Kripto para piyasası yeni gümrük vergisi hamlesinin ardından güne düşüşle başladı
Kripto para piyasası yeni gümrük vergisi hamlesinin ardından güne düşüşle başladı Yeni günde piyasanın toplam değeri 3,41 trilyon dolar seviyesinde, Bitcoin 108 bin doların üzerindeki seviyesini korumaya devam ediyor. CoinTR Araştırma Departmanı tarafından hazırlanan bültende kripto ekosistemindeki gelişmelere yer veriliyor. Kripto para piyasası, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıkladığı yeni gümrük vergileri nedeniyle güne zayıf bir başlangıç yaptı. Trump, pazartesi günü 14 ülkeye gümrük vergisi mektupları göndermeye başladı. Bu mektuplarda, 1 Ağustos’ta yürürlüğe girecek sert vergi artışları bildirildi. Söz konusu gelişmelerin ardından kripto para piyasasının toplam değeri son 24 saatte yüzde 4 düşüşle 3,41 trilyon dolar seviyesine geriledi. Altcoin piyasasının toplam değeri ise 1,26 trilyon dolar seviyesinde kaldı. Lider kripto para birimi Bitcoin, son 24 saatte yüzde 0,8 kayıpla 108.230 dolara gerilerken, Ethereum 2 bin 553 dolar seviyesine indi. XRP, yüzde 0,1 düşüşle 2,26 dolara, Solana ise yüzde 1,3 düşüşle 149,22 dolara geriledi. Öte yandan, dün spot Bitcoin ETF’leri 217 milyon dolarlık giriş kaydederken, spot Ethereum ETF’lerinde de 62,11 milyon dolarlık giriş görüldü. Dubai, ilk tokenize para piyasası fonunu onayladı Dubai Finansal Hizmetler Otoritesi (DFSA), Dubai Uluslararası Finans Merkezi (DIFC) bünyesinde Katar Ulusal Bankası (QNB) ile DMZ Finance’in ortaklaşa yürüttüğü bir proje olan QCD Money Market Fund’ı (QCDT) tokenize bir para piyasası fonu olarak onayladı. Pazartesi günü yapılan açıklamada DMZ Finance, projenin eş kurucusu olarak görev alacağını ve özel tokenizasyon teknoloji altyapısını sağlayacağını belirtirken, QNB’nin fon oluşturma ve yatırım yönetimi süreçlerine liderlik edeceği ifade edildi. QCDT, finans sektöründe çok sayıda kurumsal uygulamayı destekleyecek şekilde tasarlandı. Örneğin, bankalar QCDT’yi nitelikli teminat olarak kullanabilirken, merkezi borsalar bu fonu eşlenmiş teminat olarak değerlendirebilecek. “QCDT, yalnızca Dubai’de DFSA onaylı ilk tokenize para piyasası fonu olmakla kalmıyor, aynı zamanda QNB’nin dijital varlık yolculuğunda da kritik bir adımı temsil ediyor” diyen QNB Singapur CEO’su Silas Lee, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Ortadoğu’nun finansal inovasyon açısından küresel bir merkez olarak hızla yükseldiği bir dönemde, QCDT’nin başarılı bir şekilde hayata geçirilmesi, QNB’nin bölgesel finans ekosistemindeki liderliğini pekiştiriyor ve bir sonraki nesil finansal altyapının şekillendirilmesine yönelik uzun vadeli vizyonumuzu yansıtıyor.” BlackRock’ın Bitcoin ETF’i 700 bin BTC’yi aştı Dünyanın en büyük varlık yönetim şirketi BlackRock’ın spot Bitcoin borsa yatırım fonu (ETF) olan iShares Bitcoin Trust (IBIT), 7 Temmuz Pazartesi günü gerçekleşen 164,6 milyon dolarlık yeni girişle birlikte 700 bin BTC sınırını aştı. Bu miktar, güncel fiyatlarla yaklaşık 75,5 milyar dolarlık bir değere karşılık geliyor. Apollo’nun kurucu ortağı Thomas Fahrer’in aktardığı verilere göre, IBIT şu anda toplam 700 bin 307 BTC tutuyor. BlackRock’ın resmi iShares internet sitesine göre ise 3 Temmuz Perşembe günü itibariyle fonda 698 bin 919 BTC bulunuyordu. Bu da iki işlem gününde 1.388 BTC’lik bir artış yaşandığını gösteriyor. Bitbo verilerine göre IBIT, ABD’de işlem gören spot Bitcoin ETF’leri arasında en büyük paya sahip konumda. Tek başına, bu fon ülkedeki tüm spot Bitcoin ETF’lerinde tutulan BTC miktarının yüzde 55’inden fazlasını oluşturuyor. Ocak 2024’te piyasaya sürülen IBIT, bugüne kadar yüzde 82,67 oranında toplam getiri sağladı. BlackRock’ın bu etkileyici performansı, şirketin IBIT fonundan elde ettiği gelirlerin artık amiral gemisi olan iShares Core S&P 500 ETF’sini geride bıraktığına dair raporlarla da dikkat çekiyor. Trump Media’nın Bitcoin ve Ethereum ETF başvurusu SEC tarafından değerlendirmeye alındı ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC), Trump Media’nın Bitcoin ve Ethereum’a dayalı borsa yatırım fonu (ETF) başvurusunu kabul etti. Bu…
Cildinizi güneş ışınlarından koruyorsunuz, peki ya saçlarınız?
Saçlara yazın ekstra bakım gerek! Cildinizi güneş ışınlarından koruyorsunuz, peki ya saçlarınız? Güneş ışınları ruh halimiz ve D vitamini seviyelerimiz için harikalar yaratabilir, ancak saçlarımıza zarar verebilir. Güneşin altında yaz tatillerimizin tadını çıkarırken, bazen saçlarımız evde kalmayı dileyebilir. Saçınızı yaz hasarından onarmak için sezonun bitmesini beklemeyin. Güneş hasarı saçlarınızı kuru, kırılgan, rengi solmuş ve cansız bıraktı ise Arkopharma Forcapil serisi, kopan bağları onarır, bu da daha sağlıklı görünen saçlara sahip olacağınız anlamına gelir. SPF kremi sürmek cildinizi nemli tutmuş olabilir, ancak saçlarınız için durum farklı. Denizde ıslanmış, havuzda yüzmüş saçlar güneş sonrası hasar kontrolüne ihtiyaç duyar ve bu sezonun en iyi onarıcı saç bakımı Forcapil, onarmaya kökten başlıyor. Kurumuş saçları hayata döndürmek için Forcapil Şampuan, krem, sprey ve ihtiyaca göre Elixir damladan destek almalısınız. Yıllardır güneş ışınlarının zararlı etkilerine karşı savaşan Forcapil, doğal keratin üretimine yardımcı olur ve saç köklerini canlandırmak için çalışır. Gençlerde de çok yoğun saç dökülmesi var! Saç konusunda dünyada uzman markalardan biri olan Forcapil, gençlerde de yaygın görülmeye başlayan saç dökülmesini, kireçli sulara, doğru beslenmemeye, strese ve güneşe bağlıyor. Yazın ister tatilde ister evde olun, neme susamış saç tellerinizi yatıştırmak için güçlendirici şampuan yapın ve durulama sonrası saç derisine Forcapil Anti Chute Sprey sıkarak masaj yapın. Islak saçı taramaktan kaçının. Bu, saç kütiküllerine zarar verebilir veya saçınızın elastikiyetini kırılma noktasına kadar uzatabilir. Bunun yerine, geniş dişli bir tarakla nazikçe açın ve fazla suyu yumuşak bir havluyla sıkın. Eğer saçınızda “Erkek tipi” saç dökülmesi varsa5 farklı bitki özünü (Bambu, Isırgan Otu, Darı, Ginkgo, At Kuyruğu), Amino asit, B5, B6 Vitaminleri, Biotin, Çinko ve Kafein ile birleştiren Forcapil Elixir’i hayatınıza katmalısınız. Saç dökülmesini yavaşlatan, içeriğindeki kafein sayesinde kan dolaşımını uyararak saç köklerine besin ve oksijen sağlayan ürün, günde 5 damla ile saç büyümesini ve yoğunluğunu destekliyor. Hem ıslak hem kuru saça uygulanabilen Forcapil Sprey ve Elixir ürünlerinin içindeki çinko, ısırgan otu ve atkuyruğu saç köklerindeki sebum oluşumunu da dengeliyor. Fitoterapi konusunda 45 yılı aşkın süredir Avrupa’nın en önemli markalarından biri olan Arkopharma’nın saç sağlığı için geliştirdiği Forcapil serisi içinde, saçları beslemek için gerekli vitamin, mineral ve aminoasitlerin yanında saçları hem içeriden, hem dışarıdan destekleyen önemli bitki ekstreleri bir arada bulunuyor.
Önen Gıda, İSO İkinci 500’de 407 Basamak Yükseldi
Niyazi Önen Holding’in Dardanel Önentaş’tan sonra ikinci büyük üretim şirketi olan Önen Gıda San. A.Ş, İSO’nun ikinci büyük 500 şirketler değerlendirmesinde 407 sıra birden yükselerek 88. sırada yerini aldı. Bu yükseliş, Önen Gıda’nın gelişen tüketici trendleri doğrultusunda sağlık ve iyi beslenme odağında yenilikçi, kaliteli ve lezzetli ürünleri pazara sunmasındaki başarısını yansıtıyor. Türkiye’nin ikinci büyük sanayi kuruluşları arasında yer alan, bünyesinde Mr. NO ve Sushida gibi güçlü markaları bulunduran Önen Gıda, 407 basamak yükselerek 88. sıraya yerleşti. Katma değerli ürün çeşitliliği ve güçlü üretim altyapısıyla dikkat çeken Önen Gıda, sandviç, sushi, soğutulmuş ve dondurulmuş deniz ürünleri gibi kendi alanında öncü kategorilerle lezzetli, pratik ve inovatif ürünlerin üretim ve satışını gerçekleştiriyor. Tüketici trendlerini ve yenilikleri yakından takip ederek her yıl birçok yeni ürün geliştiren ve pazara sunan Önen Gıda, üretim yaptığı tüm kategorilerde öncü ve pazar lideri olarak faaliyetlerini sürdürürken ulusal ve uluslararası alanlarda yenilikçi ürün çeşitleri ile rekabet gücünü de her geçen gün artırıyor. Bu başarı, Önen Gıda’nın büyüme stratejisinin somut bir göstergesi olarak öne çıkıyor.
OPPO, Volkswagen ile 5G patent ortaklığını duyurdu
Dünyanın önde gelen akıllı telefon markalarından OPPO, bağlantılı araç teknolojilerinde önemli bir adım atarak Volkswagen ile 5G patent ortaklığını duyurdu. Dünyanın önde gelen akıllı telefon markalarından OPPO, bağlantılı araç teknolojilerinde stratejik bir adım atarak Volkswagen ile 5G dahil olmak üzere hücresel standart esaslı patentlerini kapsayan küresel bir lisans anlaşması imzaladı. Anlaşma kapsamında OPPO’nun hücresel iletişim alanındaki temel teknolojileri, Volkswagen’in küresel ürün yelpazesinde yer alan bağlantılı araç deneyimlerini geliştirmek üzere lisanslanacak. OPPO’nun bağlantılı araç sektöründe yaptığı ilk ikili patent lisans anlaşması olma özelliği taşıyan iş birliği, OPPO’nun hücresel standart esaslı teknolojilerinin akıllı telefonların ötesinde, özellikle otomotiv sektöründe de yaygın olarak benimsendiğinin altını çiziyor. Volkswagen ile patent lisanslama anlaşması çerçevesinde iş birliği yapmaktan büyük memnuniyet duyduklarını belirten OPPO Patent Lisanslama Başkanı Vincent Lin, anlaşmayla ilgili şunları söyledi: “Bu ortaklık, OPPO’nun hücresel teknoloji inovasyonundaki liderliğinin ve uzun vadeli yenilikçiliği ve sektör büyümesini destekleyen sürdürülebilir bir fikri mülkiyet ekosistemi yaratma kararlılığımızın bir göstergesidir.” Volkswagen Fikri Mülkiyet Lisanslama Başkanı Robin Cefai ise iş birliği ile ilgili yaptığı açıklamada “OPPO ile yapılan bu ortaklık, Standart Esaslı Patent lisanslama alanında verimli, saygılı ve iş odaklı bir iş birliğinin örneğidir” ifadesini kullandı. OPPO, 5G ve 6G, yapay zeka, şarj teknolojileri, görüntüleme ve video gibi teknoloji alanlarına yatırım yapmaya devam ederek küresel inovasyon ve yüksek değerli fikri mülkiyet konularındaki liderliğini pekiştiriyor. Mart 2025 itibarıyla dünya çapında 113.000’den fazla patent başvurusuna ve 62.000’den fazla onaylı patente sahip olan OPPO’nun 5G standardına dahil temel patentleri şu anda 40’tan fazla ülke ve bölgede kullanıyor. Önde gelen patent analiz platformu LexisNexis® IPlytics’e göre Ocak 2025 itibarıyla OPPO, küresel 5G patent gücü sıralamasında sekizinci sırada yer alıyor. OPPO Hakkında Küresel bir akıllı cihaz markası olan OPPO; 2008 yılında piyasaya sunduğu ilk cep telefonu ‘Smiley Face’ lansmanından bugüne estetik, memnuniyet ve inovatif teknolojinin oluşturduğu sinerjinin peşinde koşuyor. Bugün Find ve Reno serilerinin öncülük ettiği geniş bir akıllı cihaz yelpazesi sunan OPPO, cihazların ötesinde kullanıcılarına ColorOS işletim sistemi ve OPPO Cloud ve OPPO+ gibi internet hizmetleri de sunuyor. Yaklaşık 60’tan fazla ülke ve bölgede varlığını gösteren OPPO, 40 binden fazla çalışanıyla dünyanın dört bir yanındaki müşterileri için daha iyi bir yaşam yaratmayı hedefliyor.
Samsung One UI 8 Beta programının ilk sürümünü yeni Galaxy katlanabilir cihazlara dağıtacak
Beta programıyla erken erişime açılacak olan One UI 8, farklı Samsung Galaxy cihaz tasarımlarına özel olarak geliştirilen gerçek çok modlu yapay zekâ kullanımlarına imkân tanıyacak ve Samsung’da yeni bir yazılım zekâsı çağını başlatacak. Samsung’un entegre yazılım platformu One UI, Galaxy cihazların günlük rutinleri kolaylaştırmasına, üretkenliği ve kullanım rahatlığını artırmasına yardımcı olmak için geliştiriliyor. Samsung ile Google iş birliği sayesinde, One UI 8 bu yaz Samsung’un yeni katlanabilir cihazlarında kullanıma sunulacak. Kademeli olarak daha fazla Galaxy cihazına da yayılacak olan sürüm, kullanıcılara Android’in en yeni sürümüyle zenginleştirilmiş ve daha kişiselleştirilmiş mobil deneyimler yaşatacak. Açık iletişim anlayışıyla süren iş birliği sayesinde Samsung ve Google, kendi tasarım sistemlerini ve gerçek zamanlı geri bildirimlerini birbirleriyle aktif olarak paylaştı. Bu da One UI 8’in Android 16’yı kullanan ilk UI platformlarından biri haline getiren yazılım geliştirme sürecini hızlandı. One UI 8’in ilk yükseltmeleri yeni katlanabilir cihazlara sunulurken, önemli kullanıcı arayüzü ve yapay zekâ güncellemeleriyle Samsung’un yazılım evriminde yeni bir dönem başlayacak. Etkileyici ve doğal etkileşimler için kişiselleştirilmiş yapay zekâ One UI 8’in resmi lansmanıyla, Samsung’da ilk kez Galaxy S25 serisinde yer alan yapay zekâ özellikleri daha da geliştirilerek günlük yaşamı daha akıllı ve daha kolay hale getirecek olan yapay zekâ deneyimleri sunulacak. Bunları hayata geçirecek üç ana faktör arasında, çok modlu yetenekler, farklı cihaz tasarımlarına göre uyarlanmış kullanıcı deneyimleri ile kişiselleştirilmiş ve proaktif öneriler yer alıyor. Akıllı çok modlu özelliği, o anda neye baktığınızı veya ne izlediğinizi anlayabilen yapay zekâ sayesinde doğal ve kesintisiz iletişim kurmanızı sağlayacak. Günlük üretkenliğini ve verimliliği artırmak üzere güncellenen kullanıcı deneyimi, Galaxy ürün portföyündeki cihazların etkileyici tasarımına göre optimize edildi. Now Bar ve Now Brief gibi özellikler ise özenle seçilmiş yapay zekâ bilgileriyle görevlerin takip edilmesi ve günlük rutinlerin desteklenmesi için daha da kişiselleştirilmiş bilgiler ve öneriler sunacak. Yeni akıllı ve kişiselleştirilmiş yapay zekâ deneyimleri uzun çalışmalar sonucunda verileri koruyan güçlü güvenlik yetenekleri sayesinde geliştirildi. Samsung Knox Vault, hassas verileri diğer kullanıcı verilerinden izole etmek için atanmış bir güvenlik işlemcisi ile güvenli belleği birleştiriyor. Bu sayede, hiç kimse kişisel bilgilere fiziksel olarak veya uzaktan erişemiyor. Galaxy AI deneyimlerinin çoğu, yapay zekâyı hem cihazda hem de bulutta çalıştırıyor. Bu nedenle One UI 8, verileri yalnızca cihazda tutamak için seçebileceğiniz ayarlar da sunuyor. Şeffaf çalışan ve kullanıcı tercihlerini ön planda tutan One UI 8, gizliliği tehlikeye atmadan kişiselleştirilmiş yapay zeka deneyimleri yaşatmaya hazırlanıyor. Geliştirilmiş Günlük Kullanım One UI 8, yalnızca yapay zekâ deneyimleri sunmakla kalmayıp aynı zamanda mobil cihazlarla günlük yaşamı daha sorunsuz hale getirmek için tasarlanan kullanışlı ve sezgisel araçlar da içerecek. Bluetooth LE Audio tabanlı ses yayın teknolojisi Auracast, QR kodu tarama ve paylaşma yoluyla kolay ses bağlantıları kurmayı destekleyecek. Bu özellik, Galaxy Buds3 serisi kulaklıklar ve işitme cihazları gibi birden fazla Auracast cihazının, karmaşık kurulumlar gerektirmeden, paylaşılan bir ses akışına katılmasını sağlayacak. Ayrıca, Samsung Account ile doğrudan erişilebilen QR ve NFC desteği sayesinde, onarım merkezlerindeki müşteri desteği de hızlanacak ve daha da kolaylaşacak. Artık, kayıt formları doldurmaya gerek kalmadan QR veya NFC ile kaydolmak mümkün olacak; bekleme süreleri azalırken servis talepleri kolaylaşacak. Reminder uygulaması, daha kullanışlı ve sezgisel özellikleriyle kullanıcıların seyahatlerini destekleyecek. Örneğin, New York seyahati planlanırken, uygulamayı açar açmaz tüm hatırlatıcıları tek bir yerden yönetebilmek mümkün olacak. İlk kez kullananlar için bile kolay anlaşılır bir kullanıcı arayüzüne sahip olan uygulamada tek bir dokunuşla…
Kadın üreticilerin emeği, Shopsa ile dünyaya açılıyor
Yönetim kurulu başkanlığını iş insanı Demet Sabancı Çetindoğan’ın yaptığı ve Türkiye genelinde il bazında kadın üreticileri bir araya toplayan, onların ürünlerini yurt içi ve yurt dışı ayağı ile global pazarda yer almasını sağlayan Shopsa, sağladığı toplumsal fayda ile bireysel emeğin kurumsal başarıya dönüşmesine yardımcı oluyor. “kadına destek, ülkeye destek” mottosu ile yola çıkılan bu platformda Türkiye’nin 81 ilinden kadın üreticiler, kadın kooperatifleri ve birlikler bir araya geliyor. Shopsa’nın bu seneki hedefi, Türkiye’nin önemli zincir marketlerinde dahi satışa sunulan kadın emeği ürünlerin e-ticaretle yurtdışına satılmasını sağlayarak ihracatta önemli bir başarı elde etmek. Böylelikle daha çok üretici kadına dokunmak ve onlara ilham olabilmek. Türkiye ekonomisindeki kadın üreticilerin, girişimcilerin ve kadın kooperatiflerinin emeklerini ekonomiye ve ticarete kazandırmak amacıyla başlatılan bir sosyal girişim projesi olup Demet Sabancı Çetindoğan tarafından kurulan Shopsa, sosyal farkındalığa sahip yapısı ile kadın emeğini görünür kılıyor. Kadına destek, ülkeye destek amacıyla yola çıkan ve bu doğrultuda e-ticaret olmak üzere ürün geliştirme, iş geliştirme alanlarında destek sağlayan platform, emeği yerelden globale taşıyor. “Hikayemizi hep birlikte yaşayarak yazma arzusundayız” Toplumsal çıktıları ön plana alarak hayata geçirilen platforma dair açıklama yapan Shopsa Kurucusu Demet Sabancı Çetindoğan, “Shopsa, hem pandemiyle birlikte ciddi bir yükselişe geçen e-ticaret hem de kadınlara yönelik bir şeyler yapma ihtiyacımızdan doğdu. Bu sayede kadınları bireysel ve kurumsal olarak pazarla buluştururken onların verdiği emeği gerçek değerine kavuşturuyoruz. Bunu da sorumlu bir yaklaşımı benimseyerek yapıyoruz. Tabii bu süreçte e-ticaretin giderek yükselen trendi, vizyonumuzu daha hızlı şekilde ileriye taşımamıza destek sağlıyor. 81 ilimizdeki kadınların yaşadığı yerleri bizzat ziyaret ederek; ticaret odaları, valilikler ya da belediyeler aracılığıyla onların ürünlerini, sorunlarını ve markalarını yerinde inceliyoruz. Bu da onlar için çizdiğimiz stratejinin altyapısını daha güçlü kılıyor. Hikayemizi hep birlikte yaşayarak yazma arzusundayız ve bunun için bu süreçte tedarik zincirine ulaşacak altyapıya sahip markalarımızı perakende devleriyle buluşturup kadın üreticileri bu zincire dahil ediyoruz. Ayrıca kadınların iş becerilerini artırmalarına olanak tanıyan bir başka platform olan Shopsa Akademi ile de kadınların e-ticaret ve geleneksel ticaret alanlarında var olmalarını sağlayacak çeşitli destekler sunuyoruz.” dedi. Shopsa bünyesinde yer alan ve güçlü girişimcilik hikayesine sahip markalardan bazıları şunlar: Belu Gıda: Trakya’daki kadın çiftçileri organize eden Belu gıda, iyi tarım uygulamalarıyla yetiştirilen sebzelerden tamamen katkısız, doğal hazır çorbalar üretiyor. Lahana çorbası (özellikle diyet yapanlar için), antioksidan açısından zengin kırmızı pancar çorbası, ıspanak, kapya, brokoli ve balkabağı çorbaları gibi geniş bir ürün yelpazesi bulunuyor. Rootzo: Glütensiz ve vegan ürünleriyle öne çıkan Rootzo, Türkiye’de ilk defa basmati pirincinden makarna üreten marka olarak sağlıklı beslenme trendlerine öncülük ediyor. Bitkisel bazlı, katkısız ve yüksek besin değerine sahip ürünleriyle özellikle gluten hassasiyeti olan bireyler için güvenilir bir alternatif sunuyor. Rootzo markası, sürdürülebilir üretim anlayışıyla faaliyet gösteren Kaptan’ın Ceviz Çiftliği’nden doğmuştur. Nova Granola: Sağlıklı kuruyemişler, yulaf ve buğday içeren, özellikle vegan ve vejetaryen kitleye hitap eden inovatif granola çeşitleri sunuyor. Bulgurum Karakılçık: Adana bölgesine özgü, bin yıllık ata tohumlarından üretilen bir markadır. Yaklaşık beş nesildir aynı çiftlikte doğal gübre ve doğal yöntemlerle tarım yapan marka, ürünlerini geleneksel yöntemlerle, taş değirmenlerde öğüterek elde ediyor. Gerçek bulgurun bin yıl önceki lezzetini modern mutfağa taşıyor. Ayrıntılı Bilgi ve İletişim İçin; Ahmet DoğanMedya Direktörü Adres: Meşrutiyet Caddesi No:100/1 Şişhane/BeyoğluTel: 0212 255 00 12 Gsm:0536 892 88 21 http://www.brandworks.com.tr
İTHALATA DAYALI HAYVANCILIĞIN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) yayımladığı “Hayvancılık Sektörüne Bakış: Sorunlar ve ÇözümÖnerileri” başlıklı rapor, aslında uzun zamandır görmezden gelinen ama toplumun sofrasına kadarsirayet eden bir gerçekliği gözler önüne seriyor: Türkiye hayvancılıkta üretimden uzaklaşıyor, ithalatabağımlı hale geliyor.İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın da ifade ettiği gibi, hayvancılık yalnızca ekonomik bir sektör değil; aynızamanda sosyal adaletin, sağlıklı nesillerin, kırsal kalkınmanın ve ulusal gıda güvenliğinin temel taşı.Ancak son 10 yılda yaşanan gelişmelere bakıldığında, ülke olarak bu alanda yanlış bir rota izlediğimizçok açık.MİLYAR DOLARLIK İTHALAT: GIDA YERİNE DÖVİZ VERDİKSon 13 yılda canlı hayvan ve kırmızı et ithalatına tam 10,6 milyar dolar harcanmış. Buna karşılık,hayvancılık sektörüne verilen destek 8,88 milyar dolarda kalmış. Bu tabloya dikkatle bakarsak,Türkiye’nin üretimi desteklemek yerine, dışa bağımlı hale gelmiş bir tüketim modeline yöneldiğini netbiçimde görebiliriz.Daha da çarpıcısı, Türkiye her yıl dünya sığır ithalatının yaklaşık %10’unu tek başına yapıyor. Yanidünya genelinde en çok ithalat yapan ülkelerden biriyiz. Bu durum, sadece dövizi yurt dışınaakıtmakla kalmıyor; aynı zamanda krizlere, fiyat dalgalanmalarına, dış politikalara karşı da kırılganlıkyaratıyor. Böylesine dışa bağımlı bir yapıyla ne fiyat istikrarı sağlanabilir ne de üretici korunabilir. Olan daüreticiye oluyor, tüketiciye oluyor. Kimi zaman kasap reyonlarında kırmızı etin kilosu 600 lirayadayandığında bunun nedenini sadece piyasa dalgalanmasıyla açıklayamayız.YEM BULMAK DERT, MERAYI KULLANMAK AYRI BİR DERTİSO raporuna göre Türkiye’nin kaba yem açığı %25 seviyesine ulaşmış durumda. Yani hayvanlarındoğal ve ucuz şekilde beslenebileceği kaynaklar yetersiz. Bunun doğal sonucu da yem ithalatınayönelmek. Özellikle karma yem fiyatlarının dövize bağlı olarak artması üretim maliyetlerinitırmandırıyor ve üreticiyi köşeye sıkıştırıyor.Bir başka temel sorun ise mera alanlarının etkin kullanılmaması. Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğubölgeleri gibi potansiyeli yüksek alanlarında hayvancılık geri plana düşmüş durumda. Mera mülkiyetsorunları, verimsizlik ve bakım eksikliği yüzünden, bedava doğal yem kaynağımız olan meralar adetakaderine terk edilmiş durumda. Oysa gelişmiş ülkeler meralarını korur, ıslah eder ve çiftçiye ücretsiztahsis ederken biz tam tersini yapıyoruz.YERLİ ÜRETİMİ DESTEKLEMEZSEK GIDA MİLLİYETÇİLİĞİ NASIL OLACAK?İSO Başkanı Bahçıvan çok yerinde bir tespitte bulunmuş: “Tarım ve gıdada milliyetçilik yükseliyor.”Pandemiden, Ukrayna savaşından ve küresel tedarik krizlerinden sonra tüm ülkeler kendi üretiminikoruma altına aldı. Kimse başka ülkelere bel bağlamıyor artık.Türkiye’nin de bu rüzgârı doğru okuması gerekiyor. Tarım ve hayvancılığı savunma sanayi kadarstratejik bir alan olarak görmeden, bu alana gerçek anlamda yatırım yapmadan gıda güvenliğinisağlamak mümkün değil. Unutmayalım: Savunma sanayiniz olabilir, silahınız olabilir, ama halkınız açsahiçbir şeyin anlamı yok.KIRMIZI ETTE KÜÇÜKBAŞA DÖNÜŞ ŞART OLDU Türkiye’de kırmızı et deyince ilk akla gelen büyükbaş hayvancılık oluyor. Oysa bu yaklaşım artık hempahalı hem de sürdürülemez. İSO verilerine göre, Türkiye’de kırmızı et tüketiminde büyükbaşın payı%39 seviyesinde. Gelişmiş ülkelerde ise bu oran %25 civarında.Küçükbaş hayvancılık (koyun ve keçi) hem maliyet açısından daha ucuz hem coğrafi koşullara dahauygun hem de meraya dayalı olduğu için yem krizinden daha az etkileniyor. Yani çözüm aslındaelimizin altında. Fakat koyun ve keçi etine yönelik tüketici alışkanlıkları yeterince desteklenmiyor.Üstelik şarküteri ve işlenmiş et sektörlerinde hâlâ büyükbaş etin egemenliği sürüyor.Artık küçükbaş et üretimini ve tüketimini artırmak bir tercih değil, mecburiyet haline geldi. Bunoktada hem kamu politikalarına hem de toplumun bilinçlendirilmesine ihtiyaç var.ANAÇ HAYVANLARIN KESİMİ: GELECEĞİN KURBAN EDİLMESİRaporda dikkat çeken bir diğer nokta ise anaç hayvan kesimleri. 2021-2023 arasında 300 binden fazlaanaç hayvan kesilmiş. Bu durum, doğrudan üretimin geleceğini tehdit ediyor. Anaç hayvan demek,yeni yavruların kaynağı demek. Onlar kesilirse, gelecekte hayvan varlığınız da kalmaz.Bu tabloya rağmen yeterli müdahale yapılmadıysa, bu sektörün kaderine terk edildiğini gösterir.Tarımda da hayvancılıkta da günü…
Corendon Airlines bir kez daha ihracat şampiyonları arasında..
Havacılık sektörünün öncü markası Corendon Airlines, 30 Haziran 2025’te Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşen Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) 32. Genel Kurulu ve İhracatın Şampiyonları Ödül Töreni’nde önemli başarılara imza attı. Corendon Airlines, “Türkiye’nin İlk 1000 İhracatçısı” listesinde yer alarak istikrarlı yükselişini bir kez daha kanıtladı. Ayrıca, hizmet ihracatında en başarılı ilk 10 firma arasında 8. sıraya girerek sektördeki güçlü konumunu pekiştirdi. Havacılık sektöründe 20. yılını kutlayan Corendon Airlines, bu yıl da “Türkiye’nin İlk 1000 İhracatçısı” arasında yer alarak ihracattaki istikrarlı başarısını bir kez daha ortaya koydu. 150 binden fazla ihracatçı firma arasından sıyrılarak bu prestijli listeye giren şirket, aynı zamanda hizmet ihracatı alanında da sektörünün en başarılı ilk 10 firması arasında yer aldı. Genişleyen uçuş ağı ve havacılık ile turizmi birleştiren yenilikçi iş modeliyle Corendon Airlines, Türkiye’yi uluslararası pazarlarda başarıyla temsil etmeye devam ediyor. Elde ettiği bu önemli başarılar, şirketin hem ülke ekonomisine sağladığı katkıyı hem de Türkiye’nin turizm potansiyelini dünyaya tanıtmadaki lider rolünü bir kez daha gözler önüne seriyor. “Uçuş ağımızı her geçen gün genişletmeye, doluluk oranlarımızı artırmaya ve Türkiye turizmine daha fazla katkı sağlamaya kararlıyız” Corendon Airlines Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Yıldıray Karaer, ödül töreninde yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Kuruluşumuzun 20. yılında, Türkiye’nin ihracat şampiyonları arasında yer bulmak bizi hem gururlandırıyor hem de yeni başarılara ulaşma yolunda motive ediyor. Geçen 20 yıl boyunca 109 ülkeye ve 542 farklı havalimanına düzenlediğimiz uçuşlarla milyonlarca yolcumuzu taşıdık. Bugün 35 uçaklık modern filomuzla yılda 10 milyonun üzerinde yolcuya hizmet veriyoruz. ‘Türkiye’nin İlk 1000 İhracatçısı’ listesinde bir kez daha yer almak ve havacılık sektöründe en çok hizmet ihracatı yapan ilk 10 firma arasında bulunmak bizim için büyük bir onur. Uçuş ağımızı her geçen gün genişletmeye, doluluk oranlarımızı artırmaya ve Türkiye turizmine daha fazla katkı sağlamaya kararlıyız. 2.000’i aşkın uzman çalışanımızla, Corendon markasını küresel ölçekte daha da ileri taşımak için var gücümüzle çalışıyoruz. Bizi bu ödüle layık gören Türkiye İhracatçılar Meclisi’ne teşekkür ediyor, ülkemizi uluslararası pazarda başarıyla temsil etmeye devam edeceğimizi belirtmek istiyoruz.” 2024 yılında doluluk oranını %86,20 seviyesine çıkaran Corendon Airlines, her yıl milyonlarca turisti Türkiye’ye taşıyarak turizm ihracatına stratejik katkı sunmayı sürdürüyor. Hava yolu şirketi, sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda uçuş programını genişletmeye ve küresel ölçekteki marka gücünü daha da ileriye taşımaya odaklanıyor.
Türk ihraç ürünleri Çin’in batısına Urumçi’den girecek
Egeli ihracatçılar Çin’e 1 milyar dolar ihracat hedefi belirledi . 2024 yılında Çin’e ihracatını yüzde 54’lük artışla 302 milyon dolardan 465 milyon dolara çıkaran Ege İhracatçı Birlikleri önümüzdeki 3 yıllık vadede Çin’e ihracatını 1 milyar doların üzerine taşımak için Çin’deki pazarlama faaliyetlerini yoğunlaştırıyor. Türk ihraç ürünleri Çin’in batısına Urumçi’den girecek. 2025 yılında Çin’de 3 fuarda milli katılım organizasyonu planlayan Ege İhracatçı Birlikleri, 16-19 Mart 2025 tarihlerindeki Xiamen Doğal Taş ve Teknolojileri Fuarı’ndan sonra, 26–30 Haziran 2025 tarihleri arasında Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti olan Urumçi’de gerçekleştirilen “2025 Çin Avrasya Emtia ve Ticaret Fuarı”nda yerini aldı. Ege İhracatçı Birlikleri, Çin Avrasya Emtia ve Ticaret Fuarı’nda Türk ürünlerini Çinli ithalatçılarla buluşturdu. EİB’nin Çin’deki üçüncü milli katılım organizasyonu 5-10 Kasım 2025 tarihlerinde Şanghay’daki Çin Uluslararası İthalat Fuarı olacak. 2025 Çin Avrasya Emtia ve Ticaret Fuarı’nın açılışı 26 Haziran’da “Asya-Avrupa İş birliği ve İpek Yolu refahını paylaşmak” temasıyla Xinjiang Uluslararsı Kongre ve Sergi Merkezi’nde Özerk Bölge Parti Sekreteri Ma Xingrui ve Özerk Bölge Valisi Erkin Tuniyaz’ın konuşmalarıyla gerçekleştirdi. Pekin Ticaret Başmüşaviri Atakan Özdemir’in de teşrifleriyle gerçekleşen açılış töreninde, Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı Yalçın Ertan ile Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon Birliği Başkanı Burak Sertbaş da yer aldı. Etkinlik, açılış konuşmalarının ardından protokolün sergi alanlarını ziyareti ile sonlanarak fuar ziyaretçilere açıldı. 2800’den fazla yerli ve yabancı katılımcının yer aldığı fuarda, Ege İhracatçı Birlikleri tarafından düzenlenen Milli Katılım Organizasyonu kapsamında BSA Professional Management Services, Oba Global Logistics, Kırlıoğlu Tarım firmalarının yanı sıra Ege Tarım Birlikleri, Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği ile Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği info stantları yoğun ziyaretçi ilgisiyle karşılandı. Ertan; “Türk ürünlerinin Çin’e girişi için stratejik bir nokta” Fuarla ilgili değerlendirmelerde bulunan Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı Yalçın Ertan, “Çin’in Batıya açılan kapısı olan Urumçi’de Ege İhracatçı Birlikleri olarak gerçekleştirdiğimiz Milli Katılım Organizasyonumuz, sürdürülebilir, uzun soluklu ve karşılıklı güven içeren iş birlikleri kurma hedefimize büyük katkı sağlamıştır. Son yıllarda büyük bir gelişim gösteren ve lojistik bir hub haline gelen Sincan Uygur Özerk Bölgesi Türk ürünlerinin Çin’e girişi için stratejik bir konumda yer alıyor. Biz de bu fuar vesilesiyle Türk ürünlerinin güvenilirliğini, kalitesini ve rekabetçiliğini Urumçi pazarına tanıtmayı amaçladık. Türkiye’nin ihracat hedeflerini destekleyerek bölgesel iş birliği ve ticari çeşitliliği artırmayı amaçlayan Birliğimiz, önümüzdeki süreçte de uluslararası pazarlarda Türk sanayi, tarım ve hizmet sektörlerinin görünürlüğünü güçlendirmeye devam edecektir” şeklinde konuştu. Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ülkeler sıralamasında Çin’in 2024 yılında 3,1 milyar dolarlık ihracatla 18. sırada yer aldığı bilgisini veren Ertan şöyle devam etti; “2024 yılı sonunda Ege İhracatçı Birlikleri’nin en çok ihracat yaptığı ülkelere baktığımızda Çin, 6 sıra birden yükselerek 15. sıradan, 9. sıraya ilerledi. Çin’e yaptığımız ihracat yüzde 54’lük artışla 302 milyon dolardan 465 milyon dolara yükseldi. Çin ile ticari temaslarımızı artırarak önümüzdeki 3 yılda EİB’den Çin’e 1 milyar dolar ihracat hedefliyoruz.” Sertbaş; “Hazır giyimde yeni pazarlar bulmak için buradayız” Hazır giyim sektörünün ana ihracat pazarı olan Avrupa’daki ekonomik daralma nedeniyle yeni pazarlara yönelmelerinin kaçınılmaz hale geldiğini vurgulayan Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Burak Sertbaş, “Bu doğrultuda pazar çeşitliliğimizi artırmayı ve özellikle Çin ile olan ticari ilişkilerimizi hazır giyim özelinde güçlendirmeyi hedefliyoruz. Burada bulunmamızın temel amacı da bu. Amacımız, Çin pazarını…
Sigortam.net, 25. yılını kutluyor
Çeyrek asırdır dijital sigortacılığın öncüsü olarak sektörün dönüşümüne yön veren Sigortam.net, 10 milyondan fazla müşterisine güvenilir, ulaşılabilir ve kişiselleştirilmiş çözümler sunarak sigorta deneyimini herkes için kolay ve anlaşılır hale getiriyor. Bu sene 25. yılını kutlayan Sigortam.net, yenilikçi teknolojisi, insan odaklı yaklaşımı ve sigortayı sadeleştiren vizyonuyla geleceğin sigorta platformu olmayı sürdürüyor. Türkiye’nin ilk ve lider dijital sigorta platformu Sigortam.net, 25. yaşını kutluyor. 10 milyondan fazla müşterisi, 30’a yakın anlaşmalı sigorta şirketi ve 500’e yakın çalışanıyla sektörde güvenin adı haline gelen Sigortam.net, çeyrek asırlık deneyimi ile güveni teknolojiyle harmanlayarak yeni nesil sigortacılığın öncüsü olmayı sürdürüyor. 2000 yılında iLab Grup’un bir parçası olarak kurulan ve kuruluşundan bu yana sigorta süreçlerini herkes için daha şeffaf, anlaşılır ve erişilebilir hale getirmeyi amaçlayan Sigortam.net, bugün geldiği noktada 25 yıllık birikimiyle “Sigorta=Sigortam.net” yaklaşımını benimseyerek sigortayla ilgili her ihtiyaca tek noktadan çözüm sunuyor. Yapay zeka destekli teknolojik altyapısı sayesinde kişiselleştirilmiş çözümler üreten Sigortam.net, 7/24 erişilebilir müşteri hizmetleriyle satış öncesi ve sonrası süreçlerde de kullanıcılarının yanında yer alıyor. Bu sayede bir dijital platformdan çok daha fazlası olarak, Türkiye’nin en büyük sigorta danışmanı kimliğiyle konumlanıyor. Dijitalleşme ve insan odağını birleştiren hizmet modeliyle sigorta bilincini artırmayı da hedefleyen Sigortam.net, sunduğu rehber içerikler, karşılaştırma imkânları ve avantajlı kampanyalarla sektörde fark yaratıyor. Hayata geçirdiği inovatif çözümlerle ulusal ve uluslararası birçok ödüle layık görülen Sigortam.net, aldığı ödüllerle de yenilikçi yaklaşımını pekiştiriyor. 25. yılına özel olarak logosunu da değiştiren Sigortam.net, bu özel dönüm noktasında geçmişin deneyimini, bugünün teknolojisini ve geleceğin vizyonunu bir araya getiriyor. Sigortam.net CEO’su Ataman Kalkan, 25. yıla ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:“25 yıldır güvenilir, ulaşılabilir ve kullanıcı dostu sigortacılığı mümkün kılmak için çalışıyoruz. Bu süreçte 10 milyondan fazla müşteriye ulaşmanın gururunu yaşarken 7/24 ulaşılabilir hizmet modelimiz, yapay zeka destekli altyapımız ve insana dokunan yaklaşımımızla her geçen gün daha da güçleniyoruz. Sigortacılıkta dijital dönüşümün öncüsü olarak, müşterilerimizin güvenini daima önceliğimiz kabul ediyor, onların ihtiyaçlarını en doğru şekilde karşılamak için çalışmaya devam ediyoruz.” Bilgi için: Burcu Erdemir / desiBel Ajans 0530 158 15 43 / burcu.erdemir@desibelajans.com Sigortam.net hakkında: 2000 yılında kurulan Sigortam.net, Mart 2001’de T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğü’nden Sigorta ve Reasürans Brokerliği ruhsatlarını alarak faaliyetlerine başladı. Türkiye’nin ilk ve lider dijital sigorta platformu Sigortam.net, kasko, zorunlu trafik, İMM, özel sağlık, tamamlayıcı sağlık, seyahat sağlık, DASK, konut, evcil hayvan, cep telefonu sigortaları alanında 30’a yakın sigorta şirketine ait teklifleri karşılaştırma, satın alma ve satış sonrası hizmetleri sunuyor. iLab Hakkında: iLab, kendi alanlarında dijitalleşmeye öncülük eden markalardan oluşan internet şirketleri grubudur. Kurulduğu 2000 yılından bu yana iLab, sürdürülebilir büyüme potansiyeli olan ve inovasyon odaklı yaklaşımlarıyla fark yaratan dijital iş modellerine yaptığı yatırımların yanı sıra yeni platformların da hayata geçmesini sağlamıştır. iLab grup şirketleri Sigortam.net, Kariyer.net, İşin Olsun, arabam.com, HangiKredi, Emlakjet, Endeksa, Cimri, Neredekal, ChemOrbis ve SteelOrbis yenilikçi teknolojilere yatırım yaparak kullanıcı ihtiyaçlarına yönelik inovatif, güvenilir ve uçtan uca çözümler sunmaya devam etmektedir.
“ALTERNATİF LOJİSTİK ROTALARI TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK GÜCÜ”
PLASFED Başkanı Ömer Karadeniz, Hürmüz Boğazı’ndaki krizlerin başta plastik sektörü olmak üzere tüm sanayi üretimini ve tedarik zincirini sekteye uğrattığını belirtti. Türkiye’nin Orta Koridor gibi alternatif lojistik rotalara sahip olmasının stratejik bir güvence sunduğunu vurgulayan Karadeniz, “Petroldeki her artış, hammaddeden lojistiğe tüm maliyetleri artırıyor; üretim yavaşlıyor, yatırımlar erteleniyor” dedi. Plastik Sanayicileri Federasyonu (PLASFED) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Karadeniz, Hürmüz Boğazı’nda artan jeopolitik gerilimin, küresel enerji ve lojistik güvenliği açısından ciddi riskler yarattığını belirtti. Petrol fiyatlarının yeniden 100 doların üzerine çıkma olasılığına dikkat çeken Karadeniz, “Petroldeki her artış, hammaddeden lojistiğe kadar tüm maliyetleri artırıyor. Üretim yavaşlıyor, yatırımlar erteleniyor. Bu tablo hem sanayiciyi zorluyor hem de tüketici fiyatlarını yukarı çekiyor” dedi. Karadeniz, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma yönündeki adımlarının yalnızca enerji fiyatlarını değil, plastik sektörünün temel girdilerinden biri olan nafta gibi petrol türevlerinin tedarikini de doğrudan etkilediğini ifade etti. “Türkiye plastik sektörü büyük ölçüde ithalata dayalı bir yapıya sahip. Petrol fiyatlarındaki artış, enerji ve hammadde maliyetlerinin yanı sıra lojistik maliyetlerini de keskin biçimde artırıyor. Bu nedenle alternatifli lojistik koridorlara sahip olmak artık lüks değil, zorunluluk” diye konuştu. Orta Koridor Türkiye için stratejik avantaj Hürmüz Boğazı geçişinde yaşanan son belirsizlikte, Türkiye’nin alternatif ticaret ve lojistik güzergahlarına sahip olmasının öneminin bir kez daha ortaya çıktığını vurgulayan Karadeniz, “Orta Koridor başta olmak üzere Türkiye’nin Avrupa ile Asya arasında üstlendiği lojistik köprü rolü, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda stratejik bir avantajdır. Bu avantajı iyi değerlendirmeliyiz” dedi. Karadeniz, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun Orta Koridor vizyonuna da atıfta bulunarak, “Jeopolitik risklerin arttığı bir dönemdeyiz. Üretim ve ihracatın sürdürülebilirliği açısından lojistik güvenliği ve tedarik çeşitliliği her zamankinden daha büyük önem taşıyor” değerlendirmesinde bulundu. Yatırımlar askıya alınıyor, üretim riski artıyor Enerji arz güvenliği ve hammadde tedarikine yönelik artan belirsizliklerin, sanayi yatırımlarını frenlediğine dikkat çeken Karadeniz, uzun vadeli planlama gerektiren yatırımların ertelendiğini söyledi. Finansman imkanlarının daraldığı, risk primlerinin yükseldiği bu ortamda üretim gücünü korumak için hem kamu hem özel sektörün proaktif adımlar atması gerektiğine dikkat çeken Karadeniz, döngüsel ekonomiye geçişin hızlandırılması gerektiğini vurguladı. Dışa bağımlılığı azaltacak yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayan çatı kuruluş PLASFED Başkanı, sanayi politikalarının yeniden şekillendirilmesinin artık ertelenemez bir zorunluluk haline geldiğini vurguladı. Lojistik maliyetleri ve tüketici fiyatları yükseliyor Petrol fiyatlarındaki artışın yalnızca üreticiyi değil, tüketiciyi de doğrudan etkilediğine işaret eden Karadeniz, “Lojistikten ambalajlamaya, enerjiden dağıtıma kadar birçok kalemde yaşanacak maliyet artışı, ürünlerin pazara erişim fiyatlarını yükseltecek. Bu da hem iç pazarda talep daralmasına hem de ihracat pazarlarında rekabet gücümüzün azalmasına neden olacaktır” diye konuştu. Karadeniz, sürdürülebilir bir plastik sanayi için yerli üretimin desteklenmesi ve alternatif hammadde kaynaklarına yönelimin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.
RUSYA’DAN İSRAİL’E TEPKİ
Ortadoğu’da zaten gerilim doruktayken, şimdi işler çok daha tehlikeli bir boyuta taşındı. İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sürerken, bu saldırıların nükleer tesisleri hedef alması uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Özellikle Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklama dikkat çekici ve uyarıcı nitelikteydi. Açıklamada, İsrail’in bu saldırısının uluslararası hukuka aykırı olduğu vurgulandı ve dünya için nükleer bir felaketin kapısının aralandığı ifade edildi. İSRAİL’İN NÜKLEER TESİSLERE SALDIRMASI NEDEN BU KADAR TEHLİKELİ? Savaşın ya da çatışmanın bir sınırı, bir kuralı olur. Ama nükleer tesislere yapılan bir saldırı, işin tüm kurallarını bozuyor. Çünkü bu tür tesisler, yalnızca askeri hedefler değil; çevre, insan sağlığı ve bölgesel istikrar açısından büyük risk taşıyan yerler. Rusya, yaptığı açıklamada İsrail’i açıkça uyarırken, bu saldırının sadece İran’ı değil tüm dünyayı ilgilendiren bir tehdit olduğunu belirtti. Özellikle İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) bağlılığının altı çizilerek, İran’ın nükleer çalışmalarının uluslararası denetime açık ve yasal zeminde yürütüldüğü vurgulandı. Yani Rusya, “Bu saldırı meşru değil” demekle kalmadı, “Bu saldırı hepimizi ilgilendiriyor, çünkü nükleer tesisleri hedef almak insanlığa ihanettir” mesajı verdi. UAEA: NATANZ TESİSİ ZARAR GÖRDÜ Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) da süreci yakından takip ediyor. Sosyal medya platformu X üzerinden yapılan açıklamada, İsrail’in 13 Haziran’da düzenlediği saldırılar sonrasında elde edilen uydu görüntüleri üzerinden analiz yapıldığı ve Natanz Nükleer Tesisi’nin yer üstü kısımlarının zarar gördüğü ifade edildi. Ajans, yer altında uranyum zenginleştirme işlemi yapılan bölümlerle ilgili bazı bulgulara ulaştıklarını söylese de doğrudan bir fiziksel saldırının olup olmadığı konusunda net bir teyit veremedi. İsfahan ve Fordo’daki nükleer tesislerde ise şu an için bir değişiklik gözlemlenmediği bildirildi. Ama bu, tehdidin boyutunun az olduğu anlamına gelmiyor. RUSYA’NIN AÇIKLAMASI: SADECE UYARI DEĞİL, BİR SİNYAL Rusya’nın açıklaması sadece bir diplomatik tepki değil; aynı zamanda dünyaya verilmiş ciddi bir sinyal. Bu tür saldırıların nükleer felakete davetiye çıkardığını belirten Moskova yönetimi, özellikle saldırıya destek veren ülkeleri de açıkça hedef aldı. “Bu saldırılara destek veren ülkeler, bu eylemlere ortaktır” ifadesi dikkatle okunmalı. Bu söylem, özellikle Batılı müttefiklere — başta ABD’ye — doğrudan bir suçlama olarak yorumlanabilir. Rusya’nın bu açıklamayla hem İran’a arka çıktığı hem de nükleer meselelerde Batı’ya karşı jeopolitik pozisyonunu daha da netleştirdiği görülüyor. Bu, sadece Ortadoğu’daki bir çatışma değil; Doğu ile Batı arasındaki yeni nesil küresel çekişmenin nükleer gölgede yeniden biçimlenmesidir. TÜRKİYE AÇISINDAN YORUM: BÖLGESEL BARIŞA BÜYÜK DARBE Bu gelişmeler Türkiye açısından da son derece önemli. Hem coğrafi yakınlık hem de enerji yolları açısından bakıldığında, İran’da yaşanacak bir nükleer kriz ya da radyasyon sızıntısı gibi bir durum, doğrudan bizi etkiler. Ayrıca Türkiye, nükleer enerjiye geçiş sürecindeyken, bu tür saldırıların uluslararası nükleer güvenlik rejimlerini zedelemesi, bizim gibi barışçıl nükleer enerji geliştirmek isteyen ülkeleri de sıkıntıya sokar. Ayrıca Türkiye’nin dış politikasında dengeli duruşu koruma çabası, bu gibi krizlerde daha çok sınanıyor. İsrail’in kontrolsüz askeri adımları ve Batı’nın buna sessiz kalışı, Türkiye’nin bölgesel barışa dair söylemini daha da güçlendirmeli. Aksi hâlde bölgede çatışmalar büyürken, Türkiye’nin ekonomik ve diplomatik çıkarları da olumsuz etkilenebilir. SONUÇ: DÜNYA TEHLİKELİ BİR EŞİKTE Artık mesele sadece İran-İsrail gerilimi değil. Nükleer tesislerin hedef alınmasıyla, iş tüm insanlık için bir tehdit haline gelmiş durumda. İsrail’in bu saldırılarıyla birlikte, olası bir nükleer kazanın, sadece savaş değil, ekolojik ve insani bir felaket doğuracağı açıkça ortada. Rusya’nın bu çıkışı da bu yüzden önemli. Bu sadece diplomatik bir tepki değil, aynı zamanda dünyanın nükleer uçuruma yuvarlanmaması için atılmış…
Gardiyan, EMEA Technology Fast 500 listesine 91’inci sıradan giriş yaptı
Türkiye’den listeye giren 21 şirket arasında ilk üçte yer alıyor. Geniş ağ yapılarının güvenliğini sağlayan ve sistem operasyonlarını yöneten Gardiyan, Deloitte tarafından açıklanan 2024 EMEA Technology Fast 500 listesinde 91’inci sırada yer alarak Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) bölgesinin en hızlı büyüyen teknoloji şirketleri arasında olmayı başardı. Türkiye’den listeye giren 21 şirket arasında ise ilk üçte bulunan Gardiyan, yüzde 1915 oranındaki gelir büyümesiyle globalleşme yolculuğundaki kararlılığını bir kez daha teyit etti. Büyük ölçekli organizasyonların ihtiyaç duyduğu ağ izleme ve yönetimi, istemci yönetimi, erişim kontrolü gibi uçtan uca sistem güvenliği alanında gelişmiş yazılım çözümlerini gerçek zamanlı olarak sunan Gardiyan, ortaya koyduğu teknolojik vizyonu 2024 EMEA Technology Fast 500 listesinde 91’inci sırada yer alarak taçlandırdı. Geliştirdiği yenilikçi çözümlerle dijital dünyayı daha güvenli ve verimli hale getiren Gardiyan’ın hızlı büyümesini stratejik vizyonuyla buluşturmasının bir sonucu olarak elde ettiği bu başarı, Türkiye’den listeye giren 21 şirket arasında ilk üçte yer almasını sağladı. Teknoloji vizyonu, ürün mimarisi ve globaldeki stratejik duruş ile gelen başarı Müşteri memnuniyetini en üst seviyede tutarak, sürdürülebilir büyüme ve sürekli gelişim ilkelerini benimsemenin kendilerine yeni başarı kapılarını araladığını ifade eden Gardiyan CEO’su Erol Yılmaz, “Deloitte’un her yıl düzenli olarak yayınladığı EMEA Fast 500 listesi yalnızca finansal büyümeyi değil, aynı zamanda şirketlerin inovasyon gücünü, ölçeklenebilirliğini ve rekabetçi pazarlarda yarattığı etkiyi de değerlendirerek oluşturuluyor. Bu anlamda şirket olarak listede yer almamız, sadece etkileyici bir büyüme oranının değil, aynı zamanda ortaya koyduğumuz teknoloji vizyonunun, ürün mimarisinin ve global pazardaki stratejik duruşumuzun da bir yansımasını temsil ediyor. Geliştirdiğimiz öncü çözümler bugün; kamu kurumları, bankalar, enerji devleri, finansal servis sağlayıcıları ve yüksek güvenlik ihtiyacına sahip özel sektör oyuncuları tarafından tercih ediliyor. Her biri yüksek güvenlik, şeffaflık ve veri bütünlüğü talep eden bu organizasyonlar için sadece bir yazılım değil, stratejik bir kontrol merkezi işlevi görüyoruz. Bu da başarıya giden yolda en güçlü kozumuz oluyor.” dedi. “Yer aldığımız her pazarda çözüm ortağı ve yerel güvenilir oyuncu olarak konumlanıyoruz” Ürün ve teknoloji geliştirme süreçlerini Türkiye merkezli mühendislik ekibiyle yürütürken, küresel büyüme vizyonunu bölgesel derinlik ve dikey uzmanlık stratejisiyle hayata geçirdiklerini belirten Yılmaz, şu açıklamalarda bulundu: “Şirketimizin global ölçeğini yüksek potansiyele sahip bölgelerde pazara özel iletişim dili, lokal iş ortaklıkları ve güven temelli konumlandırmalar ile inşa ediyoruz. Bu kapsamda Avrupa pazarını öncelikli hedef bölge olarak seçerken, ardından Kuzey Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Amerika’da da pazar penetrasyonu için ilk adımlarımızı da atmış bulunuyoruz. Bunu başarmamızda hiç kuşku yok ki yüzde 1915 oranındaki gelir büyümemizin payı oldukça yüksek. Yer aldığımız her pazarda yalnızca ürün değil, aynı zamanda çözüm ortağı ve yerel güvenilir oyuncu olarak konumlanıyoruz. Bunun sonucunda orta vadede küresel operasyonlardan elde edeceğimiz geliri artırmayı planlıyoruz. 2025–2028 arasında çok kanallı pazarlama, ortak markalı projeler, yurt dışı ofis açılışları, stratejik iş birlikleri ve sektörel etkinlik katılımları gibi faaliyetler de iş planımızda yer alıyor. Bu yaklaşım, Gardiyan’ın yalnızca globalleşen bir yazılım firması değil; aynı zamanda Avrupa menşeili sistem güvenlik alanında yükselen bir firma olarak kalıcı yer edinmesinin teminatını üstleniyor. Kapsayıcı dijital güvenlik mimarisi, güçlü müşteri referansları, regülasyon odaklı geliştirme yaklaşımı ve kullanıcı odaklı ürün tasarımı ile yalnızca bugünün değil, dijitalleşmenin geleceğine yön verecek teknolojiler geliştirmeye devam edeceğiz.” Ayrıntılı Bilgi ve İletişim İçin; Ahmet DoğanMedya Direktörü Adres: Meşrutiyet Caddesi No:100/1 Şişhane/BeyoğluTel: 0212 255 00 12 Gsm:0536 892 88 21 http://www.brandworks.com.tr
2025 YILINDA ÜLKELERE GÖRE EMEKLİLİK YAŞLARI
Dünyada insanların çalışma hayatına son verip emekli olduğu yaş, ülkeden ülkeye oldukça farklılık gösteriyor. Bu farklar, her ülkenin ekonomik durumu, sağlık hizmetlerinin kalitesi, sosyal güvenlik sistemlerinin yapısı, nüfusun yaş ortalaması ve yaşam beklentisi gibi pek çok unsurun etkisiyle ortaya çıkıyor. 2025 yılı itibarıyla yapılan incelemelerde, Türkiye’nin emeklilik yaşı açısından dünya sıralamasında düşük pozisyonda olduğu görülüyor. Peki, Türkiye tam olarak kaçıncı sırada?Türkiye’de resmi olarak belirlenen emeklilik yaşı, erkekler için 60, kadınlar için ise 58’dir. Bu rakamlar, birçok gelişmiş ülkeye kıyasla oldukça düşük kalmaktadır. Bu durum, Türkiye’yi emeklilik yaşının en düşük olduğu ülkeler arasında ilk sıralara yerleştirmektedir. Ancak Türkiye, emeklilik yaşının gelecekte artması yönünde planlamalar yapmaktadır. Doğan her bireyin ortalama yaşam süresine göre emeklilik yaşının otomatik olarak artırılması hedeflenmektedir. Böylece sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği sağlanmaya çalışılacaktır.DÜNYADA EMEKLİLİK YAŞI NEDEN FARKLILIK GÖSTERİYOR?Emeklilik yaşı, sadece yasal bir sayıdan ibaret değildir. Aynı zamanda bir ülkenin demografik yapısının, ekonomik gücünün, sağlık altyapısının ve sosyal politikalarının önemli göstergesidir. Örneğin, yaşam süresi yüksek olan ülkelerde insanlar daha uzun yaşadığı için emeklilik yaşı da genellikle daha yüksektir. Böylece devletlerin sosyal güvenlik sistemleri üzerindeki baskı hafifletilmiş olur.Öte yandan, bazı ülkelerde ekonomik koşullar veya istihdam piyasasının durumu nedeniyle erken emeklilik teşvik edilebilir. Ya da sağlık hizmetlerinin yetersiz olduğu yerlerde çalışma hayatı insanları daha erken yaşta yıpratabilir, bu da emeklilik yaşını düşürebilir.Türkiye’de ise sağlık hizmetlerinin gelişmesiyle ortalama yaşam süresi uzamakta, ancak emeklilik yaşı henüz birçok Avrupa ülkesinin oldukça gerisindedir. Bu durum sosyal güvenlik sistemine ileride büyük yük getirebileceği için, yaş ortalamasına bağlı olarak emeklilik yaşının artırılması gündemdedir.TÜRKİYE VE DÜNYADAKİ EMEKLİLİK YAŞLARI KARŞILAŞTIRMASI2025 verilerine göre dünya genelindeki bazı ülkelerin emeklilik yaşları şu şekildedir:Suudi Arabistan: 47 yaş ile dünyanın en düşük emeklilik yaşına sahip ülkesi.Endonezya: 57 yaş.Türkiye: Erkekler için 60, kadınlar için 58 yaş.Güney Kore: 61 yaş.Brezilya: 62 yaş.Fransa: 64 yaş.Japonya ve Kanada: 65 yaş.İspanya, Birleşik Krallık, İsveç: 66 yaş.ABD: 66 ile 67 yaş arasında (kişinin doğum yılına göre değişiyor).Almanya, Norveç, Avustralya: 67 yaş.Danimarka: 70 yaş (2040 yılına kadar kademeli artış planlanıyor).Bu verilere göre Türkiye, emeklilik yaşının en düşük olduğu üçüncü ülke konumundadır. Kadınlar için ise bu sıralama daha yukarıdadır.AVRUPA ÜLKELERİNDE EMEKLİLİK YAŞI TRENDLERİAvrupa ülkeleri genel olarak emeklilik yaşını yükseltme eğilimindedir. Nüfusun yaşlanması ve çalışma çağındaki nüfusun azalması, sosyal güvenlik sistemleri üzerindeki yükü artırmaktadır. Bu nedenle birçok Avrupa ülkesi, kademeli olarak emeklilik yaşını 65-67 yaş arasına çekmiştir. Bazı ülkelerde, özellikle Danimarka’da, emeklilik yaşı 2040 yılına kadar 70 yaşına kadar çıkarılacaktır.Bu değişiklikler hem kamu finansmanının sürdürülebilirliği açısından hem de çalışanların daha uzun süre aktif kalmasının sağlanması açısından önemlidir. Ayrıca emeklilik yaşının yükseltilmesi, yaşlanan nüfusun ekonomik hayata daha uzun süre katılması anlamına gelmektedir.TÜRKİYE’DE EMEKLİLİK YAŞININ GELECEĞİTürkiye’de emeklilik yaşı halen erkekler için 60, kadınlar için 58 olarak uygulanmaktadır. Ancak bu yaşların sürdürülebilir olmadığı görüşü ağırlık kazanmaktadır. Çünkü Türkiye’de ortalama yaşam süresi artmakta ve nüfus giderek yaşlanmaktadır. Bu durum, emeklilik sisteminde ciddi finansal açıklar oluşturabilir.Bu nedenle Türkiye’de doğan bireylerin yaşam süresine bağlı olarak emeklilik yaşının kademeli ve otomatik artırılması yönünde planlar yapılmaktadır. Böyle bir sistem, ilerleyen yıllarda sosyal güvenlik sisteminin mali açıdan daha dayanıklı olmasını sağlayacaktır. Ayrıca bu uygulama, emeklilik yaşının ekonomik ve demografik gerçeklerle uyumlu hale gelmesini mümkün kılacaktır.SONUÇ OLARAKTürkiye, 2025 yılı itibarıyla dünya genelinde emeklilik yaşının en düşük olduğu ülkelerden biridir. Erkeklerde 60, kadınlarda 58 yaş olarak belirlenen bu sınır, birçok gelişmiş ülkeye göre oldukça düşüktür. Ancak…
Ticaret Bakanlığı uyardı : Banka Hesaplarınızı Kullandırmayın, Güvende Kalın
Son dönemde bazı vatandaşlarımızın, banka hesaplarını maddi menfaat karşılığında üçüncü kişilere kullandırdığı ya da hesap bilgilerini paylaşmak suretiyle çeşitli yasa dışı faaliyetlere dolaylı olarak dâhil olduğu vakalara sıklıkla rastlanmaktadır. Bu tür uygulamalar, dolandırıcılık, kara para aklama ve benzeri suçların bir parçası hâline gelmekte olup, hesap sahipleri ciddi hukuki ve cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalabilmektedir. Hesap sahibinin bilgisi dâhilinde gerçekleştirildiği kabul edilen bu tür işlemler, ilerleyen süreçte ağır mağduriyetlere ve yargı süreci sonunda hapis cezası, idari para cezası ve bankacılık işlemlerine erişimin sınırlandırılması gibi sonuçlara yol açabilmektedir. “Ben sadece hesabımı verdim, işlemi ben yapmadım.” yönündeki açıklamalar yasal sorumluluğu ortadan kaldırmamaktadır. Banka hesapları şahsa özeldir. Her türlü işlem yalnızca hesap sahibi tarafından ve şahsi ihtiyaçlar doğrultusunda gerçekleştirilmelidir. Hesap bilgileri, IBAN numaraları, banka kartları, dijital bankacılık şifreleri ve kimlik bilgileri hiçbir surette üçüncü kişilerle paylaşılmamalıdır. Bu tür bilgilerin kötü niyetli kişi veya yapılar tarafından kullanılması, hesabın yasa dışı işlemlerde araç hâline gelmesine neden olabilmektedir. Bazı kişiler kolay kazanç vaadiyle banka hesaplarını kullanmak isteyebilir. Bu tür tekliflere kesinlikle itibar edilmemeli, hesap sahibi bu işlemlerin hukuki sonuçlarından sorumlu olacağını unutmamalıdır. Bir hesap üzerinden gerçekleştirilen işlemler, ilk aşamada hesap sahibinin bilgisi ve onayı varmış gibi değerlendirilmektedir. Bu nedenle, hesabın kim tarafından ve ne amaçla kullanıldığının bilinmesi ve gerekli kontrolün sağlanması bireysel sorumluluğun bir parçasıdır. 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 15. maddesi uyarınca, kendi adına ancak başkası hesabına işlem yapan kişilerin bu durumu ilgili finansal kuruluşa yazılı olarak bildirmemesi hâlinde hapis veya adli para cezası ile karşı karşıya kalabileceği hüküm altına alınmıştır. Vatandaşlarımızın, şüpheli durumlarla karşılaştıklarında derhâl bankaları veya yetkili kurumları bilgilendirmeleri hem kendi güvenlikleri hem de toplumun huzuru açısından önem arz etmektedir. Finansal güvenliğin sağlanmasının, her şeyden önce bireyin kendi sorumluluğunda olduğunun unutulmaması gerekmektedir. Ticaret Bakanlığı olarak vatandaşlarımızdan bilinçli, dikkatli ve sorumlu şekilde hareket etmelerini, kişisel finansal bilgilerini özenle korumalarını ve bu bilgilerin üçüncü kişilerle paylaşılmasına asla izin vermemelerini önemle rica ederiz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. Kaynak : Ticaret Bakanlığı
Ticaret Bakanlığı’na Bağlı Serbest Bölgelerden Tarihi Rekor: Mayıs Ayı İhracatı 1 Milyar 180 Milyon Doları Aştı
Ticaret Bakanlığına bağlı faaliyet gösteren ve ülkemizin yatırım, üretim ve ihracatına önemli katkılar sunan serbest bölgeler, 2025 yılı Mayıs ayında ihracatta tarihi bir rekora imza attı. Geçtiğimiz yılın aynı ayında 1 milyar 60 milyon dolar olan serbest bölgeler ihracatı, bu yıl Mayıs ayında %11,2’lik artışla 1 milyar 180 milyon dolara yükseldi. Bu rakam, serbest bölgeler tarihindeki en yüksek Mayıs ayı ihracat değeri olarak kayıtlara geçti. Dış ticaret dengesine de güçlü bir katkı sağlayan serbest bölgelerde, ihracatın ithalatı karşılama oranı %163’e ulaştı. Bu oran, geçen yılın aynı dönemine kıyasla 33 puanlık bir artışı işaret ederken, dış ticaret fazlası ise 244 milyon dolardan 456 milyon dolara yükseldi. En fazla ihracat yapan bölge ise 288 milyon dolarlık performansıyla Ege Serbest Bölgesi oldu. Geçen yılın aynı ayına göre ihracatını 36 milyon dolar (%14,4) artıran bölge, liderliğini bu yıl da korudu. 2025 İLK 5 AYDA SERBEST BÖLGELERDEN İHRACATIMIZ %3,9 ARTIŞLA 5,25 MİLYAR DOLARA YÜKSELDİ 2025 Ocak-Mayıs arası ilk 5 aylık dönemde serbest bölgelerden yapılan toplam ihracat, geçen yılın aynı dönemine göre %3,9 artarak 5,25 milyar dolara çıktı. Bu değerle birlikte serbest bölgeler, Ocak-Mayıs döneminde de tüm zamanların en yüksek ihracat seviyesine ulaşmış oldu. Bu rakamla, serbest bölgeler, İstanbul, Kocaeli, Bursa, Ankara ve İzmir’in ardından Türkiye’nin en çok ihracat gerçekleştiren 5 ilinin ardına yerleşti. Ekonomik dinamizmin ve üretim gücünün simgesi haline gelen serbest bölgeler, ihracattaki ivmesini 2025’in ilk yarısında da sürdürüyor. Ülkemizde ilki 1985’te açılan, toplam 26 bin dönüm arazi üzerinde kurulu, 19 adet serbest bölgelerde bulunmaktadır. Bu serbest bölgelerde 515’i yabancı sermayeli olmak üzere, toplam 2.018 firma faaliyet göstermekte, ve yaklaşık 100 bin kişiye istihdam sağlanmaktadır. Ülkemiz ihracatının yaklaşık %5’i serbest bölgelerden gerçekleştirilmekte olup, yüksek teknolojili ürün ihracatında da bu bölgeler öncü bir rol üstlenmektedir. 2025 yılı Ocak-Mayıs ayları arasında serbest bölgelerden yapılan ihracatın %57’si orta-ileri ve yüksek teknoloji ürünlerinden oluşmuştur. Ticaret Bakanlığı olarak, önümüzdeki dönemde faaliyete geçirmeyi planladığımız yeni serbest bölgelerle birlikte, bu bölgelerin teknoloji odaklı ve yüksek katma değerli üretime dayalı stratejik ihracat üslerine dönüştürülmesine yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.
Ticaret Bakanı Bolat, ASKON Kültepe Ekonomi Zirvesi’nde Konuştu
Ticaret Bakanı Ömer Bolat – “Bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 2 büyüme gösterdik. Dünyada dış talebin düştüğü, küresel ekonomilerin küçülme gösterdiği ya da resesyona girdiği, bizde de yüksek enflasyonla mücadele etmek için iç talebin sınırlanmaya çalışıldığı bir dönemde yüzde 2 büyüme ılımlı, dengeli bir büyüme” – “‘Terörsüz Türkiye’ artık milli birlik ve kardeşlik projemizin adı oldu. Terörle mücadeleye ayrılan kaynaklar artık kalkınmaya, gelişmeye ve halkımızın refah ve satın almasını güçlendirmeye ayrılacak” – Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 2 büyüme gösterdiğini belirterek, “Dünyada dış talebin düştüğü, küresel ekonomilerin küçülme gösterdiği ya da resesyona girdiği, bizde de yüksek enflasyonla mücadele etmek için iç talebin sınırlanmaya çalışıldığı bir dönemde yüzde 2 büyüme ılımlı, dengeli bir büyüme.” dedi. 14 Haziran 2025 Bakan Bolat, Anadolu Aslanları İş Adamları Derneğince (ASKON) kentte bir otelde düzenlenen Kültepe Ekonomi Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, dünya tarihinin bilinen en eski ticaret ve ekonomi şehri unvanını taşıyan Kültepe-Kaniş Karum’da böyle bir zirvede bulunmaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Kente yapılan yatırımları ve Bakanlık olarak verdikleri destekleri anlatan Bolat, yapımı devam eden 142 kilometrelik yüksek hızlı tren demir yolunun 2026 yılının sonunda bitmesinin planlandığını bildirdi. Dünya Bankası’na göre Türkiye’nin üst gelirli ülkeler liginde yer aldığına dikkati çeken Bolat, şunları kaydetti: “Bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 2 büyüme gösterdik. Dünyada dış talebin düştüğü, küresel ekonomilerin küçülme gösterdiği ya da resesyona girdiği, bizde de yüksek enflasyonla mücadele etmek için iç talebin sınırlanmaya çalışıldığı bir dönemde yüzde 2 büyüme ılımlı, dengeli bir büyüme. Süreç devam ediyor. 19 çeyrek üst üste yaklaşık 5 yıldır hiç küçülme olmadan büyüme çizgimiz devam ediyor. Türkiye’miz yıllık oranda son 22 yılda yüzde 5,3 büyüdü. Cumhuriyetimizin ilk 78 yılında, AK Parti öncesinde yıllık ortalama yüzde 4,8 büyümüştük. Eğer bu 0,5’lik fark ilk 78 yılda da gerçekleşmiş olsaydı, biz bugün 2 trilyon dolar milli gelirden yaklaşık 22-23 bin dolar fert başına milli gelirden de bahsedebilecektik. Olsun, güçlü bir ekonomi, güçlü bir liderlik ve güçlü bir istikrarla inşallah onları da başaracağız.” Bakan Bolat, Türkiye’de bir grubun taş üstüne taş koymaya, ülkesini büyütmeye, istikrar içinde yaşatmaya, halkının refah ve satın alma gücünü arttırmaya, çevresindeki yangınlardan ülkeyi korumaya, içerideki terör belasını yok etmeye ve İsrail’in haydutluğu, barbarlığı karşısında güçlü bir kale gibi durmaya çalıştığını ifade etti. Sürekli felaket tellallığı yapıp kriz edebiyatıyla “Bunları nasıl indiririm de ben gelirim, otururum” anlayışıyla halkın göreceği zararları düşünmeden siyaset yapan da bir grup olduğunu dile getiren Bolat, şöyle devam etti: “Onun için bunları iyi bilmeliyiz ki ve bu anlamda iyi ile kötünün farkını anlayabilmeliyiz. Bir şeyin iyi olup olmadığını anlamak için önce kendimize bakmamız lazım. ‘Türkiye olarak ben neredeyim, 20 yıl önce neredeydim?’ diye iş insanları olarak bir mukayese yapın. Bir de hepiniz dünyayı dolaşıyorsunuz, dış ülkelere, oradaki rakiplerinize bir bakın. Bir de şartlara bakmak lazım. Şimdi mahallede bir ev cayır cayır yanıyor. O mahallenin içinde olan biri olarak mutlu, huzurlu olabilir miyiz? O mahalledeki sıkıntıdan olumsuz etkilenmez miyiz? En azından vicdanen içimiz yanar, üzülürüz ve biz de etkileniriz ondan.” – “Beyaz eşya üretiminde Avrupa 2’ncisi, inşaat sektöründe dünya 2’ncisiyiz” Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye’nin dünya ihracatından aldığı payı 0,55’ten yüzde 1,07’ye yükselttiğini dile getirdi. Türkiye’nin hizmetler ihracatını keşfettiği anlatan Bolat, şöyle devam etti: “2022’de 14 milyar dolardı, 116 milyar doları geçtik. Dünyadaki payımız yüzde 0,84’tü, yüzde 1,32’ye yükseldi. Amacımız yüzde 2’ye 2030’a kadar ulaştırmak. Otomotiv sektöründe 37…
İSRAİL-İRAN SAVAŞININ EKONOMİK AÇIDAN TÜRKİYE’YE OLASI ETKİLERİ
Orta Doğu’da gerilim yıllardır hiç eksik olmadı. Ancak İsrail ile İran arasında patlak verecek muhtemel bir açık savaş, bölgesel dengeleri kökten sarsacak ve yalnızca siyasal değil ekonomik sonuçları da derin olacaktır. Türkiye gibi hem jeopolitik konumu nedeniyle bu çatışmaların tam ortasında kalan hem de ekonomik olarak kırılganlık yaşayan bir ülke için, bu tür bir gelişmenin etkileri çok boyutlu olur. Enerji fiyatlarından dış ticarete, turizmden kamu maliyesine kadar uzanacak geniş bir çerçevede bu olası savaşın Türkiye ekonomisine etkilerini dört ana başlıkta detaylandıralım. 1. ENERJİ FİYATLARINDAKİ DALGALANMA VE TÜRKİYE’NİN MALİYETLERİ İran, dünya petrol rezervlerinin %10’una sahip bir ülke. Hürmüz Boğazı gibi dünya enerji ticaretinin can damarı konumundaki bir noktayı da kontrol ediyor. İsrail ile yaşanacak bir savaş, İran’ın bu boğazı kapatma ihtimalini artırır. Bu senaryo, küresel petrol fiyatlarının hızla 150 dolar/varil seviyesine çıkmasına neden olabilir. Doğal olarak bu fiyat artışı Türkiye’nin ithal enerjiye bağımlı yapısını derinden sarsar. Türkiye, 2024 itibarıyla yıllık enerji ithalatına yaklaşık 80-90 milyar dolar harcamakta. Brent petrolün 100 doları aşması halinde bu rakam 120 milyar doları geçebilir. Bu artış, hem cari açıkta patlamaya yol açar hem de Türk Lirası üzerindeki baskıyı büyütür. Enerji zamları doğrudan akaryakıta, sanayi maliyetlerine ve hane halkı faturalarına yansır. Zaten yüksek olan enflasyon, savaş etkisiyle yeniden çift haneli hiper seviyelere çıkabilir. Türkiye’nin enflasyonla mücadele politikaları da sekteye uğrar. Ayrıca İran gazına da önemli ölçüde bağımlı olan Türkiye, savaşla birlikte gaz tedarikinde ciddi aksamalar yaşayabilir. Alternatif kaynaklara yönelmek (örneğin LNG ithalatı) hem zaman alır hem de çok daha pahalıya mal olur. Bu durum, enerji güvenliği açısından stratejik bir kırılma anlamına gelir. 2. TİCARET KANALLARINDA DARALMA VE BÖLGESEL LOJİSTİKTE KIRILMA İran’la doğrudan, İsrail’le dolaylı olarak ticari ilişkileri olan Türkiye, savaşın başlamasıyla birlikte ciddi ticari daralma riskiyle karşı karşıya kalır. İran üzerinden yapılan transit taşımacılık durabilir. Bu durum Orta Asya’ya yönelik ihracat rotalarını kesintiye uğratır. Ayrıca İran ile ticaret yapan binlerce KOBİ ciddi gelir kaybı yaşar. İsrail-Türkiye ticareti son yıllarda artan bir ivme göstermekteydi. Özellikle savunma, teknoloji ve tarım ürünleri ticareti bu iki ülke arasında gelişmişti. Ancak savaşın patlak vermesi, kamuoyu baskısı ve siyasi gerginlik nedeniyle ticari ilişkilerin donmasına yol açabilir. Türkiye, bu pazarda kazandığı konumunu kaybedebilir. Daha geniş ölçekte bakıldığında ise Orta Doğu genelindeki savaş ortamı, Türkiye’nin “lojistik köprü” olma rolünü zayıflatır. Çin’in “Kuşak ve Yol” projesi kapsamında Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan kara taşımacılığı yolları, savaş nedeniyle askıya alınabilir ya da riskli hale gelir. Bu da Türkiye’nin uluslararası lojistik avantajını sekteye uğratır. 3. TURİZM VE SERMAYE AKIMLARINDA GERİLEME Savaş haberlerinin, roket saldırılarının ve bölgesel istikrarsızlık görüntülerinin medyada yaygınlaşması, Türkiye gibi turizme dayalı ekonomilerde sert düşüşlere neden olur. Türkiye’nin 2024 yılında turizmden elde etmeyi hedeflediği gelir yaklaşık 60 milyar dolar seviyesindedir. Orta Doğu’da çıkan bir savaş, özellikle Avrupa ve Uzak Doğu turistlerinin Türkiye’ye olan ilgisini azaltır. Yüksek sezonda yaşanacak rezervasyon iptalleri, döviz girdisini baltalar ve istihdam kayıplarına yol açar. Aynı şekilde yabancı yatırımcı algısı da zarar görür. Türkiye hâlihazırda risk primi yüksek, CDS (kredi risk primi) 300 puan civarında olan bir ülke konumunda. İsrail-İran savaşı, Türkiye’yi jeopolitik risk haritalarında daha da yukarı taşıyacaktır. Bu durum, yatırımcıların “güvenli liman” arayışına girmesine ve Türkiye’den sermaye çıkışına neden olabilir. Merkez Bankası’nın rezervleri zaten baskı altındayken bu tarz bir sermaye kaçışı, döviz kuru üzerinde ciddi bir baskı yaratır. 4. KAMU MALİYESİ, ENFLASYON VE…
HİNDİSTAN ÜLKEMİZE BOYKOTA BAŞLADI
Hindistan’da Türkiye’ye yönelik başlatılan boykot kampanyası, kısa sürede büyüyerek ulusal düzeyde geniş kapsamlı bir harekete dönüştü. “Önce Millet” (India First) sloganıyla yola çıkan kampanya, Türkiye’nin Pakistan’a verdiği açık destekle birlikte daha da sertleşti. Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Pakistan ile dayanışma mesajları ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın 7 Mayıs tarihinde Hindistan’a yönelik eleştirel açıklamaları, Hindistan kamuoyunda büyük tepkilere yol açtı. Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamada, Hindistan’ın 6 Mayıs’ta Pakistan kontrolündeki bölgelere düzenlediği saldırıların savaş riskini artırdığına dikkat çekilmiş ve iki tarafa da sağduyu çağrısı yapılmıştı. Ancak bu çağrı Hindistan’da “tek taraflı tutum” olarak algılandı ve Hindistan hükümeti ile halkı arasında Türkiye’ye karşı güçlü bir tepki doğmasına neden oldu. Boykot hareketi ilk olarak Hint vatandaşlarının Türkiye’ye yönelik turistik seyahatlerini iptal etmesiyle başladı. Ancak bu protesto kısa sürede ekonomik ilişkilere de sıçradı. Türkiye’nin, Pakistan’a insansız hava araçları (İHA/SİHA) sağladığı yönündeki iddialar Hindistan’da geniş yankı buldu ve kamuoyunda Türkiye’ye yönelik tepkilerin daha da artmasına neden oldu. Bu gelişmeler ışığında Hint hükümeti, Türkiye ile olan bazı ticari ve akademik iş birliklerini askıya alma kararı aldı. En somut adımlardan biri, Türk havacılık hizmetleri şirketi Çelebi’ye karşı atıldı. Çelebi, Delhi, Mumbai ve Bengaluru dahil olmak üzere Hindistan’daki dokuz büyük havalimanında yer hizmetleri sunuyordu. Ancak Hindistan Sivil Havacılık Otoritesi, bu şirketin güvenlik lisanslarını iptal etti. Şirket, faaliyetlerini geçici olarak durdurduğunu ve yasal haklarını kullanmak için girişim başlattığını açıkladı. Sadece özel sektör değil, akademik iş birlikleri de bu krizden etkilendi. Birçok Hint üniversitesi, Türk üniversiteleriyle yürütülen öğrenci değişim programları, ortak araştırma projeleri ve bilimsel etkinlikleri durdurma kararı aldı. Bu durum, kültürel ve akademik ilişkiler açısından ciddi bir kopuşun sinyalini verdi. Hindistan’daki en büyük dağıtım kuruluşlarından biri olan Tüm Hindistan Tüketici Ürünleri Distribütörleri Federasyonu (AICPDF), Türkiye’den ithal edilen tüm ürünlere “süresiz ve tam boykot” uygulanacağını duyurdu. Bu karar, ülke genelinde yaklaşık 13 milyon perakendeciyi kapsıyor. Boykot listesine giren ürünler arasında çikolata, gofret, bisküvi, reçel, zeytinyağı, lokum, cilt bakım ürünleri ve kişisel temizlik ürünleri bulunuyor. Federasyon yetkilileri, Türkiye’nin “dost olmayan tutumu” karşısında bu kararı almak zorunda kaldıklarını ifade etti. Ayrıca tekstil sektöründe de ciddi yaptırımlar uygulanmaya başlandı. Türkiye’nin önde gelen giyim markaları olan Trendyol, LC Waikiki ve Mavi, Hindistan’daki büyük e-ticaret sitelerinden çıkarıldı. Böylece bu markaların Hindistan’daki dijital pazarlarda satış yapmaları engellenmiş oldu. Bu durum, Türk tekstil sektörünün Hindistan gibi büyük ve büyüyen bir pazardaki varlığını ciddi anlamda zayıflatabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Hint medyasında çıkan analizlerde, Türkiye’ye karşı alınan bu boykot kararlarının uzun vadede iki ülke arasındaki ticari dengeleri etkileyeceği vurgulanıyor. Türkiye’nin Hindistan’a yıllık ihracatı yaklaşık 1,5 milyar dolar seviyesinde. Uzmanlar, boykotun kalıcı hale gelmesi durumunda bu rakamda ciddi düşüşler yaşanabileceğini öngörüyor. Sonuç olarak, Hindistan ile Türkiye arasında yaşanan bu diplomatik kriz, sadece siyasi söylemlerle sınırlı kalmayıp ekonomik ve akademik alanlara da sıçramış durumda. Boykotun kapsamı genişledikçe, iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da gerilemesi olası görünüyor. Türkiye’nin bu sürece nasıl yanıt vereceği ise merakla bekleniyor. ZAFER ÖZCİVAN – Ekonomist-Yazar – zozcivan@hotmail.com
TRUMP’IN ÇİN TARİFELERİNİN AVRUPA BORSALARINA ETKİLERİ
Avrupa’da hisse senedi piyasaları, haftaya önemli kayıplarla başladı. Bu düşüşün başlıca nedeni, ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’den ithal edilen çelik ürünlerine uygulanan tarifeleri artıracağını açıklaması oldu. Trump’ın bu çıkışı, sadece ticaret politikalarında değil, küresel ekonomik dengelerde de önemli etkiler yarattı. Avrupa gibi dış ticarete dayalı ekonomilerin yer aldığı bir bölgede, böyle bir açıklama haliyle piyasa oyuncularının risk algısını yükseltti ve satış baskısını artırdı. AVRUPA BORSALARINDA GENEL GÖRÜNÜM Avrupa’nın genel performansını yansıtan Stoxx Europe 600 endeksi haftaya yüzde 0,6’lık bir düşüşle başladı ve 545,22 puana geriledi. Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,9 düşerek 23.800 puana kadar indi. Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya’nın sanayi üretimi ve dış ticaret fazlası göz önünde bulundurulduğunda, bu tür gelişmelere karşı duyarlılığı oldukça yüksek. İngiltere borsası da bu dalgalanmalardan nasibini aldı. FTSE 100 endeksi, yüzde 0,3’lük bir kayıpla 8.744 puanda işlem görürken, İtalya’nın FTSE MIB 30 endeksi yüzde 0,4 gerileyerek 39.914 puana indi. Fransa’da CAC 40 endeksi, yüzde 1’lik düşüşle 7.676,64 puana gerilerken, İspanya’nın IBEX 35 endeksi de yüzde 0,2 düşüşle 14.122,46 puanda işlem gördü. Bu tablo, Avrupa genelinde yatırımcıların endişeli olduğunu ve riskten kaçındıklarını gösteriyor. Trump’ın açıklamaları özellikle sanayi ve ihracat odaklı şirket hisselerinde satışları tetikledi. TRUMP’IN ÇİN’E YÖNELİK HAMLESİ NE ANLAMA GELİYOR? Trump, göreve geldiği dönemde olduğu gibi yeniden korumacı ticaret politikalarını öne çıkarıyor. Çin’e karşı alınan bu yeni gümrük vergisi kararı, ABD’nin seçim atmosferine yaklaştığı bir dönemde popülist politikaların tekrar gündeme geldiğine işaret ediyor. Ancak bu tür adımlar, sadece Çin ekonomisini değil, küresel çapta tüm tedarik zincirlerini ve üretim faaliyetlerini etkiliyor. Özellikle Avrupa gibi Çin ile ticaret yapan ülkelerde, bu durum doğrudan ihracat gelirlerini ve büyüme beklentilerini tehdit ediyor. Dolayısıyla Trump’ın bu söylemi sadece ABD-Çin ilişkilerini değil, Avrupa’nın ekonomik istikrarını da ciddi şekilde etkileyebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Bu gelişmenin ardından yatırımcılar güvenli limanlara yönelirken, hisse senedi piyasalarında satışlar hızlandı. Özellikle çelik ve ağır sanayi sektörüne bağlı firmalarda sert düşüşler görüldü. GÖZLER VERİLERDE VE POWELL’IN KONUŞMASINDA Bugün yatırımcıların radarında yalnızca Trump’ın açıklamaları yok. Aynı zamanda Avrupa’da açıklanacak imalat sanayi PMI (Satın alma Yöneticileri Endeksi) verileri de büyük önem taşıyor. PMI verileri, ekonominin üretim tarafının genişleyip genişlemediğine dair önemli sinyaller sunar. Son aylarda üretim tarafında gözlenen zayıflama, Avrupa’da büyümenin yavaşladığına işaret ediyor ve bu durum resesyon korkularını yeniden gündeme getiriyor. Buna paralel olarak, ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell’ın yapacağı açıklamalar da piyasalar açısından büyük önem taşıyor. Powell’ın faiz politikası hakkında vereceği sinyaller, doların değerinden emtia fiyatlarına kadar birçok alanı etkileyebilir. Eğer Powell, sıkı para politikasına devam edileceğine işaret ederse, bu Avrupa borsaları için daha da olumsuz bir senaryo yaratabilir. JEOPOLİTİK GERİLİMLER: RUSYA-UKRAYNA VE İSTANBUL GÖRÜŞMELERİ Bir diğer önemli gelişme ise Rusya-Ukrayna Savaşı’nda çatışmaların yeniden şiddetlenmesi oldu. Bu durumun ardından, gözler bir kez daha Türkiye’ye çevrildi. İstanbul’da bugün yapılacak diplomatik görüşmeler, Avrupa’daki yatırımcılar tarafından yakından takip ediliyor. Jeopolitik belirsizliklerin artması, enerji fiyatlarını ve özellikle enerjiye bağımlı ülkelerin borsa performanslarını doğrudan etkiliyor. Avrupa’nın doğusunda artan gerginlikler, yatırımcıların güvenli varlıklara yönelmesine neden oluyor. Bu durum da borsalarda satış baskısını artırıyor. Türkiye’nin arabuluculuk girişimleri Avrupa’da yakından izleniyor, ancak piyasaların şu aşamada bu girişimlere sınırlı bir iyimserlikle yaklaştığı görülüyor. İNGİLTERE KONUT VERİSİ POZİTİF AMA SINIRLI ETKİLİ Bugün açıklanan verilere göre, İngiltere’de konut fiyat endeksi aylık bazda yüzde 0,5, yıllık bazda ise yüzde 3,5 oranında arttı. Bu veriler piyasa…

































