EV KADINLARINA EMEKLİLİK GELİYOR

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın son açıklamalarına göre, uzun süredir gündemde olan ev kadınlarına emeklilik meselesinde artık somut adımlar atılmak üzere. Haziran ve temmuz aylarında yasal altyapısı hazırlanarak Ekonomik Koordinasyon Kurulu’na sunulacak bu düzenlemeyle birlikte ev kadınları, devlet desteğiyle emeklilik hakkına kavuşabilecek. İşte benim dilimden, herkesin rahatça anlayabileceği şekilde bu düzenlemenin tüm detayları…

DEVLET, EV KADINLARININ YANINDA OLACAK

Evde çocuk bakan, yaşlısına bakan, evin tüm yükünü omuzlayan ama bir işverene bağlı çalışmadığı için sigortası olmayan milyonlarca kadın var. Bu kadınlar, aslında görünmeyen ama çok kıymetli bir iş yapıyorlar. Bu gerçeği artık devlet de kabul etmiş durumda. Bu yüzden ev kadınlarına yönelik emeklilik sistemi geliştiriliyor.

Bu sistemle birlikte, evde çalıştığı halde hiçbir sosyal güvencesi olmayan kadınlar isteğe bağlı sigorta sistemiyle emekli olabilecek. Yani bugüne kadar “Ben ev kadınıyım, çalışmıyorum, nasıl emekli olacağım?” diyenler için artık bir kapı açılıyor. Üstelik sadece sigorta yaptırma hakkı değil, bir de bunun üzerine devletin desteği geliyor.

PRİMLERİN ÜÇTE BİRİNİ DEVLET ÖDEYECEK

Yeni düzenlemenin en dikkat çeken tarafı, isteğe bağlı sigorta yaptıran ev kadınlarının ödeyeceği primlerin üçte birinin devlet tarafından karşılanacak olması. Bugünkü rakamlarla konuşursak:

Asgari ücret üzerinden aylık isteğe bağlı sigorta primi: 8.321,76 TL

Bunun üçte biri devlet tarafından ödenecek: 2.883,92 TL

Ev kadınının cebinden çıkacak tutar: 5.547,84 TL

Yani devlet, evdeki emeğin karşılığını yıllık 34.607 TL’lik bir prim desteğiyle vermiş olacak. Bu destek sayesinde hem prim ödemek kolaylaşacak hem de ev kadınları için emeklilik daha ulaşılabilir bir hale gelecek.

YIPRANMA HAKKI DA GELİYOR

Sadece prim desteğiyle kalınmıyor, bir de “yıpranma hakkı” gündemde. Normalde bu hak ağır işlerde çalışanlara tanınır. Ama şimdi, ev kadınlarının da bu haktan faydalanması planlanıyor. Çünkü çocuk büyütmek, yaşlı bakmak, evin tüm yükünü omuzlamak da kolay iş değil. Bu da ciddi bir yıpranma yaratıyor.

Yeni sistemde şöyle bir formül konuşuluyor:

Her 360 günlük sigortalılık süresine karşılık

1 çocuk için 30 gün,

2 çocuk için 60 gün,

3 ve üzeri çocuk için 90 gün ilave prim günü eklenecek.

Bu ne anlama geliyor? Yıpranma hakkıyla birlikte kadınlar, 2,5 yıla kadar daha erken emekli olabilecek.

ENGELLİ ÇOCUK ANNESİNE EK AYRICALIK

Mevcut yasalarda engelli çocuğu olan annelere zaten bir erken emeklilik hakkı tanınıyor. Bu yeni düzenlemeyle bu hak korunmaya devam edecek. Eğer çocuğunuz başkasının bakımına muhtaç derecede engelliyse ve siz sigorta primlerinizi isteğe bağlı olarak ödüyorsanız, her yıl için 90 gün fazladan prim günü kazanıyorsunuz. Ve bu, emeklilik yaşınızı da aşağıya çekiyor. Üstelik bu hakkın bir sınırı yok; yani 2,5 yıl sınırı burada geçerli değil.

EV KADINI NE ZAMAN EMEKLİ OLACAK?

Şimdi gelelim herkesin aklındaki en büyük soruya: “Bu sistemle ne zaman emekli olacağım?”

Eğer sigortaya ilk kez 2008 sonrası giriş yaptıysanız:

9000 gün prim ödeyerek emekli olabilirsiniz.

Bu da düzenli ödeme yaparsanız yaklaşık 25 yıl sürer.

Bu şekilde emeklilik yaşınız 65 olacak ama yıpranma hakkınız varsa bu yaş 2,5 yıl öne çekilebilir.

Eğer bu kadar prim ödeme şansınız yoksa:

5400 gün primle “kısmi emeklilik” hakkınız var.

Ama bu durumda yaş sınırınız biraz artıyor. Yani 5400 günü tamamlama tarihinize göre yaş sınırı 61 ila 65 arasında değişiyor.

Yine burada da yıpranma hakkı devreye girerse, yaş sınırınız düşebilir.

Örnek olarak:

5400 günü 2036’ya kadar tamamlarsanız 61 yaşında emekli olabilirsiniz.

2038’de tamamlarsanız yaş 63’e, 2040 ve sonrasında tamamlarsanız yaş 65’e çıkıyor.

Ama yıpranma payı eklendiğinde bu yaşlar 2,5 yıl daha erken olabilir.

SONUÇ: BİR GÜVENCE, BİR NEFES, BİR TEŞEKKÜR

Bu düzenleme, yıllarca evde hiçbir sosyal güvencesi olmadan çalışan, çocuk büyüten, ailesine emek veren kadınlar için geç bile kalmış bir adım. Ama atılması sevindirici. Çünkü ev kadını olmak da bir iştir. Hatta çoğu zaman en yorucusu, en sessiz olanıdır.

Devletin bu katkısıyla birlikte artık milyonlarca kadın için “emeklilik” hayal değil, gerçek olabilecek. Hem destekle hem de yıpranma hakkıyla kadınlar daha erken emekli olabilecek, kendi ayakları üstünde durabilecek.

Bu süreç yakından takip edilmeli. Haziran ve temmuz aylarında daha fazla detay ortaya çıktığında, bu hakkı kullanmak isteyen herkesin ne yapması gerektiği daha da netleşecek. Ama şimdiden söyleyelim: Bu fırsat geldiğinde hazır olmakta fayda var.

İşte bu yüzden bu düzenleme, sadece bir ekonomik destek değil; aynı zamanda bir teşekkür, bir takdir, bir hakkın teslimidir.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

zozcivan@hotmail.com

  • Benzer Haberler

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ Ekonomi çoğu insanın gözünde karmaşık rakamlar, grafikler ve televizyonda konuşan uzmanlardan ibaret gibi görünür. Oysa ekonomi dediğimiz şey aslında her gün verdiğimiz kararların toplamıdır. Sabah pazara giderken ne alacağımıza karar vermek de ekonomidir, bir fabrikanın yatırım yapması da devletin vergi artırması da. Çünkü ekonomik karar alma süreçleri, “eldeki sınırlı kaynaklarla en doğru tercihi yapma çabasıdır.” Bugün milyonlarca insan aynı sorularla karşı karşıya kalıyor:“Bu ay kredi çekmeli miyim?”“Ev almak mantıklı mı?”“Dolar yükselir mi?”“İş değiştirmeli miyim?”“Çocuğun eğitimine mi yatırım yapayım yoksa borç mu kapatayım?” Aslında ekonomi tam da bu soruların içinde yaşıyor. HAYATIN TAM ORTASINDAKİ EKONOMİ Ekonomik karar alma süreçleri sadece bakanlıkların ya da büyük şirketlerin işi değildir. Bir ev hanımı markette ürün seçerken de ekonomik karar verir. Bir öğrenci harçlığını harcarken de. Bir esnaf dükkânını açıp açmamaya karar verirken de. Çünkü herkesin ortak sorunu aynıdır: Kaynak sınırlıdır ama ihtiyaçlar sınırsızdır. Örneğin bir aile düşünelim. Evin geliri belli. Elektrik faturası var, kira var, çocukların masrafı var, mutfak gideri var. Aynı anda her isteği karşılamak mümkün olmayınca öncelik sırası belirlenir. İşte ekonomik karar alma süreci tam olarak burada başlar. Bazı aileler tasarrufu seçer. Bazıları borçlanır. Bazıları harcamayı kısar. Bazıları ek iş arar. Her tercih başka bir sonucu beraberinde getirir. Ekonomi aslında tercihlerin bilimidir. İNSAN HER ZAMAN MANTIKLI KARAR VERİR Mİ? Kitaplarda insanlar çoğu zaman “rasyonel” yani mantıklı kabul edilir. Ama gerçek hayat pek öyle değildir. İnsan sadece cebiyle değil, duygularıyla da karar verir. Mesela markete “sadece ekmek alacağım” diye girip poşeti doldurarak çıkmak oldukça yaygındır. Çünkü reklamlar, kampanyalar ve psikolojik etkiler kararlarımızı değiştirir. Ekonomide buna “davranışsal ekonomi” denir. İnsan bazen korkuyla hareket eder. Bazen sürü psikolojisine kapılır. Bazen geleceği düşünmeden anlık karar verir. Özellikle kriz dönemlerinde bu durum daha belirgin hale gelir. Bir ülkede insanlar ekonomiye güvenmiyorsa dövize yönelir. Bankaya güvenmiyorsa parasını evde tutar. Fiyatlar sürekli artıyorsa insanlar ihtiyaçları olmasa bile alışveriş yapmaya başlar. Çünkü “yarın daha pahalı olur” düşüncesi davranışları değiştirir. Yani ekonomik kararlar sadece matematik değildir. Güven, beklenti ve psikoloji de işin içindedir. ŞİRKETLER NASIL KARAR ALIYOR? Ekonomik karar alma süreçlerinin önemli bir bölümü şirketlerde yaşanır. Bir fabrikanın yatırım yapıp yapmayacağı, yeni işçi alıp almayacağı ya da üretimi azaltıp azaltmayacağı ülke ekonomisini doğrudan etkiler. Şirketler karar verirken birçok unsura bakar: Örneğin faizlerin çok yükseldiği bir ortamda yatırım yapmak zorlaşır. Çünkü kredi maliyeti artar. Döviz kuru aşırı oynaksa ithalat yapan şirket önünü göremez. Elektrik fiyatları hızla yükselirse üretim maliyetleri artar. Bu nedenle şirketler sadece bugünü değil, geleceği de hesaplamaya çalışır. Fakat ekonomide geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu yüzden ekonomik kararların içinde her zaman risk vardır. DEVLETLERİN VERDİĞİ KARARLAR NEDEN ÖNEMLİ? Ekonomik karar alma süreçlerinin en büyük aktörlerinden biri devlettir. Çünkü devletin aldığı kararlar doğrudan halkın hayatını etkiler. Vergi artışı olduğunda fiyatlar değişir.Faiz indirildiğinde kredi piyasası hareketlenir.Asgari ücret yükseldiğinde milyonlarca kişinin geliri değişir.Akaryakıt zamları ulaşımdan gıdaya kadar her alanı etkiler. Devletler ekonomik karar alırken genellikle üç temel hedef arasında denge kurmaya çalışır: Ancak bu hedeflerin hepsini aynı anda yönetmek kolay değildir. Örneğin ekonomiyi canlandırmak için piyasaya fazla para verilirse enflasyon yükselebilir. Enflasyonu düşürmek için faiz artırılırsa bu kez yatırımlar yavaşlayabilir. Yani ekonomi çoğu zaman “zor tercihler” alanıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi bazen toplumun hoşuna gitmeyen kararlar almak zorunda kalabilir. Ama burada önemli olan şey, alınan kararların tutarlı, anlaşılır…

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor. MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti. Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor. 17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı. Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor? KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor. 17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu. Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor. Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor. DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü. Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu. YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor. Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla…