Tüketici güven endeksi Mayıs 2025 Değerlendirmesi
Türkiye İstatistik Kurumu ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yürütülen tüketici eğilim anketine göre, Mayıs 2025’te tüketici güven endeksi bir önceki aya kıyasla %1,1 artarak 84,8’e yükseldi. Bu artış, tüketicilerin ekonomik beklentilerinde sınırlı da olsa bir iyileşmeye işaret ediyor. GENEL BİR BAKIŞ: Nisan ayında 83,9 olan endeks, Mayıs ayında 84,8 seviyesine yükseldi.Endeksin 100’ün altında olması, tüketici güveninin hâlâ kötümser bölgede olduğunu gösteriyor. Bu artış daha çok bazı alt kalemlerdeki yükselişten kaynaklandı. ALT KALEMLERE GÖRE GELİŞMELER:Alt Endeks Nisan 2025 Mayıs 2025 Aylık Değişim (%)Genel Tüketici Güven Endeksi 83,9 84,8 1,1Hanenin mevcut maddi durumu 69,1 69,1 0,0Gelecek 12 ayda hanenin maddi durum beklentisi 84,3 85,3 1,2Gelecek 12 ayda genel ekonomik durum beklentis 82,8 82,2 -0,7Gelecek 12 ayda dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi 99,3 102,5 3,3 ÖNE ÇIKAN NOKTALAR: Hanenin mevcut maddi durumu endeksinin 69,1’de sabit kalması, halkın bugünkü ekonomik koşullara dair fikrinin değişmediğini gösteriyor.Gelecek 12 aya ilişkin maddi durum beklentisindeki %1,2’lik artış, tüketicilerin gelecek için biraz daha umutlu olduklarını ortaya koyuyor. Buna karşılık genel ekonomik durum beklentisindeki %0,7’lik düşüş, ülke ekonomisinin geleceğine yönelik kaygıların biraz arttığını gösteriyor. En dikkat çekici gelişme, dayanıklı tüketim mallarına (beyaz eşya, mobilya gibi) harcama yapma düşüncesinde yaşandı. Bu kalem %3,3 arttı ve 102,5 seviyesine yükseldi. Bu da tüketicilerin alışveriş yapmaya daha istekli olduğunu gösteriyor. GENEL DEĞERLENDİRME: Endeksin 100’ün altında kalması, tüketici güveninde hâlâ karamsarlığın devam ettiğini gösteriyor. Ancak dayanıklı tüketim mallarına harcama eğilimindeki artış, iç talep açısından olumlu bir gelişme. Mevcut durumdaki durağanlık ve geleceğe dair beklentilerdeki hafif toparlanma, tüketici güveninin kırılgan olmaya devam ettiğini ortaya koyuyor. SON SÖZ: Mayıs 2025 verileri, tüketici güveninde küçük ama olumlu bir kıpırdanma olduğunu gösteriyor. Özellikle harcama yapma isteğindeki artış, halkın geleceğe biraz daha iyimser bakmaya başladığına işaret ediyor. Ancak ekonomik beklentilerdeki zayıflık, bu iyileşmenin kalıcı olup olmayacağı konusunda soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Bu nedenle ekonomik güvenin kalıcı şekilde artması için atılacak adımlar önemini koruyor. Kaynak: TÜİKZAFER ÖZCİVANEkonomist-Yazarzozcivan@hotmail.com
EV KADINLARINA EMEKLİLİK GELİYOR
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın son açıklamalarına göre, uzun süredir gündemde olan ev kadınlarına emeklilik meselesinde artık somut adımlar atılmak üzere. Haziran ve temmuz aylarında yasal altyapısı hazırlanarak Ekonomik Koordinasyon Kurulu’na sunulacak bu düzenlemeyle birlikte ev kadınları, devlet desteğiyle emeklilik hakkına kavuşabilecek. İşte benim dilimden, herkesin rahatça anlayabileceği şekilde bu düzenlemenin tüm detayları… DEVLET, EV KADINLARININ YANINDA OLACAK Evde çocuk bakan, yaşlısına bakan, evin tüm yükünü omuzlayan ama bir işverene bağlı çalışmadığı için sigortası olmayan milyonlarca kadın var. Bu kadınlar, aslında görünmeyen ama çok kıymetli bir iş yapıyorlar. Bu gerçeği artık devlet de kabul etmiş durumda. Bu yüzden ev kadınlarına yönelik emeklilik sistemi geliştiriliyor. Bu sistemle birlikte, evde çalıştığı halde hiçbir sosyal güvencesi olmayan kadınlar isteğe bağlı sigorta sistemiyle emekli olabilecek. Yani bugüne kadar “Ben ev kadınıyım, çalışmıyorum, nasıl emekli olacağım?” diyenler için artık bir kapı açılıyor. Üstelik sadece sigorta yaptırma hakkı değil, bir de bunun üzerine devletin desteği geliyor. PRİMLERİN ÜÇTE BİRİNİ DEVLET ÖDEYECEK Yeni düzenlemenin en dikkat çeken tarafı, isteğe bağlı sigorta yaptıran ev kadınlarının ödeyeceği primlerin üçte birinin devlet tarafından karşılanacak olması. Bugünkü rakamlarla konuşursak: Asgari ücret üzerinden aylık isteğe bağlı sigorta primi: 8.321,76 TL Bunun üçte biri devlet tarafından ödenecek: 2.883,92 TL Ev kadınının cebinden çıkacak tutar: 5.547,84 TL Yani devlet, evdeki emeğin karşılığını yıllık 34.607 TL’lik bir prim desteğiyle vermiş olacak. Bu destek sayesinde hem prim ödemek kolaylaşacak hem de ev kadınları için emeklilik daha ulaşılabilir bir hale gelecek. YIPRANMA HAKKI DA GELİYOR Sadece prim desteğiyle kalınmıyor, bir de “yıpranma hakkı” gündemde. Normalde bu hak ağır işlerde çalışanlara tanınır. Ama şimdi, ev kadınlarının da bu haktan faydalanması planlanıyor. Çünkü çocuk büyütmek, yaşlı bakmak, evin tüm yükünü omuzlamak da kolay iş değil. Bu da ciddi bir yıpranma yaratıyor. Yeni sistemde şöyle bir formül konuşuluyor: Her 360 günlük sigortalılık süresine karşılık 1 çocuk için 30 gün, 2 çocuk için 60 gün, 3 ve üzeri çocuk için 90 gün ilave prim günü eklenecek. Bu ne anlama geliyor? Yıpranma hakkıyla birlikte kadınlar, 2,5 yıla kadar daha erken emekli olabilecek. ENGELLİ ÇOCUK ANNESİNE EK AYRICALIK Mevcut yasalarda engelli çocuğu olan annelere zaten bir erken emeklilik hakkı tanınıyor. Bu yeni düzenlemeyle bu hak korunmaya devam edecek. Eğer çocuğunuz başkasının bakımına muhtaç derecede engelliyse ve siz sigorta primlerinizi isteğe bağlı olarak ödüyorsanız, her yıl için 90 gün fazladan prim günü kazanıyorsunuz. Ve bu, emeklilik yaşınızı da aşağıya çekiyor. Üstelik bu hakkın bir sınırı yok; yani 2,5 yıl sınırı burada geçerli değil. EV KADINI NE ZAMAN EMEKLİ OLACAK? Şimdi gelelim herkesin aklındaki en büyük soruya: “Bu sistemle ne zaman emekli olacağım?” Eğer sigortaya ilk kez 2008 sonrası giriş yaptıysanız: 9000 gün prim ödeyerek emekli olabilirsiniz. Bu da düzenli ödeme yaparsanız yaklaşık 25 yıl sürer. Bu şekilde emeklilik yaşınız 65 olacak ama yıpranma hakkınız varsa bu yaş 2,5 yıl öne çekilebilir. Eğer bu kadar prim ödeme şansınız yoksa: 5400 gün primle “kısmi emeklilik” hakkınız var. Ama bu durumda yaş sınırınız biraz artıyor. Yani 5400 günü tamamlama tarihinize göre yaş sınırı 61 ila 65 arasında değişiyor. Yine burada da yıpranma hakkı devreye girerse, yaş sınırınız düşebilir. Örnek olarak: 5400 günü 2036’ya kadar tamamlarsanız 61 yaşında emekli olabilirsiniz. 2038’de tamamlarsanız yaş 63’e, 2040 ve sonrasında tamamlarsanız yaş 65’e çıkıyor. Ama yıpranma payı eklendiğinde bu yaşlar…
Suat Elibüyük : Dış Ticarette Dijitalleşme ;
Dış ticaret ve dijitalleşme, küresel ekonomik etkileşimleri ve ticaret süreçlerini köklü şekilde dönüşüme uğratan önemli kavramlardır. İşte bu iki alanın birlikteliği ve etkileri hakkında temel bilgiler: Dış Ticaretin Dijitalleşmesi:Dijital platformlar ve e-ticaret siteleri sayesinde, ülkeler arasındaki alım satım işlemleri artık daha hızlı ve kolay gerçekleştirilmektedir.Elektronik veri değişimi (EDI), sınır ötesi ödemeler ve dijital sertifikalar gibi teknolojiler, işlemleri otomatikleştirerek zaman ve maliyet tasarrufu sağlar.Sanal fuarlar ve dijital pazar yerleri, küçük ve orta ölçekli işletmelerin küresel pazarlara erişimini kolaylaştırır.Dijital Teknolojilerin Rolü:Yapay zeka ve büyük veri analitiği, piyasa trendlerini ve müşteri ihtiyaçlarını öngörmede kullanılmakta, böylece dış ticaret stratejileri optimize edilmektedir.Blockchain teknolojisi, işlemlerin güvenli ve şeffaf bir şekilde kaydedilmesine ve takibine olanak tanır.Bulut bilişim, farklı ülkelerdeki iş ortaklarıyla ortak çalışma ve bilgi paylaşımını kolaylaştırır.Avantajlar: Hızlı işlem yapabilme ve dönüşüm sürelerinin kısalması,Maliyetlerin düşürülmesi ve verimliliğin artırılması,Daha geniş pazarlara erişim ve rekabet gücünün yükselmesi,Risk yönetiminin daha etkin hale gelmesi.Zorluklar ve Riskler:Dijital altyapı ve siber güvenlik sorunları,Veri gizliliği ve uluslararası düzenlemelere uyum,Teknolojiye erişimde eşitsizlikler,Geleneksel alışkanlıklardan ve yasal mevzuatlardan kaynaklanan adaptasyon zorlukları.Sonuç olarak, dış ticaretin dijitalleşmesi, küresel ekonomi için yeni fırsatlar ve rekabet avantajları sunarken, aynı zamanda dijital dönüşüm süreçlerinde dikkat edilmesi gereken riskleri de beraberinde getirmektedir. Bu dönüşüm, ülkelerin ve işletmelerin stratejilerini yeniden şekillendirmelerine ve daha sürdürülebilir, verimli ticaret yapıları kurmalarına imkan tanımaktadır.
ABD İLE ÇİN GÜMRÜK VERGİLERİ KONUSUNDA ANLAŞTI
ABD başkanı Trump’ın tüm dünya ülkelerini ilgilendiren yeni ithalat verilerini 2 nisanda açıkladıktan bu yana tüm dünyada gündem olmaya devam ediyor. Söz konusu vergilerin açıklanmasında esas amaç, ABD’nin yüksek oranda verdiği dış ticaret açığının kapanmasıdır. Ancak ABD dış ticaret açığı verse de rezervleri yeterli olduğu için önemli değildir. 2 Nisan’da Trump tarafından açıklanan ithalat vergi oranlarına en çabuk ve net bir şekilde cevap veren ülke Çin olmuştu ve Trump’ın açıkladığı %34 ithalat vergisine karşılık Çin’de aynı oranda ABD ürünlerinin ithalatına vergi koymuştu. Bu olaylar yaşanırken oranlar karşılıklı olarak yükseltilerek %145 oranına kadar yükseldi. Ekonomik açıdan bakıldığında ABD ve Çin dünyanın iki büyük devi olduğu kesindir. Daha sonraki gelişmelerde ise Trump Çin harici ülkeler için gümrük vergisi uygulamasının 90 gün süreyle ertelendiğini ve Çin ile ilişkilerini azaltan ülkelere imtiyaz tanınacağını açıklamıştı. İki ülke arasında yaşanan bu ekonomik savaşın nereye varacağını da takip etmeye devam edeceğiz. Ancak savaşın galibi olmayacağına göre masaya oturup iki ülkenin anlaşması en ideal yol olacaktır. Bilindiği üzere Çin dış ticaret fazlası veren ülkelerden bir tanesidir. Bunun temel nedeni dünyanın dört bir yanına her türlü ürünü üreterek ihracat yapmasıdır ve geniş bir pazara sahip olmasıdır. Öyle ki aklınıza ne geliyorsa, istediğiniz kalitede, istediğiniz miktarda, istediğiniz şekilde üretim yapılabilen bir ülke durumundadır. Yaklaşık 46 yıl içinde bulunduğum hırdavat, nalbur iye sektöründen örneklemek gerekirse tüm değerli ve yüksek fiyatlı ürünlerin Çin’de ya fabrikası var ya da üretimi Çin’de fason yaptırmaktadırlar. Ben bizzat Çin’e gidip görmedim ama gidip gelen, fuarlara katılan, ithalat yapan birçok meslektaşlarımın ifadelerine göre özellikle işçilik maliyetleri ucuz olduğundan üretilen malın değeri de ekonomik duruma geliyor ve özellikle ülkemizde tercih edilen ürünler arasına rahatlıkla girdiğinden ülkemiz pazarında oldukça yoğun oranda yerini almaktadır. Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi tüm dünya ülkeleri ile ticari ilişkisi olan Çin bu konuda ABD yerine dünyada başka pazarlar arayacak ve üretimini azaltmayacak belki de çoğalacaktır. Çünkü dünyanın en meşhur markalarının Çin ile ilişkisi olduğu bilinmektedir. Yukarıdaki bilgileri daha önce yazmıştım ve konunun anlaşma ile sonuçlanacağı belli idi. Geldiğimiz noktada yapılan görüşmeler sonucunda nihayet iki ülke arasında anlaşma sağlandı. Euronews sitesinden konu ile ilgili aldığım bilgiler aşağıdadır. ABD, Çin’e uyguladığı yüzde 145 olan gümrük vergisini yüzde 30’a; Çin ABD’ye uyguladığı yüzde 125’lik vergiyi yüzde 10’a indirdi. İndirimler 90 gün geçerli olacak. Çin ve ABD arasında ticaret müzakerelerinin sürdürülmesi için mekanizma kurulacak. ABD ve Çin, karşılıklı uyguladıkları gümrük vergilerini sürpriz bir şekilde 3 ay süreyle düşürme konusunda anlaştı. ABD Çin mallarına uyguladığı gümrük vergilerini 90 gün için yüzde 145’ten yüzde 30’a, Pekin, ABD mallarına uyguladığı gümrük vergilerini yüzde 125’ten yüzde 10’a düşürecek. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, hafta sonu Cenevre’de Çin heyetiyle gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından basın toplantısı düzenledi. Bessent, Çin ile 90 günlük bir duraklama ve gümrük vergisi seviyelerinin önemli ölçüde aşağı çekilmesi konusunda anlaşmaya varıldığını bildirerek, Çin ve ABD’nin ayrışma istemediğini belirtti. Hafta sonu Çin ile yapılan görüşmeleri “sağlam” ve “saygılı” olarak nitelendiren Bessent, “Fentanil konusunda atılacak adımlara yönelik çok sağlam ve verimli bir görüşme yaptık. Her iki tarafın da ayrışmak istemediği konusunda hemfikiriz.” ifadesini kullandı. Bessent, gelecekteki görüşmelere yönelik “Çok iyi görüşmeler bekliyoruz, artık görüşmelerde Cenevre mekanizması var.” dedi. ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, ABD’nin Çin ile daha dengeli bir ticaret yapmak istediğini belirterek, “ABD ve Çin için oldukça iyi…
ENFLASYON BEKLENTİSİ VE MAAŞLAR
Milyonlarca emekli ve memur için maaş zammı hesaplamalarında belirleyici olan enflasyon verileri netleşmeye başladı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), mayıs ayına ilişkin Piyasa Katılımcıları Anketini yayımladı. Bu ankette yıl sonu enflasyon beklentisinin yükseldiği görüldü. Ayrıca Mayıs ve haziran ayı için öngörülen enflasyon oranları, temmuz ayında yapılacak zam oranlarına dair önemli ipuçları verdi. Enflasyon Verileri Maaşları Belirliyor Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her ay enflasyon rakamlarını açıklıyor ve bu veriler, emekli ve memur maaşlarının artış oranlarını doğrudan etkiliyor. Özellikle SSK ve BAĞ-KUR emeklileri için maaş artışları, 6 aylık enflasyon oranı üzerinden belirleniyor. Memur ve memur emeklilerinin maaşlarında ise toplu sözleşme zammı + enflasyon farkı formülü uygulanıyor. Nisan ayı enflasyon verilerine göre, SSK ve BAĞ-KUR emeklilerinin 6 aylık döneme ait maaş artışı şimdiden %13,36 olarak hesaplandı. Memur ve memur emeklileri için ise bu oran %12,29 oldu. Ancak nihai zam oranı, Mayıs ve haziran ayı enflasyonlarının açıklanmasıyla kesinleşecek. Merkez Bankası Tahminlerine Göre Yeni Zam Hesapları TCMB’nin Piyasa Katılımcıları Anketi’nde yer alan tahminlere göre; Mayıs enflasyonu: %2,36 Haziran enflasyonu: %1,77 Şeklinde bekleniyor. Bu oranlar ışığında, 2024 yılının ilk 6 ayı için toplam enflasyon %18,09 civarında olacak. Buna göre: SSK ve BAĞ-KUR emeklileri için doğrudan bu oran kadar (yaklaşık %18,09) maaş zammı gündemde. Memur ve memur emeklileri içinse toplu sözleşmeden kaynaklanan %10’luk artışın üzerine yaklaşık %6,97’lik enflasyon farkı eklenerek toplamda %16,97 oranında bir artış öngörülüyor. Mesleklere Göre Zamlı Maaş Tablosu Anket verileri ve mevcut maaşlar dikkate alınarak hazırlanan yeni zamlı maaş tablosu şu şekilde şekillendi: Meslek Mevcut Maaş Zamlı Maaş (Tahmini) Şube Müdürü (Üniversite) 66.358 TL 74.513 TL Memur (Üniversite) 45.555 TL 51.154 TL Uzman Öğretmen 58.663 TL 65.873 TL Öğretmen 52.935 TL 59.441 TL Başkomiser 64.481 TL 72.406 TL Polis Memuru 58.938 TL 66.181 TL Uzman Doktor 109.154 TL 122.569 TL Hemşire (Üniversite) 53.465 TL 60.036 TL Mühendis 67.691 TL 76.010 TL Teknisyen (Lise) 47.224 TL 53.028 TL Profesör 96.374 TL 108.218 TL Araştırma Görevlisi 63.877 TL 71.727 TL Vaiz 55.332 TL 62.132 TL Avukat 63.637 TL 71.458 TL Bu hesaplamalar, TCMB’nin tahmini enflasyon oranlarına göre yapılmış olup, TÜİK’in kesin verileriyle birlikte nihai hale gelecektir. Zamlar Temmuz’da Cebe Yansıyacak TÜİK’in haziran ayı enflasyonunu temmuz başında açıklamasıyla birlikte, 6 aylık enflasyon kesinleşmiş olacak. Böylece, SSK, BAĞ-KUR ve memur emeklilerinin yanı sıra aktif memurlar da yeni maaşlarına kavuşacak. Zamlı maaşlar temmuz ayında yürürlüğe girecek. Bu artışlar, özellikle yüksek enflasyonun etkilerini hissetmeye devam eden sabit gelirli kesim için önemli bir rahatlama sağlayacak. Ancak, fiyat artışlarının yıl boyunca sürmesi beklendiğinden, vatandaşların alım gücünde uzun vadeli iyileşmelerin sürdürülebilirliği tartışma konusu olmaya devam ediyor. Sonuç: Beklentiler Yüksek, Gözler TÜİK’te Son açıklanan tahminler, temmuz ayında maaşlara yapılacak zam oranlarının önceki dönemlere göre daha yüksek olabileceğini gösteriyor. Bu da emekliler ve memurlar için kısa vadede bir nebze rahatlama anlamına geliyor. Ancak nihai karar için gözler TÜİK’in 3 Temmuz 2025 tarihinde açıklayacağı haziran ayı enflasyon verisine çevrildi. Bu veriyle birlikte zam oranları kesinleşecek ve milyonlarca kişi maaş hesaplarına yansıyacak yeni tutarları öğrenmiş olacak. ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com
TEMİZLİK KÂĞITLARI VE TEKNOLOJİLERİ SEKTÖRÜNÜN LİDERLERİ İLK KEZ İSTANBUL’DA BULUŞTU!
Temizlik kâğıdı ve teknolojileri sektörünün dünyadaki en büyük paydaşları, Paper & Tissue Expo İstanbul’da ilk kez aynı çatı altında buluştu. Sektöre dikkat çekmek, ekonomik büyüklüğünü ve çevresel sürdürülebilirlikteki rolünü vurgulamak amacıyla hayata geçirilen fuar, daha ilk gününden büyük ilgi gördü. Kâğıt Sanayi Vakfı Başkanı ve Lila Kâğıt Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Öğücü, kâğıt ve karton sanayiinin son 5 yılda yapılan yatırımlarla birlikte kapasitesinin %36 artarak 7,8 milyon ton seviyesine ulaştığını vurguladı. Fuar, 3 gün boyunca sektörün önde gelen katılımcılarını ve profesyonel ziyaretçilerini aynı çatı altında buluşturacak. İstanbul, Küresel İş Birliklerinin Yeni Buluşma Noktası 26-28 Mayıs tarihlerinde gerçekleşen, toplam 18 ülkeden sektör liderlerinin yer aldığı fuarda, ABD, Çin, Almanya, Fransa ve Hindistan gibi ülkelerden katılımcılar yer aldı. İstanbul’un stratejik konumu ve güçlü altyapısı, şehri bu alanda küresel iş birliklerinin yeni merkezi haline getirmeye aday gösterdi. Dünyanın dört bir yanından, alanında öncü firmaların katılım gösterdiği etkinlikte temizlik kâğıdı ve teknolojileri alanındaki en yeni ürün ve çözümler üç gün boyunca sergilenecek. Dash Fuarcılık organizasyonuyla gerçekleştirilen fuar, yalnızca sektördeki en son teknolojileri tanıtmakla kalmadı, aynı zamanda temizlik kâğıdı sektörünün ekonomik hacmini ve geleceğe dair hedeflerini de gündeme taşıdı. “Fuarı Her Yıl Düzenleyerek İstanbul’u Bir Merkez Yapmak İstiyoruz” Fuarın açılış konuşmasını yapan Fuar Direktörü Sinem Akgöl, “Temizlik kâğıdı sektörü, ekonominin en önemli yapı taşlarından biri. Paper & Tissue Expo İstanbul, lider yerli firmaların yanı sıra küresel ölçekte firmaları da ağırlayacak. İstanbul’un kolay ulaşılabilir konumu, çevre ülkelerden gelen ziyaretçiler için büyük lojistik avantaj sağlıyor. Fuarımız, her yıl düzenlenerek bölge ülkelerdeki potansiyel alıcılarla üreticileri buluşturan stratejik bir merkez hâline gelecek.” değerlendirmesinde bulundu. “Sektör Hacminin 2029 Yılına Kadar 10 Milyon Tona Ulaşması Bekleniyor” Fuarda üç gün boyunca sektörün nabzının tutulacağına işaret eden ve sektördeki büyümeye dikkat çeken İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Münir Üstün, “Temizlik kâğıdı sektöründeki yatırımların %80’i son 15 yıl içinde gerçekleşmiş, genç ve potansiyeli son derece yüksek bir sektördür. Bütün dünyada temel ihtiyaç malzemesi olan temizlik kâğıtları ürünlerinin tüketimindeki artış trendi hızla yükseliyor. Bu doğrultuda, Türkiye’deki temizlik kâğıdı sektörü sanayisi de son 10 yılda üretim kapasitesini %60, üretim hacmini ise %50 oranında artırdı. 2024 yılında 8 milyon ton üretim gerçekleştiren temizlik kâğıdı sektörü paydaşlarını yürekten tebrik ediyorum. Sektördeki hacminin 2029 yılına kadar 10 milyon tona ulaşması bekleniyor” dedi. “Sektördeki Geri Dönüşüm Oranı %53 Seviyelerinde” Fuarın ana sponsoru Essel, sektörün önde gelen markalarından biri olarak etkinlikte yer aldı. Türkiye genelinde birçok tesise sahip Lilla Kâğıt, geniş üretim ağıyla dikkat çekerken; İzmir merkezli Viking Kâğıt, kahverengi ve mavi temizlik kâğıtları gibi niş ürünlerle fark yaratıyor. Kâğıt Sanayi Vakfı ve Lilla Kâğıt Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Öğücü, son 5 yılda yatırımlarla sektör kapasitesinin %36 artarak 7,8 milyon tona ulaştığını belirtti. Üretimin 5,7 milyon ton, tüketimin ise 6,9 milyon ton seviyelerinde olduğunu ifade eden Öğücü, “Tüketim üretimden fazla. İhracatta temizlik kâğıtları %47, ambalaj kâğıtları ise %25 paya sahip” dedi. Sektörün girdilerinin %74’ü atık kâğıt, %24’ü selüloz ve %2’si dolgu malzemelerinden oluştuğunu söyleyen Öğücü, “Atık kâğıt toplama oranımız %73, geri dönüşüm oranımız ise %53 seviyesinde. Bunu en az %60’a çıkarmayı hedefliyoruz. %20’lik kaybı teknoloji ve inovasyonla azaltmalıyız” diye ekledi. “Türkiye’de Geri Dönüştürülmüş Kâğıt Kullanımını Yaygınlaştırmamız Gerekiyor” ICM Makine Genel Müdürü Çınar Ulusoy da sektördeki gelişmelere ve geri dönüşümden yararlanma oranlarına değinerek, şu bilgileri aktardı: “Türkiye sürdürülebilirlik konusunda biraz geri kaldı.…
MART AYI DIŞ TİCARET İSTATİSTİKLERİ
MART AYI DIŞ TİCARET İSTATİSTİKLERİ Dışa bağımlılık, dış ticaret açığı vermenin temel nedenlerinden biridir. Bazı ürünleri ithal etmek zorunda olan ülkeler maksimum seviyede üretim yaparak ihracatını ithalatından daha yüksek rakamlara ulaştırmadığı sürece dış ticaret açığı vermekten kurtulmaları mümkün değildir. Yani dış ticaret açığını en aza indirgemek veya dış ticaret fazlası vermek ancak ve ancak üretimin artmasıyla mümkündür. Ülkemiz de akaryakıt, enerji, doğalgaz gibi temel ihtiyaçlarımız bakımından dış ülkelere bağımlıdır ve bu ihtiyaçlarımız ithalat yoluyla tedarik edilmektedir. Bizim uzun yıllardan bu yana dış ticaret açığı vermemizin sebeplerinden biri de budur. Açığı kapatmak için üretim kaynaklarını en verimli şekilde kullanmak, üretimi teşvik edecek önlemleri almak, yabancı yatırımcıların ülkemizde yatırım yapması için koşulları oluşturmak, global pazarlarda söz sahibi olmak ve rekabet kriterlerine ayak uydurmak zorundayız. Bunun için ise millet olarak çok çalışarak çok üretim yapmak temel hedefimiz olmalıdır. Üretim yaparken kalitesiz, teknolojik olmayan vd. gibi ürünleri değil; yükte hafif pahada ağır, yüksek teknolojiye uygun, katma değeri yüksek ürünler üretmeliyiz ki uluslararası pazarlarda yerimizi alalım ve rekabet gücüne ulaşalım. Günümüzde Çin büyük çapta ihracat yaparak dış ticaret fazlası vermektedir. Bunun sebebi her türlü ürünü üreterek yabancı ülkelere kolaylıkla satabilmesi ve uluslararası pazarlarda kendini kabul ettirmesidir. Merhum Turgut Özal döneminde yani 1980 li yıllarda ithalat yasağı kalkınca koşulları uygun olan işletmeler genellikle Çin başta olmak üzere her türlü ürünü ülkemize getirerek sattılar. Ancak getirilen ürünlerin çoğu kalitesiz ama fiyat rekabetine uygun olduğu için ülkemiz pazarında rağbet gördü. İthalat yasağının kalkması, yerli ürünlerin fiyatlarının astronomik seviyeye gelmesini önlemek için yapılmıştı ama ülkemizde neredeyse yerli sanayi diye bir üretim kalmamıştı. Çünkü bizim üretim işletmelerinin Çin den gelen ürünlerle fiyat açısından rekabet etmeleri mümkün değildi ve hepsi birer birer faaliyetlerine son vermek zorunda kaldılar. Örneğin o dönemde 64 tane asma kilit fabrikası kepenk indirmişti. Ülkemiz ithalat cenneti durumuna girerken paramız sürekli yurt dışına gittiğinden dış ticaret açığı doğal olarak devam etmekte idi. Bugünkü hükümetin Eylül 2021 de Türkiye modeli diye adlandırdığı ekonomi modeli son derece olumludur. Ancak gidilen yolun yanlış olduğu sürekli olarak tartışma konusu oldu ve seçimden sonra görevlendirilen ekonomi yönetimi düşük faiz yüksek kur politikasından yumuşak geçiş yapılmasını öngördü. Türkiye modelinin amacı öncelikle ithalatı azaltarak yerli üretime önem vermek, üretim işletmelerine ucuz kredi vererek üretim maliyetlerini aşağı yönlü hareketlendirmek ve enflasyonu kontrol altına almaktı. Fakat uygulamada düşük faiz sanayiciye bir türlü ulaşmadı ve hatta faizler daha da yükseldiğinden kredi muslukları neredeyse kapandı. Bir üretim veya ticaret işletmesi, ürün gamını genişletmek, daha bölgesel Pazar payı yakalamak, ihracatı arttırmak için büyümek zorundadır ve büyümek için de global pazarın kabul ettiği ürünleri üretmek ve bunlar için doğal olarak makine ve teçhizat yatırımı yapmak durumundadır. İşte bu büyüme sırasında kaynak kullanmak son derece normaldir ve o kaynak, bankalardan sağlanan kredidir. Kullanılan kredi ne kadar uzun vade ve düşük maliyetli ise üretim kaynaklarına o kadar olumlu etkisi olacaktır. Günümüz koşullarında politika faizi 8 ay değişmeyerek %50 de sabit kalmasından dolayı kredi faiz oranları %65-70 seviyelerine kadar yükselmişti. Kredi maliyetleri astronomik şekilde yükselince üretim maliyetlerine yansıdığı için bazı işletmeler üretimlerini azaltarak, bazıları da ürün gamını azaltarak bu dönemi geçirmek durumundadır. Dolayısıyla koşullar böyle olduğu için iflas ve konkordatolar artmıştır. Üretimde daralma ise ihracatın azalmasına, işsizliğin artmasına yol açmıştır. Bu bağlamda olayı irdelediğimizde ise faizlerin düşmesi gerekirdi ki ocak aralık ve ocak, şubat aylarında…
Dolarizasyon geriliyor, TL’ye dönüş artıyor
19 Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınarak tutuklanmasıyla birlikte, Türkiye’de siyasi tansiyon yükseldi. Bu gelişme, finansal piyasalarda ciddi bir belirsizlik ortamı yarattı ve yurtiçi yerleşiklerin dövize yönelmesine neden oldu. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, bu gelişmelerin ardından döviz tevdiat hesaplarında (DTH) hızlı bir artış yaşandı. Parite etkisinden arındırılmış veriler, 8 haftalık süreçte DTH’ların toplamda 7,1 milyar dolar arttığını gösterdi. Bu artışın 5,86 milyar doları, sadece 21 Mart haftasında gerçekleşti. Ancak nisan sonundan itibaren bu tablo tersine dönmeye başladı. Son üç haftada döviz hesaplarında azalma görülüyor. Parite etkisinden arındırılmış verilere göre, DTH’lar bu sürede toplam 1,68 milyar dolar geriledi. Bu düşüşün 698 milyon doları bireysel, 986 milyon doları ise kurumsal hesaplardan kaynaklandı. Bu durum, özellikle dövizden Türk lirasına geçişte bir eğilimin başladığına işaret ediyor. Dolarizasyon oranı da bu gelişmelere paralel olarak düşüşe geçti. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) haftalık verilerine göre, 14 Mart haftasında TL mevduatların toplam içindeki payı %59,25 iken, kur korumalı ve döviz mevduatlarının payı %40,25 düzeyindeydi. 25 Nisan haftasında ise dolarizasyon oranı %42,56 ile yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Ancak sonrasında başlayan düşüşle birlikte, oran 2 Mayıs haftasında %42,31’e, 9 Mayıs haftasında ise %42,25’e geriledi. Bu süreçte TL mevduatların toplam içindeki payı yeniden yükselerek %57,75’e çıktı. Kur korumalı mevduatlar hariç tutulduğunda da benzer bir eğilim dikkat çekiyor. Sadece yabancı para cinsi mevduatların toplam mevduat içindeki payı, 25 Mart haftasında %39,38 iken, 9 Mayıs haftasında %39,35’e geriledi. Bu da yatırımcıların yavaş yavaş dövizden uzaklaşarak TL’ye yönelmeye başladığını gösteriyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de döviz talebindeki bu azalmaya dikkat çeken bir açıklama yaptı. Sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede, DTH talebinde düşüş yaşandığını, ülke risk priminin (CDS) gerilediğini ve Merkez Bankası’nın brüt rezervlerinin bir haftada 5,8 milyar dolar arttığını belirtti. Şimşek, temel hedeflerinin “kalıcı fiyat istikrarı” olduğunu ifade ederek, uygulanan politikaların meyvelerini vermeye başladığını vurguladı. Ayrıca azalan küresel belirsizliklerin ve iyileşen finansal göstergelerin dezenflasyon sürecini destekleyeceğini belirtti. Ekonomistler ise bu gelişmeleri, ekonomi yönetiminin sürdürdüğü sıkı para ve maliye politikalarının sonucu olarak değerlendiriyor. 19 Mart sonrasında yaşanan siyasi gerilim, dövize olan talebi artırırken, uygulanan politikalarla birlikte yatırımcının güveni kademeli olarak yeniden kazanılıyor. TL varlıklara dönüş teşvik edilirken, döviz hesaplarındaki azalma bu güvenin işareti olarak görülüyor. Uzmanlara göre, döviz talebindeki düşüşün kalıcı hale gelmesi için yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi istikrarın da sağlanması gerekiyor. Eğer bu eğilim devam ederse, Merkez Bankası’nın rezerv birikimi artacak, döviz kuru üzerindeki baskı azalacak ve finansal istikrar daha güçlü şekilde sağlanabilecek.
EMEKLİ AYLIK BAĞLAMA ORANLARINDE DEĞİŞİKLİK
EMEKLİ AYLIK BAĞLAMA ORANLARINDE DEĞİŞİKLİK Bildiğimiz üzere ülkemizde çalışan nüfus sayısı olarak 15-64 yaş arası esas alınmaktadır. Ancak 2022’den önce emekli olabilmek için yaş sınırına bakılmaksızın prim ödeme gün sayısı belirleyici faktör idi ve yaş sınırına bakılmıyordu. Emekliler her dönem ekonomik açıdan en olumsuz koşulları yaşayan kesimdir ve buna asgari ücretliler de eklenebilir. Dolayısıyla emeklinin yaşam koşulları, aldıkları maaşlar gündemden düşmemektedir. Ülkemizde maalesef doğurganlık oranı %1,5 civarındadır ve bu oran ilerleyen dönem için çalışan nüfusun azalması tehlikesiyle karşı karşıyadır ve yaşlı nüfusumuz her geçen dönemde artmaktadır.Sn. Cumhurbaşkanımızın yıllar önce 3 çocuk önerisi demek ki doğru imiş ve bugünkü ortamda da bu tez ispatlanmış durumdadır. Ancak içinde bulunduğumuz dönemde tek çocuğa bile bakmak, yetiştirmek ekonomik anlamda oldukça zordur. Vatandaşlarımız emekli oldukları taktirde aldıkları maaşın yarısı kadar maaş almaktadır ve bu tutar geçinmek için zordur ve hatta mümkün değildir. Dolayısıyla emekli vatandaşlarımız ikinci bir işte çalışmak zorunda kalmakta ama tabii ki herkes iş bulmakta güçlüklerle karşı karşıya kalmaktadır. Emeklilik koşulları 2022 yılında çıkarılan bir kanunla erkekler için 65, kadınlar için ise 60 olarak belirlenmiş ve çalışan nüfus sistemine uygundur. Bu kanun çıkmadan önce 45 yaş civarında prim ödeme gün sayısına göre emekli olunabiliyordu. Yani üretime katkı sağlayabilecek yaşta emeklilik söz konusu idi. Ancak sadece yaş sınırı baz alınmamakta belirli bir prim sayısını da tamamlamak gerekmektedir. Prim ödeme gün sayısı ise gene 2022 yılında çıkan bir kanunla erkekler için 7200 gün erkekler için ise gene aynı gündür. Ancak erkeklerde 2028 yılından itibaren 9000 gün olarak uygulanacaktır. Emeklilikte ilk sigorta girişi son derece önemlidir. Çünkü emeklilik girişi, emeklilik yaşı ve prim ödeme gün sayısını belirlemekte baz alınmaktadır. Emeklilik maaşı hesaplama formülü, yıllık ortalama maaşın “aylık bağlanma oranı” ile çarpılıp sonucun SGK’ya prim olarak ödenen yıl sayısına bölünmesiyle aylık emekli maaşı hesaplama sonucunu verir. Özellikle içinde bulunduğumuz dönemde emekli maaşlarının yetersizliğini hepimiz biliyoruz. Kamuoyunda intibak yasası olarak bilinen ve 2000 yılından önce emekli olanlar ile 2000 yılından sonra emeklilerin aldıkları maaş neredeyse %50 fark oluşmasına sebep olmuştur. Bir diğer konu da 2008 yılında emeklilik katsayısının %45 e düşürülmesiyle emekli maaşlarının oldukça düşük kalmasıdır. Öncelikle bu iki konunu emekliler arasındaki adaleti sağlamak için ivedilikle ele alınması ve çözülmesi gerekir. Emeklilik katsayısı konusu geçtiğimiz günlerde TBMM ye sunuldu. Yapılan düzenlemeye göre 25 yıl hizmet dönemini tamamlayan ve primini de ödeyen bir kişi emekli olmak istediğinde alacağı maaşın aylık bağlanma oranı yüzde 50 seviyesinden yüzde 75 seviyesine çıkacak. Bu şekilde emekli maaşlarının da belirlenen yeniden bağlanma oranına göre artırılması söz konusu olabilir. Emekli aylığı bağlanmasıyla ilgili 5510 sayılı kanundaki 29. madde aylık bağlanma oranını her yıl için yüzde 2 olarak belirliyor. Bu oran mevcut haliyle kaldığı tabloda 25 yıllık hizmet süresini dolduran bir vatandaş prime esas gelirinin yarısını emekli aylığı olarak alıyor. 25 yılın altında çalışanlarda ise bu oran daha da düşüyor. İlgili kanun teklifi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülecek. Bir başka konu da emeklilerimizin birçoğu yaşlı olduğu için doğal olarak sağlık sorunlarının çoğalması, hastanelere olan ihtiyaçlarını ger geçen gün artmasıdır. Hastanelerden kesilen muayene farkı ve eczaneye ödenen ilaç farkları zaten az olan maaşlarını iyice düşürmektedir. Kendimden örnek verecek olursam diyaliz hastası olduğum için yani kronik hastalığım olduğu için birtakım ilaçları sürekli kullanmak zorundayım. Ve ilaç alımı için ocak ayında 485; şubat ayında da muayene katkı payı dahil 450…
Mplus Türkiye, kariyer etkinliklerinde genç yeteneklerle buluştu.
Türkiye’nin dört bir yanındaki lokasyonlarıyla hızla büyüyen ve dijital dönüşüme öncülük eden teknoloji destekli dış kaynak kullanımı sağlayıcısı (BPTO) Mplus Türkiye, ülkenin dört bir yanında düzenlenen kariyer fuarlarında genç yeteneklerle bir araya geldi. Van, Malatya ve İstanbul’da düzenlenen etkinliklerde binlerce öğrenciyle doğrudan temas kuran Mplus Türkiye, sunduğu kariyer ve staj fırsatlarını paylaşarak yüzlerce geleceğin profesyoneline ilham verdi. İnsan odaklı yaklaşımıyla öne çıkan Mplus Türkiye, genç yeteneklere ulaşma ve onları iş dünyasına kazandırma hedefiyle Türkiye genelinde düzenlenen dört büyük kariyer fuarına katıldı. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen DAFAF’25, Malatya İnönü Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleşen İpekyolu Kariyer Fuarı, İstanbul’da Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası (AHK Türkiye) tarafından düzenlenen 8’inci Kariyer Günü ve Türk-Alman Üniversitesi TAÜ Kariyer Zirvesi kapsamında yüzlerce öğrenci ve genç profesyonelle birebir iletişime geçen Mplus Türkiye, kariyer yolculuğuna dair bilgi ve deneyim paylaşımında bulundu. Lise ve üniversite öğrencilerine staj imkânları ve kariyer fırsatları tanıtıldı Mplus Türkiye’nin ilk durağı, Van Expo Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen ve yaklaşık 50 bin kişinin ziyaret ettiği DAFAF’25 Kariyer Fuarı oldu. “Yetenek Her Yerde” sloganıyla düzenlenen etkinlik; Bitlis Eren, Hakkâri, Iğdır, Siirt ve Muş Alparslan üniversitelerinin paydaşlığında, Van Expo Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi koordinasyonunda ve Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın katılımıyla düzenlenen organizasyonda, Türk Hava Yolları, ASELSAN, HAVELSAN ve TUSAŞ gibi sektörün lider kurumlarının da yer aldığı 200’ü aşkın firma stant açtı. Mplus Türkiye, bu büyük organizasyonda lise ve üniversite öğrencileriyle doğrudan temas kurarak şirketi ve sunduğu kariyer fırsatlarını tanıtma imkânı buldu. İkinci durak ise Malatya İnönü Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen İpekyolu Kariyer Fuarı oldu. Malatya Turgut Özal, Fırat, Munzur, Sivas Bilim ve Teknoloji ile Sivas Cumhuriyet üniversitelerinin paydaşlığında gerçekleşen fuar, Malatya Büyükşehir Belediyesi Fuar Merkezi’nde yapıldı. Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi koordinasyonuyla düzenlenen bu etkinlikte, 150’den fazla firma yer alırken, 40 bini aşkın öğrenci katıldı. Otomotiv, yazılım, sağlık, eğitim ve inşaat sektörlerinden önemli firmaların yer aldığı fuarda Mplus Türkiye, genç yeteneklere iş ve staj imkânları sunarak doğrudan iletişim kurma fırsatı elde etti. Mplus Türkiye, gençlere şirket kültürünü tanıttı İstanbul’da gerçekleştirilen Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası (AHK Türkiye) 8’inci Kariyer Günü’nde, Mplus Türkiye; iş ve staj arayışında olan genç profesyonellerle bir araya gelerek şirket kültürünü ve kariyer fırsatlarını tanıttı. Almanya ile Türkiye arasındaki ticari ilişkilerin güçlendirilmesini hedefleyen etkinliğe, otomotiv, teknoloji, mühendislik, finans ve üretim gibi birçok sektörden 100’den fazla yerli ve uluslararası firma katıldı. Katılımcılar, şirketlerin stantlarını ziyaret ederek doğrudan bilgi alırken, sektör profesyonelleriyle birebir görüşmeler yapma fırsatı da yakaladı. Gençlerin kariyer yolculuklarına güçlü bir başlangıç yapmalarına katkı sağlandı Türk-Alman Üniversitesi Kariyer Zirvesi etkinliğinde ise öğrencilerle bir araya gelerek şirketlerinin sunduğu kariyer olanaklarını tanıtan Mplus Türkiye, gençlerle birebir iletişim kurarak onların kariyer hedeflerine yönelik sorularını yanıtladı ve sektöre dair bilgilerini paylaştı. Türk-Alman Üniversitesi Endüstri İlişkileri Koordinatörlüğü ve 19 öğrenci kulübünün iş birliğiyle düzenlenen etkinlik, yaklaşık 3 bin 500 öğrencinin katılımıyla gerçekleşti. 50’yi aşkın şirketin stant açtığı organizasyonda, marka genç yeteneklerle bir araya gelerek ilham verici sohbetler gerçekleştirerek, gençlerin kariyer yolculuklarına güçlü bir başlangıç yapmalarına katkı sağladı. “Gençlerin heyecanını ve merakını görmek, bize motivasyon sağlıyor” Mplus Türkiye İşe Alım ve Kaynak Planlama Direktörü Cem Ercan, “Türkiye’nin dört bir yanında gençlerle yüz yüze temas kurmak, şirketimizi tanıtmak, onların enerjisini ve potansiyelini hissetmek açısından bizim için büyük bir ayrıcalıktı. Van’dan İstanbul’a…
AVRUPA’DAN AMERİKA’YA TEMİZLİK KÂĞIDI ENDÜSTRİSİNİN KALBİ İSTANBUL’DA ATACAK!
Dünyanın en büyük 15 sanayi kolu arasında yer alan temizlik kâğıdı ve teknolojileri sektörü, 26–28 Mayıs 2025 tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Paper & Tissue Expo İstanbul 2025’te bir araya geliyor. Avrupa’dan Asya’ya, Orta Doğu’dan Amerika’ya kadar uzanan geniş bir katılımcı profiline ev sahipliği yapacak bu dev buluşma, sektörün geleceğini şekillendirecek yeniliklere sahne olacak. Fuarımızın açılış töreni, 26 Mayıs Pazartesi günü saat 11.00’de gerçekleşecektir. Fuarımızı yerinde ziyaret ederek sektördeki en yeni teknolojileri keşfetmenizi ve Fuar Direktörümüz Sayın Sinem Akgöl ile gerçekleştireceğiniz keyifli bir sohbetle Türkiye’nin temizlik kâğıdı ve teknolojileri alanındaki potansiyelini ilk ağızdan dinlemenizi dileriz. Görüşmek dileğiyle!
Medya partneri olduğumuz INVESTPRO TURKIYE ISTANBUL 2025 12 Mayıs 2025 başlıyor.
Yılın en prestijli iş etkinliklerinden biri olan InvestPro Türkiye İstanbul 2025, farklı sektörlerden profesyonelleri bir araya getirerek eşsiz bir networking ve bilgi paylaşımı platformu sunuyor. 12 Mayıs 2025’te, İstanbul’un kalbinde yer alan lüks InterContinental Istanbul otelinde gerçekleşecek bu özel konferans, yalnızca bir iş etkinliği olmanın ötesine geçerek, katılımcılarına sektörel içgörüler, stratejik bağlantılar ve yeni iş fırsatları vadediyor. Gayrimenkul, uluslararası vergi planlaması, varlık yönetimi, fintech, finansal danışmanlık ve kurumsal hizmetler gibi birçok kilit alanda uzman konuşmacıların yer alacağı konferans, Avrupa, Orta Doğu ve Asya’dan sektörün önde gelen temsilcilerini ağırlayacak. İstanbul’un Avrupa ile Asya’yı buluşturan stratejik konumu ve son yıllarda hızla gelişen pazar yapısı, etkinliğe katılımı daha da değerli kılıyor. Şehir; tekstil, otomotiv ve finans gibi sektörlerde gösterdiği büyümeyle, yatırımcılar için cazip fırsatlar sunuyor. Etkinlik boyunca katılımcılar; iş dünyasının liderleri, yatırımcılar ve girişimcilerle doğrudan temas kurabilecek, B2B ve B2C formatında anlamlı bağlantılar geliştirebilecek. Ayrıca fuaye alanında yer alacak sergi bölümünde, en güncel iş çözümleri ve teknolojik yenilikler keşfedilebilecek. İşinizi küresel ölçekte büyütmek, sektör trendlerini yakından takip etmek ve yeni iş ortaklıkları kurmak istiyorsanız, InvestPro Türkiye İstanbul 2025 size bu yolculukta ihtiyaç duyduğunuz bilgi, ilham ve bağlantıları sunacak. Bu dönüştürücü deneyimin bir parçası olma fırsatını kaçırmayın! Kayıt için link: 12 Mayıs 2025’te InterContinental Istanbul’da gerçekleşecek InvestPro Turkiye Istanbul 2025’e katılın. Bu prestijli iş konferansı, gayrimenkul, uluslararası vergi planlaması, varlık yönetimi, fintech ve daha fazlasında profesyonellere pratik çözümler sunan küresel uzmanları bir araya getirecek. Dünyanın dört bir yanından gelen üst düzey karar vericiler, girişimciler ve yatırımcılarla ağ kurma fırsatını yakalayın. Son trendleri öğrenin ve işinizi ileriye taşıyacak somut bilgiler edinin. Şirketinizi genişletmek veya yeni ortaklıklar keşfetmek istiyorsanız, InvestPro Turkiye mükemmel bir büyüme platformu sunuyor. Bu eşsiz deneyimin bir parçası olma şansını kaçırmayın! Kayıt için link: Türkiye’de Dijital Bankacılık: Büyüme ve Güvenlik Dengesi Türkiye’de dijital bankacılık kullanımında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Bankalarla ilişkiler artık şube değil, ekran üzerinden kuruluyor. Türkiye Bankalar Birliği’nin verilerine göre mobil bankacılık işlemleri GSYİH’nin %49’unu, internet bankacılığı ise %26’sını oluşturuyor. Bu veriler yalnızca kullanıcı alışkanlıklarını değil, sektörün yeniden şekillendiğini de gösteriyor. Mobil cihaz kullanımının yaygınlığı, bu değişimin merkezinde yer alıyor. Nüfusun %93’ünden fazlası cep telefonlarına bağlı ve bu durum bankalara daha fazla kişiye ulaşma fırsatı veriyor. Ancak büyüme, beraberinde riskleri de getiriyor. 2024 yılında, Türk finans sektörü artan siber tehditlerle karşı karşıya kaldı. MASAK gibi düzenleyici kurumlar siber suçlara karşı denetimleri artırdı. Bankalar, güvenlik duvarlarını güçlendiriyor, veri şifreleme teknolojilerine yatırım yapıyor ve anlık tehdit izleme sistemleri kuruyor. Hedef, kullanıcıların güvenini kaybetmeden bu dönüşümü sürdürülebilir hale getirmek. CyberTech Turkey’nin kurucusu ve ünlü siber güvenlik uzmanı Dr. Hüseyin Yılmaz şu şekilde belirtti: “Dijital dönüşüm, olağanüstü fırsatlar ve benzeri görülmemiş riskler getiriyor. Türkiye’nin finansal kurumları için zorluk, siber tehditlerin önünde kalırken, yeniliklere de açık olabilmektir. Güvenlik yalnızca bir BT problemi değildir, bu bir bankayla müşterisi arasındaki güvenin temelidir. Güçlü bir siber güvenlik olmadan dijital bankacılık gelişemez.” Türk hükümeti, fintech sektörünü ekonomik modernleşmenin temel taşlarından biri olarak görmekte olup, bu vizyonun başarıya ulaşması, kullanıcı güveninin sağlanmasına dayanmaktadır. Müşteriler, hız ve kullanım kolaylığı talep ederken, güvenlikten taviz verilmesini kabul etmemektedir. Bu bağlamda, InvestPro Türkiye Istanbul 2025 gibi etkinlikler kritik bir öneme sahiptir. Bu tür organizasyonlar, bankalar, teknoloji firmaları, hukuk danışmanları, yatırımcılar ve girişimciler gibi farklı sektörlerden profesyonellerin bir araya gelerek, sektördeki en acil zorluklara yönelik çözümler…
Alternatif Menkul’ün Yeni Genel Müdürü Tolga Macit Güsar oldu
Alternatif Bank’ın sermaye piyasalarındaki stratejik iştiraki Alternatif Menkul’de üst düzey bir atama gerçekleşti. Finans ve bankacılık sektörünün deneyimli isimlerinden Tolga Macit Güsar, 1 Mayıs 2025 itibarıyla Alternatif Menkul Genel Müdürü olarak atandı. 30 yıla yaklaşan bir süredir Türkiye’nin önde gelen aracı kurumları arasında yer alan ve yenilikçi ürün ve hizmetleriyle bireysel ve kurumsal yatırımcılara değer yaratan Alternatif Menkul’de yeni bir dönem başlıyor. Alternatif Bank’ın finansal ekosistemi içinde stratejik bir konumda yer alan iştiraki Alternatif Menkul’e Genel Müdür olarak Tolga Macit Güsar atandı. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Alternatif Bank Genel Müdürü Ozan Kırmızı, “Alternatif Menkul, sermaye piyasalarındaki uzmanlığı, güvenilirliği ve müşteri odaklı yapısıyla öne çıkan stratejik iştiraklerimizden biri. Tolga Macit Güsar’ın sektörel derinliği ve liderlik vizyonunun, Alternatif Menkul’ü daha da ileri taşıyacağına gönülden inanıyorum. Kendisinin önderliğinde, yatırımcılarımız için daha fazla değer yaratan, dijital ve sürdürülebilir finansal çözümler geliştiren yapımızı daha da güçlendireceğiz. Bu vesileyle, kendisine yeni görevinde başarılar diliyorum” dedi. Alternatif Menkul Genel Müdürü Tolga Macit Güsar ise yeni göreviyle ilgili olarak, “Alternatif Menkul’ün güçlü potansiyelini daha da ileri taşıyacak olmak benim için heyecan verici bir sorumluluk. Alternatif Bank’ın güçlü ekosistemiyle birlikte, sermaye piyasalarına yön veren, yatırımcılara ilham veren ve ülkemizin finansal gelişimine katkı sağlayan bir kurum olma vizyonumuzu kararlılıkla sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı. Tolga Macit Güsar Kimdir? 25 yıllık tecrübeye sahip olan Tolga Macit Güsar, Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Yeditepe Üniversitesi’nde MBA yapan Güsar ardından, İstanbul Aydın Üniversitesi’nde Muhasebe ve Denetim alanında doktora eğitimini tamamladı. Garanti Portföy ve TEB bünyesinde üst düzey yöneticilik görevlerinde bulunan Güsar; Garanti Portföy’de Strateji, Araştırma ve Satış’tan sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı, TEB Grubu’nda Bireysel Bankacılık Grup Direktörlüğü ile Özel Bankacılık, Yatırım Hizmetleri ve Perakende Bankacılık Stratejiden sorumlu Grup Direktörlüğü görevlerini üstlendi. TEB Yatırım Yönetim Kurulu Üyesi olarak da görev yapan Güsar son olarak, Rota Portföy’de Yönetim Kurulu Danışmanlığı ve İş Ortaklığı görevlerinde bulundu. Güsar, Mayıs 2025 itibarıyla Alternatif Bank’ın iştiraklerinden Alternatif Menkul’e Genel Müdür olarak atandı.
c•paces Group iletişim çalışmalarını Brandworks İletişim Danışmanlığı’na emanet etti
Yeme-içme deneyimini sosyal alanlarla birleştirerek sektörde fark yaratan c•paces Group, kurumsal iletişim stratejilerini daha da güçlendirmek adına iletişim faaliyetlerini Brandworks İletişim Danışmanlığı’na emanet etti. 25 yılı aşkın deneyimiyle yeme-içme dünyasındaki trendleri yakından takip eden ve şehrin en ikonik noktalarını sosyal merkezlere dönüştüren c•paces Group; Brandworks İletişim Danışmanlığı’nın tecrübesi ve yaratıcı bakış açısıyla kurumsal iletişim faaliyetlerine yeni bir ivme kazandırmayı amaçlıyor. Feriye, dekk, Madera, Cream&Sugar, Restoran Modern, Cafe Modern ve Eggstation gibi güçlü markalarıyla sektöre yön veren c•paces Group, deneyim odaklı yaklaşımıyla yalnızca bir restoran zinciri olmanın ötesinde yeme, içme ve eğlenceyi merkeze alan sosyal etkileşim alanları tasarlıyor. Brandworks İletişim Danışmanlığı, c•paces Group’un marka bilinirliğini artırmak amacıyla; medya ilişkileri, içerik yönetimi, dijital iletişim stratejileri ve etkinlik yönetimi gibi alanlarda kapsamlı bir iletişim planı oluşturacak. c•paces Hakkında: Yeme-içme deneyimini sadece lezzetle sınırlamayan, yaşam ve sosyalleşme alanlarıyla sektörde fark yaratan c•paces Group, 25 yılı aşkın deneyimiyle yeme-içme dünyasındaki trendleri yakından takip etmekte ve şehrin en ikonik noktalarını sosyal merkezlere dönüştürmektedir. Feriye, dekk, Madera, Cream&Sugar, Restoran Modern, Cafe Modern ve eggstation gibi güçlü markalarıyla sektöre yön veren c•paces Group; deneyim odaklı yaklaşımıyla yalnızca bir restoran zinciri olmanın ötesinde yeme, içme ve eğlenceyi merkeze alan sosyal etkileşim alanları tasarlar. Sektörün öncü iş ortakları ve güçlü paydaşlarıyla birlikte çalışan c-paces Group, konuklarına unutulmaz deneyimler sunmayı hedeflemektedir. Ayrıntılı Bilgi ve İletişim İçin; Jülide ÇağlıMedya DirektörüAdres: Meşrutiyet Cad. No:100/1 Beyoğlu / İst. E-posta: julidecagli@brandworks.com.tr http://www.brandworks.com.tr
TRUMP IN GAZZE PLANI VE ÜLKEMİZİN TEPKİSİ
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Trump’a şöyle seslendi: ”Olmayacak duaya ‘Âmin’ demeyin diyerek ABD’nin yeni başkanını uyarıyor ve bu yanlış tutumdan acilen dönmesinin dünya barışı için de Ortadoğu barışı için de önemli olduğunu ifade etmek istiyorum.” ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail Başbakanı Bünyamin Netanyahu ile görüşmesinde bahsettiği ‘Gazze Planı’na Türkiye’den tepki geldi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bu planın tartışmaya açılmasının bile yanlış olduğunu söyledi. Trump’ın ikinci görev döneminde Washington’da ağırladığı ilk yabancı lider Netanyahu oldu. Trump görüşme önce Gazze’deki Filistinlilerin başka ülkelere gönderilmesi önerisinden bahsetmişti. Sonrasında ise Netanyahu ile kameralar karşısına geçen Trump “ABD, Gazze Şeridi’ni devralacak ve biz de orada bir iş yapacağız. Sahanın sahibi olacağız ve sahadaki tüm tehlikeli patlamamış bombaların ve diğer silahların imhasından sorumlu olacağız,” dedi. Trump, “İnsanların geri dönmesi gerektiğini düşünmüyorum,” dedi ve ekledi: “Şu anda Gazze’de yaşayamazsınız. Bence başka bir yere ihtiyacımız var. Bence insanları mutlu edecek bir yer olmalı.” Bunu hangi ‘yetkiyle’ yapacağı sorusuna yanıt vermeyen Trump ABD’nin hamlesi ‘uzun vadeli bir sahiplik durumu’ olarak gördüğünü belirterek bölge liderlerinin de bu düşünceyi desteklediğini iddia etti. Fidan: ‘Tartışmaya açılması bile yanlış’ Buna Türkiye’den ilk tepki Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’dan geldi. Fidan Trump’ın planı için “Bu kabul edilemez bir konu. Filistin meselesi zaten bu nedenden başladı. Filistinlilerin Gazze’den çıkarılması tartışmaya açılamaz,” dedi. Fidan, Trump’ın iki devletli çözüme ilişkin taahhüt ortaya koyduğunun da görülmediğini vurgulayarak “Gazze ile ilgili tehcir meselesi hiçbir şekilde ne bölgenin ne de bizim kabul edeceğimiz bir durum değil. Bunu düşünmek bile aslında, kötü. Bunu düşünmek bile abesle iştigal. Tartışmaya açılması bile yanlış,” dedi. Kurtulmuş: ‘ABD Başkanı’nı uyarıyorum’ Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, Netanyahu’nun Trump tarafından ‘kral edasıyla’ karşılandığını belirterek, İsrail liderinin Uluslararası Adalet Divanı’ndaki yargılanma sürecini hatırlattı. Trump’ın planı hakkında ”Gazze, Filistinlilerindir ve kıyamete kadar Filistin ‘in bir parçası olmaya devam edecektir. Gazze, sizin şirketlerinize satılık, kupon bir arazi değildir,” diyen Kurtulmuş şöyle devam etti: ”Nasıl bizim için bu vatanın her bir köşesi her bir karışı aziz bir vatan parçasıysa Filistinliler için Gazzeliler için de Gazze toprakları öyle bir yerdir, kıyamete kadar da öyle kalacaktır. İspatı da herhalde 1,5 yıldır fiilen her gün yapılmıştır, gerçekleştirilmiştir.” ABD ordusunun Vietnam, Afganistan, Irak’taki deneyimlerini hatırlatan Kurtulmuş böyle bir plana tüm Ortadoğu ülkelerinin tepki göstereceğini ve asla gerçekleşmeyeceğini söyledi. Kurtulmuş ”Olmayacak duaya ‘Âmin’ demeyin diyerek ABD’nin yeni başkanını uyarıyor ve bu yanlış tutumdan acilen dönmesinin dünya barışı için de Orta Doğu barışı için de önemli olduğunu ifade etmek istiyorum,” dedi. Türkiye, Filistin konusunda neyi savunuyor? Türkiye de uzun süredir İsrail-Filistin krizinde iki devletli çözümü destekleyen ülkeler arasında. Ankara, Filistin’in 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir devlet olarak tanınması gerektiğini savunuyor. Ayrıca Türkiye, İsrail’in Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki yerleşim politikalarını uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtip eleştiriyor. ABD’nin pozisyonu ABD, Filistin-İsrail meselesinde uzun yıllardır ‘iki devletli çözüm’ politikasını desteklese de bu tutum ilk Trump yönetiminde önemli bir sarsıntı yaşadı. 2017’de Donald Trump, Kudüs’ü resmen İsrail’in başkenti olarak tanıyıp büyükelçiliği Tel Aviv’den Kudüs’e taşıyarak uluslararası toplumun tepkisini çekti. Bu hamle, Kudüs’ün statüsünün nihai barış görüşmelerine bırakılması gerektiğini savunan Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı. Ayrıca Trump, Filistin’e yapılan mali yardımları kesip diplomatik bağları büyük ölçüde kopardı. Biden yönetimi ise göreve geldikten sonra ‘iki devletli çözüm’ ilkesini yeniden savunmaya başladı ve Filistin’e mali yardımları geri getirdi. Kudüs’ü İsrail’in başkenti…
MERKEZ BANKASI ZORUNLU KARŞILIK ORANLARI ARTTIRILDI
Karar, aylık enflasyonun beklentilerin üzerinde gelmesinin ardından alındı. Merkez Bankası, yüzde 8 olan zorunlu karşılık oranının yüzde 12’ye yükseltildiğini açıkladı. Zorunlu karşılık oranı, bankaların topladıkları mevduatın belirli bir yüzdesini Merkez Bankası’nda tutmalarını zorunlu kılan bir düzenleme. Genelde para arzını kontrol etmek, enflasyonu yönetmek ve finansal istikrarı sağlamak için bu araca başvuruluyor. Oranın artırılması, bankaların kredi verme kapasitesini kısıtlarken, düşürülmesi ise kredi genişlemesini teşvik ediyor. Merkez Bankası’nın resmi internet sitesi üzerinden yayınlanan açıklamada, “…Bankaların bir yıla kadar (1 yıl dahil) vadeli Türk Lirası cinsi yükümlülüklerinden; yurt dışı repo işlemlerinden sağlanan fonlar, yurt dışından kullanılan krediler, yurt dışı bankalar mevduatı/katılım fonu için zorunlu karşılık oranı yüzde 8’den yüzde 12’ye yükseltilmiştir,” dendi. Karar, enflasyonun ocak ayında yüzde 5,03 yükselmesinin ardından alındı. Ocak ayında aylık enflasyonun yüzde 4,29 artacağı tahmin ediliyordu ancak rakam beklentilerin biraz üzerinde gelmiş oldu. Bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) verilerine göre ise yıllık enflasyon yüzde 81,01 olarak hesaplandı. Aylık bazda ise yüzde 8,22 artış kaydedildi. Kira zam oranını belirleyen 12 aylık ortalama enflasyon yüzde 56,35 olarak gerçekleşti. TÜİK’e göre, aylık bazda en yüksek artış gösteren ana grup yüzde 23,57 ile sağlık olurken, giyim ve ayakkabı grubunda ise fiyatlar aylık olarak yüzde 5,17 geriledi. Yıllık olarak ise en yüksek artış yüzde 99,93 ile eğitim oldu. Eğitimi yüzde 68,90 ile konut, yüzde 55,02 ile sağlık takip etti. Türkiye’nin 2024 yıl enflasyonu TÜİK tarafından yüzde 44,38 olarak açıklanmıştı. Aralık ayında enflasyon yüzde 1,03 ile son 19 ayın en düşük seviyesinde gelmişti. Merkez Bankası (TCMB) yılın ilk Enflasyon Raporu toplantısını 7 Şubat’ta İstanbul’da gerçekleştirecek. (Yukarıdaki yazı Euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com
ENFLASYONUN FATURASI
Yüksek enflasyon en basit anlatımla cebimizden daha çok paranın çıkması anlamındadır. İnsan olarakyaşamımızım idame ettirebilmemiz için barınma, beslenme, korunma kılık kıyafet vd. gibiihtiyaçlarımız hayatımız boyunca devam etmekte ve bunları gelir düzeyimize göre bazı kesimler sondrece rahat, büyük bir çoğunluk ise günümüzde son derece zor karşılamaktadır. %20 lik beş gelirgrubunun enflasyon oranlarına bakıldığında hepsinde oran farklıdır. Çünkü gelir grupları ayrıdır veharcamalar da buna paralel olarak değişkenlik göstermektedir. Örneğin en çok gelire sahip olan %20lik kesim milli gelirden %48,5 pay aldığı halde en düşük %20 gelire sahip kesim ise %6,2 payalmaktadır. Durum böyle olunca gelir dağılımının bozuk olduğu ortadadır. Enflasyon yüksek seyrettiği süre boyunca yukarıda dediğim gibi cebimizden çıkan para artmaktadır veaile bütçelerimiz sıkıntıyla sonuçlanmaktadır. Aynı şekilde dar ve sabit gelirli vatandaşlarımız da baştaen düşük maaş alan emekliler ve asgari ücretliler olmak üzere maaşlarının alım gücü düşmekte vemaddi kayıplar yaşamaktadır.Devletlerin de birbirlerine doğal olarak borçları veya alacakları olabilir. Önemli olan devletinborçlanması değil, alınan borcun nereye nasıl kullanıldığıdır. Yani borçlanan ülke, elde ettiği borçkaynağını en verimli şekilde kullanması gerekir. Ülkemizde enflasyon yüksek kaldığı sürece dışborçlarımız dövize endeksli olduğu için borçlarımız da yükselmektedir. Ancak geçtiğimiz yılda 800’ekadar yükselen CDS primi günümüzde 250 ye kadar gerilemiştir.CDS primi ülkelerin borçlanmasındaborcun geri ödenme riskine karşı uygulanan bir orandır. Yani bir ülkeden borç alırken normal faizi %3ise buna CDS primi de eklenerek faiz uygulanır, başka bir ifade sigorta primi şeklinde düşünülebilir.Ülkemizde yap işlet devret projeleri dış borçların artmasına verilebilecek en güzel örnektir. Vatandaşolarak hepimiz köprü, yol, tünel, hastane gibi yatırımların yapılmasını isteriz. Çünkü yapılan buyatırımlar bizim kullanmamız içindir. Ancak nasıl yapıldığı, maliyeti, ödeme koşulları bizim için sonderece önemlidir. Yapılan ihalelerin bedeller garanti verilerek yapılmış olup neredeyse torunlarımızbile borç altına alınmıştır. Hâlbuki ödenecek rakamların toplamının maliyetinin en az üç katı olduğunuyazılı ve görsel basından izlemekteyiz. Kendi yaptığımız yatırımlar bizim için çok daha verimli olacağıkesindir. Merhum Süleyman Demirel döneminde yapılan 15 Temmuz şehitler köprüsü, merhumTurgut Özal döneminde yapılan Fatih Sultan Mehmet köprüsü, Ankara İstanbul oto yolu, sondönemde sayıları hızla artan raylı sistem toplu taşıma araçları tamamen hükümet tarafındanyapılmıştır ve ulaşım sorunu büyük ölçüde çözülmüştür. İşte yap işlet devret projeleri de kendikaynaklarımızla yapılması gerekirdi. Çünkü enflasyon döviz kurları ile paralel gittiğinden dış borçlarınızenflasyon yükseldikçe artmaktadır. Aren dış ticaret açığı veren bir ülke olduğumuz için bu borçlarınödenmesi de problem olmaktan çıkabilir.Yüksek enflasyonun işçinin veya ücretlilerin maaşlarını da erittiği hepimiz tarafından bilinmektedir.Aşağıda DİSK-AR tarafından yapılan enflasyon faturası bilgilerini aynen paylaşıyorum.DİSK-Ar’ın Şubat 2025 Ücret Kayıpları İzleme Raporu’na göre, Ocak 2025’te işçi, memur ve emeklilerintoplam gelir kaybı yaklaşık 70 milyar TL oldu. Asgari ücret daha işçinin cebine girmeden bin 112 TLerirken, en düşük memur maaşı 4 bin 389 TL, en düşük emekli aylığı ise 728 TL değer kaybetti.Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) tarafından hazırlananÜcret Kayıpları İzleme Raporu, yüksek enflasyon ve adaletsiz vergi politikalarının vatandaşlarıngelirlerinde yarattığı kayıpları ortaya koydu. Rapora göre, Ocak 2025’te çalışanların ve emeklilerintoplam gelir kaybı 70 milyar TL’ye yaklaştı. Rapora göre, 2025 yılı için belirlenen asgari ücret daha işçinin eline geçmeden bin 112 TL değerkaybetti. Ücretin enflasyon karşısındaki toplam kaybı ise 5 bin TL’yi aştı. Asgari ücretin 1,5 katıdüzeyinde maaş alan bir çalışanın kaybı bin 579 TL, asgari ücretin üç katı maaş alan bir çalışanın kaybıise 3 bin TL’yi buldu. OCAK AYINDA ÇALIŞANLARIN TOPLAM KAYIPLARIİşçilerin toplam kaybı: 37,8 milyar TLMemurların toplam…
Coffee Chefs istikrarlı büyümek için düğmeye bastı: 2025’te hedef 30 yeni şube
Franchise modeliyle 2 yıl içinde 200 yeni şube açacak! Coffee Chefs istikrarlı büyümek için düğmeye bastı: 2025’te hedef 30 yeni şube “Her nesil kahve” yaklaşımını sektöre kazandıran Coffee Chefs, sistemsel ve operasyonel altyapısını tamamlayarak franchise taleplerini toplamaya başladı. Halihazırda Marmara bölgesinde hizmet veren marka, yeni franchise modeli ile 2025 yılında 30, 2027 yılı sonuna kadar da 200 yeni şube açmayı hedefliyor. Özel konseptli mekanları ve “her nesil kahve” yaklaşımını özel lezzetlerle birleştiren Coffee Chefs, kahve kültürünü yeniden tanımlamaya hazırlanıyor. Kaliteli kahve keyfini ülke çapında daha fazla kahve tutkunu ile buluşturmak amacıyla franchise modeline geçiş yapan marka; konum seçimi, fizibilite, mağaza tasarımı, eğitim, tedarik, reklam ve pazarlama bilgileri konusunda kapsamlı destek de sağlıyor. Coffee Chefs tüm bunların yanında, franchise mağazalarında yüksek verimlilik için kendi yazılım sistemini de sunarken bu sayede şubelerinin yerel pazarda güçlü bir konum elde etmesine yardımcı oluyor. Marka bunun sonucunda 2027 sonuna kadar 200 yeni şube açmayı hedefliyor. Yeni pazarlara açılacak Tarladan fincana hep en iyiyi taşımak için kuruldukları günden bu yana yüksek hizmet kalitesini benimsediklerini ifade eden Coffee Chefs Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Kahriman, “Franchise modeline geçmek için kendi gelişimimizi tamamlamak, sistemsel ve operasyonel altyapımızı hazır hale getirmek için 2025 yılını bekledik. Planlamalarımız çerçevesinde de yeni yılla birlikte franchise taleplerini toplamaya başladık. Türkiye’de her ne kadar kahve zincirleri ve kahve üreticileri ciddi artış göstermiş olsa da aslında kahve sektörü yolun hala çok başında. Ülkemizde son yıllarda take away konsepti yaygındı. Bunun değişmesiyle birlikte kahve sektörüne ülkemizin kültürü ve insan yapısıyla bağdaşan yeni eklemelerle bu pazarın çok daha yüksek olan potansiyelinin de ortaya çıkacağını düşünüyoruz. Franchise modeliyle birlikte yeni pazarlara da açılacağız” dedi. Kendi kahve üretimini yapıyor Franchise adaylarından marka değerlerine uyum sağlayabilecek, müşteri memnuniyetine önem veren ve operasyonlara bağlı kalabilecek bir işletme anlayışı beklediklerini söyleyen Kahriman, şu açıklamalarda bulundu: “Coffee Chefs olarak aynı zamanda Esperro kahve markası ile kendi üretimini yapan bir kahve zinciriyiz. Bunun yanında kullandığımız tüm sistemler ve yazılımlar yine kendi bünyemizde bulundurduğumuz yazılım şirketi tarafından geliştirilmekte. Birçok kahve zincirinin aksine self servis değil, misafirlerimizin masalarından sipariş aldığımız sistemle çalışıyoruz. Kendi deneyimlerimizde bu sistemin satış anlamında ve hedef kitlemize hitap etmemiz konusunda bize ciddi bir avantaj sağladığını gördük. Franchise şubelerimiz, sıcak ve şık bir atmosfer sunarak müşteri deneyimini ön planda tutacak şekilde tasarlanıyor. Hizmet modelimiz ve butik kahve üretimimiz ile elde ettiğimiz kaliteli kahvelerimizi müşterilerimize konforlu ve keyifli bir kahve deneyimini yaşatacak şekilde sunuyoruz. Franchise modelimiz sayesinde 2025 yılı için 30, 2026 yılı için 60 ve 2027 yılı için 110 şube açmayı hedefliyoruz. Kendi bünyemize bulunduracağımız yeni şubelerin hazırlıkları ve açılışları da bu süre içerisinde devam edecek.” Coffee Chefs’in franchise modeli hakkında daha fazla bilgi ve başvuru koşullarına web sitesi üzerinden ulaşılabilir. Coffee Chefs Hakkında Kahve tutkunlarına kahve eşliğinde keyifli sohbetler, verimli çalışmalar, huzurlu dakikalar yaşatmak için 2017 yılında kurulan Coffee Chefs; İstanbul ve Kocaeli’ndeki 10’a yakın mağazası aracılığıyla kahve severleri çekirdekten fincana uzanan eşsiz bir lezzet yolculuğuna davet ediyor. Afrika ve Güney Amerika’daki en iyi üreticilerden temin ettiği seçkin kahve çekirdekleri ile kendi kahvesi olan Esperro’yu çok özel yöntemlerle kavurarak lezzet ailesini sürekli genişleten Coffee Chefs, mağazalarının çok özel konseptiyle de kahve keyfini yeniden tanımlıyor. İşini tutkuyla yapan profesyonellerin bir araya geldiği güçlü organizasyon yapısı, farklı damak zevklerine hitap eden geniş ürün yelpazesi ve sunduğu…


























