TRUMP IN TİCARET SAVAŞI VE ÇİN PİYASALARI

Başkan Donald Trump’ın yorumları, ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşında gerilimin azalması umutlarını arttırdı. Bu durum, DeepSeek’in yapay zekâ modelinin sürpriz bir şekilde piyasaya sürülmesiyle ay boyunca değer kazanan Çin para birimini ve hisse senedi piyasalarını daha da güçlendirdi. ABD Başkanı Donald Trump geçtiğimiz günlerde Air Force One uçağında gazetecilere verdiği demeçte, Çin ile bir ticaret anlaşmasının “mümkün olduğunu” açıkladı. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile “harika bir ilişkisi” olduğunu söyleyen Trump, “Ama unutmayın, o Çin’i seviyor, ben de ABD’yi seviyorum. Yani biliyorsunuz, burada biraz rekabet var ama Başkan Şi ile olan ilişkimin harika olduğunu söyleyebilirim,” dedi. Ayrıca ilk döneminde Çin ile bir ticaret anlaşması yaptığını da belirtti. ABD ve Çin’in 2020’de imzaladığı Birinci Aşama ticaret anlaşmasına atıfta bulunarak, “Çin ile harika bir anlaşma yaptık, çiftçiler için harika oldu, üreticiler için harika oldu,” dedi. “Ellerinde yaklaşık 50 milyar dolar değerinde ürünümüz vardı ve biz bunu onlara aldırıyorduk. Sorun şu ki Biden onları buna uymaya zorlamadı,” diye ekledi. ABD-Çin ticaret savaşı Trump ay başında Çin’den ithal edilen ürünlere yüzde 10 ek gümrük vergisi getirdi. İki gün sonra Çin Devlet Konseyi Tarife Komisyonu, 10 Şubat’tan itibaren geçerli olmak üzere ABD’den ithal edilen kömür ve sıvılaştırılmış doğal gaza (LNG) yüzde 15, Amerikan ham petrolüne, tarım ekipmanlarına ve bazı araçlara yüzde 10 vergi uygulayacağını açıkladı. The Wall Street Journal’da yer alan bir habere göre, Çin’in Trump’ın yeni gümrük vergilerine cevaben ilk önerisi, Birinci Aşama ticaret anlaşmasını yeniden tesis etmekti. Önerilen diğer tedbirler arasında Çin yuanının değerini düşürmeme taahhüdü ve fentanil bileşen maddelerinin ihracatını azaltma taahhüdü yer alıyordu. O zamandan bu yana başka bir gerilim yaşanmadı, ancak Trump, ABD tarifelerinden etkilenen ülkelerin herhangi bir misillemesinin ihracat maliyetlerinde artışa veya genişlemeye yol açabileceğinin sinyalini verdi. İki ülkenin başta fentanil olmak üzere uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele için sınır kontrollerini sıkılaştırmayı kabul etmesinin ardından Meksika ve Kanada’ya uygulanması planlanan yüzde 25’lik genel gümrük vergisini durdurdu. Çin yuanı ve hisse senedi piyasaları değer kazandı Çin yuanı, Trump’ın ticaret anlaşmasına ilişkin yorumlarının kısmen etkisiyle perşembe günü ABD doları karşısında keskin bir şekilde güçlendi. Doları Çin offshore Yuan’ı karşısında ölçen USD/CNH döviz kuru, 24 Ocak’ta kısa bir süre bu seviyeye dokunduktan sonra yüzde 0,65 düşerek Kasım 2024’ten bu yana en düşük seviyesine geriledi. Çin borsaları da haberlerin ardından yükselişe geçti ve Hang Seng Endeksi (HSI) gün içindeki kayıplarını azaltarak yüzde 1,6 düşüşle kapandı ancak dört aydan uzun bir sürenin en yüksek seviyesinde kaldı. Endeks, cuma günkü Asya seansında Hong Kong Menkul Kıymetler Borsası’nın açılışında Alibaba’dan gelen olumlu kazançların da etkisiyle yüzde 2 artış gösterdi. Çinli e-ticaret devi, üç aylık kazançlarında beklentileri aştı ve şirketin yapay zekâ destekli bulut işi iki yıldaki en hızlı büyümesini gerçekleştirdi. Alibaba’nın hisseleri perşembe günü ABD’deki işlemlerde kazançlarını azaltmadan önce yüzde 15 artışla üç yılın en yüksek seviyesine çıktı. HSI, WeChat’in sahibi Tencent Holdings, Jack Ma’nın kurucusu olduğu Alibaba Group, Apple’ın Çinli rakibi Xiaomi ve Tesla’nın rakibi BYD gibi Çin’in önde gelen teknoloji şirketlerinin ağırlıkta olduğu Çin gösterge endeksidir. Çinli girişim DeepSeek’in ocak ayı sonunda R1 adlı yapay zekâ modelini tanıtmasından bu yana hem Çin yuanı hem de Çin borsaları yükselişte. Bu model OpenAI’nin ChatGDP’sine doğrudan bir rakip. Bu ayın başlarında, Çin’in en büyük elektrikli araç üreticisi BYD, DeepSeek’in yapay zekâ modelini operasyonlarına entegre etme planını açıkladı ve hisse…

OCAK AYINDA EKONOMİK GÜVEN ENDEKSİ ARTTI

Ekonomi bilimi bir derya gibi çok geniş bir kapsama alanındadır. Ülkelerde ve dünya genelinde sürekligüncelliğini korur. Öncelikle ekonominin temel ögelerinden bazıları Milli gelir, enflasyon, ihracat, parapolitikası, yoksulluk sınırı, üretim, ithalat sayılabilir.*Milli gelir bir ekonomide bir yıl içerisinde üretilen mal ve hizmetlerin toplam değeridir.Bir ülkenin milli geliri ne kadar yüksekse kişi başına düşen milli gelir de o kadar yüksek olacaktır veülke halkı zenginleşecektir. Zenginleşen ülke halkı iktisat kuralı gereği (kişinin geliri arttıkçaharcamaları da artar.) harcamalarını arttıracak, halkın alım gücü yükselecek ve genel ekonomicanlanacaktır. Genel ekonominin hareketlenmesi basit ifadeyle yeni işyerlerinin açılmasına yolaçacaktır. Ve dolayasıyla devletin vergi gelirleri de artacağından devlet yatırımları hız kazanacak yeniistihdam sahaları oluşacaktır.*Enflasyon konusuna gelince ülke halkımızın en çok üzerinde durduğu, en çok etkilendiği ekonomikfaktördür. Maaş ve ücretlerin enflasyonun üzerinde olması çalışan ve emekli kesimin en büyükbeklentisidir. Enflasyonun düşük olması, ülkede yeterli miktarda üretim yapıldığını, halkın gelirseviyesinden yakınmadığını, stok maliyetlerinin düştüğünü işaret eder. Enflasyonu düşük olanülkelerde halkın ekonomi yönetimine olan bağımlılığı ve güveni tamdır. *İhracat en önemli iktisadi faktörlerinden biridir. Üretim olmazsa istihdam olmaz, üretim olmazsaihracat olmaz, üretim olmazsa ihtiyaçlar ithal girdileriyle karşılanmaya çalışılır; bu durumda cari açıkbüyür, ülkeden döviz çıkışı hızlanır ve merkez bankasının döviz rezervi düşer. İhracatın bir diğerözelliği de üretimde kalitenin artması, yeni ürünlerin hizmete girmesi şeklinde açıklanabilir.Dolayısıyla ihracat, üretimle doğru orantılıdır. Bir ülkede üretim çoksa ihracat da çok olacaktır ve enönemlisi ülkeye döviz girdisi sağlanacaktır.*Para politikaları: Ülkemizde para politikaları, her ülkede olduğu gibi merkez bankası tarafındanyönetilir. Hepimizin bildiği gibi faiz baz alınır. Başka bir deyişle faiz düşerse döviz kurları artar.Tasarruf sahipleri bankalardaki mevduatını TL’den döviz hesaplarına aktararak daha yüksek gelir eldeetmeyi amaç edinirler. Dövizin yükselmesiyle birlikte enflasyon da artışa geçer. Bu da halkın aleyhineolacağından halkın ekonomi yönetimine olan güven azalma eğilimine girer. Diğer taraftan faizinyükselmesi kredi maliyetlerini yükseltecektir ve üretim maliyetlerine olumsuz yansıyacaktır. Belki deüretim miktarının azalmasına yol açabilir. Bu konu oldukça hassas bir konudur. Faiz dengesini dövizkurlarıyla optimal dengede tutmak esas alınmalıdır. Örneğin ülkemizde kredi maliyetlerinin yüksekliğinedeniyle yaklaşık sekiz aydan bu yana üretimde düşme gözlenmektedir.*Yoksulluk sınırı bir kişinin ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için gereken minimum aylık değerdir.Yoksulluk sınırının altında yaşayan vatandaşların genel nüfusa oranı ne kadar yüksekse yoksulvatandaşların sayısı o kadar az olacaktır.*Üretim konusuna yukarıda değinmiştik. Ülkelerin ekonomik büyümesine katkı sağlayan en önemliunsurlardan biridir. Üretim, istihdam ve sağladığı ihracat girdileriyle ekonomik kalkınmaya etkiliolmaktadır.*İthalat ülke ihtiyaçlarının yeterli miktarda üretilmemesi durumunda başvurulan çözüm yoludur.Bazen yerli sanayi ile rekabet için de ithalat yoluna gidilebilir. İhracatın ithalatı karşılama oranı 1 iseülkeye ithal girdisi kadar ihracat çıktısı gerçekleşmiş demektir. Her zaman ihracatın ithalattan fazlaolması tercih edilir. Yukarıda anlatmaya çalıştığım ekonomi faktörlerinin dengede olması durumunda ekonomik istikraryerine gelmiş, halkın ekonomiye güveni artmış, dış yatırımcıların da ülkemize girişi çoğalacakdemektir. Bu bağlamda ekonomik güven endeksimiz de artacaktır. Çünkü temel faktör ekonomikgüvendir.Yabancı yatırımcıların ülkemize gelerek yatırım yapması için ekonomimize güvenmeleri gerek ve yeterkoşuldur. Ülkemizde çok kısa süre öncesine kadar yaklaşık -60 milyar dolar olan rezervlerimiz,günümüzde 161 milyar dolara kadar yükselmiştir. Yani dışardan para girişi, uygulanan sıkı parapolitikası sayesinde başlamıştır. Ancak bu girişler yatırımdan çok” carry trade” yoluylagerçekleşmektedir. Carry trade en basit tanımıyla faiz oranı düşük bir ülkeden ülkemize para getiripTL ye çevirerek yüksek faizden nemalanıp ülkesine geri götürmektir. Bu sırada kendisi de parakazanacaktır. Bu yöntemle ülkemize yurt dışından gelen para bir müddet sonra geri gidecektir.Burada önemli olan üretim kaynaklarını artırmak suretiyle ihracatı yükseltmek suretiyle yurt…

2024 TEMMUZ EYLÜL DÖNEMİ (3, Çeyrek) HANE HALKI YURT İÇİ TURİZM

Her köşesi bir cennet olan vatanımız turizm açısından dünya ülkeleri açısından önemli bir yere sahiptir. Dünyanın eşsiz güzelliklerine sahip kıyıları ve denizleri, görülmeye değer mağara ve koylar, eşine az rastlanan tarihi eserler, göller, çağlayanlar gibi birçok özellikleri olan ülkemizde turizm önemli bir gelir kaynağımızdır. Bu bağlamda dünyanın dört bir yanından ziyaretçileri misafir etmemiz en önemli özelliğimiz arasındadır. Ülkemizin coğrafi yapısı itibariyle Avrupa ülkeleri arasında en gözde ülkelerden biridir. Yaz ve kış aylarında ayrı ayrı faaliyetlere olanak tanıyan her mevsim gezilebilecek, görülebilecek mekanları bitmeyen ülkemizde yabancı ziyaretçi sayısı her geçen yıl artmaktadır. Özellikle ege ve Akdeniz bölgelerinde doluluk oranı yaz aylarında %90 civarındadır. Ekonomik olarak değerlendirmeye çalışırsak son yıllarda ülkemiz en ucuz tatil beldeleri arasındadır. Yerli ve milli paramızın değer kaybetmesi, yabancılar için son derece ucuz tatil imkânı sağlamaktadır. Döviz kurlarının sürekli yükselmesi nedeniyle yurt dışından gelen ziyaretçiler harcama konusunda sınır tanımamakta ve tabii ki dostlarına anlatmaktan geri kalmamakta bu da bize gelen turist sayısını arttırmaktadır. Yabancı bir emekli bir aylık maaşı ile yurdumuzda rahatça tatil yapabilmekte, istediği alışverişi yapabilmekte iken bizim emekliler de onları sadece seyretmekle yetinmektedir. Çünkü bizde emekliler her dönem en çok ekonomik olarak ezilen kesim oldukları için en kısa süreli tatil bile onlar için hayalden başka bir şey olmamaktadır. Bırakın tatil yapmayı emeklilerimiz memleketlerine bile zor gitmekte hatta gidememektedir. Yukarıda bahsettiğim gibi turist cenneti olan ülkemizde ne yazık ki otellerden birçoğu yabancılar tarafından işletilmektedir. Ve doğal olarak kazanılan para dışarıya gitmektedir. Otellerin her şey dahil sistemini benimsemesi ise yöre esnafının zararına olmuş, yurt dışından gelen ziyaretçiler otelden dışarı çıkmamaya başladıkları için alışveriş yapmadan dönebilmektedir. Ortaokul ve lise dönemlerimde yani 1970 li yıllarda okullarda tarihi eserleri koruma kolu, gezi kolu gibi aktif görevler üslenen öğrenciler vardı ve turizm konusunda etkin görevler alırlardı. Örneğin tarihi eserleri koruma kolu, çevredeki tarihi eserleri tespit ettikten sonra gezi kolu tarafından tüm okulla birlikte gezi organize eder, öğretmenlerimiz ise her konuda yardım eder, gidilen yer hakkında, gelecekte olabilecek gelişmeler gibi konularda bizlere bilgi verirlerdi. Şimdilerde bu faaliyetler azaldı veya hiç kalmadı. Turizm gelirleri bütçemiz açısından da son derece önemli kazancımız olarak kayıtlara geçmektedir. Öncelikle ülkemize döviz girdisi sağlamaları, birbirleri arasında bedava ülkemizin reklamını yapmaları sonucu ziyaretçi sayısının artması bizim için önemlidir. Özellikle dövize ihtiyacımız olan dönemlerde yaz sezonunun gelmesini ve döviz girdisinin artacağından dolayı kurların düşmesini bazen iple çekiyoruz. İçinde bulunduğumuz ekonomik ortamda dar ve sabit gelirliler genelde tatil yapamıyor ve sadece yüksek gelirli vatandaşlarımız tatil yapma olanağına sahip. Ayrıca tatil beldesi, otellerin fiyatları aşırı yüksek ve ulaşılabilmesi son derece zorlaşmıştır. Yaşadığımız ekonomik kriz nedeniyle bu yaz otellerde, tatil köylerinde doluluk oranı yeterince sağlanamadığından önce %10 daha sonra da %50 indirim yapan oteller mevcuttur. Aynı şekilde yiyecek sektörü de artan fiyatlardan nasibini almış ve indirime gitmek zorunda kalmıştır. Son yapılan hesaplamalarda açlık sınırı haziran aralıkta 21000 TL ye kadar çıkmıştır ve asgari ücretin çok az altındadır. Açlık sınırı dört kişilik bir ailenin yaşamını sürdürebilmesi için alması gereken besin maddelerine ödemesi gereken asgari değerdir. Dolayısıyla en düşük emekliler ve asgari ücretlilerin besin ihtiyaçlarını karşılaması mümkün değildir. 2025 yılı için asgari ücret bildiğiniz üzere 22104 TL olarak belirlendi. Ancak maaşlar şubat ayında alınacağı için yüksek enflasyon karşısında maalesef çalışanın eline geçmeden erimeye başladı. Çünkü her yıl olduğu gibi bu yıl da zamlar yılbaşına ertelendi. Ocak ayının…

GIDA ÜRETİCİLERİNİN SORUNLARI

Bir tarım ülkesi olmamıza rağmen gıda ürünlerinin üretiminde ve fiyatlarında devam eden istikrarsızlık ister istemez önümüzdeki süreçte doğabilecek sıkıntıları gündeme getirmektedir. Çünkü yaşadığımız süreçte hem üretici hem de tüketici bu durumdan memnun değildir ve özellikle dar ve sabit gelirliler için önü alınamayan fiyat artışları geçim sıkıntısını arttırmaktadır. Geçtiğimiz yıl hepimizin bildiği üzere yurdun dört bir yanında tarım ürünleri üreticileri problemlerini yetkililere duyurabilmek için ürünlerini caddelere dökerek, traktörleriyle yoların bir kısmını kapatarak toplu veya başka şekillerde eylem yapmışlardı. Öyle ki üretim maliyetlerinin gelirlerini karşılamadığını veya ürünlerinin toplam giderlerini karşılamadığı gibi birçok gerekçeleri yazılı ve görsel basında izlemiştik. Üreticilerin birçoğu ekili alanları boş bıraktıkları için birtakım sıkıntılar çekmeye başladık. Sorunun kaynağı, yüksek enflasyon olduğu aşikardır. Ekim alanlarımız, alışveriş merkezleri, siteler, iş merkezleri yapılmak suretiyle her geçen zaman azalmaya devam ediyor. Böyle giderse yani tarım üreticilerinin sorunlarına bir çözüm yolu bulamazsak gıda konusunda önümüzdeki süreç de sıkıntılı olacaktır. Öncelikle çiftçinin girdi maliyetlerine gelen fiyat artışları durdurulmalı hatta KDV ve ÖTV’den muaf tutulmalıdır. Gıda ürünlerinde olduğu gibi hayvancılıkta da benzer problemler söz konusudur. Öncelikle artan yem fiyatları sebebiyle sektör zor durumda kaldığından hayvanlar zamanından önce kesime gönderilmekte ve bu yüzden et sıkıntısı da gündeme gelmektedir. Kümes hayvanlarında da durum benzerdir. Et ve süt fiyatlarında üretim fiyatı ile market fiyatı arasında uçurum vardır ve bunun sebepleri araştırılarak çözüm bulunmalı, son tüketicinin sofrasına daha ucuz gelmesi sağlanmalıdır. Dünya ülkelerinde gıda enflasyonu genel olarak %5 in altında seyrederken bizde sürekli yükselmektedir ve 2024 yılı sonu itibariyle gerçekleşen gıda enflasyonu %43,5 seviyelerine kadar yüksek durumdadır. Bunun anlamı da üretim ve tüketim arasında tedarik zincirinde sorunlar olduğu kesindir. Örneğin yılbaşından bu yana art arda gelen akaryakıt zamlarını düşündüğümüzde bile tek başına tarım ürünlerinin nakliye bedeline yansıyacaktır. Bunun dışında üreticiler de karsız faaliyet gösteremeyeceklerine göre onların kazanç elde etmelerini sağlayabilecek çözüm yolları aranmalı ve bazı devlet destekleri daha da arttırılmalıdır. Özellikle çiftçinin olmazsa olmazı olan zirai ilaç, gübre, tohum, fide gibi üretim maliyetlerindeki fiyat artışları önlenmelidir. Yukarıda anlatmaya çalıştığım sorunların temel nedeninin enflasyon olduğunu hepimiz biliyoruz. İçinde bulunduğumuz dönemde TÜİK hesaplarının tartışmaya açık olduğu halde kâğıt üzerinde de olsa dezenflasyon dönemine girdik ve enflasyon da önümüzdeki süreçte düşme eğilimine devam edecek gibi gözüküyor. Enflasyonun düşmesi ile beraber politika faizlerinin de düşme ihtimali son derece yüksek olduğundan bu gelişme, sanayi ve tarım sektörünü olumlu yönde etkileyecektir. Kredi maliyetleri de düşecek olması üretim maliyetlerinin azalmasına sebep olacak ve bu maliyet düşmesi son tüketiciye kadar yansıyacaktır ve başka bir deyişle enflasyon kontrol altına alınmış olacaktır. Ancak dış borç ve faiz ödemelerimizi, bütçe açığımızı dikkate aldığımızda bunun gerçekleşmesinin kolay olmayacağı aşikardır. İnşallah olağanüstü bir olaylar da başımıza gelmez ve program aksamadan devam eder. Yazılı ve görsel basında izlediklerimize göre bazı tarım ürünlerinin ihracat yapılan ülkelerden yüksek tarım ilacı bulunduğu gerekçesiyle iade edilmektedir. Bu işlem tamamen bilinçsiz yapılan üretimden kaynaklanmaktadır. Olaya bu bağlamda bakıldığında tabii ki devlet bütçesinin elverdiği ölçüde her köye bir veteriner, bir ziraat mühendisi veya ziraat teknisyeni atanmalıdır ve tarım ve hayvancılık sektörü daha bilinçli ce sağlıklı üretim yapabilmesi sağlanmalıdır. Hayvan sağlığı ve zirai ilaç kullanımının ilkel yöntemlerle yapılmasının önüne geçilmeli ve bu iki sektör ekonomiye katkı sağlamaya devam edebilsin ve sofralarımızda güvenli ürünler yerini alsın. Bir diğer konu da üreticilerin zorunlu olarak kullandıkları kredi faizlerinin yüksekliğidir. Günümüzde büyük çoğunluk kredi kullanmak durumundadır.…

Ocak’ta En Yüksek Reel Getiri DİBS’te Oldu

Yüksek enflasyonla yaşamaya başladığımız yaklaşık üç yılı aşan bir süreden bu yana hepimiz enflasyondan korunmak, alım gücümüzü düşürmemek, aile bütçemizi en az zararla dengelemek, hayat pahalılığından en az etkilenmek gibi ekonomi verilerini sürekli olarak takip etmeye başladık ve günümüzde de takip etmeye devam ediyoruz. Yaşadığımız bu süreçte zengin iyice zenginleşirken fakir daha da fakirleşti. Parası olan her zaman olduğu gibi paradan para kazanmaya devam etti. Döviz kurlarının yükselişini engellemek amacıyla uygulamaya konulan kur korumalı mevduat sistemi adeta fakirden alınıp zengine verilen bir sistemdir ve devlete olan maliyeti son derece yüksek olduğundan sistemden bu yıl sonuna kadar çıkılmaya çalışılıyor. Merkez bankasının 818 milyar TL zararı KKM yüzündendir. Günümüzde ise bu sistemde parası olanların sayısı epey azaldı ve hükümet de bazı avantajları ortadan kaldırarak sistemin sona ermesine çalışmaktadır.Seçimlerden sonra iş başına gelen ekonomi yönetimi eski sistemin yani düşük faiz yüksek kur sisteminin yanlış olduğunu kabul ederek politika faizlerini 14 ayda %41,5 arttırarak %50 ye kadar yükselmesine rağmen enflasyon da yükselmeye devam ediyor. Son sekiz aydan bu yana politika faizi aynı kaldı. Ancak aralık ve ocak ayında enflasyonun da kâğıt üzerinde veya baz etkisiyle de olsa düşmesi nedeniyken politika faizi 250şer baz puan düşürüldü ve önümüzdeki süreçte de enflasyona bağlı olarak düşme ihtimali yüksektir. Geçtiğimiz üç 6/7 ay öncesine kadar öncelikle otomobil olmak üzere konut, gayrimenkul yatırım aracı olmuştu ve halen yüksek fiyatlar devam ettiği için satışların azalması gündemde. Ancak döviz kurlarının yatay seyretmesi sonucu yatırımcılar konuta yönelmiş gibi gözüküyor. Çünkü son üç aydan bu yana konut satışları yükselme eğilimindedir.Yukarıda bahsetmeye çalıştığım gibi dar ve sabit gelirliler geçim derdinde iken parası olan zenginler de finansal yatırım araçlarından en yüksek getiriyi elde etmek peşinde. Borsa, döviz, gayrimenkul, araç, hisse senedi, devlet iç borçlanma senedi, Euro Bond, altın, kur korumalı mevduat gibi yatırım araçları tamamen varlıklı kimseler için geçerli bir gelir kaynağı olabilir. Yüksek enflasyonun bir diğer sonucu da halkın büyük bir kısmının yoksullaşmasına sebep olmasıdır. Gene büyük bir kesim ise kredi kartlarıyla yaşamını idame ettirmeye çalışmaktadır. Yukarıdaki gelişmelerden sonra TCMB başkanımız Sn. Fatih Karahan tarafından yapılan açıklamada 2024 yıl sonu enflasyon hedefinin %41,5 dan %44 e;2025 hedefinin de %21 e çıkarılarak revize edilmiş oldu. Geçtiğimiz yıl istatistiklerine baktığımızda ise hiçbir tahminin tutmadığını görebiliriz. Sebep olarak da yapılan açıklamada gıda ve hizmet enflasyonunun dirençli olması yani enflasyonun öngörüldüğü şekilde azalmadığı belirtilmektedir. Diğer taraftan doğalgazda devletin sübvansiyonunun sınırlanması, elektrikte tüketim miktarına göre (471 KW-H) sanayi tarifesine geçilmiş olması zamdan başka bir şey değildir. Bu durumda daha iki ay gibi kısa sürede revize edilmiş olan %44 enflasyonu kâğıt üzerinde gerçekleşmiştir. Diğer taraftan dövizden dönüşler de başlamış, yüksek faizle TL’den daha çok kazanılacağı algısı yavaş yavaş gelişmektedir. Yurt dışından yapılan girişler sayesinde uzun bir dönemden sonra merkez bankası rezervleri artı değere yükselmiştir. Ancak yabancılar tarafından yapılan para girişlerinin büyük bir çoğunluğu CARRY-TRADE yöntemi ile gelmiştir ve bir müddet sonra tekrar gidecektir.Dış ticaret açığımız olduğu müddet zarfında finansal yatırım araçlarının reel getiri durumlarını tahmin etmek oldukça zordur. Geçtiğimiz 2023 yılını kesinlikle unutamayacağız. Bir taraftan yaşadığımız deprem felaketi nedeniyle oluşan bütçe açığı ve kapanması için yapılan zamlar, arttırılan vergiler; diğer taraftan Ortadoğu’da halen devam eden belirsizlik gibi koşulların oluşabileceğini öngöremeyiz. Uzun sözün kısası ülkede yatırım yapılmadığı, üretim kaynaklarının verimli şekilde kullanılmadığı süre zarfında ekonomik büyüme gerçekleşmesi zordur. Yani çalışan kazanır ilkesi mutlaka uygulanmalıdır. Millet olarak kolay para kazanmaya, tembelliğe alıştık. Mevduat…

Ekonomist Zafer ÖZCİVAN – TÜRKİYE DE İTHALAT DOĞUDAN İHRACAT BATIYA

İthalat hacmindeki gerileme, Orta Doğu’daki çatışma ortamı, değişen jeopolitik öncelikler, mevcut stoklar ve arz ekseniyle paralel çizgide şekillendi. Ticaret Bakanlığı, 2024 yılının Dış Ticaret İstatistikleri veri setini yayınladı. Buna göre, mevcut enerji bağımlılığına karşın Türkiye’nin dış ticaretteki en büyük partneri Çin oldu. Ankara, 2024 yılı boyunca Pekin’den 44,935 milyar dolarlık (1,587 trilyon Türk Lirası) ürün sipariş etti. Bir önceki yıla kıyasla (45,048 milyar dolar – 1,591 trilyon Türk Lirası) ithalatta gerileme olsa da yüzde 13,1’lik payla Çin ilk sırada yer aldı. Bunu yüzde 12,8’le Rusya, yüzde 7,9’la Almanya, yüzde 5,6 ile İtalya, yüzde 4,7 ile ABD, yüzde 3,6 ile Fransa takip etti. Rusya ile yapılan ticaret, 2022’de 58,849 milyar dolarken (2,78 trilyon Türk Lirası), 2023’te 45,6 milyar dolara (1,61 trilyon Türk Lirası), 2024’te 43,915 milyar dolara (1,551 trilyon Türk Lirası) geriledi. Geçtiğimiz yıl, Rusya ile Çin arasındaki makas 500 milyon dolar (17,6 milyar Türk Lirası) bandına kadar düşmüştü. Enerji pastası Türkiye ile Rusya arasındaki ticaretin önemli kalemini enerji ithalatı oluşturuyor. Dışişleri Bakanlığı’na göre, Türkiye enerjide yüzde 74 oranında dışa bağımlı bir ülke. 2024 yılında 65,635 milyar dolarlık (2,318 trilyon Türk Lirası) enerji ithalatı yapıldı. Geride bıraktığımız yıl bu alımın ağırlıklı olarak hangi ülkeden yapıldığı belirtilmese de Enerji Bakanlığı’nın 2022 verilerine göre, doğalgaz (yüzde 42,2), petrol (yüzde 39,5), kömür (yüzde 40,5) kalemlerinde Rusya ilk sıradaydı. Çin, Türkiye’nin enerji ithalatında listede olmamasına rağmen, yani 65,635 milyar dolarlık pazarda önemli payı bulunmamasına karşın, bu alanda lider konumdaki Rusya’yı geride bıraktı. Ankara’nın 2024 yılındaki ithalatı yüzde 4,9 gerilemeyle 344,085 milyar dolar (12,15 trilyon Türk Lirası) olarak ölçüldü. Bu rakam bir önceki yıl 361,967 milyar dolardı (12,78 trilyon Türk Lirası). Gerileme, Orta Doğu’daki çatışma ortamı, değişen jeopolitik öncelikler, mevcut stoklar ve arz ekseniyle paralel çizgide şekillendi. Türkiye’nin 2024’te Türk Lirası ile yaptığı ithalatın toplamı 811,402 milyar lira (22,97 milyar dolar) civarındaydı. İhracat İthalattaki 16 milyar doları (565,16 milyar Türk Lirası) aşan gerilemeye karşın ihracatta, 2023 yılına kıyasla yüzde 2,46’lık artışla 6 milyar dolardan (211,94 milyar Türk Lirası) daha fazlaydı. Türkiye’nin en çok ürün ihraç ettiği ülke, 20,438 milyar dolarla (721,92 milyar Türk Lirası) Almanya’ydı. Onları, 16,347 milyar dolarla (577,42 milyar Türk Lirası) ABD, 15,236 milyar dolarla (538,18 milyar Türk Lirası) İngiltere takip etti. Almanya, Türkiye ihracatının yüzde 7,8’inde pay sahibiyken, ABD yüzde 6,2, İngiltere yüzde 5,8, Irak yüzde 5, İtalya yüzde 4,9. Çin İthalatta ilk sırada yer alan Çin, ihracatta ilk 20 ülke arasında yoktu. Yani açığın 40 milyar dolardan daha fazlası Pekin’le ticari ilişkilerden kaynaklanıyor. Türkiye, bu açığı dizginlemek için geçtiğimiz aylarda Avrupa Birliği harici bir ülkeden yapılacak e-ticaret alışverişinde, 30 euroyu (1.093 TL) aşan değere sahip ürünlere yüzde 30 yerine yüzde 60 vergi uygulanacağını açıklamıştı. Ayrıca, 8 Haziran 2024 itibarıyla Çin’den ithal edilecek elektrikli araçlara yüzde 40 gümrük vergisi getirildi. Bunun üzerine Çin, Ekim 2024’te Türkiye’yi Dünya Ticaret Örgütü’ne şikayet etmişti. Rusya İthalatın ikinci sırasındaki Rusya, yüzde 3,3’lük payla 11. sıradaydı. Türkiye, Rusya’dan 43,915 milyar dolarlık mal almasına karşın, Rusya’ya 8,567 milyar dolarlık (302,61 milyar Türk Lirası) ürün satabildi. 2023’te bu rakam 10,907 milyar dolardı (385,26 milyar Türk Lirası). Hem ihracat hem de ithalatta rakamların aşağı yönlü olması, ekonomiden farklı olarak, 2024’ün son günlerinde siyasi arenada ‘arabuluculuk’ tartışmalarıyla yankılanmıştı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye’nin arabuluculuk çabalarına ilişkin, Türk menşeli silahların Ukrayna ordusu tarafından…

Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : AVRUPA TRUMP IN İKİNCİ DÖNEMİNDEN ENDİŞELİ

Yeni bir küresel ankete göre, İngiltere, Güney Kore ve AB üyeleri gibi geleneksel ABD müttefiki ülkelerin vatandaşları, Trump yönetiminin geleceği konusunda dünyanın geri kalanına kıyasla daha fazla endişeli. Türkiye’deki genel görüş ise kararsız. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) ve Oxford Üniversitesi’nin “Europe in a Changing World” araştırma projesi kapsamında yapılan anket, dünya genelinde farklı ülkelerin Trump’ın başkanlığına dair görüşlerini ve gelecekteki dünya düzenine ilişkin beklentilerini ortaya koydu. Buna göre, ABD’nin Avrupa’daki müttefikleri Donald Trump’ın liderliğinde gelecekteki küresel düzen konusunda endişeli. Yine ankete göre, Türkiye’deki katılımcıların önemli bir kısmı, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ABD ve dünya barışı için olumlu olacağını düşünüyor. Ancak, olumsuz bakan ve kararsız olan katılımcıların sayısı da oldukça fazla. Aynı zamanda Türkiye’deki katılımcıların neredeyse yarısı, ABD’nin önümüzdeki 20 yıl içinde demokrasi olmaktan çıkabileceğini düşünüyor. Avrupa Birliği (AB) ve İngiltere’de halkın çoğunluğu ikinci bir Trump yönetiminin Amerikan vatandaşlarına, kendi ülkelerine ve küresel çatışmaların çözümüne zarar vereceğini düşünüyor. Benzer şekilde Güney Kore’de de Trump’a yönelik kamuoyu algısı oldukça düşük. Euronews’e konuşan Oxford Üniversitesi’nden tarihçi ve araştırmanın eş yazarı Timothy Garton Ash, “Bizim [AB ve Güney Kore] ortak noktamız nedir? İkimiz de ABD’nin müttefikiyiz ve güvenliğimiz için ABD’ye muhtacız,” dedi. Ancak Trump’ın dış politikadaki öngörülemezliği, özellikle de NATO’ya ve Ukrayna’da devam eden savaşa yaklaşımı, ABD’nin bir çatışma durumunda transatlantik müttefiklerini destekleyip desteklemeyeceği konusunda Avrupa’da giderek artan endişelere yol açıyor. Ancak ECFR, AB’nin ABD’nin seçilmiş başkanı ve bloğun bu ülkeyle nasıl bir ilişki içinde olması gerektiği konusunda bölünmüş durumda olduğunu da ekliyor. Garton Ash, “Korkarım Trump’ın etkisi sadece Batı’yı bölmekle kalmayacak, Avrupa’yı da bölecek. Bu da biz Avrupalılar için büyük bir meydan okuma,” diye ekledi. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin kısa süre önce Florida’daki konutu Mar-a-Lago’ya yaptığı ziyareti ya da Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın Trump’a verdiği güçlü desteği hatırlattı. Rapora göre, AB’nin Trump’a karşı doğrudan bir birlik sağlama çabası hem üye ülkeler arasında hem de üye ülkeler içinde büyük bölünmelere yol açabilir. Blok genelinde, katılımcıların yüzde 21’i ABD’yi çıkar ve değerleri paylaşan bir müttefik olarak görürken, yüzde 50’si gerekli bir ortak, yüzde 3’ü ise çatışma halindeki bir rakip olarak değerlendiriyor. Avrupa’daki algıların aksine, Hindistan, Çin ve Rusya gibi ülkelerde yaşayanlar, Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü konusunda daha iyimser ve bunun kendi ülkeleri ve küresel barış için faydalı olduğunu düşünüyor. Rapor bu iyimserliği Trump’ın Ukrayna ve Orta Doğu’daki savaşları sona erdirme vaatlerine bağlıyor ancak bu vaatlerin yerine getirilmemesinin önümüzdeki yıllarda kamuoyunun görüşünü değiştirebileceği uyarısında bulunuluyor. Örneğin, Hindistan’daki katılımcıların yüzde 82’si Trump’ın başkanlığının dünya barışı için iyi olacağını düşünürken, bu görüş Suudi Arabistan’da vatandaşların yüzde 57’si ve Çin’de yarısından fazlası (yüzde 52) tarafından paylaşılıyor. Etki için yarış ABD’nin önümüzdeki yıllardaki rolüne ilişkin algılamalardaki bölünmeler, hangi ülkelerin başlıca küresel aktörler olacağına ilişkin algılamalara da yansıyor. Dünya genelinde pek çok kişi Avrupa Birliği’ni giderek daha büyük bir küresel güç olarak görmektedir. Aralarında Çin, ABD ve Suudi Arabistan’ın da bulunduğu çoğu ülke AB’nin diğer büyük güçlerle eşit şartlarda müzakere edebileceğini düşünmektedir. Ancak araştırma, AB’nin etkisine en şüpheyle yaklaşanların Avrupalıların kendileri olduğunu ve vatandaşların neredeyse yarısının AB’nin ABD ya da Çin ile eşit şartlarda müzakere edebileceğinden şüphe duyduğunu gösteriyor. (Yukarıdaki yazı Euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com

Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : 2025 YILINDA PİYASALARI ETKİLEYECEK 5 FAKTÖR

Borsada yeni rekorların kırıldığı bir yılın ardından, 2025’in daha fazla ralli bekleniyor. Peki yeni yılda piyasa duyarlılığını değiştirebilecek temel faktörler neler? Küresel hisse senetleri 2024 yılında, özellikle üretken yapay zekâ ve küresel ekonomik toparlanma sayesinde rekor seviyelere ulaştı. Analistlere göre, 2024’teki olumlu ekonomik zemine dayanarak, küresel ekonominin büyümeye devam etmesi ve hisse senetlerinin yeni yılda da dalgayı sürdürmesi bekleniyor. Borsa coşkusu 2025’te de sürecek mi? İngiltere merkezli yatırım yönetimi şirketi Brooks Macdonald, enflasyon baskılarının hafiflemesi ve faiz oranlarının düşmesinin piyasa performansını artırmasının beklendiğini belirtiyor. Crawford Fund Management’ın yönetici ortağı Chris Crawford, ABD’de piyasaların “2025’te vergi indirimlerinin uzatılması (ve olası iyileştirilmesi)” ile de desteklenebileceğini söyledi. Bir başka servet yöneticisi AJ Bell de yatırımcıların “doğru yaklaşımı” seçmeleri halinde hisse senedi piyasalarında, özellikle de “Büyük Teknoloji” alanında iyi sonuçlar alınacağını öngörüyor. AJ Bell yatırım direktörü Russ Mould, yapay zeka sayesinde piyasanın kurallarının değiştiği konusunda uyardı ve “yatırımcıların bir zamanlar ‘hızlı değişim zamanlarında, deneyim en kötü düşmanınız olabilir’ diyen Amerikalı sanayici J. Paul Getty’nin sözlerini dikkate almaları gerektiğini, çünkü uzun süredir devam eden değerleme disiplinlerine bağlı kalanların, genel olarak ABD hisse senetleri, daha spesifik olarak yapay zeka ile ilgili isimler ve kripto para birimleri hızla yükselirken geride kaldığını” söyledi. Mould, daha soğuk enflasyon, istikrarlı büyüme ve düşük faiz oranları umulduğu gibi geliştiği sürece bu eğilimin devam etmesini beklediğini belirtti. Chris Crawford, Bitcoin’in son rallisinin sona ermediğini de sözlerine ekledi. “Finansal danışmanlar ve kurumlar Bitcoin’i portföylerine entegre ettikçe Bitcoin’in artan ana akım benimsenmesi yeni yılda beklediğimiz bir başka ilginç anlatıdır,” dedi. Bununla birlikte, piyasaların ticaret ve büyüme üzerinde baskı yaratabilecek borç, gümrük vergileri ve daha güçlü bir dolar gibi risklerin farkında olması gerektiğini belirtti. Piyasayı şekillendirebilecek beş temek faktör nelerdir? Analistler, büyük ekonomilerin ekonomik büyümeyi tehlikeye atabilecek artan bir borç sorunuyla boğuştuğu konusunda hemfikir. Brooks Macdonald, 2025 yılı için hazırladığı görünüm raporunda “Bu zorlukların ele alınması, 2025 yılında ekonomik istikrarın korunması açısından hayati önem taşıyacaktır” dedi. İngiltere ve Fransa’da borcun GSYH’ye oranı sırasıyla neredeyse yüzde 100 ve yüzde 112. Havuzun diğer tarafında ise ABD yüzde 123 ile karşı karşıya ve bu oranın daha da yükselmesi bekleniyor. “Başkan seçilen Trump’ın politika paketi, halihazırda rekor düzeyde olan 36 trilyon dolar tutarındaki devlet borçlanmasındaki büyümeyi daha da hızlandırabilir” diyen Mould, ABD’nin bu borcun yıllık faiz faturasının halihazırda 1 trilyon doları aştığını ve bunun “savunma bütçesinden daha büyük bir meblağ” olduğunu sözlerine ekledi. ABD giderlerini kısmaya ya da gelirlerini arttırmaya başlamadığı sürece, ileride sorun çıkabilir. Olası senaryolar arasında “artan arz karşısında tahvil getirilerinin yükselmesi, faiz oranlarının daha uzun süre yüksek kalması ya da FED’in faiz oranlarını düşürmeye çalışması” olduğunu belirten Mould, “bu son senaryo, yatırımcıların algılanan değer depoları aramasıyla altının (ve bu bağlamda Bitcoin’in) yükselişe geçmesinin nedeni olabilir” dedi. ABD’nin ekonomik büyümesinin etkileyici olması beklenirken, Başkan Donald Trump’ın gümrük tarifeleri de dahil olmak üzere ticaret politikası Çin’i ve başta Almanya olmak üzere Euro bölgesini diğer bölgelerin gerisine itebilir. Gümrük vergileri ayrıca ABD’de enflasyonu körükleyerek FED’in para politikasını değiştirmesine yol açabilir. Ancak analistler iyimser. Crawford, “Trump yönetiminin gümrük tarifeleri uygulamasının hedefli ve sınırlı kalması beklendiğinden, büyük bir ticaret savaşı olasılığı abartılı olabilir,” dedi. Mould, “Trump ilk döneminde gümrük vergileri konusunda yüksek sesle konuştu ve büyük bir sopa taşıdı, ancak sopayı gerçekten sadece Çin’e karşı kullandı,” dedi. “Trump’ın anlaşma arayışındaki eğilimi göz…

Ekonomist Zafer ÖZCİVAN: 2024 YOKSULLUK VE YAŞAM KOŞULLARI İSTATİSTİKLERİ

Yoksulluk, beslenme, giyinme, barınma, sağlık gibi temel ihtiyaçların karşılanması için yeterli gelire sahip olamama durumudur. Ülkemizde yoksulluk sayısı birkaç yıldan bu yana maalesef artış göstermektedir.Yoksulluğun önlenebilmesi; millî gelirin eşit şekilde dağılımı, maaş ve ücretlerin en

Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : ARALIK AYI KONUT SATIŞ İSTATİSTİKLERİ

Ekonomik koşulların daha iyiye gelmesi için mücadele ettiğimiz günümüzde sadece konut satış fiyatları değil kira ücretleri de astronomik boyutlara gelmiştir. Özellikle büyük kentlerde merkezi bölgelerde en düşük ortalama kira ücreti yirmi-yirmi beş bin TL civarında seyretmektedir ve kiralık ev bulunması da epeyce zorlaşmıştır. Öncelikle belirtmemiz gerekir ki konut açığının en büyük sebeplerden biri, 2023 yılı 6 şubatta yaşadığımız,11 ilimizi etkisi altına alan deprem felaketidir. On binlerce bina yerle bir olduğu için depremzede vatandaşlarımız başka merkezlere akrabalarının yanına göç etmek zorunda kalmıştır. Yabancılara 400,000 dolarlık gayrimenkul almaları durumunda vatandaşlık verilmesi, yurdumuza gelen göçmen ve sığınmacı sayısının artması gibi nedenler konut fiyatlarının ve kira ücretlerinin yükselmesine sebep olmuştur. Bütün bu faktörlere ilaveten fiyatların artmasında en önemli faktör seyreden yüksek enflasyon nedeniyle inşaat malzemelerinde meydana gelen fiyat artışlarıdır. Bir başka konu da kentsel dönüşümün hız kazanmasıdır. Kısa süreliği için de olsa kiralık ev bulmayı zorlaştırdığı gibi kira ücretlerinin artmasının bir sebebi de kentsel dönüşüm olmuştur. Konut ve kira ücretlerinin artışının bir diğer sebebi de yaklaşık iki yıla yakın bir süreden bu yana devam eden ve ne zaman biteceği belli olmayan Rusya-Ukrayna savaşı olabilir. Savaştan uzaklaşmak isteyen özellikle Ruslar Antalya’ya akın etmiş konut rakamları adeta uçmasına sebep olmuştur. Hatta Antalya’da Rus tabelalar da yerini almış, şehrin adeta yerlisi gibi yaşamaya başlamışlardır. Yerli ve milli paramızın değerinin oldukça düşük olması, yabancıların ülkemizde çok rahat bir şekilde harcama yapmasına ve rahat bir tatil yapmalarına olanak sağlamaktadır. Bizim emekliler de onları sadece seyretmekle yetinmektedir. Paranın bol olduğu veya TL’nin değerli olduğu 2010-2015 yılları arasında ülkemizde inşaat yatırımları gereğinden fazla yapılmasına rağmen konut açığımız devam ediyor. İnşaata yatırım yapılması ekonomik büyümeye geçici olarak katkı sağlar ama yatırımlar bitince ekonomik büyüme rakamı düşecektir. Dolayısıyla yatırımları üretime dönük yapmalıyız ve kalıcı bir büyüme sağlamalıyız. Bir başka konu da ülke genelinde boş duran konutlardır. Örneğin İstanbul’da yaklaşık bir milyon yüz bin konutun boş olduğunu hakkında bilgileri yazılı ve görsek basından izlemekteyiz. Eğer boş konut sayısı söylendiği kadar ise ivedilikle önlem alarak onların kullanımı sağlanmalıdır. Konut açığı en azından az da olsa azalacaktır. Yukarıda bahsetmeye çalıştığım gibi inşaat maliyet endeksi sürekli yüksek seyretmekte, doğal olarak da inşaat maliyetleri artmaktadır. Konut sorununun çözümü için hükümet çeşitli projeler üreterek başvuranlara da gerekli desteği vermeye çalışmaktadır. Ancak sorunun en ideal çözümü merhum Turgut Özal’ın uygulamaya başladığı ve yurdun dört bir yanına yayılan kooperatifçiliğin tekrar gündeme getirilmesidir. Her ne kadar uygulamaya konulan projeler bazı vatandaşlarımız için ulaşılabilir olsa da toplumda projelere ulaşamayan büyük bir kesim olduğu aşikardır. Kooperatifleşmeye gidildiği taktirde dar ve sabit gelirliler de ev sahibi olabiliriler. Günümüzde asgari ücretli ve emeklilerin ev alması hayalden öte gitmemektedir. Son birkaç aydan bu yana konut satışlarında yükselme eğilimi görülmektedir. Bunun yegâne sebebi ise döviz kurlarının yatay seyretmesinden dolayı konutun bir yatırım aracına dönüşmesidir. Kredi imkanlarının daralması, yüksek faiz oranının kredi maliyetlerine yansıması ise dar gelirli için olumsuz bir gelişme olarak görülebilir. Dolayısıyla ev sahibi olabilmek günümüzde özellikle dar ve sabit gelirliler için her geçen gün zorlaşmaktadır. Ekonomide her konuda olduğu gibi arz talep kanunu konut piyasasında da kendini göstermektedir. Yatırım aracı olmaktan sonra talep azaldığı için konut arzı çoğalmış, bu yüzden konut fiyatları düşme eğilimine girmişti. Ancak son iki aydan bu yana konut satışlarında artış gözlenmektedir. İşte eriyen maaşlar ve yüksek seyreden enflasyon nedeniyle geçim sıkıntısına giren vatandaşlar…

ARALIK AYI HİZMET ÜRETİCİ FİYAT ENDEKSİ

Enflasyon halk arasında bilindiği gibi hayat pahalılığı anlamına gelmemektedir. Genel olarak fiyatların yükselmesi, alım gücünün azalması anlamında kullanılır ve birkaç çeşidi vardır. Tüketici fiyat enflasyonu, üretici fiyat enflasyonu (talep enflasyonu, arz enflasyonu) en çok karşımıza çıkan çeşitleridir. Bunun dışında bir de hizmet üretici fiyat enflasyonundan söz edebiliriz. Ülkemizde hizmet üreten işletmelerin hizmet verenlere ödedikleri ücretler de doğal olarak artmaktadır. İşte bu tür yükselişler hizmet enflasyonu olarak adlandırılır. Örneğin bir doktor hastalarına hizmet verir, bir avukat müvekkilinin işi için çalışır, bir muhasebeci şirketler için hizmet verir. Bunun dışında oteller, hastaneler, ulaşım hizmetleri, yazılım firmaları da hizmet işletmesi kategorisindedir. Milli gelir, belli bir zaman içinde ülkede üretilen mal ve hizmetler toplamı olarak tanımlandığını düşünürsek hizmet işletmelerinin de ülke kalkınmasına katkı sağladıkları ortadadır. Aynı şekilde dış ticaret açığı ithalat ve ihracat arasındaki farktır ama buna yabancı ülkelere yapılan hizmet rakamları eklendiğinde cari açık olarak tanımlanır. Hizmet enflasyonunu belirleyen en önemli etken ülkedeki çalışanlara ödenen ücretlerdir. Asgari ücret ne kadar yüksek olursa hizmet enflasyonu da o kadar yüksek olacaktır. Çünkü asgari ücret arttırıldığı zaman diğer çalışanların ücretleri de yaklaşık aynı oranda artmaktadır. Enflasyonu yükselten şu anda bir sebep de iç talep etkeni olduğu görülüyor. Yukarıda kısaca bahsetmeye çalıştığım gibi talep enflasyonu ile karşı karşıyayız. En basit ifade ile” nasıl olsa zam gelecek paramın yettiği kadar ihtiyacım olmasa da satın alayım” düşüncesi ile oluşan talep arz ve talep kanununa göre fiyatları yükseltmektedir. Tabi bu arada gereksiz yere fiyatları yükseltenleri de unutmamak gerekir. Örneğin 10 TL ye alınan bir ürün 12 TL ye satılırken 10 TL ye alamayacağım için fiyatını 15 TL ye yükseltmek ticari etik kurallarına aykırıdır. İşte bu yüzden ülkemizde fiyat algısı oluşmakta, fiyat davranışları normalden uzaklaşmaktadır. Enflasyonun düşürülmesi için fiyat algısı ve fiyat davranışlarının normalleşmesi gerekir ve bu da ekonomik güven endeksi yüksek olmasına bağlıdır. Asgari ücrete ve emekli maaşlarına zam yapıldığı günümüzde Pazar ve marketlerde fiyat artışlarının yaşandığını hatta bir gecede 700 ürünün fiyatının değiştiğini yazılı ve görsel basından izliyoruz ve zam oranları da %20 ile 30 arasında değişmektedir. Hâlbuki hizmet işletmeleri haricindeki faaliyetlerde yapılan maaş ve ücret zamları üretimi en fazla %4-5 oranında etkilemektedir. Bunların kontrolü mutlaka yapılmaktadır ama demek ki denetimlerin arttırılması gerekmektedir. Yukarıda da bahsetmeye çalıştığım gibi hizmet enflasyonunun yükselmesinde en önemli etken maaş ve ücretlerin seviyesidir. Hizmet enflasyonunun içinde bulunduğumuz dönemde artması son derece normaldir. Çünkü her türlü enflasyon yüksek seyretmektedir. Maaş ve ücretlerin enflasyona yetişemediği aşikardır. Ve öncelikle emekliler her geçen gün ağırlaşan geçim sıkıntısı ile karşı karşıyadır. Dolayısıyla en düşük maaş açlık sınırının altında kalmamalıdır. Maaş ve ücretlerin belirlenmesinde elbette devlet bütçesi baz alınmaktadır ama düşük tutulması sebebiyle ülkemizde yoksulluk sürekli olarak artmaktadır. Bir başka konu da hazine ve maliye bakanımız Sn. Mehmet Şimşek’in “ücretler yüzünden enflasyon yükselmektedir” şeklinde açıklaması son derece yanlıştır. Ancak IMF tavsiyesi de olabilir. Normalde böyle bir cümlenin kurulması, servis edilmesi çok büyük hata olarak değerlendirilmektedir. Önümüzdeki dönemde son birkaç yıldan bu yana asgari ücrete yapılan yıllık 2 defa zam uygulamasının bu yıl kaldırılmasıdır. Şimdiye kadar yılbaşından yıl sonuna kadar gerçekleşen enflasyon oranı %44,38 olduğuna göre maaşlar en az enflasyon oranında artmasını beklerken maalesef beklediğimiz olmadı. Hükümet iç talebi düşürmek yoluyla talep enflasyonunu düşürmek için doğru bir yöntem olan sıkılaştırılmış para politikası uygulamaya devam ediyor ve TÜİK verilerine göre sonuç da alınmış gibi…

ARALIK AYI MOTORLU KARA TAŞIT İSTATİSTİKLERİ

Ülkemizde özellikle büyük kentlerimizde en büyük sorunlardan biri de trafik yoğunluğudur. Öyle ki her gün trafiğe yeni araç çıkması, yolların yetersizliği, araçların birçoğunun tek kişi ile trafiğe çıkması gibi nedenler sorunun çözümünü güçleştirmektedir. Bankaların (içinde bulunduğumuz süreç hariç) kolay kredi vermeleri, ithal araçların çok gelmesi, halkımızın gelir düzeyinin yükselmesi vd. neredeyse her evde iki araç kullanımını arttırmıştır. Zorunlu olarak geçimini araçla sağlayan vatandaşlarımız için söylenecek bir şey yoktur ama işe gidip gelirken 3-5 kişilik gruplar halinde gidilip gelinmesi konusu bir türlü benimsenmemektedir. Araç fiyatlarının, vergilerin, muayene ücretlerinin akaryakıt fiyatlarının artması da araç kullanımı yönünden çok az etkilemiş, motosiklet kullanımı ise artma eğilimine girmiştir., Döviz kurlarının yüksek seyretmesi sonucu akaryakıt fiyatları astronomik rakamlara ulaşmıştır. Kentsel dönüşüm ve yeni yapılan konutların site formatına gelmesi ile daire, işyeri sayılarının artmasına rağmen yolların aynı kalması da trafik yoğunluğunu arttırmaktadır. Trafikteki araçların çokluğundan dolayı doğal olarak otopark sorununu da gündemden düşmemektedir. Yeni yapılan binalarda 1 veya 2 kat otoparka ayrılması zorunluluğu sorunun çözümünde yardımcı olacaktır. Araçlardan alınan özel tüketim vergisi, KDV gibi vergilerin tutarı neredeyse araç fiyatı kadar yükselmesine rağmen araçlara olan talep her geçen gün artmaktadır. Ülkemizde trafikteki araçların çoğu maalesef ithal araçlardır. İlk yerli otomobilimiz olan TOGG un üretime geçmesi ülke ekonomisi için son derece başarılı bir girişimdir. Bundan birkaç ay öncesine kadar araba, yatırım aracı olarak gündemde idi. Sürekli artan fiyatlar olsa da araç yokluğu hissedilmeye başlamıştı. Ancak bazı art niyetli araç mümessilleri veya bayileri araçları depoya çekerek stoktan haksız kazanç sağlamak üzere ellerinde bulunan araçları satmıyorlar, stokta bekletiyorlardı. Hükümet yeni arabalarda 6000 km. olmadan satış yasağı getirmesi ve araç stokları yapanlara ağır para cezaları verilmesinde kararlı adımlar atması sonucu Nisan ayından itibaren araba satışları düşme eğilimine girdi ve normal fiyatların da altında araç satılmaya da başladı. Ayrıca araçlar için bir takım teknik özelliklere haiz olmayan araçların EYLÜL ayından itibaren satılamayacağının yasalaşması nedeniyle bayiler normal fiyatın altında, bazıları bir miktar faizsiz kredi, bazıları düşük faizli kredi vererek ellerindeki araçları çıkarmaya başladılar. Doğal olarak ikinci el araç fiyatları da yaklaşık yüzde yirmi civarında gerileme kaydetti Bir başka konu da döviz kurlarının yatay seyretmesi nedeniyle özellikle ithal araç fiyatlarının yerinde saymasıdır. Bu yüzden fiyatların artması söz konusu olmadığı gibi kampanyalı satışlar başlamıştır. Piyasaya yeni çıkan ilk yerli otomobilimiz TOGG da her geçen gün yollarda çoğalmakta ve sıra beklemeden alınabilmektedir. Diğer elektrikli araçlar ise giderek yaygınlaşmaktadır. Ancak yazılı basında çıkan haberlere göre yoğun geçen kış aylarında sorun çıkarması Avrupa ülkelerinde beklenen miktarda satış gerçekleşmediğinden olmalı ki fiyatlar düşme eğilimine girmiş. Ülkemizde özellikle trafik yoğunluğu ve gençlerin önde gelen tercihleri sebebiyle motosiklet satışları her geçen gün artmaktadır. Dolayısıyla motosikletlerin en uzuz fiyatı 300000 TL civarına kadar yükselmiştir. Başka bir konu da bisiklet kullanımı bir türlü yaygınlaşmamıştır. Trafikte rahat gidiş, ekonomiden tasarruf gibi nedenler bisiklet tercihini arttırmaktadır ve birçok Avrupa ülkesinde ulaşım aracı olmasına rağmen bizde maalesef kullanılmamaktadır. Ülkemizde geçtiğimiz günlerde yazılı ve görsel basından öğrendiğimize göre 2 tane Çinli otomobil devi yatırım kararı almışlar ve Türkiye’de fabrika kurmak için hazırlıklara başlamışlardır ve bu bizim için son derece önemli bir gelişmedir. Her platformda belirtmeye çalıştığım gibi sıcak para girişi rezervlerimiz için kalıcı çözüm değildir ve yurt dışından gelen paraların çoğu carry trade yöntemi ile geldiğinden bir müddet sonra geldiği gibi gidecektir. Önemli olan kalıcı sermaye yatırımlarıdır. Bu anlamda…

2025 yılında Avrupa’da konut fiyatları

Çoğu ülkede artan talebe yetişemeyen inşaat sektörü, Çin ve Fransa dışındaki her yerde fiyatları yükseltiyor. Amerikan kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings’e göre, küresel konut fiyatlarının önümüzdeki iki yıl içinde artması bekleniyor. Kuruluşun 2025 yılı için konut ve ipotek görünümü çalışmasında, “Nominal konut fiyatları, önümüzdeki iki yılın her birinde çoğu ülke için düşük ila orta tek haneli rakamlarda büyüyecek,” denildi. Fitch’in raporuna göre fiyatlar, çoğu ülkede konut arzının talebi karşılayamaması nedeniyle artıyor. Talep, düşük işsizlik, reel ücret artışı ve düşük enflasyonun alıcılara daha fazla harcanabilir gelir bırakmasıyla artmış görünüyor. 2025’te en güçlü konut fiyat artışının Hollanda, Kanada, Brezilya ve Meksika’da yaşanması beklenirken, Kanada ve Hollanda’da ilk kez ev alacakları destekleyen hükümet programları, Brezilya ve Meksika’da ise artan ücretler ve inşaat maliyetleri büyümenin lokomotifi olacak. Çin’de ise ekonomik yavaşlamanın, fiyatları aşağıya çekmesi öngörülüyor Bunun tek istisnası, ülkedeki sınırlı arz ve düşük faiz oranlarının fiyat artırıcı etkisiyle dengelenemeyen satın alınabilirlik ve siyasi belirsizlik nedeniyle fiyatların düşmesinin beklendiği Fransa.Bununla birlikte, düşüş hızının geçen yıla göre daha yavaş olması ve fiyatların potansiyel olarak 2026’da artmaya başlaması bekleniyor.Hollanda’da fiyat artışının, 2024’teki yüzde 13 seviyesinden yavaşlayarak 2025’te yüzde 8 ile yüzde 10 arasına, 2026’da ise yüzde 6 ile yüzde 8 arasına düşmesi bekleniyor.Bu hâlâ küresel olarak en hızlı fiyat artış seviyelerinden biri ve temel olarak mevcut konutların yetersizliği, artan malzeme ve işçilik maliyetleri nedeniyle arzın sınırlı olmasından kaynaklanıyor.Öte yandan nüfus artmakta ve haneler küçülmekte, bu da talebi arttırıyor. Hükümetin ilk kez ev alacakları destekleme programları talebi daha da artırabilir ancak sıkı maliye politikasının ülkedeki satın alma gücü artışını sınırlaması bekleniyor. Avrupa’nın diğer bölgelerinde, fiyat artışının Almanya ve İspanya’da hızlanması, Danimarka’da ise sabit kalması bekleniyor. İspanya’da konutların 2025 yılında 2024 yılına kıyasla yüzde 4 ila yüzde 6 arasında daha pahalı olması ve 2026 yılında fiyatların yüzde 5 ila yüzde 7 arasında daha da artması bekleniyor.Talep, düşen faiz oranları ve düşük enflasyon nedeniyle artan tüketici güveninden besleniyor. Bu arada, rapora göre henüz yeterince yeni konut inşa edilmiyor ve yeni konutlar yeni hane halkı oluşumunun sadece yarısını karşılıyor. Almanya’da konut fiyatlarındaki artışın 2025 ve 2026 yılları için yüzde 2 ile yüzde 4 arasında olması bekleniyor ki bu oran Fitch’in 2024 yılı için tahmin ettiği yüzde 1,5’lik orandan daha yüksek.Rapora göre, bir yandan ılımlı ücret artışının satın alınabilirliği sınırlaması beklenirken, diğer yandan kiralarda devam eden artışlar satın almayı daha cazip hale getirerek talebi destekliyor.İngiltere’de Fitch, kredi verenlerin 2025’te yüzde 3,5’e ulaşacak politika faiz oranlarını halihazırda fiyatlamış olması ve güçlü bir işgücü piyasası ve artan nominal kazançlarla desteklenen düşük mortgage faiz oranlarının etkisiyle 2025 ve 2026’da konut fiyatlarında yüzde 2 ila yüzde 4 arasında mütevazı bir artış bekliyor. Fitch’e göre, Danimarka’da düşük faiz oranları ve harcanabilir gelirdeki ılımlı büyüme, fiyatları 2025 ve 2026 yıllarında yüzde 2 ila yüzde 4 oranında artıracak.İtalya’da konut fiyatlarının, çoğunlukla yüksek mortgage oranları nedeniyle soğuyan talep nedeniyle, 2025 ve 2026 yılları için yüzde 0,5 ile yüzde 2,5 arasında artması bekleniyor. Fitch raporunda, “Mortgage oranlarının önümüzdeki iki yıl içinde yüzde 2,5’e düşmesini, ancak 2022 öncesi seviyelere nazaran önemli ölçüde yüksek kalmasını bekliyoruz” denildi. Bu arada arz, inşaat ruhsatlarının sayısının azaltılmasıyla sınırlı, bu nedenle çoğu geçiş eski mülkleri içeriyor ve bu da yeni konutlar özelinde daha düşük artışlar ile sonuçlanıyor. Yeni İpotek Oranlarındaki Değişiklikler Yeni İpotek Oranlarındaki Değişiklikler Fitch Ratings Önümüzdeki…

VERGİ GELİRLERİNİN İLLERE GÖRE DAĞILIMI

Devletin tek gelir kaynağı olan vergi gelirlerinin adil bir şekilde dağıtılması gerekir. Bu bağlamda verginin adaletli bir şekilde verilmesi de bir vatandaşlık görevidir. Ödenen vergiler devlet tarafından vatandaşın ihtiyacı olan birimlere harcanacaktır. Bu vergiler yol, su, elektrik, sağlık hizmetleri, eğitim hizmetleri vd. gibi hizmetler olarak vatandaşlara geri dönecektir. Vergi adaleti ise vergi yükünün mükellefler arasında adil bir biçimde dağıtılmasıdır. Vergi adaletinde baz alınacak faktörler çeşitlilik gösterebilir. Toplumun inançlarının ekonomik ve sosyal yapısının dikkate alınması gerekir. Vergi gelirleri gelir dağılımına uygun olarak yapılanması gerekir. Buna göre geliri yüksek olandan daha çok vergi alınması, devlet hizmetlerinden faydalanma oranı da esas alınmalıdır. Vergi çeşitleri oldukça fazla olduğundan bu konuyu daha sonra ele alacağız ama sadece iki grup olarak ele alabiliriz. *Dolaylı vergiler veya vasıtalı vergiler *Dolaysız vergiler veya vasıtasız vergiler Dolaylı vergiler beyan esasına dayanır. Bir şekilde kazanç elde eden gerçek ve tüzel kişiler belirli dönemlerde kazançlarını devlete beyan ederek kazanç miktarı üzerinden vergi ödemekle yükümlüdürler. Ülkemizde dolaylı vergilerin beklenen düzeyde toplanamadıkları bir gerçektir. Ülkemizde sık sık yapılan vergi afları da vergi ödemelerini aksatmaktadır. Yani mükellef nasıl olsa af çıkabilir diye ödemesini öteleyebilmektedir. Devlet af çıkarırken toplanamayan vergilerin hızlıca tahsil edilmesini esas almaktadır. Cumhuriyet döneminden bu yana yaklaşık iki yılda bir vergi affı çıkması, vergisini zamanında ve hakkıyla ödeyen mükellefler tarafından olumsuz yorumlara neden olmaktadır. Kendilerinin cezalandırıldıkları veya zamanında ödemekle zarara uğradıkları düşüncesi hâkim olmaktadır. Özellikle enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde para değeri hesapları yapılmaktadır. Çok uzun yıllar serbest ticaret yaptığım dönemde vergilerimi tam ve zamanında yatırarak bu yükümlülüğümü yerine getirmeye çalıştım. Ancak sektördeki bazı kimseler tarafından yapılan yorumlardan bahsetmeden geçemeyeceğim. Örneğin bizim inançlarımıza göre faiz haramdır. Buna bağlı olarak bazı mükellefler “bankadan alınan faizin tekrar devlete vergi olarak ödenmesi “haram değildir. Şeklinde idi. Yorumu sizlere bırakıyorum. Vergi denetimleri eskiden gezici maliye memurları tarafından bire bir kontrol yöntemiyle yapılmaktaydı. Bugün ise her işlem online olduğu için kontroller de online olarak gerçekleşmektedir. Ücretlilerde hepimizin bildiği üzere maaşından vergisi kesilerek verilmekte olduğundan onların vergi adaleti söz konusu değildir. Ekonomi yönetimi gerekli gördüğü dönemlerde vergilerde değişiklik yapmaktadır ve bu doğru bir yaklaşımdır. Örneğin uzun yıllardan bu yana beklenen asgari ücretlilerden alınan vergi geçtiğimiz yılbaşında kaldırılmıştır. Bir de yıllık cirosu 240.000 TL ye kadar olan küçük esnaflar için defter tutma zorunluluğu kaldırılarak vergi muafiyeti sağlanmıştır. Bu gruba giren küçük esnaf sayısı yaklaşık 850.000 civarındadır. Bir de doğal afetler akabinde çıkarılan ve ülkemizde 1999 depreminden hemen sonra yürürlüğe giren deprem vergisi olağan dışı bir vergi türüdür. Uzun yıllar önce (Tansu Çiller döneminde) serbest kazanç elde edenler için peşin vergi sistemi devreye girmiştir. Her mükellef geçen yılda ödediği matrahın belli bir oranı ölçeğine göre vergi ödemesi esas alınmıştır. Dolaysız vergiler ise tüketiciden direk alınan vergilerdir. Burada beyan veya gerçek veya tüzel kişi olmasına bakılmaksızın uygulanan vergilerdir. Özel tüketim vergileri ise başlı başına irdelenmesi gereken bir dolaysız vergi türüdür.  Çünkü zengin fakir veya kazanç sahibi olan veya olmayan ayırımı yapılmaksızın bu vergi tahsil edilmektedir. En bariz örnek araçlardan alınan ÖTV olarak değerlendirilebilir. Araçlarda araç değerinin yarısı kadar vergi alınan gruplar mevcuttur. Araç satın alan her vatandaş gelir seviyesine bakılmaksızın bu vergiyi ödemekle mükelleftir. Sigara, alkol ürünleri, akaryakıt, telekomünikasyon gibi ürünler de bu gruba dahildir. Dolaysız vergiler yaptığımız her alışveriş için geçerlidir ve farkında olmadan vergi ödemiş oluruz. Ülkemizde vergi gelirlerinin illere göre…

TÜTÜN REKLAM YASAKLARI SİGARA KULLANIMINI DÜŞÜRÜYOR

Araştırmacılar, doğrudan ve dolaylı tütün reklamlarına yönelik yasakların uluslararası alanda genişletilmesi gerektiğini gösterdiğini belirtiyor. Araştırmacıların, tütün reklam ve tanıtımına getirilen yasakların davranışları etkileyebileceğini gösteren daha fazla kanıt sunduğu yeni bir meta-analize göre, bu yasaklar sigara kullanma olasılığını yüzde 20, sigaraya başlama olasılığını ise yüzde 37 oranında azaltıyor. Avustralyalı araştırmacılar, Nisan 2024’e kadar yaklaşık yarım milyon katılımcıyı kapsayan 16 çalışmayı inceledi ve bulgularını geçtiğimiz günlerde Tobacco Control dergisinde yayımladı. Tütün reklam, promosyon ve sponsorluk (TAPS) yasakları, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ-WHO) Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi’nde (FCTC) yer alıyor. Ancak DSÖ’nün 2023 raporuna göre, bu yasaklar yeterince yaygınlaşmış değil. Raporda, sadece 66 ülkenin “en iyi uygulama TAPS yasakları” kapsamında olduğu belirtiliyor. Araştırmalar, tütünün satıldığı yerlerde yapılan doğrudan ve dolaylı reklamların gençlerin sigaraya başlaması ve bireylerin sigara içmeye devam etmesiyle bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. Tütün kullanımı, Avrupa Birliği’nde erken ölümlerin en önemli nedenlerinden biri olup her yıl yaklaşık 700.000 kişinin ölümüne yol açıyor. Küresel düzeyde ise tütün, 2019 yılında 7,7 milyon önlenebilir ölüme neden oldu. Ancak analizde, yasakların sigarayı bırakma oranları üzerindeki etkisiyle ilgili net bir bağlantı bulunamadı. Bunun, bu konuda yapılan çalışmaların az sayıda olması ya da katılımcıların çalışmaları tamamlamamasıyla ilişkili olabileceği belirtiliyor. ‘Reklamlar yeni tiryakilerin ortaya çıkmasında büyük rol oynuyor’ İngiltere’deki Action on Smoking and Health (ASH) adlı yardım kuruluşunun CEO’su Hazel Cheeseman, Euronews Health’e gönderdiği e-postada “Tütün reklamları, her yıl sigarayı bırakan [veya] sigaradan ölen yetişkinlerin yerine yeni genç tiryakilerin kazanılmasında çok önemli bir rol oynuyor” dedi ve bu şirketlerin reklam kısıtlamalarına karşı çıkmak ve yasalarda boşluklar bulmak için mücadele ettiğini ekledi. “İngiltere’de kapsamlı reklam kısıtlamaları gençler arasında sigara kullanımında büyük düşüşlere yol açtı” diyen ASH, elektronik sigara şirketlerinin pazarlama faaliyetlerine getirilecek kısıtlamaların gençlerin elektronik sigara kullanımını azaltacağını belirtti. Geçen ay güncellenen bir DSÖ bilgi formuna göre, Orta Asya’nın bazı bölgelerini de içeren DSÖ Avrupa bölgesinde, 53 ülkeden sadece 13’ü tütün ürünlerinin tanıtımını ve reklamını tamamen yasaklamış durumda. DSÖ Avrupa Bölge Ofisi’nden yapılan açıklamada, bölgede tahmini olarak 179 milyon yetişkin ve 13-15 yaş arası dört milyon ergenin tütün kullandığı belirtildi. Bölge direktörünün stratejik danışmanı ve DSÖ Avrupa’da bulaşıcı olmayan hastalıklar ve inovasyon özel girişimi başkanı Dr. Gauden Galea, geçen ay yaptığı açıklamada, “tütün kullanımının yüksek yaygınlığının güçlü endüstri etkisi, agresif pazarlama taktikleri ve halk sağlığı çabalarını baltalayan politika boşlukları ile beslendiğini” söyledi. Galea, ülkelerin her zamanki gibi devam etmesi halinde, bölgenin 2030 yılına kadar dünyadaki en yüksek tütün kullanım oranına sahip olacağını da sözlerine ekledi. DSÖ Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryası Euronews Sağlık’a yaptığı açıklamada ülkelerin yasaklarının “kapsamlı olması gerektiğini, kısmi yasakların çok az etkisi olduğunu veya hiç etkisi olmadığını ve tütün şirketlerinin yasal boşluklardan yararlanmasına veya yatırımlarını yasaklanmamış promosyon biçimlerine kaydırmasına izin verdiğini” ekledi. Yeni çalışmanın yazarları, bulgularının ülkelerin tütün reklamı, promosyonu ve sponsorluğuna ilişkin yasakları uygulama ve yürürlüğe koyma ihtiyacını güçlendirdiğini söyledi. Cheeseman da bir e-postasında bunu yineleyerek şunu ekledi:”DSÖ’nün tütünle ilgili yaklaşık 20 yıllık anlaşması reklam kısıtlamalarını gerektiriyor, ancak bunları henüz tam olarak uygulamayan ülkeler var ve tütün şirketleri kar peşinde koşarak sigara içmeyi teşvik etmeye devam ederken halklarını korumasız bırakıyorlar.” (Yukarıdaki yazı Euronews sitesinden alınmıştır.) ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com

TRUMP BİRÇOK KARARNAMEYİ İMZALAMAKLA GÖREVE BAŞLADI

Donald Trump, Amerika Birleşik Devletleri’nin 47. Başkanı olarak yemin ettikten sonra görevinin ilk gününde bir dizi kararname imzaladı. Beyaz Saray’da bir dönem daha görevde kalmak için suçlamalar, cezai iddianameler ve bir çift suikast girişiminin üstesinden gelen Donald Trump 20 Ocak günü 47. ABD Başkanı olarak yemin etti. Geleneksel olarak açık havada yapılan yemin töreni, alışılmışın dışında bir şekilde Washington’daki yoğun soğuk hava ve rüzgâr nedeniyle kapalı mekâna taşındı. Eski ABD Başkanı Joe Biden ve görevi devralan Başkan Trump Beyaz Saray’dan birlikte ayrılarak açılış etkinliklerine başlamak üzere ABD Kongre Binası’na doğru yola çıktılar. Her iki isim de siyasi geleneklere uygun olarak aynı aracı paylaştı. Kongre binasına vardıktan sonra Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance yemin ederek göreve başladı. Trump daha sonra 30 dakikadan fazla süren açılış konuşmasını yaptı. Etkinliğe aralarında dünya liderlerinin de bulunduğu yabancı devlet adamları da katıldı. İtalya Başbakanı Georgia Meloni, Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Çin Devlet Başkan Yardımcısı Han Zheng törende hazır bulundu. Törene çok sayıda milyarder, iş dünyası yöneticisi ve influencer da davet edildi. Tesla ve SpaceX’in patronu Elon Musk, Meta’nın sahibi Mark Zuckerberg, Amazon’un patronu Jeff Bezos, UFC’nin patronu Dana White ve LVMH’den Bernard Arnault katılımcılar arasındaydı. Başkan daha sonra açılış geçit törenine katıldı ve etkinliğe tanıklık etmek için ABD başkentinin sokaklarını dolduran destekçilerine el salladı ve görevdeki çok yoğun bir ilk gün olacağına söz verdiği Beyaz Saray’a doğru yola çıktı. Trump, Oval Ofis’e vardığında hiç vakit kaybetmedi ve “Amerika’nın altın çağı” olacağını belirttiği dönemi başlatmak için hızla çalışmaya başladı. İşte ilk günden itibaren yaptığı tüm değişiklikler: 6 Ocak Kongre baskınına katılanlara af Trump, 2024 başkanlık kampanyası sırasında defalarca söz verdiği gibi, 2020 ABD seçimlerinde Joe Biden’a yenilmesini kabul etmeyerek 6 Ocak 2021’de ABD Kongre binasını basan kişilere ilk günden af çıkardı. Pazartesi günü geç saatlerde ABD Başkanı, milletvekillerinin Biden’ın zaferini onaylamak üzere toplandığı sırada, Kongre’ye yönelik saldırılarda hüküm giymiş ya da cezai olarak suçlanmış yaklaşık 1500 kişiye tam af çıkardı. Cezaların hafifletilmesi aynı zamanda aşırı sağcı ‘Proud Boys’ ve ‘Oath Keepers’ gruplarının kışkırtıcı komplo kurmaktan hüküm giymiş ya da suçlanmış 14 üyesinin cezalarını da kapsıyor. Ekonomi ve TikTok Trump, Biden’ın eylemlerini yürürlükten kaldırarak ve kendi emirlerini ekleyerek her federal kurumu tüketici enflasyonuyla mücadele etmeye yönlendirmek olarak tanımladığı büyük ölçüde sembolik bir memorandum imzaladı. Trump, petrol ve doğal gaz üretimi üzerindeki düzenleyici yükleri hafifleterek tüketim mallarının maliyetlerini düşüreceğini vaat ediyor. Ticaret konusunda ABD Başkanı, 1 Şubat’tan itibaren Kanada ve Meksika’ya yüzde 25 gümrük vergisi uygulayacağını söyledi, ancak Çin’den ithalatı vergilendirme planlarını açıklamadı. Trump ayrıca, Kongre’nin Tik Tok yasağını 75 günlüğüne durdurmayı amaçlayan bir emir imzaladı. Trump bu dönemin, popüler sosyal medya platformunun Amerikalılara açık kalmasına izin verirken ulusal güvenlik çıkarlarını koruyacak bir anlaşmayla platform için ABD’li bir alıcı bulmak için bir pencere görevi göreceğini söylüyor. Önce Amerika İlk döneminde yaptıklarını tekrarlayan Trump, ABD’yi Dünya Sağlık Örgütü’nden (WHO) çıkaran bir kararname imzaladı. Ayrıca ABD’nin dış yardım harcamalarının kapsamlı bir şekilde gözden geçirilmesini emretti. Her iki hamle de dış ilişkilere yönelik izolasyonist ‘Önce Amerika’ yaklaşımına paralel olarak gerçekleşti. Trump ayrıca daha sembolik hamlelerle Meksika Körfezi’nin adını ‘Amerika Körfezi’ olarak değiştiren bir kararname imzalamayı planladı. Şu anda Denali olarak bilinen Kuzey Amerika’nın en yüksek dağı, eski adı olan McKinley Dağı’na geri dönecek. Eski Başkan Barack Obama tarafından yeniden…

Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : TRUMP UN KAZANMASIYLA ORTAYA ÇIKAN SONUÇLAR

Hala oy sayımının devam ettiği yerler olsa da Trump, ABD başkanlığını garantiledi. İşte, seçimlerden çıkarılacak beş önemli sonuç. Donald Trump, Pensilvanya ve Wisconsin gibi kilit öneme sahip eyaletleri kazanarak ABD’nin 47. başkanı seçildi. Anketler eski başkan ile Demokrat aday Kamala Harris’in haftalardır kıran kırana bir yarış içinde olduğunu gösteriyordu. Seçimlerin henüz sonuçlanmadığı eyaletler olsa da Trump çarşamba günü zaferi garantiledi. İşte bu çalkantılı seçimden çıkarılacak bazı sonuçlar: 1. Trump, Pensilvanya’da farkı açtı Trump, Georgia, Pennsylvania ve Wisconsin gibi önemli eyaletlerde rakibine kıyasla baskın performans gösterdi. Pensilvanya, Harris’in kampanyası için kazanılması gereken bir eyalet olarak görülüyordu ancak yarışın çekişmeli geçmesi de bekleniyordu. Mevcut Başkan Joe Biden 2020’de bu eyaleti sadece 81.000 oy farkla kazanmıştı. Eyalet daha önce 1992 ve 2012 yılları arasında Demokratları tercih etmişti. Cumhuriyetçi eğilimli kırsal ilçelerde Trump eyalette daha iyi performans gösterdi ve Biden’ın 2020’de az bir farkla kazandığı eyaletin kuzeydoğusundaki Erie County’yi alması muhtemel görünüyordu. Harris, Philadelphia ve Pittsburgh gibi sol eğilimli şehirlerde Biden’ın 2020 seçimlerine kıyasla daha düşük performans gösterdi. 2. Trump lehine demografik değişim seçim sonucunu etkiledi AP VoteCast’in 120.000’den fazla seçmenle yaptığı ankete göre, siyah ve Latin seçmenlerin Harris’i destekleme olasılıkları 2020 seçimlerinde Biden’a olan desteklerinden daha düşüktü. Trump, seçmenlerin yaklaşık yüzde 68’inin Latin kökenli olduğu Florida’daki Miami-Dade ilçesini kazandı. Bu bölge daha önce Demokratların kalesiydi. AP VoteCast anketinde ayrıca, Trump’ın genç seçmenler arasında 2020 seçimlerinde olduğundan daha iyi bir performans gösterdiği ortaya konuldu. ABD’deki Purdue Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan James McCann oylama öncesinde Euronews’e verdiği demeçte, “Daha fazla etnik ve ırksal farklılığın doğal olarak Demokratlara avantaj sağladığı yönündeki genel kanı vardı ve Demokratların medeni hakları desteklediği 1960’lardan kalan bir miras olarak bunun nasıl gerçekleştiğini görebilirsiniz,” dedi. McCann, “Şimdi gördüğümüz şey, bu eski bölünmelerde bazı değişikliklerin olabileceğidir,” diye konuştu ve anketlere göre, Trump’ın, önceki başkanlara kıyasla siyah erkek seçmenler arasında daha iyi performans gösterdiğini sözlerine ekledi. 3. Cumhuriyetçiler Senato’yu aldı ama Temsilciler Meclisi’ne hala belirsizlik hâkim Cumhuriyetçiler Montana, Batı Virginia ve Ohio’da üç sandalye kazanarak Senato’nun kontrolünü ele geçirdi. Genellikle Cumhuriyetçilere oy veren bir eyalet olan Virginia’da seçmenler, eski bir Demokrat ve bağımsız Joe Manchin’in koltuğunu oyladı. Eyaletin Cumhuriyetçi valisi Jim Justice, koltuğu Cumhuriyetçilerin lehine kazandı. Ohio Senatörü Demokrat Sherrod Brown da koltuğunu, Kolombiya’dan beş yaşında ABD’ye gelen ve daha önce galericilikle uğraşan Cumhuriyetçi Bernie Moreno’ya kaptırdı. Montana’da ise, Cumhuriyetçi Tim Sheehy, görevdeki Demokrat Senatör Jon Tester’ı yendi. Demokratların meclisi değiştirmek için sadece birkaç sandalyeye ihtiyaç duyduğu Temsilciler Meclisi’ni kimin kazanacağı henüz belirsizliğini koruyor. Cumhuriyetçiler 2022’de Temsilciler Meclisi’nin kontrolünü ele geçirmişti. Demokratlar Temsilciler Meclisi’ni kazanabilirse, kontrolün bölündüğü ya da hükümetin bölündüğü mevcut Kongre’ye benzer bir durum ortaya çıkacak. ABD siyasetinde alışılmadık bir durum olmasa da bu durum milletvekillerinin yasalar üzerinde daha sık uzlaşmaları gerekebileceği anlamına geliyor. 4. Trump’ın zaferi Avrupa’nın savunmasında yankılanabilir Analistler seçim öncesinde Euronews’e Trump’ın “Önce Amerika” söyleminin savunma, güvenlik ve Avrupa ülkeleriyle ticareti etkileyebileceğini söyledi. Trump şubat ayındaki bir mitingde Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyelerinin savunma harcamalarını artırmaması halinde onları korumayacağını söyledi: “Faturalarınızı ödemek zorundasınız.” Trump’ın seçimi kazanması üzerine NATO Genel Sekreteri Mark Rutte yorum yapmakta gecikmedi ve eski başkanı kutladığını belirtti. “Onun liderliği ittifakımızın güçlü kalmasında yine kilit rol oynayacaktır. NATO aracılığıyla güç yoluyla barışı ilerletmek için onunla yeniden çalışmayı dört gözle bekliyorum,” dedi. Bir başka endişe konusu da…

Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : ALMANYA EKONOMİSİ SIKINTIDA

Üretim sektöründeki sıkıntılar ve özellikle Çin kaynaklı küresel rekabet, yapısal sorunların nedeni olarak gösteriliyor. Almanya’da ekonomik sıkıntılar sürüyor ve ülke 2024 yılının kalan aylarında resesyon tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Ekonomi Bakanı Robert Habeck çarşamba günü, ekonominin bu yıl yüzde 0,2 oranında küçülmesinin beklendiğini açıkladı. Bu oran daha önceki yüzde 0,3’lük büyüme tahminlerinden düşük olmakla beraber üst üste ikinci kez küçülme yaşanacağına işaret ediyor. Bu kasvetli görünüm, Almanya’yı 2023’teki yüzde 0,3’lük düşüşün devamı olarak 2024’te daralması öngörülen tek G7 ekonomisi haline getiriyor. Gerilemede ülkenin üretim sektöründe karşılaşılan zorluklar ve başta Çin olmak üzere küresel rekabetin olumsuz etkileri de dahil uzun süredir devam eden yapısal zorluklara pay biçiliyor. 2025’te toparlanma umudu Yakın vadedeki kasvetli görünüme rağmen, Alman hükümeti ekonominin 2025 yılında büyüyeceğini ve gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) daha önceki yüzde 1’lik büyüme öngörüsüne kıyasla, biraz artışla yüzde 1,1 oranında gerçekleşeceğini düşünüyor. 2026 yılına gelindiğinde ise, özel tüketimdeki artış ve enflasyondaki istikrar sayesinde büyüme oranı yüzde 1,6’ya ulaşabilir. Ancak bu tahminler yapısal reformların başarılı bir şekilde uygulanmasına ve küresel ekonomik koşulların istikrara kavuşmasına bağlı. Habeck’e göre 49 tedbirden oluşan kapsamlı bir büyüme paketinin uygulanması büyük önem taşıyor. Bu tedbirler, yatırımların teşvik edilmesini, verimliliğin arttırılmasını ve uzun süredir devam eden yapısal sorunların üzerine giderek ekonomiyi canlandırmayı amaçlıyor. Habeck, bu planın başarıyla uygulanması halinde “ekonominin daha güçlü olacağını ve daha fazla insanın işine geri döneceğini” ancak bunun başarısının muhalefetin kontrolündeki Bundesrat da dahil olmak üzere parlamentonun her iki kanadının da desteğine bağlı olduğunu vurguladı. Öte yandan enflasyon oranlarında hükümet tahminleri revize edildi. Geçen yıl yüzde 5,9 olan enflasyonun 2024’te yüzde 2,2’ye düşmesi ve sonraki yıllarda daha da azalarak 2026’da yüzde 1,9’da istikrar kazanması bekleniyor. Fiyat artışları ve vergi indirimlerinin yanı sıra düşen enflasyon oranları, 2025 yılında mütevazı ekonomik büyümeyi sağlayabilecek özel tüketimi canlandırmada önemli bulunuyor. Ekonomik sıkıntılar, araştırma enstitüsü IFO’nun ülke ekonomisini “krizden çıkış yolu bulamadığı” şeklindeki çalışmalarıyla daha da görünür hale geldi. Enstitüye göre hem konjonktürel hem de yapısal faktörler Almanya’nın büyüme beklentileri üzerinde ağır bir yük oluşturuyor. IFO Müdür Yardımcısı Dr. Timo Wollmershäuser, “Diğer ülkelerde yükseliş hissedilirken, Alman ekonomisi can çekişiyor,” dedi. Bu durumu, karbon salınımının azaltılması, dijitalleşme, demografik değişimler ve enerji fiyat şoku ile Çin’in küresel ekonomideki değişen rolü gibi jeopolitik çalkantılar da dahil olmak üzere bir dizi faktöre bağlıyor. Almanya’nın sanayi altyapısı uzun bir süredir yaşanan ekonomik sıkıntılardan ötürü ciddi bir şekilde etkilendi. Bu da daralmanın geçici bir konjonktürel yavaşlamayı yansıtmaktan ziyade yapısal sorunlara dayandığını gösteriyor. Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) Eylül 2024’te 40,6’ya gerileyerek art arda 27. ayında da daralmış ve Myanmar’dan sonra küresel ölçekte en kötü ikinci değer olmuştu. Özellikle ihracat siparişlerindeki bu uzun soluklu düşüşün son yıllarda benzeri görülmedi. Hamburg Ticaret Bankası’nın baş ekonomisti Dr. Cyrus de la Rubia, “Çin şokunun” kilit bir faktör olduğunu vurgulayarak, otomotiv ve makine mühendisliği gibi sektörlerin artan rekabete uyum sağlamakta zorlandığını belirtti. Şirketlerin devredilmesi ve stratejik satışlar Bu zorlukların ortasında, Alman şirketleri fırtınayı atlatmak için giderek daha fazla yabancı yatırımcılara yöneliyor ya da satış için cazip hedefler haline geliyor. Almanya’nın ulusal demiryolu operatörü Deutsche Bahn, geçtiğimiz günlerde lojistik iştiraki Schenker’i Danimarkalı rakibi DSV’ye yaklaşık 14 milyar euro (524,9 milyar TL) karşılığında satmayı kabul etti. Bu nakit akışının, operasyonel verimsizlikler ve sık sık yaşanan gecikmelerle mücadele eden Deutsche Bahn’a büyük ölçüde finansal rahatlama…

Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : KASIM AYI YURT DIŞI ÜRETİCİ FİYAT ENDEKSİ

Enflasyonun birçok çeşidi mevcuttur ve tüm bu çeşitler TÜİK tarafından belirli dönemlerde kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Doğal olarak bizleri vatandaş olarak en çok ilgilendiren tüketici fiyat endeksi olduğundan diğer enflasyon çeşitlerine çoğunlukla ilgi göstermeyebiliriz ama hepimizin bilmesi gereken diğer endeksleri de unutmamamız gerekir. Bunlardan en önemlileri Yİ-ÜFE, TÜFE, YD-ÜFE sayılabilir. Yurt dışı üretici fiyat endeksi; belirli bir dönem içinde yurt dışına satılmak üzere üretimi yapılan ürünlerde yaşanan fiyat değişikliğidir. Yani ihracat için üretilen ürünlerde yaşanan fiyat hareketleri olarak tanımlanabilir. İhracat, bir ülkenin ekonomik anlamda büyümesi, gelişmesi için olmazsa olmaz faktörlerin başında gelir. İhracat yüksek rakamlara ulaşmış ise o ülkede üretim var demektir, işsizlik azalmakta demektir, devletin vergi gelirleri artıyor demektir, ülkeniz döviz rezervleri artıyor gibi birçok olumlu ekonomik gelişmeler oluyor demektir. Ülkemizde ihracat rakamları yüksek seviyededir ama ithalatımız maalesef ihracatın üstündedir. Bunun yegâne sebebi zorunlu olarak dışarıdan tedarik ettiğimiz akaryakıt, enerji, doğalgaz gibi temel tüketim ürünlerine yaptığımız döviz ödemeleridir. İhracatın gelişebilmesi için öncelikle üretim kaynaklarının doğru ve verimli şekilde kullanılması gerekir. Günümüzde yapılan üretimin ara mal ve hammaddesinin yaklaşık yüzde ellisi yırt dışından ithal yoluyla gelmektedir. Doğal olarak söz konusu aramalı ve hammaddeye döviz ödemek zorundayız. Kurlar yüksek olunca da ödediğimiz para da yüksek olacağından ödenen bedel üretim maliyetine yansıyacaktır ve bu da enflasyon demektir. Dolayısıyla ülke olarak ithal ikame ürünleri kendimiz üretmek zorundayız ve ayrıca katma değeri yüksek, teknolojik ürünlere önem vermek zorundayız. İhracat yapan işletmelerde döviz kurlarının yüksek olması ihracatın arttırılması yönünden olumlu sonuçlar verebilir. Örneğin günümüzde ihracat işletmelerinin dolar kurunun 40 TL olmasının istemeleri doğaldır. Çünkü ülkemizde hammadde, işçilik, ambalaj, nakliye gibi üretim araçlarının fiyatı sürekli olarak artmaktadır ve bu yüzden ihracatçılar aldıkları hammaddeye sürekli yükselen fiyatla tedarik bedeli ödemekte bu da üretim maliyetlerini yükseltmektedir. Ancak döviz kuru sabit kalınca gelirlerde olumlu bir fark oluşmamakta, bu sebeple kar oranları düşmekte hatta bazen zarar bile etmektedir. İhracatın arttırılarak ülkeye döviz girdisi sağlamak temel hedef olduğuna göre kur dengesini iyi ayarlamak zorundayız. Yoksa zarar eden veya kar elde etmeyen işletmelerin faaliyetlerini sürdürebilmesi mümkün değildir ve bu da ekonomi alanında çeşitli olumsuzluklara yol açacaktır. Sorunun çözümü ancak ve ancak enflasyonun kontrol atına alınmasıyla birlikte üretim maliyelerinin yükselmesini önlemek ve ihracatçıya özellikle ithal ikame ürün üreten işletmelere devlet desteğinin arttırılmasıyla mümkün olduğu aşikardır. Ülkelerin kalkınmasında, ekonomik güvenin sağlanmasında üretim faktörünün en verimli kullanılması tartışılmaz bir gerçektir. Ancak üretim yaparken sıradan ürünler değil, yükte hafif, pahada ağır, gelişen teknolojiye uygun ürünlere ağırlık verilmesi elzemdir. Ayrıca üretilen malın ara mal ve hammaddesinin de yerli olması önemlidir. Günümüzde ülkemizde üretimi yapılan malların aramalı ve hammaddesinin yaklaşık yüzde ellisi yurt dışından ithal yoluyla tedarik edilmektedir. Söz konusu aramalı ve hammaddelere ödenen para döviz olduğundan yüksek rakamlar ödenmekte bu da üretim maliyetini arttırdığından üretim maliyelerine doğal olarak yansımakta ve enflasyon olarak karşımıza çıkmaktadır. Yurt dışına satılmak üzere (ihracat için) üretilen ürünlerle yurt içinde üretilen ürünlerin üretim miktarları neden fark ediyor diye düşünen vatandaşlarımız olabilir. Bu farkın nedenlerini yaklaşık 45 yıl içinde bulunduğum kilit ve emniyet sistemlerinden örneklerle açıklamaya çalışayım. *Ürün ebatları: Ülkemizde kapı kilitlerinin eksen mesafesi (anahtar deliği ile kol demiri deliğinin arasındaki uzaklık) oda kilitlerinde 90 mm. Olmasına rağmen çeşitli ülkelerde değişim gösterebilir. Örneğin yakın doğu ülkelerinde bu ölçü 72 mm’dir. Bunun için pahalı bir maliyet olan kalıp bedeli ek bir maliyettir. *Ürün için kullanılan malzemenin özelliği:…

Ekonomist Zafer ÖZCİVAN : AB KONSEYİ GENİŞLEME RAPORUNA GÖRE TÜRKİYE NİN DIŞ POLİTİKASI AB NİN ÖNCELİKLERİYE ÇELİŞİYOR

AB Konseyi, Rusya’ya yönelik yaptırımlarla ilgili Ortak Dış ve Güvenlik Politika (CFSP) pozisyonlarının ve kısıtlayıcı önlemlerin ‘son derece öncelikli’ olduğunu belirterek, Türkiye’nin dış politikasının ‘AB’nin öncelikleriyle çeliştiğine’ dikkat çekti. Avrupa Birliği Konseyi tarafından geçtiğimiz günlerde açıklanan genişleme sonuç bildirgesinde, Türkiye’nin katılım müzakerelerine ilişkin hala “fiilen durma noktasında” olduğu ve “hiçbir fasılın açılması ya da kapanmasının düşünülmediği” belirtildi. Yayınlanan 36 sayfalık raporda, Batı Balkanlar, Ukrayna ve Moldova’nın AB üyeliğine dair “tam ve kesin kararlığını bir kez daha teyit eder” ifadesine yer verirken, Türkiye’nin ise “aday ülke” olarak “birçok ortak çıkar alanında kilit ortak olmaya devam ettiği” belirtildi. Türkiye, özellikle Yunanistan ile ilişkilerin iyileştirilmesi ve ticaret ve ekonomi gibi ortak ilgi alanlarında AB ile üst düzey sektörel diyaloğun yeniden başlatılması konusunda birkaç iyi puan daha aldı. “2023 ortalarından bu yana daha geleneksel ve daha sıkı ekonomik politikalara yönelim” ve Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının kendi toprakları üzerinden delinmesini engellemek için alınan “somut önlemler” AB Konseyi tarafından memnuniyetle karşılandı. Ancak olumsuzluklar olumlulardan daha ağır basıyor. Türkiye’nin AB üyesi olan Güney Kıbrıs’la olan ilişkisi, Konseyin Ankara’yı Lefkoşa ile ilişkilerini normalleştirmeye ve uluslararası hukuka uygun olarak egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeye çağırdığı hassas noktalardan biri. Raporda “Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanlarında süregelen ve derin endişe yaratan durumun” da altı çizilirken, özellikle “yargı üzerindeki aşırı baskı, ifade özgürlüğüne yönelik birçok kısıtlama, medya özgürlüğü ve bilginin yayılması, demokratik yollarla seçilen belediye başkanlarının görevden alınması” gibi konuların “kaygıyla” takip edildiği vurgulandı. Türkiye’nin bloğun Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ile “çok düşük uyum oranı” olduğu yinelendi. Rusya’ya yönelik yaptırımlarla ilgili Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (CFSP) pozisyonlarının ve kısıtlayıcı önlemlerin “son derece öncelikli” olduğu belirtilerek, Türkiye’nin dış politikasının “AB’nin öncelikleriyle çeliştiğine” dikkat çekildi. AB’nin genişleme sonuç bildirgesi, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Ankara ziyaretinin hemen ardından açıklandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan von der Leyen ile yaptığı görüşmenin ardından iki taraf arasındaki ilişkilerin somut ve acil bir şekilde iyileştirilmesi çağrısında bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) arasında “her zamankinden daha güçlü ve kurumsallaşmış bir ilişkiye ihtiyaç” olduğunu vurguladı ve 2019’dan beri askıya alınan üst düzey siyasi diyaloğun yeniden başlatılması çağrısında bulundu. AB aday ülkelerinin karneleri 36 sayfalık raporda Gürcistan’a ayrılan diğer tüm paragraflar olumsuz. Konseyin ülkeyle ilgili olarak işaret ettiği tek olumlu gelişme, “orta düzeyde hazırlık ve işleyen bir piyasa ekonomisinin geliştirilmesinde sınırlı ilerleme” kaydedilen ekonomiyle ilgili. Ayrıca “sağlam mali ve parasal politikaların” uygulanmasından da övgüyle bahsediliyor. Gürcistan Başbakanı Irakli Kobakhidze’nin kasım ayı sonunda tek taraflı olarak AB üyelik müzakerelerinin 2028 yılına kadar askıya alındığını açıklamasının ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde, AB değerlerine ters düşen “yabancı ajan yasası” gibi hükümet tarafından alınan kararlara dair endişeler belirtiliyor. AB’nin “demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanlarında, ayrıca yargının işleyişi ve kurumsal bağımsızlık konularında geriye gidişten derin endişe duyduğu” vurgulanıyor. Gürcistan’ın genel olarak AB’nin dış politikasına uyum sağlayamaması ve Rusya ve Belarus’a karşı da dahil olmak üzere kısıtlayıcı tedbirler almaması da endişe duyulan konular arasında yer alıyor. Buna karşılık AB Konseyi Ukrayna konusunda çok daha iyimser. Raporda, ülkenin Rus işgaline karşı kendini savunurken geçtiğimiz yıl içinde kaydettiği “kayda değer reform ilerlemesine” dikkat çekiliyor. Hukukun üstünlüğü, yargı ve kamu yönetimi reformu, yargı yönetişim organları ve yolsuzlukla mücadele kurumlarının etkin işleyişi gibi alanlarda kaydedilen ilerlemenin altını çiziliyor. Ukrayna’nın bloğun dış politikası…