OCAK AYI DIŞ TİCARET İSTATİSTİKLERİ

Dışa bağımlılık, dış ticaret açığı vermenin temel nedenlerinden biridir. Bazı ürünleri ithal etmek zorunda olan ülkeler maksimum seviyede üretim yaparak ihracatını ithalatından daha yüksek rakamlara ulaştırmadığı sürece dış ticaret açığı vermekten kurtulmaları mümkün değildir. Yani dış ticaret açığını en aza indirgemek veya dış ticaret fazlası vermek ancak ve ancak üretimin artmasıyla mümkündür.

Ülkemiz de akaryakıt, enerji, doğalgaz gibi temel ihtiyaçlarımız bakımından dış ülkelere bağımlıdır ve bu ihtiyaçlarımız ithalat yoluyla tedarik edilmektedir. Bizim uzun yıllardan bu yana dış ticaret açığı vermemizin sebeplerinden biri de budur. Açığı kapatmak için üretim kaynaklarını en verimli şekilde kullanmak, üretimi teşvik edecek önlemleri almak, yabancı yatırımcıların ülkemizde yatırım yapması için koşulları oluşturmak, global pazarlarda söz sahibi olmak ve rekabet kriterlerine ayak uydurmak zorundayız. Bunun için ise millet olarak çok çalışarak çok üretim yapmak temel hedefimiz olmalıdır. Üretim yaparken kalitesiz, teknolojik olmayan vd. gibi ürünleri değil; yükte hafif pahada ağır, yüksek teknolojiye uygun, katma değeri yüksek ürünler üretmeliyiz ki uluslararası pazarlarda yerimizi alalım ve rekabet gücüne ulaşalım.

Günümüzde Çin büyük çapta ihracat yaparak dış ticaret fazlası vermektedir. Bunun sebebi her türlü ürünü üreterek yabancı ülkelere kolaylıkla satabilmesi ve uluslararası pazarlarda kendini kabul ettirmesidir. Merhum Turgut Özal döneminde yani 1980 li yıllarda ithalat yasağı kalkınca koşulları uygun olan işletmeler genellikle Çin başta olmak üzere her türlü ürünü ülkemize getirerek sattılar. Ancak getirilen ürünlerin çoğu kalitesiz ama fiyat rekabetine uygun olduğu için ülkemiz pazarında rağbet gördü. İthalat yasağının kalkması, yerli ürünlerin fiyatlarının astronomik seviyeye gelmesini önlemek için yapılmıştı ama ülkemizde neredeyse yerli sanayi diye bir üretim kalmamıştı. Çünkü bizim üretim işletmelerinin Çin den gelen ürünlerle fiyat açısından rekabet etmeleri mümkün değildi ve hepsi birer birer faaliyetlerine son vermek zorunda kaldılar. Örneğin o dönemde 64 tane asma kilit fabrikası kepenk indirmişti. Ülkemiz ithalat cenneti durumuna girerken paramız sürekli yurt dışına gittiğinden dış ticaret açığı doğal olarak devam etmekte idi.

Bugünkü hükümetin Eylül 2021 de Türkiye modeli diye adlandırdığı ekonomi modeli son derece olumludur. Ancak gidilen yolun yanlış olduğu sürekli olarak tartışma konusu oldu ve seçimden sonra görevlendirilen ekonomi yönetimi düşük faiz yüksek kur politikasından yumuşak geçiş yapılmasını öngördü. Türkiye modelinin amacı öncelikle ithalatı azaltarak yerli üretime önem vermek, üretim işletmelerine ucuz kredi vererek üretim maliyetlerini aşağı yönlü hareketlendirmek ve enflasyonu kontrol altına almaktı. Fakat uygulamada düşük faiz sanayiciye bir türlü ulaşmadı ve hatta faizler daha da yükseldiğinden kredi muslukları neredeyse kapandı. Bir üretim veya ticaret işletmesi, ürün gamını genişletmek, daha bölgesel Pazar payı yakalamak, ihracatı arttırmak için büyümek zorundadır ve büyümek için de global pazarın kabul ettiği ürünleri üretmek ve bunlar için doğal olarak makine ve teçhizat yatırımı yapmak durumundadır. İşte bu büyüme sırasında kaynak kullanmak son derece normaldir ve o kaynak, bankalardan sağlanan kredidir. Kullanılan kredi ne kadar uzun vade ve düşük maliyetli ise üretim kaynaklarına o kadar olumlu etkisi olacaktır.

Günümüz koşullarında politika faizi 8 ay değişmeyerek %50 de sabit kalmasından dolayı kredi faiz oranları %65-70 seviyelerine kadar yükselmişti. Kredi maliyetleri astronomik şekilde yükselince üretim maliyetlerine yansıdığı için bazı işletmeler üretimlerini azaltarak, bazıları da ürün gamını azaltarak bu dönemi geçirmek durumundadır. Dolayısıyla koşullar böyle olduğu için iflas ve konkordatolar artmıştır. Üretimde daralma ise ihracatın azalmasına, işsizliğin artmasına yol açmıştır. Bu bağlamda olayı irdelediğimizde ise faizlerin düşmesi gerekirdi ki ocak aralık ve ocak aylarında 250 şer baz puan olmak üzere %45 seviyelerine gerilemiştir.

Ancak aralık ve ocak aylarında enflasyonun da düşme eğilimine girmesiyle birlikte merkez bankası politika faizini 250 şer baz puan indirmek suretiyle %45 e düşürmüş oldu. Bu 5 puanlık düşme piyasalara olumlu yansıyacaktır ama yeterli değildir. Politika faizi ancak 35-40 seviyelerine indiği zaman iş dünyasında olumlu etkiler oluşturacağı kesindir. Ve enflasyonla birlikte önümüzdeki süreçte politika faizleri de düşecek ve üretim sektörüne yansıyacaktır.

Biz millet olarak üretmeden tüketen bir toplum durumundayız. Çünkü sadece bu iktidar döneminde değil uzun yıllardan bu yana dış ticaret açığı veriyoruz. İhracatımız yüksek seviyelerde ve son derece başarılı olmasına rağmen ithalat rakamlarını bir türlü aşamıyoruz ve sürekli döviz açığımız yani borçlanmamız oluşuyor. Bunu önlemek için ithal ikame ürünlerin üretimine önem vermeli, katma değeri yüksek, teknoloji ile uyumlu ürünler üreterek ihracatımızı arttırmalıyız.

Günümüzde üretimde kullanılan hammadde ve ara malların yüzde ellisinden fazlasını yurt dışından tedarik etmekteyiz. Yani bu ara mal ve hammaddeyi kendimiz üretemediğimizden dışarıya döviz ödeyerek ithalatını yapıyoruz. Bu tür ürünleri kendimiz üretmediğimiz sürece dış ticaret açığı vermekten kurtulamayacağımız aşikardır.

Yukarıda da bahsetmeye çalıştığım gibi dış ticaret açığının azalması hatta dış ticaret fazlası oluşması için merkez bankası rezervlerinin güçlü olması gerekir ve bu yeterli seviye çok ihracat az ithalat yaparak sağlanabilir. Ülkemizde çok kısa süre öncesine kadar yaklaşık -60 milyar dolar olan rezervlerimiz, günümüzde +167,5 milyar dolara kadar yükselmiştir. Yani dışardan para girişi, uygulanan sıkı para politikası sayesinde başlamıştır. Ancak bu girişler yatırımdan çok” carry trade” yoluyla gerçekleşmektedir. Carry trade en basit tanımıyla faiz oranı düşük bir ülkeden ülkemize para getirip TL ye çevirerek yüksek faizden nemalanıp ülkesine geri götürmektir. Bu sırada kendisi de para kazanacaktır. Bu yöntemle ülkemize yurt dışından gelen para bir müddet sonra geri gidecektir. Burada önemli olan üretim kaynaklarını artırmak suretiyle ihracatı yükseltmek suretiyle yurt dışından transfer sağlanmasıdır.

Döviz kurlarının yüksek olması ihracat işletmeleri için olumludur. Ancak kurlar ile enflasyon oranı paralel gittiğinden enflasyon yükselebilir. Sürekli olarak ihracatımızın yükselmesi gündeme geliyor ki başarıdır. Ancak ithalat miktarını da dikkate almak gerekir.

TÜİK tarafından kamuoyu ile paylaşılan OCAK ayı dış ticaret istatistiki bilgileri aşağıdaki gibidir.

Ocak ayında genel ticaret sistemine göre ihracat %5,8, ithalat %9,6 arttı

Türkiye İstatistik Kurumu ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle genel ticaret sistemi kapsamında üretilen geçici dış ticaret verilerine göre; ihracat 2025 yılı ocak ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre %5,8 artarak 21 milyar 165 milyon dolar, ithalat %9,6 artarak 28 milyar 703 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Ocak ayında enerji ürünleri ve altın hariç ihracat %5,0, ithalat %11,8 arttı                

Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ihracat, 2025 Ocak ayında %5,0 artarak 18 milyar 576 milyon dolardan, 19 milyar 508 milyon dolara yükseldi.

Ocak ayında enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ithalat %11,8 artarak 18 milyar 646 milyon dolardan, 20 milyar 845 milyon dolara yükseldi.

Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç dış ticaret açığı ocak ayında 1 milyar 336 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret hacmi %8,4 artarak 40 milyar 353 milyon dolar olarak gerçekleşti. Söz konusu ayda enerji ve altın hariç ihracatın ithalatı karşılama oranı %93,6 oldu.

Dış ticaret açığı ocak ayında %21,9 arttı

Ocak ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre %21,9 artarak 6 milyar 185 milyon dolardan, 7 milyar 538 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2024 Ocak ayında %76,4 iken, 2025 Ocak ayında %73,7’ye geriledi.

Ocak ayında imalat sanayinin toplam ihracattaki payı %93,4 oldu

Ekonomik faaliyetlere göre ihracatta, 2025 Ocak ayında imalat sanayinin payı %93,4, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı %4,5, madencilik ve taş ocakçılığı sektörünün payı %1,5 oldu.

Ocak ayında ara mallarının toplam ithalattaki payı %72,9 oldu

Geniş ekonomik gruplar sınıflamasına göre ithalatta, 2025 Ocak ayında ara mallarının payı %72,9, sermaye mallarının payı %13,0 ve tüketim mallarının payı %13,9 oldu

Ocak ayında en fazla ihracat yapılan ülke Almanya oldu

Ocak ayında ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 1 milyar 782 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 1 milyar 371 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 280 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 1 milyar 12 milyon dolar ile Birleşik Arap Emirlikleri, 979 milyon dolar ile Irak takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın %30,3’ünü oluşturdu.

İthalatta ilk sırayı Rusya Federasyonu aldı

İthalatta Rusya Federasyonu ilk sırayı aldı. Ocak ayında Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 4 milyar 399 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 4 milyar 86 milyon dolar ile Çin, 1 milyar 854 milyon dolar ile Almanya, 1 milyar 430 milyon dolar ile ABD, 950 milyon dolar ile İtalya izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın %44,3’ünü oluşturdu.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ihracat %0,4 arttı

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre; 2025 Ocak ayında bir önceki aya göre ihracat %0,4 artarken, ithalat %1,0 azaldı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise; 2025 yılı ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre ihracat %6,0, ithalat %9,6 arttı.

Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payı %3,4 oldu

Teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret verileri, ISIC Rev.4 sınıflaması içinde yer alan imalat sanayi ürünlerini kapsamaktadır. Ocak ayında ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı %93,4’tür. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı %3,4’tür.

Ocak ayında imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı %77,3’tür. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı %12,1’dir. 

Özel ticaret sistemine göre ihracat 2025 yılı ocak ayında 19 milyar 277 milyon dolar oldu

Özel ticaret sistemine göre, 2025 yılı ocak ayında, ihracat bir önceki yılın aynı ayına göre %7,5 artarak 19 milyar 277 milyon dolar, ithalat %8,6 artarak 26 milyar 932 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Ocak ayında dış ticaret açığı %11,3 artarak 6 milyar 876 milyon dolardan, 7 milyar 655 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2024 Ocak ayında %72,3 iken, 2025 Ocak ayında %71,6’ya geriledi.

AÇIKLAMALAR

Dış ticaret istatistikleri genel ticaret sistemi ve özel ticaret sistemi olmak üzere iki farklı ticaret sistemine göre hesaplanmaktadır. Genel ticaret sisteminde, bir ülkenin ekonomik alanına giren ve ekonomik alanından çıkan mallar kapsanmaktadır. Bu sistemde, ülkenin ekonomik alanını oluşturan serbest bölgeler, gümrük antrepoları ve serbest dolaşım alanına giren veya bu alanlardan çıkan mallar hesaplamalara katılmaktadır. Özel ticaret sisteminde ise, gümrük antrepoları ve serbest bölgeler istatistiklerde yer almamakta, sadece ülkenin serbest dolaşım alanına giren ve bu alandan çıkan mallar kapsanmaktadır.

Bu bağlamda, Türkiye İstatistik Kurumu ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle üretilen dış ticaret istatistiklerinin ödemeler dengesi ve ulusal hesaplar gibi ekonomik istatistiklerde yapılan revizyonlara uyumlu hale getirilmesi amacıyla, Ocak 2020’den itibaren ayrıntılı olarak genel ticaret sistemine göre yayımlanmaktadır. Özel ticaret sistemine göre dış ticaret istatistiklerine ise bülten ve ekinde özet olarak yer verilmektedir.

Kaynak: TÜİK

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

zozcivan@hotmail.com

  • Benzer Haberler

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ

    EKONOMİK KARAR ALMA SÜREÇLERİ Ekonomi çoğu insanın gözünde karmaşık rakamlar, grafikler ve televizyonda konuşan uzmanlardan ibaret gibi görünür. Oysa ekonomi dediğimiz şey aslında her gün verdiğimiz kararların toplamıdır. Sabah pazara giderken ne alacağımıza karar vermek de ekonomidir, bir fabrikanın yatırım yapması da devletin vergi artırması da. Çünkü ekonomik karar alma süreçleri, “eldeki sınırlı kaynaklarla en doğru tercihi yapma çabasıdır.” Bugün milyonlarca insan aynı sorularla karşı karşıya kalıyor:“Bu ay kredi çekmeli miyim?”“Ev almak mantıklı mı?”“Dolar yükselir mi?”“İş değiştirmeli miyim?”“Çocuğun eğitimine mi yatırım yapayım yoksa borç mu kapatayım?” Aslında ekonomi tam da bu soruların içinde yaşıyor. HAYATIN TAM ORTASINDAKİ EKONOMİ Ekonomik karar alma süreçleri sadece bakanlıkların ya da büyük şirketlerin işi değildir. Bir ev hanımı markette ürün seçerken de ekonomik karar verir. Bir öğrenci harçlığını harcarken de. Bir esnaf dükkânını açıp açmamaya karar verirken de. Çünkü herkesin ortak sorunu aynıdır: Kaynak sınırlıdır ama ihtiyaçlar sınırsızdır. Örneğin bir aile düşünelim. Evin geliri belli. Elektrik faturası var, kira var, çocukların masrafı var, mutfak gideri var. Aynı anda her isteği karşılamak mümkün olmayınca öncelik sırası belirlenir. İşte ekonomik karar alma süreci tam olarak burada başlar. Bazı aileler tasarrufu seçer. Bazıları borçlanır. Bazıları harcamayı kısar. Bazıları ek iş arar. Her tercih başka bir sonucu beraberinde getirir. Ekonomi aslında tercihlerin bilimidir. İNSAN HER ZAMAN MANTIKLI KARAR VERİR Mİ? Kitaplarda insanlar çoğu zaman “rasyonel” yani mantıklı kabul edilir. Ama gerçek hayat pek öyle değildir. İnsan sadece cebiyle değil, duygularıyla da karar verir. Mesela markete “sadece ekmek alacağım” diye girip poşeti doldurarak çıkmak oldukça yaygındır. Çünkü reklamlar, kampanyalar ve psikolojik etkiler kararlarımızı değiştirir. Ekonomide buna “davranışsal ekonomi” denir. İnsan bazen korkuyla hareket eder. Bazen sürü psikolojisine kapılır. Bazen geleceği düşünmeden anlık karar verir. Özellikle kriz dönemlerinde bu durum daha belirgin hale gelir. Bir ülkede insanlar ekonomiye güvenmiyorsa dövize yönelir. Bankaya güvenmiyorsa parasını evde tutar. Fiyatlar sürekli artıyorsa insanlar ihtiyaçları olmasa bile alışveriş yapmaya başlar. Çünkü “yarın daha pahalı olur” düşüncesi davranışları değiştirir. Yani ekonomik kararlar sadece matematik değildir. Güven, beklenti ve psikoloji de işin içindedir. ŞİRKETLER NASIL KARAR ALIYOR? Ekonomik karar alma süreçlerinin önemli bir bölümü şirketlerde yaşanır. Bir fabrikanın yatırım yapıp yapmayacağı, yeni işçi alıp almayacağı ya da üretimi azaltıp azaltmayacağı ülke ekonomisini doğrudan etkiler. Şirketler karar verirken birçok unsura bakar: Örneğin faizlerin çok yükseldiği bir ortamda yatırım yapmak zorlaşır. Çünkü kredi maliyeti artar. Döviz kuru aşırı oynaksa ithalat yapan şirket önünü göremez. Elektrik fiyatları hızla yükselirse üretim maliyetleri artar. Bu nedenle şirketler sadece bugünü değil, geleceği de hesaplamaya çalışır. Fakat ekonomide geleceği kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu yüzden ekonomik kararların içinde her zaman risk vardır. DEVLETLERİN VERDİĞİ KARARLAR NEDEN ÖNEMLİ? Ekonomik karar alma süreçlerinin en büyük aktörlerinden biri devlettir. Çünkü devletin aldığı kararlar doğrudan halkın hayatını etkiler. Vergi artışı olduğunda fiyatlar değişir.Faiz indirildiğinde kredi piyasası hareketlenir.Asgari ücret yükseldiğinde milyonlarca kişinin geliri değişir.Akaryakıt zamları ulaşımdan gıdaya kadar her alanı etkiler. Devletler ekonomik karar alırken genellikle üç temel hedef arasında denge kurmaya çalışır: Ancak bu hedeflerin hepsini aynı anda yönetmek kolay değildir. Örneğin ekonomiyi canlandırmak için piyasaya fazla para verilirse enflasyon yükselebilir. Enflasyonu düşürmek için faiz artırılırsa bu kez yatırımlar yavaşlayabilir. Yani ekonomi çoğu zaman “zor tercihler” alanıdır. Bu nedenle ekonomi yönetimi bazen toplumun hoşuna gitmeyen kararlar almak zorunda kalabilir. Ama burada önemli olan şey, alınan kararların tutarlı, anlaşılır…

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR

    BANKALARDA PARA BÜYÜYOR, KREDİDE TEMKİNLİ HAREKET SÜRÜYOR Türkiye ekonomisinin nabzını tutan göstergelerden biri de Merkez Bankası’nın her hafta açıkladığı Para ve Banka İstatistikleri. 31 Temmuz 2026 haftasına ilişkin veriler; vatandaşın bankalardaki parasını, döviz tercihlerini, kredi kullanımını ve bankacılık sistemindeki genel hareketliliği anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Haftalık veriler yalnızca bankacıların ya da ekonomistlerin takip edeceği rakamlardan oluşmuyor. Çünkü bankalardaki mevduatın büyüklüğü, kredi hacminin seyri ve vatandaşın TL veya döviz tercihleri doğrudan günlük hayatımıza yansıyor. Mevduat artıyorsa toplumun elinde bankacılık sistemi içinde tutulan para büyüyor; kredi artıyorsa borçlanma ve harcama kapasitesi genişliyor. Tersi durumda ise hem vatandaşın hem de işletmelerin daha temkinli davrandığı anlaşılabiliyor. MEVDUATTA TRİLYONLARIN HAREKETİ Temmuz ayının son haftasında bankacılık sistemindeki para hareketliliği yüksek seviyesini korudu. Önceki haftalarda da toplam mevduatta önemli artışlar görülmüştü. 10 Temmuz haftasında toplam mevduat 31 trilyon 458 milyar TL’ye, 17 Temmuz haftasında ise 31 trilyon 909,6 milyar TL’ye kadar yükselmişti. Bu rakamların büyüklüğü ilk bakışta anlaşılması zor olabilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bankacılık sisteminde trilyonlarca liralık bir tasarruf havuzu bulunuyor. Bu paranın önemli bir bölümü vatandaşların, şirketlerin ve diğer ekonomik aktörlerin bankalardaki hesaplarında tutuluyor. 17 Temmuz haftasında toplam mevduattaki 451,5 milyar liralık artışın dikkat çekici olması, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin parasını bankada tutmayı tercih ettiğini gösteren önemli bir işaret olarak değerlendirilebilir. Aynı hafta TL mevduat 17 trilyon 639,8 milyar liraya, yabancı para mevduat ise 10 trilyon 320,6 milyar liraya ulaşmıştı. Burada vatandaş açısından kritik soru şu: Bankada para birikiyor ama bu para ekonomiye ne ölçüde kredi olarak dönüyor? KREDİLERDE VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ ÖNEMLİ Bankacılık sistemindeki ikinci büyük başlık krediler. 17 Temmuz haftasında bankacılık sektörünün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dahil toplam kredi hacmi 26 trilyon 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmişti. Aynı hafta tüketici kredileri 6 trilyon 591,6 milyar TL seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin içinde konut, taşıt, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları bulunuyor. Rakamların dağılımına bakıldığında özellikle ihtiyaç kredileri ile kredi kartlarının vatandaşın finansman ihtiyacında önemli yer tuttuğu görülüyor. 17 Temmuz haftasında tüketici kredilerinin 807,4 milyar TL’si konut, 41,3 milyar TL’si taşıt, 2 trilyon 515,2 milyar TL’si ihtiyaç kredisi ve 3 trilyon 227,7 milyar TL’si bireysel kredi kartlarından oluştu. Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşın borçlanmasında kredi kartlarının payı oldukça yüksek. Günlük yaşam giderlerinin karşılanmasında kredi kartlarının daha fazla kullanılması, gelir ile gider arasındaki makasın açıldığı dönemlerde aile bütçesi açısından risk oluşturabiliyor. Çünkü kredi kartı bugün harcamayı kolaylaştırıyor, ancak borç gelecek ayın bütçesinden ödeniyor. DÖVİZ HESAPLARI DA YAKINDAN İZLENİYOR Haftalık istatistiklerde dikkat çeken bir başka konu da yabancı para mevduatları. 17 Temmuz haftasında bankalarda bulunan toplam yabancı para mevduatı 259,2 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun 220,1 milyar doları yurt içinde yerleşiklerin hesaplarında bulunuyordu. Parite etkisinden arındırılmış hesaplamada ise yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında haftalık 5,259 milyar dolarlık artış görülmüştü. Bu gelişme, vatandaşın tasarruf kararlarında dövizin hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak burada yalnızca “vatandaş dövize yöneldi” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Kur hareketleri, faiz oranları, enflasyon beklentileri ve ekonomik belirsizlikler birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim aynı dönemde TL mevduat da güçlü şekilde büyümeye devam ediyordu. YÜKSEK FAİZİN İKİ FARKLI YÜZÜ VAR Yüksek faiz ortamının ekonomide iki farklı etkisi bulunuyor. Bir tarafta tasarruf sahibini bankada para tutmaya teşvik ediyor. Vatandaş, parasını harcamak yerine faiz getirisi elde etmek isteyebiliyor. Bu durum tüketimi sınırlayarak enflasyonla…