçlardan oluştu. Trafiğe kaydı yapılan toplam taşıt sayısı, mart ayına kıyasla %1,9 oranında azalma gösterdi. Ancak bu genel düşüşe rağmen motosiklet kayıtlarında %18 gibi dikkat çekici bir artış yaşandı. Traktör ve minibüs kayıtlarında da sırasıyla %6,7 ve %0,7 artış görülürken, otomobil kayıtları %15,3 azaldı. Aynı şekilde otobüs, kamyon, özel amaçlı taşıt ve kamyonetlerde de azalışlar söz konusu oldu. YILLIK DEĞİŞİM: ARTANLAR VE AZALANLAR Nisan 2025’teki kayıtlar, geçen yılın aynı ayıyla karşılaştırıldığında %2,2’lik bir düşüş gösterdi. Ancak taşıt türleri bazında bu tablo biraz daha karmaşık. Örneğin, minibüs kayıtları %59,2 gibi çok yüksek bir oranla arttı. Kamyonet, otomobil ve otobüs kayıtlarında da çift haneli artışlar yaşandı. Öte yandan, motosiklet kayıtlarında %21,8’lik ciddi bir düşüş dikkat çekerken, traktörlerde de %17,6 oranında azalma yaşandı. TRAFİKTEKİ TOPLAM ARAÇ SAYISI 32 MİLYONA YAKLAŞTI Nisan ayı sonu itibarıyla Türkiye genelinde trafiğe kayıtlı araç sayısı 31 milyon 976 bin 478’e ulaştı. Bu araçların yarısından fazlası otomobillerden (%51,8) oluşuyor. Motosikletlerin oranı %20,3, kamyonetlerin ise %14,9 seviyesinde. Traktör, kamyon, minibüs, otobüs ve özel amaçlı taşıtlar daha küçük oranlara sahip olsa da toplamda trafiğin önemli bir bölümünü oluşturuyor. DEVİR İŞLEMLERİNDE OTOMOBİL AĞIRLIĞI SÜRÜYOR Bir başka dikkat çekici veri de devir işlemleriyle ilgili. Nisan ayında noter aracılığıyla el değiştiren taşıt sayısı 957 bin 499 oldu. Bu işlemlerin %67,3’ü otomobiller, %15’i kamyonetler, %10,5’i motosikletler üzerinden gerçekleşti. Traktör, kamyon ve minibüs gibi diğer taşıtlar ise daha küçük paylara sahip. OTOMOBİL MARKALARI: RENAULT LİDERLİĞİ KORUYOR Nisan ayında 80 bin 369 adet otomobil trafiğe kaydedildi. Marka bazında incelendiğinde, en yüksek paya %10,3 ile Renault sahip. Onu %8,1 ile Fiat, %7,7 ile Toyota, %7,2 ile Volkswagen ve %6,8 ile Peugeot takip ediyor. Ayrıca Hyundai, BYD, Opel, Skoda, BMW, Mercedes-Benz, Chery gibi markalar da kayıtlarda önemli paylara sahip. İlk 20 markanın dışında kalan otomobiller ise “diğer” kategorisinde yer alıyor. OCAK-NİSAN 2025 DÖNEMİ: KAYITLARDA DÜŞÜŞ VAR Yılın ilk dört ayı, geçen yıla kıyasla biraz daha durgun geçti. Ocak-Nisan 2025 döneminde trafiğe kaydedilen taşıt sayısı 690 bin 209 olarak açıklandı. Bu sayı, geçen yılın aynı dönemine göre %16,8 azalma anlamına geliyor. Buna karşılık trafikten silinen araç sayısı da %67,8 gibi oldukça yüksek bir artışla 14 bin 570’e yükseldi. Böylece trafikteki net artış 675 bin 639 taşıt olarak gerçekleşti. YAKIT TERCİHLERİ DEĞİŞİYOR İlk dört ayda trafiğe kaydı yapılan 348 bin 374 otomobilin yakıt türlerine baktığımızda, %48,1’lik payla benzinli araçların lider olduğunu görüyoruz. Hibrit otomobiller %28,3 ile ikinci sırada yer alırken, elektrikli otomobillerin payı %13,1’e ulaşmış durumda. Dizel araçlar %9,6, LPG’li otomobiller ise %0,9 pay almış. Mevcut otomobil parkına baktığımızda ise toplam 16 milyon 580 bin 427 otomobilin: %33,6’sı dizel, %31,3’ü LPG, %30,5’i benzin, %3’ü hibrit, %1,4’ü elektrikli. Bu tablo, elektrikli ve hibrit araçların hızla artmaya başladığını, ancak halen LPG ve dizelin önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. MOTOR HACMİ VE RENK TERCİHLERİ Otomobillerin motor silindir hacmine göre dağılımına bakıldığında, en fazla tercih edilen grup %31,7 ile 1300 cc ve altı olan araçlar. Ardından %24,9 ile 1401–1500 cc arası otomobiller geliyor. Bu da tüketicinin…
AVRUPA’DAN AMERİKA’YA TEMİZLİK KÂĞIDI ENDÜSTRİSİNİN KALBİ İSTANBUL’DA ATACAK!
Dünyanın en büyük 15 sanayi kolu arasında yer alan temizlik kâğıdı ve teknolojileri sektörü, 26–28 Mayıs 2025 tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Paper & Tissue Expo İstanbul 2025’te bir araya geliyor. Avrupa’dan Asya’ya, Orta Doğu’dan Amerika’ya kadar uzanan geniş bir katılımcı profiline ev sahipliği yapacak bu dev buluşma, sektörün geleceğini şekillendirecek yeniliklere sahne olacak. Fuarımızın açılış töreni, 26 Mayıs Pazartesi günü saat 11.00’de gerçekleşecektir. Fuarımızı yerinde ziyaret ederek sektördeki en yeni teknolojileri keşfetmenizi ve Fuar Direktörümüz Sayın Sinem Akgöl ile gerçekleştireceğiniz keyifli bir sohbetle Türkiye’nin temizlik kâğıdı ve teknolojileri alanındaki potansiyelini ilk ağızdan dinlemenizi dileriz. Görüşmek dileğiyle!
ESSAOUİRA DÜNYAYA TANITILIYOR
Fas’ın tarihi ve doğal güzellikleriyle Atlas Okyanusu üzerindeki, Unesco Dünya Mirası şehirleri korumasında olan Essaouira ile ilgili bir belgesel film hazırlanıyor. Uluslararası belgesel filmleriyle ünlü yapımcı-yönetmen Fehmi Gerçeker Essaıuira üzerine bütün dünyaya dağıtılacak olan İngilizce bir belgesel film çalışmasına başlamıştır. İngilizce den sonra Arapça, Fransızca, İspanyolca ve Türkçe kopyaları hazırlanacak olan bu filmin ilk gösterim galası Essaouira da yapılacaktır. Daha sonra Rabat, Marakesh, Kazablanka, İstanbul. Paris,Berlin, New York’ta özel gösterimleri yapıldıktan sonra film, dünya TV lerine dağıtılacaktır. Belgesel filmin çekim öncesi çalışmaları devam etmektedir. Uluslararası üne sahip konu uzmanlarının yer aldığı özel çekimlerle detaylı olarak seyirciye tanıtılacak olan Essaouira için ön çekimler temmuz ayı içinde planlanmaktadır. Filmin çekimleri eylül ayında Fas Krallığı ve Fransa’da yapılacaktır. Essaourira belgesel filmi yapımı çalışmaları; Fas ve Afrikalı Sanayici İşadamları Derneği (FASTİAD) ile birlikte gerçekleştirilecektir. Bu proje ile detaylı bilgiler www.essaouirafilm.com linkinden elde edilebilir. GSM:+90 539 724 31 17
Suat Elibüyük: Dış Ticaretin Usta İsimlerinden Biri
Dış ticaret, günümüzün globalleşen ekonomisinde ülkelerin büyüme stratejilerinin en kritik bileşenlerinden biri haline geldi. Bu alanda bilgi birikimi ve deneyimiyle öne çıkan isimlerden biri de Suat Elibüyük. Kendisi, hem akademik hem de pratik anlamda dış ticaretin dinamiklerini derinlemesine anlayan bir uzman. Suat Elibüyük, dış ticaret alanındaki kariyerine birçok tanınmış firma ve kuruluşta çeşitli görevler üstlenerek başlamıştır. Bu süreçte, uluslararası pazarların yapısını ve tüketici davranışlarını analiz etme konusundaki yetkinliği sayesinde birçok işletmeye büyüme fırsatları sunmuştur. Elibüyük’ün titiz çalışmaları, Türk firmalarının dünya pazarlarında daha rekabetçi hale gelmesine önemli katkılarda bulunmuştur. Suat Elibüyük’ün belki de en dikkat çekici özelliklerinden biri, her zaman veriye dayalı stratejik kararlar almasıdır. Dış ticarette başarı sağlamanın anahtarı, doğru analiz ve doğru öngörülerden geçer. Elibüyük, yaptığı piyasa araştırmaları ve analitik çalışmalarıyla, işletmelere yalnızca kısa vadeli değil, uzun vadeli büyüme stratejileri oluşturmalarında da rehberlik etmektedir. Aynı zamanda, Suat Elibüyük eğitim alanına olan katkılarıyla da tanınır. Dış ticaretin karmaşık yapısını genç kuşaklara öğretmek ve bu alanda bilinçlendirme yapmak amacıyla çeşitli seminerler ve eğitim programları düzenlemektedir. Bu çalışmaları, gençlerin dış ticaret ve global pazarlara olan ilgisini artırmakla kalmayıp, ülkenin genel ekonomik gelişimine de katkı sağlamaktadır. Elibüyük’ün dış ticarete dair vizyonu, yalnızca ticari ilişkileri artırmakla sınırlı kalmıyor. Aynı zamanda sürdürülebilir kalkınma ve sosyal sorumluluk gibi konulara da büyük önem vermektedir. İşletmelerin uluslararası pazarlarda faaliyet gösterirken çevresel ve sosyal etkilerini göz önünde bulundurmasının gerekliliğine inanıyor. Bu bakış açısı, işletmelerin hem ekonomik sürdürülebilirliğini sağlamada hem de itibarlarını artırmada önemli bir rol oynamaktadır. Sonuç olarak, Suat Elibüyük gibi dış ticaret uzmanları, sadece kendi alanlarında değil, tüm ekonomik ekosistemde bir değişim ve dönüşüm yaratma potansiyeline sahiptir. Türkiye’nin global pazarlarda daha etkin ve rekabetçi bir oyuncu olabilmesi için bu tür uzmanların bilgi ve deneyimlerine her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Elibüyük’ün çalışmalarını takip etmek, yalnızca sektör profesyonelleri için değil, aynı zamanda tüm ekonomiyi şekillendiren bireyler için de büyük bir fırsat sunmaktadır
Medya partneri olduğumuz INVESTPRO TURKIYE ISTANBUL 2025 12 Mayıs 2025 başlıyor.
Yılın en prestijli iş etkinliklerinden biri olan InvestPro Türkiye İstanbul 2025, farklı sektörlerden profesyonelleri bir araya getirerek eşsiz bir networking ve bilgi paylaşımı platformu sunuyor. 12 Mayıs 2025’te, İstanbul’un kalbinde yer alan lüks InterContinental Istanbul otelinde gerçekleşecek bu özel konferans, yalnızca bir iş etkinliği olmanın ötesine geçerek, katılımcılarına sektörel içgörüler, stratejik bağlantılar ve yeni iş fırsatları vadediyor. Gayrimenkul, uluslararası vergi planlaması, varlık yönetimi, fintech, finansal danışmanlık ve kurumsal hizmetler gibi birçok kilit alanda uzman konuşmacıların yer alacağı konferans, Avrupa, Orta Doğu ve Asya’dan sektörün önde gelen temsilcilerini ağırlayacak. İstanbul’un Avrupa ile Asya’yı buluşturan stratejik konumu ve son yıllarda hızla gelişen pazar yapısı, etkinliğe katılımı daha da değerli kılıyor. Şehir; tekstil, otomotiv ve finans gibi sektörlerde gösterdiği büyümeyle, yatırımcılar için cazip fırsatlar sunuyor. Etkinlik boyunca katılımcılar; iş dünyasının liderleri, yatırımcılar ve girişimcilerle doğrudan temas kurabilecek, B2B ve B2C formatında anlamlı bağlantılar geliştirebilecek. Ayrıca fuaye alanında yer alacak sergi bölümünde, en güncel iş çözümleri ve teknolojik yenilikler keşfedilebilecek. İşinizi küresel ölçekte büyütmek, sektör trendlerini yakından takip etmek ve yeni iş ortaklıkları kurmak istiyorsanız, InvestPro Türkiye İstanbul 2025 size bu yolculukta ihtiyaç duyduğunuz bilgi, ilham ve bağlantıları sunacak. Bu dönüştürücü deneyimin bir parçası olma fırsatını kaçırmayın! Kayıt için link: 12 Mayıs 2025’te InterContinental Istanbul’da gerçekleşecek InvestPro Turkiye Istanbul 2025’e katılın. Bu prestijli iş konferansı, gayrimenkul, uluslararası vergi planlaması, varlık yönetimi, fintech ve daha fazlasında profesyonellere pratik çözümler sunan küresel uzmanları bir araya getirecek. Dünyanın dört bir yanından gelen üst düzey karar vericiler, girişimciler ve yatırımcılarla ağ kurma fırsatını yakalayın. Son trendleri öğrenin ve işinizi ileriye taşıyacak somut bilgiler edinin. Şirketinizi genişletmek veya yeni ortaklıklar keşfetmek istiyorsanız, InvestPro Turkiye mükemmel bir büyüme platformu sunuyor. Bu eşsiz deneyimin bir parçası olma şansını kaçırmayın! Kayıt için link: Türkiye’de Dijital Bankacılık: Büyüme ve Güvenlik Dengesi Türkiye’de dijital bankacılık kullanımında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Bankalarla ilişkiler artık şube değil, ekran üzerinden kuruluyor. Türkiye Bankalar Birliği’nin verilerine göre mobil bankacılık işlemleri GSYİH’nin %49’unu, internet bankacılığı ise %26’sını oluşturuyor. Bu veriler yalnızca kullanıcı alışkanlıklarını değil, sektörün yeniden şekillendiğini de gösteriyor. Mobil cihaz kullanımının yaygınlığı, bu değişimin merkezinde yer alıyor. Nüfusun %93’ünden fazlası cep telefonlarına bağlı ve bu durum bankalara daha fazla kişiye ulaşma fırsatı veriyor. Ancak büyüme, beraberinde riskleri de getiriyor. 2024 yılında, Türk finans sektörü artan siber tehditlerle karşı karşıya kaldı. MASAK gibi düzenleyici kurumlar siber suçlara karşı denetimleri artırdı. Bankalar, güvenlik duvarlarını güçlendiriyor, veri şifreleme teknolojilerine yatırım yapıyor ve anlık tehdit izleme sistemleri kuruyor. Hedef, kullanıcıların güvenini kaybetmeden bu dönüşümü sürdürülebilir hale getirmek. CyberTech Turkey’nin kurucusu ve ünlü siber güvenlik uzmanı Dr. Hüseyin Yılmaz şu şekilde belirtti: “Dijital dönüşüm, olağanüstü fırsatlar ve benzeri görülmemiş riskler getiriyor. Türkiye’nin finansal kurumları için zorluk, siber tehditlerin önünde kalırken, yeniliklere de açık olabilmektir. Güvenlik yalnızca bir BT problemi değildir, bu bir bankayla müşterisi arasındaki güvenin temelidir. Güçlü bir siber güvenlik olmadan dijital bankacılık gelişemez.” Türk hükümeti, fintech sektörünü ekonomik modernleşmenin temel taşlarından biri olarak görmekte olup, bu vizyonun başarıya ulaşması, kullanıcı güveninin sağlanmasına dayanmaktadır. Müşteriler, hız ve kullanım kolaylığı talep ederken, güvenlikten taviz verilmesini kabul etmemektedir. Bu bağlamda, InvestPro Türkiye Istanbul 2025 gibi etkinlikler kritik bir öneme sahiptir. Bu tür organizasyonlar, bankalar, teknoloji firmaları, hukuk danışmanları, yatırımcılar ve girişimciler gibi farklı sektörlerden profesyonellerin bir araya gelerek, sektördeki en acil zorluklara yönelik çözümler…
Alternatif Menkul’ün Yeni Genel Müdürü Tolga Macit Güsar oldu
Alternatif Bank’ın sermaye piyasalarındaki stratejik iştiraki Alternatif Menkul’de üst düzey bir atama gerçekleşti. Finans ve bankacılık sektörünün deneyimli isimlerinden Tolga Macit Güsar, 1 Mayıs 2025 itibarıyla Alternatif Menkul Genel Müdürü olarak atandı. 30 yıla yaklaşan bir süredir Türkiye’nin önde gelen aracı kurumları arasında yer alan ve yenilikçi ürün ve hizmetleriyle bireysel ve kurumsal yatırımcılara değer yaratan Alternatif Menkul’de yeni bir dönem başlıyor. Alternatif Bank’ın finansal ekosistemi içinde stratejik bir konumda yer alan iştiraki Alternatif Menkul’e Genel Müdür olarak Tolga Macit Güsar atandı. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Alternatif Bank Genel Müdürü Ozan Kırmızı, “Alternatif Menkul, sermaye piyasalarındaki uzmanlığı, güvenilirliği ve müşteri odaklı yapısıyla öne çıkan stratejik iştiraklerimizden biri. Tolga Macit Güsar’ın sektörel derinliği ve liderlik vizyonunun, Alternatif Menkul’ü daha da ileri taşıyacağına gönülden inanıyorum. Kendisinin önderliğinde, yatırımcılarımız için daha fazla değer yaratan, dijital ve sürdürülebilir finansal çözümler geliştiren yapımızı daha da güçlendireceğiz. Bu vesileyle, kendisine yeni görevinde başarılar diliyorum” dedi. Alternatif Menkul Genel Müdürü Tolga Macit Güsar ise yeni göreviyle ilgili olarak, “Alternatif Menkul’ün güçlü potansiyelini daha da ileri taşıyacak olmak benim için heyecan verici bir sorumluluk. Alternatif Bank’ın güçlü ekosistemiyle birlikte, sermaye piyasalarına yön veren, yatırımcılara ilham veren ve ülkemizin finansal gelişimine katkı sağlayan bir kurum olma vizyonumuzu kararlılıkla sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı. Tolga Macit Güsar Kimdir? 25 yıllık tecrübeye sahip olan Tolga Macit Güsar, Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Yeditepe Üniversitesi’nde MBA yapan Güsar ardından, İstanbul Aydın Üniversitesi’nde Muhasebe ve Denetim alanında doktora eğitimini tamamladı. Garanti Portföy ve TEB bünyesinde üst düzey yöneticilik görevlerinde bulunan Güsar; Garanti Portföy’de Strateji, Araştırma ve Satış’tan sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı, TEB Grubu’nda Bireysel Bankacılık Grup Direktörlüğü ile Özel Bankacılık, Yatırım Hizmetleri ve Perakende Bankacılık Stratejiden sorumlu Grup Direktörlüğü görevlerini üstlendi. TEB Yatırım Yönetim Kurulu Üyesi olarak da görev yapan Güsar son olarak, Rota Portföy’de Yönetim Kurulu Danışmanlığı ve İş Ortaklığı görevlerinde bulundu. Güsar, Mayıs 2025 itibarıyla Alternatif Bank’ın iştiraklerinden Alternatif Menkul’e Genel Müdür olarak atandı.
c•paces Group iletişim çalışmalarını Brandworks İletişim Danışmanlığı’na emanet etti
Yeme-içme deneyimini sosyal alanlarla birleştirerek sektörde fark yaratan c•paces Group, kurumsal iletişim stratejilerini daha da güçlendirmek adına iletişim faaliyetlerini Brandworks İletişim Danışmanlığı’na emanet etti. 25 yılı aşkın deneyimiyle yeme-içme dünyasındaki trendleri yakından takip eden ve şehrin en ikonik noktalarını sosyal merkezlere dönüştüren c•paces Group; Brandworks İletişim Danışmanlığı’nın tecrübesi ve yaratıcı bakış açısıyla kurumsal iletişim faaliyetlerine yeni bir ivme kazandırmayı amaçlıyor. Feriye, dekk, Madera, Cream&Sugar, Restoran Modern, Cafe Modern ve Eggstation gibi güçlü markalarıyla sektöre yön veren c•paces Group, deneyim odaklı yaklaşımıyla yalnızca bir restoran zinciri olmanın ötesinde yeme, içme ve eğlenceyi merkeze alan sosyal etkileşim alanları tasarlıyor. Brandworks İletişim Danışmanlığı, c•paces Group’un marka bilinirliğini artırmak amacıyla; medya ilişkileri, içerik yönetimi, dijital iletişim stratejileri ve etkinlik yönetimi gibi alanlarda kapsamlı bir iletişim planı oluşturacak. c•paces Hakkında: Yeme-içme deneyimini sadece lezzetle sınırlamayan, yaşam ve sosyalleşme alanlarıyla sektörde fark yaratan c•paces Group, 25 yılı aşkın deneyimiyle yeme-içme dünyasındaki trendleri yakından takip etmekte ve şehrin en ikonik noktalarını sosyal merkezlere dönüştürmektedir. Feriye, dekk, Madera, Cream&Sugar, Restoran Modern, Cafe Modern ve eggstation gibi güçlü markalarıyla sektöre yön veren c•paces Group; deneyim odaklı yaklaşımıyla yalnızca bir restoran zinciri olmanın ötesinde yeme, içme ve eğlenceyi merkeze alan sosyal etkileşim alanları tasarlar. Sektörün öncü iş ortakları ve güçlü paydaşlarıyla birlikte çalışan c-paces Group, konuklarına unutulmaz deneyimler sunmayı hedeflemektedir. Ayrıntılı Bilgi ve İletişim İçin; Jülide ÇağlıMedya DirektörüAdres: Meşrutiyet Cad. No:100/1 Beyoğlu / İst. E-posta: julidecagli@brandworks.com.tr http://www.brandworks.com.tr




























