OCAK AYI DIŞ TİCARET İSTATİSTİKLERİ

Dışa bağımlılık, dış ticaret açığı vermenin temel nedenlerinden biridir. Bazı ürünleri ithal etmek zorunda olan ülkeler maksimum seviyede üretim yaparak ihracatını ithalatından daha yüksek rakamlara ulaştırmadığı sürece dış ticaret açığı vermekten kurtulmaları mümkün değildir. Yani dış ticaret açığını en aza indirgemek veya dış ticaret fazlası vermek ancak ve ancak üretimin artmasıyla mümkündür.

Ülkemiz de akaryakıt, enerji, doğalgaz gibi temel ihtiyaçlarımız bakımından dış ülkelere bağımlıdır ve bu ihtiyaçlarımız ithalat yoluyla tedarik edilmektedir. Bizim uzun yıllardan bu yana dış ticaret açığı vermemizin sebeplerinden biri de budur. Açığı kapatmak için üretim kaynaklarını en verimli şekilde kullanmak, üretimi teşvik edecek önlemleri almak, yabancı yatırımcıların ülkemizde yatırım yapması için koşulları oluşturmak, global pazarlarda söz sahibi olmak ve rekabet kriterlerine ayak uydurmak zorundayız. Bunun için ise millet olarak çok çalışarak çok üretim yapmak temel hedefimiz olmalıdır. Üretim yaparken kalitesiz, teknolojik olmayan vd. gibi ürünleri değil; yükte hafif pahada ağır, yüksek teknolojiye uygun, katma değeri yüksek ürünler üretmeliyiz ki uluslararası pazarlarda yerimizi alalım ve rekabet gücüne ulaşalım.

Günümüzde Çin büyük çapta ihracat yaparak dış ticaret fazlası vermektedir. Bunun sebebi her türlü ürünü üreterek yabancı ülkelere kolaylıkla satabilmesi ve uluslararası pazarlarda kendini kabul ettirmesidir. Merhum Turgut Özal döneminde yani 1980 li yıllarda ithalat yasağı kalkınca koşulları uygun olan işletmeler genellikle Çin başta olmak üzere her türlü ürünü ülkemize getirerek sattılar. Ancak getirilen ürünlerin çoğu kalitesiz ama fiyat rekabetine uygun olduğu için ülkemiz pazarında rağbet gördü. İthalat yasağının kalkması, yerli ürünlerin fiyatlarının astronomik seviyeye gelmesini önlemek için yapılmıştı ama ülkemizde neredeyse yerli sanayi diye bir üretim kalmamıştı. Çünkü bizim üretim işletmelerinin Çin den gelen ürünlerle fiyat açısından rekabet etmeleri mümkün değildi ve hepsi birer birer faaliyetlerine son vermek zorunda kaldılar. Örneğin o dönemde 64 tane asma kilit fabrikası kepenk indirmişti. Ülkemiz ithalat cenneti durumuna girerken paramız sürekli yurt dışına gittiğinden dış ticaret açığı doğal olarak devam etmekte idi.

Bugünkü hükümetin Eylül 2021 de Türkiye modeli diye adlandırdığı ekonomi modeli son derece olumludur. Ancak gidilen yolun yanlış olduğu sürekli olarak tartışma konusu oldu ve seçimden sonra görevlendirilen ekonomi yönetimi düşük faiz yüksek kur politikasından yumuşak geçiş yapılmasını öngördü. Türkiye modelinin amacı öncelikle ithalatı azaltarak yerli üretime önem vermek, üretim işletmelerine ucuz kredi vererek üretim maliyetlerini aşağı yönlü hareketlendirmek ve enflasyonu kontrol altına almaktı. Fakat uygulamada düşük faiz sanayiciye bir türlü ulaşmadı ve hatta faizler daha da yükseldiğinden kredi muslukları neredeyse kapandı. Bir üretim veya ticaret işletmesi, ürün gamını genişletmek, daha bölgesel Pazar payı yakalamak, ihracatı arttırmak için büyümek zorundadır ve büyümek için de global pazarın kabul ettiği ürünleri üretmek ve bunlar için doğal olarak makine ve teçhizat yatırımı yapmak durumundadır. İşte bu büyüme sırasında kaynak kullanmak son derece normaldir ve o kaynak, bankalardan sağlanan kredidir. Kullanılan kredi ne kadar uzun vade ve düşük maliyetli ise üretim kaynaklarına o kadar olumlu etkisi olacaktır.

Günümüz koşullarında politika faizi 8 ay değişmeyerek %50 de sabit kalmasından dolayı kredi faiz oranları %65-70 seviyelerine kadar yükselmişti. Kredi maliyetleri astronomik şekilde yükselince üretim maliyetlerine yansıdığı için bazı işletmeler üretimlerini azaltarak, bazıları da ürün gamını azaltarak bu dönemi geçirmek durumundadır. Dolayısıyla koşullar böyle olduğu için iflas ve konkordatolar artmıştır. Üretimde daralma ise ihracatın azalmasına, işsizliğin artmasına yol açmıştır. Bu bağlamda olayı irdelediğimizde ise faizlerin düşmesi gerekirdi ki ocak aralık ve ocak aylarında 250 şer baz puan olmak üzere %45 seviyelerine gerilemiştir.

Ancak aralık ve ocak aylarında enflasyonun da düşme eğilimine girmesiyle birlikte merkez bankası politika faizini 250 şer baz puan indirmek suretiyle %45 e düşürmüş oldu. Bu 5 puanlık düşme piyasalara olumlu yansıyacaktır ama yeterli değildir. Politika faizi ancak 35-40 seviyelerine indiği zaman iş dünyasında olumlu etkiler oluşturacağı kesindir. Ve enflasyonla birlikte önümüzdeki süreçte politika faizleri de düşecek ve üretim sektörüne yansıyacaktır.

Biz millet olarak üretmeden tüketen bir toplum durumundayız. Çünkü sadece bu iktidar döneminde değil uzun yıllardan bu yana dış ticaret açığı veriyoruz. İhracatımız yüksek seviyelerde ve son derece başarılı olmasına rağmen ithalat rakamlarını bir türlü aşamıyoruz ve sürekli döviz açığımız yani borçlanmamız oluşuyor. Bunu önlemek için ithal ikame ürünlerin üretimine önem vermeli, katma değeri yüksek, teknoloji ile uyumlu ürünler üreterek ihracatımızı arttırmalıyız.

Günümüzde üretimde kullanılan hammadde ve ara malların yüzde ellisinden fazlasını yurt dışından tedarik etmekteyiz. Yani bu ara mal ve hammaddeyi kendimiz üretemediğimizden dışarıya döviz ödeyerek ithalatını yapıyoruz. Bu tür ürünleri kendimiz üretmediğimiz sürece dış ticaret açığı vermekten kurtulamayacağımız aşikardır.

Yukarıda da bahsetmeye çalıştığım gibi dış ticaret açığının azalması hatta dış ticaret fazlası oluşması için merkez bankası rezervlerinin güçlü olması gerekir ve bu yeterli seviye çok ihracat az ithalat yaparak sağlanabilir. Ülkemizde çok kısa süre öncesine kadar yaklaşık -60 milyar dolar olan rezervlerimiz, günümüzde +167,5 milyar dolara kadar yükselmiştir. Yani dışardan para girişi, uygulanan sıkı para politikası sayesinde başlamıştır. Ancak bu girişler yatırımdan çok” carry trade” yoluyla gerçekleşmektedir. Carry trade en basit tanımıyla faiz oranı düşük bir ülkeden ülkemize para getirip TL ye çevirerek yüksek faizden nemalanıp ülkesine geri götürmektir. Bu sırada kendisi de para kazanacaktır. Bu yöntemle ülkemize yurt dışından gelen para bir müddet sonra geri gidecektir. Burada önemli olan üretim kaynaklarını artırmak suretiyle ihracatı yükseltmek suretiyle yurt dışından transfer sağlanmasıdır.

Döviz kurlarının yüksek olması ihracat işletmeleri için olumludur. Ancak kurlar ile enflasyon oranı paralel gittiğinden enflasyon yükselebilir. Sürekli olarak ihracatımızın yükselmesi gündeme geliyor ki başarıdır. Ancak ithalat miktarını da dikkate almak gerekir.

TÜİK tarafından kamuoyu ile paylaşılan OCAK ayı dış ticaret istatistiki bilgileri aşağıdaki gibidir.

Ocak ayında genel ticaret sistemine göre ihracat %5,8, ithalat %9,6 arttı

Türkiye İstatistik Kurumu ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle genel ticaret sistemi kapsamında üretilen geçici dış ticaret verilerine göre; ihracat 2025 yılı ocak ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre %5,8 artarak 21 milyar 165 milyon dolar, ithalat %9,6 artarak 28 milyar 703 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Ocak ayında enerji ürünleri ve altın hariç ihracat %5,0, ithalat %11,8 arttı                

Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ihracat, 2025 Ocak ayında %5,0 artarak 18 milyar 576 milyon dolardan, 19 milyar 508 milyon dolara yükseldi.

Ocak ayında enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ithalat %11,8 artarak 18 milyar 646 milyon dolardan, 20 milyar 845 milyon dolara yükseldi.

Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç dış ticaret açığı ocak ayında 1 milyar 336 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret hacmi %8,4 artarak 40 milyar 353 milyon dolar olarak gerçekleşti. Söz konusu ayda enerji ve altın hariç ihracatın ithalatı karşılama oranı %93,6 oldu.

Dış ticaret açığı ocak ayında %21,9 arttı

Ocak ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre %21,9 artarak 6 milyar 185 milyon dolardan, 7 milyar 538 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2024 Ocak ayında %76,4 iken, 2025 Ocak ayında %73,7’ye geriledi.

Ocak ayında imalat sanayinin toplam ihracattaki payı %93,4 oldu

Ekonomik faaliyetlere göre ihracatta, 2025 Ocak ayında imalat sanayinin payı %93,4, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı %4,5, madencilik ve taş ocakçılığı sektörünün payı %1,5 oldu.

Ocak ayında ara mallarının toplam ithalattaki payı %72,9 oldu

Geniş ekonomik gruplar sınıflamasına göre ithalatta, 2025 Ocak ayında ara mallarının payı %72,9, sermaye mallarının payı %13,0 ve tüketim mallarının payı %13,9 oldu

Ocak ayında en fazla ihracat yapılan ülke Almanya oldu

Ocak ayında ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 1 milyar 782 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 1 milyar 371 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 280 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 1 milyar 12 milyon dolar ile Birleşik Arap Emirlikleri, 979 milyon dolar ile Irak takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın %30,3’ünü oluşturdu.

İthalatta ilk sırayı Rusya Federasyonu aldı

İthalatta Rusya Federasyonu ilk sırayı aldı. Ocak ayında Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 4 milyar 399 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 4 milyar 86 milyon dolar ile Çin, 1 milyar 854 milyon dolar ile Almanya, 1 milyar 430 milyon dolar ile ABD, 950 milyon dolar ile İtalya izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın %44,3’ünü oluşturdu.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ihracat %0,4 arttı

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre; 2025 Ocak ayında bir önceki aya göre ihracat %0,4 artarken, ithalat %1,0 azaldı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise; 2025 yılı ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre ihracat %6,0, ithalat %9,6 arttı.

Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payı %3,4 oldu

Teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret verileri, ISIC Rev.4 sınıflaması içinde yer alan imalat sanayi ürünlerini kapsamaktadır. Ocak ayında ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı %93,4’tür. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı %3,4’tür.

Ocak ayında imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı %77,3’tür. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı %12,1’dir. 

Özel ticaret sistemine göre ihracat 2025 yılı ocak ayında 19 milyar 277 milyon dolar oldu

Özel ticaret sistemine göre, 2025 yılı ocak ayında, ihracat bir önceki yılın aynı ayına göre %7,5 artarak 19 milyar 277 milyon dolar, ithalat %8,6 artarak 26 milyar 932 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Ocak ayında dış ticaret açığı %11,3 artarak 6 milyar 876 milyon dolardan, 7 milyar 655 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2024 Ocak ayında %72,3 iken, 2025 Ocak ayında %71,6’ya geriledi.

AÇIKLAMALAR

Dış ticaret istatistikleri genel ticaret sistemi ve özel ticaret sistemi olmak üzere iki farklı ticaret sistemine göre hesaplanmaktadır. Genel ticaret sisteminde, bir ülkenin ekonomik alanına giren ve ekonomik alanından çıkan mallar kapsanmaktadır. Bu sistemde, ülkenin ekonomik alanını oluşturan serbest bölgeler, gümrük antrepoları ve serbest dolaşım alanına giren veya bu alanlardan çıkan mallar hesaplamalara katılmaktadır. Özel ticaret sisteminde ise, gümrük antrepoları ve serbest bölgeler istatistiklerde yer almamakta, sadece ülkenin serbest dolaşım alanına giren ve bu alandan çıkan mallar kapsanmaktadır.

Bu bağlamda, Türkiye İstatistik Kurumu ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle üretilen dış ticaret istatistiklerinin ödemeler dengesi ve ulusal hesaplar gibi ekonomik istatistiklerde yapılan revizyonlara uyumlu hale getirilmesi amacıyla, Ocak 2020’den itibaren ayrıntılı olarak genel ticaret sistemine göre yayımlanmaktadır. Özel ticaret sistemine göre dış ticaret istatistiklerine ise bülten ve ekinde özet olarak yer verilmektedir.

Kaynak: TÜİK

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

zozcivan@hotmail.com

  • Benzer Haberler

    TCMB’NİN 2025 YILI ZARARI

    TCMB’NİN 2025 YILI ZARARI Türkiye ekonomisinin son yıllardaki en tartışmalı başlıklarından biri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bilançosunda ortaya çıkan büyük zarar kalemleri oldu. 2023 ve 2024 yıllarında rekor seviyelere ulaşan zararların ardından 2025 yılı, ilk bakışta bir “toparlanma yılı” gibi görünse de detaylara inildiğinde çok daha karmaşık bir tabloyla karşı karşıya olduğumuz görülüyor. Bu tablo, yalnızca bir muhasebe meselesi değil; aynı zamanda para politikasının tercihleri, finansal sistemin yük dağılımı ve kamu maliyesinin geleceği açısından kritik ipuçları barındırıyor. ZARARDAN KÂRA: GÖRÜNEN VE GÖRÜNMEYEN GERÇEKLER 2025 yılına ilişkin değerlendirmelerde dikkat çeken en önemli unsur, Merkez Bankası’nın aynı anda hem “zarar” hem de “kâr” ile anılmasıdır. Ekonomistlerin hesaplamalarına göre, TCMB’nin bilanço içi (realize edilmiş) zararı artmaya devam etmiş, toplam birikmiş zarar 2,6 trilyon TL seviyelerine kadar yükselmiştir. Buna karşılık, döviz ve altın fiyatlarındaki artıştan kaynaklanan değerleme kazançları sayesinde, 2025 yılı genelinde yaklaşık 500 milyar TL civarında “toplam kâr” oluştuğu hesaplanmaktadır. Bu durum ilk bakışta çelişkili görünse de aslında teknik bir ayrımdan kaynaklanmaktadır: Dolayısıyla 2025 yılı, Merkez Bankası’nın “kağıt üzerinde toparlandığı” ancak geçmiş zararların yükünü taşımaya devam ettiği bir dönem olarak öne çıkmaktadır. KÖKEN: KKM VE POLİTİKA TERCİHLERİ TCMB’nin son yıllardaki zararlarının temel kaynağı büyük ölçüde Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulaması olmuştur. 2023 yılında yaklaşık 800 milyar TL’yi aşan zararların önemli bölümü bu sistemden kaynaklanmıştır. KKM’nin mantığı, döviz talebini azaltmak ve TL’yi cazip hale getirmekti. Ancak kur artışlarının hızlanması durumunda ortaya çıkan fark ödemeleri, ciddi bir mali yük oluşturdu. Başlangıçta bu yükün bir kısmı Hazine tarafından üstlenilirken, sonraki dönemde daha büyük bir bölümü Merkez Bankası bilançosuna taşındı. Bu tercih, kısa vadede finansal istikrarı korumaya yardımcı olmuş olabilir; ancak uzun vadede Merkez Bankası’nın bilançosunu zayıflatan temel unsur haline gelmiştir. FAİZ POLİTİKASI VE MENKUL KIYMET ZARARLARI Zararın bir diğer önemli kaynağı ise faiz politikasıdır. Düşük faiz döneminde alınan uzun vadeli düşük getirili menkul kıymetler, faizlerin yükseldiği ortamda ciddi değer kayıplarına yol açmıştır. Bu durum, sadece Türkiye’ye özgü değildir. ABD ve Avrupa’daki birçok merkez bankası da benzer şekilde bilanço zararlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Ancak Türkiye’deki fark, bu sürecin KKM gibi ilave maliyetli bir politika ile birleşmiş olmasıdır. 2025: DENGE ARAYIŞI YILI 2025 yılına gelindiğinde ise politika setinde önemli değişiklikler dikkat çekmektedir: Bu gelişmeler, Merkez Bankası’nın bilançosunda “değerleme tarafını” güçlendirmiştir. Ancak burada kritik nokta şudur: Bu iyileşme kalıcı mı, yoksa küresel fiyat hareketlerine bağlı geçici bir rahatlama mı? Eğer kur ve altın fiyatlarında ters yönlü bir hareket yaşanırsa, bu “kağıt üzerindeki kâr” hızla eriyebilir. HAZİNE’YE ETKİ: KÂR TRANSFERİ NEDEN YOK? Merkez Bankası’nın zarar yazmasının en somut etkilerinden biri, Hazine’ye kâr transferinin durmasıdır. Normal şartlarda TCMB, elde ettiği kârın önemli bir kısmını bütçeye aktarır. Ancak mevcut durumda, birikmiş zararlar kapanmadan bu mümkün değildir. Nitekim 2025 yılında oluşan yaklaşık 500 milyar TL’lik toplam kâra rağmen, geçmişten gelen trilyonluk zararlar nedeniyle Hazine’ye herhangi bir kaynak aktarımı yapılamamaktadır. Bu durum, kamu maliyesi açısından dolaylı bir yük anlamına gelmektedir. Çünkü bütçe, Merkez Bankası’ndan gelen bu kaynağı artık kullanamamaktadır. EKONOMİK VE TOPLUMSAL YANSIMALAR Merkez Bankası zararları doğrudan vatandaşın cebinden çıkıyor gibi görünmese de dolaylı etkileri oldukça güçlüdür: Bu nedenle TCMB bilançosu, sadece teknik bir konu değil; geniş anlamda ekonomik istikrarın bir göstergesidir. ULUSLARARASI KARŞILAŞTIRMA: NORMAL Mİ, ANORMAL Mİ? Son yıllarda birçok merkez bankası zarar açıklamıştır. Bunun temel nedeni, pandemi sonrası genişleyici para politikaları ve ardından…

    2026 ŞUBAT AYI DIŞ TİCARET ENDEKSLERİ

    2026 ŞUBAT AYI DIŞ TİCARET ENDEKSLERİ Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Şubat 2026 Dış Ticaret Endeksleri, dış ticaret dengesinde dikkat çekici bir yapısal ayrışmaya işaret ediyor. Veriler, ihracatta birim fiyatların yükseldiğini ancak miktar bazında belirgin bir gerileme yaşandığını; ithalatta ise daha sınırlı fiyat artışına karşılık düşük oranlı bir miktar artışı görüldüğünü ortaya koyuyor. Bu tablo, Türkiye’nin dış ticaretinde “fiyat kaynaklı gelir artışı – miktar kaynaklı daralma” ikilemini yeniden gündeme taşıyor. Genel çerçevede ihracat birim değer endeksi %12,7 artarken, ihracat miktar endeksi %9,9 oranında geriledi. İthalat tarafında ise birim değer endeksi %5,0 artış gösterirken, miktar endeksi yalnızca %0,4 gibi sınırlı bir yükseliş kaydetti. Bu fark, dış ticaret hadlerinin belirgin şekilde iyileştiğini ortaya koyuyor. İHRACATTA FİYATLAR YÜKSELİYOR, HACİM KÜÇÜLÜYOR Şubat 2026 verilerinin en kritik başlığı ihracat performansındaki ayrışma oldu. İhracat birim değer endeksindeki %12,7’lik artış, Türkiye’nin ihraç ettiği ürünlerde fiyatların yükseldiğini gösteriyor. Bu artış özellikle imalat sanayinde daha belirgin: imalat sanayi (gıda, içecek ve tütün hariç) birim değer endeksi %13,3 yükseldi. Ancak aynı dönemde ihracat miktar endeksinin %9,9 düşmesi, bu fiyat artışlarının hacim kaybıyla dengelendiğini ortaya koyuyor. Yani Türkiye daha pahalı ihraç ediyor ancak daha az satıyor. Alt kırılımlar bu tabloyu daha da netleştiriyor: Bu veriler, küresel talep zayıflaması ve bölgesel ticaret daralmalarının Türkiye’nin ihracat hacmini baskıladığını gösteriyor. Özellikle enerji ve yakıt kalemindeki sert düşüş, dış talep koşullarının yanı sıra fiyat oynaklığının da etkili olduğunu düşündürüyor. İTHALATTA DENGELİ AMA ZAYIF HAREKET İthalat tarafı ihracata kıyasla daha durağan bir görünüm sergiliyor. İthalat birim değer endeksi %5 artarken, ithalat miktar endeksi sadece %0,4 yükseldi. Bu durum, Türkiye’nin ithalatının fiyatlardan etkilenmeye devam ettiğini ancak talep tarafında güçlü bir genişleme olmadığını gösteriyor. Alt kalemlerde ise farklı eğilimler öne çıkıyor: Özellikle yakıt ithalatındaki düşüş, hem enerji fiyatlarının küresel ölçekteki değişimi hem de iç talepteki yavaşlamaya işaret ediyor olabilir. Buna karşılık imalat sanayi ithalatındaki artış, üretim süreçlerinin devam ettiğini ve ara malı talebinin sürdüğünü gösteriyor. DIŞ TİCARET HADLERİNDE BELİRGİN İYİLEŞME Şubat 2026’nın en olumlu göstergesi dış ticaret hadlerindeki yükseliş oldu. İhracat birim değer endeksinin ithalat birim değer endeksine oranı ile hesaplanan dış ticaret hadleri, 2025 Şubat’ta 86,4 iken 2026 Şubat’ta 92,7’ye yükseldi. Bu 6,3 puanlık artış, Türkiye’nin ihraç ettiği ürünlerin fiyat avantajının ithalata kıyasla güçlendiğini gösteriyor. Başka bir ifadeyle Türkiye, aynı miktarda ithalatı finanse etmek için daha az ihracat yapma durumuna doğru ilerliyor. Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Bu iyileşme sürdürülebilir mi, yoksa geçici fiyat hareketlerinin bir sonucu mu? SEKTÖREL GÖRÜNÜM: İMALAT ÖNE ÇIKIYOR, YAKIT GERİLİYOR Sektörel dağılım, dış ticaretin yapısal dönüşümünü net biçimde ortaya koyuyor. İmalat sanayi hem ihracat hem ithalat tarafında en dinamik alan olmaya devam ediyor. İhracatta %13,3’lük birim değer artışı, Türkiye’nin sanayi ürünlerinde fiyatlama gücünü koruduğunu gösteriyor. Buna karşılık yakıt kalemi hem ihracatta hem ithalatta zayıf bir performans sergiliyor. İhracatta miktar bazlı %35,6’lık sert düşüş, bu alandaki kırılganlığı artırıyor. Gıda ve hammaddelerde ise daha dengeli ama negatif ağırlıklı bir tablo söz konusu. Özellikle ihracat miktarındaki düşüş, üretim ve dış talep koşullarının birlikte baskı yarattığını düşündürüyor. MEVSİMSEL VERİLER: SINIRLI HAREKETLİLİK Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış verilere bakıldığında, dış ticaretin kısa vadede yatay bir seyir izlediği görülüyor. İhracat miktar endeksi şubat ayında 138,9’dan 138,8’e gerileyerek %0,1’lik sınırlı bir düşüş kaydetti. İthalat miktar endeksi ise %0,9 artarak 127,9’a yükseldi. Bu tablo, kısa vadede dış ticaret hacminde…