TRUMP’IN ÇİN TARİFELERİNİN AVRUPA BORSALARINA ETKİLERİ

Avrupa’da hisse senedi piyasaları, haftaya önemli kayıplarla başladı. Bu düşüşün başlıca nedeni, ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’den ithal edilen çelik ürünlerine uygulanan tarifeleri artıracağını açıklaması oldu. Trump’ın bu çıkışı, sadece ticaret politikalarında değil, küresel ekonomik dengelerde de önemli etkiler yarattı. Avrupa gibi dış ticarete dayalı ekonomilerin yer aldığı bir bölgede, böyle bir açıklama haliyle piyasa oyuncularının risk algısını yükseltti ve satış baskısını artırdı. AVRUPA BORSALARINDA GENEL GÖRÜNÜM Avrupa’nın genel performansını yansıtan Stoxx Europe 600 endeksi haftaya yüzde 0,6’lık bir düşüşle başladı ve 545,22 puana geriledi. Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,9 düşerek 23.800 puana kadar indi. Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya’nın sanayi üretimi ve dış ticaret fazlası göz önünde bulundurulduğunda, bu tür gelişmelere karşı duyarlılığı oldukça yüksek. İngiltere borsası da bu dalgalanmalardan nasibini aldı. FTSE 100 endeksi, yüzde 0,3’lük bir kayıpla 8.744 puanda işlem görürken, İtalya’nın FTSE MIB 30 endeksi yüzde 0,4 gerileyerek 39.914 puana indi. Fransa’da CAC 40 endeksi, yüzde 1’lik düşüşle 7.676,64 puana gerilerken, İspanya’nın IBEX 35 endeksi de yüzde 0,2 düşüşle 14.122,46 puanda işlem gördü. Bu tablo, Avrupa genelinde yatırımcıların endişeli olduğunu ve riskten kaçındıklarını gösteriyor. Trump’ın açıklamaları özellikle sanayi ve ihracat odaklı şirket hisselerinde satışları tetikledi. TRUMP’IN ÇİN’E YÖNELİK HAMLESİ NE ANLAMA GELİYOR? Trump, göreve geldiği dönemde olduğu gibi yeniden korumacı ticaret politikalarını öne çıkarıyor. Çin’e karşı alınan bu yeni gümrük vergisi kararı, ABD’nin seçim atmosferine yaklaştığı bir dönemde popülist politikaların tekrar gündeme geldiğine işaret ediyor. Ancak bu tür adımlar, sadece Çin ekonomisini değil, küresel çapta tüm tedarik zincirlerini ve üretim faaliyetlerini etkiliyor. Özellikle Avrupa gibi Çin ile ticaret yapan ülkelerde, bu durum doğrudan ihracat gelirlerini ve büyüme beklentilerini tehdit ediyor. Dolayısıyla Trump’ın bu söylemi sadece ABD-Çin ilişkilerini değil, Avrupa’nın ekonomik istikrarını da ciddi şekilde etkileyebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Bu gelişmenin ardından yatırımcılar güvenli limanlara yönelirken, hisse senedi piyasalarında satışlar hızlandı. Özellikle çelik ve ağır sanayi sektörüne bağlı firmalarda sert düşüşler görüldü. GÖZLER VERİLERDE VE POWELL’IN KONUŞMASINDA Bugün yatırımcıların radarında yalnızca Trump’ın açıklamaları yok. Aynı zamanda Avrupa’da açıklanacak imalat sanayi PMI (Satın alma Yöneticileri Endeksi) verileri de büyük önem taşıyor. PMI verileri, ekonominin üretim tarafının genişleyip genişlemediğine dair önemli sinyaller sunar. Son aylarda üretim tarafında gözlenen zayıflama, Avrupa’da büyümenin yavaşladığına işaret ediyor ve bu durum resesyon korkularını yeniden gündeme getiriyor. Buna paralel olarak, ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell’ın yapacağı açıklamalar da piyasalar açısından büyük önem taşıyor. Powell’ın faiz politikası hakkında vereceği sinyaller, doların değerinden emtia fiyatlarına kadar birçok alanı etkileyebilir. Eğer Powell, sıkı para politikasına devam edileceğine işaret ederse, bu Avrupa borsaları için daha da olumsuz bir senaryo yaratabilir. JEOPOLİTİK GERİLİMLER: RUSYA-UKRAYNA VE İSTANBUL GÖRÜŞMELERİ Bir diğer önemli gelişme ise Rusya-Ukrayna Savaşı’nda çatışmaların yeniden şiddetlenmesi oldu. Bu durumun ardından, gözler bir kez daha Türkiye’ye çevrildi. İstanbul’da bugün yapılacak diplomatik görüşmeler, Avrupa’daki yatırımcılar tarafından yakından takip ediliyor. Jeopolitik belirsizliklerin artması, enerji fiyatlarını ve özellikle enerjiye bağımlı ülkelerin borsa performanslarını doğrudan etkiliyor. Avrupa’nın doğusunda artan gerginlikler, yatırımcıların güvenli varlıklara yönelmesine neden oluyor. Bu durum da borsalarda satış baskısını artırıyor. Türkiye’nin arabuluculuk girişimleri Avrupa’da yakından izleniyor, ancak piyasaların şu aşamada bu girişimlere sınırlı bir iyimserlikle yaklaştığı görülüyor. İNGİLTERE KONUT VERİSİ POZİTİF AMA SINIRLI ETKİLİ Bugün açıklanan verilere göre, İngiltere’de konut fiyat endeksi aylık bazda yüzde 0,5, yıllık bazda ise yüzde 3,5 oranında arttı. Bu veriler piyasa…

Yapay zeka ve teknoloji dünyasını bir araya getiren New Generation Summit başlıyor

Yapay zeka odaklı yeniliklerin, fikirlerin ve trendlerin buluşma noktası olan New Generation Summit, 12 Haziran’da Grand Pera İstanbul’da düzenlenecek. Yapay zeka ve teknoloji trendlerine odaklanan New Generation Summit’in teması ve detayları belli oldu. 12 Haziran’da Grand Pera İstanbul’da gerçekleşecek olan etkinlik “AI & US” temasıyla yapay zeka ve trendler ekosisteminin nabzını tutmaya hazırlanıyor. Yapay zeka, pazarlama teknolojileri ve kültürel dönüşüm gibi alanlarda zihin açıcı konuşmalara ev sahipliği yapacak olan New Generation Summit, Türkiye’nin farklı disiplinlerinden uzman isimleri Grand Pera’da bir araya getirecek. Etkinlikte; yapay zeka destekli müşteri deneyimi, sürdürülebilirlik odaklı dönüşümler, insan bilinci ve teknoloji etkileşimi, yeni nesil içerik üretim modelleri gibi birçok konu konuşmacılar tarafından ele alınacak. Dijital çağın gerektirdiği çok boyutlu bakış açısını odağına alan etkinlik, AI çağında hem bireyin hem de kurumların dönüşümüne ışık tutmayı hedefliyor. Etkinlikte; FutureBright Group Kurucu Ortağı Akan Abdula, Lenovo Türkiye Pazarlama ve İletişimden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Banu Soyak, Consciouslab Founder’ı Kayhan Dural, Mimeda Genel Direktörü Kına Demirel ve Havas Türkiye CGO’su ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Cüneyt Devrim başta olmak üzere alanında uzman birçok önemli isim konuşmacı olarak yer alacak.  “Yapay zekayı yalnızca bir teknoloji değil, insan potansiyelini dönüştüren bir ortak olarak görmeliyiz” New Generation Summit hakkında konuşan Pazarlamasyon CEO’su Necip Murat, “Yapay zeka artık yalnızca teknolojik gelişmelerin değil, aynı zamanda kültürel dönüşümün ve toplumsal yeniden yapılanmanın da ana ekseninde yer alıyor. New Generation Summit, bu dönüşümün nabzını tutan, vizyoner bakış açılarını bir araya getiren çok değerli bir etkinlik. İnsan ve makineler arasındaki sınırların giderek silikleştiği bu çağda, yapay zekâyı yalnızca bir araç olarak değil, aynı zamanda insan potansiyelini yeniden tanımlayan bir partner olarak görmemiz gerekiyor. Bu yıl “AI & US” teması altında gerçekleşecek olan etkinlikte; pazarlamadan sürdürülebilirliğe, etik yaklaşımlardan iş dünyasının dönüşümüne kadar birçok başlık ele alınacak. İnsan + Yapay zeka birlikteliğiyle, yalnızca teknolojiye değil, insanlığa da yön verecek yeni hikâyeler yazmamız mümkün. Pazarlamasyon olarak bu dönüşümün bir parçası olmaktan heyecan duyuyoruz.” dedi. Ayrıntılı bilgi ve iletişim için:Ahmet BağışJr. Media Specialist Adres: Firuzağa, Bostanbaşı Cd. No:15, 34425 Beyoğlu/İstanbulGsm: 0543 944 7081Mail: ahmet.bagis@waltherkranz.comWeb: https://waltherkranz.com/

28 Haziran 2025 | İstanbul – Sektörel Buluşma Daveti

Sektörün yenilikçi ve öncü firmalarını bir araya getiren iş & tanıtım buluşmamızda; bilgi paylaşımı, işbirliği fırsatları ve yeni projeler konuşulacak. NTB (Numan Yakut – Genel Başkan), Yeni Dünyader Yönetim Kurulu Üyeleri, UMSİDER Yönetim Kurulu Üyeleri ve değerli iş ortaklarımız. Ne zaman? 28 Haziran 2025 Cumartesi, saat 14:00 – 17:00 Nerede? İstanbul’da merkezi lokasyonda (yer bilgisi katılımcılara bildirilecektir). Neden? * Sektörde yeni işbirlikleri ve ortaklıklar kurmak * Sektörel deneyimleri paylaşmak * Yeni projeler için network oluşturmak Nasıl Katılabilirim? Katılmak isteyen firmalarımız, lütfen aşağıdaki numaradan en kısa sürede iletişime geçiniz: Binnur Yenier – +90 532 631 6410 Hemen Yerini Ayırt! Bu buluşma, sektörümüzdeki lider firmalara özel fırsatlar sunuyor. Firmamızın temsilcisi olarak etkinlikte yerinizi kesinleştirmek için lütfen hızlıca kayıt olun. Detaylı bilgi ve sorularınız için yöneticilerimizle doğrudan iletişime geçebilirsiniz.

Fuara katılma ile ilgili püf noktaları

Bir fuara hazırlanmak, etkili bir tanıtım ve başarılı bir katılım için oldukça önemlidir. Aşağıda adım adım bir fuar hazırlık rehberi bulabilirsin: 1. Hedef Belirleme Fuar katılımından ne bekliyorsun? Hedefin net değilse, hazırlık süreci verimsiz olur. 2. Fuar Öncesi Hazırlıklar Katılım Kararı ve Kayıt Bütçe Planlaması Stand Tasarımı ✅ Tanıtım Materyalleri ✅ Dijital Hazırlık 3. Fuar Sırasında Yapılacaklar Ekip Organizasyonu Ziyaretçi Bilgilerini Topla Sunum ve Etkileşi 4. Fuar Sonrası Aşamalar Takip Et Ekstra İpuçları

Geberit, operasyonel süreç ve ürünleriyle sürdürülebilirliğin tam destekçisi

İleri mühendisliğe sahip ürünleriyle yaşam kalitesini yükseltmenin yanında doğayı koruyan önlemler de alan Geberit, 30 yılı aşkındır devam ettirdiği sürdürülebilirlik stratejisi ile sektörüne öncülük ediyor. Ürettiği ürünlerden lojistik operasyonlara, üretimden depolama süreçlerine dek her adımda çevresel etkiyi en aza indirmeyi benimseyen marka, böylelikle Birleşmiş Milletler’in 2030 Gündemi ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne de önemli bir katkı sağlıyor. 2024 yılında satın alınan tüm elektrik hacminin yüzde 65’ine yeşil elektrik tedarik ederek ulaşan Geberit, Ecodesign ilkesine bağlı ürünleriyle binalardaki su tüketimini sistematik olarak optimize ediyor. Kuruluşundan bu yana benimsediği gelişim, dönüşüm ve inovasyonu 30 yılı aşkın süredir sürdürülebilirlik yol haritasıyla güçlü kılan İsviçreli sıhhi tesisat devi Geberit; ekonomik, çevresel ve sosyal unsurlar arasında kurduğu dengeyle çevreyi koruyor. Sürdürülebilirlik stratejisini kurum kültürünün ayrılmaz bir parçası haline getiren marka; uzun ömürlü ürünler, su tasarrufunu sağlayan teknolojiler, sertifikalı üretim ve lojistik, bilinçli kaynak kullanımı, kompakt ambalajlama ve azaltılmış karbon emisyonunu önemseyen önlemler alıyor.  Geberit Grubu’nun sürdürülebilirlik stratejisi, Birleşmiş Milletler’in 2030 Gündemi kapsamındaki Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA’lar) ile uyumludur. Toplam 17 SKA’nın, 2030 yılına kadar tüm dünya genelinde ve tüm BM üye devletleri tarafından gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir. Geberit için; Kapsayıcı ve adil kaliteli eğitim, güvenli içme suyuna ve temel sanitasyona erişim, sürdürülebilir şehirler ve topluluklar, iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik önlemleri içeren amaçlar özellikle önem arz etmektedir: Geberit 2015’ten bu yana eko verimliliği yüzde 62,6 iyileştirdi 2015 yılından bu yana mutlak çevresel etkiyi yüzde 47,8 oranında azaltırken eko verimliliği de yüzde 62,6 oranında iyileştiren Geberit, yıllık ortalama yüzde 10,3’lük iyileşmeye ulaşıyor. Bu sayede uzun vadeli hedefi olan yılda ortalama yüzde 5’lik iyileştirme hedefinin üzerine çıkıyor. CO₂ stratejisi kapsamında ise orta vadeli hedefi, kur ayarlı net satışlara kıyasla her yıl %5 oranında CO₂ azaltımı gerçekleştirmek olan Geberit, 2015 yılına kıyasla 2035 yılına kadar göreceli karbon emisyonlarını yüzde 80 oranında azaltmayı amaçlarken 2015’ten beri karbondioksit yoğunluğunda sağladığı yüzde 63,2 iyileşme ile süreci istikrarla yönetiyor Eco-design prensibi ile enerji ve suyun verimli kullanımı her yıl iyileşiyor Enerjinin doğru ve verimli kullanımı adına önlemler alan Geberit, satın alınan tüm elektrik hacminin yüzde 65’ine sertifikalı yeşil elektrik tedariki ile ulaşıyor. Değerli bir kaynak olan suyun ekonomik ve dikkatli kullanımı da Geberit’in temel odak alanlarından biri konumunda yer alıyor. Hem üretimde hem de ürün kullanım aşamasında su tüketimini azaltmaya yönelik önlemler alan marka, buna üretim süreçlerinde ve laboratuvarlarda suyun yeniden kullanımını da dahil ediyor. Sürdürülebilirlik perspektifini Eco-design prensibine bağlı kalarak ürün ve tasarımlarına yansıtan Geberit, bu bağlamda, 2007 yılından bu yana Ar-Ge sürecinde ekolojik tasarım ilkelerine uygun hareket ederek her yeni ürünü ekolojik açıdan bir öncekinden daha iyi hale getirecek üretim stratejileri geliştiriyor. 1952’den bu yana yıkama sistemlerinin su tüketiminde kişi başına günde 70 litreden 14 litreye yaşanan yaklaşık yüzde 80 oranındaki azalma, bunun net kanıtı niteliğindedir. Geberit Hakkında: Dünya çapında faaliyet gösteren Geberit Grubu, sıhhi tesisat ürünleri alanında Avrupa’nın lider şirketlerinden biridir ve 2024 yılında 150. yılını kutlamıştır. Geberit, Avrupa’nın çoğu ülkesinde güçlü bir yerel varlığa sahip olup sıhhi tesisat teknolojisi ve banyo vitrifiyeleri alanlarında benzersiz bir katma değer sunmaktadır. Şirketin 26 üretim tesisi bulunmaktadır ve bunlardan 4’ü Avrupa dışındaki ülkelerde yer almaktadır. Grubun merkezi İsviçre, Rapperswil-Jona’dadır. 50’den fazla ülkede yaklaşık 11.000 çalışanı bulunan Geberit, 2024 yılında 3,1 milyar İsviçre frangı net satış elde etmiştir. Geberit hisseleri, SIX İsviçre Borsası’nda işlem görmekte olup, 2012 yılından…

MİLLETİN DERDİ EKONOMİ.

İstanbul Ekonomi Araştırma’nın Mayıs 2025 tarihli Türkiye Raporu’na göre, halkın ekonomik gidişata ilişkin değerlendirmeleri giderek daha olumsuz hale geliyor. Katılımcıların büyük çoğunluğu, mevcut ekonomik durumu “kötü” olarak nitelendirirken, özellikle işsizler ve günlük yevmiyeyle çalışanlar geçim sıkıntısından en fazla etkilenen gruplar olarak öne çıkıyor. Ekonomik gerçeklik, her geçen gün daha fazla vatandaşın umudunu yitirmesine neden oluyor. Bu ayın verilerine göre, halkın yüzde 71’i Türkiye ekonomisinin şu anki durumunu “çok kötü” ya da “kötü” olarak değerlendiriyor. Bir önceki aya kıyasla bu oranda 2 puanlık artış kaydedildi. “Ne iyi ne kötü” şeklinde değerlendirme yapanların oranı yüzde 16’da sabit kalırken, sadece yüzde 13’lük bir kesim ekonominin iyi ya da çok iyi olduğu görüşünü paylaşıyor. Bu veriler, toplumun çok büyük bir bölümünün ekonomik koşullardan memnun olmadığını açıkça gösteriyor. Yaş gruplarına göre bakıldığında da benzer bir tablo dikkat çekiyor. 35-54 yaş aralığındaki bireylerin yüzde 57’si ekonomiyi olumsuz değerlendirirken, bu oran gençlerde, yani 18-34 yaş arasında yüzde 68’e çıkıyor. 55 yaş ve üzeri grupta ise olumsuz değerlendirme oranı yüzde 64 seviyesinde. Bu durum, hem gençlerin geleceğe dair umutsuz olduğunu hem de yaşlı nüfusun da mevcut durumdan tatmin olmadığını ortaya koyuyor. Eğitim seviyesi bazında yapılan değerlendirmelerde ise özellikle ilköğretim ve altı eğitim düzeyine sahip bireylerde ekonomik kötümserliğin ciddi şekilde arttığı görülüyor. Mayıs 2023’te bu grupta ekonomiyi kötü bulanların oranı yüzde 54 iken, Mayıs 2025’te bu oran yüzde 69’a yükseldi. Ayrıca, hem yüksekokul ve üzeri eğitim seviyesindeki bireylerde hem de ilköğretim mezunlarında olumsuz değerlendirme oranı artarken, lise mezunları arasında bu oranda bir miktar azalma görüldü. Bu tablo, toplumun farklı eğitim düzeylerinden bireylerin dahi ekonomi konusunda ortak bir memnuniyetsizlikte buluştuğunu gösteriyor. Ekonominin geleceğine yönelik beklentiler de oldukça karamsar. Rapora göre, halkın yüzde 53’ü, Türkiye ekonomisinin bir yıl sonra daha kötü ya da çok daha kötü olacağını düşünüyor. Bu oran, mart ayına göre 4 puanlık bir artışı işaret ediyor. Diğer yandan, katılımcıların yüzde 26’sı durumun değişmeyeceğini, yüzde 21’i ise ekonomik gidişatta iyileşme beklediğini dile getiriyor. Her ne kadar iyimser bir kesim hâlâ mevcut olsa da, genel eğilimin kötümserlik yönünde olduğu açıkça görülüyor. Enflasyon konusundaki beklentilere bakıldığında ise görece daha ılımlı bir tablo dikkat çekiyor. Katılımcılar, önümüzdeki yıl enflasyonun yüzde 61 seviyelerinde olacağını öngörüyor. Bu oran, geçmiş aylara kıyasla enflasyon beklentilerinde bir miktar gerilemeye işaret etse de, halen oldukça yüksek bir oran olarak değerlendiriliyor. Geçim sıkıntısı ise raporun en çarpıcı bölümlerinden biri. Katılımcıların büyük bölümü, “gelirim giderimi karşılamadı” yanıtını verdi. Kadın katılımcıların bu yanıta daha fazla yönelmesi, ekonomik krizin cinsiyet temelli etkilerini de ortaya koyuyor. 25-34 yaş aralığı hariç tüm yaş gruplarında, katılımcıların yarısından fazlası gelirlerinin giderlerini karşılamadığını ifade etti. En yüksek oran, yüzde 54 ile 45-54 yaş grubunda görüldü. Ekonomik zorlukların en fazla hissedildiği kesimler ise işsizler ve yevmiyeli çalışanlar oldu. İşsiz katılımcıların yüzde 66’sı, gelirinin giderini karşılamadığını belirtirken, bu oran yevmiyeli çalışanlarda yüzde 64 olarak kaydedildi. Emekliler, çalışmayanlar ve iş aramayanlar arasında ise önemli bir kısmı, “gelirim giderimi ucu ucuna karşıladı” dedi. Öte yandan, “gelirim giderimi fazlasıyla karşıladı” diyenlerin en yoğun olduğu grup devlet memurları oldu ve bu oran yalnızca yüzde 17 seviyesindeydi. Bu veriler, Türkiye’de geniş kesimlerin ekonomik baskı altında yaşadığını, temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını ve geleceğe dair umutsuzluk içinde olduğunu ortaya koyuyor. Toplumun ekonomik değerlendirmelerinde ortak payda, ekonomik gidişatın kötüye gittiği yönünde birleşiyor. Her ne kadar küçük bir iyimser…

TÜRKİYE EKONOMİSİ 2025 YILINA YAVAŞ AMA DENGELİ BAŞLADI.

Ekonomik büyüme, bir ekonomide belli bir dönemde üretilen mal ve hizmetlerin toplam değerinin (Gayrisafi Yurt İçi Hasıla- GSYH) artması anlamına gelir. Genellikle bir önceki yıl veya çeyrekle karşılaştırılarak ölçülür. Ekonomik büyüme, bir ülkenin üretim kapasitesinin ve refah düzeyinin arttığını gösteren temel göstergelerden biridir. Ancak bu büyümenin sağlıklı olup olmadığını anlayabilmek için sektörlere, harcamalara, dış ticarete ve gelir dağılımına da ayrıntılı bakmak gerekir. TÜRKİYE EKONOMİSİ 2025 YILINA YAVAŞ AMA DENGELİ BAŞLADI 2025 yılının ilk üç ayında Türkiye ekonomisi, geçtiğimiz yıla kıyasla %2,0 büyüdü. Bu oran ilk bakışta düşük gibi görünse de son dönemde yaşanan küresel ekonomik durgunluk, yüksek faizler, dış talepteki zayıflama gibi faktörler dikkate alındığında ekonominin yine de pozitif bir yönde ilerlediğini söylemek mümkün. Türkiye ekonomisi son yıllarda sıkça yaşanan dalgalanmalara rağmen bu çeyrekte dengeli bir görünüm sergiledi. SEKTÖRLERİN PERFORMANSI: İNŞAAT VE HİZMETLER ÖNE ÇIKTI Sektörel bazda bakıldığında, bazı alanlar ciddi şekilde büyürken bazıları da geriledi: İnşaat sektörü %7,3 büyüme ile açık ara önde. Bu durum, özellikle kamu yatırımlarındaki artış ve kentsel dönüşüm projeleriyle ilişkilendirilebilir. Bilgi ve iletişim sektörü %6,1 büyüdü. Dijitalleşme ve teknolojiye olan talep artışı bu sektörün itici gücü olmuş görünüyor. Hizmetler sektörü genel olarak %1,3 arttı. Turizm ve yeme-içme gibi alanlar bu büyümeye katkı sağlamış olabilir. Gayrimenkul faaliyetleri %2,4 artış gösterdi. Yani konut piyasası hâlâ canlılığını koruyor. Finans ve sigorta sektörü %0,5 gibi sınırlı bir büyüme yaşadı. Bu durum, yüksek faiz ve kredi daralmasıyla açıklanabilir. Bununla birlikte iki önemli sektör daralma gösterdi: Tarım sektörü %2,0 küçüldü. Kuraklık, girdi maliyetleri ve yapısal sorunlar etkili olmuş olabilir. Sanayi sektörü %1,8 geriledi. Özellikle ihracata dayalı üretim yapan sanayi kolları dış talepteki yavaşlama nedeniyle zayıflamış görünüyor. Bu tablo, Türkiye’de büyümenin daha çok inşaat ve hizmetler gibi iç talebe bağlı alanlardan geldiğini, üretim odaklı sektörlerin ise zorlandığını gösteriyor. GSYH CARİ FİYATLARLA ARTTI AMA DOLAR BAZINDA SINIRLI Türkiye’nin GSYH’si, cari fiyatlarla yani enflasyon dahil edildiğinde 12 trilyon 125 milyar TL oldu. Bu, geçen yılın aynı dönemine göre %36,7’lik bir artış anlamına geliyor. Ancak dolar cinsinden bakıldığında GSYH 335,5 milyar dolarda kaldı. Kur etkisi nedeniyle TL’deki yüksek artış, döviz bazında aynı oranda yansımıyor. TL bazında artış güçlü görünse de döviz bazında GSYH hâlâ sınırlı. Bu da Türkiye ekonomisinin döviz karşısında değer kaybettiğini ve kişi başına düşen gelirin çok hızlı artmadığını düşündürüyor. TÜKETİM VE YATIRIM HARCAMALARI DEVAM EDİYOR Hane halkı harcamaları 2025’in ilk çeyreğinde %2,0 oranında artmış. Bu, vatandaşların yüksek enflasyona rağmen harcamalarını belli ölçüde sürdürdüğünü gösteriyor. Ancak harcamaların büyük ölçüde zorunlu kalemlerde (gıda, barınma) yoğunlaştığını varsayabiliriz. Devletin tüketim harcamaları %1,2 arttı. Yatırımlar (gayrisafi sabit sermaye oluşumu) %2,1 arttı. Yani özel sektör yatırımları az da olsa artışta. Bu veriler, iç talebin canlı kaldığını gösteriyor ama büyümeye yüksek katkı verecek sıçramalar şimdilik görünmüyor. İHRACAT DURAKLADI, İTHALAT HIZLANDI Mal ve hizmet ihracatı %0,01 azaldı. İthalat ise %3,0 arttı. Bu, dış ticaretin büyümeye olumsuz yansıdığı anlamına geliyor. Artan ithalat, iç talebin dış kaynaklı mallara yöneldiğini; ihracattaki duraksama ise özellikle Avrupa gibi ana pazarlarımızdaki talep düşüşünden kaynaklanıyor olabilir. Türkiye’nin büyüme modelinin sağlıklı olması için net ihracatın pozitif katkı vermesi gerekiyor. Ancak mevcut durumda büyüme, dış ticaret yerine daha çok iç harcamalara ve inşaata dayanıyor. ÜCRETLER YÜKSELDİ AMA KARLARIN PAYI GERİLEDİ İşgücü ödemeleri (maaşlar ve yan ödemeler) %42,9 oranında arttı. Bu çok güçlü bir artış. Net işletme artığı/karma gelir %31,2 yükseldi.…

Pop Müziğin Güçlü İsmi Sıla, JoyTürk’le Müzik Tutkunlarıyla Buluşuyor

Türkçe Pop’un en iyisi JoyTürk, müzik dünyasının sevilen sesi Sıla ile unutulmaz bir iş birliğine imza attı. “Sıla Nereye, Biz Oraya” sloganıyla tüm konserlerinde Sıla’nın yanında olacak olan JoyTürk, Haziran 2026’ya kadar sürecek medya sponsorluğu ile müzikseverlere benzersiz bir deneyim vadediyor. İlk kez bir sanatçıyla uzun soluklu bir medya sponsorluğu anlaşmasına imza atan JoyTürk, bu iş birliğiyle dinleyicilerine özel içerikler, sürpriz hediyeler ve sahne arkası deneyimleri sunacak. Karnaval APP ve JoyTürk sosyal medya hesaplarını takip edenler, konser bileti kazanma ve Sıla ile kuliste tanışma fırsatını yakalayacak. JoyTürk, Sıla Konserlerinde Dinleyicilerine Özel Fırsatlar Sunuyor Sponsorluk ilişkisinin taşıdığı önemi vurgulayan Karnaval Medya Grubu Pazarlama Direktörü Gizem Yılancıoğlu, iş birliğiyle ilgili şunları söyledi: “Müzik tutkunlarına unutulmaz anlar yaşatacak bu birliktelik, dinleyicilerimizle olan bağımızı sahnelere taşıyan güçlü bir adım. Türkçe Pop’un en özel isimlerinden biri olan Sıla ile bu anlamlı iş birliğini hayata geçirmekten JoyTürk olarak büyük mutluluk duyuyoruz. ‘Sıla Nereye Biz Oraya’ diyerek çıktığımız bu yolculukta müziğin birleştirici gücünü bir kez daha hissettireceğiz. Sponsorluk kapsamında hazırlayacağımız özel içerikler ve sürpriz kampanyalarımızla Türkçe pop severlere sadece konser değil, tam bir ‘JoyTürk deneyimi’ sunmayı hedefliyoruz. Sıla’nın enerjisi ve JoyTürk’ün yaratıcı yaklaşımıyla dinleyicilerimizi her adımda şaşırtmaya devam edeceğiz.” Karnaval Medya Grubu Hakkında Türkiye’nin en büyük dijital ses platformu olan Karnaval Medya Grubu, Süper FM, Metro FM, JoyTürk, Virgin Radio Türkiye ve JoyFM gibi Türkiye’nin en çok dinlenen ulusal radyo frekanslarının yanı sıra, farklı müzik zevklerine hitap eden 30’a yakın dijital radyo frekansı ve 12 farklı konuda hazırlanmış podcast serileriyle dijital ses dünyasına yön vermektedir. Müzikten iletişime kadar sesin yaşamın farklı noktalarına dokunan halini geliştirdiği “Voice2Be” kavramı üzerinden yeniden tanımlayan grup, Triton Digital Webcast Metrics’e göre dünyanın en çok dinlenen dijital ses platformları arasında yer almaktadır. 2024 yılında gerçekleştirdiği teknoloji yatırımlarıyla “Karnaval’ı Başlat, Canlı Kal” mottosu ile ses dünyasında yeni bir dönemin kapılarını aralayan grup, reklam verenlere, U.S. Media Ratings Council tarafından akredite edilen Webcast Metrics ölçümlemesi ile dijital erişim verileri sağlamaktadır. Dijital audio, display ve preroll video, native reklamlar ve müşterilerine özel podcast ve dijital radyo projeleri ile hedef kitleye uygun çok sayıda reklam modeli de sunmaktadır. Ayrıntılı Bilgi ve İletişim İçin; Ahmet DoğanMedya DirektörüAdres: Meşrutiyet Caddesi No:100/1 Şişhane/BeyoğluTel: 0212 255 00 12Gsm:0536 892 88 21http://www.brandworks.com.tr

2023 ENERJİ HESAPLARI

Türkiye’nin 2023 yılına ait enerji istatistikleri, ülke ekonomisinin enerjiyle kurduğu yapısal ilişkilere dair önemli veriler sunmaktadır. TÜİK tarafından yayımlanan “Fiziksel Enerji Akış Hesapları” çalışmasına göre, Türkiye’nin toplam enerji akışları 2023 yılında 19 bin 384 petajul (PJ) olarak hesaplanmıştır. Bu miktar, tüm ekonomik faaliyetleri, hane halklarını ve doğal süreçleri içeren enerji hareketlerinin büyüklüğünü gözler önüne sermektedir. Enerji Kaynaklarının Kompozisyonu: Enerji Ürünleri Başrolde Enerji akışlarının kaynaklarına bakıldığında, toplam enerji arzının %53,3’ünü enerji ürünleri oluşturmaktadır. Enerji ürünleri, taş kömürü, motorin, yakacak odun, doğalgaz ve benzeri ürünlerden oluşur. Bunlar genellikle insan faaliyetleri sonucunda ekonomide bir üretim süreci ile ortaya çıkan ürünlerdir. Bu oran, Türkiye’nin enerji sisteminin ağırlıklı olarak işlenmiş ve piyasaya sunulmuş ürünlere dayandığını göstermektedir. Bu durum, dışa bağımlılığın sürdüğünü ve enerji arz güvenliğinin kırılgan olabileceğini de ima etmektedir. Enerji kaynaklarının ikinci en büyük grubunu enerji artıkları (%36,4) oluşturmaktadır. Bu artıklar hem ekonomik faaliyetler hem de hane halklarının üretim ve tüketim süreçleri sonucunda doğaya bırakılan katı, sıvı ya da gaz halindeki maddeleri kapsamaktadır. Enerji artıkları, doğrudan bir fayda sağlamayan ancak sistemin çevresel etkilerini yansıtan kalemlerdir. Bu oranın yüksekliği, Türkiye’de enerji verimliliği konusundaki potansiyel sorunları ve enerji tüketiminin çevresel etkilerini göstermesi açısından dikkat çekicidir. Üçüncü sırada yer alan doğal enerji girdileri, enerji kaynaklarının %10,3’ünü oluşturmaktadır. Bu kaynaklar, doğrudan doğadan elde edilen maden cevheri, güneş enerjisi, rüzgâr, jeotermal gibi fiziksel girdileri içerir. Bu oran, yenilenebilir kaynakların ve doğal potansiyelin henüz enerji sistemi içinde sınırlı ölçüde kullanıldığını göstermektedir. Enerji dönüşümü hedefleri açısından bu durum, gelecekteki politika alanları için önemli bir gösterge niteliğindedir. Enerji Kullanımının Hedefi: Ekonomik Faaliyetler ve Sanayi Ön Planda 2023 yılı itibarıyla toplam enerji akışlarının varış yerlerine bakıldığında, en büyük payı ekonomik faaliyetler (%52,2) almıştır. Bu oran, enerji tüketiminin yarısından fazlasının üretim süreçlerinde kullanıldığını göstermektedir. Tarım, sanayi, madencilik, inşaat, ulaşım, hizmet sektörü gibi ekonomik alanlar, enerji talebinin ana merkezini oluşturmaktadır. Hane halklarının enerji kullanımındaki payı ise %9,1 olarak ölçülmüştür. Bu oran, doğrudan konutlarda kullanılan enerji miktarını yansıtırken, toplam enerji sistemine kıyasla daha düşük kalsa da önemini korumaktadır. Enerji tüketiminin geri kalan kısmı, dönüşüm kayıpları, enerji sektörünün kendi tüketimi ve stok değişimleri gibi unsurlara dağılmaktadır. Ekonomik faaliyetler arasında en yüksek paya sahip olan sektör imalat sanayidir. Bu sektör, ekonomik faaliyetler içinde gerçekleşen toplam enerji tüketiminin %41,2’sini oluşturarak başı çekmiştir. İmalat sanayi, kimya, tekstil, metal, çimento, gıda gibi alt sektörlerin enerji yoğunluğuna sahip olması nedeniyle enerji sisteminde kritik bir yer tutmaktadır. Enerji Ürünlerinin Nihai Kullanımı: Hane halkı ile Sanayi Yarışıyor 2023 yılı verilerine göre, enerji ürünlerinin nihai kullanımı – yani doğrudan tüketicilere ulaşan enerji – toplamda 5 bin 527 PJ olarak gerçekleşmiştir. Bu kullanım içerisinde hane halkları %32,1’lik paya sahip olmuştur. Hane halklarının bu orandaki enerji tüketimi, özellikle konutlarda ısınma, aydınlatma, su ısıtma, pişirme gibi temel ihtiyaçlardan kaynaklanmaktadır. Nihai kullanım içinde imalat sanayi %31,8 ile yine ilk sıralarda yer almıştır. Bu, üretim süreçlerinin sadece enerji akışları içinde değil, doğrudan nihai enerji tüketiminde de büyük yer tuttuğunu göstermektedir. Ticaret, hizmet ve kamu sektörleri ise %23,1’lik bir paya sahiptir. Bu oran, eğitim, sağlık, ulaşım ve kamu hizmetlerinin enerji tüketimi açısından ciddi bir kaynak gerektirdiğini ortaya koymaktadır. Bu tablo, hane halkı ve sanayi arasındaki enerji tüketimi farkının daraldığını ve hem bireysel hem de kurumsal düzeyde enerjiye olan talebin güçlü seyrettiğini göstermektedir. Enerji Ürünlerinde En Çok Tercih Edilen Kaynak: Petrol Ürünleri Nihai…

İstanbul’da güncel inşaat maliyetleri artıyor.

2025 yılı itibarıyla İstanbul’da 100 m² bir dairenin inşaat maliyeti, kullanılacak malzeme kalitesine, işçilik ücretlerine, yapı tipine ve bölgeye göre değişiklik gösterebilir. Ancak ortalama değerler üzerinden genel bir tablo verebilirim: İstanbul 100 m² Daire İnşaat Maliyeti (2025 Tahmini) Kalite Seviyesi m² Birim Fiyat (TL) Toplam Maliyet (100 m²) Ekonomik 8.000 – 10.000 TL 800.000 – 1.000.000 TL Orta 10.000 – 13.000 TL 1.000.000 – 1.300.000 TL Lüks 13.000 – 18.000 TL 1.300.000 – 1.800.000 TL Bu maliyete neler dahildir? Dahil olanlar: Dahil olmayanlar: Not: kaynak : Chatgpt

TRUMP IN KÖRFEZ TURU VE GELİŞMELER

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, gerçekleştirdiği Körfez turunda oldukça dikkat çekici ekonomik anlaşmalara imza atarak geri döndü. Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile yaptığı anlaşmalar sayesinde toplamda 1,4 trilyon dolarlık yatırım taahhüdü aldı. Bu anlaşmalar sadece ekonomik açıdan değil, aynı zamanda küresel teknoloji yarışında da önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Özellikle yapay zekâ (AI), havacılık ve enerji gibi stratejik sektörlerde yapılan iş birlikleri hem ABD’nin küresel gücünü pekiştiriyor hem de Körfez ülkelerinin teknolojiye dayalı yeni ekonomi modeline geçişini hızlandırıyor. YATIRIMIN MERKEZİ: YAPAY ZEKâ VE TEKNOLOJİ Trump’ın Körfez ziyaretinin en çok öne çıkan başlığı kuşkusuz yapay zekâ alanındaki anlaşmalar oldu. BAE ile yapılan 200 milyar dolarlık yatırım paketinin odak noktası, Abu Dabi’de kurulacak olan dev bir yapay zekâ kampüsü. 10 kilometrekarelik bir alan üzerine inşa edilecek bu merkez, 5 gigawatt kapasitesiyle ABD dışında kurulmuş en büyük yapay zekâ veri merkezi olacak. Projeyi, BAE merkezli G42 şirketi, çeşitli Amerikan teknoloji devleriyle birlikte hayata geçirecek. Bu kampüs, sadece bölge ülkeleri için değil, küresel çapta yapay zekâ geliştirme, model eğitimi ve veri analizi gibi alanlarda önemli bir merkez hâline gelmeyi hedefliyor. ABD Ticaret Bakanlığı bu projeyi, “Amerikan hiper ölçekleyicilerine ve büyük işletmelere ev sahipliği yapacak, aynı zamanda Küresel Güney’e hizmet verecek bir teknoloji üssü” olarak tanımlıyor. Bu açıklama, ABD’nin küresel AI altyapısının bir bölümünü yurt dışına taşıyarak stratejik erişimini genişletme çabasının açık bir göstergesi. ÇİP SAVAŞLARINDA YENİ CEPHE: NVIDIA H100 GPU ANLAŞMASI Yapay zekâ kampüsüne ek olarak BAE, dünyaca ünlü Amerikan teknoloji şirketi Nvidia ile büyük çaplı bir anlaşmaya hazırlanıyor. Bu anlaşma kapsamında BAE’nin 2027 yılına kadar her yıl 500 bin adet Nvidia H100 model yapay zekâ çipi ithal etmesine izin verilecek. Bu çiplerin %20’si, yine G42 şirketine tahsis edilecek. Bu çipler, günümüzde en gelişmiş yapay zekâ işlemlerinde kullanılan en değerli donanımlardan biri olarak görülüyor. Böyle büyük miktarda GPU alımına izin verilmesi, ABD’nin Körfez ülkeleriyle stratejik teknoloji iş birliğini ne kadar ileri taşıdığını gösteriyor. Ancak bu durum, bazı Amerikalı yetkilileri de tedirgin ediyor. Özellikle Çin’in dolaylı yollarla bu tür gelişmiş teknolojilere erişim sağlayabileceği yönünde kaygılar dile getiriliyor. ABD yönetimi ise bu tür olasılıkları engellemek için anlaşmalara sıkı güvenlik protokolleri eklediğini ve BAE’nin bu konuda gereken önlemleri alacağına dair teminat verdiğini belirtiyor. HAVACILIKTA DEV ANLAŞMALAR Trump’ın Körfez turunda sadece yapay zekâ değil, havacılık sektörü de büyük kazançlar elde etti. BAE’nin ulusal havayolu şirketi Etihad Airways, ABD merkezli Boeing ve GE Havacılık ile 14,5 milyar dolarlık bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma kapsamında Etihad, 28 adet geniş gövdeli uçak (787 ve 777X modelleri) satın alacak. Uçaklar GE motorlarıyla donatılacak. Bu gelişme, ABD’nin havacılık ihracatında önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Boeing için bir diğer büyük kazanım ise Katar’dan geldi. Qatar Airways, yalnızca bir gün önce Boeing ile 96 milyar dolarlık dev bir siparişe imza attı. Bu gelişmeler Boeing hisselerinin 52 haftanın en yüksek seviyesine, GE Aerospace hisselerinin ise 2001 yılından bu yana ulaştığı en yüksek seviyeye çıkmasına neden oldu. ENERJİ VE MADENCİLİKTE ORTAK HAMLELER Enerji sektöründe de dikkat çekici anlaşmalar yapıldı. Amerikan petrol devleri ExxonMobil, Occidental Petroleum ve EOG Resources, BAE’nin milli petrol şirketi ADNOC ile 60 milyar dolar değerinde bir iş birliği başlattı. Bu anlaşma sayesinde bölgedeki petrol ve doğal gaz üretimi daha da artırılacak. Ayrıca alüminyum ve nadir toprak elementleri alanında da…

Tüketici güven endeksi Mayıs 2025 Değerlendirmesi

Türkiye İstatistik Kurumu ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yürütülen tüketici eğilim anketine göre, Mayıs 2025’te tüketici güven endeksi bir önceki aya kıyasla %1,1 artarak 84,8’e yükseldi. Bu artış, tüketicilerin ekonomik beklentilerinde sınırlı da olsa bir iyileşmeye işaret ediyor. GENEL BİR BAKIŞ: Nisan ayında 83,9 olan endeks, Mayıs ayında 84,8 seviyesine yükseldi.Endeksin 100’ün altında olması, tüketici güveninin hâlâ kötümser bölgede olduğunu gösteriyor. Bu artış daha çok bazı alt kalemlerdeki yükselişten kaynaklandı. ALT KALEMLERE GÖRE GELİŞMELER:Alt Endeks Nisan 2025 Mayıs 2025 Aylık Değişim (%)Genel Tüketici Güven Endeksi 83,9 84,8 1,1Hanenin mevcut maddi durumu 69,1 69,1 0,0Gelecek 12 ayda hanenin maddi durum beklentisi 84,3 85,3 1,2Gelecek 12 ayda genel ekonomik durum beklentis 82,8 82,2 -0,7Gelecek 12 ayda dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi 99,3 102,5 3,3 ÖNE ÇIKAN NOKTALAR: Hanenin mevcut maddi durumu endeksinin 69,1’de sabit kalması, halkın bugünkü ekonomik koşullara dair fikrinin değişmediğini gösteriyor.Gelecek 12 aya ilişkin maddi durum beklentisindeki %1,2’lik artış, tüketicilerin gelecek için biraz daha umutlu olduklarını ortaya koyuyor. Buna karşılık genel ekonomik durum beklentisindeki %0,7’lik düşüş, ülke ekonomisinin geleceğine yönelik kaygıların biraz arttığını gösteriyor. En dikkat çekici gelişme, dayanıklı tüketim mallarına (beyaz eşya, mobilya gibi) harcama yapma düşüncesinde yaşandı. Bu kalem %3,3 arttı ve 102,5 seviyesine yükseldi. Bu da tüketicilerin alışveriş yapmaya daha istekli olduğunu gösteriyor. GENEL DEĞERLENDİRME: Endeksin 100’ün altında kalması, tüketici güveninde hâlâ karamsarlığın devam ettiğini gösteriyor. Ancak dayanıklı tüketim mallarına harcama eğilimindeki artış, iç talep açısından olumlu bir gelişme. Mevcut durumdaki durağanlık ve geleceğe dair beklentilerdeki hafif toparlanma, tüketici güveninin kırılgan olmaya devam ettiğini ortaya koyuyor. SON SÖZ: Mayıs 2025 verileri, tüketici güveninde küçük ama olumlu bir kıpırdanma olduğunu gösteriyor. Özellikle harcama yapma isteğindeki artış, halkın geleceğe biraz daha iyimser bakmaya başladığına işaret ediyor. Ancak ekonomik beklentilerdeki zayıflık, bu iyileşmenin kalıcı olup olmayacağı konusunda soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Bu nedenle ekonomik güvenin kalıcı şekilde artması için atılacak adımlar önemini koruyor. Kaynak: TÜİKZAFER ÖZCİVANEkonomist-Yazarzozcivan@hotmail.com

EV KADINLARINA EMEKLİLİK GELİYOR

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın son açıklamalarına göre, uzun süredir gündemde olan ev kadınlarına emeklilik meselesinde artık somut adımlar atılmak üzere. Haziran ve temmuz aylarında yasal altyapısı hazırlanarak Ekonomik Koordinasyon Kurulu’na sunulacak bu düzenlemeyle birlikte ev kadınları, devlet desteğiyle emeklilik hakkına kavuşabilecek. İşte benim dilimden, herkesin rahatça anlayabileceği şekilde bu düzenlemenin tüm detayları… DEVLET, EV KADINLARININ YANINDA OLACAK Evde çocuk bakan, yaşlısına bakan, evin tüm yükünü omuzlayan ama bir işverene bağlı çalışmadığı için sigortası olmayan milyonlarca kadın var. Bu kadınlar, aslında görünmeyen ama çok kıymetli bir iş yapıyorlar. Bu gerçeği artık devlet de kabul etmiş durumda. Bu yüzden ev kadınlarına yönelik emeklilik sistemi geliştiriliyor. Bu sistemle birlikte, evde çalıştığı halde hiçbir sosyal güvencesi olmayan kadınlar isteğe bağlı sigorta sistemiyle emekli olabilecek. Yani bugüne kadar “Ben ev kadınıyım, çalışmıyorum, nasıl emekli olacağım?” diyenler için artık bir kapı açılıyor. Üstelik sadece sigorta yaptırma hakkı değil, bir de bunun üzerine devletin desteği geliyor. PRİMLERİN ÜÇTE BİRİNİ DEVLET ÖDEYECEK Yeni düzenlemenin en dikkat çeken tarafı, isteğe bağlı sigorta yaptıran ev kadınlarının ödeyeceği primlerin üçte birinin devlet tarafından karşılanacak olması. Bugünkü rakamlarla konuşursak: Asgari ücret üzerinden aylık isteğe bağlı sigorta primi: 8.321,76 TL Bunun üçte biri devlet tarafından ödenecek: 2.883,92 TL Ev kadınının cebinden çıkacak tutar: 5.547,84 TL Yani devlet, evdeki emeğin karşılığını yıllık 34.607 TL’lik bir prim desteğiyle vermiş olacak. Bu destek sayesinde hem prim ödemek kolaylaşacak hem de ev kadınları için emeklilik daha ulaşılabilir bir hale gelecek. YIPRANMA HAKKI DA GELİYOR Sadece prim desteğiyle kalınmıyor, bir de “yıpranma hakkı” gündemde. Normalde bu hak ağır işlerde çalışanlara tanınır. Ama şimdi, ev kadınlarının da bu haktan faydalanması planlanıyor. Çünkü çocuk büyütmek, yaşlı bakmak, evin tüm yükünü omuzlamak da kolay iş değil. Bu da ciddi bir yıpranma yaratıyor. Yeni sistemde şöyle bir formül konuşuluyor: Her 360 günlük sigortalılık süresine karşılık 1 çocuk için 30 gün, 2 çocuk için 60 gün, 3 ve üzeri çocuk için 90 gün ilave prim günü eklenecek. Bu ne anlama geliyor? Yıpranma hakkıyla birlikte kadınlar, 2,5 yıla kadar daha erken emekli olabilecek. ENGELLİ ÇOCUK ANNESİNE EK AYRICALIK Mevcut yasalarda engelli çocuğu olan annelere zaten bir erken emeklilik hakkı tanınıyor. Bu yeni düzenlemeyle bu hak korunmaya devam edecek. Eğer çocuğunuz başkasının bakımına muhtaç derecede engelliyse ve siz sigorta primlerinizi isteğe bağlı olarak ödüyorsanız, her yıl için 90 gün fazladan prim günü kazanıyorsunuz. Ve bu, emeklilik yaşınızı da aşağıya çekiyor. Üstelik bu hakkın bir sınırı yok; yani 2,5 yıl sınırı burada geçerli değil. EV KADINI NE ZAMAN EMEKLİ OLACAK? Şimdi gelelim herkesin aklındaki en büyük soruya: “Bu sistemle ne zaman emekli olacağım?” Eğer sigortaya ilk kez 2008 sonrası giriş yaptıysanız: 9000 gün prim ödeyerek emekli olabilirsiniz. Bu da düzenli ödeme yaparsanız yaklaşık 25 yıl sürer. Bu şekilde emeklilik yaşınız 65 olacak ama yıpranma hakkınız varsa bu yaş 2,5 yıl öne çekilebilir. Eğer bu kadar prim ödeme şansınız yoksa: 5400 gün primle “kısmi emeklilik” hakkınız var. Ama bu durumda yaş sınırınız biraz artıyor. Yani 5400 günü tamamlama tarihinize göre yaş sınırı 61 ila 65 arasında değişiyor. Yine burada da yıpranma hakkı devreye girerse, yaş sınırınız düşebilir. Örnek olarak: 5400 günü 2036’ya kadar tamamlarsanız 61 yaşında emekli olabilirsiniz. 2038’de tamamlarsanız yaş 63’e, 2040 ve sonrasında tamamlarsanız yaş 65’e çıkıyor. Ama yıpranma payı eklendiğinde bu yaşlar…

Suat Elibüyük : Dış Ticarette Dijitalleşme ;

Dış ticaret ve dijitalleşme, küresel ekonomik etkileşimleri ve ticaret süreçlerini köklü şekilde dönüşüme uğratan önemli kavramlardır. İşte bu iki alanın birlikteliği ve etkileri hakkında temel bilgiler: Dış Ticaretin Dijitalleşmesi:Dijital platformlar ve e-ticaret siteleri sayesinde, ülkeler arasındaki alım satım işlemleri artık daha hızlı ve kolay gerçekleştirilmektedir.Elektronik veri değişimi (EDI), sınır ötesi ödemeler ve dijital sertifikalar gibi teknolojiler, işlemleri otomatikleştirerek zaman ve maliyet tasarrufu sağlar.Sanal fuarlar ve dijital pazar yerleri, küçük ve orta ölçekli işletmelerin küresel pazarlara erişimini kolaylaştırır.Dijital Teknolojilerin Rolü:Yapay zeka ve büyük veri analitiği, piyasa trendlerini ve müşteri ihtiyaçlarını öngörmede kullanılmakta, böylece dış ticaret stratejileri optimize edilmektedir.Blockchain teknolojisi, işlemlerin güvenli ve şeffaf bir şekilde kaydedilmesine ve takibine olanak tanır.Bulut bilişim, farklı ülkelerdeki iş ortaklarıyla ortak çalışma ve bilgi paylaşımını kolaylaştırır.Avantajlar: Hızlı işlem yapabilme ve dönüşüm sürelerinin kısalması,Maliyetlerin düşürülmesi ve verimliliğin artırılması,Daha geniş pazarlara erişim ve rekabet gücünün yükselmesi,Risk yönetiminin daha etkin hale gelmesi.Zorluklar ve Riskler:Dijital altyapı ve siber güvenlik sorunları,Veri gizliliği ve uluslararası düzenlemelere uyum,Teknolojiye erişimde eşitsizlikler,Geleneksel alışkanlıklardan ve yasal mevzuatlardan kaynaklanan adaptasyon zorlukları.Sonuç olarak, dış ticaretin dijitalleşmesi, küresel ekonomi için yeni fırsatlar ve rekabet avantajları sunarken, aynı zamanda dijital dönüşüm süreçlerinde dikkat edilmesi gereken riskleri de beraberinde getirmektedir. Bu dönüşüm, ülkelerin ve işletmelerin stratejilerini yeniden şekillendirmelerine ve daha sürdürülebilir, verimli ticaret yapıları kurmalarına imkan tanımaktadır.

ABD İLE ÇİN GÜMRÜK VERGİLERİ KONUSUNDA ANLAŞTI

ABD başkanı Trump’ın tüm dünya ülkelerini ilgilendiren yeni ithalat verilerini 2 nisanda açıkladıktan bu yana tüm dünyada gündem olmaya devam ediyor. Söz konusu vergilerin açıklanmasında esas amaç, ABD’nin yüksek oranda verdiği dış ticaret açığının kapanmasıdır. Ancak ABD dış ticaret açığı verse de rezervleri yeterli olduğu için önemli değildir. 2 Nisan’da Trump tarafından açıklanan ithalat vergi oranlarına en çabuk ve net bir şekilde cevap veren ülke Çin olmuştu ve Trump’ın açıkladığı %34 ithalat vergisine karşılık Çin’de aynı oranda ABD ürünlerinin ithalatına vergi koymuştu. Bu olaylar yaşanırken oranlar karşılıklı olarak yükseltilerek %145 oranına kadar yükseldi. Ekonomik açıdan bakıldığında ABD ve Çin dünyanın iki büyük devi olduğu kesindir. Daha sonraki gelişmelerde ise Trump Çin harici ülkeler için gümrük vergisi uygulamasının 90 gün süreyle ertelendiğini ve Çin ile ilişkilerini azaltan ülkelere imtiyaz tanınacağını açıklamıştı. İki ülke arasında yaşanan bu ekonomik savaşın nereye varacağını da takip etmeye devam edeceğiz. Ancak savaşın galibi olmayacağına göre masaya oturup iki ülkenin anlaşması en ideal yol olacaktır. Bilindiği üzere Çin dış ticaret fazlası veren ülkelerden bir tanesidir. Bunun temel nedeni dünyanın dört bir yanına her türlü ürünü üreterek ihracat yapmasıdır ve geniş bir pazara sahip olmasıdır. Öyle ki aklınıza ne geliyorsa, istediğiniz kalitede, istediğiniz miktarda, istediğiniz şekilde üretim yapılabilen bir ülke durumundadır. Yaklaşık 46 yıl içinde bulunduğum hırdavat, nalbur iye sektöründen örneklemek gerekirse tüm değerli ve yüksek fiyatlı ürünlerin Çin’de ya fabrikası var ya da üretimi Çin’de fason yaptırmaktadırlar. Ben bizzat Çin’e gidip görmedim ama gidip gelen, fuarlara katılan, ithalat yapan birçok meslektaşlarımın ifadelerine göre özellikle işçilik maliyetleri ucuz olduğundan üretilen malın değeri de ekonomik duruma geliyor ve özellikle ülkemizde tercih edilen ürünler arasına rahatlıkla girdiğinden ülkemiz pazarında oldukça yoğun oranda yerini almaktadır. Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi tüm dünya ülkeleri ile ticari ilişkisi olan Çin bu konuda ABD yerine dünyada başka pazarlar arayacak ve üretimini azaltmayacak belki de çoğalacaktır. Çünkü dünyanın en meşhur markalarının Çin ile ilişkisi olduğu bilinmektedir. Yukarıdaki bilgileri daha önce yazmıştım ve konunun anlaşma ile sonuçlanacağı belli idi. Geldiğimiz noktada yapılan görüşmeler sonucunda nihayet iki ülke arasında anlaşma sağlandı. Euronews sitesinden konu ile ilgili aldığım bilgiler aşağıdadır. ABD, Çin’e uyguladığı yüzde 145 olan gümrük vergisini yüzde 30’a; Çin ABD’ye uyguladığı yüzde 125’lik vergiyi yüzde 10’a indirdi. İndirimler 90 gün geçerli olacak. Çin ve ABD arasında ticaret müzakerelerinin sürdürülmesi için mekanizma kurulacak. ABD ve Çin, karşılıklı uyguladıkları gümrük vergilerini sürpriz bir şekilde 3 ay süreyle düşürme konusunda anlaştı. ABD Çin mallarına uyguladığı gümrük vergilerini 90 gün için yüzde 145’ten yüzde 30’a, Pekin, ABD mallarına uyguladığı gümrük vergilerini yüzde 125’ten yüzde 10’a düşürecek. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, hafta sonu Cenevre’de Çin heyetiyle gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından basın toplantısı düzenledi. Bessent, Çin ile 90 günlük bir duraklama ve gümrük vergisi seviyelerinin önemli ölçüde aşağı çekilmesi konusunda anlaşmaya varıldığını bildirerek, Çin ve ABD’nin ayrışma istemediğini belirtti. Hafta sonu Çin ile yapılan görüşmeleri “sağlam” ve “saygılı” olarak nitelendiren Bessent, “Fentanil konusunda atılacak adımlara yönelik çok sağlam ve verimli bir görüşme yaptık. Her iki tarafın da ayrışmak istemediği konusunda hemfikiriz.” ifadesini kullandı. Bessent, gelecekteki görüşmelere yönelik “Çok iyi görüşmeler bekliyoruz, artık görüşmelerde Cenevre mekanizması var.” dedi. ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, ABD’nin Çin ile daha dengeli bir ticaret yapmak istediğini belirterek, “ABD ve Çin için oldukça iyi…

ENFLASYON BEKLENTİSİ VE MAAŞLAR

Milyonlarca emekli ve memur için maaş zammı hesaplamalarında belirleyici olan enflasyon verileri netleşmeye başladı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), mayıs ayına ilişkin Piyasa Katılımcıları Anketini yayımladı. Bu ankette yıl sonu enflasyon beklentisinin yükseldiği görüldü. Ayrıca Mayıs ve haziran ayı için öngörülen enflasyon oranları, temmuz ayında yapılacak zam oranlarına dair önemli ipuçları verdi. Enflasyon Verileri Maaşları Belirliyor Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her ay enflasyon rakamlarını açıklıyor ve bu veriler, emekli ve memur maaşlarının artış oranlarını doğrudan etkiliyor. Özellikle SSK ve BAĞ-KUR emeklileri için maaş artışları, 6 aylık enflasyon oranı üzerinden belirleniyor. Memur ve memur emeklilerinin maaşlarında ise toplu sözleşme zammı + enflasyon farkı formülü uygulanıyor. Nisan ayı enflasyon verilerine göre, SSK ve BAĞ-KUR emeklilerinin 6 aylık döneme ait maaş artışı şimdiden %13,36 olarak hesaplandı. Memur ve memur emeklileri için ise bu oran %12,29 oldu. Ancak nihai zam oranı, Mayıs ve haziran ayı enflasyonlarının açıklanmasıyla kesinleşecek. Merkez Bankası Tahminlerine Göre Yeni Zam Hesapları TCMB’nin Piyasa Katılımcıları Anketi’nde yer alan tahminlere göre; Mayıs enflasyonu: %2,36 Haziran enflasyonu: %1,77 Şeklinde bekleniyor. Bu oranlar ışığında, 2024 yılının ilk 6 ayı için toplam enflasyon %18,09 civarında olacak. Buna göre: SSK ve BAĞ-KUR emeklileri için doğrudan bu oran kadar (yaklaşık %18,09) maaş zammı gündemde. Memur ve memur emeklileri içinse toplu sözleşmeden kaynaklanan %10’luk artışın üzerine yaklaşık %6,97’lik enflasyon farkı eklenerek toplamda %16,97 oranında bir artış öngörülüyor. Mesleklere Göre Zamlı Maaş Tablosu Anket verileri ve mevcut maaşlar dikkate alınarak hazırlanan yeni zamlı maaş tablosu şu şekilde şekillendi: Meslek                                            Mevcut Maaş    Zamlı Maaş (Tahmini) Şube Müdürü (Üniversite)            66.358 TL           74.513 TL Memur (Üniversite)                      45.555 TL            51.154 TL Uzman Öğretmen                         58.663 TL             65.873 TL Öğretmen                                      52.935 TL             59.441 TL Başkomiser                                    64.481 TL             72.406 TL Polis Memuru                                58.938 TL             66.181 TL Uzman Doktor                            109.154 TL             122.569 TL Hemşire (Üniversite)                    53.465 TL             60.036 TL Mühendis                                       67.691 TL             76.010 TL Teknisyen (Lise)                              47.224 TL           53.028 TL Profesör                                           96.374 TL            108.218 TL Araştırma Görevlisi                        63.877 TL            71.727 TL Vaiz                                                   55.332 TL           62.132 TL Avukat                                             63.637 TL           71.458 TL Bu hesaplamalar, TCMB’nin tahmini enflasyon oranlarına göre yapılmış olup, TÜİK’in kesin verileriyle birlikte nihai hale gelecektir. Zamlar Temmuz’da Cebe Yansıyacak TÜİK’in haziran ayı enflasyonunu temmuz başında açıklamasıyla birlikte, 6 aylık enflasyon kesinleşmiş olacak. Böylece, SSK, BAĞ-KUR ve memur emeklilerinin yanı sıra aktif memurlar da yeni maaşlarına kavuşacak. Zamlı maaşlar temmuz ayında yürürlüğe girecek. Bu artışlar, özellikle yüksek enflasyonun etkilerini hissetmeye devam eden sabit gelirli kesim için önemli bir rahatlama sağlayacak. Ancak, fiyat artışlarının yıl boyunca sürmesi beklendiğinden, vatandaşların alım gücünde uzun vadeli iyileşmelerin sürdürülebilirliği tartışma konusu olmaya devam ediyor. Sonuç: Beklentiler Yüksek, Gözler TÜİK’te Son açıklanan tahminler, temmuz ayında maaşlara yapılacak zam oranlarının önceki dönemlere göre daha yüksek olabileceğini gösteriyor. Bu da emekliler ve memurlar için kısa vadede bir nebze rahatlama anlamına geliyor. Ancak nihai karar için gözler TÜİK’in 3 Temmuz 2025 tarihinde açıklayacağı haziran ayı enflasyon verisine çevrildi. Bu veriyle birlikte zam oranları kesinleşecek ve milyonlarca kişi maaş hesaplarına yansıyacak yeni tutarları öğrenmiş olacak. ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com

TEMİZLİK KÂĞITLARI VE TEKNOLOJİLERİ SEKTÖRÜNÜN LİDERLERİ İLK KEZ İSTANBUL’DA BULUŞTU!

Temizlik kâğıdı ve teknolojileri sektörünün dünyadaki en büyük paydaşları, Paper & Tissue Expo İstanbul’da ilk kez aynı çatı altında buluştu. Sektöre dikkat çekmek, ekonomik büyüklüğünü ve çevresel sürdürülebilirlikteki rolünü vurgulamak amacıyla hayata geçirilen fuar, daha ilk gününden büyük ilgi gördü. Kâğıt Sanayi Vakfı Başkanı ve Lila Kâğıt Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Öğücü, kâğıt ve karton sanayiinin son 5 yılda yapılan yatırımlarla birlikte kapasitesinin %36 artarak 7,8 milyon ton seviyesine ulaştığını vurguladı. Fuar, 3 gün boyunca sektörün önde gelen katılımcılarını ve profesyonel ziyaretçilerini aynı çatı altında buluşturacak. İstanbul, Küresel İş Birliklerinin Yeni Buluşma Noktası 26-28 Mayıs tarihlerinde gerçekleşen, toplam 18 ülkeden sektör liderlerinin yer aldığı fuarda, ABD, Çin, Almanya, Fransa ve Hindistan gibi ülkelerden katılımcılar yer aldı. İstanbul’un stratejik konumu ve güçlü altyapısı, şehri bu alanda küresel iş birliklerinin yeni merkezi haline getirmeye aday gösterdi. Dünyanın dört bir yanından, alanında öncü firmaların katılım gösterdiği etkinlikte temizlik kâğıdı ve teknolojileri alanındaki en yeni ürün ve çözümler üç gün boyunca sergilenecek. Dash Fuarcılık organizasyonuyla gerçekleştirilen fuar, yalnızca sektördeki en son teknolojileri tanıtmakla kalmadı, aynı zamanda temizlik kâğıdı sektörünün ekonomik hacmini ve geleceğe dair hedeflerini de gündeme taşıdı. “Fuarı Her Yıl Düzenleyerek İstanbul’u Bir Merkez Yapmak İstiyoruz” Fuarın açılış konuşmasını yapan Fuar Direktörü Sinem Akgöl, “Temizlik kâğıdı sektörü, ekonominin en önemli yapı taşlarından biri. Paper & Tissue Expo İstanbul, lider yerli firmaların yanı sıra küresel ölçekte firmaları da ağırlayacak. İstanbul’un kolay ulaşılabilir konumu, çevre ülkelerden gelen ziyaretçiler için büyük lojistik avantaj sağlıyor. Fuarımız, her yıl düzenlenerek bölge ülkelerdeki potansiyel alıcılarla üreticileri buluşturan stratejik bir merkez hâline gelecek.” değerlendirmesinde bulundu. “Sektör Hacminin 2029 Yılına Kadar 10 Milyon Tona Ulaşması Bekleniyor” Fuarda üç gün boyunca sektörün nabzının tutulacağına işaret eden ve sektördeki büyümeye dikkat çeken İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Münir Üstün, “Temizlik kâğıdı sektöründeki yatırımların %80’i son 15 yıl içinde gerçekleşmiş, genç ve potansiyeli son derece yüksek bir sektördür. Bütün dünyada temel ihtiyaç malzemesi olan temizlik kâğıtları ürünlerinin tüketimindeki artış trendi hızla yükseliyor. Bu doğrultuda, Türkiye’deki temizlik kâğıdı sektörü sanayisi de son 10 yılda üretim kapasitesini %60, üretim hacmini ise %50 oranında artırdı. 2024 yılında 8 milyon ton üretim gerçekleştiren temizlik kâğıdı sektörü paydaşlarını yürekten tebrik ediyorum. Sektördeki hacminin 2029 yılına kadar 10 milyon tona ulaşması bekleniyor” dedi. “Sektördeki Geri Dönüşüm Oranı %53 Seviyelerinde” Fuarın ana sponsoru Essel, sektörün önde gelen markalarından biri olarak etkinlikte yer aldı. Türkiye genelinde birçok tesise sahip Lilla Kâğıt, geniş üretim ağıyla dikkat çekerken; İzmir merkezli Viking Kâğıt, kahverengi ve mavi temizlik kâğıtları gibi niş ürünlerle fark yaratıyor. Kâğıt Sanayi Vakfı ve Lilla Kâğıt Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Öğücü, son 5 yılda yatırımlarla sektör kapasitesinin %36 artarak 7,8 milyon tona ulaştığını belirtti. Üretimin 5,7 milyon ton, tüketimin ise 6,9 milyon ton seviyelerinde olduğunu ifade eden Öğücü, “Tüketim üretimden fazla. İhracatta temizlik kâğıtları %47, ambalaj kâğıtları ise %25 paya sahip” dedi. Sektörün girdilerinin %74’ü atık kâğıt, %24’ü selüloz ve %2’si dolgu malzemelerinden oluştuğunu söyleyen Öğücü, “Atık kâğıt toplama oranımız %73, geri dönüşüm oranımız ise %53 seviyesinde. Bunu en az %60’a çıkarmayı hedefliyoruz. %20’lik kaybı teknoloji ve inovasyonla azaltmalıyız” diye ekledi. “Türkiye’de Geri Dönüştürülmüş Kâğıt Kullanımını Yaygınlaştırmamız Gerekiyor” ICM Makine Genel Müdürü Çınar Ulusoy da sektördeki gelişmelere ve geri dönüşümden yararlanma oranlarına değinerek, şu bilgileri aktardı: “Türkiye sürdürülebilirlik konusunda biraz geri kaldı.…

MART AYI DIŞ TİCARET İSTATİSTİKLERİ

MART AYI DIŞ TİCARET İSTATİSTİKLERİ Dışa bağımlılık, dış ticaret açığı vermenin temel nedenlerinden biridir. Bazı ürünleri ithal etmek zorunda olan ülkeler maksimum seviyede üretim yaparak ihracatını ithalatından daha yüksek rakamlara ulaştırmadığı sürece dış ticaret açığı vermekten kurtulmaları mümkün değildir. Yani dış ticaret açığını en aza indirgemek veya dış ticaret fazlası vermek ancak ve ancak üretimin artmasıyla mümkündür. Ülkemiz de akaryakıt, enerji, doğalgaz gibi temel ihtiyaçlarımız bakımından dış ülkelere bağımlıdır ve bu ihtiyaçlarımız ithalat yoluyla tedarik edilmektedir. Bizim uzun yıllardan bu yana dış ticaret açığı vermemizin sebeplerinden biri de budur. Açığı kapatmak için üretim kaynaklarını en verimli şekilde kullanmak, üretimi teşvik edecek önlemleri almak, yabancı yatırımcıların ülkemizde yatırım yapması için koşulları oluşturmak, global pazarlarda söz sahibi olmak ve rekabet kriterlerine ayak uydurmak zorundayız. Bunun için ise millet olarak çok çalışarak çok üretim yapmak temel hedefimiz olmalıdır. Üretim yaparken kalitesiz, teknolojik olmayan vd. gibi ürünleri değil; yükte hafif pahada ağır, yüksek teknolojiye uygun, katma değeri yüksek ürünler üretmeliyiz ki uluslararası pazarlarda yerimizi alalım ve rekabet gücüne ulaşalım. Günümüzde Çin büyük çapta ihracat yaparak dış ticaret fazlası vermektedir. Bunun sebebi her türlü ürünü üreterek yabancı ülkelere kolaylıkla satabilmesi ve uluslararası pazarlarda kendini kabul ettirmesidir. Merhum Turgut Özal döneminde yani 1980 li yıllarda ithalat yasağı kalkınca koşulları uygun olan işletmeler genellikle Çin başta olmak üzere her türlü ürünü ülkemize getirerek sattılar. Ancak getirilen ürünlerin çoğu kalitesiz ama fiyat rekabetine uygun olduğu için ülkemiz pazarında rağbet gördü. İthalat yasağının kalkması, yerli ürünlerin fiyatlarının astronomik seviyeye gelmesini önlemek için yapılmıştı ama ülkemizde neredeyse yerli sanayi diye bir üretim kalmamıştı. Çünkü bizim üretim işletmelerinin Çin den gelen ürünlerle fiyat açısından rekabet etmeleri mümkün değildi ve hepsi birer birer faaliyetlerine son vermek zorunda kaldılar. Örneğin o dönemde 64 tane asma kilit fabrikası kepenk indirmişti. Ülkemiz ithalat cenneti durumuna girerken paramız sürekli yurt dışına gittiğinden dış ticaret açığı doğal olarak devam etmekte idi. Bugünkü hükümetin Eylül 2021 de Türkiye modeli diye adlandırdığı ekonomi modeli son derece olumludur. Ancak gidilen yolun yanlış olduğu sürekli olarak tartışma konusu oldu ve seçimden sonra görevlendirilen ekonomi yönetimi düşük faiz yüksek kur politikasından yumuşak geçiş yapılmasını öngördü. Türkiye modelinin amacı öncelikle ithalatı azaltarak yerli üretime önem vermek, üretim işletmelerine ucuz kredi vererek üretim maliyetlerini aşağı yönlü hareketlendirmek ve enflasyonu kontrol altına almaktı. Fakat uygulamada düşük faiz sanayiciye bir türlü ulaşmadı ve hatta faizler daha da yükseldiğinden kredi muslukları neredeyse kapandı. Bir üretim veya ticaret işletmesi, ürün gamını genişletmek, daha bölgesel Pazar payı yakalamak, ihracatı arttırmak için büyümek zorundadır ve büyümek için de global pazarın kabul ettiği ürünleri üretmek ve bunlar için doğal olarak makine ve teçhizat yatırımı yapmak durumundadır. İşte bu büyüme sırasında kaynak kullanmak son derece normaldir ve o kaynak, bankalardan sağlanan kredidir. Kullanılan kredi ne kadar uzun vade ve düşük maliyetli ise üretim kaynaklarına o kadar olumlu etkisi olacaktır. Günümüz koşullarında politika faizi 8 ay değişmeyerek %50 de sabit kalmasından dolayı kredi faiz oranları %65-70 seviyelerine kadar yükselmişti. Kredi maliyetleri astronomik şekilde yükselince üretim maliyetlerine yansıdığı için bazı işletmeler üretimlerini azaltarak, bazıları da ürün gamını azaltarak bu dönemi geçirmek durumundadır. Dolayısıyla koşullar böyle olduğu için iflas ve konkordatolar artmıştır. Üretimde daralma ise ihracatın azalmasına, işsizliğin artmasına yol açmıştır. Bu bağlamda olayı irdelediğimizde ise faizlerin düşmesi gerekirdi ki ocak aralık ve ocak, şubat aylarında…

Dolarizasyon geriliyor, TL’ye dönüş artıyor

19 Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınarak tutuklanmasıyla birlikte, Türkiye’de siyasi tansiyon yükseldi. Bu gelişme, finansal piyasalarda ciddi bir belirsizlik ortamı yarattı ve yurtiçi yerleşiklerin dövize yönelmesine neden oldu. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, bu gelişmelerin ardından döviz tevdiat hesaplarında (DTH) hızlı bir artış yaşandı. Parite etkisinden arındırılmış veriler, 8 haftalık süreçte DTH’ların toplamda 7,1 milyar dolar arttığını gösterdi. Bu artışın 5,86 milyar doları, sadece 21 Mart haftasında gerçekleşti. Ancak nisan sonundan itibaren bu tablo tersine dönmeye başladı. Son üç haftada döviz hesaplarında azalma görülüyor. Parite etkisinden arındırılmış verilere göre, DTH’lar bu sürede toplam 1,68 milyar dolar geriledi. Bu düşüşün 698 milyon doları bireysel, 986 milyon doları ise kurumsal hesaplardan kaynaklandı. Bu durum, özellikle dövizden Türk lirasına geçişte bir eğilimin başladığına işaret ediyor. Dolarizasyon oranı da bu gelişmelere paralel olarak düşüşe geçti. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) haftalık verilerine göre, 14 Mart haftasında TL mevduatların toplam içindeki payı %59,25 iken, kur korumalı ve döviz mevduatlarının payı %40,25 düzeyindeydi. 25 Nisan haftasında ise dolarizasyon oranı %42,56 ile yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Ancak sonrasında başlayan düşüşle birlikte, oran 2 Mayıs haftasında %42,31’e, 9 Mayıs haftasında ise %42,25’e geriledi. Bu süreçte TL mevduatların toplam içindeki payı yeniden yükselerek %57,75’e çıktı. Kur korumalı mevduatlar hariç tutulduğunda da benzer bir eğilim dikkat çekiyor. Sadece yabancı para cinsi mevduatların toplam mevduat içindeki payı, 25 Mart haftasında %39,38 iken, 9 Mayıs haftasında %39,35’e geriledi. Bu da yatırımcıların yavaş yavaş dövizden uzaklaşarak TL’ye yönelmeye başladığını gösteriyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de döviz talebindeki bu azalmaya dikkat çeken bir açıklama yaptı. Sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede, DTH talebinde düşüş yaşandığını, ülke risk priminin (CDS) gerilediğini ve Merkez Bankası’nın brüt rezervlerinin bir haftada 5,8 milyar dolar arttığını belirtti. Şimşek, temel hedeflerinin “kalıcı fiyat istikrarı” olduğunu ifade ederek, uygulanan politikaların meyvelerini vermeye başladığını vurguladı. Ayrıca azalan küresel belirsizliklerin ve iyileşen finansal göstergelerin dezenflasyon sürecini destekleyeceğini belirtti. Ekonomistler ise bu gelişmeleri, ekonomi yönetiminin sürdürdüğü sıkı para ve maliye politikalarının sonucu olarak değerlendiriyor. 19 Mart sonrasında yaşanan siyasi gerilim, dövize olan talebi artırırken, uygulanan politikalarla birlikte yatırımcının güveni kademeli olarak yeniden kazanılıyor. TL varlıklara dönüş teşvik edilirken, döviz hesaplarındaki azalma bu güvenin işareti olarak görülüyor. Uzmanlara göre, döviz talebindeki düşüşün kalıcı hale gelmesi için yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi istikrarın da sağlanması gerekiyor. Eğer bu eğilim devam ederse, Merkez Bankası’nın rezerv birikimi artacak, döviz kuru üzerindeki baskı azalacak ve finansal istikrar daha güçlü şekilde sağlanabilecek.

EMEKLİ AYLIK BAĞLAMA ORANLARINDE DEĞİŞİKLİK

EMEKLİ AYLIK BAĞLAMA ORANLARINDE DEĞİŞİKLİK Bildiğimiz üzere ülkemizde çalışan nüfus sayısı olarak 15-64 yaş arası esas alınmaktadır. Ancak 2022’den önce emekli olabilmek için yaş sınırına bakılmaksızın prim ödeme gün sayısı belirleyici faktör idi ve yaş sınırına bakılmıyordu. Emekliler her dönem ekonomik açıdan en olumsuz koşulları yaşayan kesimdir ve buna asgari ücretliler de eklenebilir. Dolayısıyla emeklinin yaşam koşulları, aldıkları maaşlar gündemden düşmemektedir. Ülkemizde maalesef doğurganlık oranı %1,5 civarındadır ve bu oran ilerleyen dönem için çalışan nüfusun azalması tehlikesiyle karşı karşıyadır ve yaşlı nüfusumuz her geçen dönemde artmaktadır.Sn. Cumhurbaşkanımızın yıllar önce 3 çocuk önerisi demek ki doğru imiş ve bugünkü ortamda da bu tez ispatlanmış durumdadır. Ancak içinde bulunduğumuz dönemde tek çocuğa bile bakmak, yetiştirmek ekonomik anlamda oldukça zordur. Vatandaşlarımız emekli oldukları taktirde aldıkları maaşın yarısı kadar maaş almaktadır ve bu tutar geçinmek için zordur ve hatta mümkün değildir. Dolayısıyla emekli vatandaşlarımız ikinci bir işte çalışmak zorunda kalmakta ama tabii ki herkes iş bulmakta güçlüklerle karşı karşıya kalmaktadır. Emeklilik koşulları 2022 yılında çıkarılan bir kanunla erkekler için 65, kadınlar için ise 60 olarak belirlenmiş ve çalışan nüfus sistemine uygundur. Bu kanun çıkmadan önce 45 yaş civarında prim ödeme gün sayısına göre emekli olunabiliyordu. Yani üretime katkı sağlayabilecek yaşta emeklilik söz konusu idi. Ancak sadece yaş sınırı baz alınmamakta belirli bir prim sayısını da tamamlamak gerekmektedir. Prim ödeme gün sayısı ise gene 2022 yılında çıkan bir kanunla erkekler için 7200 gün erkekler için ise gene aynı gündür. Ancak erkeklerde 2028 yılından itibaren 9000 gün olarak uygulanacaktır. Emeklilikte ilk sigorta girişi son derece önemlidir. Çünkü emeklilik girişi, emeklilik yaşı ve prim ödeme gün sayısını belirlemekte baz alınmaktadır. Emeklilik maaşı hesaplama formülü, yıllık ortalama maaşın “aylık bağlanma oranı” ile çarpılıp sonucun SGK’ya prim olarak ödenen yıl sayısına bölünmesiyle aylık emekli maaşı hesaplama sonucunu verir. Özellikle içinde bulunduğumuz dönemde emekli maaşlarının yetersizliğini hepimiz biliyoruz. Kamuoyunda intibak yasası olarak bilinen ve 2000 yılından önce emekli olanlar ile 2000 yılından sonra emeklilerin aldıkları maaş neredeyse %50 fark oluşmasına sebep olmuştur. Bir diğer konu da 2008 yılında emeklilik katsayısının %45 e düşürülmesiyle emekli maaşlarının oldukça düşük kalmasıdır. Öncelikle bu iki konunu emekliler arasındaki adaleti sağlamak için ivedilikle ele alınması ve çözülmesi gerekir. Emeklilik katsayısı konusu geçtiğimiz günlerde TBMM ye sunuldu. Yapılan düzenlemeye göre 25 yıl hizmet dönemini tamamlayan ve primini de ödeyen bir kişi emekli olmak istediğinde alacağı maaşın aylık bağlanma oranı yüzde 50 seviyesinden yüzde 75 seviyesine çıkacak. Bu şekilde emekli maaşlarının da belirlenen yeniden bağlanma oranına göre artırılması söz konusu olabilir. Emekli aylığı bağlanmasıyla ilgili 5510 sayılı kanundaki 29. madde aylık bağlanma oranını her yıl için yüzde 2 olarak belirliyor. Bu oran mevcut haliyle kaldığı tabloda 25 yıllık hizmet süresini dolduran bir vatandaş prime esas gelirinin yarısını emekli aylığı olarak alıyor. 25 yılın altında çalışanlarda ise bu oran daha da düşüyor. İlgili kanun teklifi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülecek. Bir başka konu da emeklilerimizin birçoğu yaşlı olduğu için doğal olarak sağlık sorunlarının çoğalması, hastanelere olan ihtiyaçlarını ger geçen gün artmasıdır. Hastanelerden kesilen muayene farkı ve eczaneye ödenen ilaç farkları zaten az olan maaşlarını iyice düşürmektedir. Kendimden örnek verecek olursam diyaliz hastası olduğum için yani kronik hastalığım olduğu için birtakım ilaçları sürekli kullanmak zorundayım. Ve ilaç alımı için ocak ayında 485; şubat ayında da muayene katkı payı dahil 450…