NAYLON FATURA NEDİR? SAHTE FATURADAN KORUNMAK İÇİN NE YAPILMALI?
Vergi Usul Kanunun 359. maddesinde, gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belge muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge; gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge, sahte belge olarak tanımlanmıştır. Bu tanımdan, gerçek durumu olduğu gibi yansıtmayan belgelerin sahte fatura olarak değerlendirileceğini anlamak gerekmektedir. Sahte fatura, mükellefler arasında “naylon fatura” olarak ta adlandırılmaktadır. Bilmeden sahte belge kullanma nedeniyle mükellefler yüksek tutarlı cezalarla karşılaşmaktadırlar. Danıştayın son zamanlardaki içtihatlarıyla, sahte belge kullandığı iddia edilen mükellefler için şu önemli kriterler getirilmiştir. 1- Davacıya fatura düzenlendiği dönemde gerçek ticari faaliyetlerinin olmadığı yönünde tespit yapılmalıdır. 2- Sahte fatura düzenlediğine dair somut bir tespit yapılmalıdır. 3- Fatura bedellerinin banka kanalıyla ödendiği tespit var ise vergi inceleme elemanınca bu husus hakkında araştırma yapılmalıdır. Danıştay 9. Dairesi Tarih : 22.03.2017 Esas No : 2014/9301 Karar No : 2017/3099 KDVK Md. 29 VUK Md. 3 FATURALARIN GERÇEĞİ YANSITMADIĞININ VERGİ İNCELEME RAPORUNDA ORTAYA KONULMASI GEREKTİĞİ Alınan faturaların sahte olduğu yolunda düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak re’sen tarh edilen KDV ve kesilen vergi ziyaı cezasına ilişkin olarak, fatura alınan mükellefler hakkında düzenlenen vergi tekniği raporlarında yer alan tespitlerin değerlendirilmesinden, davacıya faturadüzenleyen şirketler hakkında davacıya fatura düzenlendiği dönemde gerçek ticari faaliyetlerinin olmadığı ve sahte fatura düzenlediğine dair somut herhangi bir tespit yapılmadığı ve davacı şirket hakkında düzenlenen vergi inceleme raporuna ek tutanakta fatura bedellerinin banka kanalıyla ödendiği tespitine yer verilmesine karşın, vergi inceleme elemanınca bu husus hakkında herhangi bir eleştiri ve araştırma yapılmadığı görüldüğünden, davayı reddeden vergi mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. Sahte fatura kullanma mahkeme kararları İstemin Özeti: Davacı adına, (A) Ltd. Şti.’den ve Tasfiye halinde (B) Ltd. Şti.’den aldığı faturaların sahteolduğu yolunda düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak 2008/Ocak, Mart, Nisan, Temmuz, Eylül, Ekim dönemleri için re’sen tarh edilen katma değer vergisi ile kesilen bir kat vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı reddeden Vergi Mahkemesinin kararının; dilekçede ileri sürülen sebeplerle bozulması istenilmektedir. Karar: Uyuşmazlıkta; davacı adına, bir kısım alış faturalarının sahte olduğu yolunda düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak 2008/Ocak, Mart, Nisan, Temmuz, Eylül ve Ekim dönemleri için re’sen tarh edilen katma değer vergisi ile kesilen bir kat vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı; davacının faturalarında yer alan katma değer vergilerini indirim konusu yaptığı (A) Ltd. Şti. ve tasfiye halinde (B) Ltd. Şti.’nden aldığı faturaların sahte olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle reddeden Vergi Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmiştir. 3065 sayılı KDV Kanunu’nun 29. maddesinde, mükelleflerin yaptıkları vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden faaliyetlerine ilişkin olarak kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebilecekleri belirtilmiştir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 3/B maddesinde de, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olacağı açıklanmıştır. Bu kuralın gereği olarak yükümlülerin Katma Değer Vergisi Kanunu’nun yukarıda sözü edilen 29. madde hükmünden yararlanabilmelerinin ön şartı fatura ve benzeri vesikaların gerçeği yansıtmasıdır. Bu madde hükümlerine göre mal alışları nedeniyle yüklenilen katma değer vergilerinin indirim ve iade konusu yapılabilmesi için faturaların gerçek bir mal alım satımı karşılığı düzenlenmesi gerekmektedir. Gerçekleşmemiş teslim ve hizmetler dolayısıyla katma değer vergisi ödenmesi ve bunun sonucu olarak da vergi indirimi söz konusu olamayacağından, vergi indirimine dayanak teşkil eden faturaların gerçeği yansıtıp yansıtmadığının ortaya konulması…
VERGİNİN TEBLİĞİ VE TEBLİĞ USULÜNDE SON DURUM
VERGİLENDİRMEYE İLİŞİKİN TEBLİĞ YÖNTEMLERİNDE NE DEĞİŞTİ? GİRİŞ Tebliğ kelime olarak bildirme, haber verme, bildirim anlamına gelmektedir. İdari işlemler genellikle tebliğ ile birlikte hukuk aleminde sonuç doğurur. Tebliğ ile birlikte işlemin tarafı haberdar olur ve bu işleme karşı yasal yollara başvurabilir. Vergilendirme işlemi de bir idari işlemdir. Bu nedenle, vergilendirmeye ilişkin yapılacak tebligat mükellef açısından önemli hukuki sonuçlar meydana getirmektedir. Vergi kanunları uyarınca yapılacak tebligat posta yoluyla, ilanen, memur vasıtasıyla veya elektronik ortamda yapılmaktadır. Vergi Usul Kanunun 21 maddesinde tebliğ, vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden hususların yetkili makamlar tarafından mükellefe veya ceza sorumlusuna yazı ile bildirilmesi olarak tanımlanmıştır. Vergi işlemlerinde süreler, vergi kanunları ile belirlenir, sürenin belli olmadığı hallerde ilgililere 15 günden az olmamak üzere süre verilir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanununun 7. maddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu, 8. maddede ise, sürelerin, tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlayacağı kurala bağlanmıştır. TEBLİGATTAN KAYNAKLANAN SORUNLAR Vergilendirme ile ilgili tebliğ işlemlerinin Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre yapılması gerekmektedir. Bu konularda Tebligat Kanunu hükümleri uygulanmaz. Örneğin Vergi Mahkemesince verilen bir kararda, “Ayrıca, yine davalı vekili tarafından Tebligat Kanunu’nun 21, 28 ve 32.maddeleri açıklanarak tebliğin usule uygun olduğu savunulmuş ise de; vergilendirme ile ilgili olup hüküm ifade eden vesikaların tebliğinde Tebligat Kanunu değil 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun tebliğe ilişkin hükümlerince belirlenen usullere göre tebliğin yapılması gerektiği nedeniyle bu iddiaya da itibar edilmemiştir.” gerekçesiyle yapılan cezalı tarhıyat iptal edilmiştir Vergi daireleri tarafından yapılan birçok vergilendirme işleminin tebligattan kaynaklanan usulsüzlükler nedeniyle iptal edildiği malumdur. Yine Vergi Mahkemesince verilen bir kararda “Yukarıda anılan yasa hükümlerinin dava konusu olay bakımından değerlendirilmesi sonucunda; davacı adına yapılan cezalı tarhiyatların bildirimi amacıyla düzenlenen ihbarnamelerin bilinen adresine ilmühaberli taahhütlü olarak kapalı zarf içinde posta yoluyla ya da memur eliyle tebliğe çıkarılması ancak muhatabın adresini değiştirmesinden dolayı bulunamamış olması durumunda memurunun durumu zarf üzerine yazarak idareye teslim etmesi,geçici olarak başka bir yere gittiğinin adreste bulunan kişilerden birinin imzası alınarak zarf üzerine yazılması ve idareye teslim edilmesi,idarece münasip başka bir tarihte tekrar tebliğe çıkarılması ikinci kez de tebliğ edilememesi halinde ilanen tebliğ yoluna başvurulması gerektiği ve anılan işlemlerin komşularından bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memuru huzurunda icra ve keyfiyet taahhüt ilmühaberine yazılarak tarih ve imza vaz’edilmek ve hazır bulunanlara da imzalatılmak suretiyle tespit edilmesi gerektiği halde davalı idarece ihbarnamelerin davacının ikametgah adresine tebliğe çıkarıldığı ancak ne sebeple tebliğ edilemediğine ilişkin tebliğ mazbatasında herhangi bir kaydın bulunmadığı görülmüştür. Ayrıca 101.maddede belirtildiği üzere işi bırakmada bildirilen adresler de bilinen adreslerdendir çünkü işi bırakma adresinde terk edildiği anlamına gelmeyecektir. Dolayısıyla kanun koyucu işi bırakmada bildirilen adresleri de bilinen adreslerden saydığından idare tarafından ihbarnamelerin tebliğin de bu adreslere de gidilmesi gerekir. Ancak davalı idarece, ihbarnamelerin davacının işi bırakma bildiriminde belirttiği işyeri adresine tebliğe çıkarılmadığı ve ikametgah adresinde yapılan tebliğinde usulüne uygun olmadığı hususları değerlendirildiğinde usulüne uygun olmayan tebligat esas alınarak amme alacağının kesinleştiği ve vadesinde ödenmediğinden bahsedilemeyeceğinden düzenlenen ödeme emirlerinin hukuka uygun olmadığı sonucuna varılmaktadır.” denilmiş ve ihbarname aşamasının usulsüz olarak tebliği nedeniyle ödeme emrinin iptaline karar verilmiştir. Tebligata ilişkin usulsüzlüklerin en başında posta görevlileri tarafından yeterli hukuki bilgiye dayanmadan yapılan tebligatlar gelmektedir. Bu nedenle, Gelir İdaresi tebligat usulünün basitleştirilmesi, elektronik…
ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASI NELERE UYGULANIR? YASAL DAYANAĞI NEDİR?
Özel usulsüzlük cezaları, vergiye ilişkin bazı ödevlerin yerine getirilmemesi veya eksik yerine getirilmesi halinde sorumlular ve mükellefler hakkında VUK’da belirlenen miktar ve oranlarda uygulanan cezalardır. VUK’nun 353 ve mükerrer 355’inci maddelerin de yer alan özel usulsüz cezaları miktarları VUK’nun 414’üncü maddesi ile verilen yetkiye dayanarak Maliye Bakanlığı’nca yeniden değerleme oranında artırılarak Resmi Gazete’de yayınlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile ilan edilmektedir.
KİMLER VERGİ MAHKEMESİNDE DAVA AÇMAYA YETKİLİDİR? KİMLER VERGİ MAHKEMESİNDE DAVA AÇAMAZ?
Kimlerin vergi mahkemelerinde dava açmaya yetkili olduğunun belirlenmesi için İYUK ve VUK hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Vergi mahkemesinde dava açma yetkisi ile ilgili olarak yargı içtihatlarıyla da bazı tespitler yapılmıştır. Vergi mahkemesinde dava açma yetkisi ile ilgili olarak öncelikle İYUK hükümlerine bakılması gerekmektedir. İYUK’nun 2. maddesinde idari davalar, idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır.www.davavergi.com Bu hükme göre idari dava açma ehliyetine sahip olanlar, menfaatleri ihlâl edilenler, kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar ve idari sözleşmelerden dolayı taraflar olarak sayılabilir. Vergi mahkemesinde dava açmaya yetkili olanlar konusunda 213 sayıl yasada da hüküm bulunmaktadır. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 377. maddesinde, mükellefler ve kendilerine vergi cezası kesilenler, tarh edilen vergilere ve kesilen cezalara karşı vergi mahkemesinde dava açabileceği, vergi dairesinin, tadilat ve takdir komisyonlarınca tahmin ve takdir olunan matrahlara karşı vergi mahkemesinde dava açabileceği, Belediyelerde dava açma yetkisini belediye adına varidat müdürü, olmayan yerlerde hesap işleri müdürü veya o görevi yapanların kullanacağı hükme bağlanmıştır.www.davavergi.com Vergi Usul Kanununa göre vergi mahkemesinde dava açabilecekler; mükellefler, kendine vergi cezası kesilenler, vergi daireleri ve belediyeler olarak sayılmıştır. İYUK ile VUK hükümleri bir arada değerlendirildiğinde, vergi mahkemelerinde dava açmaya yetkili olanlar yani dava ehliyetine sahip olanlar, menfaatleri ihlâl edilenler, kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar, mükellefler, kendine vergi cezası kesilenler, vergi daireleri ve belediyeler olarak sayabiliriz. Vergi mahkemelerinde ve vergi yargısında gerçek şahıslar bizzat kendileri dava açabilecekleri gibi vekilleri vasıtasıyla da vergi davası açabilmektedirler. Ancak, dava ehliyetine sahip kişinin vekili sıfatıyla açılacak vergi davasında kişinin avukat gerekmektedir. Küçüklerin, kısıtlıların ve tüzel kişilerin vergi davalarını kanuni temsilcileri veya bunların avukatları tarafından açılabilir. Katma değer vergisinin kanuni mükellefi olmamakla birlikte bu vergiyi fiilen ödeyen ve vergiye nihai olarak katlanan davacıların dava açma ehliyeti bulunmaktadır. Yani nihai yüklenici olan tüketiciler katma değer vergisi bakımından vergi mahkemelerinde vergi davası açma hakkına sahiptirler. NOT: YASAL HAKLAR SAKLIDIR. YAZILAR İZİN ALINMAKSIZIN VE ATIF YAPILMAKSIZIN KULLANILAMAZ. www.davavergi.com
VERGİ İHTİLAFLARININ VERGİ YARGISI YOLU İLE ÇÖZÜMÜNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN ÖNEMLİ HUSUSLAR NELERDİR?
Vergi ihtilafları şayet idari aşamada sonuçlandırılamazsa Vergi Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri veya Danıştay yoluyla çözülmeye çalışılır. Türk Vergi Sistemi esas itibarıyla beyan sistemine dayanmaktadır. Beyan sisteminin geçerli olduğu durumlarda, vergiye tabi işlemleri yapan mükellefler beyanname esasına göre tarh ve tahakkuk eden vergileri öderler. Vergi idaresi, vergi incelemeleri veya diğer yollarla edindiği bilgilerle beyan edilen tutarların gerçekten farklı olduğuna dair delil elde etmesi durumunda tarhıyat yoluna gider. www.davavergi.com Vergi ihtilaflarının yargı yolu ile çözümünde birçok konu başlıkları bulunmaktadır. Vergi yargılamasında bilinmesi gereken temel hususları şu şekilde sayabiliriz: • Vergi ihtilafları neden kaynaklanır? İhtilaflar vergi yargısına nasıl taşınır? • Kimler vergi mahkemesinde dava açmaya yetkilidir? Kimler vergi mahkemesinde dava açamaz? • Vergi, harç ve benzeri mali ihtilaflardan kaynaklanan davalarda görevli mahkeme hangisidir? • Vergi mahkemelerinde görülebilecek vergi davaları nelerdir? • Vergi dava dilekçelerinde dikkat edilmesi gereken önemli noktalar nelerdir? • Vergi davaları açılırken gözden kaçırılmaması gereken durumlar nelerdir? • Vergi davalarında dava açma sürelerine ilişkin bilinmesi gerekenler nelerdir? • Vergi davalarında ispat nasıl olur? İspat sorumluluğu kimdedir? • Vergi mükellefleri beyan üzerine tarh ve tahakkuk ettirilen vergilere karşı vergi davası açabilirler mi? • Vergi davaları tahsilatı durdurur mu? Vergi davalarında yürütmenin durdurulması ne demektir? • Vergi mahkemesi kararlarının uygulanması • Vergi mahkemesi kararlarına karşı başvuru yolları nelerdir? • Vergi davalarında getirilen istinaf sistemi ne anlama gelmektedir? www.davavergi.com Vergi ihtilaflarının vergi yargısı yolu ile çözüm aşamasında; vergi ihtilafının ortaya çıkışı, ihtilafın vergi mahkemesine taşınması, vergi dava dilekçesinin düzenlenmesi, yürütmenin durması, vergi mahkemesi kararlarının uygulanması, vergi mahkemesi kararlarının istinaf ve temyiz yolu ile incelenmesi gibi temel hususlarda İYUK ve VUK hükümlerinin bilinmesi büyük önem taşımaktadır. Daha sonraki yazılarımızda, vergi ihtilaflarının vergi yargısı yolu ile çözüm aşamasına ilişkin olarak yukarıda yer verilen konu başlıkları ayrıntılı olarak incelenmeye çalışılacaktır. NOT: YASAL HAKLAR SAKLIDIR. YAZILAR İZİN ALINMAKSIZIN VE ATIF YAPILMAKSIZIN KULLANILAMAZ. www.davavergi.com
MÜKELLEFLER KENDİ BEYANLARINA KARŞI VERGİ DAVASI AÇABİLİR Mİ?
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 377. maddesinde, mükellefler ve kendilerine vergi cezası kesilenler, tarh edilen vergilere ve kesilen cezalara karşı vergi mahkemesinde dava açabileceği, vergi dairesinin, tadilat ve takdir komisyonlarınca tahmin ve takdir olunan matrahlara karşı vergi mahkemesinde dava açabileceği, Belediyelerde dava açma yetkisini belediye adına varidat müdürü, olmayan yerlerde hesap işleri müdürü veya o görevi yapanların kullanacağı hükme bağlanmıştır. Vergi Usul Kanununa göre vergi mahkemesinde dava açabilecekler; mükellefler, kendine vergi cezası kesilenler, vergi daireleri ve belediyeler olarak sayılmıştır. Anayasa Mahkemesi, mükelleflerin beyan ettikleri matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamayacaklarına ilişkin hükmün Anayasaya aykırı olmadığına karar verdi. Anayasa Mahkemesi, 14.6.2017 gün ve Esas Sayısı : 2017/24 Karar Sayısı: 2017/112 sayılı kararıyla, 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 23.6.1982 tarihli ve 2686 sayılı Kanun’un 51. maddesiyle değiştirilen 378. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “Mükellefler beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamazlar.” hükmünün Anayasa’ya aykırı olmadığına oy çokluğuyla karar verdi. İtiraz konusu olay, ihtirazi kayıtla verilen kurumlar vergisi düzeltme beyannamesi üzerine tahakkuk eden kurumlar vergisi ile kurumlar vergisi üzerinden kesilen bir kat vergi ziyaı cezasının iptali talebiyle açılan davada İstanbul 9. Vergi Mahkemesi tarafından itiraz yoluna başvurulması üzerine verilmiştir. Anayasa Mahkemesi itiraz konusu hükmün anayasaya aykırı olmadığına karar verirken, düzeltme beyannamesi ve ihtirazi kayıt müessesesine dair önemli tespitlerde yapmıştır. Yüksek Mahkeme, itiraz başvuru gerekçesinden hareketle, ihtirazi kaydın uygulamada ortaya çıkan ve düzeltme beyannamesi olarak adlandırılan beyannamelere konulup konulamayacağı; konulabilse dahi dava açma hakkını tanıyıp tanımayacağı esasında itiraz konusu kuralın değil, kuralın istisnasının kanuni dayanağı olan 2577 sayılı Kanun’un 27. maddesinin (4) numaralı fıkrasının yorumundan kaynaklandığını, 2577 sayılı Kanun’un 27. maddesinin (4) numaralı fıkrasında beyannameler arasında herhangi bir ayrım yapılmadığını, kanuni süresinden sonra verilen beyannamelere ihtirazi kayıt konulup konulamaması hususunun içtihat farklılığına neden olduğu gerekçesiyle Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de herhangi bir düzenlemenin mahkemeler arasında içtihat uyuşmazlıklarına neden olması yargılama hukukunun doğası gereği her zaman mümkün olup bu durumun anayasal bir sorun oluşturmasının söz konusu olmadığı, kaldı ki hukuk sistemi içerisinde mahkemeler arasındaki içtihat uyuşmazlıklarını çözecek hukuki yollara yer verildiği belirtilmiştir. NOT: YASAL HAKLAR SAKLIDIR. YAZILAR İZİN ALINMAKSIZIN VE ATIF YAPILMAKSIZIN KULLANILAMAZ. www.davavergi.com
VERGİ YAPILANDIRMASI BOZULANLARA YENİ BİR HAK
7159 sayılı Kanun ile 7143 sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanuna eklenen geçici 2 nci madde kapsamında; Kanun kapsamında yapılandırma başvurusunda bulunduğu halde geçici 2 nci maddenin yürürlüğe girdiği 28/12/2018 tarihi itibarıyla ödenmesi gereken tutarları süresinde ödemeyerek Kanun hükümlerini ihlal eden borçlulara, ihlale neden olan tutarları 28/2/2019 tarihine kadar (bu tarih dâhil), ödemeleri gerektiği tarihten ödeme tarihine kadar (bu tarih dâhil) geçen süre için Kanunun 9 uncu maddesinin altıncı fıkrasında belirlenen ve ödemede gecikilen her ay ve kesri için hesaplanması gereken geç ödeme zammı ile birlikte ödemeleri halinde Kanun hükümlerinden yeniden, yararlanma imkânı sağlanmıştır.
VERGİ BORCU NEDENİYLE EMEKLİ MAAŞINA HACİZ KONULABİLİR Mİ?
Son günlerde e haciz işlemlerinin yaygınlaştığı görülmektedir. Vergi daireleri ve SGK tarafından banka hesaplarına e haciz işlemleri uygulanmaktadır. Vergi idaresi vergi alacaklarını takip ve tahsil edebilmek amacıyla hukuken sahip olduğu yöntemlerle harekete geçmektedir. Ödenemeyen vergi borçları için vergi daireleri önce ödeme emri düzenleyerek borcun takibi yoluna gitmekte, şayet borç yine tahsil edilemez ise mükelleflerin mal varlıklarına veya banka hesaplarına haciz tatbik etmektedir. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanununun 54. maddesinde ödeme müddeti içinde ödenmeyen amme alacağının cebren tahsil edileceği belirtildikten sonra;55. maddesinde, Amme alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı;58. maddesinde de “Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden ibaren 7 gün içinde tahsil dairesine ait itiraz işlemlerine bakan vergi mahkemesi nezdinde itirazda bulunabilecekleri;62. maddesinde ise, Borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tespit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul mallar ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarın tahsil dairesince haczolunacağı;71. maddesinde de, Aylıklar, ödenekler, her çeşit ücretler, intifa hakları ve hasılatı, ilama bağlı olmayan nafakalar, emeklilik aylıkları, sigorta ve emeklilik sandıkları tarafından bağlanan gelirler kısmen haczolunabileceği, ancak haczolunacak miktar bunların üçte birinden çok dörtte birinden az olamayacağı, hükümleri yer almıştır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlik Sigortası Kanununun 99.maddesinde, sosyal güvenlik hak ve yükümlülükleri ile ilgili yapılacak her türlü kanunî düzenlemelerin bu Kanunda yapılacağı hükme bağlanmıştır. 5510 sayılı Kanunun 93.maddesinde de, “Bu Kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu Kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler; 88 inci maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez. Bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması halinde, icra müdürü tarafından reddedilir.” hükmü yer almaktadır. 5510 sayılı Kanunun anılan hükümleri uyarınca, sosyal güvenlik hak ve yükümlülüklerine dair her türlü kanunî düzenlemeler bu Kanunda yapılacaktır ve bu Kanun gereğince sigortalılar ile hak sahiplerinin, gelir, aylık ve ödenekleri 88.maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemeyecek ve bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması halinde, icra müdürü tarafından reddedilecektir. Yukarda yer verilen düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, 6183 sayılı yasa uyarınca “emekli aylıkları”nın kısmen haciz edilebileceği ancak 5510 sayılı Kanununa göre ise bunun mümkün olmadığı görülmektedir. Sonuç olarak, 5510 sayılı Kanunun anılan hükümleri uyarınca vergi daireleri tarafından borçlunun muvafakatı alınmaksızın mükelleflerin emekli maaşına haciz konulması hukuka aykırıdır. Nitekim bu konuda verilmiş çok sayıda vergi yargısı kararı bulunmaktadır. NOT: YASAL HAKLAR SAKLIDIR. YAZILAR İZİN ALINMAKSIZIN VE ATIF YAPILMAKSIZIN KULLANILAMAZ. www.davavergi.com
SAHTE FATURA NEDENİYLE VERGİ İNCELEMESİ KAPSAMINDA OLAN MÜKELLEFLERİN MATRAH ARTIRIM SORUNU NASIL ÇÖZÜLÜR?
SAHTE FATURA NEDENİYLE VERGİ İNCELEMESİ KAPSAMINDA OLAN MÜKELLEFLERİN MATRAH ARTIRIM SORUNU NASIL ÇÖZÜLÜR? Bilindiği gibi sahte fatura düzenleyen mükelleflerin 7143 sayılı yasa kapsamında matrah artırımları kabul edilmemektedir. Ancak, sahte belge düzenleme nedeniyle bazı mükelleflerin incelemeleri devam ettiği, sahte belge düzenleyip düzenlemediklerinin idarece henüz tespit edilemediği durumlar vardır. Bu mükelleflerin incelemeleri sonuçlanana kadar matrah artırımları kabul edilmemektedir. Özelge ile, inceleme sonuçlandıktan sonra sahte belge düzenleme fiilinin tespit edilememesi durumunda, 7143 sayılı Kanun’un 5. maddesinde öngörülen diğer şartların yerine getirilmesi koşuluyla bu madde hükümlerinden yararlanabileceklerine dair açıklamalar yapılmıştır: “Başkanlığımıza intikal eden olaylardan, SMİYB düzenleme şüphesi ile vergi incelemesi devam eden bazı mükelleflerin 7143 sayılı Kanun kapsamında matrah arttırımında bulunmak istedikleri ancak sistemin “Sahte Belge Düzenleme Fiilinden Hareketle Nezdinizde Yapılan Vergi İncelemesi Devam Etliğinden İncelemeniz Sonuçlanana Kadar Matrah Artırımında Bulunmanız Mümkün Değildir.” şeklinde uyarı verdiği ve matrah arttırımında bulunulamadığı anlaşılmış olup, konuya ilişkin olarak aşağıdaki açıklamaların yapılmasına gerek duyulmuştur. Bilindiği üzere, 7143 sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunu’nun “Matrah ve Vergi Artırımı” başlıklı 5. maddesinde, sahte belge düzenleme fiili nedeniyle incelemesi devam eden mükelleflerin aynı maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkrası hükümlerinden yararlanamayacakları, vergi incelemesi tamamlanması sonucunda bu fiillerin varlığının tespit edilememesi durumunda, bu durumun tespitine ilişkin raporun veya yazının mükelleflere tebliği tarihinden itibaren bir ay içerisinde yazılı başvurulması, matrah ve vergi artırımı sonucu hesaplanan vergilerin, raporun veya yazının tebliğini izleyen aydan başlamak üzere ikişer aylık dönemler halinde altı eşit taksitte ödenmesi ve Kanun’un 5. maddesinde öngörülen diğer şartların yerine getirilmesi koşuluyla bu madde hükümlerinden yararlanılabileceği hususları düzenlenmiştir. Konuya ilişkin olarak 1 Seri No.lu Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tebliği’nin “Diğer Hususlar” başlıklı (V/D-6) bölümünde de açıklamalara yer verilmiştir. Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar doğrultusunda, SMİYB düzenleme şüphesi ile vergi incelemesi devam eden mükelleflerin vergi incelemesi sonuçlanana kadar matrah artırımında bulunması mümkün değildir. Söz konusu inceleme sonuçlandıktan sonra sahte belge düzenleme fiilinin tespit edilememesi durumunda ise, bu durumun tespitine ilişkin raporun veya yazının mükelleflere tebliği tarihinden itibaren bir ay içerisinde yazılı başvurulması, matrah ve vergi artırımı sonucu hesaplanan vergilerin, raporun veya yazının tebliğini izleyen aydan başlamak üzere ikişer aylık dönemler halinde altı eşit taksitte ödenmesi ve Kanun’un 5. maddesinde öngörülen diğer şartların yerine getirilmesi koşuluyla bu madde hükümlerinden yararlanabilecekleri tabiidir.” * www.davavergi.com *31.07.2018 tarih ve 21152195-130[99-2018.1224]-E. 132482 sayılı, Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelgesi.
YENİ TORBA YASA “VERGİ” DE NELERİ DEĞİŞTİRECEK?
Gün geçmiyor ki yeni bir torba yasa gündeme gelmesin. Vergi sistemleri ülke ekonomisiyle yakın ilişki içindedir. Bu nedenle, günümüz toplumlarında ekonomik hayatta meydana gelen gelişmelere müdahale amacıyla vergi politikalarında değişiklikler yapılabilmektedir. Vergi kanunları ekonomik gelişmelerle uyumlu olmak üzere en sık değişiklik yapılan mevzuatın başında gelmektedir. Bu durum, vergi ile muhatap olan mükellef, serbest muhasebeci, avukat vb. kesimlerin en sık yakındıkları hususların başında gelmektedir. Yeni torba yasa teklifi 30 Kasımda Meclise sunuldu Ak Partili milletvekillerinin imzasıyla 71 maddelik yeni torba yasa teklifi meclise sunuldu. Bu teklifte, ekonomiden vergiye birçok hususta yeni düzenlemeler öngörülmektedir. Biz vergiye ilişkin yapılması düşünülen yasa değişikliklerinden başlıklar itibarıyla söz edeceğiz. Şöyle ki: • 5300 sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu kapsamında düzenlenen ürün senetlerinin elden çıkarılmasından doğan kazançlar için öngörülen istisna 31.12.2023 tarihine kadar uzatılması, • İmalat sanayi yatırımları üzerindeki katma değer verisinden kaynaklanan finansman yükünün giderilmesi amacıyla KDV iadesine yönelik uygulamanın 2019 yılında da sürdürülmesi, • Şalgam suyu, içme sütü, bebek sütünün ÖTV’ye tabi tutulmaması, • İmalat sanayi yatırımları için 5520 sayılı Yasanın 32/A maddesi uygulama süresinin 2019 yılını da kapsaması, • Pilotlar için ödenen ücretlere gelir vergisi istisnası, • Kur farklarının KDV’ye tabi olması, • Şirketlerin ortaklarına borç vermesine ilişkin düzenleme. Yasal Uyarı: Sitemizde yayınlanan yazılar telif hakları nedeniyle izin alınmaksızın ve atıf yapılmaksızın kullanılamaz. Yapılan atıflarda, MÜKELLEFHABER / www.davavergi.com adreslerinin belirtilmesi zorunludur.
ZAYİ BELGESİ NEDİR? DEFTER VE BELGELERİN İBRAZI YÖNÜNDEN ZAYİ BELGESİ NEDEN ÖNEMLİDİR?
GİRİŞ Türk Vergi Sistemi temelde beyan esasına dayanmaktadır. Beyan esasında, elde edilen gelir mükellef tarafından beyan edilmekte, vergi idaresi tarafından tespit edilen eksik vergilendirme hallerinde ise tarhıyat yoluna gidilmektedir. Beyan sisteminde, verilen beyanlar ile yasal defter ve belgelerin uyumlu olması beklenmektedir. Gerek, Vergi Usul Kanununda gerekse Ticaret Kanununda defter ve belgelerin belirli sürelerle saklanması, gereken hallerde ilgili makamlara ibrazı öngörülmüştür. VUK’nun 253. maddesinde, defter tutmak mecburiyetinde olanların, tuttukları defterlerle üçüncü kısımda yazılı vesikaları, ilgili bulundukları yılı takibeden takvim yılından başlıyarak beş yıl süre ile muhafaza etmeye mecbur oldukları hükmü mevcuttur. TTK.’nun “Belgelerin saklanması, saklama süresi” başlıklı 82. maddesinde, tutulması zorunlu defterler ve belgelerin on yıl süreyle saklanması zorunludur. DEFTER VE BELGELERİN İBRAZ ZORUNLULUĞU VUK’nun “Defter ve Belgelerle Diğer Kayıtların İbraz Mecburiyeti” başlıklı 256. maddesinde, “ Geçen maddelerde yazılı gerçek ve tüzel kişiler ile mükerrer 257 nci madde ile getirilen zorunluluklara tabi olanlar, muhafaza etmek zorunda oldukları her türlü defter, belge ve karneler ile vermek zorunda bulundukları bilgilere ilişkin mikro fiş, mikro film, manyetik teyp, disket ve benzeri ortamlardaki kayıtlarını ve bu kayıtlara erişim veya kayıtları okunabilir hale getirmek için gerekli tüm bilgi ve şifreleri muhafaza süresi içerisinde yetkili makam ve memurların talebi üzerine ibraz ve inceleme için arz etmek zorundadırlar. Bu zorunluluk Maliye Bakanlığınca belirlenecek usule uygun olarak, tasdike ve 3568 sayılı Kanunun 8/A maddesi uyarınca düzenlenecek katma değer vergisi iadesine dayanak teşkil eden rapora konu hesap ve işlemlerin doğrulanması için gerekli kayıt ve belgelerle sınırlı olmak üzere, bu hesap ve işlemlere doğrudan ya da silsile yoluyla taraf olanlara, defter ve belgelerinin tetkiki amacıyla yeminli mali müşavirler ve serbest muhasebeci mali müşavirler tarafından yapılan talepler için de geçerlidir.” hükmü yer almaktadır. DEFTER VE BELGELERİN İBRAZ EDİLMEMESİNİN CEZASI Defter ve belgelerin ibraz edilmemesi bir takım müeyyidelere tabidir. Öncelikle, bu durum özel usulsüzlük cezasını gerektirir. Ayrıca, ibraz ödevini yerine getirmeyen mükelleflerin ilgili dönem KDV indirimleri reddedilir. Bu durum, mükellef hakkında resen tarh nedeni olarak kabul edilir. Defter ve belgelerin ibraz edilmemesi kaçakçılık suçu olarakta nitelendirilerek hürriyeti bağlayıcı ceza öngörülmüştür. VUK’nun 359. Maddesinde, defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenler veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunacağı, varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz edilmemesi, bu fıkra hükmünün uygulanmasında gizleme olarak kabul edileceği kurala bağlanmıştır. ZAYİ BELGESİ NEDİR? Zayi belgesine ilişkin VUK’da bir düzenleme yapılmamıştır. Zayi belgesi konusu TTK’da düzenlenmiştir. TTK 82/7. Maddesinde, “Bir tacirin saklamakla yükümlü olduğu defterler ve belgeler; yangın, su baskını veya yer sarsıntısı gibi bir afet veya hırsızlık sebebiyle ve kanuni saklama süresi içinde zıyaa uğrarsa tacir zıyaı öğrendiği tarihten itibaren onbeş gün içinde ticari işletmesinin bulunduğu yer yetkili mahkemesinden kendisine bir belge verilmesini isteyebilir. Bu dava hasımsız açılır. Mahkeme gerekli gördüğü delillerin toplanmasını da emredebilir.” hükmü yer almaktadır. Zayi belgesi, ticari işletmenin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemelerinden talep edilmektedir. DEFTER VE BELGELER İRADE DIŞI OLARAK ELDEN ÇIKMASI HALİ VUK’un “Mücbir sebepler” başlıklı 13 üncü maddesinde, vergi ödevlerinden her hangi birinin yerine getirilmesine engel olacak derecede ağır kaza, ağır hastalık ve tutukluluk; vergi ödevlerinin yerine getirilmesine engel olacak yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetler; kişinin iradesi dışında vukua gelen mecburi gaybubetler;…
ÖZEL USULSÜZLÜK CEZALARINDA VUK 353. MADDE UYGULAMASI KAPSAMINDAKİ FİİLLER NELERDİR?
Hangi fillere özel usulsüzlük cezası kesileceği ağırlıklı olarak, Vergi Usul Kanununun 353. maddesinde düzenlenmiştir. Vergi ceza hukukunda kıyas yasağı olduğu için yasa maddesinde sayılmamış fiiller için açık yetki verilmemiş durumlarda idari işlemlerle özel usulsüzlük cezası kesilmesi mümkün değildir. 1 . Elektronik belge olarak düzenlenmesi gerekenler de dâhil olmak üzere, verilmesi ve alınması icabeden fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu ile serbest meslek makbuzlarının verilmemesi, alınmaması, düzenlenen bu belgelerde gerçek meblağdan farklı meblağlara yer verilmesi, bu belgelerin elektronik belge olarak düzenlenmesi gerekirken Maliye Bakanlığınca belirlenen zorunlu haller hariç olmak üzere kâğıt olarak düzenlenmesi ya da bu Kanunun 227 nci ve 231 inci maddelerine göre hiç düzenlenmemiş sayılması halinde özel usulsüzlük cezası kesilir. 2. Elektronik belge olarak düzenlenmesi gerekenler de dâhil olmak üzere, perakende satış fişi, ödeme kaydedici cihazla verilen fiş, giriş ve yolcu taşıma bileti, sevk irsaliyesi, taşıma irsaliyesi, yolcu listesi, günlük müşteri listesi ile Maliye Bakanlığınca düzenlenme zorunluluğu getirilen belgelerin; düzenlenmediğinin, kullanılmadığının, bulundurulmadığının, düzenlenen belgelerin aslı ile örneğinde farklı meblağlara yer verildiğinin, gerçeğe aykırı olarak düzenlendiğinin veya elektronik belge olarak düzenlenmesi gerekirken Maliye Bakanlığınca belirlenen zorunlu haller hariç olmak üzere kâğıt olarak düzenlendiğinin tespiti ya da bu belgelerin bu Kanunun 227 nci maddesine göre hiç düzenlenmemiş sayılması halinde özel usulsüzlük cezası kesilir. 3. 232 nci maddenin birinci fıkrasının 1 ila 5 numaralı bentlerinde sayılanlar dışında kalan kişilerin fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu, serbest meslek makbuzu, perakende satış fişi, ödeme kaydedici cihaz fişi ve giriş ve yolcu taşıma biletlerini almadıklarının tespit edilmesi halinde özel usulsüzlük cezası kesilir. (Şu kadar ki, bu cezanın kesilebilmesi için, belge alınmadığına ilişkin tespitin vergi incelemesine yetkili olanlar tarafından yapılması şarttır.) 4. Günlük kasa defteri, günlük perakende satış ve hasılat defteri ile Maliye Bakanlığınca tutulma ve günü gününe kayıt edilme mecburiyeti getirilen defterlerin; işyerinde bulundurulmaması, bu defterlere yazılması gereken işlemlerin günü gününe deftere kayıt edilmemesi veya yoklama ve incelemeye yetkili olanlara istendiğinde ibraz edilmemesi halleri ile vergi kanunlarının uygulanması bakımından levha bulundurma veya asma zorunluluğu bulunan mükelleflerin bu zorunluluğa uymamaları halinde her tespit için özel usulsüzlük cezası kesilir. 5. Muhasebe standartlarına, tek düzen hesap planına ve mali tablolara ilişkin usul ve esaslar ile muhasebeye yönelik bilgisayar programlarının üretilmesine ve kullanılmasına ilişkin kural ve standartlara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesilir. 6. Bu Kanunun 8 inci maddesinin son fıkrası uyarınca (vergi kimlik numarası zorunluluğu) getirilen mecburiyete uymaksızın işlem yapanlara her bir işlem için özel usulsüzlük cezası kesilir. 7. Belge basımı ile ilgili bildirim görevini tamamen veya kısmen yerine getirmeyen matbaa işletmecilerine özel usulsüzlük cezası kesilir. 8. 4358 sayılı Kanun uyarınca işlemlerinde vergi kimlik numarası kullanma zorunluluğu getirilen kurum ve kuruluşlardan yaptıkları işlemlere ilişkin bildirimleri Maliye Bakanlığının belirleyeceği standartlarda, araçlarla (yazı, manyetik ortam, disket, mikrofilm, mikro fiş gibi) ve zamanlarda yerine getirmeyenler hakkında lira özel usulsüzlük cezası kesilir.( Ceza kesilenler, ödedikleri ceza için fiilleri ile ceza kesilmesine neden olan kişilere rücu edebilirler. ) 9. (Bu Kanununun 127 nci maddesinin (d) bendi uyarınca Maliye Bakanlığının özel işaretli görevlisinin ikazına rağmen durmayan aracın sahibi adına özel usulsüzlük cezası kesilir.
SAHTE BELGE (NAYLON FATURA) NEDENİYLE KDV İADE TALEPLERİNDE ÖZEL ESASLAR/KOD UYGULAMASI HUKUKA UYGUN MUDUR?
GİRİŞ Vergi idaresi (GİB, vergi dairesi başkanlıkları, vergi dairesi müdürlükleri) uygulamalarında, sahte belge (naylon fatura) düzenledikleri veya kullandıklarına dair rapor veya tespit bulunan mükelleflerin iade talepleri “özel esaslara” göre yerine getirilmektedir. Özel esaslar uygulamasının dayanağını Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Genel Tebliği oluşturmaktadır. Tebliğin, “E. ÖZEL ESASLAR” başlıklı bölümünde, Tebliğle, iade edilecek KDV tutarının gerçek olup olmadığının tespit edilmesi suretiyle, Hazine’ye intikal etmemiş ve/veya hayali olarak oluşturulmuş, gerçek bir yüklenime dayanmayan tutarların KDV iadesi çatısı altında yolsuz olarak iadesini önlemeyi amaçlandığı ifade edilmektedir. Özel esaslara alma uygulaması ile bir takım vergisel yükümlülüklerin yanı sıra mükelleflerin ticari ilişkide bulunduğu diğer gerçek ve tüzel kişi mükellefler nezdindeki itibarı olumsuz olarak eklenmektedir. KATMA DEĞER VERGİSİ GENEL UYGULAMA TEBLİĞİ UYARINCA ÖZEL ESASLARA TABİ MÜKELLEFLER Tebliğ ile düzenledikleri veya kullandıkları belgelerin gerçek duruma aykırı olduğuna ilişkin delil ve karineleri içeren rapor veya tespit bulunan mükelleflerin iade taleplerinin yerine getirilmesi bakımından özel esaslara tabi olduğu belirtilmiştir. Bu mükellefler şunlardır: – 213 sayılı Kanunun (153/A) maddesi kapsamına giren mükellefler, – Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme fiiline iştirak eden mükellefler de dâhil olmak üzere sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme ya da kullanma konusunda haklarında “olumsuz rapor” veya “olumsuz tespit” bulunan mükellefler, -Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme konusunda haklarında “olumsuz rapor” bulunan mükelleflerin raporun ait olduğu dönemdeki ortakları, kanuni temsilcileri, bunların kurdukları veya ortak oldukları mükellefler ile kanuni temsilcisi oldukları mükellefler, -Haklarında beyanname vermeme, defter ve belge ibraz etmeme ve adresinde bulunamama konusunda tespit bulunan mükellefler, -Haklarında KDV yönünden ihtiyati tahakkuk veya ihtiyati haciz uygulanan mükellefler VERGİ İNCELEME/TEKNİĞİ RAPORLARI TEK BAŞINA DELİL SAYILABİLİR Mİ? Vergi incelemesinin temel amacı, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamaktır. Yapılan inceleme sonucunda hazırlanan ve tarhiyata veya vergi iadesine dayanak alınan raporlar vergi inceleme raporlarıdır. Vergi müfettişlerince vergi inceleme raporu dışında hazırlanan diğer raporları, basit rapor, görüş öneri raporu ve vergi tekniği raporu olarak sayabiliriz. Vergi müfettişleri tarafından hazırlanan vergi inceleme raporları dışındaki diğer bir rapor türü ise vergi tekniği raporlarıdır. Vergi tekniği raporları, inceleme raporlarından farklı olarak tarhiyata esas alınmazlar. Vergi tekniği raporları ile örneğin sahte fatura düzenlediği iddia olunan bir mükellef hakkında durum tespiti yapılarak, mükellefin sahte fatura düzenleyicisi olup olmadığı somut verilerle ortaya konulmaya çalışılır. Teknik rapor sonrasında yapılan tespitler de dikkate alınarak ayrıca vergi inceleme raporları düzenlenir. Vergi inceleme raporları veya vergi tekniği raporları tüm idari işlemler gibi hukuka uygunluk karinesinden yararlanırlar. Yani, vergi inceleme raporları ile tespit edilen hususlar aksi yönde yargı kararı olmadığı ya da idarece geri alınmadığı müddetçe doğru olarak kabul edilir. Ancak, vergi inceleme raporlarında tespit edilen hususların doğru olmadığı, süresinde açılacak bir vergi davasıyla ortaya konulabilir. Buradan, idare hukuku (vergi hukuku) çerçevesinde, vergi inceleme/vergi tekniği raporlarının aksi ispat edilinceye kadar doğru olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılabilir. VERGİLERİN KANUNİLİĞİ İLKESİ Anayasanın “temel haklar ve ödevler” başlıklı ikinci kısmının “siyasi haklar ve ödevler” alt başlığını taşıyan dördüncü bölümünde, yer alan 73. maddede “vergi ödevi” düzenlenmiştir. Bu madde de, “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır. Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun…
2019 YILINDA UYGULANACAK VERGİ CEZASI MİKTARLARI
Vergi Usul Kanununda yer alan maktu hadler ile asgari ve azami miktarları belirtilmiş olan para ile ödenecek ceza miktarları, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak bu Kanun uyarınca belirlenen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanmaktadır. Bu Tebliğin konusunu 2019 yılı itibarıyla uygulanacak olan hadler ve tutarlar oluşturmaktadır. 2019 VERGİ CEZALARI incelemek için tıklayın >>
VERGİ DAVA DİLEKÇELERİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN ÖNEMLİ NOKTALAR NELERDİR?
Bir vergi davasında dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan birisi vergi dava dilekçelerinin İdari Yargılama Usul Kanununa uygun hazırlanmasıdır. Vergi davalarına ilişkin dilekçelerde yapılabilecek hatalar ciddi anlamda hak kayıplarına sebep olabileceği gibi zaman kaybına da neden olabilir. Uygulamada, dava dilekçelerinde sıklıkla karşılaşılan ve dikkat edilmesi gereken başlıca hususları şöyle sıralayabiliriz: • Dava dilekçeleri en az iki nüsha (taraf sayısından bir fazla) düzenlenmeli ve her nüsha imzalanmalıdır. • Dava dilekçesinde, davacı adresi açık bir şekilde yer almalıdır. • Şirket adına açılan davalarda, temsil ve ilzama yetkili olanları gösteren ve temsil süresinin davam ettiğini gösteren güncel imza sirkülerleri eklenmelidir.• Dava konusu ihbarname ve ödeme emirleri ve bunların tebliğini gösteren tebliğ alındıları dilekçeye eklenmelidir. • Dava konusu işlemin tebliğ veya öğrenme tarihi dilekçede gösterilmelidir. • Dilekçe, konu, içerik, istem ve sonuç yönleriyle uyumlu olmalıdır. • Dilekçe, yetkili vergi mahkemesi başkanlığına hitaben düzenlenmelidir. • Birlikte dava açılabilmesinin mümkün olmadığı şartlara dikkat edilmelidir. • Dilekçeler, kısa, öz, net olmalı gereksiz ifadelerden kaçınılmalıdır. • Dilekçe ret kararları üzerine yenileme dilekçelerinde aynı hatalar yapılmamalıdır. • Şirket adına düzenlenen ödeme emirlerine karşı şirket müdürü tarafından kendi adına dava açılamaz, davanın şirket adına açılması gerekir. • İdari başvuru yollarının tüketilmesi gerektiği hallerde doğrudan vergi mahkemelerine dava açılamaz. • Vergi cezalı tarhiyatlara karşı açılan davaya ait dilekçelerin sonuç ve talep ksımında, “cezalı tarhıyatın kaldırılması/terkini” “özel usulsüzlük cezasının kaldırılması/terkini” ödeme emrine karşı açılan davalarda “dava konusu ödeme emrinin iptali” haciz işlemlerine karşı açılan davalarda “dava konusu haciz işleminin iptali” ifadelerinin mutlaka kullanılması gerekir. • Ödeme emirlerine ve ya haciz işlemlerine karşı açılan açılan davalarda, vergi ve cezaların kaldırılması istenilemez.www.davavergi.com • Tüzel kişiliği ticaret sicilinden terkin edilen şirket hakkında düzenlenen ödeme emirleri kendisine tebliğ edilen şirket ortakları ya da kanuni temsilciler bu ödeme emirlerine karşı dava açmamalıdır. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi vergi dava dilekçelerinin büyük bir titizlikle hazırlanması gerekmektedir. Vergi mükellefleri, kendilerine ait dava dilekçelerini kendileri hazırlayabileceği gibi konusunda uzman bir vergi avukatından veya vergi davalarında uzman kişi ve kurumlardan destek alabilir. NOT: YASAL HAKLAR SAKLIDIR. YAZILAR İZİN ALINMAKSIZIN VE ATIF YAPILMAKSIZIN KULLANILAMAZ. www.davavergi.com











