Kazakistan Yatırım ve Ticaret Fırsatları Toplantısı İş Dünyasını Bir Araya Getirecek
Türk iş dünyası, önümüzdeki günlerde düzenlenecek olan “Yatırım ve Ticaret Fırsatları” toplantısında bir araya gelecek. Organizasyon, iş insanlarına farklı sektörlerdeki yatırım imkânlarını ve yeni ticaret kanallarını tanıtmayı hedefliyor. Toplantının, hem Türkiye’deki iş insanlarının uluslararası pazarlara açılmasını kolaylaştırması hem de mevcut ekonomik ilişkilerin daha güçlü bir zemine taşınmasına katkı sağlaması bekleniyor. Enerji, tarım, lojistik, madencilik ve inşaat gibi stratejik sektörlerin ön plana çıkacağı etkinlikte, katılımcılara Kazakistan’ın sunduğu yatırım ortamı ve sağlanan teşvikler hakkında kapsamlı bilgiler verilecek. Ayrıca toplantı kapsamında Türk iş insanlarının, Kazakistan’daki yatırım süreçlerine dair doğrudan bilgi edinme ve gelecekteki ortaklıklar için karşılıklı temas kurma fırsatı bulacağı ifade ediliyor. Toplantının sonunda, sektör bazlı görüşmeler yapılması ve iş insanlarının somut proje önerileri üzerinden değerlendirmelerde bulunması öngörülüyor. Bu açıdan etkinlik, sadece bir tanıtım toplantısı değil, aynı zamanda geleceğe dönük yatırımların ilk adımı olarak görülüyor. Kaynak : medyabir
AĞUSTOS 2025 TÜFE ORANLARI
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), 2025 yılı ağustos ayında bir önceki aya göre %2,04, bir önceki yılın aralık ayına göre %21,50, bir önceki yılın aynı ayına göre %32,95 ve on iki aylık ortalamalara göre %39,62 artış gösterdi.Bu oranlar, enflasyonun resmî ölçümüne göre hâlâ yüksek seyrettiğini ancak geçtiğimiz yıllardaki zirvelere göre bir miktar gerilediğini ortaya koyuyor. Özellikle yıllık bazda %33’e yaklaşan artış, halkın alım gücünü doğrudan etkileyen bir tablo sunuyor.TÜFE’nin yanı sıra bağımsız araştırma gruplarının verileri de enflasyonun halk nezdindeki algısının farklı olduğuna işaret ediyor. ENAGrup (ENAG), 2025 yılı ağustos ayında yıllık enflasyonu %65,49, aylık enflasyonu ise %3,23 olarak açıkladı. İstanbul Ticaret Odası (İTO) ise İstanbul için perakende fiyat endeksine göre enflasyonu yıllık %40,83 aylık ise %2,6 olarak hesapladı.Böylece, aynı ay için üç farklı enflasyon oranı ortaya çıktı:TÜİK TÜFE (resmî): %32,95İstanbul enflasyonu (İTO): %40,80ENAG enflasyonu: %65,49Aradaki farklar, halkın “hissedilen enflasyon” ile resmî açıklamalar arasında neden mesafe olduğunu açık biçimde gösteriyor.Halkın En Çok Kullandığı Harcama KalemleriTÜFE verileri içerisinde toplumun en fazla harcama yaptığı ana gruplar dikkat çekiyor. Ağustos 2025 itibarıyla bazı temel gruplardaki yıllık artışlar şöyle:Gıda ve alkolsüz içecekler: %33,28Konut (kira, elektrik, su, doğalgaz): %53,27Sağlık: %36,59Ulaştırma: %24,86Eğitim: %60,91Bu beş temel harcama kaleminin ortalaması alındığında, halkın gündelik yaşamında karşı karşıya kaldığı enflasyon oranı yaklaşık %41,78 seviyesinde gerçekleşiyor. Bu oran, TÜİK’in genel yıllık enflasyon oranı (%32,95) ile yakın ama özellikle konut kalemindeki %53’lük artış, toplumun en fazla hissedilen yükünü oluşturuyor. Kiralar ve enerji maliyetleri hane bütçesini zorlayan en önemli kalem olarak öne çıkıyor.Yılbaşından Bu Yana ve 12 Aylık Ortalama GörünümYılbaşından bu yana (Ocak–Ağustos 2025) TÜFE artışı: %21,50Son 12 aylık ortalama artış (yıllıklandırılmış ortalama enflasyon): %39,62Bu veriler, 2025 yılının ilk sekiz ayında fiyatların beşte bir oranında arttığını, yıllık ortalama bazda ise %40’a yakın bir enflasyonun kalıcı hale geldiğini gösteriyor. Yani tek bir ayın şoku değil, yapışkan bir fiyat artışıyla karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor.Özellikle yılbaşından bu yana %21,5’lik artış, memur ve işçi maaşlarının ara dönemlerde yapılan zamlarına rağmen alım gücünü zayıflatıyor. Çünkü gelir artışları genellikle geriden geliyor ve fiyatlardaki hızla uyum sağlayamıyor.Resmî TÜFE ile ENAG ve İstanbul Enflasyonu Arasındaki FarkFarklı enflasyon göstergeleri arasında dikkat çekici bir uçurum bulunuyor:TÜİK %33 yıllık artış açıklarken,İstanbul %40,83 ile çok daha yüksek bir oranı işaret ediyor,ENAG ise %65,49 “fiyatların son bir yılda ikiye katlandığını” ortaya koyuyor.Bu farklılık, ölçüm yöntemlerinden, kapsama alanlarından ve ağırlıklandırmalardan kaynaklansa da vatandaşın pazarda, markette ya da kirada hissettiği fiyat artışlarının TÜİK’in açıkladığı oranların ötesinde olduğunu düşündürüyor.Örneğin, İstanbul özelinde kira artışlarının %100’e yaklaşan seviyelere çıkması, markette temel ürünlerdeki çift haneli artışların sürmesi ve ulaştırma maliyetlerindeki dalgalanmalar, “hissedilen enflasyonu” resmî oranların üzerinde bir noktaya taşıyor.Enflasyonun Toplumsal ve Ekonomik EtkileriKonut Krizi DerinleşiyorKonut kaleminde %53’ü aşan yıllık artış, barınma krizini daha görünür hale getiriyor. Özellikle büyükşehirlerde kira artışlarının kontrol altına alınamaması, dar gelirli hanelerin bütçelerini en çok zorlayan başlık. Enerji ve su gibi faturaların da yükselmesiyle birlikte konut harcamaları, hane gelirinin yarısına yaklaşıyor.Gıda Harcamaları Temel SorunGıda ve alkolsüz içeceklerdeki %33 artış, geniş kesimler için doğrudan yoksullaşma anlamına geliyor. Çünkü gıda harcamaları özellikle düşük ve orta gelir gruplarında bütçenin en büyük kısmını oluşturuyor. Bu kalemdeki her artış, gelir dağılımındaki eşitsizlikleri daha da keskinleştiriyor.Ulaştırma ve Eğitimdeki ArtışlarUlaştırmadaki %24,86’lık artış, akaryakıt fiyatları ve toplu taşıma zamlarıyla doğrudan bağlantılı. Eğitimde %60,91’lik artış ise okul masrafları, servis ücretleri ve kırtasiye fiyatlarındaki…
TÜRKİYE EKONOMİSİ YILIK İKİNCİ ÇEYREĞİNDE %4,8 BÜYÜDÜ
Türkiye ekonomisi, 2025 yılının Nisan–Haziran dönemini kapsayan ikinci çeyreğinde güçlü bir büyüme performansı sergiledi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH), bir önceki yılın aynı dönemine göre %4,8 artış kaydetti. İlk bakışta bu rakam, küresel ekonomide belirsizliklerin arttığı, enerji fiyatlarının dalgalandığı ve ticaret savaşlarının yeniden alevlendiği bir ortamda oldukça dikkat çekici görünüyor. Ancak büyüme rakamını yalnızca yüzeysel bir şekilde okumak yanıltıcı olabilir. Çünkü büyümenin sektörel dağılımı, iç ve dış talebin farklı yönleri, gelirlerin bölüşümü ve yatırımların niteliği Türkiye ekonomisinin geleceğine dair önemli ipuçları veriyor. Üretim Cephesinde Canlanan Sektörler Üretim tarafına bakıldığında en çarpıcı gelişme inşaat sektöründe yaşandı. Yıllık bazda %10,9’luk artış, Türkiye’nin hâlâ yatırımlarını büyük ölçüde beton ve altyapı üzerinden şekillendirdiğini gösteriyor. Kentsel dönüşüm projeleri, kamu destekli yatırımlar ve özel sektörün konut talebine verdiği yanıt, bu artışın temel dinamikleri arasında. Fakat inşaatın böylesine yüksek tempolu büyümesi, ekonominin yapısal çeşitlenmesini sağlayacak sanayi ve teknoloji yatırımlarını gölgede bırakabilir. Öte yandan, bilgi ve iletişim faaliyetlerindeki %7,1’lik artış ekonomide dijital dönüşümün giderek güçlendiğine işaret ediyor. Bu oran, geleceğin ekonomisinde daha sürdürülebilir ve yüksek katma değerli büyümenin mümkün olduğunu gösteren umut verici bir tablo sunuyor. Sanayi sektörü %6,1 ile sağlam bir performans sergilerken, ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetlerindeki %5,6’lık artış turizm sezonunun etkisini yansıtıyor. Özellikle yaz aylarında Türkiye’nin turizm gelirlerinde kaydettiği artış, hizmet sektörünü yeniden lokomotif konuma taşıdı. Bununla birlikte, tarım sektöründe %3,5’lik küçülme dikkat çekiyor. Kuraklık, girdi maliyetlerinin yüksekliği ve iklim değişikliğinin yarattığı belirsizlikler tarımı zorlayan temel etkenler. Kamu yönetimi, eğitim ve sağlık gibi sosyal hizmetlerdeki %1,2’lik daralma da kamu harcamalarının görece kısıtlandığını gösteriyor. Harcama Tarafı: Tüketim ve Yatırımlar Harcama tarafında tablo biraz daha netleşiyor. Hane halkı tüketimi %5,1 arttı. Enflasyon baskılarına rağmen vatandaşların tüketim eğilimini sürdürmesi, büyümenin ana motorunun yine iç talep olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu durum, yüksek enflasyon koşullarında harcamaların geleceğe dair kaygılarla öne çekildiği anlamına da gelebilir. Kamu harcamaları %5,2 azalırken yatırımlar %8,8 arttı. Yatırım artışı olumlu bir işaret olmakla birlikte, yatırımların kompozisyonu belirleyici önemde. Eğer artış ağırlıklı olarak inşaat yatırımlarından kaynaklanıyorsa uzun vadeli büyüme için beklenen verimlilik kazanımları sınırlı kalabilir. Buna karşılık, makine-teçhizat ve teknoloji yatırımlarının artışı Türkiye’nin üretim kapasitesini güçlendirecek daha sağlıklı bir büyüme zemini oluşturur. Dış ticaret tarafında ise ihracat %1,7 artarken ithalat %8,8 yükseldi. Bu dengesizlik, büyümenin önemli bir zayıf noktasını oluşturuyor. Yüksek ithalat artışı, iç talep canlılığının daha çok dışarıya bağımlı bir şekilde karşılandığını ve cari açığın büyüme sürecinde yeniden risk unsuru haline gelebileceğini gösteriyor. Gelir Dağılımında Dengeler Gelir yöntemiyle bakıldığında işgücü ödemeleri %42 arttı. Ancak Gayrisafi Katma Değer içerisindeki payı %38,8’den %38,4’e geriledi. Bu durum, çalışanların nominal gelirlerinde artış olsa da büyümeden aldıkları payın azaldığını ortaya koyuyor. Öte yandan işletme kârları %46,3 yükseldi ve toplam gelir içindeki payı %40,2’ye çıktı. Yani, ekonomi büyürken pastanın daha büyük dilimi işletmelerin kârına gidiyor. Çalışanların büyümeden aldığı pay sınırlı kaldığı sürece gelir dağılımındaki adaletsizlikler derinleşebilir. Bu da toplumsal refahın sürdürülebilirliği açısından dikkat edilmesi gereken bir husus. Cari Fiyatlarla Görünüm 2025’in ikinci çeyreğinde GSYH, cari fiyatlarla 14,6 trilyon TL’ye ulaştı. Dolar bazında büyüklük 377,6 milyar dolar oldu. Cari fiyatlarla %43,7’lik artış, yüksek enflasyonun ekonomik büyüklükleri şişirdiğini gösteriyor. Yani reel büyüme ile nominal büyüme arasındaki makas oldukça geniş. Genel Değerlendirme: Sürdürülebilir mi? Türkiye ekonomisi 2025’in ikinci çeyreğinde güçlü bir büyüme sergilese de bu büyümenin sürdürülebilirliği tartışmalı.…
BÜTÇE AÇIĞININ AZALTILMASI
Kamu Maliyesinde Açıkların ÖnemiDevlet bütçesi, bir ülkenin mali disiplinini, ekonomik önceliklerini ve toplumsal refah anlayışını en doğrudan yansıtan göstergelerden biridir. Bütçe açığı ise devletin gelirleri ile giderleri arasındaki farkı ifade eder. Gelirlerin giderleri karşılayamadığı durumda ortaya çıkan bu açık, yalnızca kamu maliyesinin değil, aynı zamanda tüm ekonominin sağlığı üzerinde belirleyici bir rol oynar. Çünkü bütçe açığı arttığında, devlet daha fazla borçlanmaya yönelir, faiz yükü yükselir ve uzun vadede ekonomik büyüme üzerinde baskılar oluşur. Gelişmekte olan ülkelerde bütçe açıklarının temel nedenleri arasında yüksek kamu harcamaları, vergi gelirlerindeki yetersizlik, ekonomik krizlerin yarattığı gelir kayıpları ve mali disiplin eksiklikleri sayılabilir. Türkiye’de de zaman zaman bütçe dengelerinin bozulduğu, özellikle ekonomik dalgalanma dönemlerinde gelir-gider dengesinin kamu harcamaları lehine açıldığı görülmektedir. Bu durumun uzun vadede sürdürülebilir olmadığı, ekonomide güven sorunları yarattığı bilinen bir gerçektir.Açıkların Azaltılmasında Temel StratejilerBütçe açığının azaltılması yalnızca rakamsal bir iyileştirme çabası değildir; aynı zamanda ekonomik istikrarın, toplumsal güvenin ve mali disiplinin korunması için stratejik bir zorunluluktur. Bu noktada birkaç temel strateji ön plana çıkmaktadır:
BORÇLARIN ÇEŞİTLENDİRİLMESİ
Günümüz ekonomilerinde borçlanma, yalnızca bireyler için değil; devletler, şirketler ve hatta yerel yönetimler için kaçınılmaz bir finansman aracı haline gelmiştir. Ancak borcun yalnızca miktarı değil, yapısı ve çeşitlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Zira tek tip borçlanma, kriz dönemlerinde ciddi kırılganlık yaratırken, borçların farklı kaynaklara, vadeye ve para birimine yayılması, riskleri azaltarak sürdürülebilirliği güçlendirmektedir.Borçlanmanın KaçınılmazlığıBorç, ekonomik yaşamın doğal bir parçasıdır. Hane halkı için borç, konut ve eğitim gibi büyük yatırımları mümkün kılar. Şirketler açısından borç, üretim kapasitesini artırmak ve yeni pazarlara açılmak için gerekli sermayeyi sağlar. Devletler için ise borçlanma, altyapı yatırımlarından sosyal harcamalara kadar pek çok alanda finansman kaynağıdır. Ancak her borçlanma biçimi aynı derecede güvenli değildir. Örneğin kısa vadeli, yüksek faizli ve tek para birimine dayalı borçlanmalar, en ufak ekonomik dalgalanmada ciddi ödeme krizlerine yol açabilir. İşte bu noktada “borçların çeşitlendirilmesi” kavramı devreye giriyor.Çeşitlendirme Ne Anlama Geliyor?Borçların çeşitlendirilmesi, borçlanmanın farklı türlerde, vadelerde ve araçlarla gerçekleştirilmesidir. Tıpkı yatırımcıların portföylerini çeşitlendirmesi gibi, borçlular da riskleri azaltmak için çeşitli finansman kaynaklarını kullanabilirler. Bu çeşitlendirme birkaç boyutta incelenebilir:Vade Çeşitlendirmesi: Kısa, orta ve uzun vadeli borçların dengeli dağılımı, ödemelerin yoğunlaştığı dönemlerde nakit sıkışıklığını önler.Para Birimi Çeşitlendirmesi: Sadece döviz cinsinden borçlanmak, kur dalgalanmalarında büyük zarar doğurur. Yerli para ile borçlanma, bu riski dengeleyebilir.Kaynak Çeşitlendirmesi: Banka kredileri, tahvil ihracı, uluslararası finans kuruluşları ve sermaye piyasaları gibi farklı kanallardan borçlanma, bağımlılığı azaltır.Faiz Yapısı Çeşitlendirmesi: Sabit faizli ve değişken faizli borçların birlikte kullanılması hem yükselen hem de düşen faiz ortamlarında denge sağlar. Devletler İçin ÇeşitlendirmeGelişmekte olan ülkelerin borç krizleri incelendiğinde, çoğunun ortak bir hatası öne çıkar: Tek tip borçlanmaya aşırı bağımlılık. 1990’larda Latin Amerika ülkelerinin, 2000’lerin başında Türkiye’nin ve son yıllarda bazı Afrika ülkelerinin yaşadığı borç krizleri, çoğunlukla kısa vadeli döviz borçlarının aşırı yükselmesinden kaynaklandı.Oysa başarılı örneklerde borç çeşitlendirmesinin kritik rol oynadığı görülüyor. Örneğin Güney Kore, Asya Krizi’nden sonra borç yapısını hem vadeler hem de kaynaklar açısından çeşitlendirerek ekonomik dayanıklılığını artırdı. Benzer şekilde Avrupa Birliği üyesi ülkeler, tahvil piyasalarını güçlendirerek dış şoklara daha dirençli hale geldi.Türkiye açısından bakıldığında da son yıllarda Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın iç borçlanmada uzun vadeli tahvillere yönelmesi, döviz cinsinden borçlanmayı sınırlamaya çalışması bu stratejinin bir yansımasıdır.Şirketler İçin ÇeşitlendirmeŞirketler açısından borç çeşitlendirmesi, sürdürülebilir büyümenin anahtarıdır. Sadece kısa vadeli banka kredilerine dayanan bir yapı, piyasalardaki en küçük dalgalanmada şirketi krize sürükleyebilir. Oysa uzun vadeli tahvil ihracı, uluslararası finansman kaynaklarının kullanımı veya leasing gibi farklı araçların devreye sokulması, şirketin likidite yönetimini kolaylaştırır.Ayrıca para birimi çeşitlendirmesi de önemlidir. Döviz geliri olmayan bir firmanın yüksek miktarda döviz kredisi kullanması, kur şoklarında ciddi zararlara yol açabilir. Bu nedenle şirketlerin gelir yapısına uygun borçlanma araçları seçmesi, çeşitlendirme stratejisinin bir parçasıdır.Hane halkı İçin ÇeşitlendirmeBireyler için de borç çeşitlendirmesi önemli bir mali disiplindir. Tüm borçlarını kısa vadeli tüketici kredilerinden sağlamak yerine, uzun vadeli ve sabit faizli konut kredisi, eğitim kredisi veya uygun faizli kamu destekli kredilerle dengeli bir yapı oluşturmak mümkündür. Aynı zamanda bireylerin kredi kartı borçlarını uzun vadeli düşük faizli kredilerle dengelemesi de çeşitlendirme mantığının bir yansımasıdır.Risk Azaltma ve DayanıklılıkBorçların çeşitlendirilmesi yalnızca ödeme gücünü artırmakla kalmaz; aynı zamanda ekonomik dalgalanmalara karşı dayanıklılığı da yükseltir. Küresel faizlerin yükseldiği dönemlerde sabit faizli borçlar avantaj sağlarken, faizlerin düştüğü dönemlerde değişken faizli borçlar maliyeti azaltabilir. Benzer şekilde kur şoklarında yerli para borçlar güvenlik ağı oluşturur.Sonuç: Sağlam Finansmanın AnahtarıEkonomik istikrar yalnızca borç miktarıyla değil, borcun niteliğiyle de ilgilidir.…
Sırbistan-Azerbaycan Ticaret Misyonu: Yeni Ufuklar, Yeni Fırsatlar
Son yıllarda dünya ticaret sahnesinde küçük ama etkili hamleler büyük fark yaratıyor. İşte bu bağlamda, Sırbistan ile Azerbaycan arasındaki ticaret ilişkileri, sadece iki ülkenin ekonomisi için değil, bölgesel ticaret dengeleri için de önemli bir mihenk taşı haline geldi. Sırbistan, Balkanlar’ın yükselen ekonomisi olarak dikkat çekiyor. Tarım, otomotiv yan sanayi ve enerji sektörlerindeki üretim kapasitesi, onu bölgesel bir tedarik merkezi yapıyor. Öte yandan Azerbaycan, petrol ve gaz başta olmak üzere enerji zengini bir ülke olarak ihracat potansiyeli yüksek bir aktör. Bu iki ülke arasındaki ticaret misyonu, sadece ürün alışverişi değil, stratejik işbirliği ve lojistik bağlantıların geliştirilmesini de kapsıyor. Ticaret misyonları, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler için kapıları açıyor. Sırp şirketleri Azerbaycan’ın enerji ve hammadde alanındaki fırsatlarını yakından tanırken, Azerbaycanlı firmalar Sırbistan’ın tarım ürünleri, otomotiv ve teknoloji ürünleri pazarına adım atabiliyor. Bu süreçte devlet destekleri, fuar organizasyonları ve iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler kritik bir rol oynuyor. Bir başka önemli konu ise lojistik ve ulaşım koridorları. Bakü-Tiflis-Kars demiryolu ve Karadeniz üzerinden sağlanan nakliye hatları, iki ülke arasındaki ticaret hacmini artırabilecek potansiyele sahip. Sırbistan, Orta Avrupa’ya açılan kapı, Azerbaycan ise Hazar ve Orta Asya ile Avrupa arasında köprü rolü üstleniyor. Bu sinerji, sadece iki ülkenin değil, tüm bölgenin ekonomik hareketliliğini artırabilir. Elbette, her işbirliği gibi bu süreçte de zorluklar var. Gümrük prosedürleri, standart farklılıkları ve finansal engeller, küçük firmalar için başlangıçta handikap oluşturabiliyor. Ancak ticaret misyonlarının asıl amacı, bu engelleri yerinde görmek, çözüm önerileri geliştirmek ve iki tarafın iş dünyası için güvenli bir köprü kurmak. Sırbistan-Azerbaycan ticaret misyonu, diplomasi ve ekonomi arasındaki ince dengeyi başarıyla yansıtan bir örnek. Bu girişim, sadece ticaret hacmini artırmakla kalmıyor; iki ülke arasında kültürel ve ekonomik bir anlayış köprüsü inşa ediyor. Üstelik küçük işletmelerin büyük pazarlara adım atmasını kolaylaştırıyor ve bölgesel işbirliği için ilham verici bir model sunuyor. Ticaret, rakamların ötesinde bir vizyon meselesidir. Sırbistan ile Azerbaycan arasındaki bu misyon, doğru okunduğunda, Türkiye ve bölge ülkeleri için de bir ders niteliğinde: İşbirliği, lojistik ve strateji bir araya geldiğinde, küçük adımlar bile büyük ekonomik sonuçlar doğurabilir.
TÜRKİYE’NİN EĞİTİM İHRACATI
Eğitim ihracatı, bir ülkenin eğitim hizmetlerinin, öğrencilerin, öğretim elemanlarının ve eğitim materyallerinin başka ülkelere sağlanması ve bu hizmetlerden elde edilen gelirlerle ilgili bir kavramdır. Eğitim ihracatının temel amacı, bir ülkenin eğitim sisteminin uluslararası alanda tanıtılması, öğrenciler ve öğretim elemanları arasında kültürel ve akademik etkileşimin arttırılması ve bu sektörden ekonomik gelir sağlanmasıdır. Eğitim ihracatına, üniversite öğrencilerinin yurtdışında eğitim alması, eğitim turizmi, dil okulları, online eğitim platformları, öğretim programları ve öğretim elemanlarının yabancı ülkelerde görev alması gibi pek çok farklı alan dahildir.Türkiye’nin Eğitim İhracatı: Gelişen Bir SektörTürkiye’nin eğitim ihracatı, son yıllarda küresel eğitim piyasasında önemli bir yer edinmeye başlamıştır. Ülke, sunduğu kaliteli eğitim imkanları, uluslararasılaşan üniversiteleri ve öğrencilere sunduğu cazip burs olanaklarıyla eğitim sektöründe önemli bir oyuncu haline gelmiştir. Türk eğitim kurumları, başta Orta Doğu, Asya, Afrika ve Avrupa olmak üzere birçok farklı bölgeden öğrenci çekmekte ve Türkiye’yi eğitim almak için tercih edilen bir merkez haline getirmektedir.
Temmuz 2025 Kredi Kartı Kullanımı
Türkiye ekonomisinin nabzını tutan en önemli göstergelerden biri hiç şüphesiz kredi kartı kullanımı. Temmuz 2025 verileri, bu alanda adeta yeni bir rekoru işaret ediyor. Bankalararası Kart Merkezi’nin açıkladığı rakamlara göre yalnızca bir ay içinde kredi kartıyla yapılan alışverişlerin toplam hacmi 1,2 trilyon TL’ye ulaştı. Geçen yılın aynı ayında bu tutar 740 milyar TL idi. Yani tüketici, sadece bir yılda neredeyse iki katına yakın daha fazla kart kullanmaya yöneldi. Bu artış sadece teknik bir veri değil; vatandaşın içinde bulunduğu ekonomik şartların, harcama psikolojisinin ve alışveriş alışkanlıklarının da güçlü bir göstergesi. Çünkü kart, artık sadece bir ödeme aracı değil; adeta günlük yaşamı sürdürmenin en kritik dayanağı haline gelmiş durumda. Neden Bu Kadar Artış Oldu? Kredi kartı kullanımındaki yükselişin ilk nedeni elbette ki enflasyon. Vatandaş, maaşıyla ayı çıkarmakta zorlanıyor. Nakit ödeme yerine, taksit seçeneğini tercih ederek ödemelerini zamana yaymak istiyor. Bugün bir market alışverişi bile taksitlendirilir hale gelmişken, beyaz eşyadan elektronik eşyaya, tatilden giyime kadar neredeyse tüm harcamalarda kart kullanımı zorunluluk halini aldı. Bir diğer neden ise dijitalleşme. Temassız ödeme, mobil bankacılık, QR ile ödeme gibi kolaylıklar sayesinde kartla harcama yapmak her zamankinden daha pratik hale geldi. Eskiden yalnızca büyük alışverişlerde kart kullanılırken, artık en küçük bakkal ya da kahve zincirinde bile 50-100 liralık harcamalar kart üzerinden yapılıyor. Ayrıca genç kuşakların alışkanlıkları da bu artışı besliyor. Gençler, kredi kartını yalnızca bir ödeme aracı olarak değil, aynı zamanda puan, kampanya ve avantaj sağlayan bir finansal araç olarak görüyor. Bankaların sunduğu taksit imkanları, hediye çeki kampanyaları ya da nakit iade fırsatları, tüketiciyi kart kullanımına yönelten cazip unsurlar haline geldi. Temmuz 2025 Tablosu: Kart Her Alanda Başrolde Temmuz ayında kredi kartıyla yapılan harcamaların en büyük payını market ve gıda alışverişleri aldı. Bu tablo, temel ihtiyaçların dahi artık kart üzerinden karşılandığını açıkça gösteriyor. İkinci sırada akaryakıt yer aldı. Artan benzin ve motorin fiyatları karşısında tüketici, tek seferde yüksek nakit çıkışı yapmak yerine kredi kartına yöneliyor. Yaz aylarının etkisiyle turizm harcamaları da dikkat çekti. Uçak biletleri, otel rezervasyonları ve tatil harcamalarının neredeyse tamamı kredi kartı üzerinden gerçekleşti. Taksitli alışverişlerde ise elektronik ürünler başı çekiyor. Örneğin akıllı telefon alımlarında ödemelerin yüzde 85’i kartla yapıldı. Bankaların özel kampanyaları, tüketiciyi peşin fiyatına taksitli alışverişe yönlendirdi. Ekonomi İçin İki Uçlu Bir Bıçak Kredi kartı kullanımındaki artışın ülke ekonomisine iki farklı yansıması var. Olumlu tarafı şu: Kartlı harcamalar kayıt dışılığı azaltıyor. Her işlem sistemde görünür hale geliyor ve bu da devletin vergi gelirlerini artırıyor. Ayrıca dijitalleşen ekonomi, ödeme sistemlerinde verimlilik sağlıyor. Olumsuz tarafı ise daha ağır. Temmuz 2025 itibarıyla bireysel kredi kartı borç bakiyesi 950 milyar TL’ye çıktı. Bunun yaklaşık 180 milyar TL’si ise yapılandırmaya girmiş durumda. Yani her beş kart kullanıcısından biri, borcunu düzenli ödeyemiyor ve borç sarmalına giriyor. Bu tablo, ilerleyen dönemde bankacılık sektörü için ciddi bir risk sinyali veriyor. Önümüzdeki Dönem: Daha Fazla Kart, Daha Fazla Borç? Ekonomistler, önümüzdeki aylarda kredi kartı kullanımının daha da artacağı görüşünde. Enflasyonun kalıcı şekilde düşürülememesi, vatandaşın nakit harcama yerine borçlanarak harcama yapma eğilimini güçlendirecek. Hükümetin ve BDDK’nın bu süreçte atacağı adımlar kritik önem taşıyor. Taksit sınırlamaları, faiz oranı düzenlemeleri veya borç yapılandırma kampanyaları yeniden gündeme gelebilir. Diğer yandan bankaların sunduğu yeni finansal teknolojiler –örneğin dijital kart, harcama kontrol araçları, anlık limit artışları– kart kullanımını daha da cazip hale getirecek. Yani tüketicinin kartla alışveriş yapması her…
EKONOMİDE TOPLUMSAL MUTABAKAT
Ekonomilerin sağlıklı işleyişinde sadece üretim, tüketim ya da finansal göstergeler değil; aynı zamanda toplumun bütün kesimlerinin bir araya gelerek oluşturduğu uzlaşma kültürü de kritik bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, “toplumsal mutabakat” kavramı, ekonomik kararların ve politikaların geniş bir toplumsal zemin üzerinde kabul görmesini ifade eder. Başka bir deyişle, ekonomide atılan adımların sadece hükümetlerin değil; işverenlerin, sendikaların, sivil toplumun, akademinin ve vatandaşların ortak paydada buluştuğu bir zeminde şekillenmesi anlamına gelir. Günümüzün küresel ölçekte karmaşıklaşan ekonomik yapısı, krizlere karşı dayanıklılık ve istikrar arayışını daha da öne çıkarıyor. Bu noktada, toplumsal mutabakat, yalnızca ekonomik kararların meşruiyetini artırmakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal barışı ve güveni de besler. Özellikle gelir dağılımı, vergi politikaları, ücretlerin belirlenmesi ve sosyal güvenlik düzenlemeleri gibi toplumu doğrudan etkileyen alanlarda mutabakatın varlığı, ekonomik başarıyı destekleyen görünmez bir güç haline gelir. Toplumsal Mutabakatın Ekonomideki Önemi Ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir; arkasında insanların beklentileri, kaygıları ve talepleri vardır. Eğer ekonomik politikalar toplumun geniş kesimlerince desteklenmiyorsa, bu politikaların uygulanabilirliği de sınırlı kalır. Örneğin, sıkı mali disiplin dönemlerinde toplumun fedakârlık yapması beklenirken, bunun karşılığında uzun vadeli refahın sağlanacağına dair güven verilmelidir. İşte bu güven, toplumsal mutabakat sayesinde inşa edilir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, farklı sosyal sınıflar arasındaki çıkar çatışmaları daha belirgin olabilir. İşçi ücretleri, işveren maliyetleri, devletin vergi politikaları ve yatırımcıların beklentileri çoğu zaman aynı doğrultuda ilerlemez. Burada önemli olan, “kazan-kazan” anlayışını ön plana çıkaran bir ortak akıl üretmektir. Mutabakat kültürü, tarafların birbirine taviz vermesi değil, sürdürülebilir bir büyüme ve adil bir paylaşım için ortak noktada buluşmasıdır. Tarihten ve Dünyadan Örnekler Toplumsal mutabakatın ekonomik başarılara etkisi, tarihte birçok örnekte karşımıza çıkmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da sosyal devletin inşası, farklı sınıflar arasındaki büyük uzlaşının ürünüdür. İşçi hareketleri, işverenler ve devlet arasında kurulan diyalog, refah devletinin temel taşlarını oluşturmuş, uzun süreli ekonomik büyümeye zemin hazırlamıştır. Benzer şekilde, İskandinav ülkeleri de ekonomilerini “sosyal diyalog” üzerine kurarak hem yüksek yaşam standartlarını hem de güçlü rekabetçi sanayiyi aynı anda geliştirebilmiştir. Bu ülkelerde sendikalar, işveren örgütleri ve devlet arasındaki üçlü mekanizmalar, toplumsal mutabakatın kurumsallaşmış bir biçimini sunmaktadır. Türkiye açısından bakıldığında, 1980 sonrası dönemde uygulanan ekonomik liberalizasyon politikaları, toplumsal mutabakatın sınırlı olduğu bir süreçti. Özellikle gelir dağılımı dengesizlikleri ve enflasyonist baskılar, toplumda belli kesimlerin politikaları desteklememesine neden oldu. Ancak 2000’li yıllarda gerçekleştirilen yapısal reformların görece başarısında, geniş toplumsal kesimlerin reform sürecine ikna edilmesinin payı büyüktü. Günümüzde Mutabakatın Gerekliliği Küresel ölçekte artan belirsizlikler – iklim krizi, enerji arz güvenliği, dijitalleşme, pandemiler ve jeopolitik riskler – ekonomide daha dayanıklı bir yapıya ihtiyaç doğuruyor. Bu dayanıklılık, yalnızca makroekonomik göstergelerin gücüyle değil, aynı zamanda toplumun bir arada hareket etme kapasitesiyle sağlanabilir. Türkiye’de özellikle enflasyon, işsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve genç işsizliği gibi sorunlar, farklı kesimlerin beklentilerini ortaklaştırmayı zorlaştırıyor. Ancak burada mutabakatın gerekliliği daha da artıyor. Çünkü toplumun her kesiminin güven duyduğu bir ekonomik yönelim, yatırımcı için istikrar, işçi için adil ücret, işveren için öngörülebilir maliyet, devlet içinse kalıcı bir vergi tabanı anlamına gelir. Mutabakatın Zorlukları ve Yol Haritası Elbette toplumsal mutabakat kolay inşa edilen bir süreç değildir. Öncelikle güçlü bir diyalog mekanizmasının varlığı gerekir. Devletin şeffaf politikalar yürütmesi, iş dünyasının sadece kârı değil, toplumsal faydayı da gözetmesi, sendikaların yapıcı bir rol üstlenmesi ve akademinin katkı sağlaması gerekir. Türkiye’de bu alanlarda eksiklikler bulunsa da özellikle ekonomik kriz dönemlerinde ortak akıl ihtiyacı kendini daha çok hissettirir. Krizler,…
AĞUSTOS 2025 AÇLIK VE YOKSULLUK SINIRI
Türkiye’de çalışan kesimin yaşam koşullarını gözler önüne seren TÜRK-İş’in her ay düzenli olarak yayımladığı “Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması”, Ağustos 2025 sonuçlarıyla bir kez daha toplumun gündemine oturdu. Açıklanan rakamlar, hanelerin artan enflasyon ve gıda fiyatları karşısında ayakta kalma mücadelesini rakamlarla ortaya koydu. Buna göre, dört kişilik bir ailenin “açlık sınırı” 27 bin 111 liraya, “yoksulluk sınırı” ise 88 bin 310 liraya yükseldi. Bekâr bir çalışanın yaşama maliyeti ise 34 bin 981 liraya ulaştı.Bu veriler, Türkiye’de ortalama gelirin giderek yetersiz kaldığını, özellikle asgari ücret ve sabit gelirle geçinen milyonlarca ailenin yaşam standardının hızla düştüğünü gösteriyor.Açlık ve Yoksulluk Sınırı Neyi İfade Ediyor? Araştırmada kullanılan “açlık sınırı”, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken asgari gıda harcamasını gösteriyor. “Yoksulluk sınırı” ise gıda harcamalarının yanında barınma, giyim, ulaşım, eğitim, sağlık ve kültürel ihtiyaçlar gibi temel yaşam masraflarının toplamını kapsıyor.Bu rakamların yüksekliği, Türkiye’de bir ailenin insanca yaşayabilmesi için yalnızca gıda değil, bütün zorunlu harcamalar dikkate alındığında aylık yaklaşık 90 bin liraya ihtiyaç duyulduğunu gözler önüne seriyor.Gıda Fiyatlarındaki Yükseliş: Temel Ürünlerde Çarpıcı ArtışlarAğustos ayı raporunda öne çıkan en dikkat çekici unsur, gıda fiyatlarındaki artışların hız kesmeden devam etmesi oldu. TÜRK-İş’in saha araştırmasına göre:Süt ve süt ürünleri: Süt fiyatları yükselmeye devam etti. Yoğurt ve peynirde aylık %4 artış yaşandı.Et ürünleri: Dana etinde kayda değer bir düşüş olmadı. Tavuk etinin kilogram fiyatı ise %8 zamlandı. Balık fiyatları kültür ürünlerinde sabit kaldı.Baklagiller: Kuru fasulye, nohut, mercimek gibi ürünlerde fiyat artışları gözlendi. En yüksek artış %9 ile yeşil mercimekte görüldü.Temel tahıllar: Ankara’da 200 gram ekmeğin fiyatı %20 artışla 12,5 liradan 15 liraya çıktı. Pirinç %6 zamlandı, makarna ve bulgurda da artış kaydedildi.Yağ ürünleri: Ayçiçek yağı, tereyağı ve margarin yükselirken zeytinyağında kısmi bir düşüş oldu. Siyah zeytin pahalanırken yeşil zeytin ucuzladı.İçecekler ve yan ürünler: Çay fiyatı %8,5 artarken, ıhlamur %10 zamlandı. Salça fiyatları da ortalama %10 arttı.Kısacası, ailelerin en çok tükettiği ürünlerde artış sürerken, düşen ürün sayısı oldukça sınırlı kaldı.Aile Bütçesine Etkiler: Gelirler Erirken Giderler ArtıyorAnkara’da dört kişilik bir ailenin yalnızca gıda harcamaları bir ayda %2,64 artış gösterdi. Yıllık bazda değişim oranı %40,68, yıllık ortalama artış ise %41,46 oldu. Bu oranlar, ücret artışlarının özellikle gıda ve enerji gibi kalemlerdeki yükseliş karşısında yetersiz kaldığını gösteriyor.Özellikle dar gelirli kesimler, temel ihtiyaçlarını karşılamakta büyük zorluk yaşıyor. Artan ekmek, et, baklagil ve süt ürünleri fiyatları karşısında aileler, daha ucuz ve düşük besin değerine sahip ürünlere yönelmek zorunda kalıyor. Bu da hem sağlıklı beslenmeyi hem de yaşam kalitesini doğrudan olumsuz etkiliyor.Toplumsal Yansımalar: Orta Gelir Grubu da DaralıyorUzmanlara göre açlık sınırının 27 bin lirayı aşması, yalnızca dar gelirliler için değil, orta gelir grubundaki aileler için de ciddi bir uyarı niteliğinde. Zira, gelirler ile giderler arasındaki makas her geçen ay açılıyor. Bu tablo, orta gelir grubunun da hızla eridiğini, toplumun büyük kesiminin yoksulluk sınırına doğru itildiğini ortaya koyuyor.Ücretlilerin satın alma gücünün düşmesi, yalnızca bireysel refahı değil, genel ekonomik dengeyi de etkiliyor. Hane halkı tüketiminin azalması, piyasalarda durgunluk riskini artırıyor. Bu nedenle sosyal politikaların güçlendirilmesi, ücret artışlarının enflasyon oranlarıyla uyumlu hale getirilmesi ve özellikle gıda üretiminde maliyetleri düşürücü önlemler alınması kritik önem taşıyor.Geleceğe Yönelik BeklentilerEkonomistler, önümüzdeki aylarda gıda fiyatlarında belirgin bir gerileme beklemenin zor olduğunu vurguluyor. Tarımsal üretim maliyetlerindeki artış, lojistik giderler ve kur etkisi fiyatları yukarı yönlü baskılamaya devam ediyor. Bu eğilimin sürmesi halinde…
PRIVEXPO’ nun Seçkin, Uluslararası Özel Markalı Ürünler ve Fason Üretim Endüstrisi İş Ağına Katılın!
INDUSTRIA Fuarcılık ve Organizasyon tarafından 5-6 Kasım 2025’ de, The Green Park Hotel Merter (5*), İstanbul’ da, 2nci EURASIA edisyonu düzenlenecek olan, Türkiye’ nin İlk ve Tek; Uluslararası Özel Markalı Ürünler (PL) & Fason Üretim Endüstrisi B2B Görüşme, Seminer, Ticaret ve Networking Organizasyonu PRIVEXPO 2025 B2B EURASIA’ da Yurtiçi ve Yurtdışı Katılımcı (Exhibitor) firmalar tarafında; Gıda ve İçecek, Kozmetik Güzellik Kişisel Bakım Hijyen Temizlik, Tekstil Moda Giyim ve Aksesuar, Evcil Hayvan Ürünleri, Ev-Ofis İçi Tüketim Ürün Malzeme ve Gereçleri, Hammadde İçerik Ambalaj Etiket Tasarım Lisans Lojistik ve Tedarik sektörlerinden, birbirinden farklı ve çeşitli ürün gruplarından, azami olarak toplamda 45 Yerli ve Yabancı, Üretici ve Tedarikçi Katılımcı Firma bulunacaktır. Yurtiçi ve Yurtdışı Özel Ziyaretçiler (PRIV Visitor) tarafında ise; Mağaza/Perakende zincirleri, Süpermarket zincirleri, Sektörel Distribütörler ve Bayiler, FMCG İthalat&İhracat firmaları, Online Perakendeciler, Sourcing firmaları gibi ticaret hacimleri yüksek, özel markalarına yönelik ürün portföylerini üreticiler ile geliştirmek, çeşitlendirmek isteyen, aynı zamanda üreticilerin kendi markalı ürünleri ile de ticaret yapabilen firmalar olmak üzere 250 üzeri Yerli ve Yabancı, Özel Marka Sahibi Satın Almacı Ziyaretçi Firma bulunacaktır. Eş Zamanlı Aktiviteler; PRIV SEMINARS & PRIV TALKS Seminerler ve Röportajlar. KATILIMCI(EXHIBITOR); Özel Markalı Ürün (Private Label) & Fason Üretim, Üretici Firmalar, Ticaret ve Hizmet Tedarikçileri için Katılım Başvurusu: https://privexpo.com/katilim-basvurusu/ ZİYARETÇİ(PRIV VISITOR); Özel Marka Sahibi(Private Brand Owner) Satınalmacı Firmalar için Ziyaret Başvurusu: https://privexpo.com/ziyaretci-kayit/
LİBYA BİNGAZİ HÜKÜMETİ, HAFTER VE AKDENİZ BÖLGELERİ
Bingazi Hükümeti ve Hafter’in Güç BirliğiLibya’da 2011’de Kaddafi rejiminin devrilmesiyle başlayan siyasi parçalanma süreci, bugün hâlâ ülkenin kaderini belirleyen en temel sorunlardan biri. Ülke, doğu ve batı merkezli iki ana yönetim eksenine bölünmüş durumda. Bingazi merkezli hükümet, askeri lider Halife Hafter’in denetimindeki Libya Ulusal Ordusu (LUO) ile yakın iş birliği içerisinde hareket ediyor. Bu iş birliği, yalnızca iç savaş dengelerini değil, aynı zamanda Libya’nın enerji kaynaklarını, uluslararası diplomatik ilişkilerini ve Akdeniz’deki stratejik pozisyonunu doğrudan etkiliyor.Hafter’in 2014’ten itibaren doğuda yükselişe geçmesi ve Bingazi’yi merkez edinmesi, ülkenin doğusunu fiilen Batı’daki Trablus yönetiminden ayırdı. Hafter’in askeri disiplini ve sert otoriter tavrı, Bingazi hükümetinin kontrol alanında daha düzenli bir siyasi yapı oluşturmasına zemin hazırladı. Ancak bu durum, Libya’nın kalıcı bir siyasi istikrara kavuşmasını engelledi. Zira Trablus merkezli Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Bingazi’deki Hafter destekli yönetim, zaman zaman çatışma, zaman zaman da kırılgan ateşkeslerle varlıklarını sürdürdü.Bingazi hükümetinin Hafter’e olan bağımlılığı, özellikle askeri ve güvenlik alanında kendini gösteriyor. Hafter, elinde bulundurduğu milis gücü ve petrol hilali bölgesindeki kontrolüyle hükümetin hem ekonomik hem de siyasi meşruiyetinin temel dayanağı. Bu da aslında Bingazi hükümetinin bağımsız bir otorite olarak değil, büyük ölçüde Hafter’in nüfuz alanında işleyen bir yönetim olduğunu ortaya koyuyor.İç Politikadan Akdeniz’e Uzanan EtkilerBingazi hükümeti ile Hafter arasındaki ittifak, yalnızca Libya’nın doğusundaki güç dengeleriyle sınırlı kalmıyor. Bu birliktelik, Akdeniz’in doğusundaki jeopolitik hesapları doğrudan etkiliyor. Libya, Afrika’nın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip olmasının yanı sıra, Akdeniz’e uzun bir kıyı şeridiyle açılıyor. Bu nedenle hangi yönetimin Akdeniz’e hâkim olacağı, yalnızca Libya iç siyaseti için değil; Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri için de kritik bir mesele.Hafter’in doğudaki hâkimiyeti, Akdeniz’de deniz yetki alanları, enerji arama faaliyetleri ve göç rotaları üzerinde stratejik bir baskı unsuru yaratıyor. Bingazi hükümetiyle imzaladığı anlaşmalar ve verdiği askeri destek karşılığında Hafter, Doğu Akdeniz’deki enerji paylaşımında söz sahibi olmayı hedefliyor. Bu hedef, özellikle Yunanistan, Mısır ve Fransa gibi ülkeler tarafından destekleniyor. Buna karşılık, Türkiye ve İtalya gibi ülkeler daha çok Trablus merkezli hükümetle yakın ilişki kurarak Akdeniz’deki çıkarlarını güvence altına almaya çalışıyor. Bu ikili yapı, aslında Akdeniz’deki enerji rekabetini daha da keskinleştiriyor.Ayrıca, Bingazi hükümeti ile Hafter’in iş birliği, Avrupa’ya yönelik göç dalgalarının kontrolünde de belirleyici bir rol oynuyor. Libya kıyılarından Akdeniz’e açılan göçmen teknelerinin önlenmesi ya da yönlendirilmesi, Bingazi’deki askeri ve siyasi otoritenin elinde önemli bir koz haline gelmiş durumda. Avrupa ülkeleri, göç baskısını azaltmak için Hafter ve Bingazi yönetimiyle diyalog yolları arıyor.Anlaşmaların Stratejik BoyutuBingazi hükümeti ile Hafter arasındaki anlaşmalar, büyük ölçüde enerji ve güvenlik temelli. Petrol tesislerinin işletilmesi, enerji gelirlerinin paylaşımı ve yabancı şirketlerle yapılacak anlaşmalar, Bingazi yönetiminin ayakta kalabilmesi için kritik. Hafter’in kontrol ettiği bölgelerdeki petrol limanları, Akdeniz’e açılan en önemli kapılar arasında yer alıyor. Bu limanların kimin denetiminde olduğu, Libya’nın yanı sıra küresel enerji piyasaları için de önemli bir gösterge niteliği taşıyor.Son yıllarda Bingazi hükümeti ve Hafter, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel aktörlerden önemli destek aldı. Bu destekler sayesinde askeri kapasitesini artıran Hafter, Akdeniz’deki stratejik dengeleri de doğrudan etkilemeye başladı. Özellikle Doğu Akdeniz’deki doğal gaz rezervlerinin paylaşımı konusunda Mısır ile iş birliği, Hafter’in elini güçlendirdi. Bu durum, Türkiye’nin 2019’da Trablus hükümetiyle imzaladığı deniz yetki alanı anlaşmasıyla doğrudan çatışıyor. Dolayısıyla Bingazi hükümeti-Hafter ortaklığı, Akdeniz’deki enerji rekabetinin merkezinde yer alıyor.Akdeniz’de Yeni Jeopolitik DengelerLibya’nın doğusunda şekillenen bu siyasi-askeri yapı, Akdeniz’de yalnızca…
EKONOMİDE TOPLUMSAL REFAH
EKONOMİDE TOPLUMSAL REFAHEkonomi biliminin temel amacı yalnızca üretim, yatırım veya kâr artışı değildir; bu göstergeler, toplumsal refahın sağlanmasında birer araçtır. Günümüzde ekonomik büyüme, çoğu ülke için en önemli performans göstergesi olarak kabul edilse de vatandaşların yaşam kalitesini yükseltmeyen bir büyümenin tek başına anlamı sınırlıdır. Bu nedenle toplumsal refah kavramı, ekonominin nihai amacını açıklayan en kapsayıcı çerçeve olarak öne çıkmaktadır.Toplumsal refah, sadece kişi başına düşen gelirle ölçülmez; aynı zamanda eğitim, sağlık, adalet, güvenlik, iş güvencesi, çevre koşulları ve fırsat eşitliği gibi unsurları da kapsar. Ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir olabilmesi için bireylerin yalnızca “daha çok tüketici” değil, aynı zamanda “daha sağlıklı, daha eğitimli ve daha huzurlu vatandaşlar” haline gelmeleri gerekir.Refahın Ölçülmesinde Klasik ve Modern YaklaşımlarUzun yıllar boyunca toplumsal refah, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) gibi ekonomik göstergeler üzerinden değerlendirildi. Ancak bu yaklaşım, bireylerin gerçek yaşam koşullarını yansıtmaktan uzaktır. Örneğin, hızlı bir büyüme döneminde işsizlik yüksek seyrediyorsa veya gelir dağılımı uçurumları derinleşiyorsa, toplumun büyük bir kesimi bu büyümeden fayda göremeyebilir.Son yıllarda Birleşmiş Milletler tarafından geliştirilen İnsani Gelişme Endeksi (İGE), toplumsal refahı ölçmede daha kapsamlı bir yöntem olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu endeks; gelir düzeyi, eğitim süresi ve yaşam beklentisi gibi göstergeleri bir arada ele alarak, yalnızca ekonomik değil sosyal boyutları da dikkate almaktadır. Benzer şekilde, “Mutluluk Endeksi” gibi ölçütler de bireylerin öznel refah algılarını hesaba katarak ekonomiye daha insani bir boyut kazandırmaktadır.Gelir Dağılımı ve Eşitsizliklerin RolüToplumsal refahın en önemli belirleyicilerinden biri gelir dağılımındaki adalettir. Bir ülkede toplam gelir artsa bile, bu artış küçük bir azınlıkta yoğunlaşıyorsa geniş kitlelerin yaşam kalitesi yükselmez. Eşitsizlik, sadece ekonomik değil sosyal sorunları da beraberinde getirir: Fırsat eşitsizliği, yoksulluğun kuşaktan kuşağa aktarılması, toplumsal huzursuzluk ve güven kaybı gibi sonuçlara yol açabilir.Bu nedenle ekonomide alınacak kararların, yalnızca büyümeyi değil, büyümenin kimler arasında nasıl paylaşıldığını da dikkate alması gerekir. Vergi politikaları, sosyal yardımlar, eğitim ve sağlık yatırımları bu noktada kritik rol oynar. Daha adil bir gelir dağılımı hem sosyal barışı güçlendirir hem de uzun vadeli ekonomik istikrarı sağlar.Refah Devleti ve Sosyal PolitikalarToplumsal refahı yükseltmenin en etkili yollarından biri, güçlü bir refah devleti anlayışının inşa edilmesidir. Refah devleti; vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılayan, fırsat eşitliğini sağlayan ve ekonomik risklere karşı koruyan bir yapıyı ifade eder. Sağlık hizmetlerinin erişilebilir olması, eğitimin ücretsiz ya da düşük maliyetli sunulması, işsiz kalanlara sosyal destek verilmesi bu anlayışın temel taşlarıdır.Gelişmiş ülkelerde refah devleti kurumları sayesinde bireyler, ekonomik dalgalanmalardan en az şekilde etkilenir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise bu alanda atılacak adımlar hem toplumun yaşam standardını yükseltecek hem de ekonomik kalkınmayı daha sürdürülebilir hale getirecektir.Çevresel Boyut ve Sürdürülebilir RefahGünümüzde toplumsal refah tartışmaları yalnızca ekonomik ve sosyal değil, aynı zamanda çevresel boyutları da içermektedir. Kısa vadeli büyüme uğruna doğal kaynakların aşırı tüketilmesi, uzun vadede toplumsal refahı zedeleyen bir unsur haline gelir. Hava kirliliği, iklim değişikliği ve doğal afetler, bireylerin yaşam kalitesini doğrudan etkiler.Bu nedenle sürdürülebilir kalkınma, toplumsal refahın ayrılmaz bir parçası olmuştur. Yenilenebilir enerji yatırımları, çevre dostu üretim yöntemleri ve yeşil şehirleşme projeleri, yalnızca doğayı korumakla kalmaz, aynı zamanda gelecek nesillerin refahını da güvence altına alır.Sonuç: Refahın Ekonomi Politikalarındaki YeriToplumsal refah, ekonomi politikalarının temel pusulası olmalıdır. Yalnızca büyüme oranlarına odaklanmak, toplumun gerçek ihtiyaçlarını göz ardı etmek anlamına gelir. Eğitimden sağlığa, gelir dağılımından çevreye kadar geniş bir perspektiften bakıldığında, refah kavramı ekonomik kararların merkezinde yer almalıdır.Bir ülkenin zenginliği, vatandaşlarının banka hesaplarındaki rakamlarla değil,…
KURAK YAZIN TARIM ÜRÜNLERİNE ETKİLERİ
Kuraklık Tarımın Kalbine DokunuyorSon yıllarda küresel iklim değişikliğinin etkileri, yalnızca hava durumu bültenlerinde değil, sofralarımıza gelen ekmekten meyve-sebze fiyatlarına kadar pek çok alanda kendini hissettiriyor. 2025 yazı da Türkiye’nin birçok bölgesinde yağışsız ve sıcak geçti. Özellikle İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Ege’nin bazı kesimlerinde yağış miktarının mevsim normallerinin oldukça altında kalması, tarım ürünlerinde ciddi rekolte kayıplarına yol açtı. Kuraklık, tarımsal üretimde “görünmez ama derin” bir krizdir. Toprağın nemini kaybetmesi, sulama kaynaklarının azalması, bitki gelişim döneminde gerekli suyun sağlanamaması ve aşırı sıcak dalgalarının verim düşüşünü hızlandırması bu yıl çiftçilerin en çok şikâyet ettiği konular oldu.Özellikle buğday, arpa, mercimek gibi tahıllarda dane dolum döneminde yeterli suyun olmaması, tanelerin küçülmesine ve verim kaybına neden olurken; pamuk, mısır ve ayçiçeği gibi sulama ihtiyacı yüksek ürünlerde sulama maliyetleri dramatik biçimde arttı.Kuraklığın Ürün Bazında EtkileriTahıllar (Buğday, Arpa, Mısır)Bu yıl kurak yaz, tahıllarda hem verimi hem de kaliteyi düşürdü. Özellikle İç Anadolu’da bazı buğday tarlalarında verim geçen yıla göre %30’a varan oranlarda azaldı. Yüksek sıcaklık, başakların erken olgunlaşmasına yol açtı, bu da dane iriliğini küçülttü. Arpada da benzer şekilde yemlik kalite oranı arttı, bira sanayisine uygun kaliteli arpa bulmak zorlaştı.Baklagiller (Mercimek, Nohut)Baklagiller genellikle kuraklığa daha dayanıklı olsa da bu yıl erken çiçeklenme ve yüksek sıcaklık nedeniyle çiçeklerin bir kısmı döküldü. Mercimekte tane sayısı azaldı, nohut ise küçük taneli ve düşük verimli bir şekilde olgunlaştı.Yağlı Tohumlar (Ayçiçeği, Pamuk)Ayçiçeği üreticileri, yağış eksikliğini sulama ile telafi etmek zorunda kaldı. Ancak enerji fiyatlarının yüksek olması, sulama maliyetlerini çiftçinin belini büken bir yük haline getirdi. Pamukta da kuraklığın etkisi, sulama yapılmayan arazilerde yaprak yanıkları ve koza dökülmesi şeklinde görüldü.Sebze ve MeyveSebzelerde kuraklık, özellikle domates, biber, salatalık gibi yazlık ürünlerde hem verim hem kalite kaybına yol açtı. Meyve ağaçlarında ise kuraklığın etkisi daha uzun vadede ortaya çıkacak. Bu yaz yeterince su alamayan ağaçlar, gelecek yılki çiçeklenme döneminde de düşük verim riskiyle karşı karşıya kalacak. Üzüm bağlarında ise aşırı sıcak, şeker oranını artırırken asit oranını düşürdü; bu durum şaraplık üzüm kalitesinde değişimlere neden oldu.Çiftçinin Mücadelesi: Sulama, Maliyet ve Borç SarmalıKurak yaz, tarımsal üretimde en belirgin şekilde sulama maliyetlerinde kendini hissettirdi. Yeraltı suyu seviyelerinin düşmesi, birçok bölgede çiftçiyi daha derin kuyular açmaya zorladı. Bu durum hem mazot hem elektrik maliyetlerini yükseltti. Tarla başına yapılan sulama sayısı arttıkça, çiftçinin cebinden çıkan para da çoğaldı.Bununla birlikte, kuraklık nedeniyle düşen verim, üreticinin satış gelirini de azalttı. Yani bir yandan daha fazla masraf, öte yandan daha az gelir söz konusu oldu. Bu denklem, birçok çiftçiyi borçlanmaya itti. Tarımsal kredi borçlarının yıl sonunda artması bekleniyor.Gıda Fiyatlarına Yansıma ve Tüketici EtkisiKuraklığın tarım ürünlerine etkisi, yalnızca tarlada kalmıyor; pazara ve sofralara da taşınıyor. Üretimdeki düşüş, arzın azalmasına neden oluyor ve bu durum fiyatları yukarı çekiyor. Özellikle bu yıl ekmek, un, Ayçiçek yağı, mercimek ve sebze fiyatlarında kuraklığın etkisiyle belirgin artış bekleniyor.Gıda enflasyonu, zaten yüksek seyreden genel enflasyonu besleyen en önemli kalemlerden biri. Kuraklık kaynaklı fiyat artışları, dar gelirli tüketici üzerinde daha fazla baskı yaratıyor. Bu da gıda güvenliği konusunu yalnızca üretim değil, sosyal politika meselesi haline getiriyor.Uzmanların Önerileri ve Çözüm YollarıUzmanlar, kuraklıkla mücadelede kısa vadeli önlemler kadar uzun vadeli tarım politikalarının da önemine dikkat çekiyor:Kuraklığa Dayanıklı Tohum Kullanımı: Daha az su isteyen, kısa sürede olgunlaşan tohum çeşitlerinin yaygınlaştırılması.Sulama Sistemlerinin Modernizasyonu: Damla sulama ve yağmurlama gibi su tasarrufu sağlayan tekniklerin teşvik edilmesi.Yeraltı Suyu Yönetimi:…
Yapay Zekâ Destekli İnşaat Yönetimi: Projelerde Verimlilik, Karlılık ve Marka Gücü
Bu metin hem inşaat yönetimi odaklı hem de yapay zekâ yazılımının bu süreçlerde nasıl bir katma değer sağlayacağını detaylı olarak açıklayacak. Günümüz inşaat sektöründe proje yönetimi, yalnızca şantiye sahasında yürütülen operasyonlardan ibaret değildir. Modern projeler; arazi analizi, tasarım, planlama, satın alma, lojistik, finans, pazarlama, kalite ve insan kaynakları gibi çok sayıda disiplinin eş zamanlı olarak yönetilmesini gerektirir. Yapay zekâ tabanlı inşaat yönetim yazılımları, bu karmaşık süreci tek bir entegre platformda kontrol ederek, projenin zamanında, bütçe dahilinde ve yüksek kalite standartlarında tamamlanmasını sağlar. 1. İnşaat Alanı Hesaplama ve Tasarım 2. Planlama ve Satın Alma Süreçleri 3. Şantiye Zamanında Temin ve Yönetim 4. Proje Satış ve Pazarlama Stratejileri 5. Finansal Yönetim ve Analiz 6. İnsan Kaynakları ve Performans Yönetimi 7. SWOT Analizi ve Kalite Yönetimi 8. Zamanında Teslimatın Marka Etkisi Projelerin zamanında bitirilmesi, markanın güvenilirliğini artırır, müşteri memnuniyetini yükseltir ve yeni projelerde satış hızını %30’a kadar artırabilir.Gecikmelerin önlenmesi, hem finansal yükü azaltır hem de rekabetçi avantaj sağlar. Sonuç Yapay zekâ destekli inşaat yönetim yazılımları, yalnızca proje süresince değil, proje öncesi ve sonrasındaki tüm süreçlerde değer katar. Doğru planlama, etkin kaynak kullanımı, finansal disiplin ve kalite yönetimi ile hem maliyetler düşer hem de proje teslim süresi kısalır.Bu da marka imajını güçlendirir, müşteri güvenini pekiştirir ve sektörde sürdürülebilir büyüme sağlar. Eğer istersen ben bu metni yatırımcı sunumu veya proje teklif dosyası formatında görselleştirip Gantt şemaları, SWOT tabloları ve maliyet/gelir grafikleri ile destekleyebilirim.Böylece hem teknik hem de görsel olarak güçlü bir proje dosyan olur. DETAYLI BİLGİ İÇİN : CEVDET AKİF USTA – 0532 466 60 68
Üretimde arkanızdaki güçlü destek ; Makineci TV sizlere kolaylık sağlıyor.
Makinacıtv, Kaliteli, başarılı Sürdürebilirilik bir üretim için makine seçiminin başarılı sanşının yüksek olması şarttır. Makineci tv olarak sizlere Türkiye’de üretilen Ayakkabı, Otomobil , Plastik , Kuyumcu , Gıda sektörüne kadar 12 kategorideki makinaları sizlere üretimden kapınıza getirtiyoruz.İlk sipariş onaylamasından bitimine kadar makinalarınızı tüm süreçlerini takip ediyoruz. Makinaların çalışma sağlığını kontrol için kullanılan parçaların tüm sağlığını biz kontrol ediyoruz. Değişme zamanında sizleri bilgilendiriyoruz. MakineciTV olarak, farkındalığımızın ve uzmanlığımızın bir yansıması olarak siz değerli makine alıcılarına sesleniyoruz. Makinelerde revizyon, yedek parça ve kalıp gibi önemli elementlerde eksiksiz hizmet sunma sözü veriyoruz. Fabrikadan üretim aşamasına kadar geçen süreçte her adımda titizlikle çalışarak, işinizi en iyi şekilde takip ettiğimizi ve çözüm odaklı yaklaşımımızla her zaman yanınızda olduğumuzu belirtmek isteriz. Müşteri memnuniyeti odaklı hizmet anlayışımızla, size en iyi deneyimi sunmak ve uzun soluklu iş birliği fırsatları yaratmak için buradayız. MakineciTV olarak, makine sektöründe liderliği ve güveni temsil ediyoruz. Sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyacağız. Üretim tesisin Kurulması ; Öncelikle üreteceğiniz ürün ile ilgili temel bilgileri değerlendirerek , Saatte adet/ kg veriler ışığında sizlere en ergonomik makineler belirlenir. Hammadde tedariği konusunda tedarikçiler ile görüş alışverişinde bulunulur. Daha sonra kosgeb tarafından destekler hibeler gözden geçirilir. Makine özellikleri belirledikten sonra makina alımı işlemelerine başlanır . Belirlenen makinaların üretimi süreçleri takip edilir. Makinaların kurulacakları yer ile ilgili makina kurulum şeması çıkartıtlır. Makineler yerleştirilden sonra ilk 24 saatt dikkaktci takip edilerek daha sonra tüm süreçler kayıt aldına alınır. Hammadde – Üretim süreci eksiksiz yönetilmesi için titizlikle takip edilir. REVİZYON ; Makinelerin kullanımdan dolayı parçalar zamanda aşınma ve yenileme ihtiyacı olmaktadır. Bu amaçla geliştirdiğimiz yapay zeka ile marça çalışma süreleri ve üretim adetleri incelenerek üretimin non stop çalışması , siparişlerin aksamaması için parçaları zamanında yenisi ile değiştirilerek üretilen ürünlerin markasına katkıda bulunuyoruz. KALIP, Üretim için iyi bir hammadde seçiminin yanında uygun egonomik kalıp seçmenin o kadarda önemi büyüktür. Bu anlamda işinde profesyonel kalıp üreticiler ile çalışılıp, Tasarımdan kalıba kadar tüm süreçleri takip etmekteyiz. :: MAKİNA SATIŞINI GERÇEKLEŞTİĞİMİZ LİSTEMİZ . 1 – PLASTİK POŞET MAKİNALARI 2- SPİRAL BORU MAKİNASI 3- ENJEKSİYON MAKİNALARI 4- KAUÇUK EXTRUDER MAKİNALARI 5- KUYUMCULUK MAKİNALARI 6- TERMOFORM MAKİNALARI 7- MEDİKAL – NARGİLE HORTUM MAKİNASI 8 – AYAKKABI – TERLİK TABAN MAKİNASI 9 – KARTON BARDAK MAKİNASI 10- YAPI- İNŞAAT MAKİNALARI 11 – VİBRASYON MAKİNALARI Web : www.makinecitv.com
Bi’Navlun, Lojistikte Aklını kullanacak.
Bi’Navlun yaklaşık 2018 yılından beri üzerinde çalıştığı , Lojsitik sektöründe teknoloji kullarak müşterilerine hizmet vermeyi amaçlamaktadır. Son yılların en çok konuşulan ve geleceğe en çok etki edecek konu başlıklarından biri olan dijital dönüşüm, büyük veya küçük fark etmeksizin, her yapıda şirketin ciddiye alması gereken bir husus olmuştur. Bu bağlamda, artan müşteri beklentilerini ve ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurarak yeni teknolojilerin satışa sunulma ve benimsenme hızı her geçen gün artmaktadır. Müşteriler, tedarik şirketlerin kaliteli hizmet anlayışını ,artan ihtiyaçlaryla birlikte hassasiyetle ve uzmanlıkla özellikle şu kalemlerde ele almalarını bekler. Lojistik noktasında dijitalleşme süreci bizlere neler kazandırır? Depo ve nakliye süreçleri genelinde işgücü maliyetlerinde düşüş sağlayan verimlilik iyileştirmeleri Müşteri memnuniyetini artırıcı uzun vadeli müşteri ilişkilerine yatırım ve yüksek kalitede hizmet sunma Dijitalleşme süreci, artarak müşterilerimiz ve nihayi tüketiciler için yeni fırsatlar, ve çalışanlarımız için yeni çalışma şekilleri sunmaktadır. Covid sonrası artan ürün talepleri ulaştırmakta bnüyük rol oynayan lojstik çözümlerinden yapay zeka ve Aklını kulanacak. Üretimden teslime olan süreci profesyonelce takip etmek, dış ticaret şartları uluslar arası prosedürleri etkileşimle üreticilere firmalara kolaylıklar sağlıyor. Günümüzde ürün üretmekten daha çok, teslimi daha titizlikle üzerinden çalışması ve müşteri memnuniyeti marka olma yolunda en büyük adımdır. Üretim, Ambalajlama, Zamanında güvenli lojistik, satışlarda devamlılık için en temel kuraldır . Üretimden sonra ürünlerin doğru uygulamabilri şekilde paketlenmesi , elleçlemenin titizle yapılması , teslimat koodinatların belirlenmesi bununla ilgili oluşan zamansal kayıplar, ürünler ile ilgili hasaları en minize etmek , yükün hızlı güvenli şekilde teslimi sağlanmaktadır. Sistemde ve personelde inavasyon ve çalışmada sürekli iyileşim presibiyle 3 yıl yaptığı araştırma değerlendirme sonrası, çalışmaya Eylül 2020 yılında çalışmaya başlayan Binavlun , gerek fiyat avantajı gerekse stratejik planları ile ihracatçıya lojsitiğin kolay yüzünü gösteriyor. Ürün satmak kadar, Teslimi ne kolay olduğu göstermektedir. Çözüm ortağı yurtiçi ve yrutdışı pazaryeri ile kazan kazan prensibiyle müşteri porföylerine ürünlerini satmakta ücretsiz destek olmaktadır. Kendine özel akademi ile Uluslararası Pazarlama , E-İhracat, Lojsitik yönetimi ile eğitimi görev edinmiştir. Hayatın her anı gerek yük sahibi gerekse teslim adresdeki teslimdeki muhatap kişilere anında en hızlı şekilde yükleri haklarında anlık bilgi vermektedir. Bilgi güvenliği kapsamında yük bilgileri ve koordinat bilgileri kesinlikle paylaşılmaktadır. Bu hassasiyetle personeller bilgilendirilmektir. Bununla ilgili yasal ve ahlaki kurallara uymaya özen göstermektedir. Lojistik sektörü ile ilgili gerek eğitim kurumları gerekse, duayenlerle webniarlar planlayıp, sektörün hizmet kalitesini arttırmaya yönelik çalışmalar planlanmaktadır. Binavlun, Üretimden Teslima kadar tüm süreçleri profesyonel şekilde sizlere hizmete sunmaktadır. Yurtiçi ve Yurtdışı (Deniz, Hava, Kara ) taşımacılık, Ambalajlama ,Tedarik Yönetim Zinciri, Koli, Parsiyel Taşımacılığı , E-İhracat Gönderileri, Kontrat Lojistiği, Depolama, Proje Taşımacılığı alanında Lojsitik 4.0 standartın gerektiği tüm araçları uygulaması ile farkındalık oluşturmaktadır.. Web Adresi : WWW.BİNAVLUN.COM Teklif Hattı : 0 532 466 60 68
JoyTürk, yeni yaşını Zeynep Bastık ile kutladı!
Türkiye’nin ilk özel radyolarından Süper FM ve Türkçe Pop’un en iyisi JoyTürk, bu yıl doğum günlerini sanat ve eğlence dünyasından sürpriz bir isimle kutladı. Güçlü sesi ve sahne enerjisiyle son döneme damgasını vuran Zeynep Bastık, 22’nci yaş gününde JoyTürk’te stüdyo konuğu oldu. Türkiye’nin en büyük dijital ses platformu Karnaval APP, sektördeki liderliğini güçlendirerek yoluna devam ediyor. Bünyesindeki 30’dan fazla dijital radyo, 17 kategoride Türkiye’nin en çok dinlenen 100’e yakın podcast serisi ve milyonların favorisi olan Karnaval App ile sektöre yön veren platform; ağustos ayında Süper FM’in 33’üncü, JoyTürk’ün 22’nci yaşını coşkuyla kutladı. Zeynep Bastık: Hayat mottom ‘denge’ JoyTürk’te Esin Görür ile Paydos programına konuk olan Türkçe popun sevilen ismi Zeynep Bastık, yeni projelerinden bahsetti, yakında akustik konser serisine başlayacağını müjdeledi. Program boyunca kendisi hakkında merak edilenleri tüm samimiyetiyle cevaplayan, yapay zekanın yönelttiği soruları yanıtlayan sanatçı, hayat motton ne sorusuna “denge” yanıtın verdi. Hayata geçirmek istediği projeye “senfonik konserler” cevabını veren Bastık, akustik konser serisi sonrasında bu proje için de kolları sıvayacağını söyledi. Karnaval, paylaşılan duygular demek Beş ulusal radyonun doğum günlerini ardı ardına kutladıklarını ve her birinin dinleyicileriyle kurdukları güçlü bağın birer simgesi olduğunu belirten, Karnaval CEO’su Burak CAN Karnaval’ın gelecek vizyonunu şu sözlerle anlattı: “1 milyon Karnaval APP kullanıcımız ve web platformları üzerinden 20 milyon dinleyicimize ulaşıyoruz. Temmuz ve ağustos ayları, Karnaval ailesi için kutlamalarla dolu geçti. JoyTürk ve Süper FM gibi markalarımızın köklü mirasıyla birlikte, Virgin Radio, Metro FM ve Joy FM’in de katkısıyla, 30’u aşkın dijital radyomuz ve 20 milyon dinleyiciye ulaşan platformumuzla, dinleyicilerimizle kurduğumuz eşsiz bağı daha da güçlendiriyoruz” dedi. Bünyesindeki radyoların sadece müzik sunmadığını; milyonlarca insanın hayatına dokunan anılar, yol arkadaşlıkları ve birlikte paylaşılan duygular anlamına geldiğini belirten CAN, “Konserlerden festivallere, sponsorluklardan dijital platformlara uzanan geniş yelpazemizle, dinleyicilerimizin ruhuna dokunmaya devam ediyor; yeni teknolojiler ve içeriklerle bu bağı pekiştiriyoruz. Radyonun gücünü dijitalle birleştirerek attığımız bu adımlar yalnızca bir başlangıç. Bugüne kadar bize güvenen dinleyicilerimize, tutkularını mikrofona taşıyan tüm ekip arkadaşlarımıza ve bu yolculuğu mümkün kılan iş ortaklarımıza içtenlikle teşekkür ediyoruz.” Karnaval Hakkında Türkiye’nin en büyük dijital ses platformu olan Karnaval; Süper FM, Metro FM, JoyTürk, Virgin Radio Türkiye ve JoyFM gibi Türkiye’nin en çok dinlenen ulusal radyo frekanslarının yanı sıra, farklı müzik zevklerine hitap eden 30’a yakın dijital radyo frekansı ve 12 farklı konuda hazırlanmış podcast serileriyle dijital ses dünyasına yön vermektedir. Müzikten iletişime kadar sesin yaşamın farklı noktalarına dokunan halini geliştirdiği “Voice2Be” kavramı üzerinden yeniden tanımlayan grup, Triton Digital Webcast Metrics’e göre dünyanın en çok dinlenen dijital ses platformları arasında yer almaktadır. 2024 yılında gerçekleştirdiği teknoloji yatırımlarıyla “Karnaval’ı Başlat, Canlı Kal” mottosu ile ses dünyasında yeni bir dönemin kapılarını aralayan grup, reklam verenlere, U.S. Media Ratings Council tarafından akredite edilen Webcast Metrics ölçümlemesi ile dijital erişim verileri sağlamaktadır. Dijital audio, display ve preroll video, native reklamlar ve müşterilerine özel podcast ve dijital radyo projeleri ile hedef kitleye uygun çok sayıda reklam modeli de sunmaktadır. Ayrıntılı Bilgi ve İletişim İçin; Ahmet DoğanMedya DirektörüAdres: Meşrutiyet Caddesi No:100/1 Şişhane/BeyoğluTel: 0212 255 00 12Gsm:0536 892 88 21http://www.brandworks.com.tr
Continental AllSeasonContact 2, Dört Mevsim Lastik Testinde Avrupa’nın Zirvesinde
ADAC, TCS ve ÖAMTC’nin ortak gerçekleştirdiği testlerde AllSeasonContact 2, 16 rakibi arasından birinci seçildi. AllSeasonContact 2; buz, kar ve ıslak zemin performansıyla editörlerden tam not aldı. Islak zeminde frenleme testinde Continental, en zayıf performans gösteren rakibine göre 11,3 metre daha kısa mesafede durmayı başardı. Avrupa’nın önde gelen otomobil kulüpleri ADAC (Almanya), TCS (İsviçre) ve ÖAMTC (Avusturya), Continental’in AllSeasonContact 2 modelini, gerçekleştirdikleri kapsamlı dört mevsim lastik testinin galibi ilan etti. Yapılan açıklamaya göre AllSeasonContact 2, 225/45 R17 ebatında Avrupa, Asya ve Amerika merkezli üreticilere ait toplam 16 lastik modeli arasında 2,3 genel puanla en yüksek skoru elde ederek zirveye yerleşti. Özellikle ıslak zeminde frenleme testinde AllSeasonContact 2 dikkat çekici bir başarı sergiledi. Continental, en zayıf performans gösteren rakibine göre 11,3 metre daha kısa mesafede durmayı başardı. Editörler; “Test edilen diğer lastiklere kıyasla Continental, buzda ve karda iyi fren mesafesi, karla kaplı yollarda ise güçlü çekiş ve güvenli yol tutuşu sunuyor. Continental lastiği takılı araç hâlihazırda durmuşken, ekonomik lastik takılı araç henüz 41 km/s hızla önüne çıkan bir engele çarpma riskine sahipti. Bunun da muhtemel ciddi sonuçları olabilirdi” şeklinde sürüş güvenliği açısından kritik bir örnekle açıklama yaptı. Test sonuçlarına göre AllSeasonContact 2, kış koşullarındaki performansıyla da öne çıkarak buzlu ve karlı zeminlerde iyi fren mesafesi, karla kaplı yollarda ise üstün çekiş ve yol tutuşu sağladı. Bu özellikleriyle hem sürüş güvenliği hem de çevresel performans kriterlerinden “iyi” not alabilen tek lastik oldu. Öte yandan testler, markasız veya düşük fiyatlı lastiklerin performans açısından ciddi yetersizliklerini de ortaya koydu. ADAC yetkilileri; “Çoğunlukla internet üzerinden satılan ucuz lastiklerden söz etmeye bile gerek yok. Testte yer alan dört ucuz lastiğin tamamı ‘yetersiz’ not aldı ve kesinlikle tavsiye edilmiyor. Yalnızca fren mesafelerinin uzun olması bile bu lastikleri önermemek için yeterli bir sebep. Ayrıca iyi bir lastikten beklenen diğer performans kriterlerini de karşılamaktan çok uzaklar” diyerek değerlendirmelerde bulundu. Continental, AllSeasonContact 2’yi geliştirirken selefine kıyasla kilometre ömrünü önemli ölçüde artırdı ve güvenlikten ödün vermeden yuvarlanma direncini düşürmeyi başardı. Her türlü tahrik ve konseptte binek ve SUV araçlara uygun olan lastik, 15 ila 22 inç arası jant boyutlarında geniş bir ürün yelpazesiyle sunuluyor. Continental, insanların ve eşyalarının sürdürülebilir ve birbiriyle bağlantılı hareketliliğini sağlayan ileri teknolojiler ve hizmetler geliştirmektedir. 1871 yılında kurulan teknoloji şirketi, araçlar, makineler, trafik ve ulaşım için güvenli, verimli, akıllı ve uygun maliyetli çözümler sunmaktadır. 2024 yılında 39,7 milyar Euro satış rakamına ulaşan Continental, halen 55 ülkede ve pazarda yaklaşık 190.000 kişiyi istihdam etmektedir. Lastik Grubunun lastik çözümleri, hareketliliği daha güvenli, daha akıllı ve daha sürdürülebilir hale getirmektedir. Premium portföyünde otomobil, tır, otobüs, bisiklet ve motosiklet lastikleri ve özel lastiklerin yanı sıra filolar ve lastik perakendecileri için akıllı çözümler ve hizmetler yer almaktadır. 150 yılı aşkın süredir en iyi performansı sunan Continental, dünyanın en büyük lastik üreticilerinden biridir. 2024 mali yılında 13,9 milyar Euro satış rakamına ulaşan Continental lastik grubu, dünya genelinde 20 üretim ve 16 araştırma geliştirme tesisinde 56.000 üzerinde kişiyi istihdam etmektedir.




























