Geberit, operasyonel süreç ve ürünleriyle sürdürülebilirliğin tam destekçisi

İleri mühendisliğe sahip ürünleriyle yaşam kalitesini yükseltmenin yanında doğayı koruyan önlemler de alan Geberit, 30 yılı aşkındır devam ettirdiği sürdürülebilirlik stratejisi ile sektörüne öncülük ediyor. Ürettiği ürünlerden lojistik operasyonlara, üretimden depolama süreçlerine dek her adımda çevresel etkiyi en aza indirmeyi benimseyen marka, böylelikle Birleşmiş Milletler’in 2030 Gündemi ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne de önemli bir katkı sağlıyor. 2024 yılında satın alınan tüm elektrik hacminin yüzde 65’ine yeşil elektrik tedarik ederek ulaşan Geberit, Ecodesign ilkesine bağlı ürünleriyle binalardaki su tüketimini sistematik olarak optimize ediyor. Kuruluşundan bu yana benimsediği gelişim, dönüşüm ve inovasyonu 30 yılı aşkın süredir sürdürülebilirlik yol haritasıyla güçlü kılan İsviçreli sıhhi tesisat devi Geberit; ekonomik, çevresel ve sosyal unsurlar arasında kurduğu dengeyle çevreyi koruyor. Sürdürülebilirlik stratejisini kurum kültürünün ayrılmaz bir parçası haline getiren marka; uzun ömürlü ürünler, su tasarrufunu sağlayan teknolojiler, sertifikalı üretim ve lojistik, bilinçli kaynak kullanımı, kompakt ambalajlama ve azaltılmış karbon emisyonunu önemseyen önlemler alıyor.  Geberit Grubu’nun sürdürülebilirlik stratejisi, Birleşmiş Milletler’in 2030 Gündemi kapsamındaki Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA’lar) ile uyumludur. Toplam 17 SKA’nın, 2030 yılına kadar tüm dünya genelinde ve tüm BM üye devletleri tarafından gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir. Geberit için; Kapsayıcı ve adil kaliteli eğitim, güvenli içme suyuna ve temel sanitasyona erişim, sürdürülebilir şehirler ve topluluklar, iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik önlemleri içeren amaçlar özellikle önem arz etmektedir: Geberit 2015’ten bu yana eko verimliliği yüzde 62,6 iyileştirdi 2015 yılından bu yana mutlak çevresel etkiyi yüzde 47,8 oranında azaltırken eko verimliliği de yüzde 62,6 oranında iyileştiren Geberit, yıllık ortalama yüzde 10,3’lük iyileşmeye ulaşıyor. Bu sayede uzun vadeli hedefi olan yılda ortalama yüzde 5’lik iyileştirme hedefinin üzerine çıkıyor. CO₂ stratejisi kapsamında ise orta vadeli hedefi, kur ayarlı net satışlara kıyasla her yıl %5 oranında CO₂ azaltımı gerçekleştirmek olan Geberit, 2015 yılına kıyasla 2035 yılına kadar göreceli karbon emisyonlarını yüzde 80 oranında azaltmayı amaçlarken 2015’ten beri karbondioksit yoğunluğunda sağladığı yüzde 63,2 iyileşme ile süreci istikrarla yönetiyor Eco-design prensibi ile enerji ve suyun verimli kullanımı her yıl iyileşiyor Enerjinin doğru ve verimli kullanımı adına önlemler alan Geberit, satın alınan tüm elektrik hacminin yüzde 65’ine sertifikalı yeşil elektrik tedariki ile ulaşıyor. Değerli bir kaynak olan suyun ekonomik ve dikkatli kullanımı da Geberit’in temel odak alanlarından biri konumunda yer alıyor. Hem üretimde hem de ürün kullanım aşamasında su tüketimini azaltmaya yönelik önlemler alan marka, buna üretim süreçlerinde ve laboratuvarlarda suyun yeniden kullanımını da dahil ediyor. Sürdürülebilirlik perspektifini Eco-design prensibine bağlı kalarak ürün ve tasarımlarına yansıtan Geberit, bu bağlamda, 2007 yılından bu yana Ar-Ge sürecinde ekolojik tasarım ilkelerine uygun hareket ederek her yeni ürünü ekolojik açıdan bir öncekinden daha iyi hale getirecek üretim stratejileri geliştiriyor. 1952’den bu yana yıkama sistemlerinin su tüketiminde kişi başına günde 70 litreden 14 litreye yaşanan yaklaşık yüzde 80 oranındaki azalma, bunun net kanıtı niteliğindedir. Geberit Hakkında: Dünya çapında faaliyet gösteren Geberit Grubu, sıhhi tesisat ürünleri alanında Avrupa’nın lider şirketlerinden biridir ve 2024 yılında 150. yılını kutlamıştır. Geberit, Avrupa’nın çoğu ülkesinde güçlü bir yerel varlığa sahip olup sıhhi tesisat teknolojisi ve banyo vitrifiyeleri alanlarında benzersiz bir katma değer sunmaktadır. Şirketin 26 üretim tesisi bulunmaktadır ve bunlardan 4’ü Avrupa dışındaki ülkelerde yer almaktadır. Grubun merkezi İsviçre, Rapperswil-Jona’dadır. 50’den fazla ülkede yaklaşık 11.000 çalışanı bulunan Geberit, 2024 yılında 3,1 milyar İsviçre frangı net satış elde etmiştir. Geberit hisseleri, SIX İsviçre Borsası’nda işlem görmekte olup, 2012 yılından…

MİLLETİN DERDİ EKONOMİ.

İstanbul Ekonomi Araştırma’nın Mayıs 2025 tarihli Türkiye Raporu’na göre, halkın ekonomik gidişata ilişkin değerlendirmeleri giderek daha olumsuz hale geliyor. Katılımcıların büyük çoğunluğu, mevcut ekonomik durumu “kötü” olarak nitelendirirken, özellikle işsizler ve günlük yevmiyeyle çalışanlar geçim sıkıntısından en fazla etkilenen gruplar olarak öne çıkıyor. Ekonomik gerçeklik, her geçen gün daha fazla vatandaşın umudunu yitirmesine neden oluyor. Bu ayın verilerine göre, halkın yüzde 71’i Türkiye ekonomisinin şu anki durumunu “çok kötü” ya da “kötü” olarak değerlendiriyor. Bir önceki aya kıyasla bu oranda 2 puanlık artış kaydedildi. “Ne iyi ne kötü” şeklinde değerlendirme yapanların oranı yüzde 16’da sabit kalırken, sadece yüzde 13’lük bir kesim ekonominin iyi ya da çok iyi olduğu görüşünü paylaşıyor. Bu veriler, toplumun çok büyük bir bölümünün ekonomik koşullardan memnun olmadığını açıkça gösteriyor. Yaş gruplarına göre bakıldığında da benzer bir tablo dikkat çekiyor. 35-54 yaş aralığındaki bireylerin yüzde 57’si ekonomiyi olumsuz değerlendirirken, bu oran gençlerde, yani 18-34 yaş arasında yüzde 68’e çıkıyor. 55 yaş ve üzeri grupta ise olumsuz değerlendirme oranı yüzde 64 seviyesinde. Bu durum, hem gençlerin geleceğe dair umutsuz olduğunu hem de yaşlı nüfusun da mevcut durumdan tatmin olmadığını ortaya koyuyor. Eğitim seviyesi bazında yapılan değerlendirmelerde ise özellikle ilköğretim ve altı eğitim düzeyine sahip bireylerde ekonomik kötümserliğin ciddi şekilde arttığı görülüyor. Mayıs 2023’te bu grupta ekonomiyi kötü bulanların oranı yüzde 54 iken, Mayıs 2025’te bu oran yüzde 69’a yükseldi. Ayrıca, hem yüksekokul ve üzeri eğitim seviyesindeki bireylerde hem de ilköğretim mezunlarında olumsuz değerlendirme oranı artarken, lise mezunları arasında bu oranda bir miktar azalma görüldü. Bu tablo, toplumun farklı eğitim düzeylerinden bireylerin dahi ekonomi konusunda ortak bir memnuniyetsizlikte buluştuğunu gösteriyor. Ekonominin geleceğine yönelik beklentiler de oldukça karamsar. Rapora göre, halkın yüzde 53’ü, Türkiye ekonomisinin bir yıl sonra daha kötü ya da çok daha kötü olacağını düşünüyor. Bu oran, mart ayına göre 4 puanlık bir artışı işaret ediyor. Diğer yandan, katılımcıların yüzde 26’sı durumun değişmeyeceğini, yüzde 21’i ise ekonomik gidişatta iyileşme beklediğini dile getiriyor. Her ne kadar iyimser bir kesim hâlâ mevcut olsa da, genel eğilimin kötümserlik yönünde olduğu açıkça görülüyor. Enflasyon konusundaki beklentilere bakıldığında ise görece daha ılımlı bir tablo dikkat çekiyor. Katılımcılar, önümüzdeki yıl enflasyonun yüzde 61 seviyelerinde olacağını öngörüyor. Bu oran, geçmiş aylara kıyasla enflasyon beklentilerinde bir miktar gerilemeye işaret etse de, halen oldukça yüksek bir oran olarak değerlendiriliyor. Geçim sıkıntısı ise raporun en çarpıcı bölümlerinden biri. Katılımcıların büyük bölümü, “gelirim giderimi karşılamadı” yanıtını verdi. Kadın katılımcıların bu yanıta daha fazla yönelmesi, ekonomik krizin cinsiyet temelli etkilerini de ortaya koyuyor. 25-34 yaş aralığı hariç tüm yaş gruplarında, katılımcıların yarısından fazlası gelirlerinin giderlerini karşılamadığını ifade etti. En yüksek oran, yüzde 54 ile 45-54 yaş grubunda görüldü. Ekonomik zorlukların en fazla hissedildiği kesimler ise işsizler ve yevmiyeli çalışanlar oldu. İşsiz katılımcıların yüzde 66’sı, gelirinin giderini karşılamadığını belirtirken, bu oran yevmiyeli çalışanlarda yüzde 64 olarak kaydedildi. Emekliler, çalışmayanlar ve iş aramayanlar arasında ise önemli bir kısmı, “gelirim giderimi ucu ucuna karşıladı” dedi. Öte yandan, “gelirim giderimi fazlasıyla karşıladı” diyenlerin en yoğun olduğu grup devlet memurları oldu ve bu oran yalnızca yüzde 17 seviyesindeydi. Bu veriler, Türkiye’de geniş kesimlerin ekonomik baskı altında yaşadığını, temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını ve geleceğe dair umutsuzluk içinde olduğunu ortaya koyuyor. Toplumun ekonomik değerlendirmelerinde ortak payda, ekonomik gidişatın kötüye gittiği yönünde birleşiyor. Her ne kadar küçük bir iyimser…

TÜRKİYE EKONOMİSİ 2025 YILINA YAVAŞ AMA DENGELİ BAŞLADI.

Ekonomik büyüme, bir ekonomide belli bir dönemde üretilen mal ve hizmetlerin toplam değerinin (Gayrisafi Yurt İçi Hasıla- GSYH) artması anlamına gelir. Genellikle bir önceki yıl veya çeyrekle karşılaştırılarak ölçülür. Ekonomik büyüme, bir ülkenin üretim kapasitesinin ve refah düzeyinin arttığını gösteren temel göstergelerden biridir. Ancak bu büyümenin sağlıklı olup olmadığını anlayabilmek için sektörlere, harcamalara, dış ticarete ve gelir dağılımına da ayrıntılı bakmak gerekir. TÜRKİYE EKONOMİSİ 2025 YILINA YAVAŞ AMA DENGELİ BAŞLADI 2025 yılının ilk üç ayında Türkiye ekonomisi, geçtiğimiz yıla kıyasla %2,0 büyüdü. Bu oran ilk bakışta düşük gibi görünse de son dönemde yaşanan küresel ekonomik durgunluk, yüksek faizler, dış talepteki zayıflama gibi faktörler dikkate alındığında ekonominin yine de pozitif bir yönde ilerlediğini söylemek mümkün. Türkiye ekonomisi son yıllarda sıkça yaşanan dalgalanmalara rağmen bu çeyrekte dengeli bir görünüm sergiledi. SEKTÖRLERİN PERFORMANSI: İNŞAAT VE HİZMETLER ÖNE ÇIKTI Sektörel bazda bakıldığında, bazı alanlar ciddi şekilde büyürken bazıları da geriledi: İnşaat sektörü %7,3 büyüme ile açık ara önde. Bu durum, özellikle kamu yatırımlarındaki artış ve kentsel dönüşüm projeleriyle ilişkilendirilebilir. Bilgi ve iletişim sektörü %6,1 büyüdü. Dijitalleşme ve teknolojiye olan talep artışı bu sektörün itici gücü olmuş görünüyor. Hizmetler sektörü genel olarak %1,3 arttı. Turizm ve yeme-içme gibi alanlar bu büyümeye katkı sağlamış olabilir. Gayrimenkul faaliyetleri %2,4 artış gösterdi. Yani konut piyasası hâlâ canlılığını koruyor. Finans ve sigorta sektörü %0,5 gibi sınırlı bir büyüme yaşadı. Bu durum, yüksek faiz ve kredi daralmasıyla açıklanabilir. Bununla birlikte iki önemli sektör daralma gösterdi: Tarım sektörü %2,0 küçüldü. Kuraklık, girdi maliyetleri ve yapısal sorunlar etkili olmuş olabilir. Sanayi sektörü %1,8 geriledi. Özellikle ihracata dayalı üretim yapan sanayi kolları dış talepteki yavaşlama nedeniyle zayıflamış görünüyor. Bu tablo, Türkiye’de büyümenin daha çok inşaat ve hizmetler gibi iç talebe bağlı alanlardan geldiğini, üretim odaklı sektörlerin ise zorlandığını gösteriyor. GSYH CARİ FİYATLARLA ARTTI AMA DOLAR BAZINDA SINIRLI Türkiye’nin GSYH’si, cari fiyatlarla yani enflasyon dahil edildiğinde 12 trilyon 125 milyar TL oldu. Bu, geçen yılın aynı dönemine göre %36,7’lik bir artış anlamına geliyor. Ancak dolar cinsinden bakıldığında GSYH 335,5 milyar dolarda kaldı. Kur etkisi nedeniyle TL’deki yüksek artış, döviz bazında aynı oranda yansımıyor. TL bazında artış güçlü görünse de döviz bazında GSYH hâlâ sınırlı. Bu da Türkiye ekonomisinin döviz karşısında değer kaybettiğini ve kişi başına düşen gelirin çok hızlı artmadığını düşündürüyor. TÜKETİM VE YATIRIM HARCAMALARI DEVAM EDİYOR Hane halkı harcamaları 2025’in ilk çeyreğinde %2,0 oranında artmış. Bu, vatandaşların yüksek enflasyona rağmen harcamalarını belli ölçüde sürdürdüğünü gösteriyor. Ancak harcamaların büyük ölçüde zorunlu kalemlerde (gıda, barınma) yoğunlaştığını varsayabiliriz. Devletin tüketim harcamaları %1,2 arttı. Yatırımlar (gayrisafi sabit sermaye oluşumu) %2,1 arttı. Yani özel sektör yatırımları az da olsa artışta. Bu veriler, iç talebin canlı kaldığını gösteriyor ama büyümeye yüksek katkı verecek sıçramalar şimdilik görünmüyor. İHRACAT DURAKLADI, İTHALAT HIZLANDI Mal ve hizmet ihracatı %0,01 azaldı. İthalat ise %3,0 arttı. Bu, dış ticaretin büyümeye olumsuz yansıdığı anlamına geliyor. Artan ithalat, iç talebin dış kaynaklı mallara yöneldiğini; ihracattaki duraksama ise özellikle Avrupa gibi ana pazarlarımızdaki talep düşüşünden kaynaklanıyor olabilir. Türkiye’nin büyüme modelinin sağlıklı olması için net ihracatın pozitif katkı vermesi gerekiyor. Ancak mevcut durumda büyüme, dış ticaret yerine daha çok iç harcamalara ve inşaata dayanıyor. ÜCRETLER YÜKSELDİ AMA KARLARIN PAYI GERİLEDİ İşgücü ödemeleri (maaşlar ve yan ödemeler) %42,9 oranında arttı. Bu çok güçlü bir artış. Net işletme artığı/karma gelir %31,2 yükseldi.…

NTB İş Platformu kurucusu ve Başkanı : Numan YAKUT

BAŞKAN MESAJIGünümüzde, küresel ekonomiye ayak uydurmak ve başarıya ulaşmak için ulusal ve uluslararası işbirlikleri her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Kısa adı NTB olan platformumuzu, 2025 yılı marka değerimizin arttığı, işbirliklerimizin güçlendirilerek kamuoyunda daha güçlü bir ses olabilmek, ulusal ve uluslararası platformlarda çalışma ve projelerimizin hazırlıklarının tamamlanarak hayata geçirilme aşamasına getirildiği, ülkemiz de üretici-ihracatçı firmalara destek sağlanarak üretim-istihdam ve ihracat hedeflerimize çok daha hızlı şekilde ulaşacağımıza, bünyemize gerçekleştireceğimiz konsorsiyumlarla üretim yapacak altyapıyı oluşturabilecek bir süreç olacaktır. Ülkemize ve insanlığa fayda ekseninde hizmet eden tüm yapılarla birlikte çalışmak ve değer üretmek amacıyla kurmuş bulunuyoruz. “Türkiye’nin Ortak Güç Birliği İş Ağı Platformu” sloganıyla çıkmış olduğumuz bu yolculuğa; Zaman, sen yap ben bir bakayım değil, uzaktan alkışlamak değil, çalışmalarda görev alarak katılarak, faal halde bulunma zamanıdır. Hayalleri, idealleri ve hedefleri olan, Hayallerimize, ideallerimize ve hedeflerimize gönül vermiş olan arkadaşlarımız ve firmalarımızla, katılımcılarımızla birlikte yürümek üzere başlangıç yapıyoruz. Bizler, medeniyetimizin ışığında, yüzyılın yöntem ve gelişmelerini takiple, yenilikçilik ve katma değer eksenli yaklaşımı benimsemekteyiz. Katılımcılarına hem yerel hem de uluslararası alanda fayda temelli, gelecek kuşaklara da aktaracak Vizyonu içeren ticaret ve ticari anlayışı geliştirmek platformumuzun ana amaçlarındandır. Düsturumuz Ticaret, sosyal ve kültürel alanda kaybedilmeye yüz tutmuş değerlerimizden olan Güven, Sabır, Doğruluk, Sadakat, Cömertlik, Şükür, Merhamet, Şefkat, Sır Tutmak, Değerleri üzerine oluşmuştur, Bunu, *Sürdürülebilir ve takip edilmesi gereken bir anlayışolarak çalışmalarımızı sürdüreceğiz.. *Sanal ticari evrenlerin de oluşmaya başlandığı günümüzde, büyük fikirler doğrultusunda ortak hayalleri olanlarla, dünyayı anlayıp yorumlamak; *Paydaşlarını, üyelerini vdestek veren katılımcılarını büyüterek geleceğe taşıyabilmek… Global markalar üretmelerine destek olmak… Üretilenleri yeni pazarlarla buluşturmak… Sosyprojelerle tanınırlıklarını arttırmak… Yeni buluşlara öncülük etmek… Ülkemizin ticari hacmine olabilecek en yüksek katkıyı vermek… AR-GE çalışmalarına, çağı önceleyen teknik eğitim ve yeni iş geliştirme modelleriyle, üreten büyüyen Türkiye’nin yapıtaşlarına katkıda bulunmak…Temsilcilikler ve iş ağı çözüm ortakları ile üreticiler, ticaret firmaları şeffaf, samimi, sosyalekonomik kazanç odaklı bir işbirliği ortamını oluşturma İmalat, hizmet ve tedarik sektörlerindeki kişi ve firmaların bir araya gelerek oluşturduğu bir iş ağı ile paydaşlar arasında güven, adalet, anlayış, cömertlik, sadakat, sır tutma, doğruluk ve sabır gibi değerleri pekiştirmek. Tanımadığınız kişilerle ve firmalarla tanışarak güven ilişkileri kurmanızı ve ortak iş yapmanızı teşvik etmek. Yeni iş fırsatlarını değerlendirmenizi ve iş yaptığınız kişilerin bağlantıları aracılığıyla daha geniş bir iş çevresine ulaşmanızı sağlamak. Birlik ve dayanışmanın gücünü kullanarak katılımcıların ortak hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olmak Genişlemiş İş Ağı, Artan Fırsatlar, Güvenilir İş Ortakları, Bilgi Paylaşımı, Destek ve Danışmanlık, Maliyet Tasarrufu, Rekabet Avantajı, için gelin Birlikte Başarıya Ulaşalım!NTB Güç birliğinin, yol haritası budur. Bu doğrultuda, kadim medeniyetimizin ortaya koyduğu kardeşliğin birlik gücünü iyi değerlendirerek NTB çatısı altında sizleri dünyanın her noktasına taşımak ana hedefimizdir. Medeniyet yaklaşımımız, fayda temelli anlayışımız, hedeflerimiz ve yol haritamız doğrultusunda, bizimle aynı fikirleri paylaşan; işini büyütmek, geliştirmek isteyen tüm iş insanlarımızla fayda ekseninde ve bunun yanında kaybolmaya yüz tutmuş değerlerimizi de korumak ve hatırlatma adına NTB çatısı altında, buluşmayı arzuluyoruz. BİZ BİRLİKTE GÜÇLÜYÜZ. BİZİMLE YÜRÜYECEKCESARETİ, HAYALLERİ, HEDEFİ VE AMACI OLAN FİRMALARIMIZI, GİRİŞİMCİ VE İŞ İNSANLARINI, AKADEMİSYENLERİ, İŞ AĞIPLATFORMU GÜÇ BİRLİĞİMİZE BEKLİYORUZİrtibat +905464541135

Pop Müziğin Güçlü İsmi Sıla, JoyTürk’le Müzik Tutkunlarıyla Buluşuyor

Türkçe Pop’un en iyisi JoyTürk, müzik dünyasının sevilen sesi Sıla ile unutulmaz bir iş birliğine imza attı. “Sıla Nereye, Biz Oraya” sloganıyla tüm konserlerinde Sıla’nın yanında olacak olan JoyTürk, Haziran 2026’ya kadar sürecek medya sponsorluğu ile müzikseverlere benzersiz bir deneyim vadediyor. İlk kez bir sanatçıyla uzun soluklu bir medya sponsorluğu anlaşmasına imza atan JoyTürk, bu iş birliğiyle dinleyicilerine özel içerikler, sürpriz hediyeler ve sahne arkası deneyimleri sunacak. Karnaval APP ve JoyTürk sosyal medya hesaplarını takip edenler, konser bileti kazanma ve Sıla ile kuliste tanışma fırsatını yakalayacak. JoyTürk, Sıla Konserlerinde Dinleyicilerine Özel Fırsatlar Sunuyor Sponsorluk ilişkisinin taşıdığı önemi vurgulayan Karnaval Medya Grubu Pazarlama Direktörü Gizem Yılancıoğlu, iş birliğiyle ilgili şunları söyledi: “Müzik tutkunlarına unutulmaz anlar yaşatacak bu birliktelik, dinleyicilerimizle olan bağımızı sahnelere taşıyan güçlü bir adım. Türkçe Pop’un en özel isimlerinden biri olan Sıla ile bu anlamlı iş birliğini hayata geçirmekten JoyTürk olarak büyük mutluluk duyuyoruz. ‘Sıla Nereye Biz Oraya’ diyerek çıktığımız bu yolculukta müziğin birleştirici gücünü bir kez daha hissettireceğiz. Sponsorluk kapsamında hazırlayacağımız özel içerikler ve sürpriz kampanyalarımızla Türkçe pop severlere sadece konser değil, tam bir ‘JoyTürk deneyimi’ sunmayı hedefliyoruz. Sıla’nın enerjisi ve JoyTürk’ün yaratıcı yaklaşımıyla dinleyicilerimizi her adımda şaşırtmaya devam edeceğiz.” Karnaval Medya Grubu Hakkında Türkiye’nin en büyük dijital ses platformu olan Karnaval Medya Grubu, Süper FM, Metro FM, JoyTürk, Virgin Radio Türkiye ve JoyFM gibi Türkiye’nin en çok dinlenen ulusal radyo frekanslarının yanı sıra, farklı müzik zevklerine hitap eden 30’a yakın dijital radyo frekansı ve 12 farklı konuda hazırlanmış podcast serileriyle dijital ses dünyasına yön vermektedir. Müzikten iletişime kadar sesin yaşamın farklı noktalarına dokunan halini geliştirdiği “Voice2Be” kavramı üzerinden yeniden tanımlayan grup, Triton Digital Webcast Metrics’e göre dünyanın en çok dinlenen dijital ses platformları arasında yer almaktadır. 2024 yılında gerçekleştirdiği teknoloji yatırımlarıyla “Karnaval’ı Başlat, Canlı Kal” mottosu ile ses dünyasında yeni bir dönemin kapılarını aralayan grup, reklam verenlere, U.S. Media Ratings Council tarafından akredite edilen Webcast Metrics ölçümlemesi ile dijital erişim verileri sağlamaktadır. Dijital audio, display ve preroll video, native reklamlar ve müşterilerine özel podcast ve dijital radyo projeleri ile hedef kitleye uygun çok sayıda reklam modeli de sunmaktadır. Ayrıntılı Bilgi ve İletişim İçin; Ahmet DoğanMedya DirektörüAdres: Meşrutiyet Caddesi No:100/1 Şişhane/BeyoğluTel: 0212 255 00 12Gsm:0536 892 88 21http://www.brandworks.com.tr

ABD’NİN GÜMRÜK POLİTİKALARI AB’NİN BÜYÜMESİNİ NASIL ETKİLİYOR?

Avrupa Komisyonu’nun 2025 bahar ekonomik tahmin raporuna göre, Avrupa Birliği ekonomisi, ABD Başkanı Donald Trump’ın yeniden gündeme taşıdığı yüksek gümrük vergileri ve artan ticaret belirsizliklerinden olumsuz etkileniyor. Avrupa Komisyonu, özellikle ABD’nin Avrupa menşeli ürünlere uygulamayı planladığı yeni tarifelerin risklerine dikkat çekerek, bu yıl ve gelecek yıl için ekonomik büyüme beklentilerini aşağı yönlü revize etti. Komisyon, Kasım 2024’te Euro Bölgesi için öngördüğü %1,3’lük büyüme tahminini 2025 yılı için %0,9’a düşürdü. 2026 yılı için ise büyüme oranının %1,6’dan %1,4’e gerilemesi bekleniyor. Avrupa Birliği genelinde ise bu yıl %1,1 oranında sınırlı bir büyüme tahmin ediliyor. 2026 yılına gelindiğinde büyümenin %1,5’e çıkması bekleniyor. Bu oranlar, AB’nin önceki toparlanma umutlarının yerini daha temkinli bir görünümün aldığını gösteriyor. ABD ile yaşanan ticaret gerilimleri, yalnızca büyüme oranlarını değil, AB’nin ihracat beklentilerini de ciddi şekilde etkiliyor. 2025 yılında AB ihracatında yalnızca %0,7 oranında bir artış öngörülüyor. Mal ihracatındaki zayıflamanın, hizmet ihracatının göreli dayanıklılığıyla kısmen dengelenmesi bekleniyor. 2026 yılına geldiğimizde ihracat büyümesinin %2,1’e ulaşması, ticaret ortamının görece düzelmesiyle mümkün olabilir. Büyüme tahminlerindeki bu zayıflama, sadece dışsal faktörlerden değil, aynı zamanda içerideki ekonomik yapısal sorunlardan da kaynaklanıyor. Almanya örneğinde olduğu gibi, bazı büyük ekonomilerde yatırımların yavaşlaması, enerji maliyetlerinin yüksek kalması ve altyapı eksiklikleri gibi faktörler büyümeyi sınırlıyor. Komisyon, özel tüketimin ve yatırımların 2025’te biraz daha güçlü olacağını ve bunun büyümeyi %1,5 seviyesine çekebileceğini tahmin ediyor. 2026 yılında ise bu oran %1,6’ya çıkabilir. Öte yandan, enflasyonda önemli bir gerileme bekleniyor. 2025 yılında Euro Bölgesi’nde manşet enflasyonun %2,1’e düşmesi, 2026 yılında ise %1,7’ye kadar inmesi öngörülüyor. AB genelinde ise enflasyonun 2026’da %2’nin altına gerileyeceği tahmin ediliyor. Bu durum, hem hanehalkı tüketimi hem de merkez bankası politikaları açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendiriliyor. İşgücü piyasasında ise görece olumlu bir tablo çiziliyor. Avrupa Komisyonu, AB’de işsizlik oranının 2026 yılında %5,7 seviyesine düşerek rekor düşük düzeye ulaşmasını bekliyor. Bu, özellikle pandemiden sonraki toparlanma sürecinde iş piyasasının yapısal gücünü koruduğunu gösteriyor. ÜYE ÜLKELERİN PERFORMANSI: KİM KAZANIYOR, KİM KAYBEDİYOR? Avrupa genelindeki düşük büyüme tahminlerinin arkasında özellikle Almanya’nın performansındaki zayıflık dikkat çekiyor. AB’nin en büyük ekonomisi olan Almanya’nın, art arda iki yıl daraldıktan sonra 2025 yılında da büyümeyi neredeyse sıfır seviyesinde tutması bekleniyor. Enerji bağımlılığı, Çin ile rekabet, altyapı eksiklikleri ve küresel talep daralması Almanya ekonomisi için baskı unsurları olarak öne çıkıyor. Fransa’nın bu yıl %0,6, 2026’da ise %1,3 oranında büyümesi bekleniyor. Daha güçlü bir performans sergileyen İspanya’nın ise 2025’te %2,6’lık bir büyüme oranına ulaşması öngörülüyor. Bu veriler, güney Avrupa ülkelerinin toparlanma konusunda daha avantajlı bir pozisyonda olabileceğine işaret ediyor. AB içinde 2025’te en iyi ekonomik performansı göstermesi beklenen ülkeler ise Polonya, İrlanda, Danimarka ve Malta olarak sıralanıyor. Bu ülkeler, hem iç tüketim hem de teknoloji odaklı ihracatla diğer ülkelerden pozitif ayrışıyor. ABD’NİN GÜMRÜK POLİTİKALARI: BELİRSİZLİĞİN YENİ KAYNAĞI ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa’dan ithal edilen bazı ürünlere %20 oranında gümrük vergisi getirmeyi planlaması, Avrupa Komisyonu tarafından “COVID-19 salgınının en karanlık günlerinden bu yana görülen en ciddi belirsizliklerden biri” olarak değerlendirildi. Bu öneri şimdilik 90 gün süreyle askıya alınmış durumda. Ancak gümrük tarifelerinin kalıcı hale gelmesi halinde, özellikle çelik, otomobil ve makine sanayilerinin ciddi zarar göreceği ifade ediliyor. Avrupa Komisyonu, bu tarifelerin müzakereler yoluyla %10 seviyesine düşürülmesini bekliyor ancak bu konuda henüz Trump yönetiminden kesin bir taahhüt alınabilmiş değil. Ayrıca mevcut uygulamalarda olduğu gibi çip ve ilaç gibi bazı stratejik…

MERKEZİ YÖNETİM BRÜT BORÇ STOKU 10,8 TRİLYON LİRAYI AŞTI

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 20 Mayıs 2025 tarihinde merkezi yönetim brüt borç stoku verilerini kamuoyuyla paylaştı. Yapılan açıklamaya göre, 30 Nisan 2025 itibarıyla merkezi yönetim brüt borç stoku 10 trilyon 750,5 milyar TL seviyesine ulaştı. Bu rakam, devletin toplam borç yükünü ve borçlanma eğilimlerini ortaya koyması açısından son derece önemli bir gösterge niteliği taşıyor. Öncelikle, merkezi yönetim brüt borç stoku kavramının ne anlama geldiğini netleştirmek gerekir. Bu terim; genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin, özel bütçeli idarelerin ve düzenleyici-denetleyici kurumların toplam iç ve dış borçlarının, nominal (anapara) tutarlar üzerinden hesaplanmış halini ifade eder. Yani bu stok, devletin iç piyasaya ve dış dünyaya olan borçlarının toplamını, herhangi bir indirim ya da borç silme işlemi yapılmadan yansıtır. Hazine garantili borçlar, dış kredi anlaşmalarıyla yapılan borçlanmalar ve devletin çıkardığı tahviller bu stok kapsamında değerlendirilir. Açıklanan verilere göre, borç stokunun 4 trilyon 892 milyar liralık kısmı Türk lirası cinsinden, 5 trilyon 858,5 milyar liralık kısmı ise döviz cinsinden oluşmaktadır. Bu tablo, döviz cinsinden borçların toplam borç içindeki oranının yaklaşık %54,5 gibi oldukça yüksek bir seviyede olduğunu gösteriyor. Buna karşılık Türk lirası cinsinden borçların oranı %45,5 civarındadır. Döviz cinsinden borçların bu denli yüksek bir paya sahip olması, özellikle kur oynaklıklarının yoğun olduğu dönemlerde kamu maliyesi açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Türk lirasının değer kaybettiği dönemlerde, döviz borçlarının yerel para birimi karşılığı yükseldiği için devletin borç yükü de artmakta; bu durum bütçe üzerinde ek yük oluşturmaktadır. Bu nedenle borcun yalnızca miktarı değil, parasal bileşimi de büyük önem arz etmektedir. Döviz ağırlıklı bir borç yapısı, dış şoklara karşı kırılganlığı artırırken, iç borç ağırlıklı yapı ise genellikle daha kontrol edilebilir riskler barındırır. Merkezi yönetim brüt borç stokunun bu seviyeye ulaşmasında birkaç temel faktör etkili olmuştur. Öncelikle, enflasyonun yüksek seyretmesi ve buna bağlı olarak artan faiz oranları, devletin borçlanma maliyetini yukarı çekmiştir. Ayrıca sosyal harcamalardaki artış, yatırım projelerinin finansmanı ve kur korumalı mevduat gibi uygulamaların bütçeye olan yansıması da borçlanma ihtiyacını artıran unsurlar arasında yer almaktadır. Öte yandan, küresel ekonomik gelişmeler ve jeopolitik riskler de Türkiye’nin dış borçlanma maliyetleri üzerinde baskı yaratmaktadır. Bu gelişmeler ışığında, önümüzdeki dönemde borç yönetimi politikalarının etkinliği daha da fazla önem kazanacaktır. Özellikle döviz cinsinden borçlanmalarda risklerin azaltılması, borç vadesinin uzatılması, faiz yükünün kontrol altında tutulması ve şeffaflık ilkelerinin korunması büyük önem taşımaktadır. Hazine’nin borçlanma stratejilerinin piyasa koşullarına uyumlu, öngörülebilir ve mali disiplini koruyan bir çerçevede yürütülmesi gereklidir. Sonuç olarak, merkezi yönetim brüt borç stokunun geldiği seviye, sadece sayısal büyüklüğüyle değil, aynı zamanda bileşimi ve ekonomik etkileri açısından da yakından takip edilmesi gereken bir konudur. Borç stokunun yapısı, mali disiplinin sürdürülüp sürdürülemeyeceğine, bütçe açığının nasıl finanse edileceğine ve Türkiye’nin genel ekonomik kırılganlığına ilişkin önemli sinyaller vermektedir. Bu bağlamda, borç yönetiminde alınacak her karar, hem iç piyasada yatırımcı güveni açısından hem de uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmeleri açısından belirleyici olacaktır.

Ülkemizin Deprem Risk Haritası Rehberi

Pek çok kişi, yaşadığı sokağın ne denli deprem riski taşıdığını veya binalarının dayanıklı olup olmadığını bilmiyor. Peki AFAD’ın etkileşimli deprem tehlikesi haritası nasıl kullanılır?23 Nisan’da Silivri açıklarında meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki deprem ve devamındaki artçılar İstanbulluları paniğe sevk ederken, sosyal medya kullanıcıları hem bireysel hem de kurumsal çapta hangi önlemleri alabileceklerini tartışıyor.Uzmanlar 7 üzeri olası bir depremin yaratacağı ivmenin şehrin her sokağını farklı ölçüde etkileyeceği görüşünde. Ancak pek çok kişi, yaşadığı sokağın ne denli deprem riski taşıdığını veya binalarının dayanıklı olup olmadığını bilmiyor.İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) hazırladığı Türkiye Deprem Tehlike Haritalarının etkileşimli internet sitesi, ülkenin dört bir yanından yurttaşlara kendi sokaklarının deprem riskini analiz etme imkânı tanıyor.Kullanıcılar adres veya koordinat girerek yaşadığı bölgelerin deprem ivmesini ve risk değerini öğrenerek bu etkileşimli haritayı bir hareket noktası olarak kullanabilir.İlk olarak 1996’da yürürlüğe giren harita 2018’de AFAD tarafından güncellenmişti. Söz konusu güncellemede bir önceki haritadan farklı olarak “deprem bölgeleri” yerine “en büyük yer ivmesi” değerleri gösterilmeye başlamıştı.AFAD önceki hafta 2025 yılı Türkiye Deprem Tehlike Haritasını yayınlayarak yeniden bir güncelleme yapıldığını duyurmuştu. Etkileşimli harita nasıl kullanılır? Etkileşimli haritalar, kullanıcıların belirli koordinatları seçebileceği, bölgelere özel bilgiler edinebileceği ve farklı alanlar arasında gezegebileceği web siteleri anlamına geliyor.AFAD’ın etkileşimli risk haritasına da https://tdth.afad.gov.tr adresinden ulaşmak mümkün.Adrese girdikten sonra açılan sayfada kullanıcılar, e-Devlet bilgilerinizle sisteme giriş yapıyor. Bu adım kimlik doğrulaması için gerekli.Giriş yaptıktan sonra ana sayfanın sol üst köşesinde “Adres Sorgulama” bölümü yer alıyor. Kullanıcılar buradan il, ilçe ve mahalle bilgilerinizi girerek sorgulama yapabiliyor.İvme yakın sokaklarda bile değişebiliyorEtkileşimli haritada herhangi bir mahalle veya sokakta arama yapan kullanıcılar bir sokağın risk görünümünün hemen yakındaki bir diğer sokaktan farklı olduğunu görebilir.Zira bu riski etkileyen bir dizi faktör var. Zemin türü bunlardan biri. Kaya zeminler deprem dalgalarını daha az büyütürken, yumuşak, gevşek zeminler (örneğin dolgu alanlar, alüvyonlar) deprem dalgalarını büyütüyor ve daha büyük ivmelere yol açıyor.Benzer şekilde fay hattına uzaklık, yer şekilleri ve yeraltı su seviyesi de bu ivmeleri etkileyebiliyor. Nitekim suya doygun zeminler sıvılaşabiliyor ve bu da ivmeyi artırabiliyor. Örnek risk analizi: Silivri Devlet Hastanesi 23 Nisan günü meydana gelen 6.2’lik depremde bina içindeki yapılarda hasar oluştuğuna dair görüntüler sosyal medyaya yansırken Silivri Devlet Hastanesi’ndeki hastalar, hastanenin bahçesine tahliye edilmişti.Hastane binasının bulunduğu sokağı ve mahalleyi etkileşimli haritada görüntülemek mümkün.Haritada Silivri Devlet Hastanesi’nin yer aldığı Nedim Beyaz gül Sokak’ın deprem risk analizinde açık renkte, hastaneye çok yakın konumdaki diğer sokakların ise daha koyu bir kırmızıyla işaretlendiği görülebilir.Nedim Beyaz gül Sokak’ın risk analizini görüntülemek için şu adımları izlemek gerekiyor:1. Sol menüdeki “Bilgi al” butonuna tıklayın.2. Ardından imleci bilgi almak istediğiniz sokağa getirerek üzerine tıklayın.3. Açılan pencerede Katman, Değer, Enlem ve Boylam bilgileri yer alır.Burada kullanıcılar Katman ve Değer bilgilerini kaydedebilir. Bu bilgiler seçili sokağın deprem riski analizini yapmayı sağlıyor.Silivri Devlet hastanesi örneğinde haritadan elde edilen bilgiler, “PGA 475 / 0.320 g” şeklinde. PGA 475 ve 0.320 g ne anlama gelir? PGA 475 katmanı kabaca, “Bu bölgede 475 yılda bir olacak büyüklükte bir depremde, yerin sallanması (ivmesi) ne kadar olur?” demek.475 yılda bir olan seyrek depremler genelde büyük ve ciddi sarsıntılar anlamına geliyor ki bu da uzmanların beklediği büyük İstanbul depremiyle uyumlu.Yani AFAD haritasındaki risk analizi 475 yılda bir olacak büyük bir deprem senaryosuna göre hesaplanmış oluyor.Buradaki PGA ifadesi “maksimum yer ivmesi” demek. Söz konusu ifade beklenen deprem…

YENİ YATIRIM TEŞVİK SİSTEMİ

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır tarafından açıklanan ve 2030 yılı sonuna kadar geçerli olacak Yeni Yatırım Teşvik Sistemi, Türkiye’nin sanayileşme sürecinde köklü bir değişim yaratma iddiası taşıyor. Bu sistem yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda bölgesel kalkınma, dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve yerli üretimi de önceleyen bir yapıya sahip. Açıklanan maddeler doğrultusunda hem mevcut yatırım iklimi daha cazip hale getirilmeye çalışılıyor hem de ülkenin kalkınma dengesizliklerine yapısal bir yanıt verilmek isteniyor. YATIRIMIN %20’SİNE, 240 MİLYON TL’YE VARAN TEŞVİK Yatırım kredilerine sağlanacak faiz/kâr payı desteğiyle birlikte yatırım tutarının %20’sine ve azami 240 milyon TL’ye kadar nakdi destek verilecek olması, özellikle büyük ölçekli ve stratejik yatırımlar açısından önemli bir finansman rahatlığı sunuyor. Bu tür desteklerin yatırımcıya doğrudan kaynak sağlaması, reel sektörün finansman yükünü azaltırken yatırım yapma kararlarını da hızlandıracaktır Faiz/kâr payı desteği gibi mekanizmalar, yüksek faiz ortamında yatırımı cazip kılmak adına yerinde bir hamle. Ancak destekten faydalanacak projelerin gerçekten üretim odaklı ve ithalat ikamesi sağlayacak nitelikte seçilmesi çok önemli. DİJİTAL VE YEŞİL DÖNÜŞÜME AYRIŞTIRICI TEŞVİK Yeni sistem, dijitalleşme ve yeşil dönüşüm yatırımlarına özel destek sunmayı vadediyor. Yerel Kalkınma Hamlesi çerçevesinde her il için dört ana yatırım konusu belirlenecek ve yerel önceliklere göre destek sağlanacak. Dijital ve çevreci üretim artık sadece lüks değil, bir zorunluluk. Bu yüzden bu alanlara özel teşvik verilmesi isabetli. Ancak bu teşviklerin sahada nasıl uygulanacağı, bürokrasiden ne kadar arındırılmış olacağı belirleyici olacak. KDV VE KURUMLAR VERGİSİNDE YENİ İNDİRİMLER Teşvik sistemi kapsamında KDV muafiyeti ve %20 ila %50 oranında kurumlar vergisi indirimi sunulacak. Ayrıca istihdam teşvikleri 6 bölgede sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyine göre kademelendirilecek ve süresi artırılacak. Vergi indirimleri yatırım kararlarında doğrudan etkili. Ancak esas mesele, bu vergi indirimlerinin sadece yatırım sürecine değil, sonrasındaki üretim ve ihracat sürecine de yayılması. Aksi halde yatırım yapılıyor ama sürdürülebilirlik sağlanamıyor. SGK PRİMİ 10-14 YIL DEVLETTEN: İSTİHDAMA DEV DESTEK Bölge illeri, depremden etkilenen ilçeler ve cazibe merkezleri gibi öncelikli bölgelerde, çalışanların SGK primlerinin hem işveren hem çalışan payı devlet tarafından uzun yıllar boyunca karşılanacak. Bu da doğrudan istihdam maliyetlerini düşürecek. Bu destek özellikle deprem bölgesi için can suyu niteliğinde. Ancak kalıcı sonuç alınabilmesi için altyapı, barınma, ulaşım gibi unsurların da bu yatırımlarla eşzamanlı geliştirilmesi gerekiyor. Aksi halde teşvik uygulanır ama yatırımcı gitmez. GENEL TEŞVİK SİSTEMİ SONA ERDİ: ARTIK SEÇİCİ DESTEK VAR Kapasite fazlası ve düşük verimliliğe sahip sektörler teşvik dışına çıkarıldı. Artık yalnızca “Hedef Sektörler” kapsamındaki yatırımlar desteklenecek ve yerli makine üreticilerine özel koruma sağlanacak. Teşviklerin seçici olması doğru. Geniş yelpazede verilen teşvikler verimsiz alanlara yönelimi artırıyordu. Ancak yerli makine üreticisinin gerçekten desteklenebilmesi için bu firmalara Ar-GE, tasarım ve pazarlama desteği de verilmesi şart. MARMARA’DAN ANADOLU’YA SANAYİ TAŞIMA STRATEJİSİ Bölgedeki sanayi tesislerinin, 4., 5. ve 6. bölgelere taşınması durumunda, taşınılan bölgedeki tüm teşviklerden faydalanılması sağlanacak. Bu şekilde Marmara üzerindeki altyapı ve çevre yükü azaltılacak, Anadolu ise sanayileşmede daha etkin hale getirilecek. Marmara’da sanayi artık doyuma ulaştı ve çevresel yük çok arttı. Anadolu’ya yönelimin teşvik edilmesi doğru. Ancak bu taşınma süreci lojistik, iş gücü ve yaşam koşulları gibi birçok alanda kapsamlı planlama gerektiriyor. Bu sadece “yer tahsisi” ile olacak bir iş değil. PLANLI SANAYİLEŞME İÇİN ÜST BÖLGE TEŞVİKİ OSB ve Endüstri Bölgeleri’nde yapılan yatırımlar, bir üst gelişmişlik bölgesinin teşviklerinden yararlanacak. Böylece yatırımcının yönlendirilmesi daha planlı hale getirilecek. Bu teşvik, sanayileşmenin sadece rastlantısal değil planlı biçimde yönlendirilmesi açısından…

MAYIS AYI AÇLIK VE YOKSULLUK SINIRI

AÇLIK VE YOKSULLUK SINIRI NEDİR? Bir ülkede yaşayan bireylerin en temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için gereken asgari harcamalar, iki temel kavram üzerinden değerlendirilir: açlık sınırı ve yoksulluk sınırı. Açlık sınırı, bir kişinin ya da ailenin, yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenmesini sağlayacak düzeydeki minimum gıda harcamasını ifade eder. Bu sınır, bireylerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için gereken temel kalori ve besin maddelerinin karşılanmasını esas alır. Yoksulluk sınırı ise açlık sınırının da ötesine geçerek; barınma, ulaşım, eğitim, sağlık, giyim, ısınma, haberleşme ve sosyal-kültürel ihtiyaçları da kapsayan asgari yaşam standardını sürdürebilmek için gerekli toplam harcama tutarını ifade eder. Bu sınırın altında kalanlar, yalnızca temel ihtiyaçlara ulaşmakta değil, aynı zamanda insan onuruna yakışır bir yaşam sürmekte de ciddi zorluklar yaşar. MAYIS 2025 VERİLERİ: AÇLIK VE YOKSULLUK DERİNLEŞİYOR Türkiye’de geçim koşulları her geçen ay daha da ağırlaşıyor. KAMU-AR tarafından yayımlanan son verilere göre, Mayıs 2025 itibariyle açlık sınırı dört kişilik bir aile için 26.452 TL olarak hesaplandı. Bu rakam, yalnızca gıda harcamaları dikkate alınarak belirleniyor. Yani bir ailenin sadece yemek yiyebilmesi için ihtiyaç duyduğu tutar bu. Ancak hayat sadece yemekten ibaret değil. Barınma, ulaşım, eğitim, sağlık gibi diğer zorunlu harcamalar da dikkate alındığında yoksulluk sınırı 81.602 TL’ye ulaştı. Bu, şimdiye kadar kaydedilen en yüksek seviyelerden biri olarak dikkat çekiyor. Özellikle gıda fiyatlarındaki artış vatandaşların belini büküyor. Et, yumurta ve balık gibi hayvansal protein kaynaklarına ayrılması gereken harcama, bir önceki yıla göre 2.174 TL artarak 8.169 TL’ye yükseldi. Sadece meyve harcamasındaki yıllık artış ise 1.430 TL oldu. Taze sebzede bir aylık düşüş yaşanmış olsa da yıllık bazda artış devam etti. ASGARİ ÜCRET VE EMEKLİ AYLIKLARI İLE GEÇİM MÜMKÜN MÜ? 2025 yılı boyunca geçerli olan asgari ücret, brüt 22.104 TL olarak uygulanıyor. Ancak bu tutar, güncel açlık sınırının bile 4.348 TL altında kalıyor. Başka bir ifadeyle, dört kişilik bir ailenin yalnızca gıda ihtiyacını bile karşılamaktan uzak. Bu durumda asgari ücretli bir çalışan, maaşıyla ailesinin yalnızca 25 gün boyunca yemek ihtiyacını karşılayabiliyor. Kira, fatura, ulaşım ya da sağlık gibi diğer harcamalar ise tamamen olanaksız hale geliyor. Yoksulluk sınırının üçte birinden daha azına denk gelen asgari ücret, sosyal refahın geldiği kritik eşiği de gösteriyor. Türkiye’de çalışan milyonlarca insan, bu ücretle hem kendisini hem ailesini geçindirmeye çalışıyor. Emekliler için durum daha da çarpıcı. En düşük emekli maaşı 14.469 TL. Bu tutar, dört kişilik bir ailenin yalnızca 16 günlük gıda ihtiyacına denk geliyor. Sağlık hizmetlerinden faydalanma ihtiyacı daha yüksek olan yaşlı nüfusun bu düzeyde gelirle geçinmesi neredeyse imkânsız hale geliyor. GIDA DIŞI HARCAMALARDA BÜYÜK ARTIŞ Yoksulluk sınırını yukarı taşıyan temel etkenlerden biri de gıda dışı harcamalardaki hızlı yükseliş. Mayıs 2025’te dört kişilik bir ailenin gıda dışı temel harcamaları toplamda 55.150 TL olarak hesaplandı. Bu kalemlerin bazıları şu şekilde: Barınma (kira dahil): 15.453 TL Ulaştırma: 15.129 TL Ev eşyası: 6.668 TL Sağlık: 2.336 TL Eğitim: 1.505 TL Diğer harcamalar (giyim, haberleşme, kültür, tatil): yaklaşık 14.059 TL Bu rakamlar, yalnızca temel düzeyde yaşanabilir bir hayat sürebilmek için gereken harcamaları yansıtıyor. Kira ve ulaşım gibi kalemlerde yaşanan artışlar, maaşlı kesimin her geçen gün biraz daha yoksullaşmasına neden oluyor. KİŞİ BAŞINA GIDA HARCAMASI: AÇLIK HERKESİ FARKLI ETKİLİYOR Kişi başına düşen açlık sınırı da demografik özelliklere göre değişkenlik gösteriyor. Mayıs 2025 itibariyle hesaplanan kişi başı gıda harcaması şöyle: Kişi Grubu           Aylık Gıda İhtiyacı Yetişkin Erkek    7.723 TL Yetişkin Kadın    6.063…

2023 ENERJİ HESAPLARI

Türkiye’nin 2023 yılına ait enerji istatistikleri, ülke ekonomisinin enerjiyle kurduğu yapısal ilişkilere dair önemli veriler sunmaktadır. TÜİK tarafından yayımlanan “Fiziksel Enerji Akış Hesapları” çalışmasına göre, Türkiye’nin toplam enerji akışları 2023 yılında 19 bin 384 petajul (PJ) olarak hesaplanmıştır. Bu miktar, tüm ekonomik faaliyetleri, hane halklarını ve doğal süreçleri içeren enerji hareketlerinin büyüklüğünü gözler önüne sermektedir. Enerji Kaynaklarının Kompozisyonu: Enerji Ürünleri Başrolde Enerji akışlarının kaynaklarına bakıldığında, toplam enerji arzının %53,3’ünü enerji ürünleri oluşturmaktadır. Enerji ürünleri, taş kömürü, motorin, yakacak odun, doğalgaz ve benzeri ürünlerden oluşur. Bunlar genellikle insan faaliyetleri sonucunda ekonomide bir üretim süreci ile ortaya çıkan ürünlerdir. Bu oran, Türkiye’nin enerji sisteminin ağırlıklı olarak işlenmiş ve piyasaya sunulmuş ürünlere dayandığını göstermektedir. Bu durum, dışa bağımlılığın sürdüğünü ve enerji arz güvenliğinin kırılgan olabileceğini de ima etmektedir. Enerji kaynaklarının ikinci en büyük grubunu enerji artıkları (%36,4) oluşturmaktadır. Bu artıklar hem ekonomik faaliyetler hem de hane halklarının üretim ve tüketim süreçleri sonucunda doğaya bırakılan katı, sıvı ya da gaz halindeki maddeleri kapsamaktadır. Enerji artıkları, doğrudan bir fayda sağlamayan ancak sistemin çevresel etkilerini yansıtan kalemlerdir. Bu oranın yüksekliği, Türkiye’de enerji verimliliği konusundaki potansiyel sorunları ve enerji tüketiminin çevresel etkilerini göstermesi açısından dikkat çekicidir. Üçüncü sırada yer alan doğal enerji girdileri, enerji kaynaklarının %10,3’ünü oluşturmaktadır. Bu kaynaklar, doğrudan doğadan elde edilen maden cevheri, güneş enerjisi, rüzgâr, jeotermal gibi fiziksel girdileri içerir. Bu oran, yenilenebilir kaynakların ve doğal potansiyelin henüz enerji sistemi içinde sınırlı ölçüde kullanıldığını göstermektedir. Enerji dönüşümü hedefleri açısından bu durum, gelecekteki politika alanları için önemli bir gösterge niteliğindedir. Enerji Kullanımının Hedefi: Ekonomik Faaliyetler ve Sanayi Ön Planda 2023 yılı itibarıyla toplam enerji akışlarının varış yerlerine bakıldığında, en büyük payı ekonomik faaliyetler (%52,2) almıştır. Bu oran, enerji tüketiminin yarısından fazlasının üretim süreçlerinde kullanıldığını göstermektedir. Tarım, sanayi, madencilik, inşaat, ulaşım, hizmet sektörü gibi ekonomik alanlar, enerji talebinin ana merkezini oluşturmaktadır. Hane halklarının enerji kullanımındaki payı ise %9,1 olarak ölçülmüştür. Bu oran, doğrudan konutlarda kullanılan enerji miktarını yansıtırken, toplam enerji sistemine kıyasla daha düşük kalsa da önemini korumaktadır. Enerji tüketiminin geri kalan kısmı, dönüşüm kayıpları, enerji sektörünün kendi tüketimi ve stok değişimleri gibi unsurlara dağılmaktadır. Ekonomik faaliyetler arasında en yüksek paya sahip olan sektör imalat sanayidir. Bu sektör, ekonomik faaliyetler içinde gerçekleşen toplam enerji tüketiminin %41,2’sini oluşturarak başı çekmiştir. İmalat sanayi, kimya, tekstil, metal, çimento, gıda gibi alt sektörlerin enerji yoğunluğuna sahip olması nedeniyle enerji sisteminde kritik bir yer tutmaktadır. Enerji Ürünlerinin Nihai Kullanımı: Hane halkı ile Sanayi Yarışıyor 2023 yılı verilerine göre, enerji ürünlerinin nihai kullanımı – yani doğrudan tüketicilere ulaşan enerji – toplamda 5 bin 527 PJ olarak gerçekleşmiştir. Bu kullanım içerisinde hane halkları %32,1’lik paya sahip olmuştur. Hane halklarının bu orandaki enerji tüketimi, özellikle konutlarda ısınma, aydınlatma, su ısıtma, pişirme gibi temel ihtiyaçlardan kaynaklanmaktadır. Nihai kullanım içinde imalat sanayi %31,8 ile yine ilk sıralarda yer almıştır. Bu, üretim süreçlerinin sadece enerji akışları içinde değil, doğrudan nihai enerji tüketiminde de büyük yer tuttuğunu göstermektedir. Ticaret, hizmet ve kamu sektörleri ise %23,1’lik bir paya sahiptir. Bu oran, eğitim, sağlık, ulaşım ve kamu hizmetlerinin enerji tüketimi açısından ciddi bir kaynak gerektirdiğini ortaya koymaktadır. Bu tablo, hane halkı ve sanayi arasındaki enerji tüketimi farkının daraldığını ve hem bireysel hem de kurumsal düzeyde enerjiye olan talebin güçlü seyrettiğini göstermektedir. Enerji Ürünlerinde En Çok Tercih Edilen Kaynak: Petrol Ürünleri Nihai…

2024 ULUSAL EĞİTİM İSTATİSTİKLERİ

Türkiye’nin eğitim alanındaki gelişmeleri, ülkenin sosyoekonomik kalkınmasının en önemli göstergelerinden biri olarak kabul ediliyor. Eğitimde elde edilen ilerlemeler hem bireylerin hayat kalitesini yükseltiyor hem de toplumun genel refahına büyük katkı sağlıyor. 2024 yılına ait ulusal eğitim istatistikleri, özellikle yükseköğretim mezuniyet oranları, okuryazarlık düzeyi ve ortalama eğitim süresi gibi temel parametrelerde dikkate değer değişimler olduğunu ortaya koyuyor. Bu kapsamlı analizde, 2008 yılından günümüze uzanan eğitim verileri ışığında, Türkiye’de eğitimde yaşanan gelişmelerin boyutlarını ayrıntılı şekilde ele alacağız. Ayrıca OECD ülkeleriyle kıyaslamalar yaparak, Türkiye’nin uluslararası alandaki konumunu da değerlendireceğiz. 2008 yılında 25-34 yaş grubundaki genç nüfusun sadece %13,5’i yükseköğretim mezunu iken, bu oran 2024 yılında %44,9’a yükselmiştir. Bu artış, Türkiye’de yükseköğretime erişimde ve tamamlamada ciddi bir dönüşümün yaşandığını gösteriyor. Kadın ve erkek nüfusun eğitimdeki ilerlemesine baktığımızda ise kadınlarda daha dikkat çekici bir gelişme gözlemlenmektedir. 2008’de kadınlarda yükseköğretim mezun oranı %12,5 iken, 2024’te %48,9’a kadar çıkmıştır. Erkeklerde ise %14,6’dan %41,1’e yükselme söz konusudur. Bu veriler, kadınların eğitim fırsatlarına erişiminin ve eğitimdeki başarılarının arttığını, cinsiyet eşitliği yönünde önemli bir yol alındığını göstermektedir. Ayrıca bu artış, iş gücü piyasasında kadınların daha aktif rol almasını da desteklemektedir. OECD’nin 2022 yılı verilerine göre, 25-34 yaş grubunda yükseköğretim mezunlarının oranı ortalama %47,4’tür. Türkiye ise %42,9 ile bu ortalamaya oldukça yaklaşmıştır. Bu, Türkiye’nin eğitimde yakaladığı ilerlemenin uluslararası platformda da karşılık bulduğunun bir göstergesidir. OECD ülkeleri arasında en yüksek yükseköğretim mezuniyet oranı %69,6 ile Güney Kore’ye aitken, en düşük oran %27,3 ile Meksika’da görülmektedir. Türkiye’nin bu skalada orta-üst seviyede yer alması, eğitim politikalarının doğru yönde ilerlediğini ve genç nüfusun eğitimde daha donanımlı hale geldiğini işaret eder. Sadece genç nüfus değil, 25 yaş ve üzerindeki genel nüfusta da yükseköğretim mezun oranı son 16 yılda ciddi artış göstermiştir. 2008’de %9,8 olan bu oran, 2024’te %25,3’e ulaşmıştır. Bu, yetişkin nüfusun da eğitim seviyesinin yükseldiğini gösterir. Ortaöğretim ve üzeri eğitim düzeyini tamamlayanların oranı ise 2008’de %26,5 iken, 2024’te %49,4’e yükselmiştir. Bu da Türkiye’de genel eğitim seviyesinin her yaş grubunda arttığını, eğitimde süreklilik ve yaygınlık sağlandığını ortaya koyar. 2024 yılı verilerine göre, Türkiye’de 25 yaş ve üzeri nüfusun ortalama eğitim süresi 9,5 yıldır. Kadınların ortalama eğitim süresi 8,8 yıl olurken, erkeklerde bu süre 10,2 yıldır. Bu fark, eğitimde cinsiyet eşitliğine ulaşmak için atılması gereken adımların halen olduğunu göstermektedir. Bölgesel farklılıklar ise dikkat çekicidir. Ortalama eğitim süresi en yüksek olan il Ankara’dır (10,8 yıl). İstanbul, Eskişehir, Kocaeli ve İzmir gibi büyükşehirler de yüksek eğitim süresi ortalamasıyla bu listeyi takip etmektedir. Buna karşılık Ağrı, Şanlıurfa, Muş, Kastamonu ve Van gibi illerde ortalama eğitim süresi görece düşüktür (7,5 yıl ile Ağrı en düşük). Bu durum, bölgeler arası eğitim fırsatları ve erişiminde eşitsizliklerin devam ettiğini göstermektedir. Devlet politikalarının bu farklılıkları azaltmaya yönelik odaklanması önem taşımaktadır. 2015-2024 yılları arasında ortalama eğitim süresinde en yüksek artış %51,6 ile Şırnak’ta gerçekleşmiştir. Bunu %42,1 ile Hakkâri, %39,9 ile Muş, %38,5 ile Şanlıurfa ve %37,3 ile Bingöl takip etmektedir. Bu illerdeki artışlar, bölgesel kalkınma çabalarının eğitim alanında da olumlu sonuç verdiğine işaret ediyor. Öte yandan, Ankara, Eskişehir, Tekirdağ, İzmir ve İstanbul gibi büyükşehirlerdeki artış oranları %13-16 arasında kalmıştır. Bu illerde zaten eğitim süresi yüksek olduğu için artış oranı daha düşük görünmektedir. 6 yaş ve üzeri nüfusta okuma yazma bilenlerin oranı 2008’de %91,8 iken, 2024 yılında %97,8’e yükselmiştir. Bu oran, kadınlarda %86,9’dan %96,2’ye, erkeklerde ise %96,7’den %99,3’e…

NİSAN AYI DIŞ TİCARET İSTATİSTİKLERİ

Türkiye’nin dış ticareti, yani ihracat ve ithalat faaliyetleri 2025 yılının Nisan ayında hem miktar hem de kapsam olarak önceki yıla göre artış göstermiştir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Ticaret Bakanlığı’nın ortaklaşa hazırladığı dış ticaret verilerine göre, özellikle genel ticaret sistemine göre yapılan hesaplamalarda, dış ticaret açığı büyümüş; ihracatın ithalatı karşılama oranı ise azalmıştır. Bu gelişmeler, ülkenin dış ekonomik ilişkilerinde bazı dengesizliklerin sürdüğünü ortaya koymaktadır. DIŞ TİCARETİN GENEL GÖRÜNÜMÜ Genel ticaret sistemi kapsamında 2025 yılı Nisan ayında ihracat geçen yılın aynı ayına göre %7,8 artarak 20 milyar 801 milyon dolar seviyesine çıkmıştır. Aynı dönemde ithalat ise %12,7 artışla 32 milyar 893 milyon dolar olmuştur. Bu veriler, Türkiye’nin dış ticaret hacminin genişlediğini, ancak ithalat artışının ihracata göre daha yüksek olduğunu göstermektedir. 2025 yılının ilk dört ayını kapsayan Ocak-Nisan döneminde ise ihracat %3,7 oranında artarak 86 milyar 113 milyon dolara ulaşırken, ithalat %6,6 artarak 120 milyar 699 milyon dolara çıkmıştır. Bu da Türkiye’nin dış ticaret dengesinde kalıcı açıkların devam ettiğine işaret etmektedir. ış ticaret açığı, ithalatın ihracattan fazla olduğu durumda ortaya çıkan farktır. Nisan 2025’te dış ticaret açığı %22,3 artarak 12 milyar 92 milyon dolara ulaşmıştır. 2024 yılı Nisan ayında bu açık 9 milyar 891 milyon dolardı. Bu durum, ihracatın ithalatı karşılama oranının da %66,1’den %63,2’ye gerilemesine neden olmuştur. Ocak-Nisan 2025 döneminde ise dış ticaret açığı %14,7 artarak 34 milyar 586 milyon dolara yükselmiştir. Bu dört aylık dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranı %71,3’tür (2024 aynı dönem: %73,4). Türkiye ekonomisinin dışarıya bağımlılığının sürdüğünü, üretim yapısı itibarıyla halen yoğun ithalata ihtiyaç duyulduğunu bu oranlar açıkça göstermektedir. ENERJİ VE ALTIN HARİÇ DIŞ TİCARET ANALİZİ Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın gibi ithalatı çok yüksek ama doğrudan üretimle bağlantısı zayıf kalemler dışarıda bırakıldığında dış ticaret görünümü biraz farklılaşmaktadır. Bu şekilde yapılan hesaplamada ihracat %11,1, ithalat ise %13,5 artmıştır. Enerji ve altın hariç ihracat Nisan 2025’te 19 milyar 253 milyon dolara, ithalat ise 25 milyar 420 milyon dolara yükselmiştir. Bu kalemler dışlandığında dahi dış ticaret açığı 6 milyar 166 milyon dolar gibi yüksek bir düzeyde kalmıştır. Bu kapsamda ihracatın ithalatı karşılama oranı %75,7 olarak gerçekleşmiştir. Bu oran, Türkiye’nin ihracat kapasitesinde bir artış olduğunu gösterse de ithalat baskısının sürdüğünü ve enerji ile altının dış ticaret açığındaki etkisinin büyük olduğunu ortaya koymaktadır. SEKTÖREL GÖRÜNÜM: HANGİ ALANLARDA TİCARET VAR? İhracatta Öne Çıkan Sektörler Nisan ayında Türkiye’nin ihracatında en büyük payı imalat sanayi almıştır. Bu sektörün toplam ihracat içindeki payı %94,4 olarak kaydedilmiştir. Tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü %3,3’lük bir pay alırken, madencilik ve taş ocakçılığı sektörünün payı %1,7 olmuştur. Ocak-Nisan döneminde de benzer bir tablo söz konusudur. İmalat sanayinin ihracattaki payı %93,8 düzeyindedir. Bu tablo, Türkiye’nin dış satım kapasitesinin neredeyse tamamen sanayi ürünlerine dayalı olduğunu göstermektedir. İthalatta Öne Çıkan Kalemler İthalat tarafında ise ara malları, yani sanayi üretiminde kullanılan ham maddeler ve yarı mamuller, ithalatın %69,4’ünü oluşturmuştur. Sermaye malları (makine, teçhizat vb.) %14’lük pay alırken, tüketim malları (nihai ürünler) %16,3’lük payla üçüncü sırada yer almıştır. Ocak-Nisan döneminde ise ara mallarının payı daha da yüksektir: %70,7. Bu dağılım, Türkiye ekonomisinin üretim süreci için büyük ölçüde dış kaynaklara, özellikle de ithal girdilere bağımlı olduğunu ortaya koymaktadır. ÜLKELERE GÖRE DIŞ TİCARET İhracatta İlk Sıralarda Yer Alan Ülkeler 2025 yılı Nisan ayında en fazla ihracat yapılan ülke Almanya olmuştur. Almanya’ya yapılan ihracat 1 milyar 769 milyon…

İstanbul’da güncel inşaat maliyetleri artıyor.

2025 yılı itibarıyla İstanbul’da 100 m² bir dairenin inşaat maliyeti, kullanılacak malzeme kalitesine, işçilik ücretlerine, yapı tipine ve bölgeye göre değişiklik gösterebilir. Ancak ortalama değerler üzerinden genel bir tablo verebilirim: İstanbul 100 m² Daire İnşaat Maliyeti (2025 Tahmini) Kalite Seviyesi m² Birim Fiyat (TL) Toplam Maliyet (100 m²) Ekonomik 8.000 – 10.000 TL 800.000 – 1.000.000 TL Orta 10.000 – 13.000 TL 1.000.000 – 1.300.000 TL Lüks 13.000 – 18.000 TL 1.300.000 – 1.800.000 TL Bu maliyete neler dahildir? Dahil olanlar: Dahil olmayanlar: Not: kaynak : Chatgpt

Türk İhracatında Yeni Bakış Açısı

Günümüz küresel ekonomi dinamikleri, ülkelerin uluslararası rekabet gücünü belirleyen en önemli faktörlerden biri haline gelmiştir. Türkiye de, ekonomik büyümesini sürdürülebilir kılmak ve dış ticaret hacmini artırmak amacıyla yeni stratejilere ve bakış açılarına ihtiyaç duymaktadır. Bu bağlamda, Türk ihracatında yeni bir perspektif kazandırmak, ülkenin gelişmişlik seviyesine uygun, inovasyona dayalı ve sürdürülebilir yaklaşımlarla mümkün olabilecektir. Mevcut Durum ve Temel Sorunlar Türk ihracatında son yıllarda genellikle düşük katma değerli ürünlerin ve geleneksel pazarların ön planda olduğu görülmektedir. Bu durum, ürün çeşitliliğinin sınırlı olması ve teknolojik inovasyon seviyesinin henüz yeterince yüksek olmamasıyla ilişkilidir. Ayrıca, dış piyasaların değişen talep ve ihtiyaçlarına hızlı uyum sağlama konusunda zorluklar yaşanmakta, bu da ihracatın sürdürülebilirliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Yeni Bakış Açısının Temel Unsurları Dijital Dönüşüm ve Teknoloji EntegrasyonuDijital teknolojilerin kullanımı, ihracat süreçlerinin daha verimli ve rekabetçi hale gelmesini sağlar. E-ticaret platformlarının etkin kullanımı, yapay zeka ve büyük veri analitiği ile pazarlama ve müşteri ilişkileri yönetimi güçlendirilmelidir. Bu sayede ürünlerin küresel pazarlardaki görünürlüğü artacaktır. İnovasyon ve Yüksek Katma DeğerAraştırma ve geliştirmeye (Ar-Ge) daha fazla yatırım yaparak, ürünlerde yenilikçilik teşvik edilmelidir. Geleneksel ürünlerin ötesine geçip, teknolojik, tasarım ve kalite açısından üstün ürünler geliştirilerek yüksek katma değer sağlanmalıdır. Pazar Çeşitlendirmesi ve Yeni PazarlarMevcut pazarlara bağımlılığı azaltmak için Asya, Afrika ve Latin Amerika gibi yeni ve hızla büyüyen pazarlar hedeflenmelidir. Bu bölgelerdeki fırsatları yakalamak adına yerel ortaklıklar ve işbirlikleri geliştirilmelidir. Sürdürülebilirlik ve Yeşil İhracatÇevre dostu üretim ve sürdürülebilirlik ilkeleri, Türk ihracatının yeni odak noktaları olmalıdır. Bu yaklaşım, hem global talepteki artışı yakalamayı sağlar hem de rekabet avantajı kazandırır. Kalite ve Belgelendirme Standartlarına UyumUluslararası standartlara uygun ürün ve hizmet sunmak, ihracatın güvenirliliğini artırır. Belgelendirme ve kalite yönetim sistemleri geliştirilerek, müşterilerin güveni kazanılabilir. Sonuç Türk ihracatında yeni bir bakış açısı benimsemek, ülkelerin ekonomik kalkınmasında ve küresel pazarlarda daha güçlü yer edinmesinde kritik öneme sahiptir. Dijital teknolojiler, inovasyon, pazar çeşitlendirmesi ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımlar sayesinde Türkiye, ihracat potansiyelini en üst seviyeye çıkarabilir. Bu dönüşüm, sadece ürün ve pazar bazında değil, aynı zamanda politika ve strateji geliştirme seviyesinde de köklü adımlar atmayı gerektirmektedir. Gelecek nesiller için daha sürdürülebilir ve karlı bir ihracat yapısına geçiş, burada benimsenen yeni bakış açısının temel hedefidir

TRUMP IN KÖRFEZ TURU VE GELİŞMELER

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, gerçekleştirdiği Körfez turunda oldukça dikkat çekici ekonomik anlaşmalara imza atarak geri döndü. Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile yaptığı anlaşmalar sayesinde toplamda 1,4 trilyon dolarlık yatırım taahhüdü aldı. Bu anlaşmalar sadece ekonomik açıdan değil, aynı zamanda küresel teknoloji yarışında da önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Özellikle yapay zekâ (AI), havacılık ve enerji gibi stratejik sektörlerde yapılan iş birlikleri hem ABD’nin küresel gücünü pekiştiriyor hem de Körfez ülkelerinin teknolojiye dayalı yeni ekonomi modeline geçişini hızlandırıyor. YATIRIMIN MERKEZİ: YAPAY ZEKâ VE TEKNOLOJİ Trump’ın Körfez ziyaretinin en çok öne çıkan başlığı kuşkusuz yapay zekâ alanındaki anlaşmalar oldu. BAE ile yapılan 200 milyar dolarlık yatırım paketinin odak noktası, Abu Dabi’de kurulacak olan dev bir yapay zekâ kampüsü. 10 kilometrekarelik bir alan üzerine inşa edilecek bu merkez, 5 gigawatt kapasitesiyle ABD dışında kurulmuş en büyük yapay zekâ veri merkezi olacak. Projeyi, BAE merkezli G42 şirketi, çeşitli Amerikan teknoloji devleriyle birlikte hayata geçirecek. Bu kampüs, sadece bölge ülkeleri için değil, küresel çapta yapay zekâ geliştirme, model eğitimi ve veri analizi gibi alanlarda önemli bir merkez hâline gelmeyi hedefliyor. ABD Ticaret Bakanlığı bu projeyi, “Amerikan hiper ölçekleyicilerine ve büyük işletmelere ev sahipliği yapacak, aynı zamanda Küresel Güney’e hizmet verecek bir teknoloji üssü” olarak tanımlıyor. Bu açıklama, ABD’nin küresel AI altyapısının bir bölümünü yurt dışına taşıyarak stratejik erişimini genişletme çabasının açık bir göstergesi. ÇİP SAVAŞLARINDA YENİ CEPHE: NVIDIA H100 GPU ANLAŞMASI Yapay zekâ kampüsüne ek olarak BAE, dünyaca ünlü Amerikan teknoloji şirketi Nvidia ile büyük çaplı bir anlaşmaya hazırlanıyor. Bu anlaşma kapsamında BAE’nin 2027 yılına kadar her yıl 500 bin adet Nvidia H100 model yapay zekâ çipi ithal etmesine izin verilecek. Bu çiplerin %20’si, yine G42 şirketine tahsis edilecek. Bu çipler, günümüzde en gelişmiş yapay zekâ işlemlerinde kullanılan en değerli donanımlardan biri olarak görülüyor. Böyle büyük miktarda GPU alımına izin verilmesi, ABD’nin Körfez ülkeleriyle stratejik teknoloji iş birliğini ne kadar ileri taşıdığını gösteriyor. Ancak bu durum, bazı Amerikalı yetkilileri de tedirgin ediyor. Özellikle Çin’in dolaylı yollarla bu tür gelişmiş teknolojilere erişim sağlayabileceği yönünde kaygılar dile getiriliyor. ABD yönetimi ise bu tür olasılıkları engellemek için anlaşmalara sıkı güvenlik protokolleri eklediğini ve BAE’nin bu konuda gereken önlemleri alacağına dair teminat verdiğini belirtiyor. HAVACILIKTA DEV ANLAŞMALAR Trump’ın Körfez turunda sadece yapay zekâ değil, havacılık sektörü de büyük kazançlar elde etti. BAE’nin ulusal havayolu şirketi Etihad Airways, ABD merkezli Boeing ve GE Havacılık ile 14,5 milyar dolarlık bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma kapsamında Etihad, 28 adet geniş gövdeli uçak (787 ve 777X modelleri) satın alacak. Uçaklar GE motorlarıyla donatılacak. Bu gelişme, ABD’nin havacılık ihracatında önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Boeing için bir diğer büyük kazanım ise Katar’dan geldi. Qatar Airways, yalnızca bir gün önce Boeing ile 96 milyar dolarlık dev bir siparişe imza attı. Bu gelişmeler Boeing hisselerinin 52 haftanın en yüksek seviyesine, GE Aerospace hisselerinin ise 2001 yılından bu yana ulaştığı en yüksek seviyeye çıkmasına neden oldu. ENERJİ VE MADENCİLİKTE ORTAK HAMLELER Enerji sektöründe de dikkat çekici anlaşmalar yapıldı. Amerikan petrol devleri ExxonMobil, Occidental Petroleum ve EOG Resources, BAE’nin milli petrol şirketi ADNOC ile 60 milyar dolar değerinde bir iş birliği başlattı. Bu anlaşma sayesinde bölgedeki petrol ve doğal gaz üretimi daha da artırılacak. Ayrıca alüminyum ve nadir toprak elementleri alanında da…

Tüketici güven endeksi Mayıs 2025 Değerlendirmesi

Türkiye İstatistik Kurumu ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yürütülen tüketici eğilim anketine göre, Mayıs 2025’te tüketici güven endeksi bir önceki aya kıyasla %1,1 artarak 84,8’e yükseldi. Bu artış, tüketicilerin ekonomik beklentilerinde sınırlı da olsa bir iyileşmeye işaret ediyor. GENEL BİR BAKIŞ: Nisan ayında 83,9 olan endeks, Mayıs ayında 84,8 seviyesine yükseldi.Endeksin 100’ün altında olması, tüketici güveninin hâlâ kötümser bölgede olduğunu gösteriyor. Bu artış daha çok bazı alt kalemlerdeki yükselişten kaynaklandı. ALT KALEMLERE GÖRE GELİŞMELER:Alt Endeks Nisan 2025 Mayıs 2025 Aylık Değişim (%)Genel Tüketici Güven Endeksi 83,9 84,8 1,1Hanenin mevcut maddi durumu 69,1 69,1 0,0Gelecek 12 ayda hanenin maddi durum beklentisi 84,3 85,3 1,2Gelecek 12 ayda genel ekonomik durum beklentis 82,8 82,2 -0,7Gelecek 12 ayda dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi 99,3 102,5 3,3 ÖNE ÇIKAN NOKTALAR: Hanenin mevcut maddi durumu endeksinin 69,1’de sabit kalması, halkın bugünkü ekonomik koşullara dair fikrinin değişmediğini gösteriyor.Gelecek 12 aya ilişkin maddi durum beklentisindeki %1,2’lik artış, tüketicilerin gelecek için biraz daha umutlu olduklarını ortaya koyuyor. Buna karşılık genel ekonomik durum beklentisindeki %0,7’lik düşüş, ülke ekonomisinin geleceğine yönelik kaygıların biraz arttığını gösteriyor. En dikkat çekici gelişme, dayanıklı tüketim mallarına (beyaz eşya, mobilya gibi) harcama yapma düşüncesinde yaşandı. Bu kalem %3,3 arttı ve 102,5 seviyesine yükseldi. Bu da tüketicilerin alışveriş yapmaya daha istekli olduğunu gösteriyor. GENEL DEĞERLENDİRME: Endeksin 100’ün altında kalması, tüketici güveninde hâlâ karamsarlığın devam ettiğini gösteriyor. Ancak dayanıklı tüketim mallarına harcama eğilimindeki artış, iç talep açısından olumlu bir gelişme. Mevcut durumdaki durağanlık ve geleceğe dair beklentilerdeki hafif toparlanma, tüketici güveninin kırılgan olmaya devam ettiğini ortaya koyuyor. SON SÖZ: Mayıs 2025 verileri, tüketici güveninde küçük ama olumlu bir kıpırdanma olduğunu gösteriyor. Özellikle harcama yapma isteğindeki artış, halkın geleceğe biraz daha iyimser bakmaya başladığına işaret ediyor. Ancak ekonomik beklentilerdeki zayıflık, bu iyileşmenin kalıcı olup olmayacağı konusunda soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Bu nedenle ekonomik güvenin kalıcı şekilde artması için atılacak adımlar önemini koruyor. Kaynak: TÜİKZAFER ÖZCİVANEkonomist-Yazarzozcivan@hotmail.com

EV KADINLARINA EMEKLİLİK GELİYOR

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın son açıklamalarına göre, uzun süredir gündemde olan ev kadınlarına emeklilik meselesinde artık somut adımlar atılmak üzere. Haziran ve temmuz aylarında yasal altyapısı hazırlanarak Ekonomik Koordinasyon Kurulu’na sunulacak bu düzenlemeyle birlikte ev kadınları, devlet desteğiyle emeklilik hakkına kavuşabilecek. İşte benim dilimden, herkesin rahatça anlayabileceği şekilde bu düzenlemenin tüm detayları… DEVLET, EV KADINLARININ YANINDA OLACAK Evde çocuk bakan, yaşlısına bakan, evin tüm yükünü omuzlayan ama bir işverene bağlı çalışmadığı için sigortası olmayan milyonlarca kadın var. Bu kadınlar, aslında görünmeyen ama çok kıymetli bir iş yapıyorlar. Bu gerçeği artık devlet de kabul etmiş durumda. Bu yüzden ev kadınlarına yönelik emeklilik sistemi geliştiriliyor. Bu sistemle birlikte, evde çalıştığı halde hiçbir sosyal güvencesi olmayan kadınlar isteğe bağlı sigorta sistemiyle emekli olabilecek. Yani bugüne kadar “Ben ev kadınıyım, çalışmıyorum, nasıl emekli olacağım?” diyenler için artık bir kapı açılıyor. Üstelik sadece sigorta yaptırma hakkı değil, bir de bunun üzerine devletin desteği geliyor. PRİMLERİN ÜÇTE BİRİNİ DEVLET ÖDEYECEK Yeni düzenlemenin en dikkat çeken tarafı, isteğe bağlı sigorta yaptıran ev kadınlarının ödeyeceği primlerin üçte birinin devlet tarafından karşılanacak olması. Bugünkü rakamlarla konuşursak: Asgari ücret üzerinden aylık isteğe bağlı sigorta primi: 8.321,76 TL Bunun üçte biri devlet tarafından ödenecek: 2.883,92 TL Ev kadınının cebinden çıkacak tutar: 5.547,84 TL Yani devlet, evdeki emeğin karşılığını yıllık 34.607 TL’lik bir prim desteğiyle vermiş olacak. Bu destek sayesinde hem prim ödemek kolaylaşacak hem de ev kadınları için emeklilik daha ulaşılabilir bir hale gelecek. YIPRANMA HAKKI DA GELİYOR Sadece prim desteğiyle kalınmıyor, bir de “yıpranma hakkı” gündemde. Normalde bu hak ağır işlerde çalışanlara tanınır. Ama şimdi, ev kadınlarının da bu haktan faydalanması planlanıyor. Çünkü çocuk büyütmek, yaşlı bakmak, evin tüm yükünü omuzlamak da kolay iş değil. Bu da ciddi bir yıpranma yaratıyor. Yeni sistemde şöyle bir formül konuşuluyor: Her 360 günlük sigortalılık süresine karşılık 1 çocuk için 30 gün, 2 çocuk için 60 gün, 3 ve üzeri çocuk için 90 gün ilave prim günü eklenecek. Bu ne anlama geliyor? Yıpranma hakkıyla birlikte kadınlar, 2,5 yıla kadar daha erken emekli olabilecek. ENGELLİ ÇOCUK ANNESİNE EK AYRICALIK Mevcut yasalarda engelli çocuğu olan annelere zaten bir erken emeklilik hakkı tanınıyor. Bu yeni düzenlemeyle bu hak korunmaya devam edecek. Eğer çocuğunuz başkasının bakımına muhtaç derecede engelliyse ve siz sigorta primlerinizi isteğe bağlı olarak ödüyorsanız, her yıl için 90 gün fazladan prim günü kazanıyorsunuz. Ve bu, emeklilik yaşınızı da aşağıya çekiyor. Üstelik bu hakkın bir sınırı yok; yani 2,5 yıl sınırı burada geçerli değil. EV KADINI NE ZAMAN EMEKLİ OLACAK? Şimdi gelelim herkesin aklındaki en büyük soruya: “Bu sistemle ne zaman emekli olacağım?” Eğer sigortaya ilk kez 2008 sonrası giriş yaptıysanız: 9000 gün prim ödeyerek emekli olabilirsiniz. Bu da düzenli ödeme yaparsanız yaklaşık 25 yıl sürer. Bu şekilde emeklilik yaşınız 65 olacak ama yıpranma hakkınız varsa bu yaş 2,5 yıl öne çekilebilir. Eğer bu kadar prim ödeme şansınız yoksa: 5400 gün primle “kısmi emeklilik” hakkınız var. Ama bu durumda yaş sınırınız biraz artıyor. Yani 5400 günü tamamlama tarihinize göre yaş sınırı 61 ila 65 arasında değişiyor. Yine burada da yıpranma hakkı devreye girerse, yaş sınırınız düşebilir. Örnek olarak: 5400 günü 2036’ya kadar tamamlarsanız 61 yaşında emekli olabilirsiniz. 2038’de tamamlarsanız yaş 63’e, 2040 ve sonrasında tamamlarsanız yaş 65’e çıkıyor. Ama yıpranma payı eklendiğinde bu yaşlar…

Türk İhracatında Yeni Bakış Açısı

Günümüz küresel ekonomi dinamikleri, ülkelerin uluslararası rekabet gücünü belirleyen en önemli faktörlerden biri haline gelmiştir. Türkiye de, ekonomik büyümesini sürdürülebilir kılmak ve dış ticaret hacmini artırmak amacıyla yeni stratejilere ve bakış açılarına ihtiyaç duymaktadır. Bu bağlamda, Türk ihracatında yeni bir perspektif kazandırmak, ülkenin gelişmişlik seviyesine uygun, inovasyona dayalı ve sürdürülebilir yaklaşımlarla mümkün olabilecektir. Mevcut Durum ve Temel Sorunlar Türk ihracatında son yıllarda genellikle düşük katma değerli ürünlerin ve geleneksel pazarların ön planda olduğu görülmektedir. Bu durum, ürün çeşitliliğinin sınırlı olması ve teknolojik inovasyon seviyesinin henüz yeterince yüksek olmamasıyla ilişkilidir. Ayrıca, dış piyasaların değişen talep ve ihtiyaçlarına hızlı uyum sağlama konusunda zorluklar yaşanmakta, bu da ihracatın sürdürülebilirliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Yeni Bakış Açısının Temel Unsurları Dijital Dönüşüm ve Teknoloji EntegrasyonuDijital teknolojilerin kullanımı, ihracat süreçlerinin daha verimli ve rekabetçi hale gelmesini sağlar. E-ticaret platformlarının etkin kullanımı, yapay zeka ve büyük veri analitiği ile pazarlama ve müşteri ilişkileri yönetimi güçlendirilmelidir. Bu sayede ürünlerin küresel pazarlardaki görünürlüğü artacaktır. İnovasyon ve Yüksek Katma DeğerAraştırma ve geliştirmeye (Ar-Ge) daha fazla yatırım yaparak, ürünlerde yenilikçilik teşvik edilmelidir. Geleneksel ürünlerin ötesine geçip, teknolojik, tasarım ve kalite açısından üstün ürünler geliştirilerek yüksek katma değer sağlanmalıdır. Pazar Çeşitlendirmesi ve Yeni PazarlarMevcut pazarlara bağımlılığı azaltmak için Asya, Afrika ve Latin Amerika gibi yeni ve hızla büyüyen pazarlar hedeflenmelidir. Bu bölgelerdeki fırsatları yakalamak adına yerel ortaklıklar ve işbirlikleri geliştirilmelidir. Sürdürülebilirlik ve Yeşil İhracatÇevre dostu üretim ve sürdürülebilirlik ilkeleri, Türk ihracatının yeni odak noktaları olmalıdır. Bu yaklaşım, hem global talepteki artışı yakalamayı sağlar hem de rekabet avantajı kazandırır. Kalite ve Belgelendirme Standartlarına UyumUluslararası standartlara uygun ürün ve hizmet sunmak, ihracatın güvenirliliğini artırır. Belgelendirme ve kalite yönetim sistemleri geliştirilerek, müşterilerin güveni kazanılabilir. Sonuç Türk ihracatında yeni bir bakış açısı benimsemek, ülkelerin ekonomik kalkınmasında ve küresel pazarlarda daha güçlü yer edinmesinde kritik öneme sahiptir. Dijital teknolojiler, inovasyon, pazar çeşitlendirmesi ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımlar sayesinde Türkiye, ihracat potansiyelini en üst seviyeye çıkarabilir. Bu dönüşüm, sadece ürün ve pazar bazında değil, aynı zamanda politika ve strateji geliştirme seviyesinde de köklü adımlar atmayı gerektirmektedir. Gelecek nesiller için daha sürdürülebilir ve karlı bir ihracat yapısına geçiş, burada benimsenen yeni bakış açısının temel hedefidir

Suat Elibüyük : Dış Ticarette Dijitalleşme ;

Dış ticaret ve dijitalleşme, küresel ekonomik etkileşimleri ve ticaret süreçlerini köklü şekilde dönüşüme uğratan önemli kavramlardır. İşte bu iki alanın birlikteliği ve etkileri hakkında temel bilgiler: Dış Ticaretin Dijitalleşmesi:Dijital platformlar ve e-ticaret siteleri sayesinde, ülkeler arasındaki alım satım işlemleri artık daha hızlı ve kolay gerçekleştirilmektedir.Elektronik veri değişimi (EDI), sınır ötesi ödemeler ve dijital sertifikalar gibi teknolojiler, işlemleri otomatikleştirerek zaman ve maliyet tasarrufu sağlar.Sanal fuarlar ve dijital pazar yerleri, küçük ve orta ölçekli işletmelerin küresel pazarlara erişimini kolaylaştırır.Dijital Teknolojilerin Rolü:Yapay zeka ve büyük veri analitiği, piyasa trendlerini ve müşteri ihtiyaçlarını öngörmede kullanılmakta, böylece dış ticaret stratejileri optimize edilmektedir.Blockchain teknolojisi, işlemlerin güvenli ve şeffaf bir şekilde kaydedilmesine ve takibine olanak tanır.Bulut bilişim, farklı ülkelerdeki iş ortaklarıyla ortak çalışma ve bilgi paylaşımını kolaylaştırır.Avantajlar: Hızlı işlem yapabilme ve dönüşüm sürelerinin kısalması,Maliyetlerin düşürülmesi ve verimliliğin artırılması,Daha geniş pazarlara erişim ve rekabet gücünün yükselmesi,Risk yönetiminin daha etkin hale gelmesi.Zorluklar ve Riskler:Dijital altyapı ve siber güvenlik sorunları,Veri gizliliği ve uluslararası düzenlemelere uyum,Teknolojiye erişimde eşitsizlikler,Geleneksel alışkanlıklardan ve yasal mevzuatlardan kaynaklanan adaptasyon zorlukları.Sonuç olarak, dış ticaretin dijitalleşmesi, küresel ekonomi için yeni fırsatlar ve rekabet avantajları sunarken, aynı zamanda dijital dönüşüm süreçlerinde dikkat edilmesi gereken riskleri de beraberinde getirmektedir. Bu dönüşüm, ülkelerin ve işletmelerin stratejilerini yeniden şekillendirmelerine ve daha sürdürülebilir, verimli ticaret yapıları kurmalarına imkan tanımaktadır.