NİSAN AYI DIŞ TİCARET İSTATİSTİKLERİ

Türkiye’nin dış ticareti, yani ihracat ve ithalat faaliyetleri 2025 yılının Nisan ayında hem miktar hem de kapsam olarak önceki yıla göre artış göstermiştir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Ticaret Bakanlığı’nın ortaklaşa hazırladığı dış ticaret verilerine göre, özellikle genel ticaret sistemine göre yapılan hesaplamalarda, dış ticaret açığı büyümüş; ihracatın ithalatı karşılama oranı ise azalmıştır. Bu gelişmeler, ülkenin dış ekonomik ilişkilerinde bazı dengesizliklerin sürdüğünü ortaya koymaktadır.

DIŞ TİCARETİN GENEL GÖRÜNÜMÜ

Genel ticaret sistemi kapsamında 2025 yılı Nisan ayında ihracat geçen yılın aynı ayına göre %7,8 artarak 20 milyar 801 milyon dolar seviyesine çıkmıştır. Aynı dönemde ithalat ise %12,7 artışla 32 milyar 893 milyon dolar olmuştur. Bu veriler, Türkiye’nin dış ticaret hacminin genişlediğini, ancak ithalat artışının ihracata göre daha yüksek olduğunu göstermektedir.

2025 yılının ilk dört ayını kapsayan Ocak-Nisan döneminde ise ihracat %3,7 oranında artarak 86 milyar 113 milyon dolara ulaşırken, ithalat %6,6 artarak 120 milyar 699 milyon dolara çıkmıştır. Bu da Türkiye’nin dış ticaret dengesinde kalıcı açıkların devam ettiğine işaret etmektedir.

ış ticaret açığı, ithalatın ihracattan fazla olduğu durumda ortaya çıkan farktır. Nisan 2025’te dış ticaret açığı %22,3 artarak 12 milyar 92 milyon dolara ulaşmıştır. 2024 yılı Nisan ayında bu açık 9 milyar 891 milyon dolardı. Bu durum, ihracatın ithalatı karşılama oranının da %66,1’den %63,2’ye gerilemesine neden olmuştur.

Ocak-Nisan 2025 döneminde ise dış ticaret açığı %14,7 artarak 34 milyar 586 milyon dolara yükselmiştir. Bu dört aylık dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranı %71,3’tür (2024 aynı dönem: %73,4). Türkiye ekonomisinin dışarıya bağımlılığının sürdüğünü, üretim yapısı itibarıyla halen yoğun ithalata ihtiyaç duyulduğunu bu oranlar açıkça göstermektedir.

ENERJİ VE ALTIN HARİÇ DIŞ TİCARET ANALİZİ

Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın gibi ithalatı çok yüksek ama doğrudan üretimle bağlantısı zayıf kalemler dışarıda bırakıldığında dış ticaret görünümü biraz farklılaşmaktadır. Bu şekilde yapılan hesaplamada ihracat %11,1, ithalat ise %13,5 artmıştır. Enerji ve altın hariç ihracat Nisan 2025’te 19 milyar 253 milyon dolara, ithalat ise 25 milyar 420 milyon dolara yükselmiştir. Bu kalemler dışlandığında dahi dış ticaret açığı 6 milyar 166 milyon dolar gibi yüksek bir düzeyde kalmıştır.

Bu kapsamda ihracatın ithalatı karşılama oranı %75,7 olarak gerçekleşmiştir. Bu oran, Türkiye’nin ihracat kapasitesinde bir artış olduğunu gösterse de ithalat baskısının sürdüğünü ve enerji ile altının dış ticaret açığındaki etkisinin büyük olduğunu ortaya koymaktadır.

SEKTÖREL GÖRÜNÜM: HANGİ ALANLARDA TİCARET VAR?

İhracatta Öne Çıkan Sektörler

Nisan ayında Türkiye’nin ihracatında en büyük payı imalat sanayi almıştır. Bu sektörün toplam ihracat içindeki payı %94,4 olarak kaydedilmiştir. Tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü %3,3’lük bir pay alırken, madencilik ve taş ocakçılığı sektörünün payı %1,7 olmuştur.

Ocak-Nisan döneminde de benzer bir tablo söz konusudur. İmalat sanayinin ihracattaki payı %93,8 düzeyindedir. Bu tablo, Türkiye’nin dış satım kapasitesinin neredeyse tamamen sanayi ürünlerine dayalı olduğunu göstermektedir.

İthalatta Öne Çıkan Kalemler

İthalat tarafında ise ara malları, yani sanayi üretiminde kullanılan ham maddeler ve yarı mamuller, ithalatın %69,4’ünü oluşturmuştur. Sermaye malları (makine, teçhizat vb.) %14’lük pay alırken, tüketim malları (nihai ürünler) %16,3’lük payla üçüncü sırada yer almıştır. Ocak-Nisan döneminde ise ara mallarının payı daha da yüksektir: %70,7.

Bu dağılım, Türkiye ekonomisinin üretim süreci için büyük ölçüde dış kaynaklara, özellikle de ithal girdilere bağımlı olduğunu ortaya koymaktadır.

ÜLKELERE GÖRE DIŞ TİCARET

İhracatta İlk Sıralarda Yer Alan Ülkeler

2025 yılı Nisan ayında en fazla ihracat yapılan ülke Almanya olmuştur. Almanya’ya yapılan ihracat 1 milyar 769 milyon dolar olurken, onu Birleşik Krallık, ABD, İtalya ve Fransa izlemiştir. Bu beş ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yaklaşık %30’unu oluşturmuştur.

Ocak-Nisan döneminde de benzer şekilde Almanya ilk sıradadır ve bu ülkeye yapılan toplam ihracat 7 milyar 95 milyon dolar olmuştur. Onu sırasıyla Birleşik Krallık, ABD, İtalya ve Irak takip etmiştir.

İthalatta Öne Çıkan Ülkeler

İthalatta ise ilk sırayı Çin almıştır. Nisan ayında Çin’den yapılan ithalat 4 milyar 177 milyon dolardır. Ardından Rusya, Almanya, İsviçre ve İtalya gelmektedir. Bu beş ülkeden yapılan ithalat toplam ithalatın %42,1’ini oluşturmuştur.

Ocak-Nisan döneminde de Çin ithalatın lideridir. Çin’den 15 milyar 811 milyon dolarlık ithalat yapılırken, Rusya 15 milyar 123 milyon dolarla ikinci sıradadır. Bu veriler, Türkiye’nin enerji, makine ve elektronik ekipman gibi alanlarda Çin ve Rusya’ya olan yüksek bağımlılığını gözler önüne sermektedir.

YÜKSEK TEKNOLOJİLİ ÜRÜNLERDE DURUM

Teknoloji yoğunluğuna göre yapılan sınıflamaya göre, 2025 Nisan ayında yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ihracatı içindeki payı %3,5’tir. Ocak-Nisan döneminde bu oran değişmemiştir. Buna karşılık yüksek teknolojili ürünlerin ithalat içindeki payı Nisan ayında %10,2, dört aylık dönemde ise %11,3’tür.

Bu fark, Türkiye’nin yüksek teknoloji ürünlerinde dışa bağımlılığının sürdüğünü ve katma değeri yüksek ürün üretiminde hâlâ yetersiz olduğunu göstermektedir.

MEVSİM VE TAKVİM ETKİLERİ

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış verilere göre, 2025 yılı Nisan ayında ihracat bir önceki aya göre %7,8 azalmıştır. Buna karşılık ithalat %4,9 oranında artmıştır. Takvim etkilerinden arındırılmış veriler ise bir önceki yılın aynı ayına göre ihracatın %0,7 azaldığını, ithalatın ise %3,4 arttığını göstermektedir. Bu gelişmeler, ihracatın bazı dönemsel etkilerden olumsuz etkilendiğini göstermektedir.

ÖZEL TİCARET SİSTEMİNE GÖRE DIŞ TİCARET

Özel ticaret sistemi, dış ticaret hesaplamasında sadece serbest dolaşım alanındaki malları dikkate alır; serbest bölgeler ve antrepolar bu hesaplamalara dahil edilmez. Bu sisteme göre Nisan 2025’te ihracat %9,3 artarak 18 milyar 877 milyon dolar, ithalat ise %14,5 artarak 30 milyar 473 milyon dolar olmuştur. Dış ticaret açığı bu sistemde de artış göstermiştir: %24,2 artışla 11 milyar 595 milyon dolar seviyesine ulaşılmıştır.

Ocak-Nisan döneminde özel ticaret sistemine göre ihracat %4,3 artışla 78 milyar 332 milyon dolar, ithalat ise %7,2 artışla 113 milyar 345 milyon dolar olmuştur. Dış ticaret açığı bu dönemde %14,2 artarak 35 milyar 13 milyon dolara yükselmiştir.

Kaynak: EKONOMİ GAZETESİ

  • Benzer Haberler

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ Ekonomi çoğu insanın gözünde karmaşık rakamlar, grafikler ve televizyonda konuşan uzmanlardan ibaret gibi görünür. Oysa ekonomi dediğimiz şey aslında her gün verdiğimiz kararların toplamıdır. Sabah pazara giderken ne alacağımıza karar vermek de ekonomidir, bir fabrikanın yatırım yapması da devletin vergi artırması da. Çünkü ekonomik karar alma süreçleri, “eldeki sınırlı kaynaklarla en doğru tercihi yapma çabasıdır.” Bugün milyonlarca insan aynı sorularla karşı karşıya kalıyor:“Bu ay kredi çekmeli miyim?”“Ev almak mantıklı mı?”“Dolar yükselir mi?”“İş değiştirmeli miyim?”“Çocuğun eğitimine mi yatırım yapayım yoksa borç mu kapatayım?” Aslında ekonomi tam da bu soruların içinde yaşıyor. HAYATIN TAM ORTASINDAKİ EKONOMİ Ekonomik karar alma süreçleri sadece bakanlıkların ya da büyük şirketlerin işi değildir. Bir ev hanımı markette ürün seçerken de ekonomik karar verir. Bir öğrenci harçlığını harcarken de. Bir esnaf dükkânını açıp açmamaya karar verirken de. Çünkü herkesin ortak sorunu aynıdır: Kaynak sınırlıdır ama ihtiyaçlar sınırsızdır. Örneğin bir aile düşünelim. Evin geliri belli. Elektrik faturası var, kira var, çocukların masrafı var, mutfak gideri var. Aynı anda her isteği karşılamak mümkün olmayınca öncelik sırası belirlenir. İşte ekonomik karar alma süreci tam olarak burada başlar. Bazı aileler tasarrufu seçer. Bazıları borçlanır. Bazıları harcamayı kısar. Bazıları ek iş arar. Her tercih başka bir sonucu beraberinde getirir. Ekonomi aslında tercihlerin bilimidir. İNSAN HER ZAMAN MANTIKLI KARAR VERİR Mİ? Kitaplarda insanlar çoğu zaman “rasyonel” yani mantıklı kabul edilir. Ama gerçek hayat pek öyle değildir. İnsan sadece cebiyle değil, duygularıyla da karar verir. Mesela markete “sadece ekmek alacağım” diye girip poşeti doldurarak çıkmak oldukça yaygındır. Çünkü reklamlar, kampanyalar ve psikolojik etkiler kararlarımızı değiştirir. Ekonomide buna “davranışsal ekonomi” denir. İnsan bazen korkuyla hareket eder. Bazen sürü psikolojisine kapılır. Bazen geleceği düşünmeden anlık karar verir. Özellikle kriz dönemlerinde bu durum daha belirgin hale gelir. Bir ülkede insanlar ekonomiye güvenmiyorsa dövize yönelir. Bankaya güvenmiyorsa parasını evde tutar. Fiyatlar sürekli artıyorsa insanlar ihtiyaçları olmasa bile alışveriş yapmaya başlar. Çünkü “yarın daha pahalı olur” düşüncesi davranışları değiştirir. Yani ekonomik kararlar sadece matematik değildir. Güven, beklenti ve psikoloji de işin içindedir. ŞİRKETLER NASIL KARAR ALIYOR? Ekonomik karar alma süreçlerinin önemli bir bölümü şirketlerde yaşanır. Bir fabrikanın yatırım yapıp yapmayacağı, yeni işçi alıp almayacağı ya da üretimi azaltıp azaltmayacağı ülke ekonomisini doğrudan etkiler. Şirketler karar verirken birçok unsura bakar: Örneğin faizlerin çok yükseldiği bir ortamda yatırım yapmak zorlaşır. Çünkü kredi maliyeti artar. Döviz kuru aşırı oynaksa ithalat yapan şirket önünü göremez. Elektrik fiyatları hızla yükselirse üretim maliyetleri artar. Bu nedenle şirketler sadece bugünü değil, geleceği de hesaplamaya çalışır. Fakat ekonomide geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu yüzden ekonomik kararların içinde her zaman risk vardır. DEVLETLERİN VERDİĞİ KARARLAR NEDEN ÖNEMLİ? Ekonomik karar alma süreçlerinin en büyük aktörlerinden biri devlettir. Çünkü devletin aldığı kararlar doğrudan halkın hayatını etkiler. Vergi artışı olduğunda fiyatlar değişir.Faiz indirildiğinde kredi piyasası hareketlenir.Asgari ücret yükseldiğinde milyonlarca kişinin geliri değişir.Akaryakıt zamları ulaşımdan gıdaya kadar her alanı etkiler. Devletler ekonomik karar alırken genellikle üç temel hedef arasında denge kurmaya çalışır: Ancak bu hedeflerin hepsini aynı anda yönetmek kolay değildir. Örneğin ekonomiyi canlandırmak için piyasaya fazla para verilirse enflasyon yükselebilir. Enflasyonu düşürmek için faiz artırılırsa bu kez yatırımlar yavaşlayabilir. Yani ekonomi çoğu zaman “zor tercihler” alanıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi bazen toplumun hoşuna gitmeyen kararlar almak zorunda kalabilir. Ama burada önemli olan şey, alınan kararların tutarlı, anlaşılır…

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor. MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti. Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor. 17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı. Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor? KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor. 17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu. Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor. Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor. DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü. Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu. YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor. Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla…