TİCARİ AHLAK

Son yıllarda yaşadığımız ekonomik olumsuzluklar, alım gücünün giderek azalması, geçim sıkıntısının çoğalması ister istemez TİCARİ AHLAK kavramını bir kez daha öne çıkarmaktadır. En basit tanımıyla ticari ahlak yalan söylememek, bir ürünü ederinden fazlaya satmamak veya kalitesini olduğundan fazla göstermemek, satılan ürünün arkasında durmak, devlete kazancı oranında yasalar çerçevesinde vergisini tam ve zamanında ödemek olarak tanımlanabilir.

Günümüzde yazılı ve görsel basında sık sık yerini alan ticari ahlak kurallarına uymayan, bazı konuları kendi yararına fırsata çeviren birtakım işletmelerden bahsetmek mümkündür. Özellikle marketlerde eksik gramajlı ürünler, kullanım ömrü bitmiş veya çok az zaman kalmış yiyecek ve içecekler, fahiş fiyatla satış faaliyetleri bunlara örnek olabilir. Bunların önüne geçebilmek için hükümetin yetkili kurulları denetimlerini sıklaştırmaları ve yüksek ceza uygulamalarına rağmen maalesef bazı satıcı kesimler tarafından devam etmektedir.

Ticari ahlak sadece yukarıdaki saymaya çalıştıklarımla sınırlı değildir. Örneğin bir taksi şoförünün müşterisinden fazla para almak için yolu uzatması, doğal afetlerde gereğinden fazla para talep etmesi; enflasyonist ortamlarda fiyat algısının fırsatçılığa çevrilmesi, bazı dönemlerde tedarik sıkıntısı çekilen ürünlerin fiyatlarının yükseltilmesi, gene doğal afetlerde bazı iyi niyetli ve duyarlı vatandaşlarımızın veya devlet yardımlarının yerine ulaştırılmaması gibi örnekler sayılabilir.

Ticari ahlak kurallarının benzeri konuları ticaret kanunumuzda HAKSIZ REKABET olarak yerini almıştır. Kayıt dışı işlem veya işlemler yapmak, rakipleri kötülemek, satılan veya üretilen ürünü olduğundan farklı kalitede sunmak, gene üretilen ürünlerde ucuz ve kalitesiz hammadde kullanarak ürün kalitesini düşürmek veya kullanım ömrünü normalden aza indirmek, müşteriye verilen sözleri yerine getirmemek, bir müşteriden duyduğunu diğerine iletmek, bir firmanın maddi durumunu olduğundan kötü olarak bahsetmek,tyedarik,tahsilat veya ödeme kurallarını kendi lehine çevirmek gibi hem insanlığa hem de ticari ahlak kurallarına sığmayan davranışlar sergilemek hukuk ve ahlak dışı davranışlardır.

Ticari ahlak veya iş ahlakı tüm piyasa mensupları için geçerlidir. İşçi olarak çalıştığı işletmenin menfaatlerini gözetmek, firma ile ilgili bilgileri rakipler başta olmak üzere dışarıya sızdırmak, üretim kalitesinde işletmeye zarar verebilecek işlem yapmak, iş arkadaşlarıyla iyi geçinmek, üslerinin emirlerini harfiyen yerine getirmek, mesai saatlerine uymak ticari ahlak kurallarından bazılarıdır ve bunlara tamamen uyum sağlanması gerekir.

Aynı şekilde patronların işçi haklarını korumamak, onlara emeklerinin karşılığını vermemek, yasalarımızda belirtilen mesai saatleri dışında ücret ödemeden çalıştırmak, kıdem ve ihbar tazminatını eksik veya zamanında ödememek, işçinin kapasitesinin üstünde görev yüklemek, kayıt dışı işlem yapmak, devlete kazancı oranında yasalara uygun olarak ve zamanında vergi ödememek gibi işlemler de ticari ahlak kuralları ile bağdaşmaz

Günümüzde ticari ahlak kurallarına maalesef tam olarak uyulduğunun söylemek mümkün değildir. Ancak dürüst, işine ve müşterisine saygılı, fırsatçılığı menfaat olarak görmeyen birçok iş insanımızın olduğunu da unutmamamız gerekir. Daha da ötesi doğal afetlerde bölgelere yardım gönderen, tahsil hayatı boyunca özellikle yüksek öğrenim gören öğrencilere karşılıksız burs veren, vergisini tam ve zamanında ödeyen, hayır yapmak için okul, cami, sağlık ocağı yaptıran çok değerli iş adamlarımıza da şükranlarımızı sunar böyle girişimlerin çoğalmasını dileriz.

Bunların yanında bazı marketlerdeki aynı ürün, aynı gramaj, aynı marka olduğu halde arada önemli ölçüde fiyat farkı olduğunu maalesef üzülerek izlemekteyiz. Artık yaşadığımız olumsuz ekonomik koşullardan dolayı tüketici olarak hepimiz bilince sahibiz ve araştırma yapmadan ürün almak istemiyoruz.

Son yaşadığımız Bolu Kartalkaya’da yangın faciasında hepimizin bildiği üzere 78 canımızı kaybettik ve bunların neredeyse yarısı çocuk yaştadır. Ancak otelde yasal olarak alınması gereken yangın tedbirlerinin alınmadığı ortadadır. Biz zaten millet olarak bir olay yaşamadan önlem almayım aklımızdan geçirmeyiz. Deprem olur deprem önlemleri, yangın olur yangın önlemleri, su baskını olur bununla ilgili önlemleri almaya çalışırız. Hâlbuki bu ve buna benzer durumlar için alınması gereken önlemler her olaydan sonra gerek yazılı gerek görsel basında kısa süre boyunca tüm detaylarıyla konuşulur, anlatılır, tartışılır ve bir dahaki olaya kadar unutulur gider. Ancak bu tür işletmeler yasalarda belirtilen kurallar için uygulama yapsa hem ticari ahlak kurallarına uyum sağlamış olur hem de olası bir facianın önüne geçerek belki de yaşanan can kayıpları yaşanmamış olabilir. Bolu da yaşanan faciadan sonra yukarıda bahsetmeye çalıştığım gibi yangın önlemlerini ön plana çıkarmıştır. Otellerde, iş merkezlerinde, hastanelerde, okullarda, apartmanlarda önlem alımının çoğalması sebebiyle yangın tüplerinin fiyatlarının yükseltilmesi ticari ahlak kuralları dışında bir uygulamadır. Daha da ötesi tam bir fırsatçılık örneğidir.

Hükümetin ticari ahlak krallarına uymayan işletmeler hakkında cezai işlem yaptığını yukarıda belirtmiştim. Ancak şahsi kanaatim verilen para cezaları yeterli değildir ve işyeri kapatmaya kadar caydırıcı uygulama yapılmalıdır

Kaynak: Sanayi Haber Ajansı

  • Benzer Haberler

    TARIMDA GİRDİ BAĞIMLILIĞI

    TARIMDA GİRDİ BAĞIMLILIĞI Tarım sektörü, gıda güvenliğinin temelini oluşturan stratejik alanlardan biridir. Ancak son yıllarda birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de tarımın en önemli sorunlarından biri giderek artan girdi bağımlılığıdır. Tohumdan gübreye, enerjiden yeme kadar üretimin pek çok aşamasında dışa bağımlı bir yapı oluşması hem üreticilerin maliyetlerini artırmakta hem de gıda fiyatlarını doğrudan etkilemektedir. Bu durum, yalnızca çiftçilerin değil, aynı zamanda tüketicilerin ve genel ekonominin de kırılganlığını artıran bir faktör haline gelmiştir. Tarımda girdi bağımlılığı, basit bir maliyet sorunu olmanın ötesinde stratejik bir mesele olarak görülmelidir. Çünkü tarımsal üretim, sanayiden farklı olarak doğrudan doğa koşullarına ve uzun üretim döngülerine bağlıdır. Bir ülkede tarım girdilerinin önemli bir kısmı ithal ediliyorsa, küresel piyasalardaki dalgalanmalar doğrudan üretim kararlarını etkileyebilir. Özellikle son yıllarda dünya genelinde yaşanan enerji fiyatı artışları, tedarik zinciri sorunları ve jeopolitik gerilimler, tarımda girdi bağımlılığının ne kadar kritik bir risk olduğunu açık biçimde göstermiştir. Türkiye’de tarım sektöründe en çok tartışılan konulardan biri gübre fiyatlarıdır. Gübre üretimi büyük ölçüde enerji maliyetlerine bağlıdır ve doğalgaz fiyatlarındaki artışlar gübre fiyatlarını hızla yukarı çekmektedir. Bu durum, çiftçilerin gübre kullanımını azaltmasına ve dolayısıyla verimin düşmesine yol açabilmektedir. Verim düşüşü ise kısa vadede üretim miktarını azaltırken uzun vadede gıda enflasyonunu artıran bir etki yaratır. Tarım ekonomisinde bu tür zincirleme etkiler oldukça yaygındır. Bir diğer önemli girdi ise tohumdur. Türkiye’de bazı ürünlerde yerli tohum üretimi gelişmiş olsa da özellikle yüksek verimli hibrit tohumlarda dışa bağımlılık devam etmektedir. Küresel tarım şirketlerinin hâkim olduğu bu alanda fiyatların döviz kuruna bağlı olarak değişmesi, üreticinin planlama yapmasını zorlaştırmaktadır. Çiftçiler çoğu zaman sezon başında maliyetlerini öngörmekte güçlük çekmekte ve bu belirsizlik üretim kararlarını doğrudan etkilemektedir. Tarımda enerji maliyetleri de girdi bağımlılığının önemli bir boyutudur. Sulama sistemleri, seracılık faaliyetleri ve tarımsal mekanizasyon büyük ölçüde akaryakıt ve elektrik kullanımına bağlıdır. Enerji fiyatlarındaki artış, özellikle sulama yapılan bölgelerde üretim maliyetlerini ciddi biçimde yükseltmektedir. Bu durum bazı çiftçilerin üretimden çekilmesine ya da ekim alanlarını daraltmasına yol açabilmektedir. Uluslararası kuruluşların raporları da bu soruna dikkat çekmektedir. Örneğin, küresel tarım piyasalarına ilişkin analizler yayımlayan Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), son yıllarda birçok ülkede tarımsal üretimin artan girdi maliyetleri nedeniyle baskı altında olduğunu vurgulamaktadır. Aynı şekilde küresel kalkınma ve ekonomik analizler yapan Dünya Bankası da gıda üretiminde sürdürülebilirlik için yerli üretim kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmektedir. Türkiye özelinde değerlendirildiğinde, tarımda girdi bağımlılığı meselesi verilerle de kendini göstermektedir. Tarım sektörüne ilişkin resmi istatistikleri yayımlayan Türkiye İstatistik Kurumu verileri incelendiğinde, üretici fiyatları ile girdi maliyetleri arasındaki farkın zaman zaman hızla açıldığı görülmektedir. Bu durum çiftçinin kârlılığını azaltmakta ve tarımın cazibesini düşürmektedir. Özellikle genç nüfusun tarımdan uzaklaşmasının arkasında da bu ekonomik gerçeklik bulunmaktadır. Bu noktada tarım politikalarının yeniden düşünülmesi gerektiği açıktır. Uzmanlar, tarımda girdi bağımlılığını azaltmanın birkaç temel yolu olduğunu ifade ediyor. Bunlardan ilki yerli üretim kapasitesinin artırılmasıdır. Gübre, tohum ve tarım makineleri gibi kritik alanlarda yerli üretimin teşvik edilmesi, uzun vadede maliyetlerin daha öngörülebilir hale gelmesini sağlayabilir. İkinci olarak, çiftçilere yönelik destek politikalarının daha hedefli ve veri temelli bir yapıya kavuşturulması önem taşımaktadır. Tarım politikalarının uygulanmasında kamu kurumlarının rolü de kritik önemdedir. Türkiye’de tarım politikalarının koordinasyonundan sorumlu olan Tarım ve Orman Bakanlığı, son yıllarda sözleşmeli üretim, dijital tarım uygulamaları ve destek programları gibi çeşitli adımlar atmaktadır. Ancak sektör temsilcileri, bu politikaların daha uzun vadeli ve istikrarlı bir çerçevede uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır.…

    ÜLKELERİN MİSİLLEME ÖNLEMLERİ

    ÜLKELERİN MİSİLLEME ÖNLEMLERİ Uluslararası ilişkiler tarihinde ülkeler arasındaki rekabet yalnızca diplomatik söylemlerle sınırlı kalmamış, çoğu zaman ekonomik ve ticari araçlarla da şekillenmiştir. Günümüzde küreselleşmenin derinleşmesiyle birlikte devletler arasındaki ilişkiler çok daha karmaşık bir hal almış; ekonomik yaptırımlar, ticaret kısıtlamaları ve gümrük vergileri gibi araçlar uluslararası politikanın önemli enstrümanları haline gelmiştir. Bu bağlamda “misilleme önlemleri”, bir ülkenin başka bir ülkenin aldığı ekonomik veya siyasi kararlara karşılık olarak uyguladığı karşı tedbirleri ifade etmektedir. Misilleme, çoğu zaman ticaret politikalarında karşımıza çıksa da enerji, teknoloji, finans ve diplomasi gibi birçok alanda etkisini göstermektedir. Misilleme önlemleri genellikle bir ülkenin uyguladığı yaptırım veya ticari kısıtlamaya karşılık olarak ortaya çıkar. Örneğin bir ülke başka bir ülkenin ürünlerine yüksek gümrük vergisi getirdiğinde, karşı taraf da benzer bir vergi uygulamasıyla yanıt verebilir. Bu durum uluslararası ticarette “ticaret savaşı” olarak adlandırılan süreçlerin başlangıcı olabilir. Tarihsel olarak bakıldığında misilleme politikaları yeni bir olgu değildir; ancak günümüz dünyasında küresel ekonominin birbirine daha fazla bağlı olması bu tür adımların etkisini çok daha geniş bir alana yaymaktadır. Ekonomik misilleme önlemlerinin en yaygın biçimi gümrük vergileridir. Bir ülke kendi üreticisini korumak amacıyla belirli ürünlere yüksek vergi koyduğunda, karşı ülke de aynı yöntemi uygulayarak denge kurmaya çalışır. Bunun yanı sıra ithalat kotaları, teknik standartlar, lisans zorunlulukları ve çeşitli bürokratik engeller de misilleme araçları arasında yer alır. Bu tür uygulamalar doğrudan ticaret hacmini etkileyerek hem üreticiler hem de tüketiciler üzerinde önemli sonuçlar doğurabilir. Misilleme politikalarının bir diğer boyutu finansal yaptırımlardır. Özellikle son yıllarda uluslararası sistemde finansal araçların dış politika unsuru olarak kullanıldığı görülmektedir. Bankacılık işlemlerinin kısıtlanması, belirli şirketlerin kara listeye alınması veya yatırım akışlarının sınırlandırılması gibi adımlar, ekonomik baskı oluşturmanın farklı yöntemleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tür uygulamalar yalnızca hedef ülkeyi değil, aynı zamanda küresel finans sistemini de etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir. Enerji politikaları da misilleme stratejilerinin önemli bir parçası haline gelmiştir. Enerji kaynaklarına sahip ülkeler, doğal gaz veya petrol arzını sınırlayarak karşı taraf üzerinde ekonomik baskı kurabilir. Enerjiye bağımlı ülkeler için bu tür hamleler ciddi ekonomik riskler doğururken, enerji ihracatçısı ülkeler açısından da gelir kaybı gibi sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle enerji alanındaki misilleme politikaları çoğu zaman iki taraf için de maliyetli bir süreç anlamına gelir. Misilleme önlemlerinin teknoloji ve sanayi politikalarında da giderek daha fazla kullanıldığı görülmektedir. Özellikle stratejik sektörlerde faaliyet gösteren şirketlere yönelik ihracat kısıtlamaları, lisans iptalleri veya yatırım yasakları son yıllarda sıkça gündeme gelmektedir. Yüksek teknoloji ürünleri, yarı iletkenler, yapay zekâ ve savunma sanayi gibi alanlarda uygulanan bu tür kısıtlamalar, ülkeler arasındaki rekabetin ekonomik boyutunu daha da derinleştirmektedir. Ancak misilleme önlemleri yalnızca ekonomik araçlarla sınırlı değildir. Diplomatik ilişkilerin sınırlandırılması, büyükelçilerin geri çağrılması veya uluslararası platformlarda siyasi baskı oluşturulması da misillemenin farklı biçimleri arasında sayılabilir. Bu tür adımlar çoğu zaman sembolik görünse de uluslararası ilişkilerde ciddi mesajlar içermektedir. Misilleme politikalarının en önemli sonuçlarından biri küresel ticaret sisteminde belirsizlik yaratmasıdır. Ülkeler arasındaki karşılıklı yaptırımlar ticaret akışını sekteye uğratabilir, yatırım kararlarını geciktirebilir ve küresel büyümeyi olumsuz etkileyebilir. Özellikle tedarik zincirlerinin karmaşık hale geldiği günümüz ekonomisinde bu tür gelişmeler yalnızca ilgili ülkeleri değil, çok sayıda üçüncü ülkeyi de etkileyebilir. Ekonomistler misilleme politikalarının kısa vadede siyasi amaçlara hizmet edebilse de uzun vadede ekonomik maliyetler doğurabileceğini vurgulamaktadır. Gümrük vergilerinin artması tüketici fiyatlarını yükseltebilir, üretim maliyetlerini artırabilir ve küresel ticaret hacmini daraltabilir. Bu nedenle birçok ülke uluslararası anlaşmalar ve çok taraflı ticaret…