Ticaret Bakanlığı’na Bağlı Serbest Bölgelerden Tarihi Rekor: Mayıs Ayı İhracatı 1 Milyar 180 Milyon Doları Aştı
Ticaret Bakanlığına bağlı faaliyet gösteren ve ülkemizin yatırım, üretim ve ihracatına önemli katkılar sunan serbest bölgeler, 2025 yılı Mayıs ayında ihracatta tarihi bir rekora imza attı. Geçtiğimiz yılın aynı ayında 1 milyar 60 milyon dolar olan serbest bölgeler ihracatı, bu yıl Mayıs ayında %11,2’lik artışla 1 milyar 180 milyon dolara yükseldi. Bu rakam, serbest bölgeler tarihindeki en yüksek Mayıs ayı ihracat değeri olarak kayıtlara geçti. Dış ticaret dengesine de güçlü bir katkı sağlayan serbest bölgelerde, ihracatın ithalatı karşılama oranı %163’e ulaştı. Bu oran, geçen yılın aynı dönemine kıyasla 33 puanlık bir artışı işaret ederken, dış ticaret fazlası ise 244 milyon dolardan 456 milyon dolara yükseldi. En fazla ihracat yapan bölge ise 288 milyon dolarlık performansıyla Ege Serbest Bölgesi oldu. Geçen yılın aynı ayına göre ihracatını 36 milyon dolar (%14,4) artıran bölge, liderliğini bu yıl da korudu. 2025 İLK 5 AYDA SERBEST BÖLGELERDEN İHRACATIMIZ %3,9 ARTIŞLA 5,25 MİLYAR DOLARA YÜKSELDİ 2025 Ocak-Mayıs arası ilk 5 aylık dönemde serbest bölgelerden yapılan toplam ihracat, geçen yılın aynı dönemine göre %3,9 artarak 5,25 milyar dolara çıktı. Bu değerle birlikte serbest bölgeler, Ocak-Mayıs döneminde de tüm zamanların en yüksek ihracat seviyesine ulaşmış oldu. Bu rakamla, serbest bölgeler, İstanbul, Kocaeli, Bursa, Ankara ve İzmir’in ardından Türkiye’nin en çok ihracat gerçekleştiren 5 ilinin ardına yerleşti. Ekonomik dinamizmin ve üretim gücünün simgesi haline gelen serbest bölgeler, ihracattaki ivmesini 2025’in ilk yarısında da sürdürüyor. Ülkemizde ilki 1985’te açılan, toplam 26 bin dönüm arazi üzerinde kurulu, 19 adet serbest bölgelerde bulunmaktadır. Bu serbest bölgelerde 515’i yabancı sermayeli olmak üzere, toplam 2.018 firma faaliyet göstermekte, ve yaklaşık 100 bin kişiye istihdam sağlanmaktadır. Ülkemiz ihracatının yaklaşık %5’i serbest bölgelerden gerçekleştirilmekte olup, yüksek teknolojili ürün ihracatında da bu bölgeler öncü bir rol üstlenmektedir. 2025 yılı Ocak-Mayıs ayları arasında serbest bölgelerden yapılan ihracatın %57’si orta-ileri ve yüksek teknoloji ürünlerinden oluşmuştur. Ticaret Bakanlığı olarak, önümüzdeki dönemde faaliyete geçirmeyi planladığımız yeni serbest bölgelerle birlikte, bu bölgelerin teknoloji odaklı ve yüksek katma değerli üretime dayalı stratejik ihracat üslerine dönüştürülmesine yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.
Ticaret Bakanı Bolat, ASKON Kültepe Ekonomi Zirvesi’nde Konuştu
Ticaret Bakanı Ömer Bolat – “Bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 2 büyüme gösterdik. Dünyada dış talebin düştüğü, küresel ekonomilerin küçülme gösterdiği ya da resesyona girdiği, bizde de yüksek enflasyonla mücadele etmek için iç talebin sınırlanmaya çalışıldığı bir dönemde yüzde 2 büyüme ılımlı, dengeli bir büyüme” – “‘Terörsüz Türkiye’ artık milli birlik ve kardeşlik projemizin adı oldu. Terörle mücadeleye ayrılan kaynaklar artık kalkınmaya, gelişmeye ve halkımızın refah ve satın almasını güçlendirmeye ayrılacak” – Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 2 büyüme gösterdiğini belirterek, “Dünyada dış talebin düştüğü, küresel ekonomilerin küçülme gösterdiği ya da resesyona girdiği, bizde de yüksek enflasyonla mücadele etmek için iç talebin sınırlanmaya çalışıldığı bir dönemde yüzde 2 büyüme ılımlı, dengeli bir büyüme.” dedi. 14 Haziran 2025 Bakan Bolat, Anadolu Aslanları İş Adamları Derneğince (ASKON) kentte bir otelde düzenlenen Kültepe Ekonomi Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, dünya tarihinin bilinen en eski ticaret ve ekonomi şehri unvanını taşıyan Kültepe-Kaniş Karum’da böyle bir zirvede bulunmaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Kente yapılan yatırımları ve Bakanlık olarak verdikleri destekleri anlatan Bolat, yapımı devam eden 142 kilometrelik yüksek hızlı tren demir yolunun 2026 yılının sonunda bitmesinin planlandığını bildirdi. Dünya Bankası’na göre Türkiye’nin üst gelirli ülkeler liginde yer aldığına dikkati çeken Bolat, şunları kaydetti: “Bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 2 büyüme gösterdik. Dünyada dış talebin düştüğü, küresel ekonomilerin küçülme gösterdiği ya da resesyona girdiği, bizde de yüksek enflasyonla mücadele etmek için iç talebin sınırlanmaya çalışıldığı bir dönemde yüzde 2 büyüme ılımlı, dengeli bir büyüme. Süreç devam ediyor. 19 çeyrek üst üste yaklaşık 5 yıldır hiç küçülme olmadan büyüme çizgimiz devam ediyor. Türkiye’miz yıllık oranda son 22 yılda yüzde 5,3 büyüdü. Cumhuriyetimizin ilk 78 yılında, AK Parti öncesinde yıllık ortalama yüzde 4,8 büyümüştük. Eğer bu 0,5’lik fark ilk 78 yılda da gerçekleşmiş olsaydı, biz bugün 2 trilyon dolar milli gelirden yaklaşık 22-23 bin dolar fert başına milli gelirden de bahsedebilecektik. Olsun, güçlü bir ekonomi, güçlü bir liderlik ve güçlü bir istikrarla inşallah onları da başaracağız.” Bakan Bolat, Türkiye’de bir grubun taş üstüne taş koymaya, ülkesini büyütmeye, istikrar içinde yaşatmaya, halkının refah ve satın alma gücünü arttırmaya, çevresindeki yangınlardan ülkeyi korumaya, içerideki terör belasını yok etmeye ve İsrail’in haydutluğu, barbarlığı karşısında güçlü bir kale gibi durmaya çalıştığını ifade etti. Sürekli felaket tellallığı yapıp kriz edebiyatıyla “Bunları nasıl indiririm de ben gelirim, otururum” anlayışıyla halkın göreceği zararları düşünmeden siyaset yapan da bir grup olduğunu dile getiren Bolat, şöyle devam etti: “Onun için bunları iyi bilmeliyiz ki ve bu anlamda iyi ile kötünün farkını anlayabilmeliyiz. Bir şeyin iyi olup olmadığını anlamak için önce kendimize bakmamız lazım. ‘Türkiye olarak ben neredeyim, 20 yıl önce neredeydim?’ diye iş insanları olarak bir mukayese yapın. Bir de hepiniz dünyayı dolaşıyorsunuz, dış ülkelere, oradaki rakiplerinize bir bakın. Bir de şartlara bakmak lazım. Şimdi mahallede bir ev cayır cayır yanıyor. O mahallenin içinde olan biri olarak mutlu, huzurlu olabilir miyiz? O mahalledeki sıkıntıdan olumsuz etkilenmez miyiz? En azından vicdanen içimiz yanar, üzülürüz ve biz de etkileniriz ondan.” – “Beyaz eşya üretiminde Avrupa 2’ncisi, inşaat sektöründe dünya 2’ncisiyiz” Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye’nin dünya ihracatından aldığı payı 0,55’ten yüzde 1,07’ye yükselttiğini dile getirdi. Türkiye’nin hizmetler ihracatını keşfettiği anlatan Bolat, şöyle devam etti: “2022’de 14 milyar dolardı, 116 milyar doları geçtik. Dünyadaki payımız yüzde 0,84’tü, yüzde 1,32’ye yükseldi. Amacımız yüzde 2’ye 2030’a kadar ulaştırmak. Otomotiv sektöründe 37…
İSRAİL-İRAN SAVAŞININ EKONOMİK AÇIDAN TÜRKİYE’YE OLASI ETKİLERİ
Orta Doğu’da gerilim yıllardır hiç eksik olmadı. Ancak İsrail ile İran arasında patlak verecek muhtemel bir açık savaş, bölgesel dengeleri kökten sarsacak ve yalnızca siyasal değil ekonomik sonuçları da derin olacaktır. Türkiye gibi hem jeopolitik konumu nedeniyle bu çatışmaların tam ortasında kalan hem de ekonomik olarak kırılganlık yaşayan bir ülke için, bu tür bir gelişmenin etkileri çok boyutlu olur. Enerji fiyatlarından dış ticarete, turizmden kamu maliyesine kadar uzanacak geniş bir çerçevede bu olası savaşın Türkiye ekonomisine etkilerini dört ana başlıkta detaylandıralım. 1. ENERJİ FİYATLARINDAKİ DALGALANMA VE TÜRKİYE’NİN MALİYETLERİ İran, dünya petrol rezervlerinin %10’una sahip bir ülke. Hürmüz Boğazı gibi dünya enerji ticaretinin can damarı konumundaki bir noktayı da kontrol ediyor. İsrail ile yaşanacak bir savaş, İran’ın bu boğazı kapatma ihtimalini artırır. Bu senaryo, küresel petrol fiyatlarının hızla 150 dolar/varil seviyesine çıkmasına neden olabilir. Doğal olarak bu fiyat artışı Türkiye’nin ithal enerjiye bağımlı yapısını derinden sarsar. Türkiye, 2024 itibarıyla yıllık enerji ithalatına yaklaşık 80-90 milyar dolar harcamakta. Brent petrolün 100 doları aşması halinde bu rakam 120 milyar doları geçebilir. Bu artış, hem cari açıkta patlamaya yol açar hem de Türk Lirası üzerindeki baskıyı büyütür. Enerji zamları doğrudan akaryakıta, sanayi maliyetlerine ve hane halkı faturalarına yansır. Zaten yüksek olan enflasyon, savaş etkisiyle yeniden çift haneli hiper seviyelere çıkabilir. Türkiye’nin enflasyonla mücadele politikaları da sekteye uğrar. Ayrıca İran gazına da önemli ölçüde bağımlı olan Türkiye, savaşla birlikte gaz tedarikinde ciddi aksamalar yaşayabilir. Alternatif kaynaklara yönelmek (örneğin LNG ithalatı) hem zaman alır hem de çok daha pahalıya mal olur. Bu durum, enerji güvenliği açısından stratejik bir kırılma anlamına gelir. 2. TİCARET KANALLARINDA DARALMA VE BÖLGESEL LOJİSTİKTE KIRILMA İran’la doğrudan, İsrail’le dolaylı olarak ticari ilişkileri olan Türkiye, savaşın başlamasıyla birlikte ciddi ticari daralma riskiyle karşı karşıya kalır. İran üzerinden yapılan transit taşımacılık durabilir. Bu durum Orta Asya’ya yönelik ihracat rotalarını kesintiye uğratır. Ayrıca İran ile ticaret yapan binlerce KOBİ ciddi gelir kaybı yaşar. İsrail-Türkiye ticareti son yıllarda artan bir ivme göstermekteydi. Özellikle savunma, teknoloji ve tarım ürünleri ticareti bu iki ülke arasında gelişmişti. Ancak savaşın patlak vermesi, kamuoyu baskısı ve siyasi gerginlik nedeniyle ticari ilişkilerin donmasına yol açabilir. Türkiye, bu pazarda kazandığı konumunu kaybedebilir. Daha geniş ölçekte bakıldığında ise Orta Doğu genelindeki savaş ortamı, Türkiye’nin “lojistik köprü” olma rolünü zayıflatır. Çin’in “Kuşak ve Yol” projesi kapsamında Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan kara taşımacılığı yolları, savaş nedeniyle askıya alınabilir ya da riskli hale gelir. Bu da Türkiye’nin uluslararası lojistik avantajını sekteye uğratır. 3. TURİZM VE SERMAYE AKIMLARINDA GERİLEME Savaş haberlerinin, roket saldırılarının ve bölgesel istikrarsızlık görüntülerinin medyada yaygınlaşması, Türkiye gibi turizme dayalı ekonomilerde sert düşüşlere neden olur. Türkiye’nin 2024 yılında turizmden elde etmeyi hedeflediği gelir yaklaşık 60 milyar dolar seviyesindedir. Orta Doğu’da çıkan bir savaş, özellikle Avrupa ve Uzak Doğu turistlerinin Türkiye’ye olan ilgisini azaltır. Yüksek sezonda yaşanacak rezervasyon iptalleri, döviz girdisini baltalar ve istihdam kayıplarına yol açar. Aynı şekilde yabancı yatırımcı algısı da zarar görür. Türkiye hâlihazırda risk primi yüksek, CDS (kredi risk primi) 300 puan civarında olan bir ülke konumunda. İsrail-İran savaşı, Türkiye’yi jeopolitik risk haritalarında daha da yukarı taşıyacaktır. Bu durum, yatırımcıların “güvenli liman” arayışına girmesine ve Türkiye’den sermaye çıkışına neden olabilir. Merkez Bankası’nın rezervleri zaten baskı altındayken bu tarz bir sermaye kaçışı, döviz kuru üzerinde ciddi bir baskı yaratır. 4. KAMU MALİYESİ, ENFLASYON VE…
HİNDİSTAN ÜLKEMİZE BOYKOTA BAŞLADI
Hindistan’da Türkiye’ye yönelik başlatılan boykot kampanyası, kısa sürede büyüyerek ulusal düzeyde geniş kapsamlı bir harekete dönüştü. “Önce Millet” (India First) sloganıyla yola çıkan kampanya, Türkiye’nin Pakistan’a verdiği açık destekle birlikte daha da sertleşti. Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Pakistan ile dayanışma mesajları ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın 7 Mayıs tarihinde Hindistan’a yönelik eleştirel açıklamaları, Hindistan kamuoyunda büyük tepkilere yol açtı. Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamada, Hindistan’ın 6 Mayıs’ta Pakistan kontrolündeki bölgelere düzenlediği saldırıların savaş riskini artırdığına dikkat çekilmiş ve iki tarafa da sağduyu çağrısı yapılmıştı. Ancak bu çağrı Hindistan’da “tek taraflı tutum” olarak algılandı ve Hindistan hükümeti ile halkı arasında Türkiye’ye karşı güçlü bir tepki doğmasına neden oldu. Boykot hareketi ilk olarak Hint vatandaşlarının Türkiye’ye yönelik turistik seyahatlerini iptal etmesiyle başladı. Ancak bu protesto kısa sürede ekonomik ilişkilere de sıçradı. Türkiye’nin, Pakistan’a insansız hava araçları (İHA/SİHA) sağladığı yönündeki iddialar Hindistan’da geniş yankı buldu ve kamuoyunda Türkiye’ye yönelik tepkilerin daha da artmasına neden oldu. Bu gelişmeler ışığında Hint hükümeti, Türkiye ile olan bazı ticari ve akademik iş birliklerini askıya alma kararı aldı. En somut adımlardan biri, Türk havacılık hizmetleri şirketi Çelebi’ye karşı atıldı. Çelebi, Delhi, Mumbai ve Bengaluru dahil olmak üzere Hindistan’daki dokuz büyük havalimanında yer hizmetleri sunuyordu. Ancak Hindistan Sivil Havacılık Otoritesi, bu şirketin güvenlik lisanslarını iptal etti. Şirket, faaliyetlerini geçici olarak durdurduğunu ve yasal haklarını kullanmak için girişim başlattığını açıkladı. Sadece özel sektör değil, akademik iş birlikleri de bu krizden etkilendi. Birçok Hint üniversitesi, Türk üniversiteleriyle yürütülen öğrenci değişim programları, ortak araştırma projeleri ve bilimsel etkinlikleri durdurma kararı aldı. Bu durum, kültürel ve akademik ilişkiler açısından ciddi bir kopuşun sinyalini verdi. Hindistan’daki en büyük dağıtım kuruluşlarından biri olan Tüm Hindistan Tüketici Ürünleri Distribütörleri Federasyonu (AICPDF), Türkiye’den ithal edilen tüm ürünlere “süresiz ve tam boykot” uygulanacağını duyurdu. Bu karar, ülke genelinde yaklaşık 13 milyon perakendeciyi kapsıyor. Boykot listesine giren ürünler arasında çikolata, gofret, bisküvi, reçel, zeytinyağı, lokum, cilt bakım ürünleri ve kişisel temizlik ürünleri bulunuyor. Federasyon yetkilileri, Türkiye’nin “dost olmayan tutumu” karşısında bu kararı almak zorunda kaldıklarını ifade etti. Ayrıca tekstil sektöründe de ciddi yaptırımlar uygulanmaya başlandı. Türkiye’nin önde gelen giyim markaları olan Trendyol, LC Waikiki ve Mavi, Hindistan’daki büyük e-ticaret sitelerinden çıkarıldı. Böylece bu markaların Hindistan’daki dijital pazarlarda satış yapmaları engellenmiş oldu. Bu durum, Türk tekstil sektörünün Hindistan gibi büyük ve büyüyen bir pazardaki varlığını ciddi anlamda zayıflatabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Hint medyasında çıkan analizlerde, Türkiye’ye karşı alınan bu boykot kararlarının uzun vadede iki ülke arasındaki ticari dengeleri etkileyeceği vurgulanıyor. Türkiye’nin Hindistan’a yıllık ihracatı yaklaşık 1,5 milyar dolar seviyesinde. Uzmanlar, boykotun kalıcı hale gelmesi durumunda bu rakamda ciddi düşüşler yaşanabileceğini öngörüyor. Sonuç olarak, Hindistan ile Türkiye arasında yaşanan bu diplomatik kriz, sadece siyasi söylemlerle sınırlı kalmayıp ekonomik ve akademik alanlara da sıçramış durumda. Boykotun kapsamı genişledikçe, iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da gerilemesi olası görünüyor. Türkiye’nin bu sürece nasıl yanıt vereceği ise merakla bekleniyor. ZAFER ÖZCİVAN – Ekonomist-Yazar – zozcivan@hotmail.com
TRUMP’IN ÇİN TARİFELERİNİN AVRUPA BORSALARINA ETKİLERİ
Avrupa’da hisse senedi piyasaları, haftaya önemli kayıplarla başladı. Bu düşüşün başlıca nedeni, ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’den ithal edilen çelik ürünlerine uygulanan tarifeleri artıracağını açıklaması oldu. Trump’ın bu çıkışı, sadece ticaret politikalarında değil, küresel ekonomik dengelerde de önemli etkiler yarattı. Avrupa gibi dış ticarete dayalı ekonomilerin yer aldığı bir bölgede, böyle bir açıklama haliyle piyasa oyuncularının risk algısını yükseltti ve satış baskısını artırdı. AVRUPA BORSALARINDA GENEL GÖRÜNÜM Avrupa’nın genel performansını yansıtan Stoxx Europe 600 endeksi haftaya yüzde 0,6’lık bir düşüşle başladı ve 545,22 puana geriledi. Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 0,9 düşerek 23.800 puana kadar indi. Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya’nın sanayi üretimi ve dış ticaret fazlası göz önünde bulundurulduğunda, bu tür gelişmelere karşı duyarlılığı oldukça yüksek. İngiltere borsası da bu dalgalanmalardan nasibini aldı. FTSE 100 endeksi, yüzde 0,3’lük bir kayıpla 8.744 puanda işlem görürken, İtalya’nın FTSE MIB 30 endeksi yüzde 0,4 gerileyerek 39.914 puana indi. Fransa’da CAC 40 endeksi, yüzde 1’lik düşüşle 7.676,64 puana gerilerken, İspanya’nın IBEX 35 endeksi de yüzde 0,2 düşüşle 14.122,46 puanda işlem gördü. Bu tablo, Avrupa genelinde yatırımcıların endişeli olduğunu ve riskten kaçındıklarını gösteriyor. Trump’ın açıklamaları özellikle sanayi ve ihracat odaklı şirket hisselerinde satışları tetikledi. TRUMP’IN ÇİN’E YÖNELİK HAMLESİ NE ANLAMA GELİYOR? Trump, göreve geldiği dönemde olduğu gibi yeniden korumacı ticaret politikalarını öne çıkarıyor. Çin’e karşı alınan bu yeni gümrük vergisi kararı, ABD’nin seçim atmosferine yaklaştığı bir dönemde popülist politikaların tekrar gündeme geldiğine işaret ediyor. Ancak bu tür adımlar, sadece Çin ekonomisini değil, küresel çapta tüm tedarik zincirlerini ve üretim faaliyetlerini etkiliyor. Özellikle Avrupa gibi Çin ile ticaret yapan ülkelerde, bu durum doğrudan ihracat gelirlerini ve büyüme beklentilerini tehdit ediyor. Dolayısıyla Trump’ın bu söylemi sadece ABD-Çin ilişkilerini değil, Avrupa’nın ekonomik istikrarını da ciddi şekilde etkileyebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Bu gelişmenin ardından yatırımcılar güvenli limanlara yönelirken, hisse senedi piyasalarında satışlar hızlandı. Özellikle çelik ve ağır sanayi sektörüne bağlı firmalarda sert düşüşler görüldü. GÖZLER VERİLERDE VE POWELL’IN KONUŞMASINDA Bugün yatırımcıların radarında yalnızca Trump’ın açıklamaları yok. Aynı zamanda Avrupa’da açıklanacak imalat sanayi PMI (Satın alma Yöneticileri Endeksi) verileri de büyük önem taşıyor. PMI verileri, ekonominin üretim tarafının genişleyip genişlemediğine dair önemli sinyaller sunar. Son aylarda üretim tarafında gözlenen zayıflama, Avrupa’da büyümenin yavaşladığına işaret ediyor ve bu durum resesyon korkularını yeniden gündeme getiriyor. Buna paralel olarak, ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell’ın yapacağı açıklamalar da piyasalar açısından büyük önem taşıyor. Powell’ın faiz politikası hakkında vereceği sinyaller, doların değerinden emtia fiyatlarına kadar birçok alanı etkileyebilir. Eğer Powell, sıkı para politikasına devam edileceğine işaret ederse, bu Avrupa borsaları için daha da olumsuz bir senaryo yaratabilir. JEOPOLİTİK GERİLİMLER: RUSYA-UKRAYNA VE İSTANBUL GÖRÜŞMELERİ Bir diğer önemli gelişme ise Rusya-Ukrayna Savaşı’nda çatışmaların yeniden şiddetlenmesi oldu. Bu durumun ardından, gözler bir kez daha Türkiye’ye çevrildi. İstanbul’da bugün yapılacak diplomatik görüşmeler, Avrupa’daki yatırımcılar tarafından yakından takip ediliyor. Jeopolitik belirsizliklerin artması, enerji fiyatlarını ve özellikle enerjiye bağımlı ülkelerin borsa performanslarını doğrudan etkiliyor. Avrupa’nın doğusunda artan gerginlikler, yatırımcıların güvenli varlıklara yönelmesine neden oluyor. Bu durum da borsalarda satış baskısını artırıyor. Türkiye’nin arabuluculuk girişimleri Avrupa’da yakından izleniyor, ancak piyasaların şu aşamada bu girişimlere sınırlı bir iyimserlikle yaklaştığı görülüyor. İNGİLTERE KONUT VERİSİ POZİTİF AMA SINIRLI ETKİLİ Bugün açıklanan verilere göre, İngiltere’de konut fiyat endeksi aylık bazda yüzde 0,5, yıllık bazda ise yüzde 3,5 oranında arttı. Bu veriler piyasa…
Yapay zeka ve teknoloji dünyasını bir araya getiren New Generation Summit başlıyor
Yapay zeka odaklı yeniliklerin, fikirlerin ve trendlerin buluşma noktası olan New Generation Summit, 12 Haziran’da Grand Pera İstanbul’da düzenlenecek. Yapay zeka ve teknoloji trendlerine odaklanan New Generation Summit’in teması ve detayları belli oldu. 12 Haziran’da Grand Pera İstanbul’da gerçekleşecek olan etkinlik “AI & US” temasıyla yapay zeka ve trendler ekosisteminin nabzını tutmaya hazırlanıyor. Yapay zeka, pazarlama teknolojileri ve kültürel dönüşüm gibi alanlarda zihin açıcı konuşmalara ev sahipliği yapacak olan New Generation Summit, Türkiye’nin farklı disiplinlerinden uzman isimleri Grand Pera’da bir araya getirecek. Etkinlikte; yapay zeka destekli müşteri deneyimi, sürdürülebilirlik odaklı dönüşümler, insan bilinci ve teknoloji etkileşimi, yeni nesil içerik üretim modelleri gibi birçok konu konuşmacılar tarafından ele alınacak. Dijital çağın gerektirdiği çok boyutlu bakış açısını odağına alan etkinlik, AI çağında hem bireyin hem de kurumların dönüşümüne ışık tutmayı hedefliyor. Etkinlikte; FutureBright Group Kurucu Ortağı Akan Abdula, Lenovo Türkiye Pazarlama ve İletişimden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Banu Soyak, Consciouslab Founder’ı Kayhan Dural, Mimeda Genel Direktörü Kına Demirel ve Havas Türkiye CGO’su ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Cüneyt Devrim başta olmak üzere alanında uzman birçok önemli isim konuşmacı olarak yer alacak. “Yapay zekayı yalnızca bir teknoloji değil, insan potansiyelini dönüştüren bir ortak olarak görmeliyiz” New Generation Summit hakkında konuşan Pazarlamasyon CEO’su Necip Murat, “Yapay zeka artık yalnızca teknolojik gelişmelerin değil, aynı zamanda kültürel dönüşümün ve toplumsal yeniden yapılanmanın da ana ekseninde yer alıyor. New Generation Summit, bu dönüşümün nabzını tutan, vizyoner bakış açılarını bir araya getiren çok değerli bir etkinlik. İnsan ve makineler arasındaki sınırların giderek silikleştiği bu çağda, yapay zekâyı yalnızca bir araç olarak değil, aynı zamanda insan potansiyelini yeniden tanımlayan bir partner olarak görmemiz gerekiyor. Bu yıl “AI & US” teması altında gerçekleşecek olan etkinlikte; pazarlamadan sürdürülebilirliğe, etik yaklaşımlardan iş dünyasının dönüşümüne kadar birçok başlık ele alınacak. İnsan + Yapay zeka birlikteliğiyle, yalnızca teknolojiye değil, insanlığa da yön verecek yeni hikâyeler yazmamız mümkün. Pazarlamasyon olarak bu dönüşümün bir parçası olmaktan heyecan duyuyoruz.” dedi. Ayrıntılı bilgi ve iletişim için:Ahmet BağışJr. Media Specialist Adres: Firuzağa, Bostanbaşı Cd. No:15, 34425 Beyoğlu/İstanbulGsm: 0543 944 7081Mail: ahmet.bagis@waltherkranz.comWeb: https://waltherkranz.com/
28 Haziran 2025 | İstanbul – Sektörel Buluşma Daveti
Sektörün yenilikçi ve öncü firmalarını bir araya getiren iş & tanıtım buluşmamızda; bilgi paylaşımı, işbirliği fırsatları ve yeni projeler konuşulacak. NTB (Numan Yakut – Genel Başkan), Yeni Dünyader Yönetim Kurulu Üyeleri, UMSİDER Yönetim Kurulu Üyeleri ve değerli iş ortaklarımız. Ne zaman? 28 Haziran 2025 Cumartesi, saat 14:00 – 17:00 Nerede? İstanbul’da merkezi lokasyonda (yer bilgisi katılımcılara bildirilecektir). Neden? * Sektörde yeni işbirlikleri ve ortaklıklar kurmak * Sektörel deneyimleri paylaşmak * Yeni projeler için network oluşturmak Nasıl Katılabilirim? Katılmak isteyen firmalarımız, lütfen aşağıdaki numaradan en kısa sürede iletişime geçiniz: Binnur Yenier – +90 532 631 6410 Hemen Yerini Ayırt! Bu buluşma, sektörümüzdeki lider firmalara özel fırsatlar sunuyor. Firmamızın temsilcisi olarak etkinlikte yerinizi kesinleştirmek için lütfen hızlıca kayıt olun. Detaylı bilgi ve sorularınız için yöneticilerimizle doğrudan iletişime geçebilirsiniz.
Fuara katılma ile ilgili püf noktaları
Bir fuara hazırlanmak, etkili bir tanıtım ve başarılı bir katılım için oldukça önemlidir. Aşağıda adım adım bir fuar hazırlık rehberi bulabilirsin: 1. Hedef Belirleme Fuar katılımından ne bekliyorsun? Hedefin net değilse, hazırlık süreci verimsiz olur. 2. Fuar Öncesi Hazırlıklar Katılım Kararı ve Kayıt Bütçe Planlaması Stand Tasarımı ✅ Tanıtım Materyalleri ✅ Dijital Hazırlık 3. Fuar Sırasında Yapılacaklar Ekip Organizasyonu Ziyaretçi Bilgilerini Topla Sunum ve Etkileşi 4. Fuar Sonrası Aşamalar Takip Et Ekstra İpuçları
Geberit, operasyonel süreç ve ürünleriyle sürdürülebilirliğin tam destekçisi
İleri mühendisliğe sahip ürünleriyle yaşam kalitesini yükseltmenin yanında doğayı koruyan önlemler de alan Geberit, 30 yılı aşkındır devam ettirdiği sürdürülebilirlik stratejisi ile sektörüne öncülük ediyor. Ürettiği ürünlerden lojistik operasyonlara, üretimden depolama süreçlerine dek her adımda çevresel etkiyi en aza indirmeyi benimseyen marka, böylelikle Birleşmiş Milletler’in 2030 Gündemi ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne de önemli bir katkı sağlıyor. 2024 yılında satın alınan tüm elektrik hacminin yüzde 65’ine yeşil elektrik tedarik ederek ulaşan Geberit, Ecodesign ilkesine bağlı ürünleriyle binalardaki su tüketimini sistematik olarak optimize ediyor. Kuruluşundan bu yana benimsediği gelişim, dönüşüm ve inovasyonu 30 yılı aşkın süredir sürdürülebilirlik yol haritasıyla güçlü kılan İsviçreli sıhhi tesisat devi Geberit; ekonomik, çevresel ve sosyal unsurlar arasında kurduğu dengeyle çevreyi koruyor. Sürdürülebilirlik stratejisini kurum kültürünün ayrılmaz bir parçası haline getiren marka; uzun ömürlü ürünler, su tasarrufunu sağlayan teknolojiler, sertifikalı üretim ve lojistik, bilinçli kaynak kullanımı, kompakt ambalajlama ve azaltılmış karbon emisyonunu önemseyen önlemler alıyor. Geberit Grubu’nun sürdürülebilirlik stratejisi, Birleşmiş Milletler’in 2030 Gündemi kapsamındaki Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA’lar) ile uyumludur. Toplam 17 SKA’nın, 2030 yılına kadar tüm dünya genelinde ve tüm BM üye devletleri tarafından gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir. Geberit için; Kapsayıcı ve adil kaliteli eğitim, güvenli içme suyuna ve temel sanitasyona erişim, sürdürülebilir şehirler ve topluluklar, iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik önlemleri içeren amaçlar özellikle önem arz etmektedir: Geberit 2015’ten bu yana eko verimliliği yüzde 62,6 iyileştirdi 2015 yılından bu yana mutlak çevresel etkiyi yüzde 47,8 oranında azaltırken eko verimliliği de yüzde 62,6 oranında iyileştiren Geberit, yıllık ortalama yüzde 10,3’lük iyileşmeye ulaşıyor. Bu sayede uzun vadeli hedefi olan yılda ortalama yüzde 5’lik iyileştirme hedefinin üzerine çıkıyor. CO₂ stratejisi kapsamında ise orta vadeli hedefi, kur ayarlı net satışlara kıyasla her yıl %5 oranında CO₂ azaltımı gerçekleştirmek olan Geberit, 2015 yılına kıyasla 2035 yılına kadar göreceli karbon emisyonlarını yüzde 80 oranında azaltmayı amaçlarken 2015’ten beri karbondioksit yoğunluğunda sağladığı yüzde 63,2 iyileşme ile süreci istikrarla yönetiyor Eco-design prensibi ile enerji ve suyun verimli kullanımı her yıl iyileşiyor Enerjinin doğru ve verimli kullanımı adına önlemler alan Geberit, satın alınan tüm elektrik hacminin yüzde 65’ine sertifikalı yeşil elektrik tedariki ile ulaşıyor. Değerli bir kaynak olan suyun ekonomik ve dikkatli kullanımı da Geberit’in temel odak alanlarından biri konumunda yer alıyor. Hem üretimde hem de ürün kullanım aşamasında su tüketimini azaltmaya yönelik önlemler alan marka, buna üretim süreçlerinde ve laboratuvarlarda suyun yeniden kullanımını da dahil ediyor. Sürdürülebilirlik perspektifini Eco-design prensibine bağlı kalarak ürün ve tasarımlarına yansıtan Geberit, bu bağlamda, 2007 yılından bu yana Ar-Ge sürecinde ekolojik tasarım ilkelerine uygun hareket ederek her yeni ürünü ekolojik açıdan bir öncekinden daha iyi hale getirecek üretim stratejileri geliştiriyor. 1952’den bu yana yıkama sistemlerinin su tüketiminde kişi başına günde 70 litreden 14 litreye yaşanan yaklaşık yüzde 80 oranındaki azalma, bunun net kanıtı niteliğindedir. Geberit Hakkında: Dünya çapında faaliyet gösteren Geberit Grubu, sıhhi tesisat ürünleri alanında Avrupa’nın lider şirketlerinden biridir ve 2024 yılında 150. yılını kutlamıştır. Geberit, Avrupa’nın çoğu ülkesinde güçlü bir yerel varlığa sahip olup sıhhi tesisat teknolojisi ve banyo vitrifiyeleri alanlarında benzersiz bir katma değer sunmaktadır. Şirketin 26 üretim tesisi bulunmaktadır ve bunlardan 4’ü Avrupa dışındaki ülkelerde yer almaktadır. Grubun merkezi İsviçre, Rapperswil-Jona’dadır. 50’den fazla ülkede yaklaşık 11.000 çalışanı bulunan Geberit, 2024 yılında 3,1 milyar İsviçre frangı net satış elde etmiştir. Geberit hisseleri, SIX İsviçre Borsası’nda işlem görmekte olup, 2012 yılından…
MİLLETİN DERDİ EKONOMİ.
İstanbul Ekonomi Araştırma’nın Mayıs 2025 tarihli Türkiye Raporu’na göre, halkın ekonomik gidişata ilişkin değerlendirmeleri giderek daha olumsuz hale geliyor. Katılımcıların büyük çoğunluğu, mevcut ekonomik durumu “kötü” olarak nitelendirirken, özellikle işsizler ve günlük yevmiyeyle çalışanlar geçim sıkıntısından en fazla etkilenen gruplar olarak öne çıkıyor. Ekonomik gerçeklik, her geçen gün daha fazla vatandaşın umudunu yitirmesine neden oluyor. Bu ayın verilerine göre, halkın yüzde 71’i Türkiye ekonomisinin şu anki durumunu “çok kötü” ya da “kötü” olarak değerlendiriyor. Bir önceki aya kıyasla bu oranda 2 puanlık artış kaydedildi. “Ne iyi ne kötü” şeklinde değerlendirme yapanların oranı yüzde 16’da sabit kalırken, sadece yüzde 13’lük bir kesim ekonominin iyi ya da çok iyi olduğu görüşünü paylaşıyor. Bu veriler, toplumun çok büyük bir bölümünün ekonomik koşullardan memnun olmadığını açıkça gösteriyor. Yaş gruplarına göre bakıldığında da benzer bir tablo dikkat çekiyor. 35-54 yaş aralığındaki bireylerin yüzde 57’si ekonomiyi olumsuz değerlendirirken, bu oran gençlerde, yani 18-34 yaş arasında yüzde 68’e çıkıyor. 55 yaş ve üzeri grupta ise olumsuz değerlendirme oranı yüzde 64 seviyesinde. Bu durum, hem gençlerin geleceğe dair umutsuz olduğunu hem de yaşlı nüfusun da mevcut durumdan tatmin olmadığını ortaya koyuyor. Eğitim seviyesi bazında yapılan değerlendirmelerde ise özellikle ilköğretim ve altı eğitim düzeyine sahip bireylerde ekonomik kötümserliğin ciddi şekilde arttığı görülüyor. Mayıs 2023’te bu grupta ekonomiyi kötü bulanların oranı yüzde 54 iken, Mayıs 2025’te bu oran yüzde 69’a yükseldi. Ayrıca, hem yüksekokul ve üzeri eğitim seviyesindeki bireylerde hem de ilköğretim mezunlarında olumsuz değerlendirme oranı artarken, lise mezunları arasında bu oranda bir miktar azalma görüldü. Bu tablo, toplumun farklı eğitim düzeylerinden bireylerin dahi ekonomi konusunda ortak bir memnuniyetsizlikte buluştuğunu gösteriyor. Ekonominin geleceğine yönelik beklentiler de oldukça karamsar. Rapora göre, halkın yüzde 53’ü, Türkiye ekonomisinin bir yıl sonra daha kötü ya da çok daha kötü olacağını düşünüyor. Bu oran, mart ayına göre 4 puanlık bir artışı işaret ediyor. Diğer yandan, katılımcıların yüzde 26’sı durumun değişmeyeceğini, yüzde 21’i ise ekonomik gidişatta iyileşme beklediğini dile getiriyor. Her ne kadar iyimser bir kesim hâlâ mevcut olsa da, genel eğilimin kötümserlik yönünde olduğu açıkça görülüyor. Enflasyon konusundaki beklentilere bakıldığında ise görece daha ılımlı bir tablo dikkat çekiyor. Katılımcılar, önümüzdeki yıl enflasyonun yüzde 61 seviyelerinde olacağını öngörüyor. Bu oran, geçmiş aylara kıyasla enflasyon beklentilerinde bir miktar gerilemeye işaret etse de, halen oldukça yüksek bir oran olarak değerlendiriliyor. Geçim sıkıntısı ise raporun en çarpıcı bölümlerinden biri. Katılımcıların büyük bölümü, “gelirim giderimi karşılamadı” yanıtını verdi. Kadın katılımcıların bu yanıta daha fazla yönelmesi, ekonomik krizin cinsiyet temelli etkilerini de ortaya koyuyor. 25-34 yaş aralığı hariç tüm yaş gruplarında, katılımcıların yarısından fazlası gelirlerinin giderlerini karşılamadığını ifade etti. En yüksek oran, yüzde 54 ile 45-54 yaş grubunda görüldü. Ekonomik zorlukların en fazla hissedildiği kesimler ise işsizler ve yevmiyeli çalışanlar oldu. İşsiz katılımcıların yüzde 66’sı, gelirinin giderini karşılamadığını belirtirken, bu oran yevmiyeli çalışanlarda yüzde 64 olarak kaydedildi. Emekliler, çalışmayanlar ve iş aramayanlar arasında ise önemli bir kısmı, “gelirim giderimi ucu ucuna karşıladı” dedi. Öte yandan, “gelirim giderimi fazlasıyla karşıladı” diyenlerin en yoğun olduğu grup devlet memurları oldu ve bu oran yalnızca yüzde 17 seviyesindeydi. Bu veriler, Türkiye’de geniş kesimlerin ekonomik baskı altında yaşadığını, temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını ve geleceğe dair umutsuzluk içinde olduğunu ortaya koyuyor. Toplumun ekonomik değerlendirmelerinde ortak payda, ekonomik gidişatın kötüye gittiği yönünde birleşiyor. Her ne kadar küçük bir iyimser…
TÜRKİYE EKONOMİSİ 2025 YILINA YAVAŞ AMA DENGELİ BAŞLADI.
Ekonomik büyüme, bir ekonomide belli bir dönemde üretilen mal ve hizmetlerin toplam değerinin (Gayrisafi Yurt İçi Hasıla- GSYH) artması anlamına gelir. Genellikle bir önceki yıl veya çeyrekle karşılaştırılarak ölçülür. Ekonomik büyüme, bir ülkenin üretim kapasitesinin ve refah düzeyinin arttığını gösteren temel göstergelerden biridir. Ancak bu büyümenin sağlıklı olup olmadığını anlayabilmek için sektörlere, harcamalara, dış ticarete ve gelir dağılımına da ayrıntılı bakmak gerekir. TÜRKİYE EKONOMİSİ 2025 YILINA YAVAŞ AMA DENGELİ BAŞLADI 2025 yılının ilk üç ayında Türkiye ekonomisi, geçtiğimiz yıla kıyasla %2,0 büyüdü. Bu oran ilk bakışta düşük gibi görünse de son dönemde yaşanan küresel ekonomik durgunluk, yüksek faizler, dış talepteki zayıflama gibi faktörler dikkate alındığında ekonominin yine de pozitif bir yönde ilerlediğini söylemek mümkün. Türkiye ekonomisi son yıllarda sıkça yaşanan dalgalanmalara rağmen bu çeyrekte dengeli bir görünüm sergiledi. SEKTÖRLERİN PERFORMANSI: İNŞAAT VE HİZMETLER ÖNE ÇIKTI Sektörel bazda bakıldığında, bazı alanlar ciddi şekilde büyürken bazıları da geriledi: İnşaat sektörü %7,3 büyüme ile açık ara önde. Bu durum, özellikle kamu yatırımlarındaki artış ve kentsel dönüşüm projeleriyle ilişkilendirilebilir. Bilgi ve iletişim sektörü %6,1 büyüdü. Dijitalleşme ve teknolojiye olan talep artışı bu sektörün itici gücü olmuş görünüyor. Hizmetler sektörü genel olarak %1,3 arttı. Turizm ve yeme-içme gibi alanlar bu büyümeye katkı sağlamış olabilir. Gayrimenkul faaliyetleri %2,4 artış gösterdi. Yani konut piyasası hâlâ canlılığını koruyor. Finans ve sigorta sektörü %0,5 gibi sınırlı bir büyüme yaşadı. Bu durum, yüksek faiz ve kredi daralmasıyla açıklanabilir. Bununla birlikte iki önemli sektör daralma gösterdi: Tarım sektörü %2,0 küçüldü. Kuraklık, girdi maliyetleri ve yapısal sorunlar etkili olmuş olabilir. Sanayi sektörü %1,8 geriledi. Özellikle ihracata dayalı üretim yapan sanayi kolları dış talepteki yavaşlama nedeniyle zayıflamış görünüyor. Bu tablo, Türkiye’de büyümenin daha çok inşaat ve hizmetler gibi iç talebe bağlı alanlardan geldiğini, üretim odaklı sektörlerin ise zorlandığını gösteriyor. GSYH CARİ FİYATLARLA ARTTI AMA DOLAR BAZINDA SINIRLI Türkiye’nin GSYH’si, cari fiyatlarla yani enflasyon dahil edildiğinde 12 trilyon 125 milyar TL oldu. Bu, geçen yılın aynı dönemine göre %36,7’lik bir artış anlamına geliyor. Ancak dolar cinsinden bakıldığında GSYH 335,5 milyar dolarda kaldı. Kur etkisi nedeniyle TL’deki yüksek artış, döviz bazında aynı oranda yansımıyor. TL bazında artış güçlü görünse de döviz bazında GSYH hâlâ sınırlı. Bu da Türkiye ekonomisinin döviz karşısında değer kaybettiğini ve kişi başına düşen gelirin çok hızlı artmadığını düşündürüyor. TÜKETİM VE YATIRIM HARCAMALARI DEVAM EDİYOR Hane halkı harcamaları 2025’in ilk çeyreğinde %2,0 oranında artmış. Bu, vatandaşların yüksek enflasyona rağmen harcamalarını belli ölçüde sürdürdüğünü gösteriyor. Ancak harcamaların büyük ölçüde zorunlu kalemlerde (gıda, barınma) yoğunlaştığını varsayabiliriz. Devletin tüketim harcamaları %1,2 arttı. Yatırımlar (gayrisafi sabit sermaye oluşumu) %2,1 arttı. Yani özel sektör yatırımları az da olsa artışta. Bu veriler, iç talebin canlı kaldığını gösteriyor ama büyümeye yüksek katkı verecek sıçramalar şimdilik görünmüyor. İHRACAT DURAKLADI, İTHALAT HIZLANDI Mal ve hizmet ihracatı %0,01 azaldı. İthalat ise %3,0 arttı. Bu, dış ticaretin büyümeye olumsuz yansıdığı anlamına geliyor. Artan ithalat, iç talebin dış kaynaklı mallara yöneldiğini; ihracattaki duraksama ise özellikle Avrupa gibi ana pazarlarımızdaki talep düşüşünden kaynaklanıyor olabilir. Türkiye’nin büyüme modelinin sağlıklı olması için net ihracatın pozitif katkı vermesi gerekiyor. Ancak mevcut durumda büyüme, dış ticaret yerine daha çok iç harcamalara ve inşaata dayanıyor. ÜCRETLER YÜKSELDİ AMA KARLARIN PAYI GERİLEDİ İşgücü ödemeleri (maaşlar ve yan ödemeler) %42,9 oranında arttı. Bu çok güçlü bir artış. Net işletme artığı/karma gelir %31,2 yükseldi.…
Pop Müziğin Güçlü İsmi Sıla, JoyTürk’le Müzik Tutkunlarıyla Buluşuyor
Türkçe Pop’un en iyisi JoyTürk, müzik dünyasının sevilen sesi Sıla ile unutulmaz bir iş birliğine imza attı. “Sıla Nereye, Biz Oraya” sloganıyla tüm konserlerinde Sıla’nın yanında olacak olan JoyTürk, Haziran 2026’ya kadar sürecek medya sponsorluğu ile müzikseverlere benzersiz bir deneyim vadediyor. İlk kez bir sanatçıyla uzun soluklu bir medya sponsorluğu anlaşmasına imza atan JoyTürk, bu iş birliğiyle dinleyicilerine özel içerikler, sürpriz hediyeler ve sahne arkası deneyimleri sunacak. Karnaval APP ve JoyTürk sosyal medya hesaplarını takip edenler, konser bileti kazanma ve Sıla ile kuliste tanışma fırsatını yakalayacak. JoyTürk, Sıla Konserlerinde Dinleyicilerine Özel Fırsatlar Sunuyor Sponsorluk ilişkisinin taşıdığı önemi vurgulayan Karnaval Medya Grubu Pazarlama Direktörü Gizem Yılancıoğlu, iş birliğiyle ilgili şunları söyledi: “Müzik tutkunlarına unutulmaz anlar yaşatacak bu birliktelik, dinleyicilerimizle olan bağımızı sahnelere taşıyan güçlü bir adım. Türkçe Pop’un en özel isimlerinden biri olan Sıla ile bu anlamlı iş birliğini hayata geçirmekten JoyTürk olarak büyük mutluluk duyuyoruz. ‘Sıla Nereye Biz Oraya’ diyerek çıktığımız bu yolculukta müziğin birleştirici gücünü bir kez daha hissettireceğiz. Sponsorluk kapsamında hazırlayacağımız özel içerikler ve sürpriz kampanyalarımızla Türkçe pop severlere sadece konser değil, tam bir ‘JoyTürk deneyimi’ sunmayı hedefliyoruz. Sıla’nın enerjisi ve JoyTürk’ün yaratıcı yaklaşımıyla dinleyicilerimizi her adımda şaşırtmaya devam edeceğiz.” Karnaval Medya Grubu Hakkında Türkiye’nin en büyük dijital ses platformu olan Karnaval Medya Grubu, Süper FM, Metro FM, JoyTürk, Virgin Radio Türkiye ve JoyFM gibi Türkiye’nin en çok dinlenen ulusal radyo frekanslarının yanı sıra, farklı müzik zevklerine hitap eden 30’a yakın dijital radyo frekansı ve 12 farklı konuda hazırlanmış podcast serileriyle dijital ses dünyasına yön vermektedir. Müzikten iletişime kadar sesin yaşamın farklı noktalarına dokunan halini geliştirdiği “Voice2Be” kavramı üzerinden yeniden tanımlayan grup, Triton Digital Webcast Metrics’e göre dünyanın en çok dinlenen dijital ses platformları arasında yer almaktadır. 2024 yılında gerçekleştirdiği teknoloji yatırımlarıyla “Karnaval’ı Başlat, Canlı Kal” mottosu ile ses dünyasında yeni bir dönemin kapılarını aralayan grup, reklam verenlere, U.S. Media Ratings Council tarafından akredite edilen Webcast Metrics ölçümlemesi ile dijital erişim verileri sağlamaktadır. Dijital audio, display ve preroll video, native reklamlar ve müşterilerine özel podcast ve dijital radyo projeleri ile hedef kitleye uygun çok sayıda reklam modeli de sunmaktadır. Ayrıntılı Bilgi ve İletişim İçin; Ahmet DoğanMedya DirektörüAdres: Meşrutiyet Caddesi No:100/1 Şişhane/BeyoğluTel: 0212 255 00 12Gsm:0536 892 88 21http://www.brandworks.com.tr
2023 ENERJİ HESAPLARI
Türkiye’nin 2023 yılına ait enerji istatistikleri, ülke ekonomisinin enerjiyle kurduğu yapısal ilişkilere dair önemli veriler sunmaktadır. TÜİK tarafından yayımlanan “Fiziksel Enerji Akış Hesapları” çalışmasına göre, Türkiye’nin toplam enerji akışları 2023 yılında 19 bin 384 petajul (PJ) olarak hesaplanmıştır. Bu miktar, tüm ekonomik faaliyetleri, hane halklarını ve doğal süreçleri içeren enerji hareketlerinin büyüklüğünü gözler önüne sermektedir. Enerji Kaynaklarının Kompozisyonu: Enerji Ürünleri Başrolde Enerji akışlarının kaynaklarına bakıldığında, toplam enerji arzının %53,3’ünü enerji ürünleri oluşturmaktadır. Enerji ürünleri, taş kömürü, motorin, yakacak odun, doğalgaz ve benzeri ürünlerden oluşur. Bunlar genellikle insan faaliyetleri sonucunda ekonomide bir üretim süreci ile ortaya çıkan ürünlerdir. Bu oran, Türkiye’nin enerji sisteminin ağırlıklı olarak işlenmiş ve piyasaya sunulmuş ürünlere dayandığını göstermektedir. Bu durum, dışa bağımlılığın sürdüğünü ve enerji arz güvenliğinin kırılgan olabileceğini de ima etmektedir. Enerji kaynaklarının ikinci en büyük grubunu enerji artıkları (%36,4) oluşturmaktadır. Bu artıklar hem ekonomik faaliyetler hem de hane halklarının üretim ve tüketim süreçleri sonucunda doğaya bırakılan katı, sıvı ya da gaz halindeki maddeleri kapsamaktadır. Enerji artıkları, doğrudan bir fayda sağlamayan ancak sistemin çevresel etkilerini yansıtan kalemlerdir. Bu oranın yüksekliği, Türkiye’de enerji verimliliği konusundaki potansiyel sorunları ve enerji tüketiminin çevresel etkilerini göstermesi açısından dikkat çekicidir. Üçüncü sırada yer alan doğal enerji girdileri, enerji kaynaklarının %10,3’ünü oluşturmaktadır. Bu kaynaklar, doğrudan doğadan elde edilen maden cevheri, güneş enerjisi, rüzgâr, jeotermal gibi fiziksel girdileri içerir. Bu oran, yenilenebilir kaynakların ve doğal potansiyelin henüz enerji sistemi içinde sınırlı ölçüde kullanıldığını göstermektedir. Enerji dönüşümü hedefleri açısından bu durum, gelecekteki politika alanları için önemli bir gösterge niteliğindedir. Enerji Kullanımının Hedefi: Ekonomik Faaliyetler ve Sanayi Ön Planda 2023 yılı itibarıyla toplam enerji akışlarının varış yerlerine bakıldığında, en büyük payı ekonomik faaliyetler (%52,2) almıştır. Bu oran, enerji tüketiminin yarısından fazlasının üretim süreçlerinde kullanıldığını göstermektedir. Tarım, sanayi, madencilik, inşaat, ulaşım, hizmet sektörü gibi ekonomik alanlar, enerji talebinin ana merkezini oluşturmaktadır. Hane halklarının enerji kullanımındaki payı ise %9,1 olarak ölçülmüştür. Bu oran, doğrudan konutlarda kullanılan enerji miktarını yansıtırken, toplam enerji sistemine kıyasla daha düşük kalsa da önemini korumaktadır. Enerji tüketiminin geri kalan kısmı, dönüşüm kayıpları, enerji sektörünün kendi tüketimi ve stok değişimleri gibi unsurlara dağılmaktadır. Ekonomik faaliyetler arasında en yüksek paya sahip olan sektör imalat sanayidir. Bu sektör, ekonomik faaliyetler içinde gerçekleşen toplam enerji tüketiminin %41,2’sini oluşturarak başı çekmiştir. İmalat sanayi, kimya, tekstil, metal, çimento, gıda gibi alt sektörlerin enerji yoğunluğuna sahip olması nedeniyle enerji sisteminde kritik bir yer tutmaktadır. Enerji Ürünlerinin Nihai Kullanımı: Hane halkı ile Sanayi Yarışıyor 2023 yılı verilerine göre, enerji ürünlerinin nihai kullanımı – yani doğrudan tüketicilere ulaşan enerji – toplamda 5 bin 527 PJ olarak gerçekleşmiştir. Bu kullanım içerisinde hane halkları %32,1’lik paya sahip olmuştur. Hane halklarının bu orandaki enerji tüketimi, özellikle konutlarda ısınma, aydınlatma, su ısıtma, pişirme gibi temel ihtiyaçlardan kaynaklanmaktadır. Nihai kullanım içinde imalat sanayi %31,8 ile yine ilk sıralarda yer almıştır. Bu, üretim süreçlerinin sadece enerji akışları içinde değil, doğrudan nihai enerji tüketiminde de büyük yer tuttuğunu göstermektedir. Ticaret, hizmet ve kamu sektörleri ise %23,1’lik bir paya sahiptir. Bu oran, eğitim, sağlık, ulaşım ve kamu hizmetlerinin enerji tüketimi açısından ciddi bir kaynak gerektirdiğini ortaya koymaktadır. Bu tablo, hane halkı ve sanayi arasındaki enerji tüketimi farkının daraldığını ve hem bireysel hem de kurumsal düzeyde enerjiye olan talebin güçlü seyrettiğini göstermektedir. Enerji Ürünlerinde En Çok Tercih Edilen Kaynak: Petrol Ürünleri Nihai…
İstanbul’da güncel inşaat maliyetleri artıyor.
2025 yılı itibarıyla İstanbul’da 100 m² bir dairenin inşaat maliyeti, kullanılacak malzeme kalitesine, işçilik ücretlerine, yapı tipine ve bölgeye göre değişiklik gösterebilir. Ancak ortalama değerler üzerinden genel bir tablo verebilirim: İstanbul 100 m² Daire İnşaat Maliyeti (2025 Tahmini) Kalite Seviyesi m² Birim Fiyat (TL) Toplam Maliyet (100 m²) Ekonomik 8.000 – 10.000 TL 800.000 – 1.000.000 TL Orta 10.000 – 13.000 TL 1.000.000 – 1.300.000 TL Lüks 13.000 – 18.000 TL 1.300.000 – 1.800.000 TL Bu maliyete neler dahildir? Dahil olanlar: Dahil olmayanlar: Not: kaynak : Chatgpt
TRUMP IN KÖRFEZ TURU VE GELİŞMELER
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, gerçekleştirdiği Körfez turunda oldukça dikkat çekici ekonomik anlaşmalara imza atarak geri döndü. Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile yaptığı anlaşmalar sayesinde toplamda 1,4 trilyon dolarlık yatırım taahhüdü aldı. Bu anlaşmalar sadece ekonomik açıdan değil, aynı zamanda küresel teknoloji yarışında da önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Özellikle yapay zekâ (AI), havacılık ve enerji gibi stratejik sektörlerde yapılan iş birlikleri hem ABD’nin küresel gücünü pekiştiriyor hem de Körfez ülkelerinin teknolojiye dayalı yeni ekonomi modeline geçişini hızlandırıyor. YATIRIMIN MERKEZİ: YAPAY ZEKâ VE TEKNOLOJİ Trump’ın Körfez ziyaretinin en çok öne çıkan başlığı kuşkusuz yapay zekâ alanındaki anlaşmalar oldu. BAE ile yapılan 200 milyar dolarlık yatırım paketinin odak noktası, Abu Dabi’de kurulacak olan dev bir yapay zekâ kampüsü. 10 kilometrekarelik bir alan üzerine inşa edilecek bu merkez, 5 gigawatt kapasitesiyle ABD dışında kurulmuş en büyük yapay zekâ veri merkezi olacak. Projeyi, BAE merkezli G42 şirketi, çeşitli Amerikan teknoloji devleriyle birlikte hayata geçirecek. Bu kampüs, sadece bölge ülkeleri için değil, küresel çapta yapay zekâ geliştirme, model eğitimi ve veri analizi gibi alanlarda önemli bir merkez hâline gelmeyi hedefliyor. ABD Ticaret Bakanlığı bu projeyi, “Amerikan hiper ölçekleyicilerine ve büyük işletmelere ev sahipliği yapacak, aynı zamanda Küresel Güney’e hizmet verecek bir teknoloji üssü” olarak tanımlıyor. Bu açıklama, ABD’nin küresel AI altyapısının bir bölümünü yurt dışına taşıyarak stratejik erişimini genişletme çabasının açık bir göstergesi. ÇİP SAVAŞLARINDA YENİ CEPHE: NVIDIA H100 GPU ANLAŞMASI Yapay zekâ kampüsüne ek olarak BAE, dünyaca ünlü Amerikan teknoloji şirketi Nvidia ile büyük çaplı bir anlaşmaya hazırlanıyor. Bu anlaşma kapsamında BAE’nin 2027 yılına kadar her yıl 500 bin adet Nvidia H100 model yapay zekâ çipi ithal etmesine izin verilecek. Bu çiplerin %20’si, yine G42 şirketine tahsis edilecek. Bu çipler, günümüzde en gelişmiş yapay zekâ işlemlerinde kullanılan en değerli donanımlardan biri olarak görülüyor. Böyle büyük miktarda GPU alımına izin verilmesi, ABD’nin Körfez ülkeleriyle stratejik teknoloji iş birliğini ne kadar ileri taşıdığını gösteriyor. Ancak bu durum, bazı Amerikalı yetkilileri de tedirgin ediyor. Özellikle Çin’in dolaylı yollarla bu tür gelişmiş teknolojilere erişim sağlayabileceği yönünde kaygılar dile getiriliyor. ABD yönetimi ise bu tür olasılıkları engellemek için anlaşmalara sıkı güvenlik protokolleri eklediğini ve BAE’nin bu konuda gereken önlemleri alacağına dair teminat verdiğini belirtiyor. HAVACILIKTA DEV ANLAŞMALAR Trump’ın Körfez turunda sadece yapay zekâ değil, havacılık sektörü de büyük kazançlar elde etti. BAE’nin ulusal havayolu şirketi Etihad Airways, ABD merkezli Boeing ve GE Havacılık ile 14,5 milyar dolarlık bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma kapsamında Etihad, 28 adet geniş gövdeli uçak (787 ve 777X modelleri) satın alacak. Uçaklar GE motorlarıyla donatılacak. Bu gelişme, ABD’nin havacılık ihracatında önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Boeing için bir diğer büyük kazanım ise Katar’dan geldi. Qatar Airways, yalnızca bir gün önce Boeing ile 96 milyar dolarlık dev bir siparişe imza attı. Bu gelişmeler Boeing hisselerinin 52 haftanın en yüksek seviyesine, GE Aerospace hisselerinin ise 2001 yılından bu yana ulaştığı en yüksek seviyeye çıkmasına neden oldu. ENERJİ VE MADENCİLİKTE ORTAK HAMLELER Enerji sektöründe de dikkat çekici anlaşmalar yapıldı. Amerikan petrol devleri ExxonMobil, Occidental Petroleum ve EOG Resources, BAE’nin milli petrol şirketi ADNOC ile 60 milyar dolar değerinde bir iş birliği başlattı. Bu anlaşma sayesinde bölgedeki petrol ve doğal gaz üretimi daha da artırılacak. Ayrıca alüminyum ve nadir toprak elementleri alanında da…
Tüketici güven endeksi Mayıs 2025 Değerlendirmesi
Türkiye İstatistik Kurumu ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yürütülen tüketici eğilim anketine göre, Mayıs 2025’te tüketici güven endeksi bir önceki aya kıyasla %1,1 artarak 84,8’e yükseldi. Bu artış, tüketicilerin ekonomik beklentilerinde sınırlı da olsa bir iyileşmeye işaret ediyor. GENEL BİR BAKIŞ: Nisan ayında 83,9 olan endeks, Mayıs ayında 84,8 seviyesine yükseldi.Endeksin 100’ün altında olması, tüketici güveninin hâlâ kötümser bölgede olduğunu gösteriyor. Bu artış daha çok bazı alt kalemlerdeki yükselişten kaynaklandı. ALT KALEMLERE GÖRE GELİŞMELER:Alt Endeks Nisan 2025 Mayıs 2025 Aylık Değişim (%)Genel Tüketici Güven Endeksi 83,9 84,8 1,1Hanenin mevcut maddi durumu 69,1 69,1 0,0Gelecek 12 ayda hanenin maddi durum beklentisi 84,3 85,3 1,2Gelecek 12 ayda genel ekonomik durum beklentis 82,8 82,2 -0,7Gelecek 12 ayda dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi 99,3 102,5 3,3 ÖNE ÇIKAN NOKTALAR: Hanenin mevcut maddi durumu endeksinin 69,1’de sabit kalması, halkın bugünkü ekonomik koşullara dair fikrinin değişmediğini gösteriyor.Gelecek 12 aya ilişkin maddi durum beklentisindeki %1,2’lik artış, tüketicilerin gelecek için biraz daha umutlu olduklarını ortaya koyuyor. Buna karşılık genel ekonomik durum beklentisindeki %0,7’lik düşüş, ülke ekonomisinin geleceğine yönelik kaygıların biraz arttığını gösteriyor. En dikkat çekici gelişme, dayanıklı tüketim mallarına (beyaz eşya, mobilya gibi) harcama yapma düşüncesinde yaşandı. Bu kalem %3,3 arttı ve 102,5 seviyesine yükseldi. Bu da tüketicilerin alışveriş yapmaya daha istekli olduğunu gösteriyor. GENEL DEĞERLENDİRME: Endeksin 100’ün altında kalması, tüketici güveninde hâlâ karamsarlığın devam ettiğini gösteriyor. Ancak dayanıklı tüketim mallarına harcama eğilimindeki artış, iç talep açısından olumlu bir gelişme. Mevcut durumdaki durağanlık ve geleceğe dair beklentilerdeki hafif toparlanma, tüketici güveninin kırılgan olmaya devam ettiğini ortaya koyuyor. SON SÖZ: Mayıs 2025 verileri, tüketici güveninde küçük ama olumlu bir kıpırdanma olduğunu gösteriyor. Özellikle harcama yapma isteğindeki artış, halkın geleceğe biraz daha iyimser bakmaya başladığına işaret ediyor. Ancak ekonomik beklentilerdeki zayıflık, bu iyileşmenin kalıcı olup olmayacağı konusunda soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Bu nedenle ekonomik güvenin kalıcı şekilde artması için atılacak adımlar önemini koruyor. Kaynak: TÜİKZAFER ÖZCİVANEkonomist-Yazarzozcivan@hotmail.com
EV KADINLARINA EMEKLİLİK GELİYOR
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın son açıklamalarına göre, uzun süredir gündemde olan ev kadınlarına emeklilik meselesinde artık somut adımlar atılmak üzere. Haziran ve temmuz aylarında yasal altyapısı hazırlanarak Ekonomik Koordinasyon Kurulu’na sunulacak bu düzenlemeyle birlikte ev kadınları, devlet desteğiyle emeklilik hakkına kavuşabilecek. İşte benim dilimden, herkesin rahatça anlayabileceği şekilde bu düzenlemenin tüm detayları… DEVLET, EV KADINLARININ YANINDA OLACAK Evde çocuk bakan, yaşlısına bakan, evin tüm yükünü omuzlayan ama bir işverene bağlı çalışmadığı için sigortası olmayan milyonlarca kadın var. Bu kadınlar, aslında görünmeyen ama çok kıymetli bir iş yapıyorlar. Bu gerçeği artık devlet de kabul etmiş durumda. Bu yüzden ev kadınlarına yönelik emeklilik sistemi geliştiriliyor. Bu sistemle birlikte, evde çalıştığı halde hiçbir sosyal güvencesi olmayan kadınlar isteğe bağlı sigorta sistemiyle emekli olabilecek. Yani bugüne kadar “Ben ev kadınıyım, çalışmıyorum, nasıl emekli olacağım?” diyenler için artık bir kapı açılıyor. Üstelik sadece sigorta yaptırma hakkı değil, bir de bunun üzerine devletin desteği geliyor. PRİMLERİN ÜÇTE BİRİNİ DEVLET ÖDEYECEK Yeni düzenlemenin en dikkat çeken tarafı, isteğe bağlı sigorta yaptıran ev kadınlarının ödeyeceği primlerin üçte birinin devlet tarafından karşılanacak olması. Bugünkü rakamlarla konuşursak: Asgari ücret üzerinden aylık isteğe bağlı sigorta primi: 8.321,76 TL Bunun üçte biri devlet tarafından ödenecek: 2.883,92 TL Ev kadınının cebinden çıkacak tutar: 5.547,84 TL Yani devlet, evdeki emeğin karşılığını yıllık 34.607 TL’lik bir prim desteğiyle vermiş olacak. Bu destek sayesinde hem prim ödemek kolaylaşacak hem de ev kadınları için emeklilik daha ulaşılabilir bir hale gelecek. YIPRANMA HAKKI DA GELİYOR Sadece prim desteğiyle kalınmıyor, bir de “yıpranma hakkı” gündemde. Normalde bu hak ağır işlerde çalışanlara tanınır. Ama şimdi, ev kadınlarının da bu haktan faydalanması planlanıyor. Çünkü çocuk büyütmek, yaşlı bakmak, evin tüm yükünü omuzlamak da kolay iş değil. Bu da ciddi bir yıpranma yaratıyor. Yeni sistemde şöyle bir formül konuşuluyor: Her 360 günlük sigortalılık süresine karşılık 1 çocuk için 30 gün, 2 çocuk için 60 gün, 3 ve üzeri çocuk için 90 gün ilave prim günü eklenecek. Bu ne anlama geliyor? Yıpranma hakkıyla birlikte kadınlar, 2,5 yıla kadar daha erken emekli olabilecek. ENGELLİ ÇOCUK ANNESİNE EK AYRICALIK Mevcut yasalarda engelli çocuğu olan annelere zaten bir erken emeklilik hakkı tanınıyor. Bu yeni düzenlemeyle bu hak korunmaya devam edecek. Eğer çocuğunuz başkasının bakımına muhtaç derecede engelliyse ve siz sigorta primlerinizi isteğe bağlı olarak ödüyorsanız, her yıl için 90 gün fazladan prim günü kazanıyorsunuz. Ve bu, emeklilik yaşınızı da aşağıya çekiyor. Üstelik bu hakkın bir sınırı yok; yani 2,5 yıl sınırı burada geçerli değil. EV KADINI NE ZAMAN EMEKLİ OLACAK? Şimdi gelelim herkesin aklındaki en büyük soruya: “Bu sistemle ne zaman emekli olacağım?” Eğer sigortaya ilk kez 2008 sonrası giriş yaptıysanız: 9000 gün prim ödeyerek emekli olabilirsiniz. Bu da düzenli ödeme yaparsanız yaklaşık 25 yıl sürer. Bu şekilde emeklilik yaşınız 65 olacak ama yıpranma hakkınız varsa bu yaş 2,5 yıl öne çekilebilir. Eğer bu kadar prim ödeme şansınız yoksa: 5400 gün primle “kısmi emeklilik” hakkınız var. Ama bu durumda yaş sınırınız biraz artıyor. Yani 5400 günü tamamlama tarihinize göre yaş sınırı 61 ila 65 arasında değişiyor. Yine burada da yıpranma hakkı devreye girerse, yaş sınırınız düşebilir. Örnek olarak: 5400 günü 2036’ya kadar tamamlarsanız 61 yaşında emekli olabilirsiniz. 2038’de tamamlarsanız yaş 63’e, 2040 ve sonrasında tamamlarsanız yaş 65’e çıkıyor. Ama yıpranma payı eklendiğinde bu yaşlar…
Suat Elibüyük : Dış Ticarette Dijitalleşme ;
Dış ticaret ve dijitalleşme, küresel ekonomik etkileşimleri ve ticaret süreçlerini köklü şekilde dönüşüme uğratan önemli kavramlardır. İşte bu iki alanın birlikteliği ve etkileri hakkında temel bilgiler: Dış Ticaretin Dijitalleşmesi:Dijital platformlar ve e-ticaret siteleri sayesinde, ülkeler arasındaki alım satım işlemleri artık daha hızlı ve kolay gerçekleştirilmektedir.Elektronik veri değişimi (EDI), sınır ötesi ödemeler ve dijital sertifikalar gibi teknolojiler, işlemleri otomatikleştirerek zaman ve maliyet tasarrufu sağlar.Sanal fuarlar ve dijital pazar yerleri, küçük ve orta ölçekli işletmelerin küresel pazarlara erişimini kolaylaştırır.Dijital Teknolojilerin Rolü:Yapay zeka ve büyük veri analitiği, piyasa trendlerini ve müşteri ihtiyaçlarını öngörmede kullanılmakta, böylece dış ticaret stratejileri optimize edilmektedir.Blockchain teknolojisi, işlemlerin güvenli ve şeffaf bir şekilde kaydedilmesine ve takibine olanak tanır.Bulut bilişim, farklı ülkelerdeki iş ortaklarıyla ortak çalışma ve bilgi paylaşımını kolaylaştırır.Avantajlar: Hızlı işlem yapabilme ve dönüşüm sürelerinin kısalması,Maliyetlerin düşürülmesi ve verimliliğin artırılması,Daha geniş pazarlara erişim ve rekabet gücünün yükselmesi,Risk yönetiminin daha etkin hale gelmesi.Zorluklar ve Riskler:Dijital altyapı ve siber güvenlik sorunları,Veri gizliliği ve uluslararası düzenlemelere uyum,Teknolojiye erişimde eşitsizlikler,Geleneksel alışkanlıklardan ve yasal mevzuatlardan kaynaklanan adaptasyon zorlukları.Sonuç olarak, dış ticaretin dijitalleşmesi, küresel ekonomi için yeni fırsatlar ve rekabet avantajları sunarken, aynı zamanda dijital dönüşüm süreçlerinde dikkat edilmesi gereken riskleri de beraberinde getirmektedir. Bu dönüşüm, ülkelerin ve işletmelerin stratejilerini yeniden şekillendirmelerine ve daha sürdürülebilir, verimli ticaret yapıları kurmalarına imkan tanımaktadır.
ABD İLE ÇİN GÜMRÜK VERGİLERİ KONUSUNDA ANLAŞTI
ABD başkanı Trump’ın tüm dünya ülkelerini ilgilendiren yeni ithalat verilerini 2 nisanda açıkladıktan bu yana tüm dünyada gündem olmaya devam ediyor. Söz konusu vergilerin açıklanmasında esas amaç, ABD’nin yüksek oranda verdiği dış ticaret açığının kapanmasıdır. Ancak ABD dış ticaret açığı verse de rezervleri yeterli olduğu için önemli değildir. 2 Nisan’da Trump tarafından açıklanan ithalat vergi oranlarına en çabuk ve net bir şekilde cevap veren ülke Çin olmuştu ve Trump’ın açıkladığı %34 ithalat vergisine karşılık Çin’de aynı oranda ABD ürünlerinin ithalatına vergi koymuştu. Bu olaylar yaşanırken oranlar karşılıklı olarak yükseltilerek %145 oranına kadar yükseldi. Ekonomik açıdan bakıldığında ABD ve Çin dünyanın iki büyük devi olduğu kesindir. Daha sonraki gelişmelerde ise Trump Çin harici ülkeler için gümrük vergisi uygulamasının 90 gün süreyle ertelendiğini ve Çin ile ilişkilerini azaltan ülkelere imtiyaz tanınacağını açıklamıştı. İki ülke arasında yaşanan bu ekonomik savaşın nereye varacağını da takip etmeye devam edeceğiz. Ancak savaşın galibi olmayacağına göre masaya oturup iki ülkenin anlaşması en ideal yol olacaktır. Bilindiği üzere Çin dış ticaret fazlası veren ülkelerden bir tanesidir. Bunun temel nedeni dünyanın dört bir yanına her türlü ürünü üreterek ihracat yapmasıdır ve geniş bir pazara sahip olmasıdır. Öyle ki aklınıza ne geliyorsa, istediğiniz kalitede, istediğiniz miktarda, istediğiniz şekilde üretim yapılabilen bir ülke durumundadır. Yaklaşık 46 yıl içinde bulunduğum hırdavat, nalbur iye sektöründen örneklemek gerekirse tüm değerli ve yüksek fiyatlı ürünlerin Çin’de ya fabrikası var ya da üretimi Çin’de fason yaptırmaktadırlar. Ben bizzat Çin’e gidip görmedim ama gidip gelen, fuarlara katılan, ithalat yapan birçok meslektaşlarımın ifadelerine göre özellikle işçilik maliyetleri ucuz olduğundan üretilen malın değeri de ekonomik duruma geliyor ve özellikle ülkemizde tercih edilen ürünler arasına rahatlıkla girdiğinden ülkemiz pazarında oldukça yoğun oranda yerini almaktadır. Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi tüm dünya ülkeleri ile ticari ilişkisi olan Çin bu konuda ABD yerine dünyada başka pazarlar arayacak ve üretimini azaltmayacak belki de çoğalacaktır. Çünkü dünyanın en meşhur markalarının Çin ile ilişkisi olduğu bilinmektedir. Yukarıdaki bilgileri daha önce yazmıştım ve konunun anlaşma ile sonuçlanacağı belli idi. Geldiğimiz noktada yapılan görüşmeler sonucunda nihayet iki ülke arasında anlaşma sağlandı. Euronews sitesinden konu ile ilgili aldığım bilgiler aşağıdadır. ABD, Çin’e uyguladığı yüzde 145 olan gümrük vergisini yüzde 30’a; Çin ABD’ye uyguladığı yüzde 125’lik vergiyi yüzde 10’a indirdi. İndirimler 90 gün geçerli olacak. Çin ve ABD arasında ticaret müzakerelerinin sürdürülmesi için mekanizma kurulacak. ABD ve Çin, karşılıklı uyguladıkları gümrük vergilerini sürpriz bir şekilde 3 ay süreyle düşürme konusunda anlaştı. ABD Çin mallarına uyguladığı gümrük vergilerini 90 gün için yüzde 145’ten yüzde 30’a, Pekin, ABD mallarına uyguladığı gümrük vergilerini yüzde 125’ten yüzde 10’a düşürecek. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, hafta sonu Cenevre’de Çin heyetiyle gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından basın toplantısı düzenledi. Bessent, Çin ile 90 günlük bir duraklama ve gümrük vergisi seviyelerinin önemli ölçüde aşağı çekilmesi konusunda anlaşmaya varıldığını bildirerek, Çin ve ABD’nin ayrışma istemediğini belirtti. Hafta sonu Çin ile yapılan görüşmeleri “sağlam” ve “saygılı” olarak nitelendiren Bessent, “Fentanil konusunda atılacak adımlara yönelik çok sağlam ve verimli bir görüşme yaptık. Her iki tarafın da ayrışmak istemediği konusunda hemfikiriz.” ifadesini kullandı. Bessent, gelecekteki görüşmelere yönelik “Çok iyi görüşmeler bekliyoruz, artık görüşmelerde Cenevre mekanizması var.” dedi. ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, ABD’nin Çin ile daha dengeli bir ticaret yapmak istediğini belirterek, “ABD ve Çin için oldukça iyi…
ENFLASYON BEKLENTİSİ VE MAAŞLAR
Milyonlarca emekli ve memur için maaş zammı hesaplamalarında belirleyici olan enflasyon verileri netleşmeye başladı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), mayıs ayına ilişkin Piyasa Katılımcıları Anketini yayımladı. Bu ankette yıl sonu enflasyon beklentisinin yükseldiği görüldü. Ayrıca Mayıs ve haziran ayı için öngörülen enflasyon oranları, temmuz ayında yapılacak zam oranlarına dair önemli ipuçları verdi. Enflasyon Verileri Maaşları Belirliyor Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her ay enflasyon rakamlarını açıklıyor ve bu veriler, emekli ve memur maaşlarının artış oranlarını doğrudan etkiliyor. Özellikle SSK ve BAĞ-KUR emeklileri için maaş artışları, 6 aylık enflasyon oranı üzerinden belirleniyor. Memur ve memur emeklilerinin maaşlarında ise toplu sözleşme zammı + enflasyon farkı formülü uygulanıyor. Nisan ayı enflasyon verilerine göre, SSK ve BAĞ-KUR emeklilerinin 6 aylık döneme ait maaş artışı şimdiden %13,36 olarak hesaplandı. Memur ve memur emeklileri için ise bu oran %12,29 oldu. Ancak nihai zam oranı, Mayıs ve haziran ayı enflasyonlarının açıklanmasıyla kesinleşecek. Merkez Bankası Tahminlerine Göre Yeni Zam Hesapları TCMB’nin Piyasa Katılımcıları Anketi’nde yer alan tahminlere göre; Mayıs enflasyonu: %2,36 Haziran enflasyonu: %1,77 Şeklinde bekleniyor. Bu oranlar ışığında, 2024 yılının ilk 6 ayı için toplam enflasyon %18,09 civarında olacak. Buna göre: SSK ve BAĞ-KUR emeklileri için doğrudan bu oran kadar (yaklaşık %18,09) maaş zammı gündemde. Memur ve memur emeklileri içinse toplu sözleşmeden kaynaklanan %10’luk artışın üzerine yaklaşık %6,97’lik enflasyon farkı eklenerek toplamda %16,97 oranında bir artış öngörülüyor. Mesleklere Göre Zamlı Maaş Tablosu Anket verileri ve mevcut maaşlar dikkate alınarak hazırlanan yeni zamlı maaş tablosu şu şekilde şekillendi: Meslek Mevcut Maaş Zamlı Maaş (Tahmini) Şube Müdürü (Üniversite) 66.358 TL 74.513 TL Memur (Üniversite) 45.555 TL 51.154 TL Uzman Öğretmen 58.663 TL 65.873 TL Öğretmen 52.935 TL 59.441 TL Başkomiser 64.481 TL 72.406 TL Polis Memuru 58.938 TL 66.181 TL Uzman Doktor 109.154 TL 122.569 TL Hemşire (Üniversite) 53.465 TL 60.036 TL Mühendis 67.691 TL 76.010 TL Teknisyen (Lise) 47.224 TL 53.028 TL Profesör 96.374 TL 108.218 TL Araştırma Görevlisi 63.877 TL 71.727 TL Vaiz 55.332 TL 62.132 TL Avukat 63.637 TL 71.458 TL Bu hesaplamalar, TCMB’nin tahmini enflasyon oranlarına göre yapılmış olup, TÜİK’in kesin verileriyle birlikte nihai hale gelecektir. Zamlar Temmuz’da Cebe Yansıyacak TÜİK’in haziran ayı enflasyonunu temmuz başında açıklamasıyla birlikte, 6 aylık enflasyon kesinleşmiş olacak. Böylece, SSK, BAĞ-KUR ve memur emeklilerinin yanı sıra aktif memurlar da yeni maaşlarına kavuşacak. Zamlı maaşlar temmuz ayında yürürlüğe girecek. Bu artışlar, özellikle yüksek enflasyonun etkilerini hissetmeye devam eden sabit gelirli kesim için önemli bir rahatlama sağlayacak. Ancak, fiyat artışlarının yıl boyunca sürmesi beklendiğinden, vatandaşların alım gücünde uzun vadeli iyileşmelerin sürdürülebilirliği tartışma konusu olmaya devam ediyor. Sonuç: Beklentiler Yüksek, Gözler TÜİK’te Son açıklanan tahminler, temmuz ayında maaşlara yapılacak zam oranlarının önceki dönemlere göre daha yüksek olabileceğini gösteriyor. Bu da emekliler ve memurlar için kısa vadede bir nebze rahatlama anlamına geliyor. Ancak nihai karar için gözler TÜİK’in 3 Temmuz 2025 tarihinde açıklayacağı haziran ayı enflasyon verisine çevrildi. Bu veriyle birlikte zam oranları kesinleşecek ve milyonlarca kişi maaş hesaplarına yansıyacak yeni tutarları öğrenmiş olacak. ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar zozcivan@hotmail.com





























