ABD İLE ÇİN GÜMRÜK VERGİLERİ KONUSUNDA ANLAŞTI

ABD başkanı Trump’ın tüm dünya ülkelerini ilgilendiren yeni ithalat verilerini 2 nisanda açıkladıktan bu yana tüm dünyada gündem olmaya devam ediyor. Söz konusu vergilerin açıklanmasında esas amaç, ABD’nin yüksek oranda verdiği dış ticaret açığının kapanmasıdır. Ancak ABD dış ticaret açığı verse de rezervleri yeterli olduğu için önemli değildir.

2 Nisan’da Trump tarafından açıklanan ithalat vergi oranlarına en çabuk ve net bir şekilde cevap veren ülke Çin olmuştu ve Trump’ın açıkladığı %34 ithalat vergisine karşılık Çin’de aynı oranda ABD ürünlerinin ithalatına vergi koymuştu. Bu olaylar yaşanırken oranlar karşılıklı olarak yükseltilerek %145 oranına kadar yükseldi. Ekonomik açıdan bakıldığında ABD ve Çin dünyanın iki büyük devi olduğu kesindir. Daha sonraki gelişmelerde ise Trump Çin harici ülkeler için gümrük vergisi uygulamasının 90 gün süreyle ertelendiğini ve Çin ile ilişkilerini azaltan ülkelere imtiyaz tanınacağını açıklamıştı.

İki ülke arasında yaşanan bu ekonomik savaşın nereye varacağını da takip etmeye devam edeceğiz. Ancak savaşın galibi olmayacağına göre masaya oturup iki ülkenin anlaşması en ideal yol olacaktır.

Bilindiği üzere Çin dış ticaret fazlası veren ülkelerden bir tanesidir. Bunun temel nedeni dünyanın dört bir yanına her türlü ürünü üreterek ihracat yapmasıdır ve geniş bir pazara sahip olmasıdır. Öyle ki aklınıza ne geliyorsa, istediğiniz kalitede, istediğiniz miktarda, istediğiniz şekilde üretim yapılabilen bir ülke durumundadır.

Yaklaşık 46 yıl içinde bulunduğum hırdavat, nalbur iye sektöründen örneklemek gerekirse tüm değerli ve yüksek fiyatlı ürünlerin Çin’de ya fabrikası var ya da üretimi Çin’de fason yaptırmaktadırlar. Ben bizzat Çin’e gidip görmedim ama gidip gelen, fuarlara katılan, ithalat yapan birçok meslektaşlarımın ifadelerine göre özellikle işçilik maliyetleri ucuz olduğundan üretilen malın değeri de ekonomik duruma geliyor ve özellikle ülkemizde tercih edilen ürünler arasına rahatlıkla girdiğinden ülkemiz pazarında oldukça yoğun oranda yerini almaktadır.

Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi tüm dünya ülkeleri ile ticari ilişkisi olan Çin bu konuda ABD yerine dünyada başka pazarlar arayacak ve üretimini azaltmayacak belki de çoğalacaktır. Çünkü dünyanın en meşhur markalarının Çin ile ilişkisi olduğu bilinmektedir.

Yukarıdaki bilgileri daha önce yazmıştım ve konunun anlaşma ile sonuçlanacağı belli idi. Geldiğimiz noktada yapılan görüşmeler sonucunda nihayet iki ülke arasında anlaşma sağlandı. Euronews sitesinden konu ile ilgili aldığım bilgiler aşağıdadır.

ABD, Çin’e uyguladığı yüzde 145 olan gümrük vergisini yüzde 30’a; Çin ABD’ye uyguladığı yüzde 125’lik vergiyi yüzde 10’a indirdi. İndirimler 90 gün geçerli olacak. Çin ve ABD arasında ticaret müzakerelerinin sürdürülmesi için mekanizma kurulacak.

ABD ve Çin, karşılıklı uyguladıkları gümrük vergilerini sürpriz bir şekilde 3 ay süreyle düşürme konusunda anlaştı.

ABD Çin mallarına uyguladığı gümrük vergilerini 90 gün için yüzde 145’ten yüzde 30’a, Pekin, ABD mallarına uyguladığı gümrük vergilerini yüzde 125’ten yüzde 10’a düşürecek. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, hafta sonu Cenevre’de Çin heyetiyle gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından basın toplantısı düzenledi.

Bessent, Çin ile 90 günlük bir duraklama ve gümrük vergisi seviyelerinin önemli ölçüde aşağı çekilmesi konusunda anlaşmaya varıldığını bildirerek, Çin ve ABD’nin ayrışma istemediğini belirtti.

Hafta sonu Çin ile yapılan görüşmeleri “sağlam” ve “saygılı” olarak nitelendiren Bessent, “Fentanil konusunda atılacak adımlara yönelik çok sağlam ve verimli bir görüşme yaptık. Her iki tarafın da ayrışmak istemediği konusunda hemfikiriz.” ifadesini kullandı.

Bessent, gelecekteki görüşmelere yönelik “Çok iyi görüşmeler bekliyoruz, artık görüşmelerde Cenevre mekanizması var.” dedi. ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, ABD’nin Çin ile daha dengeli bir ticaret yapmak istediğini belirterek, “ABD ve Çin için oldukça iyi bir sonuçla bitirdik.” diye konuştu.

Anlaşmaya ilişkin yapılan açıklamada ise ABD’nin, 14 Mayıs itibarıyla fentanil dahil Çin mallarına uyguladığı gümrük vergilerini 90 gün için yüzde 145’ten yüzde 30’a düşüreceği, Çin’in ise ABD mallarına uyguladığı gümrük vergilerini 90 gün için yüzde 125’ten yüzde 10’a indireceği ifade edildi.

Ayrıca, Çin ve ABD arasında ticaret ve ekonomik ilişkiler konularında müzakerelerinin sürdürülmesi için mekanizma kurulacağı belirtildi. ABD ile Çin heyetleri hafta sonu İsviçre’nin Cenevre kentinde ticaret görüşmelerinde bulunmak üzere bir araya gelmişti. Dün hem ABD hem de Çin daha sonra müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini belirtmiş ancak daha fazla ayrıntı vermemişti.

Dünyanın en büyük iki ekonomisinin ticaret ihtilaflarında anlaşması borsalarda coşkuya neden olurken, dolar ise diğer birçok para birimi karşısında değer kazanıyor. Dolar endeksi şu dakikalarda 101,7 seviyesinde bulunuyor.

ABD ile Çin tarifeler konusunda restleşmişti

ABD Başkanı Donald Trump, 2 Nisan’da aralarında Çin’in de olduğu ticaret ortaklarına ek gümrük vergileri açıklamıştı.

Çin’in karşılık vermesiyle iki ülke arasında başlayan tarife restleşmesi sonunda ABD, Çin’e uyguladığı gümrük tarifesini yüzde 145’e kadar çıkartmış, Çin de ABD’ye yüzde 125 gümrük tarifesi getirmişti.

Washington yönetimi, diğer ülkelere getirdiği ek tarifeleri 90 gün ertelerken, Çin’e yönelik tarifeler yürürlüğe girmişti.

Tırmanan ticari gerilim sonrasında Amerikalı ve Çinli yetkililer, geçtiğimiz günlerde tarife müzakereleri için İsviçre’de bir araya gelmek üzere anlaşmıştı.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

zozcivan@hotmail.com

  • Benzer Haberler

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ Ekonomi çoğu insanın gözünde karmaşık rakamlar, grafikler ve televizyonda konuşan uzmanlardan ibaret gibi görünür. Oysa ekonomi dediğimiz şey aslında her gün verdiğimiz kararların toplamıdır. Sabah pazara giderken ne alacağımıza karar vermek de ekonomidir, bir fabrikanın yatırım yapması da devletin vergi artırması da. Çünkü ekonomik karar alma süreçleri, “eldeki sınırlı kaynaklarla en doğru tercihi yapma çabasıdır.” Bugün milyonlarca insan aynı sorularla karşı karşıya kalıyor:“Bu ay kredi çekmeli miyim?”“Ev almak mantıklı mı?”“Dolar yükselir mi?”“İş değiştirmeli miyim?”“Çocuğun eğitimine mi yatırım yapayım yoksa borç mu kapatayım?” Aslında ekonomi tam da bu soruların içinde yaşıyor. HAYATIN TAM ORTASINDAKİ EKONOMİ Ekonomik karar alma süreçleri sadece bakanlıkların ya da büyük şirketlerin işi değildir. Bir ev hanımı markette ürün seçerken de ekonomik karar verir. Bir öğrenci harçlığını harcarken de. Bir esnaf dükkânını açıp açmamaya karar verirken de. Çünkü herkesin ortak sorunu aynıdır: Kaynak sınırlıdır ama ihtiyaçlar sınırsızdır. Örneğin bir aile düşünelim. Evin geliri belli. Elektrik faturası var, kira var, çocukların masrafı var, mutfak gideri var. Aynı anda her isteği karşılamak mümkün olmayınca öncelik sırası belirlenir. İşte ekonomik karar alma süreci tam olarak burada başlar. Bazı aileler tasarrufu seçer. Bazıları borçlanır. Bazıları harcamayı kısar. Bazıları ek iş arar. Her tercih başka bir sonucu beraberinde getirir. Ekonomi aslında tercihlerin bilimidir. İNSAN HER ZAMAN MANTIKLI KARAR VERİR Mİ? Kitaplarda insanlar çoğu zaman “rasyonel” yani mantıklı kabul edilir. Ama gerçek hayat pek öyle değildir. İnsan sadece cebiyle değil, duygularıyla da karar verir. Mesela markete “sadece ekmek alacağım” diye girip poşeti doldurarak çıkmak oldukça yaygındır. Çünkü reklamlar, kampanyalar ve psikolojik etkiler kararlarımızı değiştirir. Ekonomide buna “davranışsal ekonomi” denir. İnsan bazen korkuyla hareket eder. Bazen sürü psikolojisine kapılır. Bazen geleceği düşünmeden anlık karar verir. Özellikle kriz dönemlerinde bu durum daha belirgin hale gelir. Bir ülkede insanlar ekonomiye güvenmiyorsa dövize yönelir. Bankaya güvenmiyorsa parasını evde tutar. Fiyatlar sürekli artıyorsa insanlar ihtiyaçları olmasa bile alışveriş yapmaya başlar. Çünkü “yarın daha pahalı olur” düşüncesi davranışları değiştirir. Yani ekonomik kararlar sadece matematik değildir. Güven, beklenti ve psikoloji de işin içindedir. ŞİRKETLER NASIL KARAR ALIYOR? Ekonomik karar alma süreçlerinin önemli bir bölümü şirketlerde yaşanır. Bir fabrikanın yatırım yapıp yapmayacağı, yeni işçi alıp almayacağı ya da üretimi azaltıp azaltmayacağı ülke ekonomisini doğrudan etkiler. Şirketler karar verirken birçok unsura bakar: Örneğin faizlerin çok yükseldiği bir ortamda yatırım yapmak zorlaşır. Çünkü kredi maliyeti artar. Döviz kuru aşırı oynaksa ithalat yapan şirket önünü göremez. Elektrik fiyatları hızla yükselirse üretim maliyetleri artar. Bu nedenle şirketler sadece bugünü değil, geleceği de hesaplamaya çalışır. Fakat ekonomide geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu yüzden ekonomik kararların içinde her zaman risk vardır. DEVLETLERİN VERDİĞİ KARARLAR NEDEN ÖNEMLİ? Ekonomik karar alma süreçlerinin en büyük aktörlerinden biri devlettir. Çünkü devletin aldığı kararlar doğrudan halkın hayatını etkiler. Vergi artışı olduğunda fiyatlar değişir.Faiz indirildiğinde kredi piyasası hareketlenir.Asgari ücret yükseldiğinde milyonlarca kişinin geliri değişir.Akaryakıt zamları ulaşımdan gıdaya kadar her alanı etkiler. Devletler ekonomik karar alırken genellikle üç temel hedef arasında denge kurmaya çalışır: Ancak bu hedeflerin hepsini aynı anda yönetmek kolay değildir. Örneğin ekonomiyi canlandırmak için piyasaya fazla para verilirse enflasyon yükselebilir. Enflasyonu düşürmek için faiz artırılırsa bu kez yatırımlar yavaşlayabilir. Yani ekonomi çoğu zaman “zor tercihler” alanıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi bazen toplumun hoşuna gitmeyen kararlar almak zorunda kalabilir. Ama burada önemli olan şey, alınan kararların tutarlı, anlaşılır…

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor. MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti. Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor. 17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı. Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor? KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor. 17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu. Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor. Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor. DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü. Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu. YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor. Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla…