AKILLI TELEFONLARLA PAZAR FİYATLARININ YENİ YÜZÜ

Dijital Çağın Yeni Pazarlık Kültürü Geçmişte pazarda, çarşıda ya da markette fiyat sormak, esnafla pazarlık yapmak ve birkaç dükkân dolaşarak uygun ürünü bulmak zaman alan bir süreçti. Bugün ise bu süreci cebimizdeki akıllı telefonlar yönetiyor. Gelişen mobil teknolojiler, fiyat karşılaştırma uygulamaları ve yapay zekâ destekli alışveriş asistanları sayesinde tüketiciler, alışverişe çıkmadan ya da ürünün başında dururken anında fiyat mukayesesi yapabiliyor. Bu durum hem tüketici alışkanlıklarını hem de piyasa dinamiklerini köklü şekilde değiştiriyor. Türkiye’de özellikle son beş yılda yaygınlaşan mobil fiyat karşılaştırma uygulamaları hem online hem de fiziksel mağaza fiyatlarını tek ekranda sunabiliyor. Artık bir ürünün hangi markette, hangi zincirde ya da hangi e-ticaret sitesinde daha ucuz olduğunu görmek, saniyeler içinde mümkün. Teknoloji ve Tüketici Gücü Akıllı telefonlar sayesinde fiyat araştırması yapmak, geçmişteki zahmetli halinden çıkıp bir “dokunuş” kadar kolay hale geldi. Örneğin bir markette zeytinyağı almak isteyen tüketici, barkodu okutarak aynı markanın farklı satış noktalarındaki fiyatını görebiliyor. Bu sayede, sadece birkaç dakikalık araştırma ile %20’ye varan tasarruf sağlamak mümkün olabiliyor. Bu sistemin arkasında, sürekli güncellenen veri tabanları, yapay zekâ algoritmaları ve otomatik fiyat tarama yazılımları bulunuyor. Uygulamalar, yüzlerce mağazanın fiyatlarını API bağlantıları veya web tarayıcı botları ile topluyor, anlık güncellemeler yapıyor ve tüketicinin önüne sade bir formatta sunuyor. Yapılan araştırmalar, Türkiye’de aktif fiyat karşılaştırma uygulaması kullanan tüketicilerin, aylık gıda harcamalarında ortalama %8-12 arası tasarruf sağladığını ortaya koyuyor. Bu oran, özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde aile bütçesi üzerinde ciddi bir rahatlama yaratıyor. Esnaf ve Marketler Üzerindeki Etkiler Fiyat mukayese teknolojilerinin yaygınlaşması, sadece tüketiciler için değil, perakendeciler ve üreticiler için de yeni bir rekabet dönemini başlattı. Eskiden fiyat farklılıkları çoğu zaman tüketicinin dikkatinden kaçabilirken, artık her küçük fark anında görünür hale geliyor. Bu durum, marketler ve online satış platformları arasında fiyat eşitleme, kampanya ve promosyon yarışını hızlandırdı. Bazı market zincirleri, tüketicilerin bu uygulamalara olan ilgisini fırsata çevirerek kendi mobil uygulamalarında fiyat karşılaştırma modülleri geliştirmeye başladı. Böylece, tüketici kendi uygulamalarında fiyat avantajını gördüğünde alışverişini oradan yapmaya daha istekli oluyor. Bununla birlikte, küçük esnaf için durum biraz daha farklı. Bazı mahalle bakkalları ve küçük marketler, fiyat karşılaştırma sistemlerinde büyük zincirlerle rekabet edemedikleri için müşteri kaybı yaşıyor. Ancak taze ürün, yakınlık, samimiyet ve hızlı teslimat gibi avantajlarla ayakta kalmaya çalışıyorlar. Tüketici Davranışlarında Dönüşüm Akıllı telefonlarla yapılan fiyat karşılaştırmaları, alışveriş davranışını üç temel şekilde değiştiriyor: Planlı Alışveriş:Tüketiciler, alışverişe çıkmadan önce fiyat araştırması yaparak hangi marketten ne alacağını planlıyor. Anlık Karar Değişikliği:Mağazada gezerken fiyat farkını gören tüketici, planını değiştirip daha uygun fiyata yöneliyor. Sadakatten Fiyat Avantajına Kayış:Eskiden tek bir markete bağlı kalan tüketiciler, artık fiyat avantajı sunan her yere yönelebiliyor. Özellikle genç kuşak, teknolojiyi daha etkin kullanarak alışveriş sürecinde “akıllı tüketici” profilini benimsiyor. Bu durum, ilerleyen yıllarda pazar rekabetini daha da kızıştıracak gibi görünüyor. Geleceğe Bakış:Yapay Zekâ ve Kişiselleştirilmiş Fiyatlar Yakın gelecekte fiyat karşılaştırma teknolojileri daha da gelişerek sadece en ucuzu göstermekle kalmayacak; tüketicinin alışveriş alışkanlıklarını analiz ederek kişiselleştirilmiş fırsatlar sunacak. Örneğin, yapay zekâ destekli bir uygulama, sizin en çok tükettiğiniz ürünleri belirleyerek bu ürünlerdeki en güncel indirimleri size özel olarak bildirebilecek. Ayrıca artırılmış gerçeklik (AR) teknolojileri sayesinde, market rafına telefon kamerası tutulduğunda ürünün fiyat geçmişi, diğer mağazalardaki fiyatı ve besin değeri anında ekranda belirecek. Bu da alışverişi hem daha bilinçli hem de daha hızlı hale getirecek. Sonuç:Cebinizdeki Pazarlık Gücü Akıllı telefonlar, fiyat karşılaştırma imkânıyla tüketiciye pazarlık masasında güçlü…

ZENGEZUR KORİDORU

Son dönemde Azerbaycan, Ermenistan ve bölgedeki diğer aktörler arasında imzalanan yeni anlaşma, uzun zamandır tartışılan Zengezur Koridoru projesine yeniden ivme kazandırdı. Bu koridor, Azerbaycan’ın batı bölgeleri ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ni doğrudan bağlayacak, böylece Türkiye ile kara yoluyla kesintisiz bir bağlantı sağlayacak. Kafkasya’nın coğrafi kaderini değiştirebilecek bu gelişme, Türkiye açısından sadece ulaşım ve ticaret değil, aynı zamanda jeopolitik güç dengesi bakımından da yeni fırsatlar sunuyor.1. Zengezur Koridorunun Stratejik ÖnemiZengezur, bugün Ermenistan’ın Syunik bölgesi içinde yer alıyor ve Azerbaycan ile Nahçıvan arasında doğal bir geçiş noktası oluşturuyor. Ancak 20. yüzyılın başındaki sınır düzenlemeleri, bu bölgenin Azerbaycan ile kara bağlantısını kopardı.Yeni anlaşma ile birlikte planlanan koridor, Türkiye – Azerbaycan – Orta Asya hattında kesintisiz ulaşım sağlayacak. Bu hat, Türkiye’nin doğrudan Hazar Denizi kıyılarına ve oradan Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine uzanmasına imkân tanıyacak. Böylece:Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu gibi mevcut altyapılar güç kazanacak,Türk Devletleri Teşkilatı içindeki lojistik ağ daha entegre hâle gelecek,Avrupa’dan Çin’e uzanan Orta Koridorun rekabet gücü artacak.2. Türkiye Ekonomisine Olası KatkılarKoridorun faaliyete geçmesi, Türkiye ekonomisinde lojistik, ticaret ve enerji alanlarında çarpan etkisi yaratabilir.Ticaret Hacmi: Orta Asya ve Güney Kafkasya üzerinden Çin’e ve oradan Pasifik pazarlarına giden mallar için Türkiye önemli bir transit merkezi hâline gelecek.Nakliye Süresi ve Maliyeti: Zengezur güzergâhı, mevcut kuzey ve güney yollarına kıyasla daha kısa ve güvenli olacağı için taşımacılık maliyetlerini düşürecek.Enerji Hatları: Koridorun güvenli şekilde işletilmesi, petrol ve doğalgaz boru hatları için de yeni fırsatlar yaratabilir. Özellikle yeşil enerji ve hidrojen taşımacılığı projeleri bu hat üzerinden planlanabilir.3. Jeopolitik ve Diplomatik EtkilerZengezur Koridoru, sadece bir ulaşım projesi değil, aynı zamanda jeopolitik satranç tahtasında yeni bir hamle anlamına geliyor.Türkiye – Azerbaycan Dayanışması: Koridor, “iki devlet, tek millet” anlayışını somut bir altyapı projesine dönüştürüyor.Rusya ve İran Faktörü: Rusya, Kafkasya’daki nüfuzunu korumak isterken, İran ise bu hattın kendi transit yollarını gölgelemesinden endişe ediyor. Türkiye, bu dengeleri gözeterek çok taraflı bir diplomasi izlemek zorunda.Ermenistan ile Normalleşme: Koridor, Ermenistan’ın bölgesel ticaret ağlarına entegre olmasını sağlayabilir. Bu durum, Ankara ile Erivan arasındaki ilişkilerin yumuşamasına da zemin hazırlayabilir.4. Güvenlik ve Altyapı BoyutuKoridorun güvenli şekilde işletilmesi için:Demiryolu ve karayolu altyapısının uluslararası standartlarda inşa edilmesi,Sınır güvenliği, gümrük işlemleri ve dijital takip sistemlerinin devreye alınması,Bölgedeki potansiyel çatışma risklerinin diplomasi yoluyla minimize edilmesi gerekiyor.Türkiye açısından bu, askeri ve sivil iş birliği alanında yeni anlaşmaların kapısını aralayabilir. Türk savunma sanayii firmalarının bölgedeki altyapı güvenliği projelerinde yer alması da olası.5. Orta Koridor’ un Güçlenmesi ve Küresel TicaretKüresel ticarette son yıllarda Kuzey Koridoru (Rusya üzerinden) ve Güney Koridoru (İran üzerinden) gibi hatlar çeşitli sebeplerle risk altında. Zengezur bağlantısı ile Orta Koridor’ un önemi artacak. Bu durum:Avrupa – Asya ticaretinde Türkiye’nin merkez konumunu pekiştirecek,Çin’in Kuşak ve Yol Projesi’ne Türkiye üzerinden alternatif bir rota sunacak,Türk limanlarının (Mersin, İzmir, İstanbul) Asya-Avrupa taşımacılığında daha aktif rol üstlenmesini sağlayacak.Sonuç: Türkiye İçin Bir Fırsat PenceresiZengezur Koridoru, sadece bir ulaşım projesi değil; Türkiye’nin ekonomik büyüme, bölgesel nüfuz ve jeopolitik denge politikalarında yeni bir sayfa açabilir. Ancak bu fırsatın tam anlamıyla değerlendirilebilmesi için:Bölgesel barış ortamının korunması,Altyapı yatırımlarının hızla tamamlanması,Uluslararası yatırımcıların güvenini kazanacak hukuki çerçevenin oluşturulması şart.Türkiye bu süreci iyi yönetebilirse, Zengezur Koridoru Ankara’nın 21. yüzyılda Avrasya’daki rolünü kalıcı olarak güçlendirecek bir proje olarak tarihe geçebilir.

Simülasyon Tanımı ve İş Dünyasındaki Stratejik Önemi

Dijital Dünyanın Gerçeklik Provası Günümüzde küresel rekabetin hızla arttığı, teknolojik yeniliklerin her geçen gün iş süreçlerini dönüştürdüğü bir dönemdeyiz. Şirketler, yatırımlarını, üretim süreçlerini ve stratejik kararlarını artık yalnızca geçmiş tecrübeler veya sezgilerle şekillendirmiyor. Bunun yerine, “simülasyon” adı verilen güçlü bir analiz ve öngörü yöntemi sayesinde, gelecekte karşılaşabilecekleri senaryoları önceden test edebiliyor. Simülasyon, en basit tanımıyla, gerçek bir sistemin veya sürecin bilgisayar ortamında modellenmesi ve bu model üzerinden çeşitli senaryoların denenmesidir. Bu yaklaşım, riskleri azaltmak, verimliliği artırmak ve inovasyonu hızlandırmak açısından iş dünyasında stratejik bir araç haline gelmiştir. Simülasyonun Temel Tanımı Simülasyon, gerçek bir sistemin, süreçlerin veya olayların matematiksel ve mantıksal modeller yardımıyla taklit edilmesi sürecidir. Amaç, sistemi birebir kopyalamak değil, onu anlamaya, analiz etmeye ve üzerinde deneyler yapmaya imkân tanıyan bir “dijital ikiz” oluşturmaktır. Örneğin bir fabrikadaki üretim hattı, lojistik ağı, müşteri talep davranışı veya finansal piyasa hareketleri bilgisayar ortamında modellenebilir. Bu model üzerinde farklı senaryolar denenerek, sistemin olası tepkileri önceden görülebilir.Simülasyon süreci üç temel aşamadan oluşur: Modelleme: Gerçek sistemin veriler ve gözlemler ışığında matematiksel bir temsilinin oluşturulması.Çalıştırma: Modelin, belirli koşullar ve parametreler altında bilgisayar ortamında çalıştırılması.Analiz: Elde edilen sonuçların değerlendirilmesi, karar alma sürecine entegre edilmesi. İş Dünyasında Simülasyonun Kullanım Alanları 1. Üretim ve Operasyon Yönetimi Fabrikalar, üretim hatlarını optimize etmek, arıza sürelerini azaltmak ve malzeme akışını düzenlemek için simülasyondan yararlanır. Bir üretim hattına yeni bir makine eklenmesi veya vardiya düzeninin değiştirilmesi gibi kararlar, simülasyon ile önceden test edilerek en verimli yapı belirlenebilir. Bu hem maliyet hem de zaman açısından ciddi avantaj sağlar. 2. Lojistik ve Tedarik Zinciri Planlaması Lojistik sektöründe araç rotalarının optimizasyonu, depo yerleşim düzeni ve stok yönetimi gibi alanlarda simülasyon kritik bir rol oynar. Örneğin, bir kargo şirketi, yeni bir dağıtım merkezinin yerini belirlerken, farklı senaryoları simüle ederek hangi lokasyonun teslimat sürelerini en çok kısalttığını görebilir. 3. Finans ve Ekonomi Analizi Finans dünyasında simülasyon, yatırım risklerini değerlendirmek, portföy performansını tahmin etmek ve kriz senaryolarına karşı hazırlık yapmak için kullanılır. Bankalar, faiz oranlarındaki değişimin kredi geri ödeme oranlarına etkisini simülasyonla önceden görebilir. 4. İnsan Kaynakları ve Eğitim Personel eğitimi ve yetenek geliştirme alanında da simülasyonun önemi büyüktür. Özellikle kritik görevlerde çalışan personelin, gerçek ortamlarda hata yapma riski olmadan deneyim kazanması sağlanır. Havacılık sektöründeki uçuş simülatörleri, bu alanın en bilinen örneklerindendir. 5. Stratejik Karar Alma Yeni bir pazarın açılması, ürün lansmanı veya fiyat stratejisi gibi önemli kararlar, simülasyon destekli analizlerle daha güvenli bir şekilde alınabilir. Bu sayede şirketler, olası sonuçları önceden görerek riskleri minimize eder. Simülasyonun Sağladığı Avantajlar Risk Azaltma: Potansiyel sorunlar, gerçek dünyada yaşanmadan önce tespit edilir.Maliyet Tasarrufu: Yanlış yatırımların ve gereksiz denemelerin önüne geçilir.Zaman Kazancı: Uzun sürecek testler, dijital ortamda çok daha kısa sürede tamamlanır.Esneklik: Birden fazla senaryo hızla denenebilir.Daha İyi Karar Alma: Veriye dayalı ve öngörülü stratejiler geliştirilir.Örneğin, bir otomotiv fabrikası yeni bir üretim hattı kurmadan önce simülasyon yaparak, en uygun makine yerleşimini ve iş akışını belirleyebilir. Bu sayede hem yatırım maliyeti hem de üretim süresi optimize edilir. Gelecekte Simülasyonun Rolü Endüstri 4.0 ile birlikte simülasyon, artık yapay zekâ ve büyük veri analitiği ile birleşerek “öngörücü simülasyon” (predictive simulation) boyutuna taşınıyor. Artık sadece geçmiş veriler değil, anlık sensör verileri de modele entegre edilerek sistemin gelecekteki performansı daha isabetli şekilde tahmin edilebiliyor. Bu gelişme, şirketlerin ani piyasa değişimlerine ve krizlere karşı daha çevik yanıtlar vermesini sağlayacak. Ayrıca, “dijital ikiz” teknolojisi sayesinde bir fabrikanın veya…

Azerbaycan – Sırbistan İthalat-İhracat Ticaret Misyonu Başlıyor.

Uluslararası Üreticiler, İhracatçılar ve İthalatçılar Kulübü (ICMEI), Kasım – Aralık 2025 döneminde Azerbaycan ve Sırbistan arasında gerçekleştirilecek İthalat-İhracat Ticaret Misyonunu duyurdu. Etkinlik kapsamında iki ülke arasında karşılıklı ticaretin geliştirilmesi, yeni iş birliklerinin kurulması ve yatırım olanaklarının değerlendirilmesi hedefleniyor. Organizasyona Azerbaycan ve Sırbistan’dan birçok iş insanı, üretici firma temsilcisi ve yatırımcı katılacak. Misyonun temel amacı, iki ülkenin dış ticaret hacmini artırmak ve özellikle sanayi, gıda, tarım, enerji ve lojistik sektörlerinde yeni fırsat alanları yaratmak. Ayrıca program süresince düzenlenecek ikili iş görüşmeleri (B2B), seminerler ve saha ziyaretleriyle firmalara doğrudan bağlantı imkânı sunulacak. Okan Karaca / Sırbistan (İletişim :‪+381 63 7320726‬) Suat Elibüyük / Türkiye (iletişim :0534 976 62 59)

Motor Yağı & Yağ Filtresi Değişiminin Önemi

Motor yağı aracınızın en kritik bileşenlerinden biridir. Çünkü motorun içindeki hareketli parçalar arasındaki sürtünmeyi azaltır. Bunu yaparken yağın motorun içinden atık maddecikleri uzaklaştırır ve mekanik parçaların soğumasına yardımcı olur. Atık maddeler her ne kadar düzenli olarak yağ filtresi vasıtasıyla ayrıştırılsa da, aracınızın motor yağı kalitesi zamanla düşer ve bu nedenle aracınızın belirli aralıklarla bakıma girmesi gereklidir. Bakım aralığınız ise, aracınızın marka ve modeli, kat edilen mesafe ve sürüş tarzınız gibi pek çok farklı kritere bağlıdır. Genel olarak müşterilerimize, Eurorepar Car Service noktalarına gelerek yılda en az 1 kere veya her 15.000 km’de (hangisi önce dolarsa) araçlarının bakımını yaptırmalarını öneririz. Motorunuz, çok sayıda hareketli parçadan oluşan kompleks bir mekanik tasarımdır. Bu parçaların çoğu birbiriyle temas halindeki metal malzemelerdir. Örneğin, pistonlar silindirlerin içinde yukarı-aşağı hareket ederken, silindir iç çeperinde sürtünme oluşturur. Motor yağı bu temasın daha kaygan ve akıcı olmasını sağlar. Buna rağmen  sürtünme tamamen engellenemez ve oluşan metal parçacıklar yine motor yağı sayesinde silindirden tahliye edilir. Tüm bu soğutma ve temizleme işlemi süresince motor yağınız ısınmaya ve bozulmaya başlar. Bu nedenle yağınızın seviyesini belirli aralıklarla tamamlamanız gereklidir. ARSAS OTOMOTVİ – AUTOMALL OTO CENTER – BAĞCILAR 100.YIL MAH.VEYSEL KARANİ CAD. AUTOMALL C BLOK BAĞCILAR İSTANBUL RANDEVU VE BİLGİ ALMAK İÇİN : 0 507 179 67 47 SEKTÖRTÜRK ÜYELERİNE %15 İNDİRİM FIRSATI

ULUSLARARASI KREDİ DERECELENDİRME KURULUŞLARININ ÖNEMİ VE ÜLKEMİZE VERDİĞİ NOTLAR

Küreselleşen finans piyasalarında, ülkelerin ekonomik güvenilirliğini ve yatırım cazibesini ölçmek için çeşitli göstergelere ihtiyaç vardır. Bu noktada, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları hem devletler hem de özel sektör için kritik bir rol oynar. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler açısından bu kuruluşların verdiği notlar, finansal piyasalarda erişilebilirlik, borçlanma maliyetleri ve yatırımcı güveni üzerinde doğrudan etkili olur. Bu makalede, kredi derecelendirme kuruluşlarının işlevi, Türkiye’ye yönelik değerlendirmeleri ve bu notların ülkemiz ekonomisine yansımaları üzerinde duracağız.Kredi Derecelendirme Kuruluşları Nedir, Ne İşe Yarar?Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları (credit rating agencies), ülkelerin, şirketlerin ve finansal araçların geri ödeme kapasitesini ve risk seviyesini analiz ederek not verirler. En bilinen üç büyük kuruluş Moody’s, Standard & Poor’s (S&P) ve Fitch Ratings’dir. Bu kuruluşlar, bir ülkenin ya da şirketin borçlarını zamanında ödeyip ödeyemeyeceğine dair objektif bir bakış açısı sağlarlar.Verilen notlar, yatırımcıların risk algısını şekillendirir; yüksek notlar düşük risk anlamına gelirken, düşük notlar yatırımcıyı uyarır. Dolayısıyla kredi derecelendirme notları, uluslararası finans piyasalarında borçlanma faiz oranlarını belirlemede önemli bir referans olur. Aynı zamanda ülkelerin dış krediye erişimi, yabancı yatırımcı çekme kabiliyeti ve hatta para politikalarının etkinliği üzerinde etkisi vardır.Türkiye’ye Verilen Notlar ve Değerlendirme SüreciTürkiye, gelişmekte olan bir ekonomi olarak kredi derecelendirme kuruluşlarının radarında önemli bir yere sahiptir. Ancak ülkemize yönelik kredi notları, siyasi, ekonomik ve finansal gelişmelere paralel olarak dalgalanmalar göstermektedir. Örneğin, son 10 yıl içinde Türkiye’nin kredi notları zaman zaman yatırım yapılabilir seviyenin (investment grade) altına düşmüş, bazen toparlanma sinyalleriyle yükseliş yaşamıştır.2025 yılı itibarıyla Moody’s Türkiye’nin kredi notunu “B1”, S&P’nin “B+” ve Fitch’in “BB-” seviyelerinde tutmaktadır. Bu notlar, Türkiye’nin kredi riskinin orta-üst düzeyde olduğunu ve yatırım yapılabilir seviyenin biraz altında kaldığını göstermektedir. Bu durumun temel sebepleri arasında enflasyon oranlarının yüksek seyretmesi, cari açık sorunu, jeopolitik riskler ve zaman zaman yaşanan makroekonomik dalgalanmalar gösterilebilir.Kuruluşlar raporlarında, Türkiye’nin güçlü genç nüfusu, stratejik coğrafi konumu ve büyüme potansiyelini olumlu not ederken, politika belirsizlikleri ve dış finansman ihtiyacının yarattığı risklere dikkat çekmektedir. Özellikle döviz kurlarındaki oynaklık, yüksek enflasyon ve bütçe açığı gibi göstergeler notların belirlenmesinde kritik rol oynuyor.Türkiye Ekonomisine Etkileri ve SonuçlarıUluslararası kredi notları, Türkiye ekonomisi için sadece bir gösterge değil, aynı zamanda ekonomik yönetim politikalarını da şekillendiren önemli bir parametredir. Düşük kredi notu, dış borçlanma maliyetlerinin artmasına yol açar, bu da kamu ve özel sektörün finansman giderlerini yükseltir. Sonuç olarak, yatırım ve büyüme üzerinde negatif baskı oluşur.Öte yandan, notların iyileşmesi Türkiye’ye daha uygun koşullarda borçlanma imkânı sağlar, yabancı yatırımcıların ilgisini artırır ve döviz rezervlerinin güçlenmesine katkıda bulunur. Bu yüzden hükümetler ve ekonomi yönetimleri, kredi notlarını yükseltmek için ekonomik reformlar, makroekonomik disiplin ve siyasi istikrar gibi alanlarda çaba harcar.Türkiye’nin son dönemde attığı adımlar arasında, finansal piyasaların şeffaflığını artırmak, enflasyonla mücadele etmek ve dış ticaret açığını azaltmak gibi stratejiler yer alıyor. Ancak uluslararası piyasaların güvenini kazanmak için daha sürdürülebilir ve öngörülebilir politikalar benimsemek kritik önemde.Dünya ve Türkiye Bağlamında Kredi Notlarının ÖnemiKredi derecelendirme kuruluşları sadece ülkeleri değil, küresel sermaye akışlarını da yönlendirir. Özellikle gelişmekte olan ülkeler için bu notlar, yabancı sermayenin gelip gelmeyeceği konusunda belirleyici olur. Türkiye gibi ekonomisi dışa açık ülkelerde kredi notu değişimleri, borsaya, döviz kurlarına ve faiz oranlarına ani dalgalanmalar olarak yansıyabilir.Dünya ekonomisi açısından baktığımızda, büyük finansal krizlerde kredi derecelendirme notlarının önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır. Örneğin 2008 küresel finans krizinde bazı kuruluşların notlama hataları tartışma konusu olmuş ve kuruluşların güvenilirliği sorgulanmıştır. Ancak genel olarak, finansal…

TÜRKİYE’DE MEVDUAT HESAPLARININ ANALİZİ

Türkiye ekonomisinin temel taşlarından biri olan mevduat hesapları hem bireylerin tasarruf alışkanlıklarını hem de bankacılık sektörünün sağlıklı işleyişini anlamak açısından büyük önem taşıyor. Mevduat hesapları, ekonomide likidite yönetimi, faiz politikaları ve para arzı açısından kritik bir rol üstlenirken, aynı zamanda vatandaşların ekonomik güveninin ve tasarruf eğilimlerinin de bir göstergesi olarak görülüyor. Bu makalede, Türkiye’deki mevduat hesaplarının güncel durumu, eğilimleri ve ekonomik yansımaları detaylı bir şekilde ele alınacak. Mevduat Hesapları Nedir ve Türkiye’deki Önemi Mevduat hesapları, bankalarda açılan ve çeşitli faiz oranlarıyla işletilen tasarruf araçlarıdır. Vadeli ve vadesiz olarak iki ana kategoride incelenir. Vadesiz mevduatlar, günlük harcamalar için kullanılan hesaplar olup, faiz getirisi yoktur veya çok düşüktür. Vadeli mevduatlar ise belirli bir süre için yatırılan ve bu süre sonunda faiz kazancı elde edilen hesaplardır. Türkiye’de mevduat hesapları hem bireysel hem de kurumsal tasarrufların önemli bir parçasını oluşturur. Türk lirası (TL) mevduatları ile birlikte döviz mevduatları da ekonomide önemli bir yer tutar. Özellikle döviz mevduatları, ekonomik belirsizlik dönemlerinde vatandaşların riskten korunma aracı olarak tercih ettiği enstrümanlardan biridir. Mevduat Hesaplarında Son Dönem Gelişmeleri 2020 ve sonrasında Türkiye ekonomisi, yüksek enflasyon, faiz değişiklikleri ve döviz kurlarındaki dalgalanmalar gibi faktörlerden etkilendi. Bu dinamikler, mevduat hesaplarının yapısını ve tercihlerini önemli ölçüde değiştirdi. Faiz Politikalarının Etkisi:Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) uyguladığı faiz politikaları, mevduat faiz oranlarını doğrudan etkiliyor. Özellikle 2023 ve 2024 yıllarında politika faizlerinde yaşanan artışlar, vadeli mevduatların cazibesini artırdı. Faizlerin yükselmesi, vatandaşların TL mevduatlarını artırmalarına yol açtı. Enflasyonun Rolü:Yüksek enflasyon ortamında reel faiz oranları negatif seviyelerde seyrediyor. Bu durum, mevduat hesaplarından elde edilen kazancın enflasyon karşısında erimesine neden oluyor. Bu da bazı tasarruf sahiplerini alternatif yatırım araçlarına yönlendirdi. Döviz Mevduatları:TL’deki değer kaybı ve döviz kurlarındaki yükseliş, döviz mevduatlarına olan ilgiyi artırdı. 2024 verilerine göre döviz mevduatlarında belirgin bir artış yaşandı. Özellikle dolar ve euro mevduatları, ekonomik belirsizlik dönemlerinde tercih edilen güvenli liman oldu. Mevduat Hesaplarının Bankacılık Sektöründeki Yeri Türkiye’de bankacılık sektörünün finansman yapısı büyük ölçüde mevduatlara dayanıyor. Bankalar, topladıkları mevduatları kredi olarak ekonomiye aktarırken, bu süreç ekonominin büyümesi için hayati önemde. Likidite Yönetimi:Mevduatlar bankaların likidite yönetiminde temel kaynaktır. Özellikle vadesiz mevduatlar kısa vadede bankaların ödeme yükümlülüklerini karşılamada önemli rol oynar. Kredi Verme Kapasitesi:Bankaların kredi vermek için kullandıkları kaynakların büyük kısmı mevduatlardan oluşur. Bu nedenle mevduatlarda yaşanacak dalgalanmalar, kredi hacmini doğrudan etkileyebilir. Kâr Marjları:Bankalar, mevduat faiz oranları ile kredi faiz oranları arasındaki farktan kâr elde eder. Bu nedenle mevduat faizlerindeki artış, bankaların kâr marjlarını daraltabilir. Tasarruf Eğilimleri ve Mevduatların Sosyal Boyutu Türkiye’de tasarruf oranları, ekonomik istikrar, gelir düzeyi ve güven ortamı ile doğrudan ilişkilidir. Son yıllarda artan ekonomik belirsizlikler, vatandaşların tasarruf alışkanlıklarını ve mevduat tercihlerindeki değişimleri tetikledi. Tasarruf Oranları:TÜİK verilerine göre Türkiye’de hane halkı tasarruf oranı, son yıllarda dalgalı seyretmektedir. Özellikle gelir artışlarının enflasyon karşısında erimesi, tasarruf oranlarının düşmesine neden oldu. TL’ye Güven:Döviz kurlarındaki dalgalanmalar nedeniyle halkın TL’ye olan güveni azaldı. Bu durum, döviz mevduatlarının artmasına sebep olurken, TL mevduatlarında zaman zaman azalmalar yaşandı. Dijital Bankacılık ve Mevduatlar:Dijital bankacılığın yaygınlaşması, mevduat hesaplarının yönetimini kolaylaştırdı ve erişilebilirliği artırdı. Mobil bankacılık üzerinden vadeli mevduat açmak gibi işlemler, tasarruf yapmayı daha pratik hale getirdi. Geleceğe Dönük Beklentiler ve Öneriler Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ve küresel finansal trendler, mevduat hesaplarının yapısını ve işlevini şekillendirmeye devam edecek. Enflasyonun kontrol altına alınması, faiz politikalarının istikrara kavuşması ve ekonomik güvenin artması, mevduatlarda pozitif etkiler yaratacaktır.…

TÜRKİYE’DE İNŞAAT MALZEMESİ SANAYİSİ

Türkiye Ekonomisinin Sessiz Gücü – İnşaat Malzemesi Sanayi Türkiye ekonomisinin büyüme hikâyesi anlatılırken genellikle hizmet sektörü, turizm ya da otomotiv sanayi ön plana çıkar. Oysa bu anlatıda gözden kaçan fakat ekonominin omurgasını taşıyan sektörlerden biri de inşaat malzemesi sanayisidir. Bu sektör yalnızca inşaat sektörünün bir parçası olmakla kalmaz; aynı zamanda demir-çelikten seramiğe, çimentodan cam ve yalıtım ürünlerine kadar geniş bir üretim ekosistemine sahiptir. 2025 yılının ilk yarısında inşaat malzemesi sanayi üretimi, geçen yılın aynı dönemine kıyasla sınırlı bir artış göstermiştir. Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği’nin (İMSAD) verilerine göre yılın ilk 6 ayında toplam üretim yüzde 1,2 oranında artarken, özellikle yalıtım ürünleri, seramik karo ve demir çelik mamullerde üretim hacminde ciddi dalgalanmalar yaşanmıştır. Bu tablo, sektörün yalnızca iç piyasa talebine bağlı olmadığını, dış ticaret rüzgârlarına karşı da oldukça hassas bir yapıya sahip olduğunu gözler önüne sermektedir. İnşaat malzemesi üretiminin bölgesel dağılımı da Türkiye’nin sanayi altyapısı açısından önemli bir gösterge niteliğindedir. Marmara ve İç Anadolu bölgeleri üretimin yoğunlaştığı merkezler olurken, özellikle Kayseri, Eskişehir ve Bilecik çevresindeki seramik ve cam üretim tesisleri dikkat çekmektedir. Çimento ve hazır beton üretiminde ise Akdeniz ve Güneydoğu bölgeleri öne çıkmaktadır. Dışa Açılan Kapı – İhracatta Yavaşlama Sinyalleri İnşaat malzemesi sanayisinin en güçlü yanlarından biri ihracata olan yüksek katkısıdır. Türkiye, Avrupa başta olmak üzere Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya ülkelerine büyük miktarlarda inşaat malzemesi ihraç etmektedir. Ancak 2025 yılı itibarıyla küresel ekonomik yavaşlama ve artan lojistik maliyetler, ihracat tarafında da ciddi bir baskı yaratmaya başlamıştır. Geçtiğimiz yıl 33 milyar dolar seviyelerinde olan inşaat malzemesi ihracatı, bu yılın ilk 6 ayında yaklaşık yüzde 4 oranında gerilemiştir. Özellikle Almanya, Fransa ve Irak gibi ana pazarların yavaşlayan inşaat talebi, Türkiye’deki üreticilerin sipariş defterlerinde boşluklar oluşturmuştur. Diğer yandan Çin ve Hindistan gibi ülkelerden gelen rekabetin de artması, ihracat fiyatlarını aşağıya çekmekte ve kâr marjlarını daraltmaktadır. Bu durum, özellikle küçük ve orta ölçekli üreticileri daha da zorlamaktadır. Büyük üretici firmalar; markalaşma, lojistik ağlarını geliştirme ve enerji verimliliği yatırımlarıyla ayakta kalmayı başarırken, ölçek ekonomisinden uzak kalan KOBİ’ler ise kârlılığını sürdürmekte zorlanmakta ve üretimlerinde kısıtlamaya gitmektedir. İhracattaki bu daralma, döviz girdisi ve dış ticaret dengesi açısından da önem arz etmektedir. Türkiye’nin sanayi ihracatının önemli bir kalemini oluşturan bu sektörün performansı, döviz rezervlerinin istikrarında da etkili olmaktadır. Sorunlar, Çözüm Önerileri ve Gelecek Stratejileri Sektörün üretim cephesinde yaşadığı en temel sorunların başında enerji maliyetleri, ham madde fiyatlarındaki dalgalanmalar, kur baskısı ve iş gücü maliyetleri gelmektedir. Özellikle enerji yoğun sektörlerden biri olan çimento ve cam sanayi, doğalgaz ve elektrik tarifelerinde yaşanan artışlardan doğrudan etkilenmektedir. Bu durum üretim maliyetlerini artırmakta ve rekabet gücünü düşürmektedir. Ayrıca inşaat sektöründeki genel yavaşlama, kamu yatırımlarındaki azalma ve konut kredilerinin daralması gibi nedenlerle iç talep de sınırlı kalmaktadır. Özellikle orta sınıfa yönelik konut üretiminin azalması, iç piyasada talep daralmasına neden olmakta ve bu da malzeme üreticilerinin kapasite kullanım oranlarını düşürmektedir. Bu tabloya rağmen sektör temsilcileri ve uzmanlar, inşaat malzemesi sanayisinin yeniden ivme kazanabileceği birkaç stratejik alan üzerinde durmaktadır: Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilir Üretim: Enerji verimli malzeme üretimi, karbon ayak izi düşük ürünlerin teşviki ve geri dönüştürülebilir malzeme kullanımı gibi alanlarda yapılacak yatırımlar hem iç piyasada hem de AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir. Teknoloji ve Dijitalleşme: Üretim süreçlerinde dijital dönüşüm, akıllı fabrikalar ve otomasyon sistemlerine geçiş, verimliliği artırmakta ve maliyetleri düşürmektedir. Türkiye’de bu dönüşüm…

TRUMP’IN GÜMRÜK VERGİLERİNİN KÜRESEL TİCARET VE SERBEST BÖLGELERE OLASI ETKİLERİ

Gümrük Vergilerinde Yeni Dalgalar ABD’de Donald Trump’ın yeniden gündeme getirdiği gümrük vergileri, küresel ticaret düzenini yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. Özellikle “önce Amerika” söylemiyle güçlenen bu yaklaşım, 2017-2020 döneminde Çin başta olmak üzere birçok ülkeyle ticaret savaşlarına yol açmıştı. Şimdi ise Trump’ın daha sert ve kapsamlı gümrük vergileri planladığına yönelik sinyaller, uluslararası ticaret sisteminde yeni bir belirsizlik dalgası yaratıyor.Trump’ın savunduğu politika, ABD’nin dış ticaret açığını azaltmayı ve yerli üretimi teşvik etmeyi amaçlıyor. Ancak küresel ekonomi, özellikle son yıllarda pandeminin, enerji krizinin ve jeopolitik gerginliklerin gölgesinde kırılgan bir yapı sergiliyor. Böyle bir dönemde ticaret duvarlarının yükselmesi, yalnızca ABD ile ticaret yapan ülkeleri değil; tedarik zincirlerinin tamamını etkileyebilir.Küresel Ticaretin Yeni RiskleriTrump’ın uygulamayı düşündüğü yüksek gümrük tarifeleri, yalnızca Çin değil, Avrupa Birliği, Meksika ve Kanada gibi yakın ticaret ortaklarını da kapsayabilir. Bu durum, küresel ticaretin temelini oluşturan “serbest piyasa ve düşük gümrük vergisi” ilkesine meydan okuyor.Küresel ölçekte gümrük tarifelerinin yükselmesi şu sonuçlara yol açabilir:Maliyet Artışı: İthal girdilere bağımlı olan birçok sektör, üretim maliyetlerinde keskin artışlarla karşılaşabilir.Tedarik Zinciri Aksamaları: Otomotiv, elektronik ve tekstil gibi küresel ölçekte parçalı üretim yapan sektörler ciddi aksaklıklarla yüzleşebilir.Yeni Ticaret Blokları: ABD dışındaki ülkeler, alternatif ticaret anlaşmaları ve bölgesel iş birlikleriyle Amerikan pazarına bağımlılığı azaltma arayışına girebilir.Korumacılığın Küreselleşmesi: ABD’nin attığı adımlar diğer ülkelere örnek teşkil edebilir, dünya genelinde korumacı politikaların artmasına yol açabilir.Bu tablo, 1930’larda yaşanan ve Büyük Buhranın derinleşmesine neden olan Smoot-Hawley Tarifelerini hatırlatıyor. Tarih, ticarette duvarların yükselmesinin küresel refaha katkı sunmadığını defalarca göstermiştir.Serbest Bölgeler İçin Yeni Fırsatlar mı, Yoksa Risk mi?Trump’ın gümrük vergilerinin en ilginç yansımalarından biri de serbest bölgeler üzerinde hissedilecektir. Serbest bölgeler, genellikle yatırımcıya gümrük ve vergi avantajı sağlayarak dış ticareti kolaylaştıran alanlardır. Bu bölgeler, dünya ticaretindeki korumacı eğilimlerden hem olumlu hem de olumsuz etkilenebilir.Olumlu Etkiler:ABD ile doğrudan ticarette zorlanan firmalar, üretimlerini serbest bölgelerde konumlandırarak maliyet avantajı elde edebilir.Asya ve Avrupa’daki bazı serbest bölgeler, küresel şirketlerin “ara üsleri” haline gelebilir.Türkiye gibi stratejik konumdaki ülkelerin serbest bölgeleri, yeni yatırımlar için cazip hale gelebilir.Olumsuz Etkiler:ABD’ye doğrudan ihracat yapan serbest bölge şirketleri, yüksek gümrük duvarları nedeniyle pazar kaybı yaşayabilir.Yatırımcılar, ticaret savaşlarının belirsizliği nedeniyle uzun vadeli yatırım kararlarında temkinli davranabilir.Dolayısıyla serbest bölgelerin geleceği, Trump’ın politikalarının yönü kadar, diğer ülkelerin vereceği karşılıklarla da belirlenecek.Türkiye İçin Çifte EtkiTürkiye açısından Trump’ın gümrük vergileri iki yönlü sonuç doğurabilir. Bir yandan ABD’ye ihracatta belirli sektörler kayıp yaşarken, diğer yandan Türkiye’nin serbest bölgeleri ve gümrük birliği avantajı yeni fırsatlar yaratabilir. Özellikle lojistik açıdan Avrupa ile Asya arasında köprü konumundaki Türkiye, küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesinde daha stratejik hale gelebilir.Ancak burada kritik nokta, Türkiye’nin ticaret politikalarını hızla uyarlayabilmesi ve alternatif pazar stratejilerini geliştirebilmesidir. Örneğin, savunma, makine ve otomotiv gibi sektörlerde ABD pazarına erişim zorlansa da Orta Doğu ve Afrika pazarlarında daha güçlü konumlanma ihtimali doğabilir.Sonuç: Dünya Ticaretinde Çalkantılı Bir DönemTrump’ın gümrük vergileri, küresel ticaret düzenine meydan okuyan yeni bir “korumacılık dalgası” olarak değerlendirilebilir. Kısa vadede Amerikan üreticilerine nefes aldırsa da uzun vadede hem ABD ekonomisi hem de dünya ticareti açısından olumsuz sonuçlar doğurması kuvvetle muhtemeldir.Serbest bölgeler, bu süreçte hem fırsatların hem de risklerin merkezinde yer alacaktır. Küresel şirketler, yeni gümrük duvarlarını aşabilmek için bu bölgeleri birer “kaçış noktası” olarak görebilir. Ancak aynı zamanda artan belirsizlik, yatırım iştahını da törpüleyebilir.Sonuç olarak, önümüzdeki dönem, ülkelerin ticaret politikalarını yeniden gözden geçirdiği, serbest bölgelerin stratejik değerinin arttığı, ancak küresel ticaretteki kırılganlıkların da büyüdüğü…

Tether, Bit2Me’de azınlık hissesi alarak 30 milyon avroluk yatırım turuna liderlik etti

Dijital varlık sektörünün en büyük şirketi Tether, İspanyolca konuşulan bölgelerin lider dijital varlık platformu Bit2Me’ye azınlık hissesi alarak 30 milyon avroluk yatırım turuna liderlik ediyor; bu hamle, şirketin Avrupa ve Latin Amerika’daki büyümesini destekleyecek. Dijital varlık ekosisteminin öncü şirketlerinden Tether’in Bit2Me’ye yaptığı stratejik yatırım, şirketin Avrupa ve Latin Amerika’daki büyümesini desteklemeyi hedefliyor. 30 milyon avroluk yatırım turuna liderlik eden Tether, bu hamlesiyle Bit2Me’nin Avrupa Birliği genelindeki genişlemesine ve özellikle Arjantin gibi Latin Amerika pazarlarındaki varlığını güçlendirmesine katkı sağlayacak. Yatırım, Bit2Me’nin kısa süre önce AB’nin MiCA düzenlemesi kapsamında, İspanya’nın CNMV kurumu tarafından Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcısı (CASP) olarak yetkilendirilmesiyle elde ettiği yasal başarıyı da perçinliyor. Bu lisans sayesinde Bit2Me, AB’nin 27 üye ülkesinde yasal olarak faaliyet gösterebilecek. “Avrupa ve ötesinde düzenlenmiş kripto hizmetlerinin geleceğini şekillendirmelerine destek olmaktan gurur duyuyoruz” Bit2Me’ye yaptıkları yatırım hakkında açıklamalarda bulunan Tether CEO’su Paolo Ardoino, “Tether olarak, Bit2Me’nin dijital varlık ekosistemi için uyumlu, güvenli ve kullanıcı dostu bir altyapı oluşturma konusundaki kararlılığını sürekli olarak gördük. Eğitim, şeffaflık ve kullanıcıyı güçlendirme odakları, Tether’in açık bir finansal sistem oluşturma misyonuyla yakından örtüşüyor. Avrupa ve ötesinde düzenlenmiş kripto hizmetlerinin geleceğini şekillendirmelerine destek olmaktan gurur duyuyoruz” dedi. Tether ile yapılan iş birliğine dair değerlendirmelerde bulunan Bit2Me Kurucu Ortağı ve COO’su Andrei Manuel, “Küresel bir lider olan Tether’in hissedar yapımıza katılması, Bit2Me için dönüştürücü bir an. Bu destekle, Avrupa ve Latin Amerika’daki liderliğimizi hızlandırmayı hedefliyoruz. Bu pazarlar, merkeziyetsiz finansın gücünü yeni yeni keşfetmeye başlıyor” ifadelerini kullandı. Bit2Me Kurucu Ortağı ve CFO’su Pablo Casadío, ”Güçlü büyümemiz ve güvenilir itibarımız, on yılı aşkın süredir şeffaflık, regülasyon ve müşteri odaklı yeniliklere olan bağlılığımızın bir sonucu. Tether’in desteğiyle artık ürünlerde, kullanıcı sayısında ve coğrafi olarak çok daha hızlı ölçeklenebilecek bir konuma geldik” dedi.  2014 yılında kurulan Bit2Me’nin bugün 1,2 milyondan fazla kullanıcısı ve 7.000’den fazla kurumsal müşterisi bulunuyor. 2025 yılı itibarıyla işlem hacmi 3 milyar avroyu aşmış durumda.

TEMMUZ 2025 VERİLERİYLE FİNANSAL YATIRIM ARAÇLARININ REEL GETİRİSİ

Finansal Gösterge Panosunda Temmuz 20252025 yılının ilk yedi ayı genel ekonomik belirsizlikler, sıkı para politikaları, yüksek enflasyon ve döviz kuru dalgalanmaları ile geçti. Temmuz ayı itibarıyla yatırımcılar açısından en temel soru yine aynıydı: “Paramı nereye yatırsam?” TÜİK tarafından açıklanan finansal yatırım araçlarının reel getiri oranları verilerine göre, yatırımcıların bazı tercihlerinin enflasyon karşısında eridiği, bazılarının ise yüksek reel kazanç sağladığı net biçimde ortaya çıktı.Temmuz 2025’te aylık TÜFE artışı %2,18 olarak gerçekleşti. Bu oran, finansal enstrümanların nominal getirilerinin enflasyona karşı test edildiği çıta oldu. Reel getiri, yani yatırımcının enflasyon sonrası elinde kalan gerçek kazancı bu çerçevede değerlendirildiğinde, tablo dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu.Temmuz ayında yatırımcısına en yüksek reel getiriyi külçe altın sağladı. Altını sırasıyla BIST 100 endeksi ve Euro takip etti. Mevduat faizleri ise yatırımcıyı kâğıt üzerinde sevindiriyor gibi görünse de enflasyonla eriyerek gerçek anlamda negatif getiri sundu. Döviz cephesinde, Dolar ve Euro arasındaki performans farkı dikkat çekerken, yatırımcılar için kur riskinin ve küresel politikaların da ne kadar belirleyici olduğu bir kez daha görüldü.Yatırım Araçlarının Performans Analizi Külçe Altın: Yine Güvenli Liman Rolünde Temmuz ayında altın, %4,6’lık nominal getiri ile listenin başında yer aldı. Enflasyondan arındırıldığında ise %2,37’lik reel getiri sunarak yatırımcısını gerçek anlamda sevindirdi. Altının yükselişinde, küresel belirsizlikler, merkez bankalarının faiz politikalarındaki yumuşama beklentileri ve ABD-Çin arasında yeniden alevlenen ticaret gerginlikleri etkili oldu. Ayrıca içeride TL’nin değer kaybı ve jeopolitik risk algısı da altına olan talebi artırdı.BIST 100 Endeksi: Borsada Yüksek Volatilite, Ama Pozitif GetiriBIST 100 endeksi temmuz ayında nominal olarak %3,9 artış gösterdi. Enflasyon etkisi düşüldüğünde bile yatırımcısına yaklaşık %1,7’lik reel kazanç sağladı. Endeksin yükselişinde, banka hisseleri ve ihracatçı şirketlerin finansallarındaki iyileşme belirleyici oldu. Temmuz sonunda TCMB’nin faizleri sabit tutması ve “sıkı duruş devam edecek” mesajı da yabancı yatırımcının iştahını sınırlı da olsa canlandırdı. Ancak yine de borsa yatırımcıları açısından risk algısı yüksek kaldı.Euro ve Dolar: Kur Cephesinde AyrışmaDöviz piyasasında Euro, temmuz ayında %3,1’lik nominal getiri ile pozitif reel kazanç sunan yatırım araçları arasında yer aldı. Euro’nun reel getirisi yaklaşık %0,9 olarak hesaplandı. Dolar ise %2,0’lık artışla negatif reel getiri sundu. Bu durumda Euro’nun daha güçlü performansı, Avrupa Merkez Bankası’nın faiz politikalarında beklentiler ve Euro bölgesi dış ticaret dengelerinde yaşanan toparlanmayla ilişkilendiriliyor. Ayrıca Türkiye’nin dış ticaretinde Euro’nun ağırlığı da Euro yatırımlarına destek sağladı.Mevduat Faizleri: Enflasyona Karşı Kaybettirdi. Brüt %2,2 oranındaki 1 aylık vadeli TL mevduat faizi, net %1,87 seviyesinde bir getiri sundu. Ancak bu oran %2,18’lik enflasyonun altında kalarak yatırımcısına -0,30 puanlık reel kayıp yazdırdı. Bu, tasarruflarını mevduat hesabında değerlendiren bireylerin alım gücünün ay sonunda azaldığı anlamına geliyor. Yatırımcılar açısından risksiz gibi görünen bu araç, reel anlamda erimeye neden oldu.Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS): Durağan Getiri, Zayıf KorumaDİBS’ler temmuz ayında yatırımcısına nominal olarak %2,0 civarında getiri sağladı. Ancak bu da enflasyonun gerisinde kaldı. Özellikle kısa vadeli tahvillerin getiri potansiyeli düşük kalırken, uzun vadeli kağıtlarda faiz beklentileriyle oynaklık yaşandı. Neticede DİBS’ler de reel kayıp yaşatan yatırım araçları arasında yer aldı.Genel Değerlendirme ve Yatırımcıya MesajlarTemmuz 2025 verileri, bir kez daha yatırım kararlarında enflasyonun göz ardı edilemeyecek kadar belirleyici olduğunu gösterdi. Nominal kazançlar yanıltıcı olabilirken, reel getiri, yatırımcının satın alma gücünü gerçekten artıran unsuru yansıtıyor. Bu çerçevede: Altın, temmuz ayında hem küresel hem yerel risklerden korunma aracı olarak öne çıktı. Borsa, seçici hisselerde ve iyi bilançoya sahip şirketlerde kazandırmaya devam etti.Euro, kur sepetinde daha…

Range Rover, Defender ve Discovery Müşterilerine Özel Ayrıcalık Programı, Yeni Mobil Uygulamada

Borusan Otomotiv’in Türkiye distribütörlüğünü üstlendiği Range Rover, Defender ve Discovery markaları için geliştirilen Land Rover Türkiye mobil uygulaması, ayrıcalıklı ve kişiselleştirilmiş müşteri deneyimi yolculuğunda önemli bir adımı temsil ediyor. Bu mobil platform, araçla ilgili süreçlerin yönetim ve takibini kolaylaştırırken, müşteri deneyimini gastronomiden seyahate, sanattan spora farklı alanlarda sunduğu ayrıcalıklar ile daha özel kılmayı başarıyor. Land Rover Türkiye mobil uygulamasının en dikkat çeken ve kullanıcı deneyimini farklılaştıran bölümlerinden biri olan Ayrıcalık Programı, markanın rafine yaşam tarzını dijital dünyaya taşıyor. Her ay güncellenen ayrıcalıklar, özel etkinlik davetleri ve farklı yaşam tarzlarına hitap eden özgün içeriklerle şekillenen bu alan, kullanıcıların uygulamayla kurduğu etkileşimi canlı tutmayı başarıyor. Borusan Otomotiv müşterilerine özel tasarlanan Ayrıcalık Programı ile kullanıcıların yaşam tarzına uyum sağlanırken; seyahat, gastronomi, sanat, sağlıklı yaşam, spor gibi alanlarda ilham verici deneyimlere özel erişim sağlanıyor. Uygulama indirildikten ve kullanıcı girişi işlemleri tamamlandıktan sonra tüm özellikleriyle aktif hale gelen bu alan, markaların dünyasıyla kesintisiz bir bağ kurulmasını sağlıyor. Uygulama üzerinden kullanıcılar, Borusan Otomotiv Yetkili Satıcılarından satın aldıkları araçlarına dair teknik bilgilere ve müşteri servis geçmişine erişebilirken, servis randevusu oluşturabiliyor ve model yılına göre şekillenen Servis Sadakat Programı’na ilişkin detayları inceleyebiliyor. Servis Sadakat Programı kapsamında, 2 yaş ve üzeri araçlar için işçilik ve yedek parça hizmetlerinde aracın yaşına ve kilometresine göre farklı ayrıcalık oranları sunuluyor. Böylece kullanıcılar, düzenli servis devamlılığı ile satış sonrası hizmetlerden daha ayrıcalıklı koşullarla yararlanabiliyor. Uygulama kapsamında sunulan Özel Asistan Hizmeti sayesinde kullanıcılar, kendilerine atanan Land Rover Ayrıcalık Yönetimi Danışmanı ile doğrudan iletişime geçebiliyor; bir concierge hizmeti gibi, ihtiyaç duydukları her an kişiselleştirilmiş destek alabiliyor. OneLife Blog ise Range Rover, Defender ve Discovery markalarının dünyasına ait ilham veren hikayelerin, yenilikçi teknolojilerin ve tasarım vizyonunun keşfedilebildiği özel bir içerik alanı sunuyor. Kullanıcılar bu içeriklerle markanın dünyasını daha yakından tanıma fırsatı buluyor. Fiziksel deneyimleri dijital platformla kusursuz bir şekilde harmanlayan Land Rover Türkiye mobil uygulaması, markaların sofistike, özgün ve ayrıcalık dolu evrenine rahatlıkla ulaşmanızı sağlıyor. Uygulama kullanıcıları; yalnızca araç sahiplerine özel olarak sunulan ayrıcalıklı deneyimlere kolaylıkla erişebilirken, Range Rover House, Destination Defender, Defender Experience gibi markaların özel etkinliklerine ilişkin duyurularından ilk olarak uygulama üzerinden haberdar olma fırsatını da elde ediyor. Gastronomi, sanat, wellness ve outdoor yaşam gibi farklı disiplinleri tek çatı altında toplayan bu özel etkinlikler; Defender’ın doğaya meydan okuyan güçlü karakteriyle, Range Rover’ın zarafet ve incelikle örülmüş duruşunu bir araya getirerek markaların dünyasını her yönüyle yaşamanızı mümkün kılıyor. Land Rover Türkiye mobil uygulaması, App Store ve Play Store’da. Web Sitesi: https://www.landrover.com.tr/mobil-uygulama/land-rover-turkiye Uygulamayı indirmek için: https://app.adjust.com/1qji2kn0 

Akıllı Tarım Uygulamaları

1959 yılında Antalya’nın İbradı ilçesine bağlı ÜRÜNLÜ köyünde doğdu. İnşaat ustası baba ve ev hanımı annenin yedi çocuğunun en küçüğüdür. Antalya’da ilk, orta ve lise öğrenimi sırasında inşaat işçiliği, sebze meyve işçiliği yaptı.1978 yılında İstanbul Üniversitesi işletme fakültesini kazandı ve 1982 yılında mezun oldu. Üniversite öğreniminin ikinci sınıfında İstanbul Tahtakale’de hırdavat ticaretine başladı.21 yıl hırdavat ticareti yaptıktan sonra ülkenin ekonomik koşullarından dolayı büyük bir fabrikaya satış müdürü oldu. Daha sonraki süreçte başka işletmelerde satış direktörlüğü, grup satış müdürlüğü ve sektör başkanlığı yaptı. 2008 yılında yakalandığı kronik böbrek yetmezliği ve 2013 yılında diyaliz tedavisine başladıktan sonra emekli olmak durumunda kaldı. Emekli olduktan sonra kendi bilim dalı olan ekonomi konusunda çalışmalar yaptı. SATIŞIN TEMELLERİ ve Ürünlü köyünü anlatan İŞTE KÖYÜM İŞTE KÖYLÜM kitabına ilaveten EV HEMODİYALİZİ kitaplarının yazarıdır. Halen DÜNYA GAZETESİ-SANAYİ HABER AJANSI,TÜNAYDIN GAZETESİ NALBUR TEKNİK DERGİSİ-İŞ GELİŞTİRME DERGİSİ VE MADE IN TURKEY dergilerinde ekonomik ve sosyal makaleler yazan ZAFER ÖZCİVAN evli ve iki çocuk babasıdır. Bir zamanlar sadece çiftçinin elindeki kürek ve gözüyle görebildiği kadarını bilmek yeterliydi. Oysa artık tarlalarda sensörler, uydular, drone’lar ve yapay zekâ destekli sistemler var. Tarımda dijital dönüşüm, ‘akıllı tarım’ adı altında sessiz ama derin bir devrim yaratıyor. Bu devrim, sadece çiftçilerin değil; şehirdeki tüketicinin, gıda sanayisinin ve hatta çevrenin geleceğini de doğrudan etkiliyor. Topraktan Sofraya Dijital Yolculuk Geleneksel tarım yöntemleri, yüzlerce yıldır benzer şekilde uygulana geldi. Hava durumuna bakarak ekim yapmak, gözle hastalık tespiti ve sezgilerle sulama gibi yöntemler, geçmişte belki yeterliydi. Ancak günümüzde nüfusun artması, iklim değişikliği, su kaynaklarının azalması ve gıda talebindeki hızlı artış; tarımda daha bilimsel, veriye dayalı ve sürdürülebilir çözümleri zorunlu kılıyor.İşte tam bu noktada “akıllı tarım” kavramı devreye giriyor. Gelişmiş sensörler, GPS tabanlı takip sistemleri, drone teknolojileri ve yapay zekâ algoritmaları, tarladaki bitkinin büyümesini anbean izliyor. Çiftçiler, cep telefonlarına gelen bildirimlerle toprağın nem durumunu, hava koşullarını ve bitkinin gelişim sürecini takip edebiliyor. Bu sayede, tarlalar suya ihtiyaç duyduğunda sulama yapılabiliyor; gereksiz gübre veya ilaç kullanımı azaltılıyor. Bu teknolojilerin en önemli faydalarından biri de kayıpların önüne geçmek. Örneğin, bitkilerde erken hastalık tespiti sayesinde verimde ciddi düşüşlerin önlenmesi mümkün hale geliyor. Tüm bu veriler, hasat zamanının da daha isabetli belirlenmesini sağlıyor. Sadece Büyük Çiftçilere Değil, Küçük Ölçekli Üreticiye de Umut Akıllı tarım uygulamaları ilk başta maliyetli gibi görünse de uzun vadede ciddi kazanç sağlıyor. Daha az su, daha az gübre ve ilaç kullanımı hem çevreyi koruyor hem de üretim maliyetlerini düşürüyor. Bu da özellikle küçük ve orta ölçekli çiftçilerin rekabet gücünü artırıyor.Türkiye’de de son yıllarda birçok girişim, kooperatif ve teknoloji şirketi, küçük çiftçilere özel düşük maliyetli çözümler sunuyor. Tarımsal drone kiralama hizmetleri, cep telefonu tabanlı uygulamalar ve yerli sensör sistemleri, çiftçilere teknolojiyi erişilebilir hale getiriyor.Bu gelişmeler, tarımda “büyük balık küçük balığı yutar” anlayışının yerini, “bilgiyi kullanan kazanır” yaklaşımına bırakıyor. Yani artık tarlasında dijital sensör kullanan küçük bir çiftçi, büyük bir holding kadar verimli üretim yapabiliyor. Sürdürülebilirlik ve Çevresel Etkiler Akıllı tarım uygulamalarının bir diğer önemli yönü de çevresel sürdürülebilirlik. Bilinçsizce yapılan sulama ve gübreleme işlemleri, toprağın verimsizleşmesine ve su kaynaklarının tükenmesine neden oluyor. Oysa akıllı sistemler, gerçek zamanlı verilerle tam ihtiyacı kadar sulama ve gübreleme yapılmasını sağlıyor. Böylece hem üretim maliyetleri düşüyor hem de doğaya verilen zarar en aza iniyor. Ayrıca, doğru veriler sayesinde ilaç ve pestisit kullanımı da azaltıldığı için hem bitki sağlığı…

Kuveyt Türk Katılım Bankacılığında Bir İlke İmza Atarak Eximbank İş Birliğiyle Yeni İhracat Destek Finansmanı Programını Başlattı   

Kuveyt Türk, Türk Eximbank iş birliği ile “Katılım Bankaları Aracılığıyla İhracat Destek Finansmanı” programını öncü olarak müşterileriyle buluşturdu. Program, ihracatçılara Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kaynaklı, düşük maliyetli ve sürdürülebilir bir çözüm sunuyor. İhracatçı firmaların uygun maliyetli finansmana erişimini kolaylaştırmayı hedefleyen Kuveyt Türk, katılım bankacılığı sektöründe bir ilke imza atarak Türk Eximbank iş birliği ve Türkiye Katılım Bankaları Birliği (TKBB) desteğiyle “Katılım Bankaları Aracılığıyla İhracat Destek Finansmanı” programını devreye aldı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın hazırladığı uygulama talimatı doğrultusunda geliştirilen bu yeni finansman modeli, faiz hassasiyeti olan ihracatçılara reeskont kredisine alternatif, düşük maliyetli ve sürdürülebilir bir çözüm sunuyor. Kuveyt Türk, ihracat yapan firmalara TL bazlı finansmana daha kolay erişim imkânı sağlarken dış ticaretin finansmanında daha kapsayıcı ve erişilebilir bir yapı hedefliyor. “İhracatçılarımıza maliyet avantajı sunan yeni bir dönem başlıyor” Kuveyt Türk Kurumsal ve Ticari Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Dr. R. Ahmet Albayrak, programın önemine ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Kuveyt Türk olarak, Türk Eximbank iş birliğiyle sunduğumuz bu yeni finansman programını hem kurumumuz hem de sektörümüz adına tarihi bir gelişme olarak değerlendiriyoruz. İhracatçılarımıza ciddi bir maliyet avantajı sunan bu ürünün, ülkemizin ihracat hedeflerine ulaşmasına katkı sağlayacağına, reel sektörün büyümesini destekleyeceğine ve katılım bankacılığının dış ticaret finansmanında daha etkin bir rol üstlenmesine zemin hazırlayacağına inanıyoruz. Önümüzdeki dönemde, ihracatçılarımızı güçlü bir şekilde desteklemeye ve Türkiye’nin sürdürülebilir ekonomik büyümesine katkıda bulunmaya devam edeceğiz.”      Kuveyt Türk Hakkında Kuveyt Türk, 1989 yılında kurulmuştur. Seçkin finansal ürün ve hizmetlerini etkin şekilde tasarruf sahipleri ve yatırımcılarla buluşturan Kuveyt Türk, müşteri odaklı yaklaşımı, teknoloji-inovasyon çalışmaları ve dijital dönüşüm yolunda attığı adımlarla sektöründeki öncü konumunu sürdürmektedir. Altın bankacılığı alanında adım atan ilk katılım finans kuruluşu olan Kuveyt Türk, ayrıca dünyada ve Türkiye’de ilk sürdürülebilir sukuk işlemini gerçekleştirmiştir. Altı yıl üst üste Türkiye’nin En İyi İşvereni ödülüne layık görülen Kuveyt Türk, 2021’de de ilk sırada Avrupa’nın En İyi İşvereni seçildi. Bugün itibarıyla Türkiye genelinde 452 şube ve dijital kanallarıyla müşterilerine hizmet veren Kuveyt Türk’ün merkezinde yer aldığı Kuveyt Türk Finans Grubu çatısı altında Neova Katılım Sigorta, Architecht, Kuveyt Türk Portföy, Kuveyt Türk Yatırım, Körfez GYO, Katılım Emeklilik, Sağlam Finansal Teknolojiler, KT Sağlam Gayrimenkul ile Almanya’daki KT Bank AG yer alıyor. Operasyonel çalışmalarının yanı sıra toplumsal değerleri temel alarak ve kültürel varlıklara sahip çıkarak önemli sosyal sorumluluk projelerine imza atan Kuveyt Türk, “Değerlerimizle büyüyoruz” yaklaşımı doğrultusunda birçok restorasyon projesi üstlenmiş, insani yardım kampanyalarına destekte bulunmuş, kitap ve belgesel gibi kalıcı eserler ortaya koymuştur.

Naturelgaz’ın, yılın ilk yarısında satış hacmi yüzde 25 artı; net karı 429 milyon TL’ye yaklaştı.

Taşımalı doğal gaz pazarında faaliyet gösteren Naturelgaz, 2025 yılının ilk yarısına yönelik finansal sonuçlarını açıkladı. Şirket, yılın ilk yarısında bir önceki yılın aynı dönemine göre satış hacmini yüzde 25 artırarak, 195 milyon Sm3’e çıkardı. Şirket operasyonel verimlilikteki iyileşmeler ve etkin maliyet yönetimiyle, FAVÖK’ünü yüzde 40 artarak 871,7 milyon TL’ye çıkarırken, net karını da yüzde 311 artışla 428,9 milyon TL’ye yükseltti.   Şirket’in 2025 yılının ilk yarısına yönelik finansal ve operasyonel performansını değerlendiren Naturelgaz Genel Müdürü Hasan Tahsin Turan “Yılın ilk yarısı itibarıyla satış hacmimizi yüzde 25 artırarak 195 milyon Sm³ seviyesine taşıdık; verimlilik odaklı yatırımlarımız sayesinde güçlü ve istikrarlı finansal performansımızı sürdürdük” dedi.  Naturelgaz, 2025 yılının ilk yarısına ilişkin açıkladığı finansal sonuçlarda güçlü bir performans sergiledi. Şirket, bu dönemde satış hacmini geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25 artırarak 195 milyon Sm³’e yükseltti. Maliyet optimizasyonu ve operasyonel süreçlerdeki etkinlik artışı sayesinde FAVÖK yüzde 40 artışla 871,7 milyon TL’ye ulaştı. Net kar, yüzde 311 oranında artarak 428,9 milyon TL’ye çıkarken, vergi öncesi kar da yüzde 303 artışla 735,4 milyon TL oldu. Gelirler ise yüzde 16’lık artışla 3.662 milyon TL seviyesine yükseldi. Şehir gazı iş kolunda, 2024 yılı sonu itibarıyla 132 ilçe ve beldeye hizmet verilirken, bu sayı boru hattına geçen ilçeler ve yeni kazanılan ihaleler ile 2025 yılının ilk yarısı sonunda 126 ilçe ve belde olarak gerçekleşti. Buna karşın şirketin şehir gazı iş kolu satış hacmi abone artışı etkisiyle büyümeye devam etti. ‘Sürdürülebilir büyüme stratejilerimize kararlılıkla devam edeceğiz’ Şirket’in 2025 yılının ilk yarısına ilişkin finansal ve operasyonel performansını değerlendiren Naturelgaz Genel Müdürü Hasan Tahsin Turan “Taşımalı doğal gaz pazarındaki güçlü konumumuzu yılın ilk yarısında daha da pekiştirdik. Satış hacmimizi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25 artırarak 195 milyon Sm³ seviyesine taşıdık. Bu büyümeyi, verimlilik odaklı yatırımlarımız ve etkin maliyet yönetimimizle destekledik. Operasyonel verimlilikteki iyileşmeler sayesinde FAVÖK’ümüzü yüzde 40 artışla 871,7 milyon TL’ye, net kârımızı ise yüzde 311 artışla 428,9 milyon TL’ye yükselttik. Elde ettiğimiz bu güçlü finansal performans, sürdürülebilir büyüme hedeflerimize kararlılıkla ilerlediğimizin bir göstergesidir. Ayrıca Temmuz ayında Muş’taki GES projemizi tamamladık ve devreye aldık. Bu yatırım önemli ölçüde enerji maliyetlerinde tasarruf sağlamamızı sağlayacak ve operasyonel verimliliğimize katkıda bulunacak. Yatırımımızın etkilerini gelecek dönemdeki finansal sonuçlarda göreceğiz” dedi. 

DUBAİ, VERGİSİZ YATIRIM CENNETİ OLMA YOLUNDA İLERLİYOR

Vergisiz yatırım imkânları ve yüksek kira getirileriyle dikkat çeken Dubai, 2024 yılında yüzde 17’lik fiyat artışıyla yatırımcıların gözdesi oldu. Türkiye’den de birçok şirket bölgeye yöneliyor. Dünyanın dört bir yanından yatırımcıları kendine çeken Dubai, vergi politikasıyla adeta yeni bir yatırım modeli sunuyor. Bireysel yatırımcılar ve şirketler için hayati önem taşıyan vergi yükünü ortadan kaldıran Dubai Emirliği, gelir vergisi, kira vergisi ve değer artış kazancı vergisi almıyor. Yalnızca tapu işlemlerinde yüzde 4’lük bir işlem bedeli alınması, şehri yatırım açısından daha da cazip kılıyor. Her gün en az iki yeni gayrimenkul projesinin lansmanının yapıldığı şehirde, halihazırda satışta olan proje sayısı 4.500’ü buluyor. Bu projelerle beraber Dubai, çölün ortasında yükselen bir yatırım üssüne dönüştü. Projeler Her Bütçeye Hitap Ediyor Dubai’de geliştirilen projelerde fiyatlar 160-200 bin dolardan başlarken, bazı ultra lüks konutlar 100 milyon doları aşıyor. Satılan her 100 konuttan 55’inin, halen devam eden projelerden oluştuğu belirtiliyor. Bu durum, yatırımcıların proje aşamasındaki gayrimenkullere olan yüksek ilgisini gösteriyor. Türk Yatırımcılar Dubai’yi Radarına Aldı Türkiye’den de birçok şirket Dubai’de yatırım fırsatlarını değerlendirmeye başladı. Dubai’de iki proje ofisi açan gayrimenkul yatırım uzmanı Parcell Estates’in kurucusu Özden Çimen, bölgedeki yükselen talebi şöyle değerlendiriyor: “Dubai’de gayrimenkul fiyatları 2024 yılında dolar bazında ortalama yüzde 17 arttı. Projeden alan yatırımcılar yüzde 40 peşinatla ödeme yapıp kalanı taksitlendirerek sahip olabiliyor. Kira getirileri oldukça tatmin edici. Yatırımın geri dönüş süresi 8-12 yıl arasında. Açıkçası bizi bile şaşırtan bir yatırımcı ilgisiyle karşı karşıyayız.” Yatırımcı Akını Sürüyor Dubai’nin yatırımcılara sunduğu düşük riskli ve yüksek getirili fırsatlar, sadece Ortadoğu’dan değil, Avrupa ve Asya’dan da yoğun ilgi görmesini sağlıyor. Şehir, yalnızca gayrimenkul yatırımlarıyla değil, aynı zamanda şirket kuruluşları açısından da cazip hale geldi. Kurumlar için vergi avantajı sunması, Dubai’yi uluslararası bir iş ve yatırım merkezine dönüştürdü.

İhracatta temmuz bereketi .EİB’nin temmuz ihracatı yüzde 8’lik artışla 1 milyar 650 milyon dolar oldu

EİB’nin temmuz ihracatı yüzde 8’lik artışla 1 milyar 650 milyon dolar oldu Ege İhracatçı Birlikleri 2025 yılının ikinci yarısına başarılı bir giriş yaptı. 2024 yılı temmuz ayında 1 milyar 533 milyon dolarlık ihracat yapan Egeli ihracatçılar, 2025 yılı temmuz ayında yüzde 8’lik artışla 1 milyar 650 milyon dolarlık ihracata imza attılar. Türkiye’nin temmuz ayı ihracatıysa yüzde 11’lik artışla 22 milyar 475 milyon dolardan, 24 milyar 951 milyon dolara ulaştı.  Ege İhracatçı Birlikleri’nin ocak – temmuz döneminde ihracatı yüzde 1’lik artışla 10 milyar 525 milyon dolardan 10 milyar 653 milyon dolara çıkarken, son 1 yıllık dönemdeki ihracatı yüzde 2’lik artışla 18 milyar 120 milyon dolardan 18 milyar 522 milyon dolara ilerledi.  Sanayi sektörleri ihracatlarını yüzde 8’lik artışla 821 milyon dolardan 889 milyon dolara yükseltirken, tarım sektörleri 2024 yılı temmuz ayında 601 milyon dolar olan ihracatlarını 2025 yılı temmuz ayında yüzde 9 büyüterek 654 milyon dolara ilerletti. Madencilik sektörü ise; 107 milyon dolarlık ihracatı hanesine yazdırdı. Demir ve demirdışı metaller sektörü 2,5 milyar doları aştı Ege İhracatçı Birlikleri bünyesinde ihracat lideri olan Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği, temmuz ayında ihracatını yüzde 29’luk artışla 189 milyon dolardan 243 milyon dolara çıkarırken, 7 aylık ihracatı yüzde 12’lik yükselişle 1 milyar 365 milyon dolardan 1 milyar 530 milyon dolara ilerledi. EDDMİB’in son 1 yıllık ihracatı da yüzde 5’lik artışla 2 milyar 515 milyon dolara ulaştı.  Su ürünleri ve hayvansal mamuller ihracatında çifte mutluluk Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği, yumurta ihracatındaki 1,5 dolarlık fonun kalkmasıyla moral depolarken temmuz ayında ihracatını yüzde 32’lik rekor artışla 128,6 milyon dolardan 169,5 milyon dolara taşıdı. ESÜHMİB, EİB çatısı altında hem ihracatta ikinci hem de ihracat artış rekortmeni oldu. Çifte mutluluk yaşadı.  Moda endüstrisi üçüncü oldu Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği 128,5 milyon dolarlık ihracat performansıyla zirvenin üçüncü sırasına adını yazdırdı. EHKİB’in son 1 yıllık ihracatı 1 milyar 341 milyon dolar oldu. ETİB, ihracatta 1 milyar doları aştı  2025 yılına başarılı bir giriş yapan Ege Tütün İhracatçıları Birliği, ihracattaki artış seyrini temmuz ayında da sürdürdü. Temmuz ayında ihracatını yüzde 24’lük artışla 90 milyon dolardan 112 milyon dolara çıkaran Ege Tütün İhracatçıları Birliği son 1 yıllık dönemde yüzde 14’lük yükselişle 882 milyon dolardan 1 milyar 9 milyon dolara çıktı ve 1 milyar doları aşma mutluluğu yaşadı.  EMİB’ten yıllık 1 milyar 365 milyon dolar ihracat Ege Maden İhracatçıları Birliği, temmuz ayında yüzde 4’lük ihracat kaybıyla 107 milyon dolarlık ihracata imza atarken, yıllık ihracatı yüzde 16’lık artışla 1 milyar 179 milyon dolardan 1 milyar 365 milyon dolara ulaştı.  Hububat bakliyat bitkisel yağ ihracatı yüzde 22 arttı 2024 yılındaki ihracat kayıplarını, 2025 yılında telafi eden Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği temmuz ayında ihracatını yüzde 22 geliştirerek 81,5 milyon dolardan 99,3 milyon dolara taşıdı. EHBYTİB son 1 yıllık dönemde 1 milyar 53 milyon dolarlık ihracatı kayda aldı.  Mart ve nisan aylarındaki don ve soğuk hava nedeniyle başta kiraz olmak üzere ihraç ürünlerinde rekolte kaybı yaşayan Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği temmuz ayında yüzde 10’luk kayıpla 95,2 milyon dolarlık ihracat yapma başarısı gösterdi.  Kuru meyve ihracatında yüzde 21’lik artış Türkiye’de kuru meyve ihracatının lideri olan Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin temmuz ayı ihracatı yüzde 21’lik artışla 64,5 milyon dolardan 78 milyon dolara ulaştı.  Ege…

Saklı cennet Geyikli tatil için sizleri bekliyor.

Geyikli Beldesi Çanakkale İli Ezine ilçesine bağlıdır. Geyikli Ezine ilçesine 12, Çanakkale’ye 54 kilometre mesafededir. Geyiklimiz sınırlarında yeralan mutlaka görülmesi, gezilmesi gereken, tarih ve kültür hazinemiz Alexandria Troas… ALEXANDRIA TROAS Alexandrıa Troas, İskenderin Troası demektir. Büyük İskender, bugünkü Bağdat yakınlarındaki Babylonıa da ölünce, imparatorluğu komutanları arasında paylaşılmıştır. Troya yarımadası dahil Anadolunun büyük kısmı, Suriye ve Lübnan komutan Antigonas’a (Tek gözlü Antigon) bırakılmıştır. M. Ö 310 yılında Antigonos şu anda bulunduğumuz kentin inşasını başlattı. Kentin simgesi olarak, ÇIĞRI dağında kurulmuş olan dönemin at yetiştiriciliği ile ünlü NEANDRIA(Delikanlı nın yurdu) kentine ait ” otlayan at ” sembolü benimsenerek paraların üzerine basıldı. Kent 390 hektarlık alanda kurulmuş, 8 km. Uzunluğunda, 3m.kalınlığında surlarla çevrelenmiştir. Liman, deniz feneri, mendirek inşa edilen kentin içinde iç sur, tiyatro, saray, çok amaçlı salon olan odeon, tapınak, çok sayıda ev, kilise olduğu düşünülen yapı bulunmaktadır. Bu yapıdan kazı alanına kadar gittiği tespit edilen gizli bir geçit bulunmuştur. Antik dönem gezgin ve yazarlarından Strabon’a göre kentin nüfusu 100.000’i aşıyordu. Roma imparatorluğu döneminde, Sezar’ın yeğeni olan İmparator Augustus döneminde şehrin önemi daha da arttı. Sezar’ın zamanında burayı başkent yapmak istediğini bilen Augustus, şehri canlandırma çalışmalarını başlattı. Hz. İsa’dan sonra Hıristiyanlığı yaymaya çalışan Havarilerinden Aziz Paul(Tarsuslu Saul), üç kez Alexandrıa Troası ziyaret etmiştir.Bu ziyaretler İncilde anlatılmaktadır. Aziz Paul burada mucizelerinii göstermiş, kendisinin vaazını camdan sarkarak dinleyen bir çocuğun düşerek ölmesi sonucunda çocuğu diriltmesi, halkın Hıristiyanlığı kabul etmesi ile sonuçlanmıştır. Alexandrıa Troas, Hıristiyanlığı kabu eden ilk şehirdir.Bu nedenle İnanç Turizmi açısından bulunduğumuz Geyikli sınırları içindeki antik kent son derece önemlidir. Hıristiyanların hac merkezi olarak kabul edilir. İmparator Hadrıan zamanında şehir altın çağını yaşar, susuzluk çeken şehre Herodos Atticus tarafından su getirilmesi, kentin kalkınmasında büyük rol oynar. Hadrıanus döneminin en önemli olaylarından biri olimpiyat kurallarının yazılmasıdır. En ilginç kural, disiplini bozan sporcuların kırbaç cezasına çarptırılması, ancak sakatlanmamaları için dikkatli olunması gereğinin bertilmesidir. Hadrıanus zamanından sonra kentin önemi azalır. Roma imparatoru Konstantinus İstanbulu başkent ilan edince Sezar’ın başkent yapmak istediği bu büyük şehir artık başkent olma ihtimalini kaybetmiştir. Halk arasında ise hala bu bölgeye Eski İstanbul denilmektedir. Alexandrıa Troas ile Apollon Sımıntheus arasındaki 35 km. lik yol, kutsal yol olarak sayılmaktadır. Bu yol üzerinde Güneş Tanrısı Apollon a adaklar yapıldığı, altarlar sunulduğu görülmektedir. Bu altarlardan biri Alexandrıa Troas sakini olan Zoilos isimli bir kölenin azat edilince Apollon Sımıntheus a adadığı bir altardır. Hizmetlerine karşılık aldığı bir yıllık ücretle bu adağını gerçekleştirmiş olmalıdır. Kentte Ay, gece ve büyü tanrıçası Hekate kültünün olduğu, Üç gövdeli Hekate heykellerinden anlaşılmaktadır. Hekate için 4 yılda bir anahtar taşıma törenleri düzenlenirdi. Buluntular arasında 1500 yıl öncesine tarihlenen bir pitos içerisindeki tarım ve marangozluk aletleri, odeon yapısında Dıonysos sanatçılarına hitaben yazılmış bir yazıt(bu yazıtta kentte yerleşik bir tiyatro ekibi olduğu anlaşılmaktadır),ayrıca 1500 yıllık bir Pitostan yeşeren bir asma yeralmaktadır. Kazılar Halen Ankara Üniversitesinden Prof. Dr. Erhan Öztepe başkanlığında yürütülmekte, İÇDAŞ sponsor olarak desteklemektedir.  GEYİK BABA      Geyikli, Geyik Baba tarafından kurulduğu rivayet edilen eski bir Türk yerleşimidir. Kabri Bursa’da bulunan Geyik Baba, Orhan Gazi zamanında 1275-1350 yılları arasında yaşadığı düşünülen erenlerdendir. Bursa’da Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu simgeleyen büyük çınarı diktiği, Orhan Gazi zamanında birçok talebe yetiştirdiği ve fetihlere bizzat katılarak askere moral verdiği Aşıkpaşazadede’den Hoca Saadeddin’in Tacüt Tevarihine, Taş Köprülüzade’nin Şakayık-ı Numaniyesi’nden Kamus-ul A’lam’a kadar birçok Osmanlı kaynalarında ifade edilen bir zattır. Rivayete göre savaş…

Azerbaycan Gazının Türkiye Üzerinden Suriye’ye İhracatı Başladı

2 Ağustos 2025 tarihinde, Türkiye’nin Kilis ilinde, Azerbaycan gazının Türkiye üzerinden Suriye’ye sevkine başlanmasıyla ilgili bir tören düzenlendi. Törene Azerbaycan, Türkiye, Suriye ve Katar hükümet temsilcileri ile resmi yetkililer katıldı. Azerbaycan Cumhuriyeti Ekonomi Bakanı ve SOCAR Denetleme Kurulu Başkanı Mikayıl Cabbarov, 11 Nisan 2025 tarihinde Antalya’da ve ardından 12 Temmuz’da Bakü’de Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev ile Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Sayın Ahmed El Şaraa arasında gerçekleştirilen görüşmelerde varılan mutabakatlar doğrultusunda, kısa bir süre içinde Azerbaycan gazının Türkiye üzerinden Suriye’ye ihraç edilmeye başlandığını ifade etti. Bakan, bu gelişmenin Suriye’nin enerji güvenliğine katkı sağlayacağını belirterek, kardeş ülkeler olarak Azerbaycan ve Türkiye’nin enerji sektörü dahil olmak üzere tüm alanları kapsayan stratejik iş birliklerinin bu tarihi öneme sahip projenin kısa sürede hayata geçirilmesini mümkün kıldığını vurguladı. İki ülkenin, Suriye’nin yeniden inşası ve kalkınmasına yönelik ortak çalışmalar yürüttüğünü ve önemli adımlar attığını dile getirdi. Mikayıl Cabbarov, Azerbaycan doğalgazının Türkiye üzerinden Suriye’ye taşınmasının ülkenin enerji ihracatı tarihinde önemli bir aşama olduğunu ve Güney Kafkasya ile Orta Doğu arasında yeni bir enerji köprüsünün temelini attığını belirtti. Azerbaycan’ın gaz ihraç ettiği ülke sayısının 14’e ulaştığını aktaran Bakan, SOCAR’ın planlarının daha da büyük olduğunu, şirketin yurt dışındaki doğalgaz üretim projelerinde paylar elde ederek gazını yeni tüketici ülkelere ulaştırmayı hedeflediğini ifade etti. SOCAR Denetleme Kurulu Başkanı, Azerbaycan’ın gerçekleştirdiği stratejik enerji projelerinden söz ederek, bu girişimlerin ülkenin bölgesel ve küresel enerji güvenliğinin sağlanmasında paha biçilemez bir rol oynadığını belirtti. Türkiye-Suriye Doğal Gaz Boru Hattı’nın açılışı ile Azerbaycan’dan Suriye’ye doğalgaz sevkiyatının başlamasının, Azerbaycan’ın güvenilir ve stratejik bir enerji tedarikçisi olduğunu bir kez daha gösterdiğini dile getirdi. Bu projenin, Azerbaycan’ın doğalgaz ihracat coğrafyasını yeni yönlerde genişletmesine önemli katkılar sunacağını söyledi. Suriye Enerji Bakanı Muhammed El Beşir, uzun yıllar süren savaştan etkilenen Suriye’de refahın artırılması ve ülkenin yeniden inşası yönünde gösterdikleri destek için Azerbaycan ve Türkiye devletlerine teşekkür etti. Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, SOCAR ile Azerbaycan’dan gelen gazın Türkiye-Suriye sınırında teslimine yönelik bir swap anlaşması imzaladıklarını belirterek “Kederde ve sevinçte bir olduğumuz Azerbaycan, bu projede de desteğini bizden esirgemedi.” dedi. Azerbaycan’dan gelen doğalgazı Kilis üzerinden Suriye’ye ihraç edeceklerini kaydeden Bakan Bayraktar, “Yavuzlu Ölçüm İstasyonu’ndan günde 6 milyon metreküplük kapasite ile gaz sevkiyatı gerçekleştireceğiz. Bu sayede oradaki elektrik santralleri de yakın bir zaman içinde devreye alınacak. İlk aşamada Suriye’ye yılda 2 milyar metreküpe kadar doğalgaz ihracı sağlanabilecek. Bu doğalgaz ile yaklaşık bin 200 megavatlık kurulu güç faal hale gelecek. Bu proje Suriye’de hayatın normalleşmesine çok ciddi bir katkı yapacak, insanların yaşam standardını yükseltecek ve ülkeye dönüşleri hızlandıracak.” diye konuştu. Azerbaycan heyetinin ziyareti kapsamında, Türkiye ve Suriye heyetleriyle ikili görüşmeler de gerçekleştirildi. Görüşmelerde enerji sektöründe iş birliğinin genişletilmesi imkanları değerlendirildi ve karşılıklı ilgi duyulan konular üzerinde fikir alışverişinde bulunuldu.

Zeytin Ve Zeytinyağı İhracatında Hedef 1,5 Milyar Dolar

Türkiye’de 41 ilde, 500 bin aile zeytincilik yapıyor. Yıllık ortalama 450 bin ton sofralık zeytin üretimi yapılırken, 200 bin ton zeytinyağı üretimi yapılıyor. 500 bin aile zeytinden geçimini sağlıyor. Zeytinin hasadında, budamasında, sofralık zeytin ve zeytinyağına dönüşüm sürecinde fabrikalarda önemli bir istihdam ortaya çıkıyor. Zeytin ve zeytinyağı sektöründe ihracat istatistiklerini ise; sezon bazında değerlendirmekte fayda var. 31 Ekim itibariyle biten 2019/20 zeytinyağı sezonunu 45 bin ton’luk ihracatla geride bıraktık. Geçtiğimiz sezon ise 52 bin ton zeytinyağı ihraç etmiştik. Zeytinyağı ihracatında yüzde 13’lük bir azalış söz konusu. Toplamda 110 milyon ABD$ da döviz girdisi elde edilmiş oldu. 30 Eylül tarihinde sona eren sofralık zeytin ihracatımız ise, bir önceki sezona göre miktar bazında %7 azalarak 84 bin ton olurken, tutar bazında %3 artarak 145 milyon ABD$ döviz geliri elde ettik. Bu ihracat rakamı sektörümüzün yeni ihracat rekoru olarak kayıtlara geçti. Miktar bazındaki düşüşe rağmen, döviz gelirimizin artmasının altındaki en önemli etken sofralık zeytinde birim fiyatımızın 1, 55 dolardan 1, 73 dolara yükselmesi oldu. 2020/21 ihracat sezonuna ise başarılı bir giriş yaptık. Yeni sezonda iki ay geride kalırken zeytinyağı ihracatı önceki sezonun aynı dönemine göre yüzde 20’lik artış yakalayarak 23, 1 milyon dolardan, 27, 8 milyon dolara yükseldi. Zeytinyağı ihracatı miktar bazında bakıldığında ise; yüzde 13’lük artışla 9 bin 734 tondan, 10 bin 951 tona yükseldi. Türk zeytinyağı ihracatçıları, 2020/21 sezonunda sağlık iksirini dolar bazında yüzde 7 daha fazla fiyata ihraç etme başarısı gösterdi. Türkiye zeytinyağı ihracatında en büyük artışı Amerika Birleşik Devletleri’nde yakaladı. ABD’ye sağlık iksirinin ihracatı yüzde 112’lik artışla 5, 9 milyon dolardan 12, 6 milyon dolara yükseldi. Zeytinyağı ihracatında ABD’nin aldığı pay yüzde 25’ten yüzde 45’e yükseldi. 1 Ekim 2020 tarihinde başlayan sofralık zeytin ihracatı yatay bir seyir izledi. Sofralık zeytin ihracatı 2019/20 sezonun ilk çeyreğindeki 40 milyon dolarlık ihracat seviyesini korudu. Sofralık zeytin ihracatında siyah zeytin ihracatı 31 milyon 753 bin dolar olurken, yeşil zeytin ihracatı 8 milyon 241 bin dolar olarak kayıtlara geçti. Türkiye, 1 Ekim – 31 Aralık 2020 tarihleri arasında 23 bin 208 ton sofralık zeytin ihraç etti. Zeytincilik sektörünün 2020/21 sezonunun geride kalan dilimindeki toplam ihracatı yüzde 6’lık artışla 65 milyon dolardan 69 milyon dolara yükseldi. Zeytinyağı ihracatımızın 2019/20 sezonunda en çok olduğu ülkeler ABD, Suudi Arabistan, İspanya, Japonya ve İtalya olurken, hedef pazarlarımız ABD, Almanya, Birleşik Krallık, Çin, Hindistan, Irak, Iran, Japonya, Rusya ve Suudi Arabistan olarak sıralanabilir. Zeytinyağı ihraç ettiğimiz ülke ve serbest bölge sayısı 131 olarak kayıtlarımıza geçti. Sofralık zeytinde ihracatımızın en çok olduğu ülkeler Almanya, Irak, Romanya, ABD ve Bulgaristan şeklinde sıralanırken, önemli hedef pazarlarımız, ABD, Almanya, BAE, Birleşik Krallık, Bulgaristan, Irak, Iran, Romanya, Rusya ve Suudi Arabistan’dır. Sofralık zeytin ihraç ettiğimiz ülke sayısı ise 119 oldu. Zeytinyağı ve sofralık zeytin ihracatında hedefimiz ambalajlı ürün ihracatını arttırmak ve 2025’te 1.5 milyar dolar dövizi ülkemize kazandıracak konuma gelmek. 2019/20 sezonunun tamamında 21 bin ton ambalajlı zeytinyağı ihraç ettik, bu da toplam zeytinyağı ihracatımızın yaklaşık %57’sine denk gelmekte. Sofralık zeytinde ise toplam zeytin ihracatımızın %95’ini ambalajlı olarak yapıyoruz. Türkiye’nin zeytin ve zeytinyağı sektöründe dünya genelinde domine eden bir oyuncu olabilmesi için üretimde sürekliliğin ve verimliliğin olması gerekiyor. Dünya’da zeytin ve zeytinyağı sektörünü İspanya domine ediyor. Bunun en önemli nedeni de, dünya genelinde 3, 2 milyon ton seviyesindeki zeytinyağı üretiminin yüzde 50’den fazlasını tek başına…